
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Transkript
Herkese merhaba.
Bütün platformlarda Türkiye'nin en çok dinlenen podcast'i Ortamlarda Satılacak Bilgi'desiniz.
Ben Merve. Bugün ne konuşacağız?
Kapakta da gördüğünüz üzere Türk sinemasının gelmiş geçmiş en yakışıklı oyuncusu bana göre ve çoğu insana göre.
En sevilen oyuncularından biri sevgili Tarık Akan'ı anlatacağım size.
Geçen bir fotoğrafı düştü önüme.
Yine eyleme giderken bir fotoğrafı.
Yanında Müjdat Gezen var hatta işte yine işçi sınıfının yanında yer aldığı bir eylemde yoldaşlarıyla beraber.
Etkilendim o fotoğraftan sonra aklıma...
Disk işçilerinin onu son yolculuğuna uğurlarken açtığı pankart geldi.
Bu pankartta şöyle yazıyordu.
Sarayın değil halkın sanatçısı yazıyordu.
Gerçekten çok doğru. Bugün onun hayatını anlatacağım o yüzden sizlere.
Çünkü bence o bir sanatçıdan...
Çok daha ötesiydi. Sadece annelerimiz babalarımız için değil bizler için de öyle.
Hani ben çok yetişemedim filmlerine ama küçükken böyle izlerken bile hayrandım Tarık Akan'ı hatırlıyorum.
Çok çok beğendiğim bir aktördür.
Şimdi başlıyoruz arkadaşlar.
Şimdi Anne Kafamda Bit Var diye bir kitabı var Tarık Akan'ın.
Konusu da şöyle. Tarık Akan 12 Eylül 1980 işte askeri darbesinin hemen arkasından 1981 başlarında Almanya'da yaptığı bir konuşma yüzünden.
Az sonra anlatacağım bunları ama Türkiye'ye döndüğü zaman tutuklandı ve tutuklanma nedeni sadece bir gazetenin manşette verdiği yalan bir haber.
Bu kitapta beni çok etkileyen bir cümle var.
Müjdat Gezen Tarık Akana diyor ki sana hiçbir şey olmayacak diyor.
Göreceksin bak diyor. Elini kolunu sallayarak dışarı çıkacaksın diyor.
Ve bu aslında tamamen onu teselli etmek için söylediği bir cümle Müjdat Gezen'in.
Ve bunu nerede söylüyor biliyor musunuz?
Almanya'dan döndükleri uçakta söylüyor.
Çünkü Müjdat Gezen de farkında.
Hani iner inmez başına geleceklerin farkındalar.
Ve uçakta bir sürü sanatçı dostu var.
Tarık Akan'ı hatta Perren Kutman da orada.
Ve uçakta göz göze geliyorlar Perren Kutman'la.
Bir anda Perren Kutman ona böyle yumruğunu sıkıyor.
Öpüyor yumruğunu ve ona gönderiyor.
Bu şu anlama geliyor. Güçlü ol.
Telaşlanma. Biz senin arkandayız bu anlama geliyor.
Gerçekten uçak iner inmez bekledikleri şey oluyor maalesef.
Sivil polisler geliyor Tarık Hakan'ı alıyorlar böyle yakapaça.
Müjdat Gezen soruyor tabii nereye götürüyorsunuz diyor.
Emir var diyorlar biz bir şey bilmiyoruz diyorlar.
Hatta o sırada telsizden bir talimat geçiyorlar.
Müdürüm malı aldık yola çıkıyoruz diyorlar aşağılamam açtı.
Mal yalnız hani alınıp satılabilen bir şey anlamında ama.
Tarık Akan asla satılabilen, satılmış bir adam değildi.
Neyse sonra Tarık Akan'ın evine bir arama emri çıkarttırıyorlar.
Tabii arkadaşlar o zaman biliyorsunuz bu yasaklı kitaplar muhabbeti var.
İşte önüne geleni cezaevine atıyorlar.
Sırf okuduğu kitap yüzünden cezaevine atılanlar var.
Merve hiç şaşırmadık.
Dediğinizi duyar gibiyim. Tarık Akan'ın iki arkadaşı işte önceden evine geliyor.
Kütüphaneyi boşaltıyor.
Ve kitaplarını denize atmışlar düşünün.
Hatta o kadar çok kitap taşıyorlar ki evinin asansörü çöküyor Tarık Akan'ın.
Komşular kurtarıyor işte arkadaşlarını.
Merve o zamanlar hangi kitaplar yasaktı?
Dediğinizi duyar gibiyim. Yani gerçekten yazarı içinde yasaklanması böyle deli saçması olan bence bir sürü kitap var.
Hababam Sınıfı mesela. Sınıf çünkü arkadaşlar.
Sınıf geçtiği için bakın adında.
Hababam sınıfı. Rıfat Ilgaz 6 ay hapis yatmıştır bundan dolayı.
Kitabın içinde dediğim gibi sınıf yani başka bir olay yok bence.
Rıfat Ilgaz 2,5 ay kaçak yaşıyor cezamine girmemek için o dönemde işte.
Hatta Karartma Geceleri kitabında da bu dönemi anlatıyor merak edenler için.
Ne diyor Rıfat Ilgaz?
Tek suçumuz hür insanlar gibi konuşmak.
Kitaplar suç ortağımız diyor.
Sonra yasaklanıyor işte kitapları vesaire.
Hem öğretmenlik mesleğinden atılıyor hem de cezaevine giriyor.
Rıfat Ilgaz'ı da şu an nasıl anlatasım geldi.
Konumuz Tarık Akan ama şöyle bir araya girmek istiyorum.
Rıfat Ilgaz seneler önce ne demiş bakın kitabında?
Hıyardan bile söz etseniz milliyi getireceksiniz başına.
Sivri biber, dolmalık biber, şaliston biber.
Yok artık. Milli biberlerimiz var diyor.
Yerli ve milli. Bunu seneler önce demiş Rıfat Ilgaz.
80'lerden bahsediyorum bakın.
Ve Rıfat Ilgaz için Can Yücel'in bir şiiri vardır arkadaşlar.
Hani Ilgaz Anadolu'nun sen yüce bir dağısın.
Eteklerinde kitaplar der ya işte oradaki Rıfat Ilgaz.
Bu dev çınar Rıfat Ilgaz nasıl veda etti hayata biliyor musunuz?
Madımak'ta yobazlar tarafından o canice katledilen insanlar var ya işte onlar Rıfat Ilgaz'ın dostlarıydı bazıları.
Ve onların acısına dayanamayarak hayatını kaybetti.
