
Babamızdan öğrendiğimiz şıklık, kuşaktan kuşağa geçen bir zarafet dilidir. SARAR, “Biz Şıklığı Babalardan Öğrendik” sloganıyla Babalar Günü’nü kutlarken, hem bir stil anlayışına hem de güçlü bir duruşa vurgu yapıyor. Babaların çocuklarına damatlık giydirdiği o anlarda, kalabalık aile sofralarında kurulan derin bağlarda, Atatürk’ün, bir ulusun babası olarak bizlere kazandırdığı o onurlu duruşta… Tüm bu anlar şıklığın; değerlerde ve hatıralarda yaşadığını hatırlatıyor bize.
En şık babalar için en şık hediye alternatifleri özel indirim fırsalatlarıyla SARAR Mağazaları ve sarar.com’da.
Baba gibi babaların Babalar Günü Kutlu olsun!
https://sarar.com/babalar-gunu
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "SARAR" hakkında reklam içerir
Transkript
Sarar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Yarın Babalar Günü ve bugün size çok tatlı bir konuyla geldim arkadaşlar.
Bugün dünyaca ünlü yazarların, bilim insanlarının, sanatçıların, kendi çocuklarına ve hiç tanımadığı çocuklara yazdıkları mektupları konuşacağız.
Bu bölümü ailece dinlerseniz çok sevinirim, özellikle çocuklardan.
Bayram tatiline giderken valizime bir sürü kitap koymuştum arkadaşlar ve o kitaplardan biri sevgili Bahar Eriş hocamızın Sevgiler ve Lollipoplar adlı kitabıydı.
Bir solukta okudum arkadaşlar, aktı gitti.
Zaten onun tüm kitapları böyle ve benim okumayı en sevdiklerimden çünkü kendisi bir akademisyen olduğu için kitaplarını okurken aynı zamanda çok fazla bilgiyle de donanmış oluyorsunuz.
Bu benim en sevdiğim şeylerden biri kitap okurken hani bir şeyler öğrenebilmek.
Bu arada kendisi bilmeyenler için çocuklarda üstün zeka ve yetenek üzerine böyle çalışmaları olan çok değerli bir akademisyenimiz.
New York'ta Columbia Üniversitesi'nde doktora yapıyor.
Ondan sonra senelerce Boğaziçi Üniversitesi'nde bu alanda eğitimler veriyor hocamız.
Sevgiler ve... Flipoplar kitabının ortaya çıkış hikayesi de çok tatlı.
Bir gün yabancı bir blogda dünyaca ünlü müzisyen Nick Cave'in bir çocuğa yazmış olduğu mektubu görüyor Bahar Hoca ve çok etkileniyor.
Dünya çapında bir star biliyorsunuz Nick Cave ve 10 yaşında bir çocuğa mektup yazıyor.
O kadar güzel tavsiyeler vermiş ki.
Ve Bahar Hoca o günden sonra acaba diyor çocuklara yazılmış böyle başka mektuplar var mı?
Bu fikrin peşine düşüyor ve ortaya bu kitap çıkıyor.
Kitapta Atatürk'ten tutun, Aziz Sancar, Celal Şeng...
Böyle isimler var arkadaşlar ve daha bir sürü isim var.
Elbette hepsini bir bölümde anlatmam mümkün değil.
O yüzden kitabı mutlaka okuyun derim.
Çünkü aklım anlatamadıklarımda kalacak.
Ben bugün bu bölümde hep erkeklerin mektuplarına yer vereceğim.
Çünkü babalar günü. Bahar Hoca şöyle diyor.
Büyükler çocuklara mektup yazdığında aslında kendi çocukluklarını da yazmış olurlar.
Hayattaki üzüntülerini tamir etmek, başardıklarını ve inandıklarını duyurmak isterler diyor.
Bu bölümü dinlerken bence bu söz aklınızda bir köşede dursun derim.
Hadi o zaman başlayalım.
Önce Nick Cave ile başlamak istiyorum.
Çünkü kitabın yazılmasına vesile olan kişi o bir yerde.
Nick Cave deyince de Peaky Blinders dizisini izleyenlerin eminim Red Right Hand parçası geldi aklına hemen.
İntro müziği de hatırlarsanız.
Bence şarkı sözleriyle dizi, başrol çok uyumlu.
Müthiş bir şarkı seçimi diye düşünüyorum.
Nick Cave dünyaca ünlü bir rock müzisyeni ve kendisinin hayranlarının sorularına yanıt verdiği The Red Hand Files diye bir web sitesi var.
Romanı da var aynı zamanda bir yazar.
Edebiyata çok düşkün zaten kitaplar.
Lara aşık çocukluğundan beri ve onu üne kavuşturan şeylerin başında bence bu kitap sevgisi geliyor.
Şarkı sözlerini de ben çok edebi buluyorum.
Bu arada kitaptan öğrendiğime göre çok kötü bir öğrenciymiş.
