
Terappin Hakkında detaylı bilgi almak için: www.terappin.com
OSB20 koduyla ilk terapi seansın %20 indirimli * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir*
Transkript
Terapinin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Saat yine sabahın körü.
Bazen şey diyorsunuz, Merve hasta mısın?
Sesin niye öyle geliyor? Çünkü yani yeni uyanmış olabilirim.
O yüzden. Bir arkadaşım şey diyordu, ya sabahın köründe böyle enerjik olan insanlara gıcık oluyorum.
O benim. Güneş doğduğu an benim enerji yükleniyor.
Bugün ne konuşacağız Merve?
Bu konuyu hiç konuşmadığımızı fark ettim ya.
Böyle yaşanmamış gibi yaşıyoruz ama yaşandı maalesef.
Bundan yaklaşık 4 sene önce yine bir Kasım ayıydı.
17 Kasım 2019'da Çin'de Wuhan'da bir virüs salgını çıktı.
Hepimizi mahvetti.
2020 Ocak'ta işte etkisi giderek genişledi genişledi.
Tüm dünyaya yayılmaya başladı.
Biz de şey diyorduk ya bize gelmez ya.
Ben öyle diyordum. Ve derken 11 Mart 2020'de Dünya Sağlık Örgütü küresel salgın ilan etti.
Zaten aynı tarihte Türkiye'de ilk vaka tespit edildi.
Ve 1 Nisan 2020'de koronavirüs vakalarının tüm Türkiye'ye yayıldığı açıklandı.
1 Nisan'da şaka gibi.
Ve biz 2 yıl bu illetle uğraştık.
Ülkece yaşadıklarımızı hepimiz biliyoruz.
Anlatmaya gerek yok. Yani adını bile anmak istemiyorum.
Çok zor zamanlardı. Böyle birbirimize sarılmaya resmen hasret kaldık, evlere hapsolduk o günlerde ve en kötüsü de benim için şuydu, biliyorsunuz ben belirsizlikten çok korkarım.
Ne zaman biteceğini bilmiyorduk ya, o belirsizlik beni çok yormuştu, kabus gibiydi.
Covid-19 konusunu geçiyorum, bugün ondan bahsetmeyeceğim.
Hani Yılmaz İlkan'a diyor ya...
Yaşadığımız yetmiyor bir de senden dinliyoruz hayatın acı gerçeklerini.
O yüzden bahsetmeyeceğim.
Covid bitti böyle yasaklar komple kalktı ya hani tam bitmiş değil ama.
Şöyle bir hayalim vardı arkadaşlar.
Kızılay meydanında maske yakma partisi.
Bunu hayal ettim tüm Covid sürecinde.
Yani insanları ne kadar sevdiğimi anladım resmen.
Kalabalıkları bile özledim.
Yani hayatın bir daha eve sığmayacağı günler diliyorum hepimize.
Hayat eve sığmasın ya.
Şimdi adını bile anlıyorum, geçiyorum onu.
Bugün ben size ne anlatacağım?
Tarihin seyrini değiştiren, dünyayı değiştiren bulaşıcı hastalıklardan kolera.
Sıtma ve özellikle vebadan bahsedeceğim.
Tarihte neler yaşanmış bununla ilgili şöyle kısa bir yolculuğa çıkacağız.
Önce epidemi ile başlayalım.
Epidemi nedir? Şimdi epidemi bir coğrafyada meydana gelen ve o coğrafya nüfusunun yüksek bir oranını etkileyen salgın hastalık.
Pandemi dediğimiz ise yani covid gibi dünyayı etkileyen salgın hastalık pandemi.
Yani etkisi çapı çok daha geniş olan.
Pandemi eski Yunancadan geliyor.
Tüm anlamında demos insanlar anlamında yani pandemos buradan geliyor.
Tüm insanları etkileyen anlamında bir salgının pandemi olabilmesi için 3 önemli kriter var.