Rıfat Ilgaz'ın şu şiiri beni çok etkiliyor sanırım öğretmen olduğu için.
Diyor ki çocuklarım yoklama defterinden öğrenmedim sizi.
Benim haylaz çocuklarım.
Bir sinema dönüşü tanıdım.
Koltuğunda satılmamış gazeteler.
Dumanlı bir salonda kendime göre karşılarken akşamı nane şekeri uzattı.
En tembeliniz. Götürmek istediği küfesinde elindeki ıspanak demetini.
En dalgını sınıfın.
İsterken adam olmanızı çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun.
Palto ayakkabı yüzünden.
Kiminiz limon satar balık pazarında, kiminiz tahta kalede çaycılık eder.
Biz inceleye duralım aç tavuk hesabı tereyağındaki vitaminiyi, kalorisini taze yumurtanın.
Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta.
Çevresini ölçtük dünyanın.
Hesapladık yıldızların uzaklığını.
Orta Asya'dan konuştuk laf kıtlığında.
Birlikte nelerden düşünmedik.
Burnumuzun dibindekini görmeden bulutlara mı karışmadık.
Güz rüzgarlarında dökülmüş hasta yapraklara mı üzülmedik.
Serçelere mi acımadık kış günlerinde.
Kendimizi unutarak diyor.
Çok duygusal bir şiir bence bu.
Bilmiyorum beni çok etkiliyor. Yasaklı kitaplara devam edelim.
Bakalım başka neler varmış. Mesela Adalet Ağoğlu'nun Fikrimin İnce Gülü kitabı.
Sabahattin Ali'nin Sırça Köşkü.
Bu bile var düşünün. Bu arada kanalımda Sabahattin Ali bölümü var dinlemek isterseniz.
Samet Behrengi'nin Küçük Kara Balığı var ki odlar bilir.
Benim favori kitaplarımdan biridir.
Çok severim. Ne diyordu Küçük Kara Balık?
Büyük balık küçük balığı özleyebilirdi.
Ama siz? Balıkların birbirini yediği bir hikaye anlatmayı tercih ettiğini istiyordu.
Bu masal beni duvardan duvara vuruyor.
Gözlerim doluyor ne zaman okusam.
Çok anlamlı, çok güzel. Bebelerinizi okuyun küçük kara balıklarınıza.
Devam edelim. Atilla İlhan'ın böyle bir sevmek kitabı mesela Yasaklılar arasında.
Bu arada bilmeyenler için arkadaşlar Sultan-ı Yegah parçası Atilla İlhan'ın şiiridir.
Mor ve Ötesinden dinleyip çok sevdiğimiz var ya.
O parçada o şiirin son dizesi yok arkadaşlar.
Ben söyleyeyim. Son dizesi şöyle.
Bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak.
Çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak.
Su yasak, rüzgar yasak, açık kapılar yasak.
Belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak.
Başlar ay doğarken saltanatı sultanı yegahım der.
Sultanı yegah ne demek Merve derseniz?
Sultan bildiğiniz gibi tek kişinin yönetiminin otoritesi olmakla beraber yegah, teklik anlamında.
Merve bu neden yasaklandı diyorsunuz.
Yani malum sebep.
Hem de şarkıda şöyle diyor.
Nemli yumuşaklığı tende denizden gelen ahın.
Diyor arkadaşlar. Evet oradaki deniz deniz gezmiş.
Denizden gelen ahın diyor çünkü.
Başka kimler var? Yasaklı kitaplar.
Pınar Kür var mesela. Çok severim Pınar Kür kitaplarını.
Şey Yarın Yarın diye bir kitabı var Pınar Kür'ün.
Bu arada bu saydıklarım hepsini çok seviyorum bu yazarları.
Bir de arkadaşlar Yaşar Miraç'ın Trabzonlu Delikanlı kitabı var yasaklar listesinde.
Merve daha önce hiç duymadım diyenlere onun da bir şiirini okumak istiyorum.
Yaşar Miraç'ın bir şiirini.
Burada diyor ki arkadaşlar bu gencecik yaşta biz Hiç yüzünden ölmedik.
Öldük yaşatmak için.
Yaşamak için öldük.
Yine burada aklıma ne geldi biliyor musunuz?
Tarık Akan'ın çok meşhur bir filmi var ya.
Acı Dünya filmi. Resmen burada bence oyunculuk dersi veriyor.
Orada beni ağlatan bir replik var.
Bunu şu an buraya koyuyorum.
Lütfen dinleyin. Çok anlamlı.
Devam edeceğiz. Adın soyadın.
Yusuf Kara. Babanın adı Rıza.
Ananın adı Zehra.
Doğum yerin? Diyarbakır.
Kaç yaşındasın?
Kaç yaşındasın dedim.
Yaşım yok. Ben yaşamadım.
Yaşım yok ne demek?
Yaşamadım ki yaşım olsun.
Yaşamadım ki yaşım olsun.
Devam edelim. Tarık Akan hapishanede yaşadıklarını anlatıyor.
Bu işte Anne Kafamda Bit Var kitabında.
Çok edebi bir dil beklemeyin eğer okumak istiyorsanız.
Çok düz, sade, yalın bir dille anlatıyor yaşadıklarını.
Ama gerçekten yaşananlar çok ağır.
Mesela çöpünüzü yere atın diyorlar mahkumlara.
Vatan haini Tarık Akan süpürecek çünkü diyor.
Bir polis hücredekilere sesleniyor.
Yani ilk kez biri bana diyor hayatımda vatan haini dedi diyor.
Çok üzülüyor Tarık Akan buna.
Ama o sırada hücrenin birinden bir ses geliyor.
Memur Bey diyor tuvaletleri ben yıkarım diyor.
Çöpleri de ben temizlerim.
Ona yakışmaz diyor. Tarık Akan'ı koruyor yani.
Sonra devamı geliyor arkadaşlar.
Diğer hücredekiler de aynısını söylüyor.
Biz yaparız diyorlar hep bir ağızdan.
Tarık Akan tabii duygulanıyor, ağlıyor.
Ve hiç kimse gerçekten hücresinden çöp çıkarmıyor.
Tarık Akan'ı asla temizletmiyorlar.
İşte bu hapishanede hücrede kalıyor.
Bir kimya mühendisiyle beraber.
İki kişiler bitleniyor.
Pantolonunun dikiş aralarına kadar bit var.
Düşünün. Ve hapishanede kemik kıran lakaplı bir işkenceci var.
Malum yaşadıkları işkenceler korkunç.
Hatta diyor ki ayak tabanları ekmek gibi kabarıyor.
