
Bu bölümde suyun tarihinden, öneminden ve ona atfedilen mucize güçlerden konuşuyoruz.💧🎧 Bu bölümü dinlerken yanınızdan suyunuzu eksik etmeyin. 💙 Pınar Su ve İçecek'in Yaşam Pınarım uygulaması üzerinden doğal kaynak suyunun ferahlığına çok kolay ulaşabilirsiniz. #yaşampınarım #pınarsuveiçecek
Yaşam Pınarım uygulamasını indirmek için: Tıklayınız
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Pınar Su" hakkında reklam içerir
Transkript
Pınar su ve içecek Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün yine özel bir bölümle karşınızdayım arkadaşlar.
Dünyanın en önemli şeylerinden birini konuşacağız bugün.
Hatta tüm yaşamımızın ona bağlı olduğu çok değerli bir hazineyi konuşacağız.
Evet bugün size suyun tarihinden, öneminden ve ona atfedilen mucize güçlerden bahsedeceğim.
Çinli filozof Lao Tzu su hakkında bundan 2500 yıl önce şöyle demiştir.
Dünyada sudan daha yumuşak ve daha teslimiyetçi olup da sert ve güçlü olan şeyleri böylesini aşındırabilecek bir madde daha yoktur.
Ve hiçbir şey suyu...
Yenemez fakat onu herkes ele geçirebilir.
Yani teslimiyetçi olan güçlüyü ele geçirir ve yumuşak olan sert olanı yener.
Herkes bunu bilir fakat hiç kimse buna göre yaşamaya cesaret edemez demiştir Lao Tzu.
Su gerçekten çok enteresan bir madde ve çok mucizevi bir madde.
Aslında böyle acayip basit gibi görünen bir yapısı olmasına rağmen belirli koşullarda çok farklı davranışlar sergileyebilen de karmaşık bir yapısı var.
Mesela soğutulunca tüm maddeler büzülür ama su da bunun tam tersi olur.
Su genişler. Ve bu kadar minicik bir molekülde o kadar mucizevi özellikler var ki gerçekten suyun dünyada eşi benzeri yok.
Fizik yasalarına uymuyoruz.
Zaten katı sıvı gaz hallerinin her üçünde de bulunabilen dünyadaki tek madde biliyorsunuz.
Ve bundan milyonlarca yıl önce dünya tamamen suyla kaplıydı.
Tuzlu sudan oluşan denizlerle ve zaman içerisinde güneş ışınlarının etkisiyle yaşanan buharlaşmalardan dolayı yavaş yavaş kara parçaları artık ortaya çıkmaya başladı.
Bugün dünyamız hala %70 sudan oluşuyor.
Mavi gezegende ve sebebimiz de bu.
Astronotlar uzaydan dünyaya baktık.
Her zaman masmavi bir küre görüyorlar okyanuslardan dolayı ve büyüleyici bir görüntü bu.
Hayat suyla başladı ve bizim hayatımız da aslında suyla başladı.
Şöyle bir düşündüğümüz zaman hepimiz bir zamanlar annemizin karnında...
Küçük bir amnion sıvısı içindeydik.
Hepimiz sudan geldik arkadaşlar.
Embryo hamileliğin ilk gününden doğum anına kadar tüm gelişimini suyun içinde tamamlıyor değil mi?
Dünyada hayat nasıl başladıysa bizim de anne karnındaki sürecimiz buna çok benziyor dikkat ettiyseniz.
Biz de yaşam yolculuğumuza tek bir hücre olarak başladık.
Tıpkı dünya üzerindeki o ilk canlı formunun tek hücreli olması gibi.
Dünya üzerindeki yaşamı başlatan şey de suydu.
Bizim yaşamımızı da. Ve onun yokluğu suyun olmaması dünya üzerindeki yaşamımızın komple sona ermesi demek.
Bu ezelden beri bilinen bir şey zaten.
Çünkü su pek çok inanışta ve mitolojik öyküde.
Evrenin ve hayatın kaynağı olarak görülmüştür.
Yaradılışın anlatılmış olduğu mitlere bakın arkadaşlar.
Oralarda da temel unsurun yine su olduğunu göreceksiniz.
Örnek ver Merve. Mesela Sümer-Babil yaradılış destanı olan Enuma-Eliş şöyle başlıyor.
