
Yalnız olmadığımızı hissettiğimiz bu bölüme özel, kendi dönüşüm yolculuğuna OSB50 koduyla 1 ay boyunca %50 indirimle şimdi başlayabilirsin!💜
#AnlaşılmakİyiGelecek
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
Transkript
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Şimdi bu bölüm terapin bölümü olduğu için bazılarınız yaşasın dedi.
Buradan duyuyorum çünkü psikoloji bölümlerini çok seviyorsunuz.
O zaman bölüm başlamadan size hemen bir müjde vermek istiyorum.
Bu bölümü özel OSB50 koduyla terapinde %50 indiriminiz olacak arkadaşlar.
Sadece bu bölümü özel o yüzden kaçırmayın derim.
Hadi başlayalım. Bugün sizinle ünlü psikiyatristlerin, psikologların terapi odasına gideceğiz ve onların yazmış olduğu kitaplardan yola çıkarak...
Size onlara gelen danışanların birbirinden ilginç hayat hikayelerini, travmalarını, taşınması en ağır duygularını anlatacağım.
Başkalarının terapi odasına konuk olacağız bu bölümde.
Neden? Çünkü bence bazı hikayelerde kendimizden de bir şeyler bulacağız.
Ben bırakın danışan hikayesini roman okurken bile bu tarz aydınlanmalar yaşıyorum.
Yani kendimden çok büyük parçalar buluyorum ve bu benim çok hoşuma giden bir şey.
Yani kendine... hiç ummadığım bir yerde rastlamak gibi öyle söyleyeyim.
Dilerim bu bölüm sizin için öyle olur.
Hemen baştan uyarmak istiyorum.
Lütfen bu bölümü çocuklarınızla dinlemeyin.
Az sonra müstehcen şeylerden bahsedeceğim.
Bazı danışanların müstehcen hikayeleri var, onlardan bahsedeceğim.
O yüzden dediğim gibi şimdiden uyarıyorum.
Hadi o zaman lafı fazla uzatmadan ilk danışanımızla başlayalım.
İlk danışanımız 37 yaşında, Harvard mezunu.
Hatta onu kendi deyişiyle tarif edecek olursam.
Yıllık milyon dolar kazanan, işte kapısında son model bir Jaguar olan, harika bir eşi olan, birbirinden tatlı çocukları olan bir adam.
Charles'ın böyle dışarıdan baktığınızda hani rüya gibi bir hayatı var gerçekten.
Ve fakat ne zaman yolda bir polis arabası görse buz gibi teller döküyor hiçbir suç işlemediği halde.
Geceleri rüyasında hep kendini böyle bir mahzende görüyor.
Kanlar içinde yaralar bereler içinde görüyor.
Ve sürekli kendini bir sahtekar gibi hissediyor.
Hatta hemen bir rüyasından bahsetmek istiyorum.
Rüyasında bir film için seçmelere gidiyor.
Diğer adaylarla beraber bekliyorlar.
Sonra sırası geliyor.
Gayet de iyi bir performans sergiliyor.
Oyunculuk performansı rüyasında.
Yönetmen de onu bekleme odasından çarptırıyor, iltifatlarda bulunuyor ve sonra diyor ki ne kadar iyi oynadınız, daha önce hangi filmlerde oynamıştınız diye soruyor.
O da diyor ki ben daha önce hiçbir filmde oynamadım ki.
Yönetmen de bunu duyunca bir anda ayağa kalkıyor, masayı yumruklamaya başlıyor ve bağırıyor.
Diyor ki sen oyuncu değilsin, sen oyuncu taklidi yapıyorsun diye bağırıyor.
O da peşinden koşup diyor ki...
Hayır diyor oyuncu taktiği yapıyorsam zaten oyuncuyumdur diyor.
Bakın böyle bir rüya görüyor ve bunu psikoloğuna anlatıyor.
Bu sahtekarlık sendromu hani siz ne kadar başarılı olursanız olun, ne kadar yeterli olursanız olun yani buna dair somut kanıtlar olmasına rağmen içten içe işte ben aslında o kadar iyi değilim
ya ve bir gün insanlar benim o kadar iyi olmadığımı anlayacaklar diye hissedersiniz.
Bu sahtekarlık sendromu.
Mesela işinde çok başarılı bir insan düşünün.
Gerçekten hani işte ödüller almış.
Herkes takdir ediyor gerçekten beğenilen bir insan ama içten içe diyor ki ya aslında şans eseri oldu herhalde her şey.
Çünkü ben yeterince bilgili biri değilim bu konuda.
Ve yakında herkes bunu fark edecek diye düşünür böyle insanlar.
Ve genellikle buna şu tarz düşünceler eşlik ediyor sahtekarlık sendromuna.
Başarıyı kendi becerisine değil şansa bağlamak, övgüyü küçümsemek ya da kabul etmemek.
Hata yaptığı zaman işte demek ki gerçekten yetersizim bak demek içten içe böyle.
Kendini sürekli başkalarıyla kıyaslamak, aşağı çekmek.
Bu genelde insanların kendi başarısını algılama biçimi öyle söyleyeyim.
İşte Charles ise kendini böyle hissediyor.
Sonra terapide yavaş yavaş çocukluğuna iniyoruz ve görüyoruz ki Charles henüz 8 yaşındayken olimpik bir yelkenci olan babası fırtınalı bir günde denize açılmış ve daha sonra teknesi alabora olmuş
bir halde bulunmuş. Ve babasının cansız bedenine asla ulaşılamamış.
Charles o günden sonra çok büyük bir yaz içerisinde kederli annesiyle baş başa büyümüş bir çocuk.
Yetişkinliğinde ise iş hayatında kendisine adeta bir baba gibi yaklaşan, onu böyle sürekli destekleyen ve her akşamüstü dertleştiği bir akıl hocası var James.
İşte bu adam Charles'ın hayatındaki o büyük baba boşluğunu dolduruyor.
Gerek yaş itibariyle gerek davranışları itibariyle.
Fakat bir gün Charles odaya girdiğinde James'in yüzünün bembeyaz olduğunu fark ediyor ve onun da tıpkı babası gibi aniden vefat ettiğini görüyor.
Ve tabii yıkılıyor ama işin daha da kötüsü şu ki bu olaydan kısa bir süre sonra eşi Charles'a diyor ki James kendi hayatına son verdi.
Yani çok Türkçe tabir olacak ama hani eceliyle vefat etmediğini öğreniyor bu noktada.