Öyle bir dayak diyor. Bunun aynısını şu an hatırladım.
Zülfü Livaneli'nin Sevdalım Hayat değil mi?
O biyografisinde anlattığı kitap. Orada söylemişti Zülfü Livaneli.
İşte o işkenceleri görüyor cezaevinde.
Ayak tabanları diyor adamların pide gibi diyor.
Hani o kadar kabarmış. Öyle bir şişmiş.
Hapisteyken hapiste işte 16 tane lise öğrencisi getiriliyor bir gün.
Hepsi böyle dayaktan perişan olmuşlar.
Suçları da şu. Hep bir ağızdan marş söylemişler.
O yüzden bu haldeler. 16 tane gencecik lise öğrencisi.
İşte bu kitapta arkadaşlar bu hapishanede yaşadıklarını anlatıyor.
Anne kafamda bit var deme sebebi de şu.
Çıkınca annesinin dizine yatıyor ve 3-4 gün boyunca annesi...
Bitlerini ayıklıyor. Ve bit olmadığı halde artık hani hep temizlenmiş.
Anne diyor kafamda bit var.
Yani o psikolojiden çıkamıyor.
Ve çıkınca yurt dışına kaçmayı bile düşünmüş.
Çünkü çok uzun seneler mahkum kalacak o yalan ifadeden dolayı.
6 sene falan isteniyor.
Sonra işte ifadeyi verenlerden biri gerçekleri söylüyor.
Hani böyle bir şey yaşanmadı diye.
Berat ediyor. Ve dava bittikten 1,5 ay sonra işte Mayıs 1982 yılında Yol filmi işte Cannes Film Festivali'nden Altın Palmiye ödülü alıyor.
Büyük ödül. Müthiş bir film.
arkadaşlar buraya kadar olaylar böyleydi ve hayatının belki de en acı dönemini anlatarak başlamak istedim size en başta.
Şimdi sizi Tarık Akan'ın çocukluğuna hayatının en başına götürmek istiyorum.
Hazırsanız başlayalım. Şimdi Tarık Akan gerçek adıyla Tahsin Tarık Üregül.
13 Ekim 1949 yılında İstanbul'da doğuyor.
İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden Bir tık sonra hani artık soğuk savaş dönemi diyebiliriz.
İşte babası Yaşar Bey bir subay arkadaşlar ve Tarık Akan doğduğunda görev yeri İstanbul.
O yüzden İstanbul'da doğmuştur ama soranlara Kayseriliyim diyormuş Tarık Akan.
Çünkü çocukluğunun en mutlu en güzel günlerini Kayseri'de geçtiğini söylüyor.
Ailenin en küçük oğlu Tarık Akan ve baba tarafının geçmişine baktığımız zaman Osmanlı Sarayı'na kadar uzanıyor.
Hatta büyük büyük babası Abdülhamit ve Abdülmecit dönemlerinde sarayda kurulan klasik müzik orkestrası.
Altyazı M.K. Aklına,
kalbine o kadar yer ediyor ki sokakta gördüğü yavru kedileri sahipleniyor.
Hasta kedilerin bakımını yapıyor.
Ya şuna inanıyorum.
İçinde hayvan sevgisi olmayan insanların iyi bir insan olduğuna asla inanmadım ve inanmayacağım.
Bu da benim önyargım olsun.
Bir de derler ki hayvanların uzak durduğu sevmediği insanlardan siz de uzak durun der eskiler.
Boşa söylenmiş bir söz olduğunu asla düşünmüyorum.
Tarık Akan babası emekli olduktan sonra hani subay ya babasına seslenirken generalim dermiş sürekli ve daha 5-6 aylık bir bebekken babasının görev yeri dolayısıyla Anadolu'ya gidiyorlar.
Çocukluğu Kars, Sivas, Van, Erzurum, Kayseri buralarda geçiyor.
Asker çocuğu ve büyük bir çoğunluğu da Kayseri'de geçiyor.
İlkokula Erzurum Dumlupınar'da başlıyor.
Sonra Kayseri Sümer İlkokulu'nda tamamlıyor.
Ve Kayseri'deki öğretmenlerini hep böyle saygıyla sevgiyle andığını görüyoruz Tarık Akan'ın.
Hatta köy enstitülerini anlatan bir belgeseli var.
İzleyin Meçhul Öğretmen belgeseli.
Onu çok sevdiği öğretmeni Aliye Hanım'a ithaf ediyor.
Neden bu öğretmeninin yeri onda ayrı diyorsanız.
Çünkü Tarık Akan ilkokula başladığında bir konuşma gelirliği var arkadaşlar.
Öğretmeni bunu fark ediyor ve o kadar büyük bir sabırla.
büyük bir sevgiyle ilgileniyor ki çok üstüne gidiyor bunu düzeltmek için.
Mesela bir şey sorarmış.
Tarık Akan hiç cevap veremiyor.
Ağzından tek bir sözcük çıkmıyor.
Öyle bir çocuk. Ama bir gün ağzından hele sözcüğü çıkıyor.
Öğretmeni o kadar seviniyor ki hadi oğlum diyor devamını getirelim.
Bana hele de diyor. Arkasından hadi başka bir şey söyle oğlum diyor.
Onu hep böyle yavaş yavaş teşvik ede ede konuşturmayı başarıyor.
Ya kim bilir belki de öğretmeni Aliye Hanım olmasaydı biz onu Yeşilçam'da izleyemeyecektik.
Yani canımız öğretmenlerimiz ayağınıza taştı.
değmesin. Çok kıymetlisiniz.
Bu mesleği layığıyla yapanlara kastediyorum.
Sizi çok seviyorum. Tarık Akan da bir kekemelikte var.
Hem konuşamıyor hem yazamıyor.
Bunlarda da problem var. Hatta konuşsun diye annesi muhabbet kuşunun içtiği sudan içirmiş Tarık Akan'a.
O zamanlar böyle inançlar vardı ya bunu da yaşamış.
Şimdi arkadaşlar size çok özel bir mektup okumak istiyorum.
Bu da beni çok duygulandırdı.
Bu mektubu Tarık Akan'a ilkokul öğretmeni Aliye Hanım yazmış.
9 Ocak 1962'de hatıra olarak yazmış.
Diyor ki bu mektubunda öğretmeni.
Sevgili Tarık, defterini senenin sonunda seni yeni okulun onun eşiğine bırakırken yazmak isterdim.
Ama aklına öğretmenin bana bir şeyler yazmak istemiyor gibi düşünceler gelmesin diye vazgeçtim.
