
Ünlü Bestecilerden Hikayeler: Beethoven, Paganini, Mozart, Haydn, Listz, Bach, Schubert
21 Eylül 2024 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Grundig xplore Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Grundig" hakkında reklam içerir*
Transkript
Grundig Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün size dünyaca ünlü bazı büyük bestecilerin hayatlarından böyle kısa öyküler anlatacağım.
Biraz böyle müzik camiasının dedikodusunu yapacağız gibi bir bölüm olacak.
Müzik alanında da Ortamlarda Satılacak Bilgi'lerimiz olsun diye düşündüm.
Bu arada Ortamlarda Satılacak Bilgi lafın gelişi arkadaşlar.
Maksat ortamlarda konuşabileceğimiz konularımız bol olsun.
Öyle sus pus oturmayalım değil mi?
Biz de iki kelam laf edebilelim.
Genel kültürümüz artsın.
Bir de ben böyle bıdı bıdı habire bir şeyler anlatıyorum diye her yerde, her ortamda böyle konuştuğumuz zannedenler var.
Hiç alakası yok. Yani inanın bazen hiç konuşmadığım oluyor.
Muhabbet sarmıyorsa, akmıyorsa, ilerlemiyorsa.
Vallahi içimden hiç konuşmak gelmiyor arkadaşlar.
Öyle olunca karşımdakinin derinliğine göre boy vermeye çalışıyorum.
Bir de ben çoğunlukla konuşmaktan çok dinlemeyi seviyorum arkadaşlar.
Siz de beni dinlemeyi seviyorsunuz.
E hadi o zaman daha fazla uzat.
Şimdi öncelikle hani dahiler nasıl oldu diye bir bölüm yapmıştım ya orada ünlü bestecilerin zekalarından bahsetmiştik IQ seviyelerinden ve genelde müzisyenlerin ailelerinin de müzisyen olduğunu söylemiştim.
Örnek olarak Johan Sebastian Bach demiştik arkadaşlar hatta ailesi ailece değil neredeyse sülalece müzisyen diyebilirim onlar için.
Bach zaten tam böyle barok döneminin bestecir rock yıldızı.
Neyse işte o bölümde bu yeteneklerin kalıtsal olup olmadığını konuşmuştuk arkadaşlar.
Evet biraz genetik biraz da çevre faktörü olduğunu belirtmiştik ama bu genetik olayının en açık belirtilerine en kolay rastladığım sanataydan biri ne demiştik?
Müzik. Diğer sanat kollarında bu kadar öne çıkmıyor bu soya çekim olayı genetik olayı.
Mesela dünya edebiyatına baktığımız zaman pek yok değil mi?
İşte Alexander Duma'lar var mesela baba oğul olarak.
Alexander Duma ve oğlu ki oğlunu çok kıskandığı söylenir onun önünü kesmeye çalışmıştır.
Tolstoy ve oğlu Alexei var ki eminim duymamışsınız.
Tolstoy'un oğlunun da bu işlerle meşgul olduğunu.
Thomas Mann ve kardeşi Heinrich Mann var.
Aynı zamanda oğlu Klaus ve kızı Erika da bu edebiyat işlerine girmiştir.
Hatta Yaşama Kaçış diye bir belgesel var arkadaşlar.
Henüz izleyemedim ama size de buradan söylemiş olayım.
Thomas Mann'ın bu iki çocuğuyla ilgili bir belgesel bu.
Merak ediyorum. Yakın bir zamanda izlemeyi düşünüyorum.
Bunlar dışında böyle aman aman bilinen bir şey yok edebiyat dünyasında.
Sinema dünyasında baktığım zaman Charlie Chaplin olabilir.
Kızı aynı işi yapmıştı.
Henry Fonda olabilir. Fonda ile beraber işte oğlu Peter Fonda ya da Kirk Douglas olabilir.
Oğlu Michael Douglas var.
Joaquin Phoenix ve erkek kardeşi var.
River Phoenix genç yaşta hayatını kaybetti maalesef.
Bu arada River Phoenix'ın oynadığı Stand By Me filmini de önereyim arkadaşlar.
Çok severim o filmi. Old but gold filmlerden biri bence.
Dönelim müzik camiasına.
Dediğim gibi genetik faktörü burada çok önemli.
Yani genetikte müziğin ağırlığı diğer sanat kollarıyla kıyaslanamayacak kadar büyüktür arkadaşlar.