Ve daha da yıkılıyor tabii. Ve psikiyatrist Irvin Yoloma bunları anlatırken şöyle diyor.
Meğer diyor bizim paylaştığımız o harika o samimi anlarda James aslında hiçbir zaman orada yokmuş.
O hep kendini yok etmeyi düşünüyormuş.
Ve ben kendi kendime çalıp oynamışım bu senaryoda.
Hani bu zaten tek kişilik bir şovmuş diyor.
Ve Charles'ın tüm dünyası sanki camdan yapılmış bir oyuncak gibi hissettiriyor ona o an.
Birinin gerçekten hani yine Türkçe olacak ama eceliyle gitmesi çok ayrı bir şey arkadaşlar ama kendi hayatına bile isteğe son vermesi arkasında kalan için çok çok büyük bir acı bence.
Ve bunun psikolojik açıdan yorumu şöyleydi.
Charles James'in o ani kaybıyla beraber sadece akıl hocasını değil aslında 8 yaşında aniden kaybetmiş olduğu babasının yasını.
Ve bastırmış olduğu ölüm kaygısını yeniden yaşadı ve tetiklendi.
Hani sadece şey diye düşünmeyin ya bir iş arkadaşını kaybetti.
Değil. Bazen bakın çok basit görünen olayların arkasında çok büyük şeyler çıkıyor ya.
Ve James'in maskesinin...
O arkasındaki kendi hayatını sonlandırması gerçeği Charles'ın hayatı boyunca o inşa ettiği güvenli dünya ilizyonunu yıktı arkadaşlar.
Babasının o çözümlenmemiş olan yasıyla yüzleşti o anda.
Ve Charles'ın o kadar büyük başarısına rağmen hissettiği o değersizlik, o hiçbir olumlu duyguyu içeride tutamaması.
Hatta Irving Yalom ona diyor ki hep diyor ceplerin delik.
Yani öyle hissediyorsun. Ceplerin delikmiş gibi bir his.
Hiçbir şey dolmuyor ya.
Dolduramıyor. Oradan akıp gidiyor.
İşte o cepleri hep delikmiş gibi hissi aslında çocukluktaki büyük terk ediliş travmasını yarattığı kronik bir güvensizlikten geliyormuş.
Hatta sonradan terapiste Irvin Yalom'la da çok yakınlaşıyor.
Irvin Yalom da ondan yaşça büyük bir adam.
Hani belki onu da babası yerine koyuyor ve rüyasında bir gün Yalom'un ofisinin bir marangoz atölyesine dönüştüğünü görüyor.
Tabut gibi bir şey aslında bu.
Yalom'un böyle göğsünü tutarak yere yığıldığını görüyor.
Bu da onun yine babasının kaybıyla alakalı.
Sırada bir başka danışan var.
Dario adında, 30 yaşlarında, dışarıdan bakıldığında son derece sempatik, komik, yakışıklı.
Konservatuar mezunu, yetenekli bir müzik öğretmeni.
Hatta çevresi ve iş arkadaşları onu hep böyle işleri çok yolunda giden başarılı parantez içinde de çapkın biri olarak tanımlarmış.
Ve fakat bu neşeli ve esprili mizaj aslında o kadar abartılı, o kadar zorlayıcı ki neden?
Çünkü bunların hepsi Dario'nun aslında o içindeki büyük huzursuzluğu örtbas etmek için kullandığı bir savunma.
Şimdi Dario terapinin en başında terapistine direkt şunu söylüyor.
İlk seansta ya diyor ailemi hiç konuşmayalım, annemle babamı hiç tartışmaya bile gerek yok.
Çünkü onlar mükemmel bir çift, örnek bir çift diyor.
Hatta arkadaşlar seansların en başında şöyle bir cümlesi var.
Her zaman babamın sahip olduğu gibi bir eşe sahip olmayı hayal ettim.
Yani annem gibi bir eşim olsun isterdim.
Yani annemle babamın ilişkisi gibi diye çeviriyor sonra.
Yani ilk seansta psikanalizde o dipel çatışmanın o ilk sinyalini veren çok net bir dil sürçmesi yaşıyor.
O dipel çatışma nedir bilmeyenler için Freud'a göre altını çizerim Freud'a göre.
Çocuğun yaklaşık 3 ila 6 yaşlarında işte karşı cinsler olan ebeveynine özel bir yakınlık hissetmesi ve diğer ebeveynini rakip gibi algılaması.
Hani kız çocuğu ise babasına, erkek çocuğu ise annesine düşkün olur ve kız çocuğu anneyi rakip gibi görür, erkek çocuğu da babayı rakip gibi görür.
Çok basit bir şekilde anlattım.
Tabii daha derin mevzular da hani anlayalım diye kısaca anlattım böyle.
Peki Dario bu kadar muhteşem ebeveynleri varken hayatı da böyle tam yolunda gidiyor gibi gözükürken neden terapiye gelmiş?
Terapiye gelme sebebi ailesi değil.
Yani çünkü dediğim gibi muhteşem bir ailesi var.
Acaba öyle mi? Az sonra göreceğiz orayı.
Neden terapiye geliyor? Çünkü bir sevgilisi var.
Sevgilisi spor eğitmeni kadın ve...
Delicesine kıskanıyor kadına.
Yıkıcı bir kıskançlık öyle böyle değil ve sürekli sevgilisinin muhteşem fiziğiyle diğer erkekleri kışkırttığını düşünüyor.
Giydiği spor kıyafetleriyle işte herkesin bile isteye hani gözünü üzerine çektiğini iddia ediyor ve sürekli kavga çıkarıyor.
Bir türlü anlaşamıyorlar ve kıskançlık yüzünden de ilişkileri artık bitme noktasına gelmiş.
O yüzden koşarak terapiste geliyor.
Terapisti Gabriel Rolon şunu fark ediyor bu seanslardan.
Dario'nun anlatımında sürekli tabii bunu farkında olmadan yapıyor.
Görme ve bakma eylemleri vurgulanıyor.
Mesela sürekli şöyle söylüyor.
İşte onu bir görseydiniz şöyle bakardınız.
Ona nasıl baktıklarını görmeniz lazım gibi şeyler söylüyor.
Aslında Dario sevgilisi Silvina'nın insanları nasıl kışkırttığını iddia ederken işte giyimiyle, kuşamıyla, fizikle falan çok temel bir savunma mekanizmasını kullanıyor.
Yansıtma yani projeksiyon.
