
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Merhabalar, ortamda satılacak bilgiye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün yine ilgimi çok çeken bir konuyla karşınızdayım.
Tarikatlardan bahsetmek istiyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki biz zaten tarikatlara aşinayız.
Malum Türkiye'de yaşıyoruz. Fetocular, Nurcular vs.
Süleymancılar. Bunlardan bahsetmeyeceğim.
İslami formda olanlardan değil.
Dünyaya dangasını vurmuş, böyle trajik sebeplerle ün kazanmış, dünyaca ünlü tarikatlardan bahsedeceğim.
Konu gerçekten çok ilgimi çeken bir konu.
Oldukça iyi. Bununla ilgili bir sürü kitap okudum, bir sürü belgesel izledim.
Ve şunu... şunu düşünüyorum ki bir podcaste sığmayacak bu o yüzden iki part halinde yapmayı planlıyorum hemen de başlamam gerekiyor yoksa sığdıramayacağım dediğim gibi bir giriş yapalım şöyle şimdi öyle
tarikatlar var ki mesela örnek verelim benim anlatacağım tarikatlardan birisi mesela diyor ki adam müritlerini 8 tane üyesine diyor ki sizin cinsel dürtüleriniz Kurtulmanız
gerekiyor. Bu insani bir durum.
Evet ama bunlardan kurtulmanız gerekiyor.
Bu yüzden de kendi kendinize hadım etmelisiniz diyor.
Ve 8 üye kendisini hadım ederek ölüyor.
Yani kan kaybından ölüyorlar.
Marshall Applewhite bunu yapan psikopat.
Ya da Siyanir Üçüp ailece intihar eden mi ararsınız?
Karısını boşayıp tarikat liderine veren mi ararsınız?
Sen çocuk yap hatta ondan diyen bile var.
Onun dışında... Tarikat liderinin tanrı olduğuna inanan mı ararsınız?
Peter Devine mesela çok müritlerini aşırı sömürmüştür.
Ya da hamile kadınları müritlerine öldürtüp ritüel yapan mı ararsınız?
Charles Manson korkunç bir adam yani ondan da bahsedeceğim.
İkinci bölümde şöyle bir giriş yapalım dedim.
Böyle aklıma gelenler bunlar şu anda.
O zaman tarikat nedir?
Öncelikle bundan bahsedelim. Tarikat Arapça'da tarik anlamına geliyor.
Yol anlamına geliyor. Tarikat da bunun çoğulu yani yollar anlamına geliyor.
Anlamına geliyor. Latince'de de kalt kelimesinden geliyor.
Bu da işlemek sürmek anlamına geliyor.
Yani eski çağlarda böyle hani tanrıların gözüne girmek için adak sunuyorlardı ya.
Bunu ifade ediyor kalt sözcüğü.
Ve zamanla bu alışılmışın dışında böyle herhangi bir din anlamına gelmeye başladı.
Mesela buna örnek olarak şunu verebiliriz.
Roma İmparatorluğunu Musevili bir tarikat olarak gördüğünü söyleyebiliriz mesela.
Bu çok enteresan gelmişti bana.
Ve bazıları İslam'ın belli var ya.
sonlarını da tarikat olarak tanımlıyor.
Hatta böyle şu anda da çoğu bilgin artık bunu yeni dini hareket yani tarikatı yeni dini hareket olarak adlandırıyor.
Peki bu tarikatlar tarihe baktığımız zaman nasıl ortaya çıkmışlar?
Genelde hep aynı sistemi takip ediyor bunlar.
Dışarıdan bir tehlike gelecek.
Hadi ben sizi koruyayım.
Siz kendinizi koruyamazsınız deyip bir otoritenin altında bir Birleşiyor insanlar.
Yani kendinizi kurtarmanın tek yolu bu karizmatik otoritenin altında toplanmak, bir liderin altında birleşmek gibi düşünebilirsiniz.
Mesela Hz. İsa da Orta Doğu'nun böyle en çalkantılı ortamında yaşamıştır.
Yani İsa bildiğimiz bir sürü Mesih'ten sadece birisiydi.
Böyle düşünebilirsiniz. Din hareketlerine baktığımız zaman tarih boyunca hep böyle çalkantılı zamanlarda insanların zor zamanlarını geçirebilmeleri için ortaya çıkmışlardır.
Mesela Orta Doğu hep karışıktır ve orada da tarikatlar çok yoğundur dikkat edersiniz.
