
Bu Black Friday’de kendine yatırım yap! Cambly’de yılın EN BÜYÜK indirimini yakala: 12 ayda %60 indirim ve ayda 299 TL’den başlayan fiyatlar için kodumu kullan. Bugün İngilizce yolculuğuna başla! İncelemek için tıklayınız. KOD: BF25ORTAMLARDA
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir
Transkript
Campbell'i Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün son dönemlerde çok sık duyduğumuz bir şeyden bahsedeceğim.
Vogue kültüründen bahsedeceğiz arkadaşlar bu bölümde.
Tarihine bakacağız, hakkındaki tartışmalara, yaratmış olduğu etkilere bakacağız.
Biraz güncel sosyoloji konuşalım istedim.
Ortamlarda çok konuşulan bir konu, son dönemlerde yabancı kalmayalım dedim.
Şimdi arkadaşlar, olabildiğince sade anlatmaya çalışacağım.
Vogue kavramının kökenine baktığımız zaman Afro-Amerikan topluluklara dayanıyor.
Yani Afrika kökenli olup ABD vatandaşı olan ve orada yaşayan insanlara dayanıyor siyahiler.
Bu insanlar biliyorsunuz ki 16.
yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında Afrika'dan Amerika'ya köle olarak getirilen siyahi insanlar, Afro-Amerikanlar.
Zamanla bu topluluk kendi kültürünü, kendi müziğini dilini, sanatsal ifade biçimlerini geliştirdi.
Hip hop, jazz, blues hatta kanalımda Bob Marley bölümü var.
Orada da bu müziklerin kökenine böyle ufaktan değinmiştim.
İnsanlar bazen şey diye düşünüyor hani Bob Marley mi?
Ben hiç dinlemiyorum. Hani müziğini de sevmiyorum.
Niye o bölümü dinleyeyim falan diye düşünüyorlar.
Halbuki ben o bölümde işte dini inançtan bahsediyorum.
Tarihi şeylerden bir sürü şeyden bahsediyorum.
Yani bir insanın hayatını dinlemiyorsunuz sadece.
Onu da belirtmek isterim.
Dediğim gibi işte bu müziklerin kökeninde hip-hop dedik jazz, blues ve pek çok müzik türünün kökeninde Afro-Amerikan kültürü var arkadaşlar.
Eskiden bu insanlara negro deniyordu hatırlarsınız.
Hatta hala zenci diyenler var.
Maalesef aşağılayıcı tanımlar bunlar.
Zamanla hatta şu anda Afro Amerikan denilmeye başlandı.
Neden? Çünkü bunun daha saygılı bir ifade olduğu düşünülüyor.
Neden bunları anlatıyorsun Merve diyorsanız?
Şimdi arkadaşlar şu an ben size Afro Amerikan hareketi olan Vogue kültürünün kökünden bahsediyorum.
O yüzden buralara gireceğiz.
Neden? Çünkü walk kavramı ilk olarak Afro-Amerikan toplumunun içinde yani siyahilerin içinde gelişen bir şey.
Irkçılığa, adaletsizliğe karşı bir uyanık olma çağrısı, bir farkındalık çağrısı olarak ortaya çıkmış bir şey.
İngilizce'de uyanık fiilinin işte argo çekimi.
Walk, stay walk yani uyanık kal.
Peki nereden çıkmış?
Şimdi arkadaşlar 1931 yılında Alabama'da Scottsboro olayı olarak bilinen bir olay yaşanıyor.
Alabama'nın bir kasabası Scottsboro kasabası.
Olay da şöyle 9 Afro Amerikan genç 2 beyaz kadına cinsel saldırıda bulunma iddiasıyla suçlanıyor.
Bu arada hiçbir somut delil yok.
Beyaz bir jüri tarafından hızla mahkum ediliyor bu 9 Afro Amerikan genç.
Trende bir kavga çıkıyor işte kadınlar da bu adamlara iftira atıyorlar.
Olay bu. Dediğim gibi beyazlardan oluşan bir jüri heyeti var ve 8 genci bakın somut bir delil olmadan idam cezasına çarptırıyorlar.
Sonra bu kadınlardan biri ifadesini geri çekiyor ve bu gençlerin tamamen masum olduğunu söylüyor.
Bu arada tıbbi incelemeler yapılıyor ve bu incelemelerde hiçbir saldırı izine, cinsel saldırı izine rastlanmıyor.
Yani gerçekten yalan bu.
Düşünün ve bu gençler bir yalan yüzünden idam edilecekti.
Beyaz jüri tarafından ve 9 sanıktan 4'ünün suçlaması düşürülüyor.
5 genç 75 yıldan ölüme kadar değişen cezalar alıyorlar ve suçsuz yere yıllarca hapis yatıyorlar.
Bu arada arkadaşlar aklıma gelmişken malum platformda bir belgesel dizi vardı.
Hala duruyor mu? bilmiyorum ama When They See Us diye bir belgesel.
