
Kod: 60OSB
Cambly Kids Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/60OSBKIDS
Kod: 60OSBKIDS
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Anadili İngilizce olan deneyimli eğitmenlerle ister birebir ister grup derslerine katılabileceğiniz online bir eğitim uygulaması olan Cambly'e bugün başla en büyük yatırımı geleceğine yap.
60 OSB kodu ile tam %60 indirimle ilk ve son kez ayda sadece 199 TL'ye abone ol.
Ayrıca ilk dersin ücretsiz.
Bugün kendin için bir adım at.
Merhabalar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün sizlere çirkin ördek yavrusu masalını anlatacağım ama tabii ki bu masal büyükler için olacak, küçükler için değil.
Toplumdan dışlanma sorununu konuşacağız bu masal üzerinden.
Lafı fazla uzatmadan hemen başlamak istiyorum.
Hiç aslında böyle doğduğunuz aileye ait olmadığınızı düşündüğünüz anlar oluyor mu?
Ya da işte genetik olarak ailenizin bir üyesi olsanız da huy olarak bambaşka bir insan olduğunuzu eminim çoğunuz zaman zaman böyle düşüncelere kapı...
İşte bugün sizlere hepinizin çok iyi bildiği hatta bilmeyenlerin de çocuklarını anlatırken öğrendiği bir masaldan bahsedeceğim.
Çirkin ördek yavrusu masalı ama bu masal çocuklar için değil siz büyükler için olacak.
Bugün kendini sıra dışı ve sahipsiz hissedenlere özel bir podcast yapmak istedim.
Toplumdan dışlanan insanlara yol haritası olmasını dileyerek başlamak istiyorum.
Bu masal Danimarkalı şair ve yazar Hans Christian Andersen tarafından yazılıyor 1845 yılında.
Bu arada hikayenin yaratıcısının diğer ünlü masalları Beni Her Okuduğumda Ağlatan Kibritçi Kız ve Kral Çıplak diye bildiğimiz o meşhur masallarda Hans Christian Andersen'a ait.
Yazarın aslında nevrotik kişilik bozukluğu var ve bunun masallarına sirayet ettiğini görebilirsiniz.
Çok kötümser, çok acıklı masallar bunlar.
İşte bunlar aslında kendi yaşantısından izler taşıyor.
Nasıl izler Merve? Şöyle, şimdi Hans Christian Andersen'ın kendisi de aslında çirkin ördek sürecinden geçmiş.
kaybetmiş, yoksulluklar içinde büyümüş, yazdığı tiyatro oyunları hiçbir zaman takdir görmemiş, yaptıklarını boş işler olarak gören annesi tarafından hiçbir zaman sevildiğini hissetmemiş, okula 18
yaşındayken gidebilmiş ve öğrencilerin hatta öğretmenlerin bile alay ve aşağılamalarına maruz kalmış.
Çünkü vücudunun proporsiyonu dönemine göre iri ve bundan dolayı da alay konusu olmuştur.
Yani işin özü şudur ki aslında çirkin ördek yavrusu bu masalın sahibinin ta kendisidir.
Şimdi bu masalı anlatacağım ve anlattıktan sonra bu masaldaki psikolojik metaforları ve arketipsel simgelemeleri de anlatmaya çalışacağım.
Bütün bunları yaparken tabii ki de Jung ekolünden bir psikanalist olan...
Clarissa Estes'den faydalanacağız.
Şimdi çirkin ördek yavrusunun kök öyküsünü anlatacağım sizlere.
Bildiğinizden çok farklı onu söyleyeyim.
Şöyle ki hasat zamanı yaklaşıyor ve nehrin aşağısında bir anne ördek yumurtalarla dolu yuvasının üstünde kuluçkaya yatıyor.
Derken yumurtaların çatlama zamanı geliyor.
Her şey yolunda. Yumurtalar birer birer titreyip sarsılmaya başlıyor ve kabukları teker teker çatlıyor.
Bütün yeni yavrular böyle sendeleyerek bıcır bıcır dışarı çıkıyorlar.
Ama bir yumurta...
Kırılmadan kalıyor. Ve bu çok büyük bir yumurta.
Diğerlerinden daha farklı. Orada öyle taş gibi duruyor.