Yani ünlü bestecilerin yaşamları incelendiği zaman soylarında müziğin önem taşıdığını görüyoruz.
Ve bu eğilimin giderek sürmesiyle aile bireylerinden birinde pik yaptığını görüyoruz.
Artık böyle dorağa çıkıyor ve orada kalıyor.
Örnek ver Merve. Tabii ki Bach ailesi.
Richard Wagner Bach için der ki arkadaşlar.
Müzikte en olağanüstü mucize olarak tanımlar Bach'ı.
Bach'ın iki eşinden 20 çocuk olmuştur ve bu çocuklardan hayatta kalanlardan 3'ü yaşamını aynı babası gibi yine müzikle ilgilenerek devam ettiriyor, besleyici oluyorlar.
Bunlardan biri Johann Christian Bach arkadaşlar ve hayatının büyük bir bölümünü Londra'da geçirmiştir.
O yüzden ona Londralı Bach derler.
Hatta burada Mozart ile tanışıyor ve Mozart ilk senfonilerinde Bach'ın bu oğlunun eserlerinden çok etkilenmiştir.
Müzik camiasının en büyüklerinden biri olan Haydın'a baktığımız zaman böyle Bach ailesi gibi bir ortamda büyümediğini görüyoruz.
Avusturya'nın bir köyünde doğup büyümüştür.
Babası bir araba tamircisidir.
Annesi ise sarayda ahçılık yapmaktadır ve 12 çocukluğu yoksul bir ailenin ikinci çocuğudur.
Ama ailesi her akşam yemeğinden sonra toplanırmış.
Babası arpa benzer bir tür halk çalgısı eşliğinde şarkılar söylermiş.
Yani Haydın da bu şekilde bir ortamda büyüyor ve müzik yeteneği de böylelikle keşfediyor.
İşvedilmiş oluyor küçük yaşta babası tarafından.
Mozart'a gelince zaten onun babası da müzisyendi biliyorsunuz.
Leopold Mozart. Az sonra ondan bahsedeceğiz.
Beethoven'ın dedesi şarkıcı arkadaşlar.
Ve 19. yüzyılın ilk yarısında müzik dünyasını hayretten hayrete düşüren keman çalış tekniğiyle şeytanın kemancısı olarak adlandırılan Paganini'nin babası.
Hem memur hem de amatör bir müzisyendir.
Keman ve mandolin çalıyor.
Babası tabii oğlunun üstün yeteneğini küçük yaşta.
hemen fark ediyor ve bunun üzerine gidiyor.
Hatta baya böyle işkenceler falan yaptığı söylenir oğluna.
Biraz eziyet ederek bu işleri yaptırmaya çalışmıştır.
Peki Paganiniye neden şeytanın kemancısı deniliyor?
Bilmeyenler için anlatayım.
Çünkü o yıllarda yani 18.
yüzyılda keman şeytanın enstrümanı olarak görülüyor.
Bir de Paganini'de Marfan sendromu adı verilen bir rahatsızlık var arkadaşlar.
Abraham Lincoln'un da bu genetik hastalığa sahip olduğu düşünülüyor.
Boyu 1.93'tü ve ABD tarihinin en uzun boylu lideridir ama sadece boy değil yüzü, elleri yani kemik yapısı bir değişikti Lincoln'un.
Marfan sendromu olanlarda arkadaşlar böyle kollar, bacaklar, eller, işte ayak parmakları, ayaklar, yüz orantısız bir şekilde uzayabiliyor.
İşte Paganini'nin de böyle bir rahatsızlığı var arkadaşlar ki Bu öldükten sonra ortaya çıkmıştır.
Elleri, ayakları aşırı uzun ve bu bilin bakalım ne işe yaramıştır.
Böylesine zor eserleri çalabilmesine tabii ki.
Bazen diyorum ya başımıza gelen kötü bir olay aslında bizim yararımıza dönebiliyor arkadaşlar.
Ki bunun en iyi örneklerinden biri bence Paganini.
Bu arada filmi de var izlemek isterseniz.
Şeytanın Kemancısı diye bir film.
Müzik tarihinin gelmiş geçmiş en iyi keman virtüözlerinden biri ki bana göre en iyisi arkadaşlar.
Kemana o kadar hakim ki adam...
resmen kemanı konuşturuyor.
O yüzden onu dinlemeye gelenler böyle şoktan şoka koşuyorlar ve diyorlar ki bir insanın bir kemandan bu sesleri çıkartması namümkün.