Mutlaka izleyin. Çok etkileyici ve konusu tam bu anlattığım olaya benziyor.
1989 yılında Central Park'ta yaşanan bir saldırı ve bu saldırıdan sorumlu tutulan suçsuz yere yargılanan 5 tane siyahi gencin hikayesi arkadaşlar.
Bu When They See Us.
Mutlaka izleyin. Bu Scott Spro olayında da şöyle bir şey oluyor.
2013 yılında yani bu olaydan yaklaşık 82 yıl sonra Alabama eyaleti resmi Kesmen özür diledi bu 9 gençten ve tamamı ölümünden sonra affedildi.
Yani sistem zaten onları yaşarken ölüme mahkum etti gördüğünüz gibi.
Ve o adaletsizlik öldürdü aslında onları.
Sen bu saatten sonra özür dilesen ne olur değil mi?
Neyse bu olaydan sonra arkadaşlar tabi baya bir sansasyon oluyor ve 1930'larda siyahi sanatçı Woody Willem Ledbelly diye bir şarkı yapıyor.
Protesto şarkısı bu olaya ithafen ve orada Stay Walk ifadesini kullandığını görüyoruz.
Yani siyahilere şöyle sesleniyor bu şarkıda.
Dikkatli olun diyor, uyanık olun, en iyisi diyor gözlerinizi açık tutmak.
1960'lara geldiğimizde artık sivil haklar hareketi yükselişe geçiyor ve yine bu terimin benzer anlamlarda kullanıldığını görüyoruz.
Ve yine siyahilerin Amerika'da maruz kalmış oldukları o sistematik ayrımcılığa karşı bilinçlenmeyi sembolize ediyor Stay Vogue.
1962'ye baktığımız zaman da New York Times'da bir makale yayınlanıyor arkadaşlar.
Önemli bir makale çünkü bu Vogue teriminin siyahi hakları mücadelesindeki en erken kullanımlarından biri olarak kabul ediliyor.
Yani Vogue söylemenin atalarından diyebiliriz.
Ne anlatıyor Merve bu makale derseniz genel olarak işte Afro Amerikan olanlara yönelik bir bilinç çağrısı.
Sistemi tanıyın, haklarınızı bilin, uyanık olun, sosyal sistemdeki oyunları görün.
Yani kısaca hak, hukuk.
Adalet diyor arkadaşlar. Temelinde bu var.
Şu an Vogue kültürünün bununla ne alakası var diyorsanız, kaldı mı bir alakası diyorsanız hiç zannetmiyorum.
Mevzu çok başka yerlere geldi.
Ana bağlamından koptu bence geleceğiz oralara.
Önce bir kökünü anlayalım.
Yine detaylarda boğuluyorum.
Şimdi arkadaşlar. Ne diyorduk?
Şimdi 20. yüzyılda baktığımız zaman walk kelimesi çok yaygın değil ama 2000'li yıllarda yeniden böyle bir parlamaya başlıyor.
2008'de Amerikalı şarkıcı Eriko Badu'nun Master Teacher parçasında I stay walk yani ayık kalıyorum farkındayım diyor.
Yeniden böyle bir popüler oluyor.
Ama bu söz artık böyle sadece bir uyanıklık değil.
Dünyada olup biten o adaletsizliklerin, o ayrımcılığın farkında olma anlamına gelmeye başlıyor.
2014'te Ferguson olayları patlıyor arkadaşlar.
Amerika'da... Michael Brown adında bir siyahi genç silahsız olmasına rağmen polis tarafından hayatına son veriliyor.
Ve bu olay çok büyük bir isyan başlatıyor.
İşte o dönemde sokaklarda, duvarlarda, sosyal medyada herkesin ağzında aynı slogan var.
They walk arkadaşlar. Ve bu olaylardan doğan Black Lives Matter hareketi yani siyah hayatlar değerlidir hareketi walk kavramını tamamen sahipleniyor.
Bu hareket 2012 yılında Trayvon Martin adındaki siyahi bir gencin öldürülmesi ve failin beraat etmesi üzerine başlamıştı.
Bu olaydan sonra siyahi aktivist Alicia Garza'nın yazmış olduğu Black Lives Matter yani siyah hayatlar değerlidir sözü bir slogana dönüştü arkadaşlar.
Sonra işte bu olaylar devam etti.
2013-2014 siyahilerin bu şekilde hayatlarının son bulması bu Stay Vogue sloganını iyice popülerleştirdi.
Polis şiddeti, sistematik ırkçılığı...
Bunlara karşı bir uyanış, bir mücadele çağrısının sloganına dönüştü Stay Vogue.
Günümüzde Vogue kültürü dediğimiz zaman yine evet en genel tanımıyla toplumsal adaletsizliklere ve bu tarz ayrımcılıklara karşı uyanık olmak, farkında olmak ama aktif bir duyarlılık sergileme gibi bir anlamı
da var. Hatta Webster sözlüğünde şöyle tanımlanmış.