Oysa ki sana yazacağım o kadar çok şey var ki yazılarımı okuduğun zaman beni sadece öğretmenin olarak değil seni çok seven bir ablan olarak hatırlamanı isterim.
Bazı şeyler vardır ki sevgi gibi, ızdırap gibi bunlar yazılamayacak kadar derin olurlar.
O kadar hassas bir ruhun var ki bazı zamanlar ne düşündüğünü, neler yapmak istediğini anlamakta zorluk çekiyorum.
İnsanlar hayal ettikleri müddetçe değil, insanları sevdikleri müddetçe yaşarlar.
İnsanların kusurlarını görmeden onları sevmeye gayret et.
Herkesi kendin gibi zannetme yavrum.
Dağların bile kimisi yüksek, kimisi alçak.
Karşılaştığın zorlukları iradenle yendiğin müddetçe muvaffak olacaksın.
Bildiklerini söylemen için çekinmene gerek yok Tarık.
Zekisin, çalışkansın.
Niye herkes seni böyle tanımasın?
Çalıştığını, bildiğini göstermelisin.
Arkadaşlarını seçerken çok dikkatli ol.
Onların hayatımızdaki rolü çok büyüktür.
İleri de bunu çok daha iyi anlayacaksın.
Belki daima nasihat duymak seni kızdırıyor ama yavrum şunu unutma ki öğretmenlerin gayesi siz öğrencilerimize Daima doğru yolu gösterip sizi bu yolda ilerlerken arkanızdan sevgiyle
bakmaktan başka bir şey değil.
Bir gün hatıra defterini karıştırırken solmuş yapraklar arasında beni hatırladığın zaman bilemezsin ne kadar mutlu olacağımı.
Geçirdiğimiz şu günlerin kıymetini iyi bilelim ki yarın mazi oldukları zaman onları hasretle yad edelim.
Muvaffak olup seneler sonra istediğin gibi bir doktor olacağından o kadar eminim ki seni istikbalin doktoru olarak görüyorum.
Çok çalıştıktan sonra yapılamayacak hiçbir şey yoktur.
Her zamanki gibi yine sana çalış diyeceğim.
Daima çalış. Çalış ki istediklerine kavuşasın.
Sana başarılı bir ömür dinerken gözlerinden öperim yavrum.
Bu adresin belki işine yarar.
İleri de hatırlamak istersen diye adresini yazmış.
Öğretmenin Aliye Tepiroğlu demiş.
Ya bu o kadar hoşuma gitti ki bu mektup.
Yani çok etkilendim ya yine gözlerim doldu.
O kadar güzel nasihatler ki çok kıymetli.
Ve şu an bence çocuklara bir nasihat vermek istesek böyle bir mektup yazardık diye düşündüm.
Ortaokulu İstanbul Bakırköy'de okuyor.
Lise yıllarında da işte 1964 yılında Bakırköy Lisesi'ne başlıyor.
Ama şöyle bir durum var.
Lisede harika dostlar ediniyor o ayrı ama bir de çok kötü bir alışkanlık ediniyor.
Ve bu kötü alışkanlık onun belki de erkenden.
Aramızdan ayrılmasına neden olan o sigarası arkadaşlar.
Maalesef kansere yakalandığında bile o sigarayı bırakmamış.
Lise yıllarında genç yakışıklı bir delikanlı ile tanışıyor.
Avusturya Lisesi'nden Bakırköy Lisesi'ne gelen ve basketbol takımının kaptanı olan okulun yıldız isimlerinden biri Rutkay Aziz arkadaşlar.
Hatta onu basketbola teşvik eden kişidir Rutkay Aziz ve seneler süren çok güzel bir dostlukları var ve bu dostluk basketbol sayesinde başlıyor.
Tarık Akan bu sigara olayı işte disiplin sorunları yaşıyor falan bundan dolayı Özel istiklal lisesinden mezun olmuştur yani Bakırköy'den değil.
Maçlarda gazoz satıyor, kayık kiralıyor, turistleri gezdiriyor, can kurtaranlık yapıyor harçlığını çıkarabilmek için.
Düşünsene de boğuluyorsunuz ve sizi kurtaran kişi Tarık Akan.
Sırf beni kurtarsın diye atarıp geldim.
Bir gün bir kadın geliyor Tarık Akan'ın yanına.
Diyor ki sirkecide tanıdığım bir fotoğrafçı var.
Oraya git diyor çabuk. Senin diyor güzel fotoğraflarını çekmeleri lazım.
Tarık Akan gitmiyor. Hani olayı çok ciddiye almıyor.
Ama sonra fotoğrafçı bizzat Tarık Akan'ı arıyor.
Ve lütfen gelin diye ricada bulunuyor.
Tarık Akan da gideyim bari diyor.
Hani öylesine gidiyor. Fotoğraflarını çektiriyor.
Sonra yakın arkadaş can dostu.
Gerçekten Allah herkese böyle dost nasip etsin.
Kozalak Zeki. Lakabı yani Kozalak Zeki.
Ona gösteriyor fotoğraflarını.
O da diyor. Ya diyor bu nasıl fotoğraflar?
Sen ne kadar yakışıklısın.
Hani hiç oynanma falan yok değil mi diyor.
Hani işte ham hali bu değil mi diyor.
Evet diyor o da. Herhalde Tarık Akan'ın ne kadar yakışıklı olduğunu o an daha iyi anladı.
Kuzalak seki. Sonra aklına bir şey geliyor.
İşte Ses dergisi var ya o dönemin en popüler magazin dergisi.
Star çıkaran bir dergi bu.
Kozalak Zeki bu fotoğrafları alıyor, Tarık Akan'ın fotoğraflarını gidiyor dergiye.
Ama şöyle bir durum var, yarışma bitmiş.
Yani yarışmanın süresi bitmiş.
Maalesef diyorlar hani kaçırdınız.
Sonra o sırada... Merdivenlerden biri iniyor.
Erman Şener iner kişi.
Zeki Bey hemen ona koşuyor işte elindeki zarfla.
İçinde tabi fotoğraflar var.
Erman Şener de zannediyor ki kendi yarışmaya katılacak.
Ondan böyle can hıraş uğraşıyor.
Pek de bir şey yapmıyor böyle beğenmiyor yani.
Zeki Bey de tabi Tarık Akan kadar alınlı bir genç değil.
İşin aslı bu yani. Tam yok diyecekken hani bitti yarışma falan diyecekken Zeki Bey elindeki zarfından fotoğrafları çıkarıyor.
Tarık Akan'ın fotoğraflarını. Erman Şener tabii Tarık Akan'ı görünce gözlerine inanamıyor.