Okuldan atılmış, okulda başarısız olmuş ama büyüyünce dünyanın ayakta alkışladığı bir müzisyen oldu.
Yani her şey okul başarısı demek değil.
Bir gün Ruben adında bir hayranı ona şöyle bir mektup yazıyor arkadaşlar.
Diyor ki... 13 yaşındayım ve bu kadar nefret ve kopukluklarla dolu bir dünyada hayatı nasıl dolu dolu yaşayabilirim?
Ve potansiyelimi nasıl boşa harcamayabilirim?
Özellikle de yaratıcı biri olarak.
Kendimi ruhen zenginleştirmenin harika bir yolu var mıdır?
Nedir bu yol diye soruyor. Yalnız 13 yaşında sorduğu sorunun güzelliğine bakın ya derinliğine bakın.
Nick Cave ki kendisi bu arada evladını çok trajik bir şekilde kaybetmiş bir baba.
Yaslı bir baba aynı zamanda.
Ona şöyle bir cevap veriyor.
Kısaca anlatacağım ki diğerlerine değer kalsın.
Diyor ki oku. Mümkün olduğunca çok oku.
Büyük eserleri, zorlayıcı eserleri, yüzleştirici eserleri oku.
Eğlenceli olanları da oku.
Galerileri ziyaret et ve resimlere bak.
Film izle, müzik dinle, konserlere git.
Etrafta koşuşturan küçük bir vampir gibi sanatı ve fikirleri yalayıp yut.
Kendini dünyanın güzel şeyleriyle doldur.
Eğlen. Dünyanın tüm zenginliğini, iyiliğini, eğlencesini ve dehasını içine çek ki biri sana onun uğruna savaşmaya değmeyeceğini söylediğinde ona tutun.
Onu koru ve onun savunmasına koş.
Çünkü bahsettikleri şey senin dünyandır diyor Nick Cave.
Bence harika tavsiyeler.
Devam ediyorum. Sırada Richard Feynman var.
Küçükken evde çılgın deneyler yapan.
3 yaşına kadar hiç konuşmayan ama çok da meraklı bir çocukmuş.
Annesi böyle artık dışarı çıksın da oyun oynasın arkadaşlarıyla diye gözünün içine bakıyormuş.
Çünkü evi patlatacak diye korkuyordu kadın muhtemelen.
Çünkü sürekli deney yapıyormuş.
Bu arada çocuğunuz küçükse ve hala konuşmuyorsa hani bazı anneler panik oluyor ya o yüzden 3 yaşına kadar konuşmadığını belirttim.
Zaten ileride Nobel ödüllü bir fizikçi oldu biliyorsunuz Richard Feynman ve kanalında da onun biyografisi var.
Mutlaka dinleyin derim. Şimdi size...
Fymon'un kızına yazmış olduğu mektubu okuyacağım arkadaşlar.
Diyor ki iletişim kurarken dolaysız ve dürüst olmaya çalış.
Dostça ve nazik davranmaya çalış.
Yaşamın heyecan dolu bir macera olduğunu fark et.
Yapmayı çok sevdiğim bir şey bulmaya çalış.
Çok çalış ve mizah anlayışını asla kaybetme diyor.
Bu arada Fymon edebiyatta berbat bir öğrenciymiş arkadaşlar ama fizikte olağanüstü.
Ve bu konu hakkında çok önemli bir şey söylüyor.
Bakın diyor ki edebiyatta daha iyi olsaydım...
Fizikte hiçbir zaman ödül alamayabilirdim.
Çocuğunuzu serbest bırakın.
İlgilendiği saçma şeyler neyse bırakın istediği kadar onu çalışsın.
Doğru okul sistemimiz ona düşük notlar verecektir ama o bir şekilde yolunu bulacaktır.
Ve bir sürü şey hakkında az bilgi sahibi olmaktan çok daha iyidir böylesi diyor.
Şu kısım çok önemli bence.
Çocuğunuzu serbest bırakın.
İlgilendiği saçma şeyler neyse bırakın istediği kadar onun üzerinde çalışsın diyor.
Tam bu noktada aklıma Charles Darwin geldi arkadaşlar.
Hani böyle işte sahilden doğadan böcekler falan topluyordu.
Cansız hayvan... Bedenlerini biriktiriyordu, inceliyordu.
Yani bunlara inanılmaz bir ilgisi vardı çocukken.
Ve bunları işte eve götürdüğü için babası da görüyor tabii.
Babası ne diyordu hatırlamışsınızdır.
Oldlar hatırlamıştır.
Sen bu ailenin yüz karasısın demişti babası Charles Darwin'e.
Bir bölümde anlatmıştım bunu. Sonra işte babasının isteğiyle tıp okuyor, teoloji okuyor.
Son bölümde bunlarla bahsetmiştim ama sonunda yine kendi yolunu buldu.
Yani Feynman'ın dediği oldu.
Su aktı yolunu buldu arkadaşlar.
