
Samsung Galaxy A54 5G Hakkında detaylı bilgi almak için: Samsung Galaxy A54
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri için: Tıklayın
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "Samsung Galaxy A54 5G" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy A54'ün sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz, ben Merve.
Bugün vazgeçebilmeyi konuşacağız, mutluluğa giden yoldaki engellerimizi konuşacağız.
Zaten vazgeçebilmek diye bir kitap var, ondan bahsedeceğim sizlere bugün.
Sarı, bütün kişisel gelişim raflarında görmüşsünüzdür.
Dünyanın en çok satan kişisel gelişim kitabıymış.
Ben normalde biliyorsunuz ki psikoloji bölümleri yapıyorum.
Yani işte psikologlar, psikiyatrlar onların anlattıklarını sizlere iletiyorum.
İşte kitaplarını okuyorum. Bugün bir kişisel gelişim kitabıyla geldim.
Çünkü çok fazla istendi.
Merve bunu okuyup bize anlatır mısın?
Okey. Baştan uyarayım elçiye zeval olmaz.
Şimdi başlıyoruz. Kitabın yazarı Guy Finley arkadaşlar Amerikalı 1949 yılında doğmuş müzisyen normalde rock müziğiyle uğraşıyor.
Babası da oldukça ünlü bir konuşmacı Larry Finley ve bu yazarın hayatı hep böyle ünlülerle geçmiş.
Kaliforniya'da büyümüş hayatı çok güzelmiş falan böyle televizyon şovları yapıyormuş oldukça zenginmiş ama içinde bir yerlerde bütün zenginlerde olan.
tarif edemediği bir boşluk hissi oluşmuş bir anda ve 30 yaşındayken bu boşluğu doldurmak için bir anda müziği terk etmiş ve uzak doğuya işte Hindistan'a falan gitmiş ve müzik kariyerini şak diye bırakmış.
Amacı da öz farkındalık kazanmakmış.
İşte bu manevi arayışı onu en sonunda Amerikalı çok ünlü bir filozof ve ruhani bir lider daha doğrusu Vernon Howard'la tanıştırıyor ve onun çok sadık bir müridi öğrencisi oluyor.
Sonra işte kitaplar yazmaya başlıyor ve kitapları 16 dile çevrilmiş, çok satmış.
Bir de Finney 25 senedir eğitim veriyor.
İşte Jung psikolojisi, doğu felsefeleri, mistisizmi bunları harmanlayan da bir yazar.
Ve onun yazılarıyla böyle aman tanrım hayatım değişti diyen de çok.
Bu ne ya hiçbir etki yaratmadı bende diyen de var.
Neyse çok isterdi hadi başlayalım.
Şimdi vazgeçebilmek yazarın yaptığı bir şey zaten.
Hani zirvede bir kariyeri onca serveti bırakıp böyle elinin tersiyle itip içindeki o manevi boşluğu aramaya yönelmesi gerçekten enteresan.
Benliğimize ket vuran şeyler nelerdir?
Neden bir türlü mutlu olamıyoruz?
Nasıl gerçek bene ulaşırız özümüze?
Her vazgeçiş bir kaybediş midir?
Bunları sorgulamış. Ben de sizlerle paylaşacağım önemli gördüğüm yerleri.
Şimdi madem mutluluğa giden yolda önümüzdeki engelleri anlatacağım az sonra o zaman altını çizdiğim bir yerle açılışımı yapayım.
Mutluluğun bize gelmediğini bizden geldiğini bir kez anladık mı her şey açıklığa kavuşur demiş yazar.
Şimdi vazgeçebilmek ama neyden vazgeçebilmek?
Bizi aşağı çeken kötü alışkanlıklardan, bizi asla tatmin etmeyen sağlıksız bir ilişkiden, bizi tamamlamayan bir kariyer seçiminden ya da başkalarının hakkında...
Onlarla ilişkimizi mahveden gerçek dışı beklentilerimizden.
Kısacası bize iyi gelmeyen artık işimize yaramayan şeylerden vazgeçebilmek.
Bu tıpkı bir uçurtmanın ipinin kopması gibi arkadaşlar.
Uçurtmanın ipi kopunca yere çakılmaz değil mi?
Yükselir. Çünkü zaten onun doğası budur.
Yükselmek için yapılmıştır uçurtma.
Yani gerçekte olduğunuz kişiye ulaşabilmek için bazen bir şeyleri geride bırakmanız vazgeçmeniz gerekir diyor Guy.
Tüm zamanların en bilgi kişileri her...
Her zaman öncelikle neyin yanlış olduğunu ortaya koyarlar.
Ben bunu sevdim yani neyin doğru olduğuna ulaşmak için önce yanlışı bulmanız gerekiyor diyor.
O zaman vazgeçebilmek deyince aklınıza ne geliyor?
Çünkü vazgeçebilmek şu değil acaba neler olabilirdi?
gibi hayallerle yaşamak değil.
Burada bir yanlış var. Karşımdaki insanın hatalı olduğundan kesin kez emin olmam değil.
Eski bir soruna yeni bir çözüm aramak da değil.
Beklentileri düşürerek o ağırlığın altında ezilerek yaşamak da değil.
Geçmişi anımsayıp böyle acı çektiğimiz şeylerden kaçmaya çalışmak değil.
Geride bırakarak aman ne iyi yapmışım diye kendimi inandırmak zorunda olmam da değil.
Beni haklı çıkaracak kişileri böyle umutsuzca aramam da değil.
Geride bırakmak bizim dışımızdaki bir şeyi bırakmak da değil.
Bunu şöyle düşünebilirsiniz.
Hani ağaç böyle olgunlaşan meyvelerini döker ya bu doğal bir süreçtir.
Çünkü hem ağacın hem insanın doğasında bu vardır.
Artık gerekmeyeni bırakmak vardır.
Geçmişteki yenilgilerin yükünü sırtımızdan atmak vardır.
Hani bir bölümde demiştim ya ama bile isteği acısına tutunan insanlar var.
Çünkü o acıyı çıkarsa hayatından hiçbir şey kalmayacak.
O acıyı peşinde bile isteği sürükleyenler.
O acısı o yeni...
ilgisi. Böyle bir iple arkasından bağlı.
Tıpkı bir kedi kuyruğuna bağlanan hani o lanet olası tenekeler vardır ya onlar gibi.
İstese o ipi kesebilir.
Dönüp arkasını kesebilir ama kesmiyor.