Ya diyor fotoğraflarda oynamadınız değil mi diyor.
Hayır diyor. Söyle arkadaşına diyor onu ben bir şekilde bu yarışmaya aldıracağım.
Hani yarışma bitmiş bakın. Ben diyor aldıracağım onu diyor gelsin diyor.
Ve 1969 yılının sonbaharı Zeki Bey tabii çok mutlu.
Tarık Akan da bunu duyunca çok mutlu oluyor.
Çünkü aslında onun düşündüğü şey para.
ödülü değil. O parayla annesine babasına iyi bir palto alacağını düşünüyor.
Yok çünkü arkadaşlar babası emekli ve durumları iyi değil yani.
Derken 1970 yılı ses dergisi yarışmasının birincisi açıklanıyor.
Ocak sayısı kapağında Tarık Akan'ı görüyoruz artık.
Birinci olmuş ve bir filmde oynama şansı elde ediyor.
Ve para ödüllü de var tabii. O zaman arkadaşlar gerçek adı Tahsin Tarık Üregül.
Ve diyorlar ki bu sayı adı olmaz.
Hani değiştirelim bunu. Uygun değil.
Starlık adına uygun değil. Ne yapsak ne etsek diye düşünürken Tarık Akan'ın böyle sürekli Fikret Hakan'dan bahsettiğini şey yapıyorlar.
Böyle bir anda farkına varıyorlar.
E diyorlar Hakan'ın H'sini atalım.
Fikret Hakan'ın hepsini. Sen de Akan ol.
Hani Tarık Akan. Fikret Hakan, Tarık Akan.
Derken ilk filmi için 1970 yılında Fatma Girik, Münir Özkul'la beraber kamera karşısına geçiyor.
Ve o sene aynı anda üniversiteyi de kazanıyor.
Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği.
Buraya kaydoluyor. Sevgili Fatma Girik, nurlar içinde uyusun.
Tarık Akan'ı ilk gördüğünde diyor ki bu sırıkla mı oynayacağız ya?
Demiş. Sırık demiş. Ve film çekimi bitince de şey demiş.
Bu sırıkta iş var. İkinci filmi Türkan'ım Şoray'ımla oluyor arkadaşlar.
Sadece Yeşilçam'ın değil bana göre dünyanın en güzel kadını.
Hayranım. Tablo kadın.
Bakmalara doyamam. Sırf onun güzelliğini izlemek için.
Yemin ediyorum bütün filmlerini izlemişim var.
Ve bu konu tartışmaya kapalı.
Sakın bana Yeşilçam'ın en güzeli değil falan de.
Bana göre öyle. Devam edelim.
Dönemin en güçlü yapımcı ve yönetmenlerinden Ertem Eğilmez biliyorsunuz.
Tarık Akan'daki o star ışığını görüyor.
Ve arzu filme onu almak istiyor.
Teklif üstüne teklif yağıyor falan böyle.
Ve Yeşilçam'ın en güzel, en popüler kadınlarıyla başrol oynamıştır Tarık Akan.
Oynamadığı kimse yok hatta.
Ama tabii... Okulu çok ihmal ediyor.
Devamsızlığı birikiyor falan. O yüzden biraz da böyle sıkıntılı bir durum üniversite hayatı.
Diyor ki en iyisi ben bölüm değiştireyim.
Hani devam sıkıntısı daha az olan bir bölüm tercih edeyim ki problem yaşamayıp okulu da bitireyim.
Derken gazetecilik bölümüne giriyor ve bitiriyor.
Yani Tarık Akan'ın gazetecilik diploması var.
1972'de 10 film çekmiştir.
Yani öyle bir zaman ki bu.
Rol yaptığı zamanlar kendi yaşamını yaşadığı zamanlardan daha fazla diyebilirim 1972 yılı için.
12 Mart 1971'de TSK bir muhtırayla yönetime el koyuyor ki bu dönem Türkiye'nin toplumsal barışı ve siyasal gündemi açısından çok çok çok sancılı yıllar.
Suçlu filmindeki oyunculuğuyla 1973 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin en başarılı erkek oyuncusu ödülünü kazanıyor.
Tek tek filmlerini saymayacağım merak etmeyin çünkü ömrüm yetmez.
1974'de Ertem Eğilmez de yoluna devam etme kararı alıyor.
Bu arada beni en çok etkileyen filmi daha önce de söylemiştim.
Canım Kardeşim filmi. Kemal Sunal bölümünde bahsetmiştim bundan.
Yani hayatımda gerçekten bu kadar ağladığım nostaljik bir Türk filmi yok diyebilirim.
Ah be kahraman ciğerimizi yaktın.
1975 yılında Hababam Sınıfı geldi biliyorsunuz.
Rıfat Ilgaz'ın romanından uyarlanmıştır Hababam Sınıfı.
O kadar tuttu ki hala izliyoruz.
Hala. O kadar güzel ki.
Damat Ferit zaten unutulmaz bir karakter Hababam Sınıfı'nda.
Okulun en yakışıklısı.
İşte İnek Şabanımız var. Kemal Sunalı'mız, canımız.
Kanalımda biyografisi var.
Mutlaka dinleyin Kemal Sunalı.
Bu arada Tarık Akan bu kadar ünlüyken bile Bakırköy'deki o eski berberi, eski kunduracısı bunlara gidermiş.
Hiçbir zaman mahallesinden kopmamış.
Hatta bir ara çok güzel para kazanıyor gidiyor üstü açık bir araba alıyor ama rahat edemiyor.
Hani mahalleye gittiğinde eski Tarık Akan gibi davranmak istiyor ama böyle de bir arabası var.
O yüzden arabasını satmıştır.
Yani şöhretin, paranın, çevrenin...
Özünü bozmadığı o kaliteli insanlara bayılıyorum.
Tarık Akan da onlardan biri.
Hatta bakın Tarık Akan nasıl bir insandı biliyor musunuz?
Size bir olay anlatmak istiyorum. Bence bu yetecek anlamanız için.
Hani Bizim Aile diye bir film var ya çok güzel bir aileydi.
Bu arada eski filmler bence bize...
Bu Yeşilçam'daki eski filmler.
Nasıl aile olunur?
Bunu öğretirken. Şu an izlediğimiz dizilere bakıyorum.
Nasıl aile olunmaz?
Nasıl bir aile dağıtılır?
Nasıl parçalanır? Bunu öğretiyorlar.
Bu konuda çok muzdaribim arkadaşlar.
Devam edelim. Bu bizim aile filminin çekimleri sırasında.