Yani bu adam kesinlikle ruhunu şeytana satmış diyenler var.
Şeytanın oğlu diyorlar. Bir de arkadaşlar Stendhal 1823 yılında Viede Rossini diye bir eser yazıyor.
Burada Paganini'nin metresini öldürdüğünü, bunun için hapse girdiğini ve hapisteyken bütün zamanını bu muhteşem keman yeteneğini geliştirmeye...
adadığını söylüyor. Çok asılsız bir iddia ortaya atıyor.
Ya sadece bu değil Paganini hakkında o kadar korkunç söylentiler var ki hatta şey diyorlar işte metresini öldürmüş, metresini bağırsaklarından keman yapmış yani kemanına tel yapmış.
Yok artık. Bu arada bütün bunlar Paganini'nin hoşuna gidiyor.
Bence reklamın iyisi kötüsü olmaz hesabı.
Şeytanın oğluyum falan dediği oluyor yani.
Göte 1829 yılında ilk kez dinliyor Paganini'yi ve büyüleniyor.
Arkadaşına bir mektup yazıyor ve bu mektupta adamın şeytani unsurlarla bağlantısı olduğunu iddia etmiş büyülendiği için.
Bir de Paganini aşırı çapkın bir adam.
Frengiye yakalanıyor.
Frengiden dolayı yüzü böyle çok beyaz.
Kireç beyazı. Elleri de değişik o Marfa sendromundan dolayı.
O yüzden insanlar onun...
tipinden kılığından da korkuyorlar ve bu şeytanla iş birliği yaptığı söylentileri o kadar ayyuka çıkıyor ki öldükten sonra kilise tarafından kutsal topraklar sayılan Cenova'ya gömülmemiştir.
Bu arada günah çıkarmayı da reddetmiştir.
Hani o yüzden de gömülmediği söyleniyor.
Ben çalışırken arka planda genelde Paganini dinliyorum.
Adam ayak tırnağımdan saç delime kadar titretmeyi başarıyor.
Gerçek bir deha bence.
Zaten onu canlı dinleyenler arasında bayılanlar oluyormuş.
Muhtemelen ben de bayılırdım.
sendromu. Konserinde kemanının telleri kopuyor ve tek telle sol teliyle kalıyor.
Tek telle bile çalabiliyor arkadaşlar.
Öyle bir sayko. En son o tel de kopuyormuş ve bazen kemanını parçalayarak konseri bitiriyormuş.
İşiniz gücünüz şov.
Bu arada bir itirafta bulunmak istiyorum.
Ben böyle bazen aşırı iyi bir kitap okurken kalp atışlarım çok hızlanıyor.
Yani mest oluyorum. Kendimden geçiyorum.
Hatta bir kere kendimi Fatih Terim gibi buldum.
Böyle ayağa kalkmışım.
Garip garip hareketler yapıyor.
Ve şey diyorum kitabı kapatmışım.
Abi çok iyi ya çok iyi falan diyorum.
Umarım bunu yaşayan birileri vardır aranızda.
Umarım deli değilimdir. Ve de diyorum ki bunu yazan insan olamaz.
O yüzden Paganini'yi dinleyenleri anlıyorum.
Yani Paganini için de aynısını söylüyorum.
Bunu çalan insan olamaz arkadaşlar.
Öyle bir hissiyat uyandırıyor bende.
Tabi böyle mucize insanları dinlerken ses kalitesi de çok önemli.
Grundig Outdoor ailesi üyelerinden Explore, Jam 2 ve Solo 2 hoparlörler müzik keyfinizi arşa çıkarmak için biçilmiş kaftan.
Neden? Çünkü Grundig Outdoor ailesindeki hoparlörler çok güçlü bir ses imkanı sunuyorlar.
Suya ve toza dayanıklılar.
Hepsinde powerbank özelliği var.
Telefonunuzu şarj edebiliyorsunuz.
Handsfree özelliğiyle gelen aramaları direkt cevaplayabiliyorsunuz.
Gerçek kablosu stereo ile iki hoparlörü birbirine bağlayarak ses gücünü ikiye katlayabiliyorsunuz.
AUX girişleri sayesinde diğer cihazlara kolayca bağlanabiliyorsunuz.
Ve 30 metreye kadar bluetooth bağlantısı devam ediyor.
Bu benim için çok önemli. Çünkü ben uzaklaştıkça müzik kesilmeye başlıyor.