O sırada da oradan yaşlı bir ördek geçiyor.
Anne ördeği görüyor. Anne ördek o kadar sevinçli ki ona böyle yeni çocuklarını gösterecek ya.
Ne kadar güzeller değil mi?
Bak diyor. Övünüyor yani. Ama yaşlı ördeğin aklı o çatlamamış yumurtaya takılı kalıyor.
Çünkü o en büyük ve orada taş gibi duruyor.
Ve anne ördeği o yumurtanın üstünde artık oturmaktan caydırmaya çalışıyor.
Ve diyor ki bu bir hindi yumurtası.
Diyor yaşlı ördek. Hiç de uygun bir yumurta türü değil.
Biliyorsun bir hindiyi asla suya sokamazsın.
Nereden biliyor yaşlı ördek bunu?
Çünkü o biliyor daha önce denemiş.
Ama anne ördek çok uzun zamandır oturuyor bu yumurtanın üstünde.
Diyor ki ya biraz daha oturayım ne olacak ki diyor.
Beni endişelendiren aslında bu değil.
Bu yavruların hergele babaları beni bir kere bile görmeye gelmedi biliyor musun diyor.
Evet yani normal çirkin ördekten farklı gördüğünüz gibi.
Ama nihayetinde o büyük yumurtada titreyip sallanmaya başlıyor ve sonunda kırılıyor.
İçinden hepinizin bildiği o çirkin ördek yavrusu çıkıyor.
Cildi böyle kıvrımlı, buruş buruş, kırmızı, mavi damarları var.
Ayakları mosmor, gözleri pembe.
Acayip bir yaratık. Ve anne ördek şöyle bir bakıyor.
Diyor ki yani yapabileceğim bir şey yok.
Çok çirkin. Belki diyor gerçekten bir hindi olabilir o.
Sonra çirkin ördek yavrusunu alıyor ve diğer yavrularla birlikte suya gidiyorlar.
Anne ördek bir bakıyor. Doğru düzgün yüzebiliyor bu çirkin ördek.
Evet diyor yani çok tuhaf bir yaratık ama benimkilerden biri belli ki.
Üstelik uygun. Işıkta bakıldığında yakışıklı bile sayılabilir diyor kendi kendine.
Ve çirkin ördeği alıp çiftliğin avlusundaki diğer yaratıklara tanıtıyor annesi.
Ama o sırada çok enteresan bir şey oluyor.
Onunla henüz tanışmamış olan başka bir ördek avluyu koşarak geçiyor ve çirkin ördek yavrusunu tam ensesinden ısırıyor.
Anne ördek dur diye bağırıyor ama...
O kadar zorba bir ördek ki bu.
Diyor ki tamam ama diyor çok tuhaf ve çok çirkin görünüyor bu.
Bence onu böyle biraz itip kalkmamız gerekiyor diyor bu ördek.
Ve o sırada kraliçe ördek de geliyor.
Ona eşlik edercesine diyor ki sanki diyor beslemek için yeterince ağzımız yokmuş gibi bir yavru sürüsü daha geldi.
Hele diyor şu ilerideki şu çirkin şeye bakın.
Evet diyor o kesinlikle bir hata olmalı diyor çirkin ördeği göstererek.
Anne ördek de diyor ki hayır diyor o bir hata değil.
Çok yakında güçlü olacak.
Sadece diyor yumurta da çok uzun.
Uzun süre kaldı. O yüzden öyle oldu diyor.
Ama ona rağmen yine de çok biçimsiz değil.
Öyle olsa bile düzelecek göreceksiniz diyor.
Ve çirkin ördek yavrusunun tüylerini düzeltip kâkülünü yalıyor annesi.
Ama diğerleri çirkin ördek yavrusunun canını sıkmak için elinden gelen her şeyi yapıyorlar.
Üstüne pike yapıyorlar, ısırıyorlar, gagalıyorlar, tıslıyorlar, bağırıyorlar, çağırıyorlar.
Yani gitgide eziyet dozlarını arttırıyorlar.
Çirkin ördek saklanıyor, kaçmaya çalışıyor ama bir türlü kurtulamıyor.
Ve şunu da fark ediyor ki bir süre sonra.
Önceleri annesi onu savunurken o bile gitgide bütün bu eziyetlerden yorgun düşmüş.