İşte ama bebeğinden bazen ne yapıyorlar?
O suyun akışını değiştirmeye çalışıyorlar.
Önüne set çekiyorlar. Ama bazen o su o kadar gürül gürül akıp çağlıyor ki o setleri yıkıp yıkıp geçiyor.
Şimdi arkadaşlar Feynman bir lise öğrencisine bir mektup yazıyor.
Orada şöyle demiş. Bence bu gerçekten muhteşem bir hayat dersi.
O yüzden sesi açalım.
Bu kısmı çok iyi dinleyelim.
Özellikle de gençler.
Richard Feynman diyor ki çok sevdiğin ve yetişkinlik hayatın boyunca da ilgini çekmeye devam edecek büyüklükte bir uğraşı gençken bulabilirsen harika olur.
Çünkü onu yeterince iyi yaparsan ki gerçekten seviyorsan yaparsın da insanlar zaten yapmak istediğin şeyi yapman için.
Bir de üstüne sana para verirler diyor.
O kadar önemli ki aslında bu söyledikleri.
Çok sevdiğiniz ve yetişkinlik hayatınız boyunca da ilginizi çekmeye devam edecek büyüklükte bir uğraşı.
Gençken bulursanız harika olur diyor.
Tekrar etmek istedim bu söylediklerini.
Bunları aslında biz nasıl mutlu olunur, akış teorisi diye bir bölümüm var.
Eski bir bölüm orada konuşmuştuk ki en sevilen bölümlerinden biridir.
Tavsiye ediyorum. Bir de yaşam görevimi nasıl bulurum diye bir bölümüm var.
Bu bölümde hayatta böyle meslek olarak henüz ne yöne gideceğini tam olarak tayin edememiş olan insanlara iyi geleceğini düşündüğüm bir bölüm.
Bazen yaşam görevimizi uzaklarda arıyoruz.
İşte büyük kitaplarda, uzun yolculuklarda, hayatın belki en yüksek zirvelerinde.
Oysa bazen en önemli dersleri babamızın sessizce bizlere öğretmiş olduğu küçük anlarda buluyoruz.
Gömleğini ütülerken bıraktığı izden, gülünce kaybolan...
Gözlerinden tanırız babamızı, kravatını düzeltirken sergilediği o kendinden emin tavırdan, kahvesini sade içmesinden ya da özel günlerde ceketini cebindeki o mendili hiç
eksik etmemesinden.
Babamızdan öğrendiğimiz şıklık kuşaktan kuşağa geçen bir zarafet delidir.
Sarar, biz şıklığı babalardan öğrendik sloganıyla babalar gününü kutlarken hem bir sitin anlayışına hem de güçlü bir duruşa.
Bu babalar günü Sarar'ın yapay zeka ile hazırladığı filmi babalarımızdan aldığımız şıklık mirasını anlatırken duyguyu teknoloji ile buluşturan yenilikçi yaklaşımıyla ilham vermeye
devam ediyor. Çünkü bazı duygular zamanın ötesinde.
Babaların çocuklarına damatlık giydirdiği o anlarda.
Kalabalık aile sofralarında kurulan derin bağlarda.
Atatürk'ün bir ulusun babası olarak bizlere kazandırdığı o onurlu duruşta.
Tüm bu anlar şıklığın değerlerde ve hatıralarda yaşadığını hatırlatıyor bizlere.
En şık babalar için en şık hediye alternatifleri özel indirim fırsatlarıyla sarar mağazaları ve sarar.com'da baba gibi babaların babalar günü kutlu olsun.
Hadi devam edelim. Bu arada arkadaşlar şimdi bu kitabın adı Sevgiler ve Lollipoplar ya bunun da çok tatlı bir hikayesi var.
Bunu da anlatmak istiyorum. 11 yaşında fen bilimlerine çok ilgi duyan 6 çocuk bir gün Einstein'a bir mektup yazıyor.
İşte bilimsel sorular soruyorlar ve mektubun sonuna da şöyle bir not düşüyorlar.
6 küçük bilim insanı grubumuza sizin de katılmanızı istiyoruz.
Ve işte 6 küçük bilim insanı bir büyük...
Bir bilim insanı olalım gibi bir şey.
Ve mektubun sonunda da eğer kulübümüze katılırsanız sırlarımızın hiçbirini kimseye söylememeniz gerekiyor.
Ve bir profesör değil bizim özel arkadaşımız olmanız gerekiyor.
Sevgiler ve loripoplar.
Altta küçük bilim insanı yazmışlar.
Çok hoşuma gitti. Sevgiler ve loripoplar.
Şimdi arkadaşlar Einstein'a Zeponya'dan küçük bir kız mektup yazmış.
Çok komiğime gitti bu mektup.
Sevgili Bay Einstein.
Ben 6 yaşında küçük bir kızım.
Gazetede fotoğrafınızı gördüm.
Bence saçınızı kestirmeniz gerek.
Öyle daha iyi görünürsünüz.