Böyle bir geliyor gidiyor. Müzik keyfi diye bir şey kalmıyor.
O yüzden bu önemli bir detay.
Karabina kilidi sayesinde açık hava maceralarında size eşlik edebiliyor.
Mesela ben kayak yaparken bu kilit sayesinde ben nereye gidersem müziğim oraya geliyor.
O yüzden bu da önemli bir detay.
Macera severler için Grundig Explore Hoparlör'de hem sesli hem ışıklı yardım sinyalleri yollayan SOS fonksiyonu var.
El feneri de var. Ne olur ne olmaz.
Zor durumlarda her zaman yanımızda.
Explore Hoparlör ile sadece denizde kumsuz...
Ya da yağmurlu havada değil.
Havuzda 1 metre derinliğe kadar bile müzik keyfiniz sürüyor.
Havuzun dibi için bir çalma listesi hazırlarsınız diye düşünüyorum.
Bu arada 15 saate aşan çalma süresiyle müzik keyfiniz hiç bitmiyor arkadaşlar.
Grundig Explore 8 Watt RMS çıkış gücüne sahip.
Jam 2 ve Solo 2 ise 4.3 Watt RMS çıkış gücüne sahip.
Grundig Outdoor ailesinin bu 3 üyesi de geliştirilmiş bas sesleri sunan pasif radyatörleriyle çok daha derin ve çok daha güçlü bir ses deneyimi sunuyor.
O zaman müzik keyfinize keyif katacak Grundig Outdoor ailesini incelemek isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Gelelim Franz Schubert'e onun kısacık yaşamı 1700.
1997'de Viyana'da başladı.
Babası violensel çalan bir öğretmendi ve Schubert'e ilk derslerini babası vermiştir.
İtalyan opera sanatının en büyük temsilcilerinden Joaquino Rossini'nin babası da amatör bir müzisyendi.
Annesi de harika bir sanatçıdır.
Romantik çağın müzikte büyük siması olan Robert Schumann'ın babası bir kitapçıdır arkadaşlar ve oğlunun asla müzikle uğraşmasını istememiştir.
Hatta son nefesine kadar buna karşı çıkmıştır ama...
Gerçek bir müzik sever olan annesi onu daima müzik alanında desteklemiştir.
Franz Liszt'e bakacak olursak o da yeteneğini babadan alanlardan.
Babası amatör bir piyanist.
Yine bu alanın devlerinden Brahms.
Brahms'ın babası da eğlence yerlerinde çalışan yoksul bir müzisyen.
Ama oğlunun yeteneğini fark eder fark etmez ona yok canıyla piyano dersleri aldırıyor.
Alman müziğinin en verimli ve en başarılı simalarından biri sayılan Richard Strauss'ın babası ise saray orkestrasındaydı.
Temizden bir örnek verecek olursak çok sesli Türk müziği girişiminin ilk öncüsü sayabileceğimiz Cemal Reşit Rey'in annesi Fethi Hanım çok iyi bir piyanisti.
Değerli kemancımız Sunaka'nın babası da kemancıdır.
Yani kalıtımın müzik sanatında ne kadar önemli olduğunu görüyorsunuz.
Yetişmiş büyük sanatçılar üzerindeki etkisini örneklerle kısaca anlatmaya çalıştım ama bütün bunlar da aile bireylerinin ve çevrenin tutumunun da ne kadar önemli olduğunu görün istedim.
Hem de şöyle kısaca bir müzisyenleri anmış olduk.
Şimdi size müzik dünyasından öyküler, dedikodular anlatmaya başlayabilirim.
Önce Beethoven'la başlayalım.
1770 yılında Almanya'da doğan Beethoven kuşkusuz yaşamı en çok incelenen, en çok araştırılan sanatçıların arasındadır.
Bunda hayatının son 10-15 yılı boyunca artan duyma kaybının büyük bir etkisi var ki 9.
senfonisini işitme kaybı olduğu halde yapmıştır.
Bir de şöyle bir rivayet var arkadaşlar.
9. senfoniyi yaptıktan sonra yani işitme engeliyle yaptıktan sonra krala gönderiyor.
Kral da çok beğendiğini söylüyor.
Hatta elmas bir yüzükle onu onurlandırıyor.
Beethoven ise bu yüzüğü bozdurmak istiyor çünkü nakit paraya ihtiyaç var.
Kuyumcu'ya gittiğinde acı gerçekle karşılaşıyor.