Hatta bir gün kızgınlıkla çirkin ördek bağırıyor.
Keşke hemen defolup gitsen buradan diyor.
Ve böylece çirkin ördek yavrusu artık gitmesinin gerektiğini fark ederek kaçarak oradan uzaklaşıyor.
Tüyleri yolunmuş bir halde son derece bakımsız ve bir bataklığa ulaşana kadar koşuyor.
Orada böyle boynunu uzatarak suyun kıyısına yatıyor ve ara sıra sudan küçük yudumlar içerek hayatta kalmaya çalışıyor.
Derken sazların arasından iki erkek kaz onu seyrediyorlar.
Bunlar çok gençler ve son derece gürbüz görünümlüler.
Ve çirkin ördek diyorlar ki hey sen çirkin ördek.
Tabii gülerek böyle. Bir sonraki kente bizimle gelmek ister misin?
Orada böyle genç ve evlenmemiş kazlardan oluşan bir sürü var.
Tam senlik tam seçmelik diyorlar.
Ama o sırada ansızın bir silah sesi patlıyor.
Ve erkek kazlar bu patlama sesiyle yere kapaklanıyorlar.
Ve bataklık suyu onların kanlarıyla kıpkırmızı bir hale geliyor.
Ördek yavrusu tabii ki saklanması gerektiğini fark ederek suya dalıyor.
Her tarafta silah sesleri, köpek sesleri derken bataklık gitgide sakinleşiyor ve ördek yavrusu koşarak kaçabileceği en uzak yere doğru gitmeye başlıyor.
Bir anda gece iniyor tabii.
Berbat bir mezbeleye geliyor.
Kapı böyle bir iple tutturulmuş ve burada bir kadın yaşıyor.
Nasıl bir kadın? Kedisi var.
Bu kedinin kafası hiç tarak görmemiş.
Şaşı bir tavuğu var. Pasaklı bir kadın bu.
Kedi fareleri yakalayarak yaşlı kadın...
Tavuk da yumurtlayarak boğazını doyurmaya çalışıyor ve yaşlı kadın bir ördek bulduğu için kendini tabii ki çok şanslı hissediyor.
Belki diyor yumurtlar ben bunu alayım yumurtlamazsa da onu öldürüp yerim diye düşünüyor.
Böylece ördek buraya yerleşiyor ama bu sefer de kedi ve tavuğun eziyetlerine maruz kalıyor.
Çünkü bunlar diyorlar ki sen ne işe yarıyorsun ya sen yumurtlamıyorsan bir şey yakalayamıyorsan ne işe yarıyorsun diye eziyet ediyorlar.
Sonra ördek yavrusu içini çekerek diyor ki biliyor musun?
En sevdiğim şey böyle engin mavi bir gökyüzü ya da serin mavi sular.
Bunların altında olmayı çok seviyorum diyor.
Tabii ki kedi suyun altında olmaktan ne anlar?
Bunu çok aptalca buluyor ve diyor ki çok saçma sapan düşlerin var deyip ördek yavrusunu eleştiriyor.
Tavuk da tüylerimi tamamen ıslatmak çok saçma diye düşündüğü için bu dediklerine anlam veremiyor.
Ve ördek yavrusuyla baya bir dalga geçiyorlar.
Sonunda ördek yavrusu diyor ki ben burada da huzur bulamayacağım.
En iyisi buradan da ayrılayım. Giderken bir gölcüye rastlıyor.
bu gölcükte yüzerken havada giderek soğumaya başlıyor.
Derken başını bir kaldırıyor.
Bir sürünün uçtuğunu görüyor başının üzerinde ve şunu fark ediyor çirkin ördek yavrusu.
Bunlar bugüne kadar gördüğü en güzel yaratıklar ve bu yaratıklar aşağı bakıp ona sesleniyorlar.
Çirkin ördek yavrusu onların sesini duyunca bir anda yüreğinin paramparça olduğunu hissediyor ve daha önce hiç çıkarmadığı bir sesle bağırarak onlara cevap veriyor.
Ama çirkin ördek yavrusu bir anda kendini o kadar terk edilmiş hissediyor ki canı çok yanıyor.