Yukarıda henüz gök daha adlandırılamamışken, aşağıda henüz yerin bir adı yokken, Onların ezeli yaşam kaynağı Apsu, Mummu ve herkesin annesi Tiamat henüz
sularını tek bir kaynakta toplarken diyor.
Enuma Elish'e göre zamanın başlangıcında var olan tatlı su ve tuzlu suyu temsil eden Apsu ve Tiamat'ın birbirine karışmasından.
Yani çamurlu bir sudan yaratılış meydana gelmiştir.
Yunan mitolojisine baktığımızda Uranos ve Gaia'nın oğlu olan ve aynı zamanda suları sembolize eden Okeanos bütün tanrıların babasıdır.
Kitab-ı Mukaddes'in yaratılış bölümünde dünyanın yaratılışı şöyle anlatılıyor.
Yer ıssız ve boştu ve enginin yüzü üzerinde karanlık vardı ve Tanrı'nın ruhu suların üzerinde hareket ediyordu.
Ve Tanrı dedi ki suların ortasında bir kubbe olsun ve suları sulardan ayırsın.
Tanrı kubbeyi yaptı ve kubbe altında olan suları kubbe üzerinde olan sulardan ayırdı ve böyle oldu.
Tanrı kubbeye Kur'an'da da Enbiya suresinde biz her şeyi sudan yarattık deniliyor arkadaşlar.
Nur suresinde de Allah hareket eden her canlıyı bir sudan yarattı denilir.
Çamur ve balçıktan yaratılma olayı su ile toprağın karışımı anlamında yani yine su var.
Mitolojik anlatılara baktığımız zaman su...
Evren ve insanın temel yaratılışının temel unsurudur.
Hatta tanrı dışında var olan ilk asli unsur olduğuna da inanılıyor suyun.
Çoğu kadim toplumun yaratılış mitlerine baktığımız zaman ortak anlayışın tanrıların ve insanların denizden doğduğudur.
Dünyanın ise kutsal su kaynaklarından meydana gelmiş olduğunu görüyoruz.
Ve su dediğimiz zaman yine akla gelen ilk şeylerden biri abi hayat suyu değil mi?
Yani hayat suyu efsanevi bir su ve ölüm.
süzükle ilişkilendiriliyor.
Bununla ilgili pek çok anlatı var.
Ağabey hayat doğal olarak öyle herkesin ulaşabileceği bir yerde değil.
Hatta pek çok efsaneye göre canavarlar tarafından korunan bir su ağabey hayat suyu.
Gidilmesi zor olan yerlerde bulunuyor.
Tanrıların ya da önemli koruyucuların elinde olan bir su ve o suya ulaşmak için kahraman bir dizi sınamalardan geçmek zorunda.
Bizim için ağabey hayat yani o efsanevi su o kadar uzaktır.
değil. Çünkü biz de yıllardır pınar su ve içecek sayesinde doğal kaynaklardan elde edilen taptaze tertemiz bir su içiyoruz.
Bu arada doğal kaynak suyunu çok duyuyoruz ama çoğumuz bence tam olarak içeriğini bilmiyoruz.
Hemen açıklamak istiyorum.
Doğal kaynak suyu dediğimiz şey yer altı su kaynaklarından yüzeye kendiliğinden çıkan ve doğrudan kaynağından tüketebileceğimiz kadar temiz olan su.
Ve bu su yer altındaki mineral katma geçerek doğal bir filtrasyon sürecine tabi tutuluyor ve kendine özgü doğal bir mineral yapısı oluşuyor.
Sonuç olarak kimyasal maddelerden ve kirleticilerden arınmış besleyici mineraller açısından zengin bir su yüzeye çıkıyor arkadaşlar.
Peki ama doğal kaynak suyu nasıl elde ediliyor?
Şöyle yağış olarak yeryüzüne düşen ya da yeryüzünde bulunan suların yer çekimi etkisiyle yerin altına sızması ve orada birikmesiyle oluşuyor.
Şu an sular ve su bu yolculuğu sırasında farklı nitelikteki kaya ve toprak katmanları arasından geçerken suya tadını veren mineraller suya geçiyor.
Ve aynı zamanda su doğal bir şekilde filtrelenmiş oluyor.