Meğersem enmas yüzük sahteymiş.
Tabii bu bir rivayet. Aslında kral hiç beğenmemiş ama işte onuru kırılmasın diye bir yüzük göndermiş bozduracağını düşünmeyerek.
Ama bozdurunca da gerçekler ortaya çıkmış denilir.
Beethoven karşısındaki insanlarla iletişimini yanında taşımış olduğu defterler vasıtasıyla kuruyor.
Ona bir şey söyleyecekleri zaman bu deftere yazıyorlar.
O da cevap olarak cevabını bu deftere yazıyor.
Bu şekilde bir iletişim kuruyorlar ki ölümünden sonra...
Murat arkasında 400 kadar defter bırakmıştır ama bu değerli belgelerden 250'den fazlası sanatçının hem arkadaşı hem de sekreteri olan Schindler tarafından düşüncesizce yakınmıştır.
Gerekçesi de işte içinde çok siyasal düşünceler vardı falan diyor.
Beethoven bu arada politik düşüncelerin açığa çıkmasından çok korkarmış.
Bir de sık sık öfke nöbetleri geçiriyor.
Mesela 1806 yılında yine çok öfkeli bir anında Prens Karl Linovski'ye diyor ki Prens diyor sizin asaletiniz bir doğum.
kazasının ürünüdür.
Oysa beni yaratan kendimim.
Dünyaya binlerce prens geldi ve gelmeye devam edecek ama sadece Tek bir Beethoven var diyor.
Bence haklı bu konuda. Çünkü mutlak kulak yeteneği diye bir şey var.
Ve sadece arkadaşlar 10 bin kişiden birinde görülüyor.
Genetik ve ailelerde nesilden nesile aktarılan bir şey mutlak kulak.
Örnek ver Merve. Maria Carey olabilir.
Michael Jackson olabilir. Ella Fitzgerald olabilir.
Stevie Wonder olabilir. Mozart olabilir.
Bunlar mutlak kulak arkadaşlar.
Yani mutlak kulak bahşedilmiş insanlardan bazıları.
Bu arada Beethoven'a da bir podcast yapmayı düşünüyorum.
Korkunç bir çocukluk.
O da çoğu deha gibi.
Hani Lady Gaga bir röportajında diyor ya bana kalırsa hayatla mücadele ettikçe sanatınız da mükemmelleşiyor diyor.
Beethoven için bence haklı bir söylem.
Hani diyor ya Beethoven kaderimin boğazına sarılmak istiyorum.
Beni tamamen yenmeyi başaramayacaksın diye.
Ve sarılıyor da 1816'da not defterine şöyle yazmış.
Hiç arkadaşım yok bu dünyada.
Yapayalnızım. Bu benim çok kalbime dokunmuştur ve hayatının sonlarına doğru 17 Şubat 1827'de not defterine Beethoven şu satırları yazmış.
Sabırlıyım ve düşünüyorum ki tüm talihsizlikler beraberinde iyi şeyler getiriyor.
Bu söze çok benzer bir sözü.
Geçen gün Amy ödüllerinde Richard Gott söyledi.
Baby Reinder dizisinin yazarı ve başrol oyuncusu.
Çok hoşuma gitti ödül konuşması.
Diyor ki 10 yıl önce başıma gelenlerden dolayı bir daha asla tekrar ayağa kalkabileceğimi düşünmemiştim.
Ve şu an işte buradayım.
En büyük yazar ödüllerinden birini alıyorum diyor.
Eğer benim gibi zor bir dönemden geçiyorsanız azimle devam edin.
Çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor ve ne kadar kötü...
Çoğu olursa olsun sonsuza kadar sürmeyecek.
O yüzden devam edin bırakmayın diyor.
Beethoven da işte sonuna kadar devam edenlerden biriydi bence.
Ve sırada opera sahnelerinin vazgeçilmez sevgilisi Carmen var arkadaşlar.
Kimdir bu Carmen?
Nietzsche 1881 yılının son günlerinde kız kardeşine bir mektup yazmış.
Burada Carmen'den bahsediyor.
Bize adlı bir Fransızın bestelediği Carmen operasını seyrettim.
Olağanüstü etkiledi beni diyor kız kardeşine.
Ne canlı ne tutkulu.
Ne güneşli bir eser diye de bitiriyor mektubunu.
Carmen opera tarihinin gelmiş geçmiş en sevilen eseri ve bize bu başarısını göremeden maalesef 37 yaşında hayata veda etti.