İşine gelmiyor. İstiyor ki o teneke korkunç sesler çıkarsın ve herkes ona baksın.
Onun acısını görsün, bilsin, onaylasın.
Çünkü onun tenekesini alırsanız hiçbir şey kalmayacak.
Önce bunu kavramamız gerekiyor.
Yani bu Benim ne işime yarıyor?
Beni üzgün yapmaktan başka ne işime yarıyor diye bir sormak lazım.
Bir enkaza tutunuyorsun belki ama farkında değilsin.
Bunu anlamayan insanlar var diyor gay.
Bu bizi sadece yeni bir sorun sahibi yapar.
Yani bu üzgün ben.
Üzgün bir ben var ortada. Bundan kurtulmamız gerekiyor.
Üzgün benden vazgeçmek.
Bunu anlatmaya çalışıyor. O acıya tutunmaya çalışan benden vazgeçmem gerekiyor.
O acıya beslenmeye çalışan benden kurtulmam gerekiyor.
Onsuz yaşamaya korktuğunuz bir şeyi geride bıraktığınız zaman kaybettiğiniz tek şey korkunun kendisi olacaktır diyor Guy.
Bazen böyle vazgeçeceğimiz anda çok korkarız ve daha sıkı bağlanırız o vazgeçeceğimiz şeye, daha sıkı tutarız.
Korktuğumuz için yapıyoruz bunu.
Bu korkuyu geçirmenin bir yolu var mı diye sormuş olabilirsiniz.
Yani tutunmak istememiz çok normal.
Korkularımızdan kurtulamamamızın nedeni o korkunun üzerinde egemenlik kurmaya kalkmamamızdır.
O zaman şunu soruyoruz. Seni korkutan şey ne tam olarak?
Neden vazgeçemiyorsun? Yani vazgeçmek istediğin şeyi bırakmama sebebin, korkunun sebebi ne?
Çünkü görünürde ürkütücü bir durum her ne olursa olsun sorunun kendisi değildir arkadaşlar.
Korkunç olan diyor sizin tepkilerinizdir.
O yüzden korkmak yerine kendi durumunuzun bilincinde olmanız gerekiyor.
Aslında vereceğiniz tepki sizi korkutuyor vazgeçtikten sonra gerçekten düşününce.
Ben dağılırım, ben mahvolurum vazgeçersem diyoruz ya.
Hep bir korku var içimizde.
Korktuğumuz aslında hiçbir zaman başka biri değil.
Ona dair kendi düşüncelerimiz, kendi hislerimiz bakın hep kendi kendi.
O yüzden o beni geride bırakın diyor gay.
Aslında olaylar hep bizimle alakalı gördüğünüz gibi.
Hep karşı tarafa yüklüyoruz ve hayır bizimle alakalı.
Peki yaşam seviyenizi yükseltmek için ne yapabilirsiniz?
Şu anki yaşam seviyenizi kabul etmek zorunda değilsiniz demiş.
Yani bu yaşamda yelken mi açacaksın yoksa batacak mısın?
İşte bunu belirleyen şey senin yaşam seviyendir diyor.
Hatta diyor ki çoğunuz ya benim başka bir şansım yoktu, başka seçeneğim yoktu.
Ben bu hayatı seçmek zorundaydım kardeşim diyor olabilirsiniz.
Buna inanmak istiyor da olabilirsiniz.
Ama diyor bu koskoca bir yalan.
Çünkü bu hayatta her zaman ama her zaman başka seçenekler de vardır.
Bunu unutmayın demiş. Şu anki yaşam deneyiminiz zaten seçmiş olduğunuz şey her neyse o.
Onu yaşıyorsunuz. Siz bir gün bir yerlerde bir şey seçtiniz ve şu anda onu yaşıyorsunuz.
Ve bu hayatta her zaman bir seçim şansınız var diyor.
Madem seçme şansımız her zaman var bu hayatta.
O zaman neden acayip iyi bir şey seçmiyoruz?
Mesela Samsung Galaxy A8.
FHD Plus Super AMOLED Adaptive bir ekrana sahip büyük 6.4 inç Infinity O ekran ve aynı zamanda göz koruma kalkanıyla mavi ışığı azaltıyor.
Geniş pikselli Nightography özelliğiyle her çekimde aydınlık görüntü elde etmenizi sağlıyor.
Optik görüntü sabitleyici teknolojisiyle hareket halindeyken bile titreşimsiz ve net bir görünüme sahip fotoğraf çekimleri ve video kayıtları yapabiliyorsunuz.
Suya ve toza karşı dayanıklı.
Smart Switch uygulamasıyla işletim sistemi fark etmeksizin tüm verilerinizi güvenli bir şekilde yeni Galaxy telefonlarınıza aktarabiliyorsunuz.
Bu işlem için her iki cihazda da Smart Switch uygulamasının yüklü olması yeterli arkadaşlar.
Bugün konumuz vazgeçebilmek ama Samsung'dan vazgeçinemeyeceğini en iyi Samsung kullanıcıları bilir demek istiyorum.
Siz de açıklamalara bırakmış olduğum linkten Samsung Galaxy A54'ü hemen inceleyebilirsiniz.
Hadi devam edelim seçimlerimizden bahsediyorduk.
Hani benim sevdiğim bir şiir var ya Robert Frost'un gidilmeyen yol şiiri.
Bir ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben...
Ben gittim daha az geçirmişinden diyor ve çok severim o şiiri.
Aynı onun gibi işte hayat yaptığımız seçimlerden ibaret ve burada diyor ki eğer şimdiye kadar olan seçimleriniz sizde bir tatminsizlik ve bir yarım kalmışlık duygusu bıraktıysa seçimlerinizi
sorgulamayı bırakın, suçlamayı da bırakın.
Sorunun seçen kişi de yani sizde olduğunu bir zahmet artık görün diyor.
Siz ve size her gün olanlar yaşam seviyenizin bir yansımasıdır.
Yani diyor ki bizim için yaşamın ne olduğunu ne çeşit bir insan olduğumuz belirler.
Yaşam seviyemiz belirler.
İşte bu yüzden mutsuzluğumuzun olayın kendisiyle bağlantılı olmadığını görün.
O olayı, deneyimlemeyi seçtiğimiz seviyeyle ilgili olduğunu görene kadar siz bunu tekrar edeceksiniz.
Yani sizin için hiçbir şey değişmeyecek.