Ve bu beyaz büyük kuşları görüş alanından çıkana kadar seyretmek için suyun içinde dönüp duruyor çirkin ördek yavrusu.
Daha sonra gölün dibine dalıyor ve orada böyle büzülüp kalıyor.
Tir tir titriyor. Çünkü adeta kendisini kaybediyor bir anda.
Çünkü şöyle bir şey var.
Bu beyaz büyük kuşlara umutsuzca bir sevgi duyduğunu fark ediyor ama anlam veremediği bir sevgi bu.
Derken soğuk rüzgarlar esmeye başlıyor ve bir anda kış geliyor.
Bir sabah Ördek yavrusu Kendini buzun üstünde kas katı kesilmiş bir halde buluyor.
Diyor ki o zaman herhalde artık öleceğim ben.
Ve bu sırada iki yaban ördeği uçarak aşağı iniyor.
Ördeği uzun uzun inceliyorlar.
Diyorlar ki çok çirkinsin.
Çok kötü ya ne kadar da üzücü.
Senin gibi biri için hiçbir şey yapılamaz.
Deyip uçarak uzaklaşıyorlar.
Derken şans eseri oradan bir çiftçi geçiyor o sırada.
Ve buzu sopasıyla kırarak ördek yavrusunu buzun içerisinden kurtarıyor.
Onu kucağına alıyor ve ceketinin altına sokarak evine götürüyor.
Bu bir çiftçi ve bu çiftçinin evinde çocuklar ördeğe doğru uzandıkları zaman bir anda küçük ördek yavrusu korkmaya başlıyor.
Korkunca da yazık uçmaya çalışıyor.
Çatının girişine uçmaya çalışıyor.
Bütün tozları kaldırıyor evdeki.
Tereyağının üzeri toz oluyor derken süt kabının içerisine düşüyor.
Oradan çıkıyor un fıçısının içine yuvarlanıyor.
Ve çiftçinin karısı en son onu süpürgesiyle kovalamaya başlıyor.
Çocuklar da kahkahayla çığlık atıp gülüyorlar.
Ve ördek yavrusu kanat çırparak kedinin kapısından geçiyor.
Ve sonunda dışarı çıkıyor.
Yarı baygın bir halde karların üzerine uzanıyor.
Oradan bir başka gölgeye gidiyor.
Sonra bir başka eve. İşte bütün bir kışı bu şekilde geçiriyor.
Hayatla ölüm arasında gidip gidip geliyor.
Ve neyse ki ilkbahar tekrar yüzünü gösteriyor çirkin ördek.
Bir gün suları ısınmış bir gölde yüzmekte olan yavru bir anda kanatlarını uzatarak geriniyor.
Ve bir bakıyor kanatları çok güçlü, çok kocaman.
Kanatlarını çırpıyor ve yerden yükseğe çıkıyor.
Her şeyi havadan görüyor.
Ve bu sırada üç kuğunun gölcükte tıpış tıpış yüzdüklerini de görüyor.
Bunlar bir önceki sonbaharda gördüğü güzel yaratıkların aynısı.
Ve bir karar veriyor. Diyor ki ben de onlara katılmalıyım.
Sonra çok korkuyor.
Hoşlanmış gibi yapıp onlara katıldıktan sonra bana gülerek uçup giderlerse tek korkusu bu derken çirkin ördek yavrusu aşağı doğru süzülüyor ve gölcüğün üstüne konuyor.
Kalbi o anda küt küt atıyor.
Bir bakıyor kuğular ona doğru yüzmeye başlıyorlar bir anda.
Çirkin ördek yavrusu diyor ki tamam artık benim sonum geldi.
Ama diyor ben öldürüleceksem eğer avcı tarafından, çiftçi karısı tarafından ya da işte uzun kışlar tarafından değil bu güzel yaratıklar tarafından öldürülmek istiyorum diyor.
Ve o öldürücü darbeyi bekleyerek boynunu yavaşça eğiyor.
Ama bir anda sudaki yansımasıyla karşılaşıyor ve bir kuğu görüyor.
Bu kuğunun kar gibi tüyleri var, çok güzel gözleri var.
Her şeyle bir bütün kuğu ve çirkin ördek yavrusu kendini tanıyamıyor.
Çünkü tıp atıp o... Güzel yabancılara.