Carmen bu arada ilk temsillerinde başarısızlığa uğramıştır.
Nietzsche çiçeğim biliyorsunuz önceden Richard Wagner'a hayrandı sonradan düşman oldular.
Nietzsche belki de Wagner'dan yani onun eserlerinden kendini böyle bir tık uzaklaştırmak için artık kendine yeni yeni kanıtlar ve örnekler arıyordu.
O sırada da karşısında.
Carmen çıkmış bulundu.
O yüzden belki bu kadar yükselmiş olabilir.
1896'da nefret ettiği Wagner'ın ölümünün arkasından hatta 13 sene sonra Wagner sorunu adlı bir eleştirisi var.
Orada şöyle söylüyor. Dün Carmen'i bir kez daha seyrettim.
Wagner'ın sisli estetiğinden uzaklaşmanın bir yoludur bu.
Bize'nin müziği, güneşli iklimleri, temiz ve parlak göğü anlatan bir dile sahip.
Bizlerin bilmediği bir iştenliğe hiç tanımadığı bir neşeyi yansıtıyor.
Bize günümüze de...
Avrupa müziğinde yer almamış güneye özgü güneş yanığı duyarlılığı ve içtenliği cesaretle verebildiğinden ötürü ne kadar övülse azdır.
Müzik at denizleşmelidir diye de bitiriyor.
Yalnız adam ölmüş gitmiş arkasından 13 sene geçmiş hala Wagner'la uğraşıyor.
Nasıl bir düşmanlıksa bitmiyor bir türlü öfkesi soğumuyor.
Bence hala gizli gizli dinliyordu.
Tchaikovsky 1875 gibi erken bir tarihte Carmen'in dünyanın en ünlü operası olacağını öngörmüştü ve öyle de oldu.
Bu arada madem az önce Nietzsche çiçeğimin azılı düşmanı Wagner'dan bahsettim azıcık ona da değineyim.
Başıma bir şey gelmeyecekse Wagner'ın müziği beni pek etkilemiyor.
Yani içimi karartıyor bile diyebilirim.
Bir de kişiliğinden de haz etmiyorum.
Irkçı bir insan. Aynı zamanda narsist ve megaloman olduğu da söylenir.
Hatta Yahudilerin komple imha edilmesi gerektiğini söyleyerek Hitler'e de ilham olmuş bir isimdir.
Ama benim hani müziğini sevmememin bunlarla hiçbir alakası yok.
Opera sanatını çok üst seviyelere taşımış, müzik dünyasına çok önemli bir isimdir Wagner.
Wagner'ın ilk evliliği eşinin sadakatsizliği yüzünden bitiyor, ihanete uğruyor.
Ondan sonra 19.
yüzyılın... En ünlü besteci, piyanist dahilerinden olan Franz Liszt'in kızı Cosima ile evlenmiştir.
Cosima da Wagner'la tanıştığında aslında babasının öğrencisi olan Hans Bilov'la evli.
Wagner'ı görünce ona aşık oluyor.
Kendini onun ayaklarının önüne atıp ağlamış.
Aşkını itiraf etmiş Cosima evliyken.
Ama 5 sene boyunca yasak aşkları bu şekilde devam ediyor.
Ve Cosima'nın eşinden 2 çocuğu oluyor o arada.
Ki zaten ailece görüşüyorlar.
Eşi Wagner'la beraber çalışıyor.
Ünlü bir şef, piyanist ve besteci.
Wagner'ın başarısında katkısı büyük.
Bu arada Cosima ile Wagner arasında 25 yaş var.
Ve Cosima Blow'dan da ayrılamıyor.
Çünkü Wagner'ın eserlerini onun kadar ustalıkla yöneten bir müzikçi yok piyasada.
Yani aşkı uğruna evliliğini sürdürmüş diyebiliriz.
Ha bu arada Blow olanı biteni biliyor ama sesini çıkarmıyor.
Oldukça zayıf kişilikli bir adam olduğu söyleniyor.
Neyse sonunda Wagner ile Cosima evleniyor yıllar sonra.
Başarısının arkasında Cosima olduğunu da söyleyebiliriz.
Çünkü Wagner'ın ölümünden sonra her şeye sahip çıkıyor.
Hatta onun karakteri konusunda ileride böyle ileri geri konuşulmasın diye çok büyük bir çaba vermiştir.
Bazı belgeleri yapmıştır.