Saygılarımla. Ay çok tatlı.
Niye bu kadar güldüm?
Çünkü Einstein'ın hani meşhur bir fotoğrafı var.
Böyle dili dışarıda saçlarını böyle elektrik çarpmış gibi.
Kız ona istinaden böyle bir mektup yazmış.
Şimdi Einstein'ın oğluna yazmış olduğu bir mektup var.
Oradaki bir sözü çok hoşuma gitti.
Diyor ki öğrenmenin en iyi yolu budur.
Bir şeyi o kadar keyifle yaparsın ki zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın.
İşte buna biz akış teorisi diyoruz arkadaşlar.
Neyi yaparken böyle zaman akıp gidiyor saatleri görmüyorsunuz bile.
Bir bakıyorsunuz 4-5 saat olmuş ve siz hala o işlemeye şüphesiniz.
Demek ki siz orada akıştasınız.
Yani eğer akışta olduğunuz bir mesleğe sahipseniz zaten bence bu hayattaki en şanslı insanlardan biri siz olmalısınız.
Feynman'ın dediği gibi zaten yapmak istediğiniz şey yapmanız için bir de üstüne size para ödüyorlar.
Bu arada Einstein bilim insanı olmasaydım eğer müzisyen olurdum demiş arkadaşlar.
Çünkü keman çalmayı çok seviyormuş.
Nobel ödüllü bilim insanlarının şarkı söyleme, dans etme ya da aktörlük oranı ortalama bilim insanına göre 25 kat daha fazlaymış.
Görsel sanat eseri üretme oranı 17 kat, şiir yazma oranı 12 kat, müzisyen olma oranı 4 kat.
Fakat daha fazlaymış bakın Nobel ödüllü bilim insanlarının ortalama bilim insanlarından farkı.
Şimdi arkadaşlar ne diyor Einstein?
Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.
Çünkü bilgi sınırlı iken hayal gücü...
tüm dünyayı kapsar. O zaman hayal gücü sınırsız olan bir yazarla devam ediyorum.
Charles Dickens çok sevdiğim bir yazardır.
Çok zor bir çocukluk geçiriyor.
İşte babasının sorumsuzluğu yüzünden ailesi borç içinde kalıyor.
12 yaşında işe başlamak zorunda kalıyor.
Bir ayakkabı boyası fabrikasında çalışıyor.
Aslında yazma yeteneğini besleyen yakıt çocukluğuna dair işte bu kötü anıları oluyor.
Bazıları işte böyle hayatı küsmek yerine yaşadıklarını harika eserlere dönüştürebiliyor arkadaşlar.
Geçen günde terapistim bana böyle benzer bir şey söyledi.
Büyük başarılar hani böyle büyük acı çekmiş insanlardan çıkar genelde gibi bir şey söyledi.
Gerçekten şöyle bir düşündüm hani o kadar biyografi kitabı okuyorum ama hayatta böyle başarılı olmuş insanların belki de ortak noktası.
böyle geçmişlerinde büyük bir acı yaşamış olmaları ya da işte aileden ne bileyim bir geçim sıkıntısı olur bir şey olur.
Hani mutlaka bir problem yaşamışlar ve o problemi bir şekilde aşıp hayatlarını dönüştürmeyi başarmışlar.
Nedense şu an aklıma Carl Jung geldi.
Onun da bir biyografisi var kanalımda çocukluğunu anlatıyordum.
Ne diyordu Carl Jung? Ben başıma gelen şeylerin toplamı değilim.
Ben olmayı seçtiğim şeyim.
Şimdi... olmayı seçtiği şey olan kişiden Charles Dickens'dan bahsedeceğim.
Dediğim gibi zor bir çocukluk geçiriyor ama acılarını dönüştürmeyi başarıyor.
Edebiyata dönüştürüyor. Dickens o kadar çalışkanmış ki aynı anda iki kitap yazdığı oluyormuş ve bazen çok yoğun bir yazma serüveninden sonra başını ve ellerini soğuk su dolu bir kovaya sokuyormuş.
Ayrıca 10 çocuk babasıymış bunu bilmiyordum.
Oğluna yazmış olduğu bir mektup var.
Oğlu üniversiteye gidiyor işte orada bir ayrılık süreçleri var.
Ona sessiz zamanla üzerinde düşünmen için sana birkaç veda sözü göndermek istiyorum diyor ve şöyle bir mektup yazıyor.
Bence hayatın özgürlüğü ve yırtıcılığı bir çalışma odasında ya da ofiste kazanacağın deneyimden çok daha iyi.
Bu eğitim olmadan hiçbir uygun mesleğin peşinden gidemezsin.
Yapman gereken her şeyi yapabileceğine inanıyorum.
Hiçbir alışverişinde hiç kimseden kötü bir şekilde faydalanma Asla sert davranma.
Başkalarının sana yapmasını istediğin şeyleri sen de onlara yapmaya çalış.