Doğal kaynak suları yer altında birikerek dediğim gibi kendiliğinden yüzeye çıkıyor ve doğrudan içme suyu olarak kullanılabilir bir nitelikte oluyor.
Tabi farklı kaynaklardan farklı metotlarla elde edilen suların sağlık standartlarını karşılamak için ek filtrasyon ve arıtma süreçlerinde.
geçirilmesi gerekebiliyor.
Nedir bu standartlar arkadaşlar?
Temiz su. Temiz su insan sağlığı için zararlı maddeleri içermeyen ve yaşam için gerekli mineralleri optimal düzeyde içeren ve güvenle tüketebileceğimiz su demek.
Sağlık standartlarına uygun olan su.
Yani patojen, bakteri, virüs, parazit, toksinler, ağır metaller ve diğer kimyasallar gibi insan sağlığına zarar verebilecek unsurları barındırmayan sudur temiz su ve temiz suyun
sağlanması. Suyun kaynağından işlenmesine ve hatta dağıtımına kadar olan tüm süreçlerde çok titiz bir denetim gerektiriyor arkadaşlar.
En temiz su doğal kaynaklardan elde ediliyor tabii ki.
O zaman aklımıza hemen şu soru geliyor.
Doğal kaynak suyu seçerken bizim nelere dikkat etmemiz gerekiyor?
Birincisi tabii ki su kaynağının temizliği.
İkincisi dengeli mineral içeriği.
Üçüncüsü tat ve koku ki bu suyun kalitesini belirliyor.
En önemli faktörlerden biri bence.
3 litre su içmeye dikkat eden biriyim.
Ama yurt dışında inanın bir bardak suyu zor içtim arkadaşlar.
Tadına ve kokusuna alışamadım.
Gerçekten bu çok önemli. Benim memleketimin suyu.
Ona alışmışım. Tat ve koku önemli.
Zaten sağlıklı ve güvenli olan su kokusuzdur.
Kendine özgü bir tadı vardır.
Emer ve ne yapalım kendimizi yollara vurup doğal kaynak suyu mu arayalım demiş olabilirsiniz.
Pınar suyu içecek yıllardır zaten bizim için bunu sağlıyor.
Yaşamasını bilenlere Uludağ, Madran ve Gökçe Ağaç doğal kaynak sularını farklı boyut ve ambalajlarda tüketicisiyle buluşturuyor.
Pınar suyu içecek yüksek kalite standartlarına sahip üretim süreçleriyle doğal...
kaynak suyunun en saf ve en temiz haliyle tüketicisine ulaşmasını sağlıyor.
Suyun kaynağından şişelenmesine kadar geçen süreçte suyun doğal yapısını korumaya çok büyük bir özen gösteriyor.
Hem yerel hem de uluslararası standartlara uygun olarak üretiliyor.
Pınar su ve içecek güvenilir bir ambalaj sunuyor.
Doğal kaynaklardan elde ettiği suyu su güvenliği ve kalitesi yönetimi şartlarına uygun bir şekilde ambalajlayarak tüketicisine ulaştırıyor.
Pınar su ve içecek Su kaynaklarını suyun her türlü istenmeyen etkileşimine karşı korunmasını sağlayacak şekilde yönetiyor.
Uygunluğunu ise periyodik olarak test ediyor ve izliyor.
Sağlıklı bir şekilde doğal kaynak suyunun kendine özgü mineral içeriği ve eşsiz tadını koruyarak ambalajlıyor.
Biz de yıllardır işte bu temiz suyun tadını çıkarıyoruz Pınar Su ve İçecek sayesinde.
O zaman daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Pınar Su ve İçeceğin Yaşam Pınarı mobil uygulama.
A bu hayat suyu dedikleri bence tertemiz bir içme suyudur arkadaşlar.
Dünyanın en kıymetli hazinesi.
Belki bizler çok kolay ulaşabildiğimiz için bunun kıymetini bilmiyoruz.
Jack London'ın çok sevdiğim bir sözü vardır.
Belki daha önce söylemişimdir.
Çiçekler hep varsa...
Kim ne yapsın onları der.
Yani suya da bu şekilde çok kolay ulaşabildiğimiz için hep elimizin altında olduğu için şanslı bir ülkede yaşıyoruz.