Adile Naşit. Onun da arkadaşlar fizide özel bölümünü yaptım.
Çok çok kıymetli bir isim.
Mutlaka dinleyin. Adile Naşit, Tarık Akan'ın çok böyle mutsuz olduğunu fark ediyor.
Bizim ailenin çekimleri sırasında.
Yanına gidiyor. Ve derdi neymiş biliyor musunuz?
Şu. Üniversite yıllarında okulun orada bir matbaa var.
Gel zaman git zaman bu matbaacıyla dost oluyor Tarık Akan.
Ve bu matbaacı bazen kitapları kendi bastırıyor.
Kendi cebinden para ödüyor bastırıyor.
Anadolu'daki yoksul çocuklara gönderiyor.
Kitabı olmayan çocuklara kitap gönderiyor.
Tarık Akan işte bu adamın işlerinin kötüye gittiğini öğreniyor.
Matbaanın yakında kapanacağını öğreniyor.
Çok üzülüyor. Çünkü tek başına altından kalkabileceği bir şey değil.
Ama kimseye de söyleyemiyor.
Bunu duyduktan sonra işte Adile Naş'ta anlatıyor ya.
Bizim aile setiz. rahmetli Münir Özkul.
Onu da çok severim. İşte Adile Naşit bu olayı duyduktan sonra ne yapıyorlar biliyor musun?
Ne kadar kıymetli isimler bunlar ya.
Aldıkları yevmiyeleri topluyorlar.
İşte çok iyiye gittiği için film.
Yönetmen diyor ki hepinize 3 yevmiye birden vereceğim.
Bunları alıyorlar. Bu yevmiyeleri Tarık Akan'a veriyorlar.
Al kardeşim bunu matbaciye götür.
Durumu iyi olunca bize hani peyder pey öder diye toparlayıp veriyorlar.
Tarık Akan tabii üzerine koyuyor bayağı bir.
O matbaacıyı bu durumdan kurtarıyor.
Yani onların sayesinde o dükkan kapanmıyor.
Ya ne kadar güzel gönüllü insanlar var dedi bunu duyduktan sonra.
Nasıl bir ahde vefa Tarık Akan'daki görüyorsunuz değil mi?
Üniversitenin oradaki matbaacıyı düşünecek kadar.
Ve Tarık Akan bunu her zaman yaparmış.
Yani hep böyle insanların yardımına koşan biri.
Ve o kadar mütemazı bir insan ki bunu hiçbir zaman dile getirmemiştir.
Hatta şöyle bir şey var.
Havabam sınıfında başrol Tarık Akan başroldür ama...
Buna rağmen afişte ne yapıyor biliyor musunuz?
En başa kendi adının yazılmasını asla istemiyor.
Hayır diyor. Münir abim benim büyüğüm Münir Özgül.
En başta diyor onun adı olacak diyor.
Ve Münir Özgül'ün bundan haberi yok.
Yani hiçbir şekilde duymamış bunu.
Sonradan öğreniyor. Görüyor işte nasıl olur diyor.
Hani Tarık Akan buradaki star.
Ağlamış sarılıp Tarık Akan'a düşünün.
Öyle mütevazi bir insan. Gelelim hayatını en çok değiştiren isimlerden birine.
1975 yılı.
Vasif Öngören arkadaşlar.
Kendisi çok değerli bir yönetmen.
Oyuncu ve oyun yazarı.
Dramatürk. Ve Tarık Akan'dan böyle şey istiyor.
Sen diyor artık bir starsın.
Bol bol kitap okuyacaksın.
Kendini geliştireceksin. Ve lütfen diyor.
Siyasal bir bilinç kazan diyor.
Daha entelektüel bir oyuncu olmalısın diyor.
Hani Tarık Akan'dan bir Tarık Akan daha doğurmaya çalışıyor.
Daha yüksek bir versiyonunu.
Ve Tarık Akan gerçekten onu dinliyor.
İşte bütün klasikleri okuyor.
Resmen bir kitap bağımlısı oluyor ama.
Başucu kitabı Konstantin Stanislavkin'in Bir Karakter Yaratmak kitabı.
Tiyatro ile ilgilenenler bilir.
Tarık Akan... Vasıf öngören için diyor ki hayatımda ufkumu açan hocaların en önemlisi diyor.
Eğer diyor o hayatıma girmeseydi ben belki buzdağlarını kırmakta zorlanabilirdim.
Ben kendimi ona teslim ettim diyor oyunculuk anlamında.
Arkadaşlar hayatımızı kökten değiştiren şeyler her zaman bir olay olmuyor.
Hani büyük olaylar bekliyoruz ya.
Bazen de bunu bence bir insan yapıyor.
Tek bir insan, tek bir dokunuşla, belki tek bir sözüyle.
İşte Tarık Akan'ın da vasıf öngörendir bunu yapan kişi.
Çünkü şöyle bir şey var dediğim gibi şimdi Tarık Akan'ın artık böyle damat Ferit diyoruz ha babam sınıfta bir rolü var.
Hani böyle bir rolde yakışıklı aktör falan sürekli böyle anılan bir isim.
O yüzden Ertem Eğilmez artık böyle hani yollarını ayırma zamanı bu vasıf öngarenden sonra oluyor.
Hayatını değiştiren insan.
Çünkü artık o noktadan sonra toplumsal içerikli filmlerde görüyoruz Tarık Akan'ı.
Yani damat Ferit'le vedalaşma zamanı diyebilirim ki 1977'ye kadar çektiği filmlerden dolayı.
olayı hep böyle ona işte kartpostal çocuğu, yakışıklığı falan deniliyor.
Hani yakışıklılığıyla ön planda olan bir isim.
Ama 1973 yılında işte başrol oynadığı o Canım Kardeşim filmi var ya aslında bize şunu gösteriyor o film.
Sonraki yıllarda sinemada izleyeceğimiz Tarık Akan'ın fragmanı gibi o Canım Kardeşim filmi.
Ve gelelim 1977 yılına.
Burada artık meşhur Baraj filmini görüyoruz.
Baraj filmi o güne dek beyaz perdede gördüğümüz Tarık Akan'dan çok daha başka bir Tarık Akan.
Böyle bir film yani. Burada artık işte iyi kalpli, yakışıklı delikanlıyı görmüyoruz.
Üç kağıtçı dolandırıcı bir katil oynamıştır bu filmde ki arkadaşlar 77 yılı sıkıntılı bir yıl.
Sinemada sansür var.
Çok çekmişler sansürden özellikle Tarık Akan ve o...
İşte Yeşilçam'daki o starlar bu döneme tekabül edenler çok çekiyorlar sansürden.