Bize kendimizi kötü hissettiren şey olayın kendisi değil.
Bizim ona tepkimiz.
Mesele bu. Mesela işinize karşı olan bir kızgınlığınız var tamam mı?
Çok tek düze diyorsunuz.
Çok sıkıcı, iğrenç bir işin var diyorsunuz.
Ve aslında olay şu diyor.
Yaptığınız iş değil. Sizin onu düşünme şekliniz çok kötü.
Başkaları canımı sıkıyor diyor olabilirsiniz.
Hayır. Onlarla ilgili canını sıkan şey yine kendisin.
Yüzleşmen gereken şey aslında kendisin diyor gay.
Yani olaylar değil canımızı sıkan.
Olaylara verdiğimiz bizim kişisel tepkilerimiz.
Aslında bunu söylemeye çalışıyor.
İşte yaşam seviyenizde bunlar belirler diyor.
İç dünyanı görme kapasiten.
Sorumlusu olduğunuz tek şey.
Kendi iç dünyanız diyor.
Düşüncelerinizin, dürtülerinizin ve isteklerinizin dünyası.
O dünyayı görün ve farkına varmaya çalışın diyor.
Şimdi kendi evinizde banyonuz taşsa önce komşunuzun evine mi yardıma gidersiniz yoksa kendi evinizi mi temizlersiniz?
Yani dış dünyayı diğer insanları değiştiremezsiniz.
Önce kendinizi değiştirin.
Çünkü sen değişirsen insanların sana olan tavrı da değişecektir diyor.
Ben bu kısmı hak verdim.
Hatta yıllar önce bir hikaye okumuştum aklıma geldi hemen paylaşmak istiyorum.
Bir zamanlar bir kadın kocasından nefret ediyor ve onun ölmesini istiyor.
İşte koşarak bir büyücüye gidiyor.
Diyor ki ben öyle bir şey yapayım ki kocam benim onu öldürdüğümü anlamasın.
Hani bana öyle bir zehir ver ki yavaş yavaş ölsün kocam anlamasın benim yaptığımı diyor.
Büyücü de tamam diyor işte bir zehir hazırlıyor kadına veriyor.
Bunu diyor her gün azar azar yemeklerine katacaksın diyor.
Tamam diyor kadın zehri alıyor tam çıkacakken.
Büyücü diyor ki ama bir şartım var.
Bütün bunları yaparken kocana aşırı aşırı iyi davranacaksın bir melek gibi diyor.
Tamam diyor kadın eve gidiyor yavaş yavaş o zehri yemeklere katmaya başlıyor ve tabii bir yandan da aşırı iyi davranıyor ve bilin bakalım ne oluyor çok büyük bir aşk oluyor aralarında sonra kadın büyücüye tekrar gidiyor ve yalvarıyor
ne olursun bu verdiğin zehri etkisini kırmak için bir şey yap çünkü biz o kadar iyi anlaşıyoruz ki şu an çok mutluyuz diyor.
Eşimin ölmesini asla istemiyorum diyor.
Büyücü de diyor ki ben sana zaten hiçbir zaman zehir vermedim ki sadece senin ona olan tavrını değiştirdim ona olan sevgini göstermeni istedim yalan da olsa.
Çünkü aranızda bir şeylerin değişeceğini biliyordum.
Yani bakar mısınız aslında sadece kendini değiştirdi.
Başka hiçbir şey yapmadı. O yüzden insanları değiştiremezsiniz diyor Gay.
Ama kendinizi onlara olan düşüncelerinizi ve tavrınızı değiştirebilirsiniz diyor.
Şimdi. Bir mektup yazarken bir kelimeyi yanlış yazdığınızı düşünün.
Aslında yanlışlık önce nerede başladı?
Zihnimizde değil mi? Ondan sonra biz onu kağıda aktardık.
Eğer ben zihnimi netleştiremezsem o hata sizce sonsuza kadar o kağıtta kendini tekrar etmez mi?
Yani önce düşünme şeklinizi değiştirin diyor.
Aklıma şey geldi. Bir kere annemin bir arkadaşı gelmişti bana.
Mutfak tezgahıma baktı ve şey dedi.
Ya Merve ben burada ne baklavalar ne börekler açarım ama falan demişti.
Allah demiştim hani hiç gözle bakmamıştım ama bir başkası da şey dedi bu ne ya kazuret gibi mutfağın ortasında demiştim mesela sorun mutfak tezgahım değil ona bakan kendi dünyasından bir şey koyuyor ortaya yani bunu görmüş
oldum sorun bazen gerçekten bizim düşünme şeklimizde ya Bir başka öneriye geldim, mutluluğun kendiliğinden geldiği.
Gerçek mutluluk, çaba gerektirmez demiş Guy.
Bir yerde çaba varsa her zaman plan vardır.
Her plan bir şeyi yapılandırmak içindir ve bu durumda planlarımız mutluluğumuzu yapılandırır.
Ve bu önceden kabul edilmiş planla zihnimize bir mutluluk resmi kazırız.
Ve sonra ne yaparız?
Her bir yaşam olayına, yaşamın bize getirdiğini deneyimlemek yerine zihnimizdeki o resmi aramak.
için bakarız. Sürekli bir mukayese içerisine gireriz.
Bir sevgili istiyorum ama işte kriterlerim şunlar şunlar diyen birini düşünün.
Böyle rastgele önüne biri çıksın.
Çok da muhteşem biri olsun ama o kriterlere de uymasın.
Şans bile vermiyor. Bu insan mutluluğu bulabilir mi?
Çünkü zihninde kazılmış bir resim var.
Mutluluk için önceden planları var.
Olmuyor işte. Kafasındaki çizdiği hayali insanı arıyor.
Ama mutluluk yapılabilecek bir şey değil.
Hiçbir şeyin sonucu değil.
Yani mutluluk aranarak bulunacak bir şey de değil.
Onun peşinde koşmakta mutluluk gelmeyecek.
Arayarak bulan varsa bize de söylesin.
Yani mutluluk mutluluk hakkındaki düşüncelerinizi geride bırakmaktır demiş.
Sırada başarı var, mutluluğun önündeki engellerden biri.
Ve başarı da bazen mutsuzluk verebiliyor.