Bunu bilmeyenler için şöyle anlatayım.
Hatta örnek vereyim.
Biri aslında arkadaşını kıskanıyor ama bunu kendine yakıştıramıyor arkadaşın çok kıskandığını.
Sonra dönüp diyor ki o beni kıskanıyor.
Yani kişi kendi içinde kabul etmekte zorlandığı duygu ve düşünceyi karşısındaki kişiye aitmiş gibi algılıyor.
Psikolojide de buna yansıtma, projeksiyon diyorlar.
Hatta daha klasik bir örnek vereyim.
Partnerini aldatma isteği olan birinin sürekli sen kesin beni aldatıyorsun diye eşinden şüphelenmesi.
Halbuki onun öyle bir isteği var.
Bu arada altını çizerim. Her şüphe duyan kişinin projeksiyon yaptığı anlamına gelmiyor bu.
Ya da her zaman aynı kapıya çıkmayabilir.
Bu sadece bir örnek. Mekanizmayı anlayalım diye.
Şimdi Dario'ya gelecek olursak ne diyordu?
İşte sevgilim erkekleri muhteşem fiziğiyle kışkırtıyor.
Hep şüphe duyuyorum ondan.
Herkesin gözünü üzerine çekiyor ve bunu bile isteğe yapıyor diyordu.
Kıskançlık krizleri geçiriyordu.
Yansıtma, projeksiyon dedik.
Neden? Çünkü arkadaşlar seanslar ilerledikçe ortaya çıkıyor ki sıkı tutunun.
Dario aslında büyük bir teşhirci.
Ama öyle böyle değil.
Şimdi geceleri çok pahalı bir arabası var.
O arabayla işte semtin çok yoksul kenar mahallelerine gidiyor ve mastürbasyon yapıyor.
Ve cinsel doyuma ulaşmadan hemen önce cinsel organını açıkta bırakacak şekilde arabasını sürüyor.
Camları da açıyor bir güzel ve yoldan geçen orta yaşlı kadınlara hedef alarak adres sorma bahanesiyle onları arabasına yaklaştırıyor ve onlara cinsel organını gösteriyor.
Kendini teşhir ediyor arkadaşlar.
Ve kadınlar çığlık atarak kaçıyorlar.
Arabasını tekmeliyorlar.
O da hızla gaza basıp kaçıyor.
Sonra eve geliyor. hemen bir duşunu alıyor ailesiyle sanki az önce hiçbir şey yaşanmamış gibi oturup yemeğini yiyor dertleşiyor falan filan ve bütün bunları yaparken içsel olarak annesine babasına şu
şekilde haykırmak istiyor lanet olsun hiçbir şey fark etmiyorsunuz oğlunuzun ne yaptığını onun nasıl biri olduğunu görsenize bak gör gör diyor bak yine altını çiziyorum Dario aslında içten
içe Tüm gözlerin kendisinde olmasını istiyor.
İnsanların ona bakmasını arzuluyor arkadaşlar.
Ama bu hiç kabul edilemez bir şey onun için.
E ne yapıyor? Utanıyor bundan.
Ve farkında olmadan bu teşhircilik dürütüsünü alıyor.
Sevgilisine yansıtıyor.
Projekte ediyor ve onu suçluyor.
Sevgilim bile isteye teşhircilik yapıyor.
O şekilde giyiniyor. İnsanları tahrik etmek istiyor.
Sen yapıyorsun onu. Herkes ona baksın istiyor diyor kadına.
Ya sen yapıyorsun bunu. Kadın bir şey yapmıyor.
Anlatabildim mi? Bir de şöyle bir sorun var.
Dario sevgilisinin kendisini kendi varlığı için değil de sadece ona sağlamış olduğu imkanlar için.
Kendisini sevdiğini düşünüyor.
İşte onu her gün okula bırakıyorum.
Sürekli ona pahalı pahalı hediyeler alıyorum.
İşte en sevdiği yemekleri pişiriyorum.
Evrak işlerini her türlü işlerini hallediyorum.
Hayatını kolaylaştırıyorum falan diyor.
Ama bunları talep eden kişi sevgilisi değil.
Kadının böyle bir isteği yok.
Adam kendi kendine yapıyor bunları.
Ve şunu söylüyor terapistine.
Bunları hiç içimden gelmediği halde hani zorundaymış gibi yaptığını söylüyor.
Neden? Çünkü içten içe sevilmeme korkusu var arkadaşlar.
O yüzden yapıyor. O yüzden kadının hoşuna gidecek her şeyi yapıyor.
Yollarına kul köle oluyor. Tam da bu noktada terapisti ona çok büyük bir oyuncu olduğunu söylüyor ve gerçek kendiliğini bu maskelerin ardına gizleyerek aslında sevgilisinin kendisini tanımasına ve gerçek
bir bağ kurmasına kendisinin izin vermediğini söylüyor.
Dediğim gibi Dario'nun iç dünyasında büyük bir değersizlik ve sevilmeme korkusu var.
Daryon'un bir de rüyası var arkadaşlar.
Bu da önemli. Çünkü terapide kilitli olan kapı bu rüyayla açılıyor.
Bazen rüya deyip geçiyorsunuz ama gerçekten bu rüyalar terapide çok önemli bir yer tutuyor.
Çünkü bana da terapistim rüyalarımı anlatmamı istemişti özellikle.
Ve birkaç rüyadan yola çıkarak baya önemli şeylere ulaşmıştı.
O yüzden rüyalarınızı terapide mutlaka anlatın derim.
Önemli gördüklerinizi. Şimdi Daryon'un rüyasını anlatayım size.
Rüyasında büyük bir evin merdivenlerinden yukarı doğru çıkıyor.
Ama içinde şöyle bir his var.
Benim şu an burada olmamam lazım.
Böyle hissediyor. Bunun gerektiğini biliyor ama yine de orada.
Ve birinci kattaki odalardan birinin önünde duruyor ve bir çocuk ağlaması duyuyor.
5-6 yaşlarında bir çocuk.
Odaya girip çocuğa yardım etmek istiyor ama bir türlü edemiyor.
Çünkü içinde bir korku var.
Ne olduğunu tam olarak bilmiyor ama o korku ona engel oluyor.
Sonra birden kendisini bir başka kapının önünde buluyor o evin içerisinde.
İçeride bir çift. Tartışma sesleri geliyor, yüksek sesler böyle.
Onları görmüyor ama adamın kadına kötü bir şeyler yaptığını duyuyor.