Önemli gerçeklere veya sorunlara özellikle ırksal konulara ve sosyal eşitsizliğe dikkat eden denilmiş.
bağlamda baktığımız zaman toplumsal konulara duyarlı ve gerçeğin farkında olan kişi anlamına geliyor.
Günümüz tabiriyle woke olmak ama burada trajikomik bir durum var.
Tamam woke'uz, farkındayız, dünyayı kurtarıyoruz ama iki kelime İngilizce konuşacağız diye dilden tutuluyoruz.
Toplumsal adalet savunurken kükrüyoruz ama İngilizce konuşacağımız zaman sesimiz bir fısıltıya dönüşüyor.
Çünkü çok linçleniyoruz ya.
İşte onu yanlış söyledim, bunu böyle yaptım bilmem ne ama biliyorsunuz Cambly'de böyle şeyler yok arkadaşlar.
Çünkü İngilizce öğrenirken zaten hata yapmadan gelişmemiz imkansız.
Cambly tam da bu noktada hayat kurtarıyor.
Çünkü dediğim gibi kimse sizi burada linçlemiyor.
Hiç kimse aman yanlış söyledin diye üstünüzde çullanmıyor.
Öğretmenler sizi destekliyor, düzeltiyor ve bu şekilde özgüvenli bir şekilde devam etmenize yardımcı oluyorlar.
Şu an Cambly'de Black Friday indirimi var.
Peki neden? Cambly derseniz, Cambly ana dili İngilizce olan eğitmenlerle birebir konuşabileceğiniz, tamamen size özel ders planlarıyla ilerleyebileceğiniz global bir platform.
İstediğiniz gün, istediğiniz saatte, internetin olduğu her yerde 7-24 ulaşabiliyorsunuz.
Gerçek öğretmenlerle gerçek hayatta işe yarayan İngilizceyi öğreniyorsunuz.
Burası çok önemli. Cambly'de o da siz belirliyorsunuz arkadaşlar.
size rehberlik edecek mükemmel öğretmeni bulabiliyorsunuz.
Size özel hazırlanmış olan, öğrenmenize yön veren ve hedeflerinize göre uyarlanan geri bildirim odaklı dersler alabiliyorsunuz.
Ve her ders sizin için en önemli olan şeyi uygulamanıza yardımcı olacak şekilde tasarlanmış.
O yüzden Cambly diyoruz.
Ezber yok, yapaylık yok, sadece gelişim var.
Ve bu Black Friday'de Cambly'nin fırsatı gerçekten efsane.
12 ayda %60 indirim, ayda 290...
19 TL'den başlayan fiyatlar.
Kodumuz BF25 ortamlarda.
Bu kodu açıklamalardaki linke bırakıyorum ve detayları orada bulabilirsiniz.
Black Friday teklifi sınırlı bir süre için geçerli.
O yüzden elinizi çabuk tutun arkadaşlar.
Hadi devam edelim. En son görünür olmak demiştik.
Şimdi buraya kadar okeyiz değil mi arkadaşlar?
Bugün temel anlamı bu.
Evet ama bu kavram son yıllarca çok genişledi.
Hani başlangıçta evet ırk ayrımcılığına karşı bir farkındalık vs.
bunları savunuyordu ama şu an sosyal adalet şemsiyesi altında pek çok konuyu içerdiğini söyleyebiliriz.
Neler var bunların içerisinde?
Mesela beden olumlama, LBGTQ plus hakları, gelir ve fırsat eşitsizliği, göçmen hakları, cinsiyet ayrımcılığı.
Etnik ayrımcılık, eğitimde eşitsizlik, polis şiddeti, adalet sistemi, engelli hakları, zihinsel sağlık vs.
vs. Yani gördüğünüz gibi bakın başlangıçta siyahilere yapılan ayrımcılık, kötü muameleler vs.
diyorduk. Şu an geldiği nokta toplumdaki işte egemen güçlerin bu tarz dezavantajlı grupları görmezden gelmesi ve onların seslerini bastırdığını vurguluyor.
Vok kültürü bu noktaya geldi ve o yüzden...
Bu grupların fark edilmesini ve onların da görünürlük kazanmasını amaçlıyor.
Buranın altını çizerim. Amaç bu arkadaşlar.
Görünürlük kazanmaları.
Hatta 2024 Paris Olimpiyatları açılışını biliyorsunuz yer yerinden oynadı.
Muhtemelen orada bu yapılmaya çalışıldı.
Hani işte marjinalleştirilmiş grupların görünürlüğünü arttıralım hesabı.
İşte ırk, cinsiyet, kimliği, cinsel yönelim vesaire.
Bu eksenlerde işte görünürlük ve eşitlik vurgusu yapılmaya çalışıldı.
Bazı sağ medya ve köşe yazar.
Bunu woke gösteri diye hedef aldı.
Sahneye katılanlara hatta tehditler savruldu, nefret söylemleri vs.
vs. Bizim ülkemizde de biliyorsunuz benzer söylemler vardı.