Şimdi birincisi daha önce hiç maruz kalınmamış bir hastalık olacak bu.
İkincisi bulaşıcı olması gerekiyor ve son derece tehlikeli sonuçlar doğurması gerekiyor.
Üçüncüsü de kolay bir şekilde diğer insanlara bulaşan bir şey olması gerekiyor.
Salgın hastalık dediğimiz ise hastalık oluşturan bir enfeksiyon etkeninin duyarlı bir canlıya doğrudan veya dolaylı bir yolla geçişiyle oluşan bulaşıcı hastalıkların yayılarak çok sayıda canlıda hastalık
oluşturması. Tarihte kara veba, kolera, İspanyol gribi, tifo gibi hastalıklar pandemi olarak biliniyor.
Ben bugün size üçünü anlatacağım.
Pandemi sayılması için en önemli şey ne biliyor musunuz?
Ulaşıcı olması arkadaşlar ölümcül olması değil.
Bulaşıcı olması ve salgın şeklinde yayılan bu bulaşıcı hastalıkların tipik bir seyri var.
Şöyle hastalık çok kısa bir sürede bulaşıyor, hemen yayılıyor, akut ve şiddetli bir şekilde seyrediyor ve kısa süre içerisinde hastalığa yakalananlar ya hayatını kaybediyor
ya da tamamen iyileşiyor.
Hastalıktan kurtulanlar uzun süreli veya ömür boyu bir bağışıklık geliştiriyor.
Olay bu. Geçmiş salgınları neden anlatıyoruz?
Çünkü bunları anlamamız gerekiyor ki gelecekteki salgınlara daha iyi hazırlanabilelim.
Umarım böyle bir şey yaşanmaz.
Tarih boyunca yaşanan büyük salgınlar dünyada çok büyük değişikliklere sebep oldu.
Sosyal ekonomik sıkıntılar oldu, demografiler değişti, göçler yaşandı, iyi şeyler de oldu tabii.
Merve ne gibi iyi bir şey olabilir?
Salgın hastalık bu demiş olabilirsiniz.
Az önce dediğim gibi Covid-19 bana insanları ne kadar sevdiğimi hatırlattı.
Böyle bir şey değil tabii ki. Şöyle mesela kolera hijyen önlemlerinin alınmasını sağladı.
Hemşireliğin gelişmesini sağladı.
Oral sıvı tedavisinin bulunmasına neden oldu.
Verem salgınları zayıflatılmış canlı aşılık.
Çiçek çiçeği sonlandıran aşının bulunmasına neden oldu.
Veba karantina önlemlerinin geliştirilmesini sağladı.
Milyonlarca insanı yok eden bu salgın hastalıklar imparatorlukların yıkılmasına bile sebep oldu.
Veba feodalizmin sonunu getirdi ama tabii kapitalizmin de tohumlarını attı diyebiliriz.
Sifilis hastalığından dolayı cinsel yaşamda korkular oluştu.
İnsanlar perukla tanıştılar.
Ve bu hastalıkların nedenini bilmedikleri için yani salgınların nedenini genelde büyü zannettiler.
İşte kötü ruhlar, tanrını gazabı sebebini bunlar zannediyorlar.
Önce 19. yüzyılın en ölümcül hastalığı olarak kabul edilen kolera ile başlamak istiyorum.
Vibrio cholera adlı bakterinin neden olduğu bir bağırsak enfeksiyonu bu.
Başlangıçta tek belirtisi önceden hiçbir uyarı olmadan bağırsakların bir anda boşalmasını getirdiği o şaşkınlık.
Sonra şiddetli kremplar.
Bu arada Çağınırman yaratılan dizisini izlemişsinizdir.
Orada gördüğünüz gibi etkileri.
Zaten bu podcastı da o sahnede çekmeye karar verdim.
Onu izlerken bir dakika ya dedim ben hiç bulaşıcı hastalıklardan bahsetmedim.