Rekabete döndüğü zaman, o hırs sizi yiyip bitirdiği zaman, özgürlüğümüz elimizden alındığı zaman, kendinizi günden güne o kazanma baskısı yüzünden her gün daha mekanik bir şekilde hareket ederken buluyorsanız, kendinizi
tamamlanmış hissedeceğinizde daha tamam hissediyorsanız, hayal kırıklığına uğramış hissediyorsanız, evet başarı da bazen mutluluğa engel olabilir.
Ona yüklediğiniz anlama göre değişiyor.
O başarı... sizin yalnızca sayı yapmanıza, skor yapmanıza izin veriyorsa, asla kasmayı bırakmanıza izin vermiyorsa, orada sadece rekabet varsa, sizin ilişkilerinizi, günlük hayatınızı kısıtlıyorsa,
yaşamınız zevkten çok artık ızdıraba dönmeye başladıysa, evet orada bir sorun var.
Her şeyi bırakıp gitmek istiyorsanız ama gidemiyorsanız, yaşamı güzel kılan, daha değerli kılan, kalıcı şeylere önem vermeyi bıraktıysanız, böyle kendinizle baş başa kalmak için, küçük mutlu bir an
için, Saat kolluyorsanız ama o anları hep böyle hayal ederken buluyorsanız gerçekleştirirken değil hayal ederken buluyorsanız küçücük mutlu anları bile vazgeçeceğiniz yer işte orasıdır o başarıdan.
Ama Mevlana'nın bir sözü vardır.
Her şey üst üste gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme.
Çünkü orası senin kaderinin değişeceği yerdir.
Ben çok severim bu sözü ama az önce dediklerimi düşününce bir böyle çelişkide kalmadım arada kalmadım değil.
Ama Gay bunu şöyle açıklıyor diyor ki.
Bizi kazanmaya yönlendiren, hiçbir şeye yönlendiren diyorum dikkat, bizi gerçek zafere asla götürmez.
Çünkü herhangi bir şey yapmaya yönlendirilen birisi kendi dışındaki güçler tarafından kamçılanır.
Bu tarif ettiğim şey aslında bir köle, bir Fatih değil değil mi?
O yüzden başarı için seçiminizi gerçek benden yana yapın.
Ve başarınızın ölçütü ne?
Bunu bir sorun kendinize. Kişisel mutluluk mu?
Sizin acı çekmenize sebep olan şey, o başarının bir parçası olabilir mi?
Bir sorun kendinize. Biz şimdi acı çekelim ki gelecekte mutlu oluruz o zaman meyvelerini yeriz diyorsanız eğer kendinizi denize atın sonra hadi olur da kurtulursanız nasıl rahatlayacaksınız ama demekle aynı şey değil mi bu diyor
soruyor. Bebeğim burası Türkiye ya burada YKS var KPSS var dedim tam burada yani ben buna katılmıyorum.
Ben diyorum ki başarının bedelini bir dönem için ödemezseniz başaramamanın bedelini bir ömür boyu ödersiniz diyorum.
Aslında burada esas olan şu zorlayıcı dışarıdan gelen bir iş.
Hani işte ben babam istedi diye tıp okuyorum.
KPSS'ye çalışıyorum. Memur olmak istiyorum ama babam istedi diye.
Hani yönlendirilme var dedim ya.
Beni arkamdan iten biri mi var?
Aslında bunu demeye çalışıyor gay.
Ben bunu istemeye zorlanıyor muyum?
Bunu sorun kendinize. Sizi zorlayan biri var mı?
Aslında başarı derken hani olay bu.
Gay burada haklı bence.
Yani o ayrımı yapmak lazım.
Yaşamda itekleniyor muyum?
Kendinize bunu sormanız lazım.
Başarı için sizi itekleyen biri var mı arkanızdan?
Ya hani bir adam vardı ya kanala düştü.
Müştü sarhoş beni sen mi iteledin la diyordu.
Aklıma o geldi. Yani beni sen mi iteledin la dediğiniz biri var mı bunu sorun.
Gelelim yeni bir konuya.
Diyor ki siz olduğunuzu düşündüğünüz kişi.
değilsiniz diyor gay aynı üzerinizden geçen kara bulutların o gökyüzü olmadığı gibi kara bulutlara bakıp gökyüzü der misiniz hayır o bir kara bulut yani hayatınızda beklenmedik bir olay olduğu zaman
kendi değerinizi o olay üzerinden biçmeyin o bir kara bulut gökyüzü değil bu ayrımı yapın ve kendinizi o olay üzerinden tanımlamayın bir sahte kimlik yaratmayın ki çoğumuz zaten böyleyiz
yaşam deneyimlerimizin toplamıyla bir karakter yaratmışız ve geçmişimiz Şöyle bir hikaye var arkadaşlar.
Zamanın birinde bir adam uyandığında kendini tanımadığı bir odada buluyor.
Açıklayamadığı bir sersemlik hissi dışında hiçbir şey hatırlamıyor ve tüm çevresinde aynalar, renk renk dolaplar ve sehpalar var.
Yer tanıdık ama orada ne aradığını bilmiyor.
Sonra bir fark ediyor burası bir tiyatronun soyunma odası ama burada kendi rolü ne bu tiyatroda?
Ve aynaya her bakışında keskin bir acı hissediyor.
Çünkü aynada ona bakan kişinin kim olduğunu bile bilmiyor, emin değil.
Birden aklına bir fikir geliyor, gidip dolaplardan birini açıyor ve içinde böyle çok önemli bir generale ait olduğu belli olan titizlikle ütülenmiş süslü bir üniforma buluyor.
Bu güçlü görünüşten hoşlanıyor ve belki de diyor bu benim giysim.
Hemen bunu giyiyor, çok büyük bir boy aynasının önüne gidiyor.
Kendine bakıyor, bakıyor ama gitgide daha da umutsuzluğa kapılıyor.
Evet bu kıyafet çok havalı ama ona ait değil bunu fark ediyor ve ne kadar istemese de o üniformayı çıkarıyor.
Gidiyor bir başka dolaba açıyor.
Bunun içinde de böyle rengarenk bir sirk giysisi var.
Hemen onları giyiyor, koşuyor, aynaya bakıyor ama bu sefer de kendini palyaço gibi hissediyor.
Umutsuzluğu gitgide artıyor.
Koşarak bir başka dolaba açıyor.
Bir devlet adamının üstünü başını giyiyor.
O da olmuyor. Koşuyor gidiyor başka bir dolaba.
Bir dilencinin kıyafetleri.
Onları da giyiyor ama olmuyor.
Durmadan dolaptan dolaba koşuyor.