O uzaktan görüp çok beğenmiş olduğu yabancılara benziyor.
Ve en nihayetinde onlardan biri olduğu anlaşılıyor.
Yumurtası kazarla bir ördek ailesinin içine yuvarlanmış.
O aslında bir kuğu.
Göz kamaştırıcı bir kuğu.
Ve hayatında ilk kez kendi türünden olanlar onun yanına geliyorlar.
Ve ona kanatlarının ucuyla nazikçe ve sevgiyle dokunuyorlar.
Gagalarıyla onun tüylerini düzeltiyorlar.
Ve selamlayarak etrafında yüzüp duruyorlar.
Ve nehrin aşağılarında başka bir anne ördek yumurtalarla dolu yuvasının üstünde tekrar kuluçkaya yatıyor.
Bu masal da burada bitmiştir demek isterdim ama hayır bitmiyor bu masal burada.
Çünkü hala toplumda dışlanan insanlar var.
Kendini sahipsiz hissedenler sıra dışı olduğu için böyle insanlar var.
Yani toplumda çirkin ördek yavrusu olan milyonlarca insan var.
Hani hep diyorum ya, masallar çocuklar uyusun, büyükler uyansın diye yazılır.
İşte bu masal da büyükleri uyandırmak için bir yol aslında.
Bugün büyüklere masal anlatıyorum ama küçükler için de bir sürprizim var.
Şu anda Cambly Kids'de yılın en büyük indirimi var.
60 OSB Kids kolu ile %60 indirimden faydalanın.
Çocuğunuza özgüvenli İngilizce konuşma becerisi hediye edin.
Şimdi bu masalın psikolojik metaforları ve arketipsel simgelemeleri neler?
Şimdi buradaki çirkin ördek yavrusu aslında bize vahşi doğayı gösteriyor, onu simgeliyor.
Nedir vahşi doğanın özelliği?
Şu zor koşullarda yetişmeye zorlandığı zaman her ne olursa olsun içgüdüsel olarak devam etmeye çalışır değil mi?
Vahşi doğa içgüdüsel olarak daima direnir.
İşte bir kişinin gerek içgüdüsel gerekse tinsel bir kimlik olan kendine öz...
Şimdi hikayenin başına dönelim.
Ne vardı bu öyküde? Köyün çeşitli hayvanları sırf kendilerine benzemediği için çirkin ördek yavrusunu dışlamışlardı.
Yani diğerlerine benzemeyen çocuğun dışlanması durumu değil mi?
Ve anne ördek önceleri çocuğu olduğuna inandığı bu ördek yavrusunu savunmaya...
çalıştı. Sonra duygusal açıdan derin bir bölünme yaşadı anne ve ondan gitgide uzaklaştı değil mi?
Bu aslında günümüzde de olan bir şey.
Birçok kültürde bu mevcut.
Bir çocuk doğduğu zaman her zaman bir beklenti içine giren bir toplumla karşılaşıyoruz.
Geleneksel bir tarzda davranması bekleniyor daima çocukların.
Davranmadığı zaman da toplumdan bir şekilde dışlanıyor.
Şimdi çirkin ördeğin annesine bakalım.
Bu öyküdeki anne ördeği dışsal annenin bir simgesi olarak yorumluyoruz aslında değil mi?
Ama şu anda yetişkin olanların çoğu gerçek annelerinden aslında miras aldıkları bir anne taşıyorlar içlerinde.
Siz içinizde içsel bir anne taşıyorsunuz ve bu içsel anne kim biliyor musunuz aslında?
Kişinin kendi annesiyle çocukken yaşadığı deneyimlere benzer bir şekilde davranan ve tepki veren pisişe bölümü.
Bunu iyi düşünün. Bu çok çarpıcı bir detay.
Çirkin ördeğin annesi aslında buydu.
Yani hepimiz içimizde içsel bir anne.
Ve bu içsel anne erken çocuklukta anneyle yaşananlarla aynı görünen ve aynı onun gibi tepkiler veren bir anne kopyası.
Ve bu anne ördek hikayedeki aslında ikileme düşmüş bir annenin evladı aynı zamanda.
Çökmüş bir annenin ve annelik görmemiş bir annenin temsilcisi.