Oradaki salgın koleraydı arkadaşlar.
Murat Soner diyor ya yani o şekilde göstermenize gerek yoktu.
İnsanların kolera olduğunu.
Şimdi kolerada kontrolsüz bir sıvı kaybı oluyormuş.
Yani tarihçi bilim McNeil diyor ki koleranın öldürme hızı zaten panik yaratan şey.
Çok hızlı çok ani bir şekilde.
Ani bir su kaybı ve birkaç saat içinde insanlar adeta kuruyup kalıyorlarmış.
Böyle avurtları çöküyor. Eski halinden eser kalmıyor.
Kılcağı damarlarının patlamasıyla deri siyah veya böyle mavi bir renge bürünüyormuş.
Bu da aslında hastanın yaklaşan sonunu gösteren bir detaymış.
Ve kolera 200 yılı aşkın bir süre boyunca etkili oluyor.
Günümüzde de hala görülüyor.
Peki bunun nedeni ne?
Şöyle ki 1850'den önce kolera...
Kolera'nın miyazma olarak havayla taşındığı düşünülüyor arkadaşlar.
Ve herkesin bu havayı soluyarak hastalandığını düşünüyorlar.
Ve bu kötü kokulu miyazmanın sığ bataklıklardan kaynaklandığını, akarsuları kirleterek hastalığa neden olduğunu öne sürüyorlar.
Sonra 1854'teki kolera salgınında kurbanların yaşadığı ve onların hayatını kaybetmiş olduğu yerlerin bir haritasını çıkarıyorlar.
Ve hastalığın görülme sıklığının yani insidan...
Sığ bataklıklara komşu olan bölgelerde daha yüksek olduğunu sap diyorlar.
Ve diyorlar ki bulduk toprakla ilişkisi var.
Bu sonuca varıyorlar. Ama Kraliçe Victoria'nın bir hekimi var.
John Snow. Adamın adı gerçekten John Snow.
O başka bir sonuca ulaşıyor.
Niye? Çünkü John Snow o kadar çok hastaya bakıyor ama ona rağmen kolera ona bulaşmıyor.
Yani diyor kolera madem hava yoluyla bulaşıyor.
E ben bu kadar hastaya bakıyorum niye hastalanmıyorum diye düşünüyor.
koleranın tüm vücuda komple yayılmadan önce bağırsakları tuttuğunu gözlemliyor.
Yani koleranın pis havayla bir alakası yok.
Büyük olasılıkla ağızdan alınan bir zehrin bağırsaklarda çoğalması sonucuyla olduğunu öne sürüyor.
Tahminime göre diyor zehir dışkıyla vücuttan atılıyor ve bu da su kaynaklarının kirlenmesine yol açıyor ve diğer insanlara bu şekilde bulaşıyor diye tespit ediyor.
Hatta raporunda şöyle yazmış.
Ölenlerin hepsi hemen hemen Broad Sokağı'ndaki tulumbaya yakın oturanlar demiş.
Yani su kaynağına yakın oturanlar.
Sonra diğer tulumbalara yakın oturanları inceliyor ve evet gerçekten de su kaynağına yakın olanlar da ölüm oranı çok daha fazla.
Broad Sokağı'ndaki tulumbadan su alıyor mikroskopla inceliyor ve içinde böyle beyaz beyaz topaklar görüyor.
İşte bu kolere enfeksiyonunun kaynağı ve bu tulumbaların kollarını söktürünce Koleranın yayılması çok yavaşlıyor.
Adeta durma noktasına geliyor.
Sonra Broad Sokağı'ndaki tulumbayı incelemeye alıyorlar ve kuyunun dibindeki suya çok yakın bir noktada lağım suyu tespit ediliyor.
Çünkü su kirlenmiş o yüzden kolera olmuş.
Kırık bir lağım borusu temiz suya karışmış.
İşte 1845'teki kolera salgınında John Snow'un bu Sherlock Holmes duyu sayesinde yani tüme varımlarıyla koleranın kaynağının kirli su olduğu tespit ediliyor.