Hakaret ediyor, bağırıyor.
Hani kadını dövdüğünü falan düşünüyor.
Yardım etmek istiyor ama yine yardım edemiyor.
Adeta felce uğramış gibi orada kala kalıyor.
Sonra birden o kadının bağırmasıyla, çığlığıyla uyandığını söylüyor.
Rüya böyle bitiyor. Şimdi terapist çok sarsıcı bir soru soruyor arkadaşlar bu noktada.
O kadının dövüldüğüne emin misiniz?
Yoksa diyor... Bu yaşanan şey acaba cinsel bir birliktelik olabilir mi?
Onların sesleri olabilir mi?
diyor. Dario bunu duyduktan sonra bir anda ağlamaya başlıyor.
Bir çocukluk travmasını hatırlıyor arkadaşlar.
Henüz 6-7 yaşlarında ve o da da annesiyle babasının cinsel birliktelik yaşarken çıkartmış oldukları o yoğun sese maruz kalıyor.
ve çocuk olduğu için bunu anlamlandıramıyor.
O yüzden her gece başını yastığın altına gömüp korkudan tir tir titriyor.
Rüyanın anlamını bence hepiniz anladınız.
Rüyadaki ağlayan çocuk kendisiydi, kendi çocukluğuydu ve kapıda müdahale edemeyen yetişkin kişi kendisiydi felce uğramış gibi kalan.
İşte çocukken baş edemediği olay dönüp dolaşıp rüyasında karşısına çıktı.
Çocukken pasif olarak maruz kaldığı şeyler onda ağır bir suçluluk yaratan cinsel uyarılma travmasını rüyasında kadın dövülüyor maskesiyle yeniden inşa ediyor.
Şimdi çok önemli bir noktaya geldik.
Peki bu Dario'nun çocukluk travmasıyla yetişkinlikteki teşhirciliğinin ne alakası var demiş olabilirsiniz.
Psikanalizin en temel savunma mekanizmalarından biri.
Pasif maruz kalınan travmanın aktif bir eylemle yeniden üretilerek kontrol edilmeye çalışılması ilkesine dayanır.
Tekrar ediyorum. Burası çok önemli arkadaşlar.
Pasif maruz kalınan travmanın kendiniz için düşünün.
Aktif bir eylemle yeniden üretilerek kontrol edilmeye çalışılması.
Hani doktorda iğne olup canı yanan bir çocuk ne yapar?
Eve gider doktorculuk oynar.
Bebeğine iğne falan yapar değil mi?
Onun gibi düşünün. Kendisine acı veren o pasif durumu pasif kaldı orada bir şey yapamadı çocuk iğne oldu.
Ne yapıyor? Kontrolü ele alacağı aktif bir eyleme dönüştürüyor.
Eve gidiyor, bebeğine iğne yapıyor.
Bakın aktif role geçiyor orada.
Ben bebeğime iğne yapıyorum diyor.
Ya da akranları tarafından dışlanan bir çocuk düşünün.
Başka bir ortama girdiğinde bu kez gruba yeni gelen çocuğu dışlayan kişi olabilir.
Hani dışarıda bırakılan olmaktansa dışarıda bırakan olur.
Ya da işte okulda öğretmenin azarladığı bir çocuk eve gider küçük kardeşine aynı şekilde bağırır, ceza verir sert bir şekilde.
Çünkü maruz kaldığı otoriteyi...
Kendisi üstleniyor. Bakın pasif rolden aktife geçiyoruz.
Ya da terk edilmekten çok ağır bir biçimde yaralanmış biri sonraki ilişkilerini de terk eder.
O bitirmeden o bitirir.
Aynı kayıp yaşanıyor ama bu kez beni bıraktılar değil abi ben bıraktım.
Bakın aktif konuma geçtim.
Ben terk edilmedim. Ben terk ettim.
İnsan bazen geçmişte başına gelen şeyleri tekrar etmez.
Geçmişte kendisine yapılan şeyi...
Bu kez kendisi yapar ve bunu bilerek bilinçli bir şekilde yapmaz.
Çünkü neden? Aynı sahnede mağdur olmak yerine yönetmen olmak ister ve bu onun için daha okey bir şey.
Hani kendimizi korumak için bunu yapıyoruz.
O rolleri değiştirerek çaresizlik duygumuzu azaltmaya çalışıyoruz.
Dario neden teşhirci?
Bu yüzden. Çünkü çocukken yan odadaki o sesleri istemeden pasif bir şekilde dinlemek zorunda kaldı.
Ne yaptı yetişkinliğinde?
Tamamen rolleri aldı.
Tersine çevirdi. Aktif bir pozisyona geçti.
Şimdi o arabasıyla sokaklara çıkıyor.
Kendi seçtiği kurbanlarına kendisini zorla gösteriyor.
Aktif olarak görmeye bakmaya zorluyor insanları.
Ve dikkat edin cinsel organını gösterdiği kadınlar genç kadınlar değildi arkadaşlar.
İşten dönen, yorgun argın ve olgun hatta bakımsız kadınlardı.
Neden? Çünkü Daryon'un annesi oldukça çekici bir kadın.
O yüzden onun zıttını tercih ediyor bunu yaparken.
Burada da bir şey var aslında o habis o dipel düşünceden kurtulmaya çalışıyor.
Farkında değil bunları yaparken. Çocukken anne babasının cinsel haz yüzünden görünmez kılınan Dario işte teşhircilik eylemiyle ne yapıyor?
Görülmeyi ve fark edilmeyi patolojik bir yolla talep ediyor.
Sonra ne oluyor? Dario işte geçmişte kontrol edemediği bu ağır travmatik hasarı yetişkinliğinde kadınları dehşete düşürerek burada aktif bir rol alarak kontrol etmeye çalıştığını anlıyor.
İşte terapiler sayesinde bunu anlıyor.
Daha sonra işte sağlıklı bir sürece adım atıyorlar.
Terapi böyle bir şey arkadaşlar.
O aydınlanma anı var ya o farkındalığın geldiği an zaten iyileşmeniz başlıyor.
Bu danışanı neden uzun uzun anlattım?
Çünkü adam terapiye ne için gitti?
Kız arkadaşını kıskandığı için gitti bakın.
Ve ne dedi girdiği anda? İlk seansında annemle babamı konuşmayalım mükemmel bir çift dedi.
Ne alaka? Bakın altından neler çıktı gördünüz mü?