Bazen onlar öyle davranmasa da cesaretin hiç kırılmasın.
Bırak onlar bu önemli kurala uymasın sen yine de doğru olanı yap demiş.
Bakın gücünün yettiği insanlara Asla sert davranma diyor.
Çok güzel bir nasihat bence.
Ve sırada Muhteşem Gatsby'nin yazarı Scott Fitzgerald var arkadaşlar.
Scott'ın da dersleri çok kötüymüş.
Okuldan atılmış hatta.
Disteksi olduğu düşünülüyor.
Yani okuma güçlüğü yaşamış.
Üniversitedeyken sınıf arkadaşı olan bir edebiyat eleştirmeni var.
Ve onun yazım hatalarıyla dolu kitabını okuduktan sonra Scott'a diyor ki şimdiye kadar okumuş olduğum en cahilce kitaplardan biri bu oldu diyor.
Peki Scott ne yapıyor? Yazmaya devam ediyor.
Hatalarını tek tek düzeltiyor ve devam ediyor yoluna.
Vazgeçmiyor, pes etmiyor.
Şimdi Scott'ın 11 yaşında bir kızı var ve ona yazdığı mektupta ona bu hayatta önemsemesi gereken ve önemsememesi gereken şeylerden bahsetmiş.
Bir baba olarak kızına hayatta bir yol reçetesi hazırlamış.
Şöyle demiş arkadaşlar. Önemsemen gereken şeyler.
Cesareti önemse.
Temizliği önemse. verimliliği önemse.
Önemsememen gereken şeyler başkalarının senin hakkında söylediklerini önemseme.
Geçmiş için endişelenme.
Gelecek konusunda endişelenme.
Büyümek için endişelenme.
Kimse senin önüne geçecek diye endişelenme.
Zaferi önemseme.
Kendi hatandan kaynaklanmadığı sürece başarısızlık konusunda endişelenme.
Ebeveynlerin için endişelenme.
Erkekler için Hayal kırıklıkları konusunda endişelenme.
Zevkler için endişelenme.
Hazlar için endişelenme.
Düşünülmesi gereken şeyler hayatta neyi hedefliyorum?
Şu konularda gerçekten ne kadar iyiyim?
İyi bir öğrenci miyim?
İnsanları gerçekten anlıyor muyum?
Ve onlarla iyi geçinebiliyor muyum?
Bedenimi yararlı bir araç haline getirmeye çalışıyor muyum?
Yoksa bedenimi ihmal mi ediyorum?
Böyle bir liste hazırlamış kızına.
Valla okurken keşke bütün ebeveynler böyle listeler yapsa çocuklarına diye düşündüm.
Bu hayatta rehber olması için.
Elbette çocuklar kendi yollarını kendileri bulmalı ama böyle bir şey de fena olmaz da.
O zaman Scott'tan son bir tavsiye gelsin mi?
Muhteşem Gets bir romanında şöyle diyordu.
Birini eleştirmeye kalkıştığında şu dünyada her insanın senin sahip olduğun ayrıcalıklara sahip olmadığını hiçbir zaman aklından çıkarmak diyor.
Ben de bunu buradan tekrar hatırlatmak istedim.
Devam edelim. Ve sırada yine kalemini çok sevdiğim bir başka yazar var.
John Steinbeck arkadaşlar.
Fareler ve İnsanlar romanı hatırlamışsınızdır.
Filmi de bence çok güzeldi.
Bu arada Fareler ve İnsanlar romanının orijinal kopyasını Steinbeck'in köpeği yemiş.
Bunu biliyor muydunuz? Ben bunu bilmiyordum.
Yeni öğrendim kitaptan.
Baya baya hepsini yemiş.
O da kitabı oturup komple baştan yazmış.
Kendimi yerine koydum.
Bilmiyorum ne yapardım böyle bir durumda ama Bahar Hoca diyor ki ona bir gün Nobel Edebiyat Ödülünü getiren işte bu yeteneği kadar pes etmemiş olan karakteriydi diyor.
Bence doğru. Oğlu Tom 14 yaşındayken bir kıza aşık oluyor arkadaşlar.
Steinbeck'in oğlu ve aşk acısı çekiyor.
Steinbeck oğluna yazmış olduğu mektupta diyor ki sevgili Tom Öncelikle eğer aşıksan diyor bu çok iyi bir şey.
Bir insanın başına gelebilecek en iyi şey.
Kimsenin bunu sana küçük ya da hafif göstermesine sakın izin verme.
Sevginin birkaç türü vardır.
Birincisi sevgiyi kendine önemsemek için kullanan, bencil, acımasız, açgözlü.
Bencil bir şeydir. Bu çirkin ve sakatlayıcı bir türdür.
Diğeri ise içindeki iyi olan her şeyin dışa vurulmasıdır.
Nezaket, düşünceli olmak ve saygı.
Yalnızca görgü kuralları gereği başkalarına saygı göstermek anlamında saygıdan bahsetmiyorum.