LBGT, köy plus propagandası falan denildi.
Dine saygısızlık diyenler oldu.
İşte Hazreti İsa'nın son akşam yemeği sahnesi gibiydi.
Evet öyle görünüyordu ama işte dediler ki biz Dionysos şenliklerini yapıyorduk falan filan böyle açıklamalar yaptılar.
Kimisi de dedi ki bu ne kardeşim yani Fransız elitleri ne kadar kopuk dünyanın geri kalanından diyenler.
Siz ne dediniz bilmiyorum ama arkadaşlar hani Vogue deyince aklıma bu sahneler geliyor.
Şimdi Vogue anlayışında şu var.
Ben bir ayrımcılığa maruz kalıyorsam, bir eşitsizliğe maruz kalıyorsam, mesela bir kadın olarak ben bunu yaşıyorsam, kadın kimliğime dayanarak bir mücadele veriyorum, bir farkındalık yaratmaya çalışıyorum ve bunu görünür
kılmaya çalışıyorum. Hani işte iş yerimde kadın olduğum için erkeklerle eşit olamıyorsam, maaşım daha azsa, iznim daha kısıtlıysa vs.
Bunun için bir mücadele veriyorum ve bu...
Görünür bir mücadele.
Anlatabildim mi? Ya da işte bir LBGT birey.
Herkesle eşit yani medeni haklara sahip olmak istiyor ve bunu görünür kılmaya çalışıyor.
Ya da bir çocuk mesela eğitimde fırsat eşitliği istiyor.
Ya da Hindistan'da yaşıyorum kas sistemine takıldım.
Bunun için mücadele ediyorum.
Görünür mücadele. ABD'de siyahiysem ötekileştiriliyorsam bunun için daha böyle bir mücadele ediyorum.
Ya da işte siyahi bir kız çocuğu çizgi film izliyor annesine diyor ki anne niye Disney prensesleri hep beyaz?
Ya da neden oyuncak bebekler beyaz?
Niye hiç siyahi yok mesela bu da bir şey.
Ya siyahi bir çocuğun oyuncakçıda kendine benzeyen bir bebek bulamaması ya da süper kahramanların hepsinin beyaz olması arkadaşlar.
İşte Vogue kültürü diyor ki her çocuk kendi ten renginde bir kahraman görmeli.
Hani bu durumu eleştiriyor mesela.
Hani bugün bunu görme sebebimiz.
Hani dikkat ettiyseniz artık siyahi elf bile görüyoruz ki bunu da eleştirenler oldu.
Yani bugün bunları görme sebebimiz çoğunlukla bu sebepten arkadaşlar.
1950'lere bakın.
Cinderella, Pamuk Prenses, Barbie hepsi beyaz.
Ama 2009'da işler değişti.
Hani ilk kez siyahi bir prensesle karşılaştık değil mi?
Tiana mıydı neydi? Sonra Moana vardı.
Encanto filmi ki çok severim.
Buradaki amaç arkadaşlar temsiliyet ve var olma hakkı.
Yani eskiden çocuk kitaplarındaki aileler bile klasikken şu an o çocuk kitaplarında engelli bir kardeşe de rastlayabiliyoruz.
Anlatabildim mi? Bunu böyle daha görünür kılıyorlar.
Ya da tek ebeveynli bir çocuğa rastlayabiliyoruz.
Ve fakat iki anneli iki babalı çocuklar da var.
Bazı kitaplarda bunlar eleştiriliyor arkadaşlar.
Ya da Vogue kültürü, Vogue hareketi daha doğrusu kültür değil hareket diyelim.
Beden algısını da değiştirdi.
İşte bazı markalar... Kadar önceden böyle aşırı zayıf modeller kullanıyordu tanıtımlarında ama şimdi böyle gayet plus size modellerle de karşılaşabiliyoruz.
Ya da sanki böyle yoldan geçen adamı çevirmişler de işte abi reklamda oynar mısın demişler gibi modeller görüyoruz.
Özellikle de böyle takım elbise firmalarında.
Şaşırıyorum gerçekten yani inanılmaz değişik tiplerle karşılaşıyoruz.
Çok sıradan insanlar görüyoruz ya da önceden böyle kusursuz ciltli modeller varken şu an sedef olanlar var ki çok ünlü markaların reklamında görüyoruz bunları.
Yani artık böyle farklı beden, cinsiyet, engelli modellerle karşılaşıyoruz.
Farklı etnik kökenli modeller görüyoruz.
Burada şey var güzellik tek tip değildir algısı var aslında.
Hatta bu sene yine çok ünlü bir iç çamaşırı markası defilesinde biliyorsunuz plus size model kullanıyoruz.
Çok da güzel bir kadındı bu arada.
Bunlarla karşılaşıyoruz yani arkadaşlar.
Ya da trans modeller gitgide daha artıyor.
Ya da işte bazı markalar böyle bakıyorsunuz kadın mı erkek mi anlayamıyorsunuz.
O tarz modeller kullanıyor.