Fakat şunu fark ediyor.
Hiçbir kıyafet üzerine tam olarak oturmuyor.
Mutlu olmuyor onların içerisinde.
odada son bir dolap kalıyor arkadaşlar böyle açıp açmamak konusunda çok kararsız kalıyor ve en sonunda bu dolabı açıyor ve şunu görüyor dolap bomboş ve adam yere yığılıp kalıyor ve çevresine toplanmış
endişeli insanların sesleriyle uyanıyor ve uyandığı zaman şunu hatırlıyor ki aslında o o gece tiyatro açılmadan önce son kontrol turlarını atan tiyatronun gerçek sahibi bu öykü bize şunu
gösteriyor eğer gerçek kimliğimizi bilmiyorsak sürekli kendimiz Bizden endişe ve şüphe duyarız.
Yani sahneyi onlar ele geçirir.
Gerçek kimliklerini bilmeyenler kim olduklarını bilmediklerini de bilmezler.
O dolapları açar açar kapatırlar.
Ve belki bizler bilmeden yanlış bir kimliği üstlendik.
O dolabı açtık ve belki bir generalin kıyafetini giydik.
Belki bir dilencinin bilmiyoruz.
Buna gay sahte ben demiş.
Ve sahte benimiz bize gerçekmiş gibi gelir.
Kendimizi tamamlanmış hissetmek için o yaptığımız arayışlarda oradan oraya koşmamız nedeniyle yarattığımız o tepki seri tarafından harekete geçer sahte ben ve yönlendirilir.
Bir buldozer gibi yol boyunca ilerler ama asla neyi ezdiğini bilmez.
O sahte ben böyle bir makinedir diyor.
Sahte ben gücünü olumsuz duygusal tepkilerden alır ve bu tepkilerde artık alışkanlık haline gelmiş yanlış düşünme şekliyle devam ettirilirler diyor.
Düşüncelerin doğmalarına neden olan olayların etkisi azaldıkça mecburen oda zayıflar ve sahte benin sahte yaşamı burada sona erer.
O yüzden sahte beninizi görmeye çalışın diyor.
Belki size ait olmayan bir dolaptan size ait olmayan bir kıyafeti giydiniz ve o role o kimliğe büründünüz ama farkında bile değilsiniz.
Sırada bir başka mutluluk handikapı var.
Bizim hatamız diyor gay nasıl sonlandıracağımızı öğrenmek varken onun yerine sıkıntılarımızla nasıl başa çıkacağımızı bulmaya çalışmak.
Yani sizi öldürecek bir canavar var.
Siz onunla uzlaşmaya çalışıyorsunuz.
Öyle bir şey bu. Hatta burada şöyle bir örnek vermiş.
Diktatörlükle yönetilen bir devleti Asla kabul etmiyorsunuz ama içinizdeki tiranlara o zaman neden katlanıyorsunuz diye sormuş.
Yani sorun onlarda değil sizde demiş.
Devirmeniz gereken tek rejim şu anki düşünme şeklinizdir demiş gay.
Kendi yaşamınızı geliştirmeye yönelik bu haklı isyandaki ilk adım kendinizden bakarak düşünmek yerine kendi hakkında.
Düşünmenin anlamını kavramak.
Yani düşünme şekliniz hakkında düşünmenizi istiyor.
Kendinizi kendinizden ayırmak.
Atıyorum hayır demek isterken evet dediniz.
Çünkü konuşmadan önce düşüncelerinizi duygularınızı kontrol etmediniz.
Hatta o sırada sahte ben devredeydi.
Çünkü sahte ben kendi istediğini sizin istediğiniz gibi gösterdi.
O yüzden öyle yaptınız. Bunu şöyle düşünün.
Birinden bir torba altın satın aldınız.
Bunu gidip bir kuyumcuya göstermez misiniz?
Yoksa bakkala mı gösterirsiniz?
Gerçek mi değil mi diye bir kuyumcuya gideriz değil mi?
Erbabına sorarız. Peki o zaman.
Kendi duygu ve düşüncelerimizi neden sorgulamıyoruz?
Gerçekten bize mi ait diye, bunu hiç düşündünüz mü?
Yani çoğu duygu ve düşünce, çoğu inançlarımız sizce bize mi ait yoksa başkalarından emanet mi aldık?
Bunlar artık o kadar yerleşmiştir ki farkında bile değilizdir.
Hatta bir arkadaşım vardı, kapalı bir arkadaşım.
Bana dedi ki ya Merve sonra düşündüm hani benim sülalem böyle diye ben kapanmışım.
Ben hiç Kur'an kitap okumadan sırf onlar öyle dedi diye, onlar onu doğru bulduğu için kapanmışım, farkında bile değilim dedi.
O kadar çok... Şey var ki böyle.
O yüzden kendi duygu ve düşüncelerimiz mi acaba yaptığımız eylemler?
Bunu bir düşünün ona göre kabul edin demiş Guy.
Peki mutsuz düşüncelerden nasıl kurtuluruz?
Yani iyi olsun ya da kötü olsun.
Duygularımız yaşantımızın efendisi değil.
Bunu aklımıza sokmamız lazım.
Yalnızca yaşantınızın içindeki anlardır duygularımız.
Yani şunu demeliyiz. Geldi ve gidecek.
Geçici bunlar. Biz geçici olarak duygularımız tarafından işgal altındayız.
Bunu bilmemiz gerekiyor. geçici yani ben çok kötü hissettiğim zaman kendimi böyle telkin ediyorum Merve diyorum bu sadece bir his şu an çok üzgünsün ama yarın geçecek bunu bil diyorum
kendime bak hayattasın nefes alıyorsun sağlıklısın diyorum Ağlıyorum, zırlıyorum, yerlerde yatıp yuvarlanıyorum.
Evet, bütün bunları yapıyorum ama geçeceğini bilerek yapıyorum.
Yarın bunun geçeceğini biliyorum.
O yüzden acımı da bastırmıyorum, yaşıyorum.
Hatta Candan Erçetin'in Elbette diye bir şarkısı var ya çok severim.
Diyor ya orada, güneş her akşam batıp her gün doğuyorsa, çiçekler solup solup tekrar açıyorsa, en derin yaralar kapanıyorsa, en büyük acılar unutuluyorsa.
Neden korkulur hayatta söyleyin bana.
Elbette bazen çiçek açıp bazen solacağız hayatın cilvesi bu.
