
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Merhabalar, mini podcast'ıma hoş geldiniz.
Bugün size... Paul Cole'un romanında geçen Veronica Ölmek İstiyor adlı romanında geçen bir hikayeden bahsetmek istiyorum.
Şu sıralar onu okuyorum ve bu hikaye beni gerçekten çok etkiledi.
Çünkü ülkece belki bulunduğumuz durumu özetleyen bir hikaye gibi geldi bana.
Delilik Kuyusu hikayesi.
Sizlerle de paylaşmak istedim ve bu hikayeyi dinledikten sonra böyle bir süre düşünmenizi istiyorum bunun üzerine.
Vakti zamanında çok güçlü bir büyücü bütün bir ülkeyi yok etmek istiyor ve bunun için o ülke halkından herkesin su çektiği bir kuyuya sihirli bir madde atıyor.
Ve bu kuyunun suyunu her kim içerse deliriyor.
Ertesi sabah herkes kuyudan suyunu çekiyor içiyor ve hepsi de deliriyor.
Sadece ve sadece delirmeyen kraliyet ailesi çünkü kraliyet ailesinin kendilerine özel bir kuyusu var ve büyücü bu kuyuyu zehirleyemiyor.
Bundan dolayı da kraliyet ailesi delirmiyor.
Ama kral halkının halini görünce çok fazla kaygılanıyor ve bunun için bir dizi emir veriyor.
Ama polisler, müfettişler hepsi bu halkın içtiği sudan içmiş oldukları için kralın emirlerini çok saçma buluyorlar ve uygulamıyorlar.
Çünkü onlar da delilmiş durumda.
Ve ülkede yaşayanlar kralın emirlerini duydukları zaman onun çıldırdığını düşünmeye başlıyorlar.
Ve hep birlikte kralın şadosunun önünde toplanıyorlar.
Kral çok büyük bir umutsuzluğa kapılıyor ve diyor ki tamam tahtımdan iniyorum.
Tam tahtından inmeye hazırlanırken kraliçe yanına geliyor ve ona engel oluyor.
Diyor ki gel diyor biz de o kuyunun suyundan içelim.
O zaman biz de onlar gibi oluruz diyor.
Ve öyle de yapıyorlar.
Kral ve kraliçe cinnet suyunu içip anında saçma sapan konuşmaya başlıyorlar ve bu durumda halk taşkınlığından dolayı pişman oluyor.
Öyle ya madem bu kral bu kadar bilgece konuşuyor onu alaşağı etmenin bir anlamı da yok diyorlar kendi kendilerine ve ülkede barış ve huzur yeniden hüküm sürüyor.
Bu halk komşularından epeyce farklı bir hayat tarzı benimsiyor ama kral ölümüne dek ülkesini yönetmeyi başarıyor bu şekilde.
Bu hikaye beni uzun uzun düşündürdü.
Özellikle de Türkiye siyasetinin şu anda gelmiş olduğu bu çarpıcı noktadan ötürü belki bilmiyorum.
Son günlerde çok çalkantılı günler yaşıyoruz biliyorsunuz.
Bu hikaye üzerine düşünmenizi isterim.
Ben de çok düşündüm çünkü bu büyüyü bozmanın bir yolu var mıdır?
Yoksa bu hikayede olduğu gibi kral ve kraliçenin yaptığı gibi gidip bu kuyudan biz de mi su içmeliyiz?
İnanın bilmiyorum. Bu arada Ortamlarda Satılacak Bilgi hesabını instagramda takip ederseniz beni kimlerin dinlemiş olduğunu görürüm.
Ve fikir önerilerinizde de açığım.
Şimdilik kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