Rönesans dönemine baktığımız zaman Avrupa'da ne örnek verebiliriz?
Kabala mesela o dönemde ortaya çıkmıştı.
Hindistan'a baktığımız zaman zaten bütün yani şu an Amerika'nın kasıp kavrulduğu bu tarikatlara baktığımız zaman köklerinde hep böyle Hint.
kökeni olduğunu yani oradan ithal edilen düşünceleri oraya empoze etmeye çalışan insanlar olduğunu göreceksiniz.
Hindistan'a baktığımız zaman da böyle tarıma geçişin yol açtığı bir karmaşa oldu.
Sosyal bir karmaşa dönemi oldu ve bu dönemden sonra hep böyle tarikatlar ortaya çıkmaya başlıyor orada da ya da İngiliz sömürgeciliğinden sonra ortaya çıkmaya başlıyor.
Amerika'ya bakıyorsunuz Amerika zaten boğuşuyor tarikatlarla.
Korkunç tarikatlar var Amerika'da yani bizdekinden kat kat kat fazla.
Sanırım 190 tarikat vardı öyle hatırlıyorum.
Ve 1600'lerde de Amerikan kolonileri böyle radikal dinler için çok güvenli bir liman.
Ve Amerika'da... Albany'den Buffalo'ya uzanan bir bölge var.
Buraya yanık bölge diyorlar.
Burn It Over. Burası da Mormonizmin, bu çok önemlidir ve 7.
gün inanışının doğduğu bölgedir.
Burn It Over adı verilen bölge.
Hatta ve hatta şunu söyleyebiliriz.
Spiritualizmin de doğduğu yer burası.
Ve birçok böyle başka sosyal, siyasal, dini akımında bu Burn It Over adı verilen bölgede doğduğunu söyleyebiliriz.
Peki insanlar neden tarikata girmek istiyorlar.
Yani bir dinleri var zaten neden tarikata girme ihtiyacı duyuyorlar?
Çünkü insan doğası gereği sosyal bir varlık ve diğer insanlarla sürekli iletişim halinde kalmak istiyor, sosyalleşmek istiyor ve ezelden beri hep Bir böyle topluluğa katılma, bir ayrı
duygusu geliştirme çabası.
Yani kısaca şunu söyleyebiliriz.
Bu kişinin ontolojik kimliği tek başına yeterli değil.
Her zaman ekstra bir şeye gereksinim duyuyoruz.
Yani sosyolojik kimlik, antropolojik kimlik, dini kimlik.
Bunları hep böyle eklememiz gerekiyor.
Ve bireyin her zaman bir gruba dahil olması gerekiyor.
Bu insani özelliğimiz bizim.
Ve zaten bunu kullanıyorlar.
Bakın grup diyorum bu arada yığın demiyorum.
Şimdi bir gruba dahil olmanız için.
için yani öncelikle grup olmak için ne gerekiyor onu söyleyeyim.
Bir ortak bir paydada buluşmanız gerekiyor değil mi?
Yani WhatsApp grupları gibi düşünün ya da etkileşim gerekiyor.
Aksi takdirde ne oluyor? Yığın oluyorsun.
Şimdi grupla yığın ayrı şeyler.
Burada aslında hemen sosyolojinin kurucularından Emil Durkheim'dan bir söz hatırlatmak istiyorum size.
Tarihte cemaati olmayan hiçbir din yoktur diyordu Emil Durkheim.
Aslında çok doğru. Bayağı doğru hatta.
Cemaat dediğimiz şey de grubun din için bir araya gelmesi diyebiliriz.
Bu arada tarikatları sadece din olarak düşünmeyin.
Bir sürü tarikat var.
Yani siyasi olabiliyor, ideolojik olabiliyor, dini olabiliyor.
Bir sürü bir sürü formları var.
Kişisel gelişim üzerine olabiliyor.
Mesela buna Bikram örneği verebiliriz.
Yoga'nın kurucusu.
Yoga'nın kurucusu diyorum. Yoga'yı böyle çok geliştirdim falan diyen bir adam var ya Bikram.
Bu arada Netflix'te de Belgeseli var izleyebilirsiniz.
Çok enteresan bir adam. Neyse konuyu dağıtmayalım.
Bizleri bu oluşumların içinde nasıl çekiyorlar?
Biraz bundan bahsetmek istiyorum.