Bunlar Vogue kültüründen deliliyor arkadaşlar.
Yani hani temsil edilme hakkımız bizim de görülmeye hakkımız var gibi bir noktada.
Ya da işte Marvel evreninde Captain America'nın siyahi oluşu arkadaşlar.
Küçük Deniz kızının işte Ariel'in siyahi oluşu.
Ya da Bridgerton dizisinde aristokratların siyahi oluşu.
Bunların hep Vogue kültüründen olduğu söyleniyor.
Ya da işte dilin daha bilinçli kullanımı, daha duyarlı, daha saygılı bir dil kullanımı.
Artık böyle zenci yerine siyahi demek gibi, kızılderili demek yerine Amerikan yerlisi demek gibi.
Bu arada bunun da lincini yemiştim.
Bir bölümde kızılderili demiştim.
Çünkü Amerikan yerlisi deyince anlamayan insanlar var takdir edersiniz ki.
Bunu belirttiğim halde vay efendim ben niye kızılderili demişim.
Hatta eskimo'lar için de ben niye eskimo demişim, inuit yerlisi dememişim.
Ben bunların incini yemiş bir insanım arkadaşlar.
Travesti mesela. Travesti yerine trans birey, trans kadın, trans erkek demek.
Sağır dilsiz yerine işitme engelli birey, işitme farkı olan kişi demek.
Bakın bunlar güzel şeyler. Özürlü yerine engelli ya da özel gereksinimli birey demek.
Ya söylerken bile utandım.
Özürlü nedir ya? Ne kadar çirkin bir kelime.
Çok özür diliyorum buradan birilerini incittiysem bunları söylerken.
Bayan yerine kadın demek ki en çok geyiği yapılanlardan biri.
Geçen biri bana bayan bayan arabanızı şöyle çek.
diye bağırıyordu.
Tamam dedim. Arabadakiler de direkt bayan mı falan diye böyle.
Ya ben de o kadar rahatsız olmuyorum.
Tamam çünkü nedenini biliyorum.
O insanın niye bayan dediğini bildiğim için.
Tamamen masumane bir yerden söylediğini bildiğim için.
Bilmiyorum belki çok poli anlayayım ama öyle düşünüyorum arkadaşlar.
Çoğu insan bunun ayrımını bilmiyor.
Neden rahatsız oluyorlar bayan kelimesinden?
Çünkü bu 1930'larda işte kadın kelimesinden rahatsız olanların uydurmuş olduğu beyin karşılığı olan hani bey, bay.
Bayın dişili bayan diye uydurdukları bir kelime.
Bay, bayan dişili yani.
Yani kadın bir cinsiyet belirtir arkadaşlar.
Kadın, erkek bunlar bir cinsiyet belirtir.
Bayanı da çoğu kişi kibarlık olsun diye.
Hani o bana bayan diyen kişi de böyle çok masum bir yerden söylüyordu biliyorum.
Hani yaşlı bir adamdı yani.
Herkese köpürmeyin ya.
Çoğu kişi bilmeden yapıyor. Ama bayanın kökeni de arkadaşlar kadını böyle edirgenleştirme var ya.
Sınıflaştırma işte cinsiyetini silme gibi bir şey var.
O yüzden insanlar köpürüyor.
Köpürenler de haksızdır demiyorum ama o kadar çıldırmaya gerek yok.
Hani erkeğe erkek diyorsak kadına da kadın demeliyiz arkadaşlar.
Bir cinsiyet belirteceksek eşit olalım.
Hani bayan değiliz, kadınız cinsiyetimiz bu.
Bayan cinsiyet belirtmiyor bir hitap biçimi arkadaşlar.
Hani tıpkı affedersiniz avrat gibi anlatabilirim karı gibi, hanım gibi.
O yüzden olmuyor. Kadın bir cinsiyet belirttiği için işin içerisine cinsellik giriyor.
O yüzden ayıp gibi görülüyor.
O yüzden insanların çoğu bazı erkekler bunu kullanmayı tercih etmiyor.
Hani erişkin dişi insan ya kadın sözlük anlamı olarak.
O yüzden hani kadınız biz arkadaşlar birinin eşi birinin anası bacısı ablası gibi kategorilerden ziyade kadınız.
Hayır ben ille de bayan diyeceğim diyorsanız bari hanımefendi deyin arkadaşlar.
Bayan değil de hanımefendi.
Hani anladık bence o ayrımı.
Bayan tıp. Bay gibi bir hitap şekli.
Hani biri var biri yok.
O yüzden biz var olmayı tercih ediyoruz kadınlar olarak.
Ben kadınım. Devam edelim.
Günümüzün dijital çağında Vogue kavramı özellikle de sosyal medya ve çevrim içi aktivizmle yaygınlaşıyor arkadaşlar.
Özellikle de genç kuşak, genç kuşak aktivistler adaletsizlikleri işaret etmek, işte kampanyalar organize etmek vs.
insanların dikkatini çekmek için Vogue dilini sıklıkla kullanıyor.