Başka bir kişinin eşsiz ve değerli olduğunu anlayan türden daha büyük bir saygı demiş.
Ve eklemiş. Sevgi en iyi, en güzel amaçtır.
Ona layık olmaya çalış oğlum demiş.
Rilke de buna benzer bir şey söylüyor arkadaşlar.
Bir mektubunda diyor ki sevmek iyidir.
Çünkü sevgi de güçtür.
İnsanın insanı sevmesi.
Bu belki bize verilmiş olan görevlerin hepsinden daha güçtür.
Son tecrübe, son sınavdır.
Ve diğer bütün işler ona bir hazırlıktır diyor.
Ve mutluluk kadar acının da hayatımızda bir yeri olduğunu hatırlatıyor Rilke.
Diyor ki neden hayatınızdan herhangi bir acıyı, herhangi bir kederi sıyırmak istiyorsunuz?
Bırakın hayatınızda olanlar olsun.
Bana inanın hayatın her hal üzerinde bir hakkı vardır.
Ve sırada en sevdiğim mektuplardan biri var.
Richard Dawkins, evrimsel biyolog.
10 yaşındaki kızına harika bir mektup yazmış.
Bir şeye böyle körü körüne inanmak yerine bilimsel kanıtların, ispatların peşinden gitmesinin önemini vurgulayan bir mektup bu.
Çok uzun bir mektup ama ben özellikle sevgiye dair kanıtlar araması o kısmını sevdim.
Diyor ki... Birinin seni sevdiğine dair pek çok kanıt olabilir.
Gün boyunca seni seven biriyle birlikte olduğun zaman pek çok küçük kanıt görürsün ve duyarsın.
Ve bunların hepsi bir araya gelir.
Bu tamamen içerideki bir duygu ile ilgili değildir.
İçerideki duyguyu destekleyen dışsal şeyler de vardır.
Gözlerdeki bakışlar, sesteki şefkatli ton, küçük iyilikler, nezaket bunların hepsi Gerçek kanıtlardır demiş sevgi için arkadaşlar.
Sırada Daniel Goldlieb var.
Kendisi ünlü bir psikolog.
Uzun yıllar önce büyük bir trafik kazansı geçiriyor.
Felç oluyor. Ve küçük bir torunu var.
Sam adında otizmli küçük bir torunu var.
Ve ona bir sürü mektup yazmış.
Sonra onları bir kitaba dönüştürmüş.
Kitapta harika nasihatler ve hayat dersleri var.
Mesela yardım istemek, güçsüzlüğümüzü kabul edebilmek.
Bunlar üzerine çok beğendiğim bir hikayesi var kendi hayatından.
Şöyle arkadaşlar bir gün Daniel bir konferanstan dönüyor ama dönüş yolundayken engelli aracında ve bir an böyle kendini çok iyi hissetmediğini fark ediyor ve gittiği yol o kadar tehlikeli bir yol ki.
Böyle genelde yüksek hızlı araçların seyrettiğim iyi olmuş orası.
Ve Daniel o kadar hızlı gidemiyor arkadaşlar.
Hız sınırının çok altında gidebiliyor.
Fakat yavaş sürünce de arkadakiler korna çalıyor.
Kol hareketleri yapıyorlar.
Adam zaten stres içinde kalmış.
Daha da stres oluyor. Ve Daniel o an 24 sene boyunca asla yapmadığı bir şey yapıyor.
Dörtlülerini yakıyor. İyice yavaşlıyor.
Bu ne demek? Benim bir sorunum var.
Şu an çok savunmasızım.
Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.
Bu demek hani dörtlülerini yakmak trafikte.
Sonra ne oluyor? Artık millet böyle korna çalıp el kolu yapmıyor.
Bunun yerine onun durumunun farkına varıyorlar ve çok daha nazik davranıyorlar.
Bekliyorlar, yol veriyorlar.
Elbette aralarında kötüler de var yine korna çalıp bir şeyler yapanlar, taciz edenler.
Ama iyi insanlar dediğim gibi durumunu fark ediyor ve ona daha nazik davranmaya başlıyorlar.
İşte tam da burada torununa şöyle diyor Daniel.
Sen diyor. kırılgan olmanın şefkat uyandıran bir tarafı vardır.
Bu bizim yapımızda var.
Eğer zayıf hissettiğinde güçlü gibi davranmazsan ya da korktuğunda cesurmuş gibi davranmazsan daha iyi bir sonuç elde edebilirsin diyor.
İşte kendimizi savunmasız hissettiğimiz anlarda bazen biz de böyle yavaşlayıp dörtlülerimizi yaksak değil mi keşke?
Daniel şöyle bir örnek daha vermiş.
Bu da çok hoşuma gitti. Diyor ki, okyanustaki iki dalga birbiriyle konuşmaktadır.
Öndeki dalga İkinciye korktuğunu çünkü kıyıya çarpıp yok olmak üzere olduğunu söyler.
Ama ikinci dalga korkusuzdur.