12 Mart Cuntası sonrası işte çok büyük bir baskı ortamı var.
Ve o dönemde pek çok film aşırı politik bulunarak gösterimden kaldırılıyor.
Hatta Kemal Sunal bölümünü dinlerseniz orada size bu Kapıcılar Kralı vardı ya o filmin alt metnini anlatıyorum.
Mutlaka dinleyin o yüzden buralardan bahsediyorum.
Dediğim gibi bazı filmler sansüre uğruyor.
Bazıları aşırı politik olduğu için gösterimden kaldırılıyor.
Ya da hiç gösterime girmiyor.
Genceboy'un başrolünü oynadığı Batsın Bu Dünya filmi.
Bakın bu bile halkı isyana teşvik ediyor diye silahlanmaya yöneltiyor diye yasaklanmıştır bu film.
Ve 70'li yıllarda tabi Yılmaz Güney arkadaşlar ve Vedat Türkkali bayılırım kitaplarını Vedat Türkkali imzalı filmler sansüre uğruyor ve Yeşilçam'ın tüm sanatçıları ne yapıyorlar?
Beyoğlu'nda toplanıyorlar bir yürüyüş yapıyorlar.
Meşhur yürüyüşleri ve bu sansüre karşı bir duruş aslında o yürüyüşleri.
Sonra işte Ankara'ya meclise yürüme kararı alıyorlar ve en baştaki Mart Tarık Akan var bu yürüyüşte.
Türkan Şoray var. Fikret Hakan'ı görüyoruz.
Halil Ergün. Kadir İnanır.
Daha pek çok değerli isim.
400'e yakın isim var Yeşilçam'da.
Bunlar toplanıp Ankara'ya yürüyorlar.
İnanılmaz bir soğuk. Ankara'nın kasımını bilirsiniz nasıl soğuk olun.
O soğukta gidiyorlar. Önce Anıtkabir'e yürüyorlar.
Hatta Türkan'ım Şoray'ım.
Anı defterine bir yazı yazıyor orada.
Aziz Nesin konuşma yapıyor.
Böyle bir dayanışma atmosferi var.
Harika bir dönem. Sanatçılar arasında harika bir dönem.
Ve bu yürüyüş sırasında Tarık Akan.
Yönetmen Yavuz Özkan ile Büyük bir yakınlaşma yaşıyor.
Çok iyi bir dostluk kuruyorlar.
Tarık Akan sonra Maden filmini çekmiştir.
1978 yılında işte Yavuz Özkan'la tanıştıktan sonra.
Direkt böyle işte toplumsal bir mesele.
Harika bir film. Maden işçilerinin yaşadığı zorluklar anlatılıyor.
Cüneyt Arkın'la başroldeler.
Hatta burada da bir star olayı olmuş.
Hani sen starsın ben starım vesaire.
Yine adını yazdırmak istememiş.
Tarık Akan yine mütevazılık yapmış.
Cüneyt Arkın da aynı şekilde. Hatta demiş ki hangimiz hangi rolü alalım.
Cüneyt Arkın diyor ki ben bir işçiyi oynamak istiyorum.
Hiçbir şey. şekilde işte ben starım sen şöylesin böyle bir muhabbetleri yok harika.
Neyse tam bu film çekilecek arkadaşlar maden filmi.
Bir bakıyorlar sette biri eksik başrol.
Tarık Akan yok. Neredeymiş?
Çekimler başlamadan önce bir madenci ailenin evine gitmiş.
Bildiğiniz onlarla yaşamaya başlamış.
O role daha iyi girebilmek için bir madencinin hayatına daha iyi tanık olabilmek için böyle bir şey yapmış.
Ve çekimler bittikten sonra Tarık Akan bu filmi alıyor.
İşte yayına girmeden önce cezaevine Yılmaz Güney'e götürüyor.
Yılmaz Güney diyor ki sen git diyor bu film bende kalsın yarın veririm diyor ama arkadaşlar o zamanlar hani Şu gündeki gibi değil.
Hani bir şey silindiği zaman geri getiremiyoruz.
Filmin başına bir şey gelirse geri dönüşü yok.
Çok büyük bir risk. Korka korka tamam diyor.
Hani burada kalsın. Veriyor ama böyle içi içini yemiş.
Neyse ertesi gün işte Tarık Akan almaya gidiyor.
Filmini cezaevine tekrar. Yılmaz Güney'in yanına gidiyor.
Bir bakıyor. İki yanda böyle mahkumlar durmuş.
Tarık Akan'a alkış kıyamet.
Nasıl alkışlıyorlar. İzlemişler filmi ve çok beğenmişler mahkumlar.
Tarık Akan bunu görünce tabii gözleri doluyor.
Ve madem filmi Yeşilçam'ın en iyi filmi.
arasında arkadaşlar. Ama Tarık Akan yeni versiyonu bakın artık.
Yeni versiyonuyla şunun da farkında artık çok fazla iş bulamayacak.
Çünkü o damat Ferit gitti. Yakışıklı kartpostalı çocuk gitti.
Yeni versiyonu çok sıkıntılı.
Yani her an hüküm giyebilir.
Her an başına bir şey gelebilir.
İş alamayabilir ki öyle oluyor zaten.
Ve bu sürece bile isteğe adım atmıştır.
O yüzden maden filmi bir dönüm noktası önemli.
Ve maden filmi Altın Portakal'da yine ona en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandırmıştır.
Bu arada Altın Portakal Rekoru erkek oyuncu olarak Tarık Akan'dadır.
Sonra Madem filmini çekiyor işte sosyal içerikli bir film.
Bu arada arkadaşlar Yılmaz Güney'le de iyi bir dostluğu var.
Çok hayran ona. Ve Yılmaz Güney yine bu işte cezaevi ziyaretlerinden birinde Tarık Akan'a bir senaryo veriyor.
Sürü film arkadaşlar sürü filminin senaryosu yine harika bir film.
Tarık Akan senaryoyu götürüyor otel odasına okumaya başlıyor.
Ve sevinçten çıldırıyor taklalar falan atmış o kadar yani öyle bir sevinç.
Ve sırf bu film için Güneydoğu'ya gidiyor önceden çekimlerden önce gidiyor.
Mağaralarda yaşayan insanlarla vakit geçiriyor Tarık Akan böyle bir oyuncu.
Herkes tren biletini zaten kendi cebinden alıyor.
Çok büyük bir yoklukla çekiliyor sürü filmi.
Çok büyük bir emek var. Ve bu filmden sonra artık ona komünist Tarık diyorlar arkadaşlar.