Şimdi kendi içsel anne karmaşamızı birlikte değerlendirelim.
Bu öyküdeki anne ördek farklı bir çocuğa sahip olduğu için alay edildi değil mi?
Ve duygusal açıdan ne oldu?
Ve bunun sonucunda çöktü çocuğuna olan ilgisini kesti.
İşte başlangıçta ona sahip çıkan bu anne daha sonra bu ördek yavrusunun ötekiliğinden dolayı ne yaptı?
Kendi topluluğu içindeki güvenliği tehlikeye atmamak için o da başını çevirdi ve derinlere dalıp gitti.
Şimdi size soruyorum bir annenin belki bu sizin anneniz bile olabilir.
Buna benzer bir karar vermeye zorlandığını hiç gördünüz mü?
Kesin görmüşsünüzdür yani çocuğun dışlanmasın diye.
Onu törpülemeye hatta toplumun normlarına göre yaratmaya çalışan, yontmaya çalışan anneler görüyoruz.
Ve bir kadın kendi pis işesinde eğer böyle bir anne yapısına sahipse zaten kendini çok kolay teslim olurken bulacaktır böyle şeylerde.
Devam edelim. Sonunda anne ördek daha fazla o çocuğuna yapılan eziyete dayanamadı.
Resmen çöktü ve ona dedi ki keşke buradan defolup gitsen.
Anne ördek aslında psikolojik olarak çöktü orada.
İnsanlar böyle bir duygu yaşadı.
genellikle 3 duygu durumundan birine kapılıyorlar.
Ya bulanıklık içindedirler kafaları karışıyor.
Ya çamura batıyorlar kimsenin onları anlamadığını düşünüyorlar.
Ya da çukurun dibine giriyorlar.
Yani eski bir yarayı yani çocukken başına gelen hesabı görülmemiş ve düzeltilmemiş bir adaletsizliği duygusal olarak tekrar yaşıyorlar.
Yani anne ördek çocuğunu sevmekle kurallara uymazsa kendisine ve çocuğuna köyün vereceği zararlardan korkmaz.
arasında bir seçim yapmaya zorlandı aslında.
Maalesef hepimiz hastalıklı bir kültürde yaşıyoruz.
Sıradan olmayanın dışlandığı itildiği bir kültürde yaşıyoruz ama burada önemli bir detay var.
Bir anne kendi çocuğuna annelik ederken kendisinin de annelik görmüş olması gerekiyor.
Şimdi çirkin ördek yavrusunun annesini daha derinden analiz edebildiğimizi düşünüyorum.
Çünkü çoğu erişkin için dediğim gibi eğer bir zamanlar annenizle sorun yaşamışsanız bugün bu sorunlar yok olsa bile pis işe de erken çocukluktaki anneyle yaşananlarla aynı görünen, aynı onun gibi davranan ve
aynı onun gibi tepkiler veren bir anne kopyası vardır diyor Esther.
İşte bu içsel anne dediğimiz şey bir annenin neye benzemesi gerektiğini, nasıl davranması gerektiği her türlü konuda işte o kişinin çocukken yaşadığı kültürle aynı değer ve aynı fikirlere sahip
olacaktır diyor. Yani çirkin ördek yavrusunun annesi bu yüzden böyle ve buna derinlik psikolojisinde anne karmaşası deniliyormuş.
Aslında çirkin ördek yavrusunun Yavrusunun annesi ne biliyor musunuz?
Annelik görmemiş bir annenin ve aynı zamanda bunların hepsinin bir temsilcisi.
İkircimli bir anne ile büyümüş, çökmüş bir annenin, annelik görmemiş bir annenin evladı.
Bir de dikkat ettiyseniz bu masal boyunca babadan sadece bir defa bahsettim.
O da anne ördeğin çirkin ördek yavrusunun yumurtasının üstünde kuluçkaya yattığı dönem değil mi?
Orada bahsettim. Anne yavrusunun babasından yakındı değil mi?
O hergele bir kez bir...
Aslında burada şu var.
Babalar ne yazık ki çoğu kültürde yoklar.
Bir gölgeden ibaretler.
Eğer böyle bir babaya sahipseniz yani olmayan bir gölgesi olan çökmüş bir babanız varsa eğer sizin asi bir kız çocuğu olmanız muhtemeldir diyor Esat.