Yani bu iş artık dijital aktivizm aracılığıyla küresel bir harekete dönüştü diyebilirim.
Tamam Merve ne kadar güzel diyorsanız bazı çevrelerden çok eleştiri alıyor arkadaşlar tartışmalara neden oluyor.
Haksız da değil bence bu tartışmalar.
Neden? Şimdi arkadaşlar özellikle muhafazakar çevreler woke kavramının başlangıçtaki anlamından saptığını ve aşırı aşırı politik doğruculuk halini aldığını iddia ediyorlar.
Kısmen katılıyorum muhafazakar değilim biliyorsunuz ama bazen ne anlatıyorsun be abla gözünü seveyim be abi diyorum.
Yalan değil şimdi size samimiyetimle konuşuyorum.
Neyin kafasını yaşıyorsunuz dediğim anlar çok...
oluyor. Çok abartanlar oluyor çünkü.
Şimdi Vogue kültürüne yöneltilen eleştirilere biraz değinelim.
Vogue hareketi büyüdükçe özellikle de işte sosyal medyada insanlar herhangi bir böyle ayrımcı bir söylem, cinsiyetçi, ırkçı, homofobik bir ifade, taciz, zorbalık, etik dışı bir davranış gördüklerinde hemen tepki
vermeye başladılar ve bu tepki önceleri okey, güzel, farkındalık amacı taşıyordu ama sonra bir boykot işte bir sosyal linç mekanizmasına dönüştü.
İptal kültürü dediğimiz şey arkadaşlar.
Hani Bir kişi tartışmada bir söz söylüyor ya da işte bir eylemde bulunuyor.
Sosyal medyada çat hemen onu ifşalıyorlar.
Sonra binlerce kişi o insana saldırıyor.
Etiketler etiketler.
Range kampanyası bir anda markalar, şirketler, kurumlar tepki gelecek korkusuyla hemen o kişi işten çıkarıyor.
O kişi hemen topluluktan dışlanıyor.
Kariyeri bitiyor. Hayatı kararıyor.
Ve asla affedilmeyecek bir şekilde belki de geri dönüşü olmayacak bir şekilde siliniyor arkadaşlar.
Yeni dijital dünyada.
Bir mahkeme yok arkadaşlar. Yargı, savunma, affetme falan hiçbir şey yok.
Sadece hızlı bir şekilde infaz var.
Sen bunu mu yaptın? Hadi bakalım.
Yani dijital cadı avı resmen.
Bunun da tabii ki Vogue kültürüyle bağlantısı var.
Vogue... Adalet için bir uyanıştı en başta anlattığım şey.
İptal kültürü de bu uyanışın bence karanlık tarafı.
İptal kültürü bir yerde ifade özgürlüğüne tehdit oluşturan bir şey arkadaşlar.
Farklı görüşleri törpülediğini düşünüyorum.
Özellikle komedyenlere çok yapılıyor.
Komedyenler siliniyor piyasadan.
Yani insanlar şaka yapmaya korkar oldu.
İşte aman linçlenir miyim, aman iptal edilir miyim falan diye.
Adalet isterken...
İntikam kültürü diye bir şey yarattık.
Yani Me Too hareketi mesela.
Hani iyi bir farkındalık yarattı.
Okey. Çok güzel bir şey. Ama kurunun yanında yaş yandı ya.
Hani insanlar kendine savunma fırsatı olmadan, bu fırsat tanınmadan onlara böyle tak tak tak diye silinip gittiler piyasadan.
Ki bazıları yalan çıktı arkadaşlar.
Hani yalnızca iddiayla kariyeri biten insanlar oldu.
Bana bunu bunu yapmıştı.
Hani eski sevgilimi hadi bakalım.
Elime de fırsat geçmişken eski sevgilimi hadi bakalım ne yapayım.
Hani gerçekleştirilme...
Kanıtlanmamış hatta sonradan yanlış olduğu ortaya çıkan iddialar yüzünden insanlar bir gecede yok edildi ya çok korkunç bir şey.
İşten çıkarılanlar, projelere iptal edilenler ve bazıları sırf ünlü olmak için başkalarının kariyerini yaktı ya.
Ve gerçekten travma yaşayan, hayatı boyunca susturulmuş olan binlerce kadının haklı mücadelesi böyle fırsatçıların eline geçti arkadaşlar MeToo hareketiyle.
Kirlendi. o ellerde.
Hani sırf gündem olayım, takipçi kazanayım, ünlü olayım, kurban rolümle sempati kazanayım diyen insanlar da var.
Ve bu insanlar gerçek mağdurların sesini gölgeliyor.
İşte olay bu. İtibar suikastine uğrayanlar oldu.
Hem çok iyi oldu hem de dediğim gibi çok kötü niyetle yapılabilecek suistimali açık şeyler de var burada.
Peki Vogue kültürü nerelerde karşımıza çıkıyor?
Bir işe yaradı mı? Bir etkisi oldu mu derseniz.