Yani adamlar malımızı mülkümüzü alıyorlar.
Çoluğumuzun çocuğumuzun rızkını veriyoruz.
Karımızın kocamızın namusunu emanet ediyoruz.
Nasıl bu noktaya geliyoruz değil mi?
Bu çok önemli. Çağımızda baktığımız zaman aslında bunu göreceksiniz.
Aşırı bir bireyselleşme var şu anda.
Ve insanlar artık böyle gitgide, insanlara baktığınız zaman aile bağlarının çözülmeye başladığını, yok olmaya başladığını görebiliyoruz.
Bu çok önemli bir şey aslında. Yani gitgide insanlar ailesinden uzaklaşıyor.
bireyselleşme başlıyor yani.
Burada aslında hemen aklıma bir kitap geldi.
Ondan bahsetmek istiyorum. Gündüz Vassaf'ın kendisi Türkiye'nin ilk psikologlarındandır ve Cehenneme Övgü diye bir kitabı var benim okumuş olduğum.
Gündelik hayattaki totalitarizmi müthiş bir dille eleştiriyor.
Bir deneme yazarak eleştiriyor ve kitabında da bir bölümünde şundan bahsediyordu.
Aslında yani o kitabı okuyana kadar kafam o kadar açılmamıştı.
Yani o bireyselleşmeli ne demek olduğunu ve bunu Bize nasıl dayattırdıklarını yani apartmanda oturarak bile hani totalitarizmi evimizin içine nasıl soktuğunu devletin anlamamıştım.
Bireyselleşme ne demek yani bu kitapta anladım.
Şunu söylüyordu Gündüz Vassaf hatırladığım kadarıyla ev yaşamını baz alarak bahsediyor.
Şimdi mekanın yekpareliği, bölünmemişliği, aileyi bir arada tutuyordu, bireyselleşme engelliyordu.
Ve aynı çatın altında yaşayan insanlara baktığınız zaman artık şunu görebiliyorsunuz.
Aynı çatı altında yaşayan ama birlikte olmayan insanlar.
Bu çok aslında üzücü bir şey.
Eskiden baktığımız zaman böyle kalabalık aileler vardı.
Şimdi ne oldu? Modernleşme ile beraber çekirdek aileler devasa apartmanlarda böyle tek başlarına oturuyor.
İnsanlar çocuklarını tek başlarına büyütüyorlar.
Halbuki ne diyordu bir sosyolog?
Bir çocuk büyütmek için bir köy gerekir diyordu.
Ama biz artık apartman dairelerinde çocuklarımız da hapis halindeyiz.
Gitgide çocuklarımız da bireyselleşiyor.
Önceden salondaydı şimdi bir tane vardı ve herkes mecburen odada toplanıp bir ama aile oturmak zorundaydı.
Televizyonu beraber izlemek zorundaydı.
Ve bu aslında ailece yapılan bir aktivite gibi de düşünebilirsiniz.
Evet televizyonu izleyip çekirdek çitlemek çok aptalca gelebilir size ama bu da aslında bir bireyselleşmeyi engelleyen bir şeydi.
Daha fazla iletişim kurmamıza...
sebep oluyordu ama şu anda o bile yok şimdi bakıyorsunuz küçücük çocukların odasında netflix var bırakın televizyonu önceden soba vardı ısınma ihtiyacını yine tüm aile aynı odada gidermek zorundaydı ama şimdi bakıyorsunuz her odada bir kalorifer
var onu geçtim her odada bir banyo tuvalet var yani o kadar insanlar ayrıldı artık yani bizi biz yapan bizi aile yapan her şey birer birer yok oldu gözümüzün önünde ve biz hiç fark etmedik Yani
sonuç olarak bu bireyselleşme yalnızlığı getirdi.
Yalnızlık yabancılaşmayı getirdi.
Bir kaybolmuşluk hissine girdik.
İnsanlar artık böyle kendisinin hiç umursanmadığını, kalabalıkların içinde kaybolduğunu hissetmeye başladı.
Hani bir şarkı vardı ya artık okunmayan bir hikayede noktayım.
Müthiş bir söz bence bu.
Tam olarak insanlar bu hissiyata kapıldı.