İlkine şöyle açıklar.
Korkuyorsun çünkü kendini bir dalga sanıyorsun.
Bense korkmuyorum. Çünkü ben okyanusun bir parçası olduğumu biliyorum.
Utandığını hissettiğinde seni olduğun gibi seven ve kabul eden birini ara.
Böyle bir tehditin doğurduğu yakınlık olduğumuz gibi sevinmek için inanılmaz bir fırsat yaratır.
Hayal kırıklığını kontrol edemediğinde sen öfkeye dönüşür ve öfke de...
eylemi tetikler. Doğru savaşta doğru şekilde mücadele edersen sonuç sadece senin hayatını değil başkalarının hayatlarını da değiştirebilir.
Kişisel adaletin için mücadele etmek insancadır.
Umarım kendin için savaşabilirsin ama daha da önemlisi umarım öfkeni başkaları içinde adalet mücadelesi verme enerjisine dönüştürebilirsin.
Eğer bunu yapabilirsen belki değerli bir torunun olduğunda senin yaşadığından daha şefkatli bir dünyada büyüyecektir demiş torununa.
Ve sırada Beethoven var arkadaşlar.
Biliyorsunuz ünlü besteci kariyerinin zirvesindeyken işitme kaybı yaşadı ve kulakları duymadan yapmış olduğu besteler var ve o bestelerden biri 1985 yılında Avrupa Birliği'nin resmi maaşı seçildi.
Kulakları duymadan vermiş olduğu konserde büyük bir Bir izdiham yaşandı.
Olaya Viyana polisi müdahale etti.
Düşünün. Elbette başkalarıyla iletişim kurmakta zorlandı.
Çok yalnız kaldığı dönemler oldu.
İç dünyasına çekildi.
Ama bu onun çok özgün ve çok böyle derinlikli besteler yaratmasına sebep oldu.
Kardeşine yazmış olduğu bir mektup var arkadaşlar.
Burada bir sanatçı olarak ne kadar büyük bir acı içinde olduğunu ve o acısının başkalarına ilham vermesini diliyor.
O yüzden sizlerle paylaşmak istiyorum.
Diyor ki belki iyileşirim.
Her ikisine de hazırım.
Bu hiç de hafif bir sınav değil ve bir sanatçı için herkesten çok daha ağır.
Bir gün bunu okuyanlar benzer şekilde acı çeken biri varsa doğanın tüm engellerine rağmen değerli sanatçılar ve insanlar arasına dahil olmak için elinden geleni yapan biriyle
teselli olsun demiş.
İşte o da teselli olacak insanlardan biri değil mi?
Hatta en iyi örneklerinden biri.
Beethoven der ki yanlış bir nota çalmak.
Çok önemsizdir. Fakat tutkusuz çalmak...
Affedilemez. Ve hayatını, sanatını en tutkulu haliyle yaşayanlardan biri de şüphesiz Beethoven'da.
Sırada işini yine çok büyük bir tutkuyla yapan değerli bilim insanımız Prof.
Dr. Aziz Sancar var.
Podcast'ın en heyecanlı yeri olabilir.
Onun hayatına çünkü bir bölüm yapmak istiyorum ama çok kısa bahsedeceğim size.
Mardin'de doğuyor. Ailesinin 7.
çocuğu olarak dünyaya geliyor.
11 kardeşler.
Babası çiftçilik yaparak geçimini sağlamaya çalışıyor.
Ailesinin okullarında Okuma yazması yok.
Maddi durumları hiç iyi değil.
Şöyle düşünün arkadaşlar. Aziz Sancar'ın 7.
sınıfa kadar bir ayakkabısı bile olmamış.
Ayakkabı onlar için bir lüksmüş.
5 yaşında okuma yazmayı öğreniyor.
Çobanlık yapıyor. Okulda her zaman sınıfın en çalışkan öğrencisi oluyor.
Futbolu çok sevmiş ama kimyager olma hayalleri çok daha ağır basmış.
Derken İstanbul tıp fakültesini kazanıyor.
Yurt dışında eğitim alıyor.
Çok zorlanmış arkadaşlar yurt dışında eğitim alırken.
Hem dil dolayısıyla hem de yalnızlık çekmiş bayağı bir.
Ve ona çok yeteneksiz olduğunu söylemişler.
Okulu bırak demişler.
Vazgeç demişler. İş başvurusu yapmış.
50 üniversite reddetmiş.
Düşünebiliyor musunuz? Ama 51.
üniversiteden kabul almış ve derken derken hiç pes etmediği için Nobel Kimya Ödülü'nün sahibi oldu Aziz Sancar hocamız ve Nobel Ödülü'nü de atamıza adamıştır.
Çünkü ilham kaynağı daima Atatürk olmuştur.
Şimdi Aziz Sancar bir çocuğa mektup yazmamış ama Bahar hocamız rica ettiği için sırf bu kitap için hepimize özel bir mektup yazmış.