Yani konuştukça kendisinin bile farkında olmadığı, çocukluktan taşıdığı çok...
Daha derin bir mesele çıktı kıskançlığın da ötesinde.
Bazen bugün yaşadığımız öfkenin, kıskançlığın, ilişkilerde tekrar tekrar düştüğümüz o aynı döngülerin altında aslında bambaşka bir hikaye var.
Ve bir insanın bunu tek başına fark etmesi gerçekten çok zor.
Ben bunu terapide anladım. Çok ciddi söylüyorum.
Aaa oldum yani. Gerçekten böyle oldum.
Üstelik yani konu bu gibi böyle cinsellik, işte mahremiyet ya da utanarak sakladığımız bir mesele olduğunda yardım istemek gerçekten daha da zorlaşabiliyor.
Ama terapi zaten tam da bunun için var.
Yargılanmadan, utanmadan güvenebileceğiniz birine, bakın bir uzmana.
sakladığınız en mahrem taraflarınızı anlatabilmek için telefi var.
Ve benim takipçilerim çoğu bu noktada telefinden destek alıyor.
Çok çok iyi geri dönüşler alıyorum.
Çok mutlu oluyorum. Gerçekten samimiyetimle söylüyorum.
Kendimizi artık çok daha iyi hissediyoruz Merve diyorlar.
Bu benim için çok önemli.
Bu arada ilk başta dediğim gibi bu bölüme özel OSB50 koduyla terapinde %50 indiriminiz olacak.
Lütfen bu fırsatı kaçırmayın arkadaşlar.
Bence terapiye başlamanın en zor kısmı o ilk adımı atabilmek.
Hani işte ne anlatacağım, beni yargılarlar mı?
Ben bunu söylemeye utanıyorum.
diye düşünüyorsunuz ama karşınızda profesyoneller var.
Özellikle bu bölümde konuştuğumuz gibi terapi odasında ne anlatıldığı kadar karşınızdaki uzmanın yetkinliği de çok kritik.
Terapin Sağlık Bakanlığı'nın Aktif uzaktan sağlık bilgi sistemi listesinde yer alan güvenilir bir platform ve tüm uzmanların diplomaları ve lisansları doğrulanmış.
Uzaktan terapi standartlarına uygun şekilde hizmet veren profesyoneller.
Üstelik gizlilik konusunda da çok hassaslar.
Mahremiyetinize tamamen saygı duyuyorlar.
Eğer yüzünüzü göstermek istemiyorsanız göstermiyorsunuz.
Kapalı kamera özelliği var çünkü.
İsminizi de vermek zorunda değilsiniz.
Anonim bir isimle görüşme yapabilirsiniz.
Bu arada sadece psikolog desteği de değil, diyetisyen, fizyoterapist ve spor eğitmenleriyle ruhsal ve bedensel sağlığınızı bütünsel olarak destekleyen bir sistemleri var.
Bu bölüme özel OSB50 koduyla %50 indiriminiz olacak arkadaşlar.
Detaylar açıklamada sizleri bekliyor.
Anlaşılmak size de iyi gelecek.
Hadi devam edelim. Gelelim bir başka danışan hikayesine yine ilgimi çok çekenlerden.
Mariano adında başarılı 40 yaşlarında entelektüel bir avukat.
Evinde her daim onun yolunu gözleyen, çocuklarının annesi olan sadık, son derece düzgün hanımefendi bir eşi var.
Bence hikayenin devamını kadınlar şu an kafasında yazdı.
Evet sevgili kadınlar tahmin ettiğiniz üzere Mariano'nun hayatında maalesef başka bir kadın var.
Bu kadın hiçbir sınır tanımayan, cinselliği uçlarda yaşayan.
Gizli bir sevgili öyle söyleyeyim.
Adam eşini çok sevdiğini söylüyor terapisine.
Ama eşime dokunmak istemiyorum diyor.
Yani ona dokunmak içimden gelmiyor.
Ve bütün arzum o yasak olan aşkıma akıyor diyor.
Arzum diyor. Dikkatinizi çekerim.
Yıllardır bu iki kadın arasında böyle kusursuz bir yalanlar dünyası inşa etmiş kendince.
Ve eşi Deborah onun için kutsal bir liman.
Çocuklarının annesi. Sevgilisi Valentina ismi.
Sevgilisi ise 6 yıldır onun cinsel fantezilerini gerçekleştirdiği, cinsel olarak sınırları zorladığı bir arzu nesnesi.
Şimdi Mario için her şey böyle tıkırında giderken bir gün sevgilisi Valentina diyor ki ben artık senin evli olmandan rahatsız oluyorum.
Artık tamamen bana ait olmanı istiyorum.
O yüzden de benim ailemle tanışacaksın.
Bu iş ciddiye binecek.
O yüzden ne yap et eşinden ayrıl diyor.
Mario tabii hemen bunları koşup terapiste anlatıyor.
Ben diyor ne yapacağım ikisinden de vazgeçmek istemiyorum.
Karımı da seviyorum ama onu da bırakmak istemiyorum falan filan.
Ama zaten o gün tam Valentina'nın ailesiyle yemeğe çıkacağı gün.
Eve geliyor Mario duşa giriyor ve cep telefonu yatağın üzerinde ekran açık şekilde kalmış.
Dolayısıyla banyodan çıkınca eşi Deborah elinde telefonla Mario'yu bekliyor.
Sakın diyor bana yalan söyleme.
Her şeyi okudum, her şeyi gördüm.
Düşün, taşın, bana gerçekleri anlatacaksın diyor.
Beni sakın salak yerine koyma diyor eşine.
Adam yine terapistine koşuyor, olayları anlatıyor ve terapisti diyor ki bu telefon kazası aslında bir kaza ya da bir tesadüf değildi.
Bu bilinç dışı bir mekanizmaydı diyor.
Çünkü bilinçli zihninde bu iki taraftan birini seçmeye cesaret edemediği için bilinç dışı bir sabote eylemiyle telefonu Deborah'ın göreceği şekilde ortada bırakmış adam.
Ama farkında olmadan bunu yapıyor.
Ve kararı telefonuna yani kadere devrediyor.
Mario'nun yaşadığı olay ortada.
Gabriel Rolon bu durumu muazzam bir psikanalitik tahlille açıklıyor.
Hani iki kadın arasına kaldı diyor ki aşk idealizasyon.
Arzu ise nesnesini küçümsemeyi, degrade etmeyi ve onu parçalarına ayırmayı tercih eder.