Ve artık farkındaysanız şöyle etrafınıza baktığınız zaman dinler de eskisi kadar...
tapınanı dinlerin bağlananı gönülden bağlananı yok yani dini de bir köşeye itti insanlar ve ateizm deizm zaten çok yükselişte ve insanlar manevi bir boşluktalar ve yani uçsuz bucaksız
bu evrende bu dünyada hatta bu soluk mavi noktada ne işim var benim ya modundayız yani varoluşsal sancı dediğimiz bu modern yabancılaşmanın içine hapsolduk şehirde yaşayan insanlar özellikle Hatta
şehirde yaşayan insanlar direkt yani.
Bana göre çok zırva bir şey bu arada bu varoluşsal sancı olayı.
Ama Albert Camus'u severim tabii o ayrı.
Hatta adını anmışken Sisyphos Söyleni adlı kitabını okuyabilirsiniz.
Bu varoluş sağ sancılar çekiyorum lanet olsun falan diyenler.
Adını anmışken de kitabını önermeden geçmeyeyim.
Şöyle yani eğer ben onu okudum beni kesmedi daha ölmedim ben diyorsanız da Sartre'ın Jean Paul Sartre'ın Bulantı kitabını okuyun ve lütfen küfür etmeyin okuduktan sonra.
Çok zor bir kitaptır.
Varoluşçuluğu kült kitaplarından ama.
okuyabilirsiniz ama şunu söylemek istiyorum az önce dedim ya şehir hayatında bu keşmekeş oluyor işte insanlar çok yalnız bilmem ne falan çünkü biz ayrıldık bireyselleştik ama geçenlerde Yakup Kadri'nin Yaban
adlı bir kitabı var çok geç kalmışım okumakta bu arada yani lise yıllarında okudum ama hiç hiç hatırlamıyorum yani bir görev gibi okuduğum için tekrar okuma ihtiyacı duydum Yaban kitabını okuyanlar hatırlayacaklardır
orada küçük çoban bir çocuk vardı ve sabahtan akşama kadar o çocukcağız koyun güderdi çalışırdı deliler gibi sabah gün doğumuyla kalkıp sürekli çalışan bir çocuktu koyun güderdi çobanlık
yapıyordu ve yaban karakteri kitaptaki yaban karakteri onun için şöyle bir söz sarf etmişti sıkılmak nedir bilmiyor ki o çocuk yani sıkılmak nedir hiç bilmezdi diyor aslında bu bize o kadar çok şey anlatıyor ki ya
bir insan niye sıkılır bu çok Kısa
Saçma zaten de şimdi yani burada dediğim gibi şehir hayatında yaşayan insanların bu başına gelen bir şey.
Aynen öyle yani şimdi doğuya gidin ve deyin ki ben varoluşsal sancı çekiyorum deyin.
Yemin ediyorum ağzınıza kürekle vururlar yani ve haklılar da bence.
şimdi buraya kadar anlatmak istediğim şey aslında şuydu modern hayatın içinde böyle kendini kaybolmuş hisseden dediğim gibi böyle varoluşsal saçma sapan sancılar çeken insanlar ve umursanmadığını düşünen insanlar ne
ailesi tarafından ne toplum tarafından yani arafta kalmış diyelim insanlar bunlar ne yapmak istiyorlar hani başlangıçta dedim ya Bir insanız yani ihtiyacımız var.
Var olduğumuzu hissetmek istiyoruz.
Bir topluluk içinde beni de onaylasınlar.
Ben de bir gruba dahil olayım.
Yani ben de bir ailiyet hissediğim bir şeylere karşı.
Bu çok önemli bir şeydir arkadaşlar.
Yani ailiyet hissetmek çok önemli bir şeydir.
Ve tarikatlara baktığım zaman insanların buraya giriş sebebi genelde bu.
Yani bir misyon üstlenmek, bir ailiyet duygusu üstlenmek için.
Yani ve genelde de bu insanlar böyle depresyonda olan, mutsuz, başarısız, ailevi sorunlar yaşayan, yakın zamanda bir vefat yaşamış insanlar bunlar genelde giriyorlar yani siz hiç şunu duydunuz
mu ya benim inanılmaz mutlu bir hayatım vardı ve ben bir tarikata gidip üye oldum falan diyen birini duydunuz mu ben hiç duymadım bu arada bir TED konuşması izlemiştim geçenlerde
bu tarikatlarla ilgili bir kadın üniversite dönemindeyken bir arayış içerisindeydim.
Bakın yani bu tarikatlar da ilgili.
Şunu söyleyebilirim ki çoğu genç özellikle gençler bu şekilde çekiliyorlar buraya.