Tehditler almaya başlıyor.
Yanında silah taşımaya başlıyor.
Böyle bir sürece adım atmış oluyor.
Derken 12 Eylül 1980 darbesi yine Tarık Akan.
Denizli'de askeri görevini yaparken bu yaşanıyor.
Ve Tarık Akan sıkı yönetim tarafından haddi bildirilmesi gereken azılı isimler arasında yerini almıştır.
Komünist Tarık dedim ya. Şimdi arkadaşlar 12 Eylül darbesinden...
sonraki o 3 yıl var ya hakkında işlem yapılan kişi sayısı bakın 12 Eylül darbesinden sonraki 3 yıl içerisinde diyorum.
Hakkında işlem yapılan kişi sayısı 1 milyon 700 binleri görmüş düşünün.
Yani şu anki gibi bir nüfus da yok o zamanlar.
Böyle bir ortam. Böyle bir ortamda askerlik yapıyor.
Tekrar setlere dönüyor.
Ve Yılmaz Güney'in hapishanede tanıdığı mahkumlardan biri var.
Seyit Ali. Onun hayatını anlatıyor.
Yılmaz Güney yazıyor. O oynuyor.
Ve bu film çekildiği sırada 1981 yılının yazında bir organizasyon için Tarık Akan Almanya'ya gidiyor ve bir gazetede sağ görüşlü bir gazete Tarık Akan hakkında asılsız bir iddia ortaya atıyor.
Deniliyor ki işte Tarık Akan askerliğini yapmadı.
Almanya'da da Türkler aleyhinde konuşmalar yaptı.
Hatta iddiaya göre Tarık Akan işte sol elini havaya kaldırmış ve demiş ki birinci kurtuluş savaşı olmadı ama ikincisini mutlaka başaracağız.
Ne demek bu? 12 Eylül zamanındayız.
Hapishane yolu demek ve Türkiye'ye indiği gibi alıyor.
Az önce anlattığım üzere ve sorguda şunları soruyorlar.
Dinin ne? Kelime-i şehadet getir.
Namaz kılıyor musun? Bakın bu tarz sorular soruluyor.
İşte yok niye sürü filmini çektin?
Sen niye o bölgenin sorunlarını kaşıyorsun falan bu tarzda sorular.
Sonra tabi cezaevine atılıyor ve 47 gün içeride kalmıştır.
Sonra yaşadıkları film oluyor zaten ve 2002 yılında Anne Kafamda Bit Var kitabında bu sürecini anlatıyor.
Tekrar cezaevine girecekti işte 6 yıl hapsi isteniyordu ama onu şikayet eden ihbarcı vazgeçti.
Hani gerçekler bunlar değil diye ifade verdiği için merat ediyor.
Ve yol filmiyle Altın Portakal'da en iyi erkek oyuncu ödülüne aday oluyor.
Pehlivan filmi yine Altın Portakal ödülü almıştır.
Ve 1985'te Berlin ve Palermo Uluslararası Film Festivallerine ödül kazanıyor.
1986 senesinde ani bir şekilde büyük bir aşkla Yasemin Erkut Hanım'la evleniyor.
İlk çocuklarının adı Zeki Barış.
Bakın oğluna en yakın arkadaşı dedim ya sırdaşı, dostu, kardeşi Kozalak Zeki'nin adını vermiştir.
Barış da şundan dolayı Zeki Barış ya çocuğunun adı.
Barış halen yargılanmakta olduğu için hani o davanın adı.
Sonra işte ikizleri oluyor.
Özlem ve Yaşar. Yani babasının adıdır Yaşar.
Yaşar Özgür koymuştur.
Niye Özgür koyduğunu tahmin edersiniz.
Ve Tarık Akan'ın bu evliliği 3 sene sonra bitiyor.
Daha sonra 32 yıllık bir hayat arkadaşı oluyor Acun Hanım.
Onu da bir sette görüyor.
Balerin Acun Hanım. Çok büyüleniyor işte onun dansından.
Kim o kız diyor. Numarasını alıyor ve öyle bir aşk başlıyor.
Ve son gününe kadar yanında olmuştur Acun Hanım.
Ve hatta demiştir ki Acun bana çok güzel baktın.
Yani işte ödülden ödüle koşuyor.
Sayısız ödüller alıyor. 7 kere altın portakal almış bir kere.
Bir rekor bu. Ama en ses getiren şüphesiz Karakma Geceleri filmi.
Adana Altın Koza en iyi erkek oyuncu ödülünü almıştır bununla.
90'ların başında Taş Mektep adını verdiği bir okul kurdu Tarık Akan.
Ve hayranı olduğu Nazım Hikmet.
Nazım Hikmet adına bir vakıf kuruyor.
Ve 2000'li yıllarda belgeseller yapıyor.
Çok güzel belgeselleri.
Ve hayali 97 yaşına kadar yaşamak.
Ama maalesef o elim hastalığa yakalanıyor.
Ve 15 Eylül. 2016'da Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece saat 4'te Tarık Akan'ımızı kaybettik.
67 yıllık uzun metrajlı bir filmin sonu.
Ve biyografisini yazan Mustafa Balbay'ın dediği gibi tek bir anı bile sahte değil.
67 yıllık uzun metrajlı bu filmin.
Öyle bir hayat. Ve cenazesine Zonguldak'tan maden işçileri, İstanbul'dan tekel işçileri katılıyor.
On binlerce seveni ve çok güzel bir şekilde uğurladık onu.
Ve anma töreninde en yakın arkadaşı, 52 senelik dostu Kozalak Zeki dediğimiz yakın arkadaşı Zeki Bey diyor ki sizin Tarık Akan'ınız öldü, benim öteki yarım öldü demiştir.
Çok sevdiğimiz insanlar bence ölümsüz oluyor.
Çünkü kalbimizde asla ölmüyorlar.
Tarık Akan onlardan biri bence.
Her zaman kalbimizde oldu, olacak.
Yeri asla dolmayacak bir isim.
Hani Hababam sınıfında meşhur bir replik vardı.
Okuldan kaçacakları zaman okul kapısındaki bekçiye gidip bir bahane buluyorlardı ya.
Aç kapıyı Veysel Efendi diyorlardı.
Vefat ettiğinde aç kapıyı Veysel Efendi.
Hababam sınıfı damat Ferit'i uğurluyor yazmışlardı.
Çok etkilenmiştim. Hoşçakal Yeşilçam'ımızın yakışıklısı, halkın sanatçısı.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar.
Hoşçakalın. Bay bay. Bir podcast fikriniz
var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