Tabi bazı hekimler asla buna ikna olmuyorlar.
Hala havadandır diyenler var.
Hatta 1884'te Dr.
Max von Pettenkofer koleradan hayatını kaybeden birinden bir bakteri kültürünü şişeden kafaya dikip içiyor.
herkesin gözü önünde bunu yapıyor ispatlamak için hani havadan bulaşıyor demek için adam sonra kolera oluyor ama bunu saklıyor sır gibi hastalığı nasıl atlattı diye düşünebilirsiniz daha önce kolera
atlatmış yani kolera atağa geçirip bundan kurtulmuş bağışıklık geliştirmiş vücudu o yüzden kurtulmuş 1700'lü 1800'lü yıllarda Avrupa ve Amerika'da kentlerin suları o kadar pis ki ve
maalesef sadece yoksullar içiyor bu suları.
O yüzden onlar koleradan en çok zarar görenler oluyor.
Sanayi devrimiyle zaten köyden kente göçler oldu.
Aynı evde 10 kişi yaşıyordu insanlar.
Bunlar da arttırdı tabii. Şimdi köyde açık hava var.
Orada daha genç bir alanda yaşıyorlar.
Kente gelince küçücük bir evde 10 kişi.
Hijyen diye bir şey zaten yok.
Bunlar da arttırdı. Sular daha çok kirlendi.
Kentlerdeki nüfusu arttıkça.
Tuvaletler daha da ortak kullanım alanı oldu, hijyen asgari düzeye indi, temiz su bulmak gitgide zorlaştı, kolera da aldı başını gitti.
Ve bir yüzyılı aşkın bir süre boyunca kolera belasının içkiden, aşırı yiyip içmekten, zevkten, sefadan, zinadan dolayı olduğunu, Tanrı'nın bir cezası olduğunu düşünenler
oldu. Kim onlar? Ruhban sınıfı.
Hatta ruhban sınıfının iddiasına göre koleradan hayatını kaybedenler zaten günahkarlardı.
Az sonra vebada göreceğiz ama onları.
Yani ruhban sınıfını göreceğiz.
Çoğu hastalığın sebebini zaten ahlaki çöküş zannediyorlardı uzun uzun seneler boyunca.
O yüzden iyi ki bilim var yani iyi ki.
O insanların psikolojisini düşünemiyorum.
Yani sebebini hiç bilmedikleri, anlamlandıramadıkları bir şey yüzünden acı çekiyorlar.
Ya Merve bunlar nasıl hastalıklar hani iyi ki şimdi yok dediğinizi duyar gibiyim.
Şu anda da aslında insanlar görünmez bir hastalıkla mücadele ediyor çoğu insan.
Dünya yetişkin nüfusunun %5'i.
Üstelik kalp ve damar hastalıklarından sonra en yaygın görülen...
İkinci hastalık dünyada ve 2017 yılında 322 milyon kişi de vardı düşünebiliyor musunuz?
2020 sonrası yani Covid'den sonra görülme sıklığı korkunç arttı.
%40'lık bir artış oldu neredeyse düşünün.
Ve bu hastalık yüzünden yılda tahmini 12 milyar iş günü kaybı varmış.
Küresel ekonomiye zararı...
1 trilyon dolardı geçen sene ve Dünya Sağlık Örgütü'nün araştırmaları bunlar.
Çağımızın vebasından bahsediyorum.
Nedir? Depresyon tabii ki.
Görünmeyen bir şey ruhumuzu ele geçiriyor.
Neyse ki tedavisi var.
Psikoloji yani ruh bilimi 19.
yüzyılın sonlarında biliyorsunuz bir bilim dalı olarak doğdu.
Onun öncesinde yok içine şeytan kaçmış bu insanın, yok işte buna büyü yapmışlar, aman kötü ruhları kovalım vücudunu ele geçirmiş falan diye düşünüyorlardı.