İşte göğüsler, kalçalar, dudaklar gibi gibi bunu gerektirir diyor.
Mario tek bir kadında hem aşkı hem de arzuyu birleştiremediği için zihnindeki o ideal erkeği yaratabilmek adına bir kadını var etmek için iki kadına ihtiyaç duyuyor diyor.
Ve Vario eşi Deborah'yı zihninde o kadar kutsal bir yere koymuş ki özellikle çocukların doğumundan sonra anne olduktan sonra ona karşı hissetmiş olduğu sevgiden dolayı artık ona erotize olamıyor.
Yani onu sadece oğullarının annesi olarak görüyor hatta utanç duyuyor onu böyle erotize ettiğinde kafasında.
Sonra eşi Deborah seansa tek başına geliyor aynı psikoloğa ve diyor ki Özellikle diyor ikinci çocuğumun doğumundan sonra eşim beni artık sadece bir anne konumuna koyduğu için cinsel hayatımız tamamen monotonlaştı
ve ben hissettiğim bu korkunç yalnızlıktan dolayı kötü bir şey yaptım diyor.
Hani evlenmeden önceki eski erkek arkadaşımla konuşmaya başladım.
Telefonda konuşmaya başladım ama amacım sadece...
Hala bir erkeği heyecanlandırıp heyecanlandıramayacağımı görmekti.
O yüzden böyle bir şey yaptım.
Daha sonra o eski sevgilimle buluştum.
Tam fiziksel olarak yakınlaşacaktık ki bir anda ben geri çekildim.
Çünkü bunu eşime yapamayacağımı anladım o an diyor.
Ve geri çekildim diyor. Tam artık böyle eşimle konuşup ayrılma kararı aldığım gün telefonunda onun sevgilisiyle olan mesajlarını yakaladım.
Hani gördüm ki onun da bir sevgilisi varmış.
Ve o an düşündüm ki ben de ondan farklı biri değilim.
Ben ondan daha iyi biri değilim diyor.
Çünkü aynı şeyi o da yapmış. Evet fiziksel olarak yakınlaşmadım ama benzer bir şey yaptım diyor.
İşte bu yüzleşme her iki eşin de aslında aynı sevgisizlik ve aynı arzu boşluğunda can çekiştiğini ortaya koyan bir şey.
Sonra bu çiftimiz evliliklerini kurtarmak adına çift terapisine başlıyor.
Bir de şu var arkadaşlar. Mario psikanalizde madreputa adı verilen bir bölünme yaşıyor.
Ağır bir çatışma yaşıyor. Bu Freud'un tarif etmiş olduğu eski bir psikanalitik düşünceden türemiş.
Anlamı da şu. Bazı erkekler zihinlerinde kadını böyle tek bir bütün olarak işte hem sevilen hem sayılan hem cinsel olarak arzulanan biri olarak tutmakta zorlanıyormuş.
Dolayısıyla kadınları bilinç dışı bir biçimde iki kutuba bölüyorlarmış.
Bir Madonna dediğimiz anne kadın.
Çocuklarının annesi, eşi, güvenilir, temiz, saygın, korunması gereken kadın.
Bu kadını seviyor ama cinsel bir şekilde arzu duymuyor ona.
Yani duysa bile zamanla bu arzusu çok çok azalıyor.
Bir de öteki kadın kategorisi var.
Çok affedersiniz fahişe kadın kategorisi bu.
Bir taraf Madonna, bir taraf fahişe.
Buna Madonna-fahişe kompleksi deniliyor arkadaşlar.
Çünkü bu kategoride gördüğü kadına cinselliğin, fantazinin, yasak olanın yaşanabildiği kadın olarak bakıyor erkek.
Ve ona karşı da çok yoğun bir cinsel çekim duyuyor.
Ve fakat saygısı yok.
Yani diğer kadına olduğu gibi değil.
Anlatabildim mi? Hatta sevgisi de yok.
Öyle söyleyeyim. Cinsel bir çekim var.
Bağlanma da yok. Uzun bir ilişki...
Kurma konusunda da zorlanabiliyor erkek bu noktada.
Yani bir tarafta saygı duyulan, temiz eş anne olmaya uygun bir kadın.
Sevgi ve şefkat var ama cinsel arzu pek yok.
Bir tarafta da fahişe dediğimiz cinsel olarak çok çekici görülen, arzulanan bir kadın var.
Ama dediğim gibi ona da saygı duyulmuyor.
Bağlanma, uzun ilişki falan yok.
Mesela pek çok erkek eşini çok sever.
İşte çocuklarımın annesi.
der, başımın üstünde taşırım onu der ama cinsellikten çok uzaktır.
Cinsel arzusunu başka kadınlara yöneltmiştir.
Ya daha cinselliğini özgürce yaşayan bir kadını arzular ama aynı zamanda o kadını çok küçümser, yerden yere vurur.
Temel meselemiz şu, aynı kadına hem sevgi hem saygı hem de güçlü bir çekim cinsel arzu duyması.
Yani bazı erkekler sevdiklerini arzulamıyorlar, arzuladıkları kadını ise sevemiyorlar gibi bir durum söz konusu.
Bu arada bu anlattıklarım Freud'un söyledikleri yani kanun hükmünde bir kararname değil.
Hemen paniğe kapılmayın arkadaşlar.
Bunları yaşamama kadını her zaman söylüyorum.
Bazen evli çiftler kendilerini sadece artık ana baba olarak konumlandırıyorlar ama bir zamanlar karı koca olduklarını unutuyorlar.
Bireysellikleri bile siliniyor bazı insanların evlendikten sonra işte arkadaşlarını siliyorlar.
ile görüşmüyorlar ben artık evlendim barklandım diye.
Hobilerini bırakanlar artık tek başına zaman geçirmeyenler her şeyi eşle yapmaya çalışanlar.
Bakın bu da çok önemli arkadaşlar.
Bunların olmaması lazım.
İşte arkadaşımı sileyim hobilerimi sileyim.
Artık hep eşimle çocuğumla vakit geçireyim.
Hani bir şeyle don gibi diyorlar ya şu an söyleyemedim.
Anladınız. O ne ya?
Niye böyle bir şey yapıyorsunuz?
Hem beni koruyup hem de biz olabilmekten bahsediyorum arkadaşlar.
Kadınların erkeğin bakıcısı rolünden çıkması Çiftlerin birbirinin ebeveyniymiş gibi davranmaktan vazgeçmesi lazım diyor uzmanlar.