O yüzden bazı anların kötü anların gelip geçeceğini bilmemiz gerekiyor diyor.
Vazgeçebilmemizin önünde 5 büyük yanılsama var arkadaşlar.
Yanılsama yani gerçek sandığımız ama aslında sahte olan şeyler.
Birincisi değerinizin gerçek ölçüsünü başkalarına endeksliyor olmanız.
Yani başkalarının da değerinizi kabul etmesine bağlı olduğunu düşünmeniz.
Bu kendimizi böyle değersiz ve önemsiz hissetme yanılsamasına kapılmamıza neden olabilir.
İkincisi başarısızlıklardan ders almadan başarılı olacağımızı zannetmemiz.
Bu cesaretin kırılması yanılsaması.
Üçüncüsü geçmişte yaşanan acılarımızdan pişmanlık yanılsaması.
Keder ve suçluluğa kapılmamız.
Sanki onları çözebilecek gücümüz olduğunu zannetmemiz.
Geçmişi değiştiremeyiz.
Sadece onun yarattığı kötü duyguları onarabiliriz.
Yaraların izi kalır belki ama acısını geçirebiliriz.
Dördüncüsü bir hayal kırıklığı, bir güçlük yaşadığımız an.
Elimizde olan tek kaynağın yapabileceğimizi zaten bildiğimizde o kısıtlı olduğunu düşünmemiz, kısıtlılık algısı.
Beşincisi de diğer insanların bizden daha iyi, daha güçlü ve daha böyle akıllı olduğunu düşünmemiz.
Bunların hepsi bir yanılsama.
Peki yaşam öykümüze mutlu bir son koymak için ne yapabiliriz?
Bir gemide olduğunuzu düşünün bir okyanusun ortasında.
Geminiz bir anda alev alıyor.
Yanarak batmaya başlıyor.
Ama siz o anda odanıza koşuyorsunuz.
Çünkü odanızda çok değerli mücevherleriniz var.
Onları bırakamam diyorsunuz.
Alıyorsunuz ceplerinize dolduruyorsunuz.
Boynunuza asıyorsunuz. Ve sonra dışarı bir çıkıyorsunuz.
Can kurtaran sandalları çoktan gitmiş.
Kendinizi suya atıyorsunuz.
Yüzmeye çalışıyorsunuz.
Ama o mücevherlerin ağırlığıyla gitgide dibe batarak boğuluyorsunuz.
İşte bizler de mutsuz düşüncelerimizle aslında o duygu okyanusunda boğuluyoruz.
Endişe, depresyon, öfke, kızgınlık gitgide dibe vuruyoruz bunlarla.
Kalbimize astığımız bu prangalarla, bu ağırlıklarla.
Gemi batıyor görüyoruz ama kameraya koşuyoruz.
Can kurtaran sandallarına gitmiyoruz.
Hipnotize olmuş benliğinizden kurtulun diyor gay.
Gerçekten değerli olana odaklanın diyor.
Yazan Titanic batarken hala şov peşinde olan pişman kemancı.
Eğer kendinizi değiştirmek istiyorsanız kendinizi gözlemleyin diyor.
Yani içsel bakışınızı geliştirin.
Tek başınıza kendinizi tanımanın tek yolu budur diyor.
İçinizdeki gerçek evinize geri dönerken tüm yolda size rehberlik edecek tek şey içinize bakmanız.
Mağarada yaşayan yarasa için ışık neyse kendini gözlemlemenin o aşağı benliğimiz içinde aslında aynı şey olduğunu göreceksiniz.
Aynı yarasanın güneş ışınlarına dayanamaması gibi olacak.
Sahte bende bu ışık altında.
yaşayamayacaktır diyor. Kendi içinize baktığınız zaman gerçekleri göreceksiniz.
Sırada içsel çalışma var arkadaşlar.
Başkalarını memnun etmeye mi çalışıyorsunuz yoksa kendi tatmininiz için mi bir şeyler yapıyorsunuz diye sormuş.
Çünkü bir şeyi yalnızca böyle başkası değerli kabul ettiği için mi değerli sizin için onun için mi uğraşıyorsunuz?
Bunu görmüş oluyorsunuz. Kendimizi başarılı hissetmek için başkalarının onayına mı muhtacız?
Bunu bir sorgulayalım. Başlangıçlar ve sonlar.
Başarısızlıklar ve başarılar.
Yani bu şekilde düşünmeyi de bırakın diyor.
Yaşamımızdaki her şeyi bir şeyin kanıtı olarak değil bir öğrenim deneyimi olarak görmeye başlamalısınız diyor.
Enerjinizi... Kendinizi başkalarına ve kendinize kanıtlamaya çalışmakla boşa harcamayın diyor.
Önemli olan sizin içsel zaferiniz.
Bir arkadaşım üniversite sınavını kazanamamıştı.
O kadar çok çalışmıştık eve çok üzüldü haliyle.
O zaman abisi demiştik ya üzülme o kadar çok şey öğrendin ki hiçbir şey boşa gitmedi.
Sana tabii ki bir şeyler kattı demişti.
Biz tabii hiç o perspektiften bakmadığımız için doğru söylüyor falan demiştik.
Aslında hiçbir şey boşa gitmiyor hayatımızda.
Ya da işte bir yere gitmek için yola çıkıyorsunuz belki.
O gideceğiniz yere varamıyorsunuz.
Bu sizce başarısızlık mı?
O yolda öğrendikleriniz o deneyimleriniz ne olacak?
Bence esas başarı bu diyorum ya.
Hani bir yere varmayı değil o yolda olma halimi seviyorum.
Hep söylüyorum. Bu da deli mi ne demiş olabilirsiniz.
Gayet diyor ki öğrenmek bir düzeltme sürecidir.
Yani yanlış yapmaktan lütfen korkmayın.
Eğer her zaman doğruysak ya da en azından yanlış yapmaktan korkuyorsak.
O zaman diyor öğrenmemiz gereken ne kalır ki ne var ki diyor.
Hatalı olduğunuzu görmek harika bir şey.
Çünkü o anda hatalı olmayı bırakabilirsiniz.
Ya hiç görmeseydiniz hatanızı hiç görmeye de bilirdiniz.
Kendi içinizde bir yerlerde hatalı olduğunuzu da en iyi siz bilirsiniz.
Yani kendinizden saklamaya çalışmayın.
Acı da verse görün hata.
Ve sorun hata yapmamızda da değil.