Bir anlam arayışı içerisindeler ve bu tarikatlar onlara diyorlar ki anlam mı arıyorsun?
Bende çok basit cevaplar var.
İşte bu aradığın şey bu deyip çekiyorlar.
Bu kız da üniversite döneminde bir işte aktivist bir kız bir eyleme katılıyor.
Fakat diyor ki ben hiç farkında değilim elleme katıldım iyi bir şeyin parçası olduğumu düşünürken arkadaki adamlar yani gençler Moon tarikatının üyesi ve Moon tarikatı dediğim tarikat Güney Kore'nin paralel
yapılanması diyebilirim yani bizdeki FETÖ gibi böyle bir tarikat.
İnanılmaz bir para akışı olan bir tarikat.
Korkunç diyebileceğim bir tarikat yani.
Ve arkadaki adamlar da onu o tarikata çekmek için oradalar.
Ve kendisini bunun içerisinde buluyor.
5 yıl boyunca çıkamıyor.
Bunu anlatıyor. Daha sonra 5 yıl sonra nasıl çıktığını falan anlatıyor.
Çok enteresan bir hikayeydi.
Gerçekten anlam aradığını söylüyor.
Bir anlama ihtiyacım vardı diyor.
Onu izleyebilirsiniz. Çok önemli.
Şimdi buraya kadar okey.
Bir de tarikat kuran insanların.
Hatta psikopatların özelliklerine bakalım bir de.
Belki ileride yeni bir din falan kurmak isterseniz yani bunu yapabilirsiniz şey gibi Jim Jones gibi sırf para kazanmak için adam tarikat kurdu ya.
Şimdi şöyle. Bu arada aklıma şey geldi.
Cem Akaş diye bir yazar var.
Yedi diye bir kitabı var. Okumak isterseniz orada böyle geyikler yapıyordu.
Böyle ilginç manifestolar var.
Yeni bir din kuruyor falan böyle.
Farklı bir kitap yani. Ha şöyle tavsiye edip etmemekte çok kararlı değilim.
Onu söyleyeyim. Yani edebi olarak çok doyurucu değil.
Sonra bana demeyin lanet olsun bunu nereden önerdim sana diye.
Sadece böyle kafam dağılsın farklı bir kitap arayışındayım diyorsanız.
Cem Akaş'ın Yedi kitabını yeni bir din kurmak isteyen arkadaşlar okuyabilir.
Tabii ki bu işin şakası. Şimdi şöyle bu tarikatı kuran adamlar zaten narsist dediğim gibi psikopat.
Çok aklı başında insanlar ve kesinlikle empati yetenekleri yok.
Asla yok. İnsanların acı çekmesinden hoşlanıyorlar.
Ama Amerika'daki sosyologlar da böyle tarikatların ortak özelliklerine baktıkları zaman şunu görüyorlar.
Şimdi buradaki en önemli mevzu şu.
Bir tarikat liderinin karizması.
Yani öyle bir karizması olacak ki tanrıya benzer bir role bürünecek ve insanlar ona inanacaklar.
Asya çok tanıdık geldi eminim bu.
Ve ağzından çıkan sözler.
Tanrı kelamı gibi algılanmalı.
Yani o kadar yüksek bir auraya o kadar yüksek bir otoriteye sahip olması lazım.
Bu çok önemli. Bence benim yani izlenimlerime göre Amerika'daki en böyle karizmatik en etkileyici Bana göre Jim Jones'tu yani.
Kesinlikle öyleydi. Çok karizması var.
Büyük bir aurası var ki zaten 900 kişiyi kendisiyle beraber intihar ettirebildi.
Böyle bir otoriteden bahsediyorum.
İkinci olarak ve en en önemlisi arkadaşlar düşünce reformu yapabilmek.
Yani zihin kontrolü.
Bu adamlar inanılmaz zihin kontrolü yapıyor.
Mesela Children of God diye bir tarikat var.
1960'ların en ünlü tarikatı.
Buradaki motto da şu.
Eminim bu tarikat Türkiye'de olsa biz...
Sürü erkek müridi olurdu.
Free sex, free love.
Mottosuyla insanların beynini yıkıyor adam.
Ya da mesela bizden örnek verecek olursam.
Yani bizim kültürümüzden. Hasan Sabbah'a örnek verebilirim.
Ki bununla ilgili bir podcast yapmak istiyorum.