Şöyle arkadaşlar malum platformda bazen insanlar sorguluyor.
Neden? bu kadar LBGTQ plus propagandası yapılıyor diyenler oluyor.
Muhtemelen bu yüzden arkadaşlar.
Hani siyahi karakterler de var.
Eskisinden daha fazla rolleri var.
Hatta daha böyle pozitif roller yazılıyor onlara.
Alt sınıf muamelesi görmüyorlar eskisi gibi.
Eskiden biliyorsunuz çok fenaydı.
Dizilerde, filmlerde siyahi karakterlerin konumu korkunçtu.
Ama şu an gayet böyle beyaz bir karakter gibi roller yazılıyor siyahilere ki olması gereken zaten bu.
Ki sadece siyahiler değil işte etnik azınlıktan olan Bireylerin de temsilinin arttığını görüyoruz son yıllarda.
Hatta iş dünyasında da işte son yıllarda kadın CEO'ların oranının arttığını söylüyorlar.
Yönetici pozisyonlarında artık daha çok kadın görüyoruz dünyada araştırmalara göre.
Bunun da yine Vogue kültürüyle alakası olduğu düşünülüyor.
Hatta ABD'de bazı eyaletlerin okullarındaki ders kitaplarında ırkçılık, cinsiyetçilik, ayrımcılık konularına da yer verilmeye başlanmış ki daha bilinçli bireyler yetişsin diye.
Aynı şeyler tekrar tekrar yaşanmasın diye.
Polislere işte yine bazı bölgeler...
Düzgelerde orantısız güç uygulamamaları için vücut kamerası takma zorunluluğu getirilmiş.
Bunlar hep böyle walk'tan dolayı deniliyor.
Ve walk hareketinin eleştirdiği yerlere bakacak olursak az önce bahsetmiş olduğum linç kültürü, iptal kültürü arkadaşlar.
Hani birilerinin her an yargısız infaz edilme ihtimali, birinin size gıcık olması ve arkasında bir topluluk alması bile sizin ipinizi çekebiliyor.
Dediğim gibi çok riskli. Bir başka risk spor müsabakalarında gördük arkadaşlar olimpiyatlarda yaşanan olayı hatırlayın.
Yarışmaya katılan trans sporcular konuşuldu.
Kadın kategorisinde yarıştılar ama doğuştan erkek kadın kategorisine yarışıyor ve kadına göre daha avantajlı hani fiziksel güç olarak.
Bunun tartışmaları yapıldı hatırlarsanız.
Burada bile işte siz trans bireyleri aşağılıyorsunuz onları dışlıyorsunuz denildi.
Yani böyle düşünenlere sen bir kadının yarıştığı kategoriye doğuştan erkek olan bir bireyi koyup diyorsun ki sonra işte trans bireyleri dışlıyorsun.
Hiç alakası yok arkadaşlar.
Hani bakın Vogue nerelere gitti.
Yine çok eleştirilen şeylerden biri ABD'nin bazı eyaletlerinde 18 yaş altı çocuklara cinsel kimlik seçme hakkının...
verilmesi, bunun savunulması yani veli onayı olmadan yani normalde bu aileyle birlikte ilerleyen bir süreçken ki zorlu bir süreç.
Küçücük çocuğa diyorsun ki hadi bakalım sen kendini nasıl tanımlıyorsun?
Yani tabii ki insan kendini nasıl hissediyorsa öyle yaşamalı ama bence bunun bir yaşı olmalı arkadaşlar.
Hani küçücük bir çocuğa da bu yapılmamalı diye düşünüyorum.
Doğru karar veremez diye.
Yani şey demek istiyorlar burada sadece iki cinsiyet yok.
Kadınla erkek yok. Bırakın insanlar kendilerini nasıl tanımlamak istiyorsa.
Öyle tanımlasın deniliyor vok hareketi adı altında.
Elbette bu da eleştiriliyor arkadaşlar.
Ya da işte bazen küçük bir söze bir davranışa bile ayrımcılık deniyor.
Aşırı hassasiyet var.
İşte atıyorum birine nerelisin diye sorsanız bile işte aa sen ayrımcısın bana nereli olduğumu sordun.
Ya okey tabii ki kullandığımız dile dikkat edelim.
Tabii ki kimseyi kırmayalım empatiyle konuşalım ama bu nedir ya hani çok uç noktalarda.
Aşırı hassasiyet. Hani bu kısmı ben de eleştiriyorum.
Yani diyorlar ki sen masum görünen bir sözünle belki bir ifadenle aslında karşındaki kişiye çaktırmadan ayrımcılık yapmaya çalışıyorsun.
Onu incitiyorsun. Genelde böyle uzun otobüs yolculuklarında yanınıza oturan ve sizden yaşça büyük olan biri bu soruyu sorar.
Nerelisinler? Aslında o bir şeydir böyle.
Hani seninle iletişim kurmak istiyor vesaire.