Hala o hatayı savunuyorsak sorun zaten burada inkar etmemizde.
Bunlar o sorunu kalıcı hale getiren şeyler.
Bir de gay böyle içsel bütünlüğümüzü korumamız için kendimize şu soruları sormamızı istiyor.
Neden benim kendimi nasıl hissettiğimi dış koşullar belirliyor bunu bir soralım.
Ya da kendinizi sürekli güç durumlardan sakınıyorsanız şunu sorun.
Benim içimde sürekli savunulması gereken şey ne?
Bunu sorun. Gerçekte ben ne istiyorum?
Kalabalıkların alkışını mı?
Yoksa sakin ama bana ait bir yaşamımı istiyorum diye kendinize sorun içsel bütünlüğünüzü korumak için.
Kendinizden emin, yaşamınızdan hoşnut ve güven içinde olmak için hiçbir şekilde, hiç kimseye, Hiçbir şey için kendinizden ödün vermeyin demiş.
Ve bunu yapabilmek için ne yapmamız gerekiyor?
Hayır demeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Hiç kimseye beni yanlış tanırlar korkusuyla kendinizi açıklamaya çalışmayın.
Şu an yaşadığınız sorunlardan kaçmak için geçmişinize sığınmayın diyor gay.
Ve eğer acı çekiyorsanız sebebi de sizsiniz diyor.
Hep bizi suçlamış sağ olsun.
Yani sizin kendiniz hakkında düşünme şekliniz.
Acı çekmenizin sebebi bu.
Olduğunuzu düşündüğünüz kişi olmayı bırakın.
acı veriyorsa. Kendinizi gözlemleyin.
Sahte benden kurtulun diyor.
Mesela içinizde böyle çok endişeli bir ses var.
Sürekli gelecek için planlar yapıyor.
Bu sesi yakalayın diyor.
Bir köpek balığına okyanustan nasıl çıkarım diye sorar mısınız?
Sormazsınız değil mi? İşte bu endişeli halinizle neden gelecek planı yapmaya çalışıyorsunuz?
Endişelisiniz diyor yani doğru bir şey yapmıyorsunuz.
İşte yaşamınızda ne zaman kendinizi böyle hissederseniz, korkmuş ve endişeli hissederseniz, zihinsel ya da duygusal acılar yalnızca bir bütünün bir parçasına sabitlendiğinde olur.
O yüzden kendinizden geriye çekilin, içsel bakışınızı genişletin ve resmin tamamını görmeye çalışın, kaçmayın.
Bir olumsuzluk sizi böyle sımsıkı yakaladıysa...
Kendiniz dışında hiç kimseyi suçlamayın diyor.
Farkındalığınızı arttırın sadece.
Çünkü tüm mutsuzluğunuz, kim olduğunuz ve yaşamın size nasıl davrandığına dair düşüncelerinizin içerisinde gizlidir diyor.
Peki yaşantımızı nasıl değiştiririz?
Yaşamla, yaşamın o tüm karmaşalarıyla, bildiklerimiz vasıtasıyla yüzleşiriz değil mi?
Ne biliyorsak o şekilde yüzleşeceğiz.
Ne zaman olursa olsun neyi biliyorsak sadece onu yapacağız yaşantı karşısında ve bir yaşamdan farklı bir şey elde edebilmek için önce sizin farklı bir şey yapmanız gerekir diyor.
Ve bunun için farklı bir şey bilmeniz gerekir.
Farklı bir şey bilebilmemiz için de önce şüphelenmemiz gerekiyor.
Ardından da artık değişim arzusunda olduğumuz şeyi bize getirenin şu anki anlama seviyemiz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Yani önce yaşam hakkında bildikleriniz ne?
Bunu bir sorgulayın bunu değiştirmeye çalışın.
İnandığınız şeyleri yeniden düşünün değerlendirin.
Bir de nasıl her günümüzü daha da güzelleştiririz diye bir takım öneriler vermiş.
Zorluklardan kaçmayın diyor.
Titreyerek de olsa zorlukların üstüne üstüne gidin.
İçsel güçsüzlüklerinizi mesela endişeli olmayı, kaygı, öfkeyi doğruluk olarak görmeyi bırakın diyor.
Yani içsel güçsüzlüklerimizi güçlülük gibi gösteriyoruz ya bundan vazgeçin diyor.
Affedici olun ne kadar zor olsa da kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız karşınızdakine de öyle davranın affetme sürecinde.
Başkalarının zayıflıklarını cezalandırmaktan vazgeçin.
Böylelikle kendi zayıflığınızı da cezalandırmayı bırakırsınız diyor.
Ve ne zaman canınız yansa ya da yenilgiye uğramış gibi hissetseniz bunun artık böyle yalnızca işe yaramayan şeylere sarılmakta ısrar etmenizden kaynaklandığını görürsünüz.
Ve bunu da geride bırakmaya cesaret edin diyor.
Ve diyor ki insanlar kendi paylarına düşen çabayı göstermeden bir şeylerin onların ayağına gelmesini istiyor.
Yani onlar için yapılmasına çabalıyorlar.
Yaşamlarını bu şekilde harcıyorlar.
Aynı uçurtma uçurtmak gibi.
Eğer uçurtmayı böyle yukarıda esen rüzgara göre ayarlarsanız doğru bir şekilde tutarsanız zaten uçar diyor.
Doğunun bilgi kitabı Tao Te Ching de der ki insan yola sadık kaldığında...
Hoşnutluğunun sonu gelmez.
Yani yola sadık kalmak burada önemli olan hani rüzgarı bilmek diyoruz ya.
Mesela uçurtma uçurmak isteyen ama rüzgar ile ilgili hiçbir şey bilmeyen bir çocuk düşünün ne olacak hayal kırıklığına uğrayacak.
Ama sonra rüzgarı öğrenecek, bilecek, tanıyacak doğru bir çaba gösterdiği zaman uçurtması zahmetsizce uçacak.
Yani kendi payınıza düşen çabayı göstermeniz gerekiyor diyor bu hayatta.
Rüzgarın yönünü öğrenmeye çalışmamız gerekiyor.
Mutluluğu engelleyen şeylerden biri de özel birisi olmak zorunda olduğumuza inanmamız demiş yazar.
Neden herkes özel biri olmak ister diye de sormuş.
Çünkü özel biri olmak bizi güç sahibi biri gibi yapacak.