Hasan Sabbah'la ilgili. Müthiş bir şeytani zeka.
Tam bir evil diyebileceğim bir adam.
Bu onunla ilgili de bir kitap. Önermek istiyorum hemen.
Vladimir Bartol'un Alamut Kalesi kitabını mutlaka okuyun.
Eğer Hasan Sabbah'la ilgili bir şeyler öğrenmek istiyorsanız.
Muhteşem bir kitap. Çok seviyorum o kitabı.
Buradan da öneriyorum okumak isterseniz.
Yani temelde şunu demek istiyorum.
Beyninizi yıkıyorlar, temizliyorlar, paklıyorlar ve yeni yeni şeyler koymaya hazır hale getiriyorlar.
Şimdi zihin kontrolü demişken Hitler'i de geçmeyelim.
Hatta bence gelmiş geçmiş böyle en...
baba diktatörlerin.
Hitler, Stalin ya da Mao mesela.
Bunlar da bence bir tarikat lideri.
gibi hareket ediyorlardı. Ama zihin yıkama dediğimiz zaman mesela Hitler Tuğul Tarikatı diye bir tarikat var.
Buraya üye Tuğul Tarikatı.
Çok enteresan ve çok da komik bulduğum bir tarikat.
Nazilerin tarikatı diyebilirim bunun için.
Mesela bu cemiyette de böyle gizli sadece ökültüs bir grupla bağlantısı var bunların.
Bunlar da neye inanıyor?
Gerçekten komik yani. Atlantis'te kafayı bozmuş bu adamlar.
Güya Atlantis'te Aryan diye bir ırk varmış.
Aryan ırkı. Bunlar insan üstü güçlere sahiplermiş, güzelliğe sahiplermiş ve bunlar aslında Almanmış.
Sonra işte Aryan Toton halkı tarihteki medenileşmelerde işte falan öncülermiş.
Hatta onlar en üst insanlarmış da niye mi?
Çünkü böyle Tanrı böyle istemiş bu arada.
Adamlar buna inanıyorlar ya ve buna inandıkları için Yahudileri gidip katlediyorlar.
İnanabiliyor musunuz? Yani din, cemaat, kültürü insana neler yaptırabiliyor?
Yani Aslında altyapısında bu da var.
Biz arayan ırk yaratacağız.
O yüzden Yahudileri katlettiler.
Çünkü ne olacak? Alman İmparatorluğu parçalanıyor.
Tutunacak bir dal arıyorlar o sırada.
Ve bu da bonus yani. Hadi tool cemiyetine üye olalım.
Bunu zaten Hitler'e empoze eden de tıpkı Frank Einstein gibi bunu yaratan kimdi?
Eckhart. Gazeteci Eckhart.
Neyse bu çok uzun bir mevzu.
Bunu geçiyorum. Belki bununla ilgili bir podcast yaparım.
Eckhart'mış Hitler'miş bilmem neymiş.
Burayı geçiyorum. Çünkü konuyu dağıtmamak lazım.
Devam edelim. İşte beyin yıkama süreci dediğim gibi zor bir süreçten geçiyorsunuz.
Sizi zaten avlıyorlar.
Zor bir süreçten geçenleri avlıyorlar.
Genelde depresyonda falan olanları.
Onu da nasıl yapıyorlar? Bir müridin konuşmasında şuna şart olmuştum.
Adam diyor ki hayatımın çok başarısız bir dönemindeydim.
Çok kötüydüm. Başarısız bir tiyatrocuydum diyor ve Bir anda işte bir ilan gördüm diyor.
Yoga ilanı mı görmüş?
İşte gelin meditasyon yapalım mı?
Öyle bir şey. Amerika'da bu şekilde çok kerisil geliyorlar.
Adamcağız işte hazırlanıyor.
Akşam gidiyor falan filan. Diyor ki zaten oraya girdiğiniz anda bitmişsiniz demektir.
Yani o sisteme girdiniz mi?
İçeri girdiniz ya bir kere. Orada öyle bir ortam var ki müthiş eğleniyor insanlar falan böyle.
Ya diyorsunuz ne kadar güzel ya ben bir daha geleyim falan.
Halbuki o görünen yani buzdağının görünen kısmı sizin gördüğünüz.