Neden? Çünkü bu aranızdaki cinsel çekimi düşüren bir şeymiş.
Bilginiz arkadaşlar. Kendimi rahmetli Haydar Dümen gibi hissettim ya bu bölümde.
Lol. Ona gelen sorular çok efsaneydi ve verdiği cevaplar.
Sırf bunun üzerine bir bölüm yapayım ben dur.
Ama gülmekten çekemem.
Hem gülerim hem de utanırım.
Az önce sendromun adını söyleyemiyorum.
Affedersiniz diyorum başına.
Ya şu an niye gülüyorum?
Aklıma geleni söyleyeceğim.
Ay dardım ene.
Biri şey demişti.
İlişkiye girerken renkli lens takarsak çocuğumuz renkli gözlü olur mu?
Bu ne?
Arkadaşlar sizleri yorumlara bekliyorum.
Merve yap derseniz yapacağım.
O bölüm gelecek. Yine yarıldım.
Gerçekten durdurup böyle yarıldım yani.
Neyse devam ediyorum.
Nasıl edeceksem artık. Az önce söylediğimde ciddiyim.
Haydar Dümen'e gelen komik sorular üzerine bir bölüm yap Merve derseniz Instagram'dan bu bölümü gönderisinin altına yazın.
Ya da özel mesaj olarak da atabilirsiniz.
Ona göre o bölümü çekeceğim.
Şimdi sırada bir Türk danışan var.
Bu hikaye beni çok etkilemişti arkadaşlar.
Gülseren Budayıcıoğlu'nun Günahın Üç Renge diye bir kitabı vardı.
Orada okumuştum. Danışanımızın adı Salih ve onun da tıpkı diğerleri gibi dışarıdan bakınca çok kusursuz ve ışıltılı bir hayatı var.
Tabii gerçekler öyle değil.
Salih 30'lu yaşlarında son derece hoş bir adam.
Giyimine, kuşamına çok özenen, bilimsel kitaplar okuyan, şiirler okuyan, zeki, entelektüel bir adam.
Üstelik bir evin bir oğlu ve annesinin üzerine titrediği göz bebeği bir adam.
Şimdi kendi şirketini kurmuş, maddi durumu da iyi.
Ama böyle bir adam terapistin odasında...
Utancından başını yerden kaldıramıyor arkadaşlar.
Çünkü içinde hiç kimselere anlatamadığı, kendisinden bile iğrendiği büyük bir sır saklıyor.
Kendi deyimiyle Salih aslında dindar ve saygın ailesinin yüz karası olan bir sapık.
Ve Salih'i terapiye getiren süreç aslında çok taze bitmiş bir evlilik.
Yani onun travması ile başlıyor oraya geliş süreci.
Annesi ve ailesi Salih'in artık evlenme yaşanın geldiğini söyleyerek onu akrabalarının tanıştırmış olduğu bilgi adında kültürlü, hoş bir kızla evlenmeye zorluyorlar.
Ama Salih bu evlilik için kendini asla hazır hissetmiyor.
Ama o kadar bastırılmış, o kadar pasif, o kadar edilgen bir adam ki öyle büyütülmüş.
Dolayısıyla annesine hayır diyemediği için bir bakıyor kendisini çok görkemli bir düğünün ortasında evlenmiş olarak buluyor.
Ama Salih için o düğün bir idam sehpasından farklı değil arkadaşlar.
Çünkü Salih o güne dek hiçbir kadınla cinsel yakınlık kuramamış.
Ve kadınlara dokunmaktan hep ölesiye korkmuş bir adam.
Dolayısıyla o ilk gecede ne yapacağını da bilmiyor.
Ve maalesef o kabus gibi ilk gece gelip çatıyor.
Ve otel odasında eşiyle baş başa kaldıklarında Salih korkudan kaskatı kesiliyor.
Ve cinsel olarak tabii eşine bir karşılık veremiyor.
Erek de olamıyor. Eşi ise bu durumda anlayışlı olmak yerine bir anda öfke nöbeti geçiriyor.
Bağırmaya başlıyor.
İşte sen ne biçim adamsın şöyleydi böyleydi adamı aşağılamaya başlıyor.
Ve Salih kendini bütün bunlar olurken banyoya kilitliyor.
Ve o sırada kadın hakaretlerine, küfürlerine devam ediyor hiç hız kesmeden.
Ve bir yandan da böyle işte kapıları yumrukluyor, tekmeriyor falan.
Tam da bu anda çok büyük bir kırılma anı yaşanıyor arkadaşlar.
Salih hayatı boyunca hiç hissetmediği kadar büyük bir öfke hissediyor içinde.
Ve bir anda içindeki o çok uslu, pısırık çocuk gidiyor.
Ve yerine işte gözlerinden ateşler saçan biri geliyor.
Ve inanılmaz bir şey oluyor. Çünkü Salih, Bilge'nin o ağır hakaretleri, o aşağılamaları ve öfkesi karşısında hayatında ilk kez çok güçlü bir eleksiyon yaşıyor.
Yani cinsel olarak tatmin oluyor o anda.
Kadın öfke nöbeti geçirirken, onu aşağılarken, küfürler savururken adam böyle bir şey yaşıyor.
Sonra o sabah her şeyi bırakıyor ve yurt dışına gidiyor.
Günlerce telefonunu kapatıyor, hiç kimse haber alamıyor.
Kumarhanelere gidiyor, işte bir sığıntı gibi yaşıyor.
Kendi deyimiyle anlatıyorum ve döndüğünde evliliğini bitiriyor, boşanıyor.
Ve o geceden sonra Salih anlıyor ki cinsel olarak uyarılabilmesinin tek yolu hakaret, aşağılanma ve acı çekme.
İşte bunu da bu yaşadığı kötü olaydan sonra anlamış oluyor ve o andan sonra internetten bulduğu ve adına domina denilen dominant kadınların kapısını çalmaya başlıyor.
Ve Salih bu dominant kadınlardan kendisine hakaret edip onu işte yerlerde süründürmelerini, ayaklarını yıkatmalarını hatta onu kırbaçlamaları için onlara adeta bir servet ödüyor.
Yani normal şartlarda cinsel olarak uyarılması imkansız olan salih.
Ancak bir kadının onun üzerindeki tam hakimiyetini gördüğünde, kendisine ceza verildiğinde, acı çektirildiğinde elekte olabiliyor.
Ve o seanslar bitip o vücudundaki morluklarla eve dönerken tarihsiz bir rahatlama ve huzur hissediyor.