Şimdi devam edelim. Çirkinör'deki yavrusu annesi tarafından kovuldu değil mi?
Sonra ne yaptı? Bir yer bulmak için oradan oraya gitti ve tam olarak nereye gideceğine dair hiçbir içgüdüsü yoktu.
Çünkü daha gelişmemişti.
Bu aslında ne biliyor musunuz?
Kötü arkadaş. Yani çaldığınız yanlış kapılar kendinizi durmadan dışlanmış hissetmenize neden olabilir diyor.
Yani sevgiyi yanlış yerlerde aramaktı bu aslında.
Daha sonra ne oldu? Ördek yavrusu evine sığındı.
Kişilerin evini dağıttı değil mi?
Un çuvallarının içine düştü.
Sonra süpürgeyle kovaladılar bunu.
Aslında hepimizin böyle zamanları olmuştur.
Yani hiçbir şeyi doğru yapamadığımız ve bunu düzeltmeye çalışırken belki daha beter ettiğimiz...
Ördek yavrusunun bu evde işi yoktu.
Ama insan çaresiz kaldığı zaman neler yapabiliyor bunu gösterdi bu nokta bize.
Bazen yanlış şeyler için yanlış yerlere gideriz.
Koç yuvasında süt bulmaya çalışırız ama bulamayız.
Yani ne yapmamız gerekiyor?
Neysek o olmak zorundayız ve diğer yaratıklarda neyse o olmaya bırakmalısınız diyor Estet.
Sonra ördek bir sabah buzlarla kaplı bir gölün ortasında uyandı değil mi?
Yani bu ne demek aslında? Duyguların donması demek.
Bazı kadınlar dikkat... ettiyseniz çok soğukturlar ve bunu sanki bir başarıymış gibi gösterirler.
Aslında bu nedir? Savunmaya yönelik bir öfke eylemidir.
Arketipsel psikolojide soğuk duygulardan yoksunluğun göstergesi yani başkalarına karşı bilerek duygusuzlaşmak demekmiş.
Kendinizi koruma mekanizması bu.
Buzunuzu kırın ve ruhunuzu donmuş halden kurtarın diyor Esat.
Bir şey hareket ediyorsa donmaz.
Harekete geçin demiş bu noktada.
Bir de yoldan geçen yabancılar vardı.
hikayede hatırlıyorsanız. Bu da şu.
Bazen bizi buzdan çıkaran hatta pisişik olarak bizi duygu eksikliğinden kurtaran kişiler olabilir ve bu kişiler ailemizden biri olmayabilir.
Hayatımızın en kötü, en zor zamanlarında bizleri umut veren ve bizleri destekleyen insanlar karşımıza çıkabilir.
Bir anda yoktan var olabilir.
Yoldan geçen yabancı aslında buydu.
Ve hikayenin en önemli noktalarından birisi şu.
Lütuf olarak dışlanma.
Eğer her kalıba uymaya çalıştıysanız ve bunu asla beceremediyseniz şanslısınız diyor yazar.
Yani bir şekilde siz dışlanmışsınız ama ruhunuzu korumayı başarmışsınız.
Çünkü insan durmadan bir şeylere uymaya çalışıp sürekli başarısız kaldığı zaman ortaya tuhaf bir fenomen çıkar diyor.
İşte ördek yavrusu bu dışlanma sayesinde aslında güçlendi.
Bu çok güzel bir şey. Dışlandı ama güçlenerek çıktı.
Ve bunu şuna benzetebiliriz.
Hani böyle saf doğal karbon basınç altında kalınca elmasa dönüşür ya sonunda pis iş yeniş.
şaşalı bir büyüklük ve saydamla ulaşması da bundan dolayıdır.
Şimdi size böyle dışlanmayı övüyormuşum gibi davrandım ama simyanın öyle bir boyutu vardır ki orada kurşunun ana maddesi dövülüp ufalanır.
Yani demem o ki dışlanmanın da armağını vardır görebilirsiniz.
Dışlanmak sizi döve döve döve o zayıflığınızı üstünüzden atmanızı sağlar.
Mızmızlığınızı ortadan kaldırır.
Size keskin bir içgörü sağlar.