Onun çabası yani bizim eskilerimizin bir şey bu.
İletişim dili arkadaşlar. Ne ayrımcılığı ya?
Düşünsenize sana nerelisin diyor yanına.
oturan teyze ya da amca diyorsun ki sen bana ayrımcılık mı yapıyorsun pardon Yani burada eleştirilen şeyi fark ettiniz değil mi?
Hem özgür düşüncemizi ifade edemiyoruz hem de yani konu çok başka yerlere gidiyor.
Bir de şu var Vogue hareketinde arkadaşlar farklı görüşleri böyle yanlış diye damgalama eğilimi hani toplumda kutuplaşmaya ve ifade özgürlüğünün engellenmesine yol açtığını düşünenler var.
Haksız da sayılmazlar.
Tabii bu iş üzerinden kar elde eden bir sürü şirket var arkadaşlar.
Onları da anmadan geçmeyelim.
Sadece böyle onur ayında gökkuşağı bayraklarıyla şov yapan.
dev firmalar. Ama diğer zamanlarda hiçbir şekilde destek olmuyor bu şirketler baktığınız zaman.
Yani Vogue kapitalizmi diye bir şey var mı?
Evet var ve buradan kar elde eden çok fazla şirket var.
Şimdi burada eleştirilen şey samimi olmadıkları.
Hani sen samimi olsan hep destek olursun değil mi?
Sadece Pride zamanı değil yani.
Burada dediğim gibi eleştirilen şey samimi olmamaları arkadaşlar.
Günümüzde Vogue hareketinin ateşli savunucularına bir isim vermişler.
SCV diyorlar arkadaşlar.
Yani sosyal Adaletli savaşçısı deniliyor bunlara.
Başlangıçta evet olumlu bir anlamı vardı.
Fakat zaman içinde bu da bir internet jargonunda alaycı ve küçümseyici bir ifadeye dönüştü.
Nedir Sejrevi derseniz böyle aşırı duyarlı.
Parantez içinde duyar kasan.
Sürekli böyle bir şeyler için kavga çıkaran.
Ve sırf gösteriş için, like için aktivizm yapan kişi anlamında kullanılıyor.
Yani arkadaşlar sizin derdiniz kendinizi iyi göstermek, like almak, bir şeylerin şovunu yapmak ve gündem olmak.
Aktivist pozu kesiyorsunuz sadece.
SCB'lere söylüyorum.
Yani gösterişçi aktivistler arkadaşlar bunlar.
Genelde de işte linçi başlatan, aşırı hassasiyet gösteren, kraldan çok kralcı tipler oluyor.
Sosyal medya kahramanları.
Yani bunların derdi hak savunmak falan değil, kendini parlatmak.
Kendi şovunu yapmak. Aman dikkat bunlara.
Şimdi Vogue hareketi kısaca böyleydi arkadaşlar.
Bizim ülkemizde de pek hoş karşılanmıyor.
Gereksiz derecede böyle hassas olunmasından işte sansürü teşvik ettiği düşünülüyor.
Vogue hareketinin ifade özgürlüğünü kısıtladığı düşünülüyor.
Ve tabii bazı yapımların kalitesini düşürdüğü düşünülüyor.
Kesinlikle katılıyorum.
Artık böyle dizi film çekilecekse her tarafa yaranmaya çalışıyor bu yapımcılar, senaristler, yönetmenler bilmem ne.
Kimse tepki çekmek istemiyor.
Linç edilmek istemiyor. O yüzden de bence çok zorlama işler çıkıyor.
Eski tadı yok. Camilmaz gibi dedim.
Şimdi arkadaşlar niçe çiçeğim diyor ya sürünün içinde olan özgür değildir diye.
Belki de bugün en büyük tehlike adaletin sürü psikolojisine yem olmasıdır.
Gerçek cesaret düşünmektir arkadaşlar unutmayın.
Hannah Arendt'ın dediği gibi.
Kötülük çoğu zaman sıradan insanların düşünmeden uyduğu o kalabalığın içinden doğuyor.
Bugün aynı riste karşı karşıyayız.
Adalet adına yola çıkıp düşünmeden sürüye kapılmak.
Biz gerçekten adaleti mi savunuyoruz yoksa sadece kalabalığın?
Alkışını mı kovalıyoruz ve kalabalığın arkasına mı koşuyoruz?
Uyanmak için yola çıktığımız bu hareket, bu kültür bizi yeniden mi uyuttu arkadaşlar?
Ne dersiniz? Instagram'da bu bölümün gönderisinin altında yorumlarda buluşalım.
Kendinize iyi bakın. Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Cambly'de bize özel kodumuzu tekrar hatırlatmak istiyorum.
BF25 ortamlarda bu kodu ve detayları açıklamalardaki linke bırakıyorum.
Dediğim gibi Cambly'de şu an yılın en büyük indirimi var arkadaşlar.
12 ayda %60 indirim ve ayda 299 TL'den başlayan fiyatlar için bu kodu kullanabilirsiniz.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