Çok hoşuma gitti. Son olarak sizlere bu mektubu okumak istiyorum.
Diyor ki sevgili küçüğüm ne kadar uzakta olsan da Kalemimle sana çok büyük bir yakınlık hissetmekteyim.
Uzaklardan dediğime bakma.
Sen aslında devamlı düşüncemdesin.
Kendi çocukluğumdaki günleri anarak sana samimice seslenmek bana büyük bir ümit ve heyecan veriyor.
Pek mektup yazmam.
Ancak herkesin...
küçüğüne en azından bir defa mektup yazması gerektiğine inanıyorum.
11 kardeşin arasında büyürken annemin sözlerinin bana yol gösteren bir fener olduğunu ve geriye baktığında onların önemli birer mektup olduklarını şimdi çok daha iyi anlıyorum.
Annem hepimizin okula gitmesi için çok çalıştı.
Sen de derslerinde başarılı olup Okumanın seni nerelere götürebileceğini öğrendiğin zaman daha iyisini yapmak için adımlarının her bir gün büyüdüğünü hissedeceksin.
Babamın çalışkanlığı, her mevsim tarlada, bahçede, kavaklıklarda yapılacak işler bulması, ailesine olan bağlılığı ve desteği çok önemliydi bizim hayatımızda.
Oysa birçok arkadaşı köy kahvesinde zaman geçiriyordu.
Buna rağmen kendi doğrusundan, bildiğinden hiç ayrılmadı.
davranışlarıyla bizlere her zaman üstün bir örnek oldu.
Küçüğüm, ilkokul ve ortaokula gittiğim sıralarda derslerden sonra uzun yıllar futbol oynadım.
Bunu sadece top koşturmaktan ibaret olduğunu sanıyordum ve çok eğleniyordum.
Takım arkadaşlarımla grup olarak bir amaca doğru koşturmak beni çok memnun ediyordu.
Gerçi ben kaleci olarak karşı kaleye top ile koşmuyordum ama takım arkadaşlarım bizim kaleye gol girmemesi için bana çok destek veriyorlardı.
Savunma dakikalarındaki ortak heyecan anında böyle bir birlikteliğin parçası olmak bana çok büyük bir haz veriyordu.
Aynı amaç için doğru yolda ilerlerken birlikteliğin coşkulu anları beni daha da cesaretlendiriyordu.
Aynı mutluluğu, güveni şimdi laboratuvarda takım arkadaşlarımla çalışırken de hissedebiliyorum.
Başarıya hep beraber takım olarak ulaşmak senin de kendine olan güvenini arttırırken çevrendekilerin de mutluluğunu arttıracaktır.
Sana el veren, senin iyiliğini isteyen, büyük, küçük herkes hayatında birer yapı taşı olacaklar.
Çevrendeki kişilerin desteklerine saygılı olmak da senin görevin.
Bana büyük ilham veren iki öğretmenim sayesinde bilime atıldım, cesaretim arttı ve çalışmalarımda ilerledim.
Seneler sonra bile onları büyük bir saygıyla anıyorum.
Nobel ödül töreninden sonra onlarla tekrar görüşmek, birlikte olmak ve onlara teşekkür edebilmek beni çok duygulandırmıştı.
Sevgili küçüğüm, bu mektuba şimdilik son veriyorum.
Senin her zaman bir kalem boyu kadar uzağımda olduğunu biliyorum.
Yarınların yetişkini olarak bugünün yolculuğunda sana başarılar diliyorum.
Unutma ki doğrusunu bilen erdemli gençler sayesinde geleceğimize uzanan köprüler aydınlanacak.
Seni sevgiyle kucaklıyorum Prof.
Dr. Aziz Sancar.
Bu mektup beni çok etkiledi arkadaşlar.
Gerçekten böyle gözlerim doldu okurken ve umutla da doldum.
Çok iyi geldi. Şimdi bu bölümü Mümin Sekba'nın şu sözleriyle kapatmak istiyorum.
Diyor ki işini daima iyi yap.
İşini iyi yapmak kazancının karşılığı değil karakterinin yansımasıdır diyor.
Tıpkı senelerdir Sarar'ın yaptığı gibi.
Buradan Babalar Günü vesilesiyle hayatımıza sevgi ve güven katan, yol gösterip ışık olan herkese, babalarımıza...
Baba olmuşlara, sadece biyolojik baba olmak da değil, böyle bir kalbe dokunup, bir çocuğun, bir gencin hayatına ışık olan, varlığıyla güç, sevgisiyle kök olan, çocukken elinizden, büyüdüğünüzde
yüreğinizden tutan tüm beyefendilerin Babalar Günü'nü kutluyorum.
Sarar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundum.
En şık babalar için en şık hediye alternatifleri, özel indirim fırsatlarıyla sararmağazaları ve sarar.com'da baba gibi babaların Babalar Günü kutlu olsun.
Bu arada kitabım ön satışa çıktı.
Göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