Sezgilerinizi yükseltir ve keskin gözle gücüyle perspektif yaratır hayatınızda.
Bir de bu hikayede taranmamış kediler ve tavuklardan bahsettim.
Şaşı tavuk dedim. Bunlar hikayede ördeğin özlemlerini aptal ve anlamsız buldular hatırlıyorsanız.
İşte bu durum kendileri gibi olmayanları hakir görenlerin durumu aslında.
Onların değerlerine ilişkin çok doğru bir bakış açısı vardı bu kedi ve tavuk hikayesinde.
Zaten kim bir kediden sudan hoşlanmasını bekleyebilir ya da bir tavuğun yüzmeye gitmesini bekleyebilir.
İşte ördek yavrusu burada binlerce dışlanmış insanla aynı şeyi yaşıyor aslında.
Kendine benzemeyen kişilerle temelden bir uyumsuzluk yaşıyor.
Ve bunu çoğu insan yaşıyor zaten.
Ama çirkin ördek yavrusu ne yaptı burada?
Dışlandı ama asla vazgeçmedi.
Ve oradan ayrıldıktan sonra gökyüzüne doğru yükselen kuğuları gördüğünde bir bilme özlemi harekete geçti değil mi?
Ve bu andan itibaren bu görüyü anımsamak bile ona umut veren tek şey oldu.
Gelişemediğimiz zaman tekrar gelişene kadar devam ediyor.
ederiz. Hatırlarsanız ördek yavrusu ölümün eşiğinden döndü ama sonra ne oldu?
İlkbahar yaklaştı. Yani hayat hızlandı.
Yeni bir deneme mümkün oldu.
Asıl hayatınız için en önemli şey devam etmektir, direnmektir.
Çünkü vahşi doğanın vaadi bizlere şudur.
Kıştan sonra her zaman ilkbahar gelir.
Şimdi masalın sonunu hatırlayın.
Kuğular ördek yavrusu daha onları tanımadan önce onun kendilerinden biri olduğunu anlamışlardı.
Yani tıpkı çirkin ördek yavrusu gibi sizin de ruhsal benliğiniz kabul edildiğiniz zaman, görüldüğünüz zaman serpilir ve gelişir.
Aslında bu basit masal bizlere çok önemli bir gerçeği anlatıyor.
Farklı olanı dışlama eğilimi.
Dahi çocuklar ya da gençler ya da farklı olanlar yeteneklerini onaylamayan, reddeden bir ortamda hatta bu ailede başlıyor.
Kendini keşfetmeye çalışıyor.
İçine doğduğu topluma kendini entegre etmeye çalışıyor.
Zorlanıyor, uyum gösteremiyor, dışlanıyor, yabancılaşıyor, acılar çekiyor.
Ve burada ne var? Farklı olanlar birbiriyle aynı olan çoğunluk tarafından genelde anlaşılmazlar ve dışlanırlar.
Genelin benzer düşünmesinin, farklı olanı görememesinin aslında iki temel psikolojik sebebi vardır.
Biri grup davranışı sergilediği için, bir diğeri de kalıplarla düşündüğü için.
Nedir bu grup davranışı?
Bir yapboz düşünün. Bu yapboz çoğunluğu tanımlayan parçalardır.
İşte grup psikolojisi içinde olan kişi çoğunluğu tanımlayan parçalardan biri olur ve bireysel düşünemez ve kalıplarla düşünür.
Buna kovan zihniyeti de diyoruz.
Gördüğünüz gibi sorun sizde değil.
Eğer bir çirkin ördek yavrusuysanız, bu hikayedeki çirkin ördek sizseniz dönüp bir tekrar düşünmenizi istiyorum.
Çünkü siz ördek değilsiniz.
Siz aslında çok güzel bir kuvusunuz.
Tıpkı bu hikayede olduğu gibi.
Yani sizin gibi olanları bulun ve onlarla birlikte uçun.
Onlarla birlikte olun daima.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için adresim Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Aşağıdaki linkten de tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın bay bay. Cambly
Kids'in %60 indiriminden yararlanmak için ise 60OSBKIDS kodunu kullanarak hemen abone olabilirsiniz.
Sınırlı sayıda kişi için geçerli.
Bu büyük indirimi kaçırmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