Belki de o yüzden kıymetini bilmiyoruz.
Hani eskilerin bir sözü vardır arkadaşlar.
Su gibi aziz ol der eskiler.
Yani su gibi yaşamın vazgeçilmezi ol anlamında.
O kadar değerli, o kadar kıymetli ol.
Su gibi bulunduğun yeri de bir hazineye çevir.
Oraya da hayat ver anlamında.
Aziz olmak yani çok sayılan, çok sevilen kutsal...
Kutsal olan, değerli olan anlamında hatta eşi ve benzeri bulunmayacak derecede değerli ve şerefli olmak anlamındadır.
Aziz olmak işte su gibi aziz ol.
Aslında ne kadar anlamlı bir söz.
Su bereketin, gelişmenin, sürdürülebilir yaşantının, arınmanın ve tazelenmenin temelini oluşturan bir şey.
Geçmişte insanlar suya taptılar biliyorsunuz.
Onu çok sihirli, çok gizemli buluyorlardı.
Suyla ilgili töreler vardı, dini inançlar vardı ve insanoğlunun doğumundan ölümüne kadar her evresinde Ve su hep vardı.
Hristiyanlıktaki vaftiz olayı mesela değil mi?
Yeni doğan bebekler kutsal suyla vaftiz ediliyorlar.
Tut çağında Kuzey Denizi'nin kıyılarında yaşayan çiftçiler atalarının okyanus dalgalarının altındaki ölüler ülkesinde yaşadığını düşünüyorlardı.
Avustralya yerlileri için yaşam ve törelerin çoğu sahil boyunca uzanan sularda başlamaktaydı.
Birçok tarım toplumu yaşamın dipsiz durgun sularda başladığına inanır.
Hatta eski Mısırlılar yaşamın 3 unsurdan oluştuğunu düşünüyor arkadaşlar.
Yeryüzü, güneş ve su.
Yaşamın 3 unsuru.
Onlar hiçlik ırmağı sularının tanrısı olan Nun tarafından yaratılmışlardı.
Sonra yaratıcı Aton su kaosundan çıkıp tüm evrene egemen olmuştu inançlarına göre.
Aton bir kara parçasını su yüzüne çıkararak ilk anı oluşturmuştu.
Sonra da güneşin hayat verici gücü olan Ra dünyanın üzerinde yükselmişti.
Geldi ve yaradadığı süreci böylece tamamlandı Mısırlılara göre.
Firavunlara baktığımız zaman Nil'in hayat veren sularının yer altında akan bir ırmaktan geldiğine inanıyorlardı.
Dolayısıyla su tanrıların bir armağanıydı.
Yeni ahitteki Apokalips'te Tanrı'nın tahtından fışkıran billur sulara sahip yaşam nehrinin meleğinden söz edilir arkadaşlar.
Müslümanlıkta dikkat ederseniz her türlü su aygıtı kutsal görülür.
Akan çeşmeler mesela ve ibadet içinde su kullanılıyor.
Hem ruhen hem bedenen temizlendiğine inanıyor insanlar su sayesinde Müslümanlıkta.
Yani manevi bir arınmanın da su sayesinde olduğu düşünülüyor.
Tarihe baktığımız zaman su...
Tarım için de olmazsa olmaz bir şey.
Medeniyet suyun daha bol olduğu alanlar etrafında gelişti değil mi?
Toprak, su ve toplum daima bir bütün olmuştur.
Mesela köylü çiftçiler aileleri ve köyleri birbirine bağlayan hassas ilişkiler ve kuşaklar boyu sahiplendikleri topraklar sayesinde kendi kaderlerini kendileri belirlemişlerdir.
Aynı soydan gelenler su kanallarını kazmışlar, suyun dağıtımını denetlemişler.
Hatta toprak ve su yönetimiyle ilgili sosyal...
koşulların evliliklerde de ön planda olduğunu görüyoruz o zamanlar.
Mesela Stockholm'daki Ulusal Etnoloji Müzesi'nde görevli olan antropolog Wilhelm Östberg 1970'lerde Taşai kabilesine mensup olan akillerin bir takım evliliklerle ilgili görüşmeye gittiğini
söylüyor. Diyorlar ki su eve geldiğinde bir evlilik gerçekleşir.