Ve dünyanın belki de ilk özel kültür işletmesini yönetmiş diyebiliriz.
Son nefesine dek Wagner'ın ölümünden sonra onun eserlerinin yayılıp yerleşmesi için baya bir çaba sarf etmiş Cosima.
Çünkü Cosima eşine hayran.
Yani gerçek anlamda hayran ve onu tanımaya başladı.
başladıktan sonra günlükler tutmaya başlıyor ve bu günlükler aslında Wagner'ı yakından tanımamız için de önemli.
Wagner uykusuzluktan muzdarip türlü türlü hastalıkları var ve çok geçimsiz çok saldırgan bir insanmış.
Ona göre kendi ulusu yani Alman ulusu ayyaş ve kaba işçilerden başka bir şey değildir.
Tümü de aptal ve fesattır.
Çağ'ın ünlü başbakanı Bismarck için buldog suratlı çok kötü bir insan diyor.
Göte içinde dehasıyla övünüp duran koyun kafalı komple bir eşek demiş.
Dostlarının çoğuna ayyaş yalancı diyor.
Bazılarına da işte efendilerine ihanet eden oda uşakları demiş.
İmparatordan zaten nefret ediyor.
Yahudileri durmadan suçluyor.
Ama kendisine deha diyor bu arada.
Dikkatinizi çekelim. Herkese hakaret ediyor ama kendisine aşık dediğim gibi Megoloman.
Bir de ölmeden bir gün önce eşi Cosima'ya sarılıp diyor ki bana 5000 yıllık bir mutluluk verdin.
demiş. Hayret. Geçmişte pek çok kadın ilişki kurdukları besteciler nedeniyle tıpkı Cosima gibi müzik tarihine katılmıştır arkadaşlar.
Mesela Büyükbah'ın fedakar karısı Maria Magdalena Bach.
Mozart'ın eşi Constance Litsin yani Cosima'nın babası Lits.
Onun yasak aşkı var.
Contest Legault ünlü.
Berlioz'un önce aşkından çılgına dönüp evlendikten kısa bir süre sonra ayrıldığı İrlandalı oyuncu Henrietta Smithson.
Brahms'ın büyük aşkı Çaykovski'nin hiç görmediği halde yıllar yılı tutkulu bir aşkla sevdiği Nadejda'sı.
Debussy'nin beraberce mutsuz bir evliliği sürüklediği lili tekstürü.
Chopin deyince ilk akla gelen kişi, George Sand, eşine ve kayınvalidesine meydan okuyan kadın, o çağa dek hiçbir kadını göze almadığı bir girişimi gerçekleştirerek yuvasından uzaklaşan, kadın eşitliği
ve kadın hakları uğruna çağının çok ilerisinde atılımlara kalkan Fransız yazar.
Kendisinin çok sayıda romanı, hikayesi ve siyasi yazıları var.
Pek çok da erkek hayranı var.
Ama ilk karşılaştıkları...
Chopin onu çok itici buluyor.
Ne kadar sevimsiz bir kadın diyor.
Acaba gerçekten kadın mı diyor.
Şüphelerim var diyor arkasından.
Çünkü George böyle erkek gibi giyinen bir kadın ve sigara içiyor.
Hani o dönem için çok ekstrem şeyler bunlar.
Ama Chopin'in hayatında 8 sene kalmıştır ve onu çok çok etkilemiştir.
Şimdi aşk hayatlarını bir kenara bırakalım ve 20.
yüzyılın en önemli piyanistlerinden biri kabul edilen Arthur Rubinstein'ın ki kendisi Chopin'i en iyi yorumlayanlar arasındadır.
Bir dinleyin. Rubinstein'la yapılan bir röportaj var.
Orada şu soruyu soruyorlar ona.
Sizce giderek önemini yitirmiş besteciler var mı diyorlar.
O da şöyle cevap veriyor.
Tchaikovsky'i rahatça unutabilirim diyor ki bu besteci ergenlik çağımızın müziğini verdi bize diyor.
İlk aşk çağlarımız için etkin müziği Tchaikovsky vermişti diyor.
Beethoven'a gelince Mozart onun koca bir sonatı boyunca söylediklerini birkaç nota da özetledi zaten diyor.