Yani bu şekilde. yoga reklamıyla bile mürit toplayan adamlar var düşünsenize ikinci olarak mesela zihin kontrolü dediğimiz zaman kapalı bir ortamda tutuluyor müritler ki dışarıdan haber alamasınlar dikkat
ettiyseniz bizde de bu var yani şöyle bir tarikatları gözden geçirin televizyon yasak kitap yasak okumak yazmak bilmem ne bunlar yasak Gazete okumak yok.
Film izlemek yok.
Neden? Çünkü müridine bağlı olacaksın.
Cemaat liderine bağlı olacaksın.
Dışarıdan haber alma ki sen iyice ona empoze ol.
İyice kanalize ol. Aslında amaç bu.
Mesela Jim Jones ne yaptı?
İşte bütün gün anons veriyor kendi sesiyle adam hoparlörlerden.
24 saat Jim Jones dinliyorsunuz.
Hiçbir şekilde gazete okumak, kitap okumak hiçbir şey yok.
Sadece... Jim Jones var ve ona tatmak zorundasınız olay bu başka bir şey düşünmenizi istemiyorlar dediğim gibi ilk adımı attınız davete icabet ettiniz devamı geliyor sizi aldılar kapalı
bir ortama girdiniz artık bir müritsiniz zaten çıkamıyorsunuz sizi canınızla tehdit ediyorlar sizi şöyle öldürürüz böyle öldürürüz tarikattan çıkarsanız böyle evil tarikatlar var bu arada ve lider gücünü
nasıl sağlıyor biliyor musunuz hep bir düşman yaratıyor kendini dışarıda bir düşman var sizi koruyor bu tarihten beri böyle hep böyle olmuştur sizde işte diyorsunuz ki ben bir grubun parçası olacağım ve buna katılıyorum yaşasın
ama neyin içine düştüğünüzü bilmiyorsunuz bir de şöyle bir durum var yani hep zannetmeyin ki böyle sıra dışı insanlar tarikatlara giriyor hayır gayet sizin benim gibi sıradan insanlar da tarikata girebiliyor
Mesela şunu örnek verebilirim.
Mesela Adnan Oktar'ın kedicikleri.
Onlara baktığınız zaman ne görüyorsunuz?
İşte böyle silikonlu, dudaklı bilmem ne kadınlar görüyorsunuz.
Sarışın aptal görüyorsunuz diyebilirim ama hiç o kadınların baktınız mı nerelerde okuduğuna?
çok uç yerlerde okumuş kadınlar var aralarında doktora yapmış yüksek lisans yapmış bilmem ne diyorsunuz ki bu insanların burada ne işi var yani sırf onun için demiyorum bu kadınların burada ne işi var o okey orada okeyim ama
mesela Osho diye bir tarikat vardı hatırlayanlar bileceklerdir o da mesela onun komününe baktığınız zaman inanılmaz kültürlü adamlar var adam yüksek mimar işte aldatıldığını anlıyor Osho tarafından
ve ağlıyor ya çıkıp ağlıyor ben onu çok seviyordum bilmem ne diye ya bu kadar üstün insanlar da tarikata, FETÖ'ye baktığınız zaman aynı şekilde yani hep okumuş etmiş insanlar sırf cahiller değil yani kandırılanlar
vesaireler. Değil. Çok okumuş insanlar da var.
Niye biliyor musunuz? Yani bunlar daha sonra itirafçı oldukları zaman şunu söylüyorlar.
Bir anlam arıyorduk biz.
Hayatımıza bir anlam arıyorduk.
O yüzden şey gibi görmeyin yani işte sadece böyle salaklar tarikata giriyor falan.
Hayır mesela Amerikalı bir şey var.
Bilim kurgu yazarı. Hubbard'dı sanırım adı.
Kurduğu tarikat var adamın. Sainteoloji tarikatı.
Adam böyle Marvel benzeri bir bilim kurgu çizgi roman falan yazıyor.
Kişisel gelişim felsefe bilmem ne diyor.
Müritlerinden biri Tom Cruise yani.
Tom Cruise yani müridi adamın.
Sainteoloji tarikatının ve hatta John Travolta da sanırım müridiydi.
Ünlüler de var yani bu işin içinde.
Yani arkadaşlar şunu söylemek istiyorum.
Hep aynı senaryo. Kendini Mesih'i ilan eden bir kurtarıcı ve kurtarılmayı bekleyen insanları ağına düşüren böyle bir şey komünel bir hayata geçiren bir adam başlarındaki adam güden bunları
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