Kanalı olanın karısı da olur diyorlar bakın.
Bir arık sahibi olmak, bir sürü sahibi olmakla eş tutuluyor.
Kadınları cezbetmenin bir yolu Yolu da buymuş çünkü.
Yuva kurma olasılığını güçlendiriyor su sahibi olmak.
Çünkü kadınlar o zamanlar suya olan arazi sahipleriyle evlenmeyi daha çok istiyorlarmış.
Daha eskilere gidecek olursak Sümer kenti Nipur'da bulunan M.Ö.
3. bin yıla tarihlenen bir çiftçi el kitabı var ve orada şöyle yazıyor.
Tarlana sahip çıkarken...
Gözün setlerin, hendeklerin ve tümseklerin üzerinde olmalı ki tarlana bastığın suyun seviyesi çok fazla artmasın.
Suyu akaçlarken de tarlanın yüzeyinin bir süre nemli kalmasına dikkat et diyor bu kitapta.
Ve bu kitap eskiden bir çiftçi oğluna şöyle derdi diye başlıyor.
İşte böyle böyle yüzyıllar boyu edinilen deneyimler kuşaktan kuşağa aktarılıyor.
Tarımla uğraşan ilk insanlar toprağın özelliklerini, tarım için gereken suyu nasıl bulacaklarını...
da çok iyi biliyorlar. Hatta suya ulaşmanın bilinen en eski yöntemi olan su delikleri daha çiftçilik bile ortada yokken yapılmazken binlerce yıl önce avcı toplayıcılar tarafından kazılmıştır.
Avusturya yerlileri ve kurak yörelerde yaşayan diğer avcılar kurumuş nehir yataklarını ya da eskiden birçok kuşağın yaşadığı sıradan yöreleri kazarak suya nasıl ulaşabileceklerini çok iyi biliyorlar Avusturya
yerlileri. Fırat ve Dicle nehirleri zaten biliyorsunuz bereketli hilal olarak adlandırılan alanda ve ilk uygun Uygarlıkların tarihini belirleyen nehirlerdir bunlar.
İlk uygarlığın beşiği bakın yine bir su kenarında oluştu.
Çünkü su sayesinde hem tarım yapılıyor hem taşımacılık faaliyetleri ki bu sayede bilgi dolaşıma giriyor ve yayılıyor.
Hastalıklar azalıyor, nesil çoğalıyor daha sağlıklı bir şekilde.
Beslenme çeşitliliği artıyor, kentler kuruluyor, kültür gelişiyor.
Ama şu da bir gerçek. Mezopotamya aşırı iklim değişikliklerinin yaşandığı bir yer, şiddetli su baskınlarının olduğu, korkunç sağanakların yaşandığı, olağanüstü sıcak yağ...
Kazların görüldüğü, siyasal çekişmelerin sürekli yaşandığı bir dünyadır Mezopotamya.
Ki siyah ülke yani kara toprak anlamına gelen Mısır her yıl Nil taşkınlarıyla sulanan bir krallıktır arkadaşlar.
Burada yaşamak o zamanlar kolay gibi görünüyormuş ki tarihçi Herodot Mısır için şöyle demiştir.
Ürünleri dünyada yaşayan diğerlerinden çok daha kolay topluyorlar.
Tarlalarında çapalarla arıklar açmaya uğraşmıyorlar.
Kazma kullanmaları gerekmiyor.
Bunun yerine Nehir kendiliğinden yükselip tarlalarını suluyor ve su çekildiği zaman her biri tohumlarını kendi tarlasına ekiyor ve bunların gömülmesi için tarlaya domuzları salıyor demiş.
Yalnız yöntem süpermiş domuzları salıp tohumları gömdürmeleri.
Firavunların gücü bile Nil'den geliyor desem abartmış olmam bence.
İşte suyun gücü arkadaşlar.
Hep Nil'den bahsettim, Dicle'den, Fırat'tan bahsettim.
Biraz da Hindulara bakalım bence.
İndus nehri değil mi? Onlar için çok mühim bir nehir.
Bunların Veda adıyla bilinen dört kutsal kitabından biri olan Rig Veda metinlerinin başlıca konularından biri yine sudur arkadaşlar.