Beethoven'ın şerişkilerle dolu bir deha...
olduğunu ki bunu yapıtlarından anlayabileceğimizi iddia ediyor ama erişilmesi zor bir mimar olduğunu da belirtmiş yani sanat konusunda müzik konusunda ev yapar gibi senfoni yapmıştır der ve bu yönüne
her zaman hayran olduğunu belirtmiş ama Mozart için diyor ki o çok başkadır yani onun işi kalplerledir diyor.
Mozart'ın en ufak bir ezgisi kalbin yolunu hemen bulur diyor ve bu özelliğe birazcık Schubert'te de rastlanır diye de eklemiş.
Bach'a gelince onunla piyanoda asla anlaşamadığını söylemiş.
Ona göre Bach kendi eserlerin hiçbir zaman günün birinde 3-4 bin kişilik salonlarda yorumlanacağını düşünmemişti diyor.
Ve son olarak diyor ki Mozart benim dinlediğim tek bestecidir ve onun müziğiyle 100 yaşıma kadar yaşayabilirim diyor.
Gerçekten de müziğin içinde olanların çoğu için durum böyle.
Yani Mozart bir yana diğerleri bir yana.
Böyle bir durum söz konusu.
Büyü gibi bir şey. Goethe mesela 1763 yılında şöyle yazmış.
14 yaşındaydı. Ve 7 yaşındaki Mozart konser gezisi boyunca babasıyla Frankfurt'a uğramıştı.
Bu minik sanatçıyı saç tuvaleti ve yanında sallanan küçük kılıcıyla çok iyi anımsıyorum diyor.
Ve aradan uzun yıllar geçtikten sonra Goethe Mozart için şöyle demiştir arkadaşlar.
Mozart'ı müzik sanatında erişilmez bir deha olarak kabul etmek yanlış sayılmaz.
Tıpkı edebiyattaki Shakespeare gibi Mozart'ın belirişi insanlık tarihi boyunca açıklanması olanaksız bir mucize.
Giza olarak kalacaktır diyor.
Göthe'nin düzdüğü metiyelere bakın Mozart için.
Haydn ise Mozart'tan 24 yaş büyük ve onun oluşumunu etkiledi ama onun dehası karşısında eğilmeyi bilmiştir.
Hatta 1785'de Leopold Mozart'a şöyle diyor.
Erdemli bir sanatçı sıfatıyla tanrı huzurunda size oğlunuzun Tanıdığım, bildiğim en büyük besteci olduğunu söyleyebilirim diyor.
Ve Mozart'ı 18 yaşındayken kendisinden ders almak üzere Viyana'ya geldiğinde sadece bir kez görmüş olan Beethoven'da onun için şöyle söyler.
Yaşamım boyunca hep Mozart'ın en tutucu hayranları arasında kaldım ve son nefesime kadar da öyle kalacağım.
Hatta bir öğrencisine şöyle söylüyor.
Bizler hiçbir zaman böyle eserler verme olanı bulamayacağız diyor.
Bir başka müzik dehası olan Schubert o da Mozart gibi çok erken ayrılanlardan aramızdan henüz 31 yaşındaydı maalesef.
Mozart için güncesine şöyle bir not düşmüş.
Mozart, sevgili Mozart.
Ruhumuza daha mutlu bir yaşam için ne kadar çok güzellikler kattın diyor.
Avusturyalı ünlü besteci Mahler 1911 yılında son nefesini verirken yanındakilerin şu adı duyduğu söylenir.
Mozart. Son sözleri bu olmuş.
Bu arada fiziği özel bölümlerimde Mozart var.
Dinlemek isterseniz bir biyografisini yapmıştım.
Ve son olarak Debussy'nin bir anısıyla kapatmak istiyorum bu bölümü.
Debussy, Romain Roland'ın Bugünün Müzikçileri adlı kitabını okurken orada kendisine...
yöneltilmiş bir eleştiri görüyor ve tabii ki bu durum hiç hoşuna gitmiyor.
Ama arkadaşına dönüp şöyle diyor.
Bana öyle geliyor ki ben bu kitaba ait değilim.
Ben bugünün değil yarının.
öbür günün ve daha sonraki günlerin müzikçisiyim.
Neden ait olduğum yere konmuyorum diye de bir serzenişte bulunuyor.
Bence bu sözler bugün konuştuğumuz bütün sanatçılar için geçerli.
Onlar çağlarının çok ötesine geçebilmiş isimler.
Gurundik Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Siz de müzik keyfinizi kat be kat arttırmak isterseniz Gurundik Outdoor ailesini incelemek için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Bu pazartesi, çarşamba ve cumartesi tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Size iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