Neden? Çünkü içindeki o dayanılmaz suçluluk duygusu bedenine çektirilen o fiziksel acıyla adeta arınıyor.
Sanki günahlarından kurtuluyor gibi hissediyor.
Peki onu bu kadar suçlu hissettiren, günahkar hissettiren şey ne?
Salih daha doğmadan arkadaşlar bir buçuk ay önce babası ve küçük abisi bir inşaat kazasında hayatını kaybediyor.
Salih bütün bunlar olduktan bir buçuk ay sonra erken bir doğumla yaslı bir eve doğuyor ve annesi aslında bu çocuğu hiç istememiş.
Yani kazara olmuş bir çocuk.
Sırf günah diye aldırılmamış bir çocuk öyle söyleyeyim.
O doğunca zaten yaslı olan annesinin sütü de olmuyor.
Evde bir de abla var. Zihinsel gelişim geriliği olan bir abla.
Annesi hem ona hem de bu yeni doğan bebeğe tek başına bakmaya çalışıyor ve kadıncağız 40 kilolara kadar düşüyor.
Ve bu arada da işlerin başına büyük oğlu geçiyor.
Ama talihe bakın ki büyük abi de.
bir iş seyahatinde şohben zehirlenmesinden hayatını kaybediyor.
Yani annenin üç evladı bu şekilde hayatını kaybediyor.
Elinde bir tek Salih kalıyor ve zihinsel gelişim geliniyor olan abla kalıyor.
Dolayısıyla arkadaşlar Salih bu kadar yaz dolu bir anneyle büyümüş.
Yani tahammülü kalmamış bir anneyle büyümüş.
Ve küçükken diyor ne zaman yatağımı ıslatsam annem beni çok feci bir şekilde azarlıyordu.
Ve diyordu ki eğer bir daha çişini yaparsan cinsel organını keserim.
Ve seni de bir daha yanıma yatırmam diyormuş.
Ve bu durum arkadaşlar onda çok derin bir kastre edilme yani erkekliğinin iyi diş edilmesi, yok edilmesi korkusu yaratıyor.
Bağırıp çağırıyor annesi, banyoya sokuyor, buz gibi sularla yıkıyor oğlunu.
Bir de mikrop şeyi başlıyor annede korkusu.
Bu mikrop korkusundan dolayı hiç böyle doğru düzgün o çocuğu alıp sevmemiş.
Ne öpmüş ne de öptürmüş kendini.
Bir anda iki evladını ve eşini kaybedince Salih'e böyle ayrı bir bağlanmış, ayrı bir düşkünlüğü olmuş ama anne sevgisini gösteremeyen bir anne.
Hem oğlu annesinin göz bebeği hem de çocuğa mikrop gibi davranıyor.
Ve bu arada Salih büyüyene kadar hatta genç bir delikanlı olana kadar hep annesiyle uyumuş.
Çünkü yalnızlıktan çok korkuyor.
Büyüdüğünde evde hem annesinin hem de teyzesinin böyle yarı çıplak hallerine şahit oluyor.
Hani nasıl olsa çocuk önünde giyinip soyunabiliriz.
Hani ergenliğinde de bunu yapmışlar.
Çocuk uyarılıyor arkadaşlar.
Ve bundan dolayı kendisini korkunç bir suçlu sapık gibi hissediyor.
Hani iyice erkekliğini bastırıyor anlatabildim mi?
Utancından ama. Ama o daha bir çocuk ve bunu anlamlandıramıyor.
Sonra bir gece rüyasında ablasını görüyor.
Çıplak bir şekilde ablasını görüyor.
Ve maalesef arkadaşlar o sabah ablası aniden hayatını kaybediyor.
Bir şey oluyor ve ablası hayatını kaybediyor.
Sonra zaten çok büyük bir kırılma anı yaşıyor Salih.
Belki de her şeyin bittiği an bu an.
Çünkü bunu terapiste anlatırken ablam diyor benim yüzümden vefat etti.
Yani sizin diyor hiçbir şeyden haberiniz yok.
Beni korumaya çalışmayın diyor.
Ben bir şeytanım. Çok kötü bir insanım diye ağlamaya başlıyor.
Bakın çocukken düşündüğü şeylerin vicdan azabıyla ağlıyor orada.
Hatta diyor ki annem bana ne zaman oğlum dese beni böyle bağrına basmaya kalksa artık ben mahvoluyorum diyor.
Bana hiç kimse dokunmamalı bence çünkü ben çok günahkar bir insanım diyor.
Sonra işte seanslara düzenli bir şekilde gele gide içini açığa çağırıyor.
en mahremini açığa açığa sorunlarını yavaş yavaş böyle anlat anlatı aşıyor arkadaşlar.
Yani artık normal kadınlarla sağlıklı cinsel ilişkiler yaşamaya başlıyor.
Hani çok iyi geliyor seanslar ona.
Bu hikaye bence çok sarsıcıydı.
Yani bir insanın çocuklukta almış olduğu yaraları kapatabilmek için bazen nasıl böyle en akıl almaz yollara sapabileceğini gösteriyor bence Salih'in hikayesi bize.
Ve Salih terapiye cinsel hayatındaki sorunu için gelmişti bakın ama hikaye ilerledikçe meselenin sadece cinsellik olmadığını gördük.
Özünde korku var. Anneyle olan ilişki, suçluluk, kayıp, kendilik değeriyle bağlantısı.
Bütün bunlar ortaya çıktı seansta ama o başka bir şey için gelmişti.
Yani insan bazen bugün yaptığı şeyin nedenini bugün de arıyor.
Bu çok yanlış. Çünkü bugün de değil.
Bazen yetişkin bedenimizin taşıdığı korkular yıllar önce susturulmuş bir çocuğun korkuları olabiliyor.
İşte bu yüzden bence bir insanın en garip, en anlaşılmaz davranışını gördüğümüzde bu insanın nesi var demek yerine Belki de acaba bu insanın başına ne geldi diye sormalıyız.
Bugün bütün anlattıklarım terapinin ne kadar önemli olduğunu bence bize gösterdi diye düşünüyorum.
Bir bölümün daha sonuna geldik.
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bu arada tekrar hatırlatmak istiyorum.
OSB50 koduyla bu bölüme özel %50 indiriminiz olacak terapinde.
Bu fırsatı kaçırmayın derim.
Detaylar açıklamadaki linkte sizleri bekliyor.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