Burada der ki cennetten gelen sular ya da kazılardan fışkıran sular hatta kendiliğinden akan sular okyanusa doğru akarak arınıyor.
Ey tanrıça! Bu sular bizi korusun denilmiş.
Rigveda'da Indra gök gürültülerine ve yağmura hükmeden baştanrı ve ünlü bir savaşçıdır.
İblis dünyadaki tüm suyu çaldığı zaman da onunla savaşmıştır.
Indra kutsal su olan Soma'dan bol bol su içtikten sonra İblis'in 49 kalesinden geçer ve onu öldürür ve dünyaya suyu geri getirir.
Bu arada İndus nehri Asya'nın en önemli ırmaklarından biridir.
Himalayalardan doğar.
Çok güçlüdür ve ne yapacağı önden kestirilemez.
Oldukça vahşi bir ırmaktır ve Umman denizine dökülür.
Onun da efsaneleştirilmesi o yüzden çok normal.
Peki kimi zaman büyük felaketlere yol açmıştır bu nehir.
Ganj nehrini zaten biliyorsunuz.
Hintliler için kutsal bir nehirdir.
İnsanları günahlarından arındırdığı, ruhsal bir arınma sağladığına inanılan nehir.
Dünyanın en pis nehirlerinden biridir bu arada.
Ama Hindular biliyorsunuz Ganj'ın asla kirlenmeyeceğine inanıyorlar.
O yüzdendir ki... sularını bile ganca akıtıyorlar.
Gelelim Mezo Amerika'ya.
Maya Krallığı'nın simgesi olarak anıtlarında ve rengarenk boyanmış kaplarında Nilüfer çiçeği görüyoruz arkadaşlar.
Bunun nedeni nedir?
Biliyorsunuz durgun sular kısa sürede kokarlar ve içinde parazitler üremeye başlar.
Mayalar bir ara Nilüfer çiçeğinin bir özelliğini keşfediyor arkadaşlar.
Nilüferler oldukça hassas su bitkileri ve bu yüzden yalnızca su yosunu ve kalsiyum miktarının az olduğu 9 metreden daha sığ olan sularda yaşıyorlar.
Mayalar da bunu keşfediyorlar ve o yüzden Nilüferlerin yetişmediği durgun suları içme suyu olarak kullanmıyorlar.
Nilüfer o yüzden onlar için çok kıymetli ve Maya krallığının simgesi olarak anıtlarında karşımıza çıkma sebebi bu.
Hatta Maya yöneticilerinin bir kısmı Nilüferlerin efendisi olarak anılıyor.
taçlarında Nilüfer süs olarak kullanılıyor.
Hatta bazı yöneticilere su sözcüğünün yer aldığı Tikal'in su Nilüfer'i lordu gibi ünvanlar verilmeye başlanıyor.
Hani yakın bir gelecekte artık petrolün falan pek kar etmeyeceğini dünyanın en değerli şeyinin su olacağı konuşuluyor ki bu bence bir komplo teorisi değil.
Keşke öyle olsaydı. Su savaşları olacak deniliyor duymuşsunuzdur.
Dünyanın gidişatına bakılırsa bence çok uç bir okuma değil bu.
Suyumuz gitgide azalıyor arkadaşlar ki bunun Tarihteki örneği olarak yine mayaları verebilirim.
Mayalarda zengin su kaynağı sayısı gitgide azalıyor bir dönem ve bu yüzden bol yağış olan, suyu bol olan alanlardaki yöneticiler çok daha güçleniyor.
Yani su bir güç mekanizması haline geliyor.
Ama mayaların sonunu getiren şeylerden biri de biliyorsunuz kuraklık ve susuzluk olmuştur.
2000 yıllık bir medeniyet böylelikle son buluyor.
Bazı şeyler için tarihe bakmak yeterli.
Yani gelecek okuması yapmak için su ile ilgili daha anlatacak çok şey var.
Yani su sadece öyle içimizi serinleten basit bir şey değil arkadaşlar.
Medeniyetlerin kurucusu ve yıkıcısı insanlık tarihinin kaderini şekillendiren şey.
O yüzden bu yaşam pınarımızın lütfen bir damlasını bile israf etmeyelim.
Pınar su ve içecek Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Su gibi aziz olun arkadaşlar.
Bu çarşamba yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