Ama kendi özdeğerimizi eğer buna göre belirliyorsak burada bir sıkıntı var.
Gay diyor ki tüm gerçek ruhsal gelişmelerin öncesinde bir kriz vardır.
Çünkü gerçek bir düşünsel büyüme kişinin kendi önünü tıkayan duygu ve düşüncelerinden kurtulma sürecidir.
O kriz anında o çatışmada tabii ki bir acı olacak.
Bu bilinç dışı psikolojik ve duygusal acı bilinç seviyesine ulaşınca kriz olarak yaşanacak hayatımızda ve bu kriz kendimizi kandırdığımız bir yalanın aslında ne olduğuyla yüzleşme anımız.
Örneğin birini düşünün kendini böyle iyilik meleği zannediyor ve aslında başkaları hakkında o kadar kötü sözler söylüyor.
Diyor ki acımasız eleştiriler, arkalarından dedikodular yapıyor falan.
Ve sonra bir anda kendinin ne yaptığını fark ediyor.
Bakın iki yüzlü ve aslında gerçek kendisiyle yüzleşiyor.
Sırf insanlar ona iyi desinler diye taktığı bir maske var.
O maskeyle yüzleşiyor, gerçeklerle yüzleşiyor.
Bu çok acı değil mi? Kriz anı işte.
Bu bir büyüme fırsatı aynı zamanda.
Burada uykudan uyanın ve her şey kendinizi gerçekte olduğu gibi görün diyor.
Yüzleşin ya kendinizde hani mış gibi yaşamayın diyor.
Ben bu kısmı öyle adlandırdım.
Bir de yaşam ne istiyorsa siz de onu isteyin.
Yaşamdan farklı talepleriniz olmasın diyor.
Kolay bir yaşam istiyorsanız gereken şey bu diyor.
Çünkü mutsuzluğunuzun sebebi yaşamın getirdiklerine karşı vermiş olduğunuz tepkilerdir diyor.
Kendi isteklerimizin gürültüsü altında yaşıyorsak eğer yaşamın getirdiklerini reddediyorsak bunu nasıl anlarız?
Şöyle kendinizi çok sıklıkla endişeli gergin hissediyorsunuz.
Çünkü evdeki hesap bir türlü çarşıya uymuyor.
Altyazı M.K.
Her şeyinizi feda etmeye hazırsanız benlik bütünlüğünüz de dahil burada da anlarsınız.
Genellikle bir sonraki zaferinizi tasarlıyorsanız ya bir savaştasınız ya da çıktığınız savaşın yaralarını sarıyor haldeyseniz sürekli.
Gerek duyduğunuzda sakince dinlenemiyorsanız, yolunuza çıkan engeller karşısında çıldırıyorsanız, sonsuza kadar bir şey istemeye güdümlü gibi hissediyorsanız kendinizi bir şey elde ediyorsunuz başka bir şey istiyorsunuz
sürekli bir isteme halindeyseniz.
Ve sizinle aynı şeyi isteyen başka herkese karşıysanız eğer sahip olduğunuz tek şeyin olduğunuz kişi olduğundan eminseniz sürekli kendinizi istediğiniz şeye sahip olduğunuza inandırmaya
çalışıyorsanız evet burada bir sıkıntı var.
Eğer yaşamın istediğine kulak verirsek bunu nasıl anlarız?
Şöyle ki olanlar bizi asla hayal kırıklığına uğratmaz.
Her zaman doğru zamanda ve doğru yerde olduğunuzu hissedersiniz.
Öfke ve endişe yoktur.
Çevrenizde olan bitene karşı duyarlısınızdır.
Kendinizi bir şeyler kaçırıyormuş gibi hissetmezsiniz sürekli.
Hiçbir zaman kayıplar sizi yıkmaz.
Düşünsel olarak bir dinginlik içerisindesinizdir ve daima olarak şükredersiniz.
Yani eğer bir istek Endişe ve hüzün kaynağı ise o istek size aittir yaşama değil.
O istekte acı varsa boşunadır.
Gerçek yaşamın böyle sel gibi akmasını gitmesini istiyorsanız kendinizi gelecek için haz vaat edip bugün acıdan başka bir şey vermeyen o kendi isteklerinizin selinden kurtarın diyor
gay. Ben de diyorum ki nasıl yapacağız abla onu be Celal Şengör.
Neyse devam edelim.
Yepyeni birine dönüşün demiş gayrı.
Yaşama yeniden başlayın.
Yani ben defalarca bunu yaptım olmuyor ya diyorsanız hayır olabilir.
Bin kere yanlış yerden başlamış olabilirsin.
Sıkıntı belki senin yanlış yerden başlamış olman diyor.
Eğer gümlü bir hazinenin üzerinde duruyorsanız tüm yapmanız gereken bulana kadar kazmaktır değil mi?
Eğer doğru yerde değilseniz altınızda hazine yoksa sabaha kadar burada isteseniz de hiçbir çaresi yok.
Hazine yok çünkü orada kaz kaz dur.
Şimdi çok güçlüdür diyor arkadaşlar.
Geçmişi kökünden söküp atacak tek şey şimdi şu an.
Her bir şu an yenidir çünkü.
Her zaman... Tam şimdidir.
Eğer bir pınar artık böyle sular tarafından beslenmiyorsa ne olacaktır?
Pislenir değil mi? Eskiyi söküp atın.
Geçmişte yaşamayı bırakın diyor.
Geçmişten gelen acıların geçmemesinin tek nedeni sizin içinizde o acıyı tutmak isteyen bir şey olması.
Gitmesine müsaade etmeyen bir şey var.
Onu bulun diyor. Ve her meydan okuyuş, her güçlük yalnızca zamanında sırtlanır ve asla ileri taşınmaz ya da geriye pişmanlıkla bakılmaz.
Kısaca vazgeçebilmek.
demek artık bize fayda sağlamadığını bildiğimiz belki acı da olsa anladığımız şeyleri terk edebilmektir.
Mevlana'nın güneşi Şems der ki düzenim bozulur hayatım altüst olur diye endişelenme.
Ne biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını der.
Bu sözde kapanışımı yapmak istedim.
Vazgeçebilmeyi öğrenebilmemiz dileğiyle.
Samsung Galaxy A54'ün katkılarıyla hazırlanan Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten acayip iyi Samsung Galaxy A54'ü hemen inceleyebilirsiniz.
Bu cumartesi yepyeni bir bölümle tekrar karşınızda olacağım.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