Ne kadar kötü yani o yüzden iyi ki psikoloji var, iyi ki ruh bilimi var.
Şimdi böyle kendimizi kötü hissettiğimizde bile direkt evimizin konforunda, huzurunda, online bağlanarak psikoloğumuza danışabiliyoruz terapinde.
Bu podcastı ilk kez dinliyoruz.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Çocuğunuzla, ailenizle bir problem yaşıyorsunuz.
Belki kendinizle ilgili bir sıkıntınız var.
Kimselere anlatamadığınız bir derdiniz var.
Terapinde probleminiz ne olursa olsun 300'e yakın klinik psikolog 6 farklı kategoride size destek sağlamaya çalışıyor arkadaşlar.
Bana o kadar çok yazan oldu ki Merve terapine başladım sayende kendimi çok iyi hissediyorum diye.
Gerçekten çok mutlu oluyorum.
Terapin dediğim gibi online bir platform.
evinizden hiç çıkmadan alın kahvenizi çayınızı ya da kendinizi artık nerede rahat hissediyorsanız biri demiş ki ben arabadan bağlanıyorum evde konuşmak istemiyorum herkesin kendine göre huzurlu bir atmosferi var
artık neredeyseniz oradan online terapi alabiliyorsunuz daha önce hiç terapi almadım ben diyorsanız eğer hani hiçbir bilginiz yoksa bu konuyla alakalı terapinde hemen böyle başlangıçta küçük bir test var onu
hızlıca doldurun arkadaşlar sistem zaten size en uygun olan psikoloğu buluyor eşleştiriyor probleminiz neyse artık ona göre sonra kendinize uygun bir saatte randevu oluşturuyorsunuz ya da hemen o
anda uygunsa başlayabiliyorsunuz zaten psikologlara yapılan yorumları okuyunca neden terapini önerdiğimi anlayacaksınız Terapinde uzmanlar kendi seans ücretlerini kendileri belirledikleri için merak
etmeyin fiyatlar her bütçeye uygun.
Zaten benim takipçilerimden öğrenciler çok seviyor terapini bu yüzden sürekli soruyorlar.
Merve kod ne zaman gelecek?
Geliyor şimdi. Kamera açmak zorunda değilsiniz bu arada.
Anonim isimle bile katılabiliyorsunuz.
Ve görüşmeden sonra terapistinize eğer soru sormak isterseniz uygulama üzerinden mesaj aşabiliyorsunuz sınırsız.
Bize özel indirim kodu geliyor.
Lütfen yazın. SB20.
Açıklamalardaki linke de bırakıyorum zaten.
O linke tıklayarak derdinizi profesyonellere anlatabilirsiniz.
Ruhumuzun şifacıları, psikologlar, beni çok dinleyen psikolog var.
Buradan hepinize teşekkür ediyorum.
İyi ki varsınız, iyi ki.
Şimdi kolera demişken Florence Nightingale efsanesini anmadan geçmeyelim değil mi?
Hemşirelik kurumunun öncülerinden kendisi.
Hatta modern hemşireliğin kurucusudur.
Kırım Savaşı sırasında hemşirelere yol gösteriyor.
askerlerin tedavisinde çok önemli bir rol oynuyor.
Bir ikon olmuştur sağlık alanında Florence Nightingale.
Gece gündüz yaralı askerlere baktığı için Ona lambalık adında denilir.
Yani bazı iğneleyici saldırılara maruz kalsa da iyilik meleği ve hijyen savaşçısı olarak anılan bir isim.
Çünkü hastalıkların hijyen yokluğuyla paralel seyrettiğini bilenlerden ve Londra'daki kolera salgınında gönüllü çalışmış.
Bu arada daha böyle mikrop kuramı açıklanmamıştı o hijyenden bahsederken.
Günümüzde insan atıklarının ve tıbbi atıklarının böyle uygun şekilde ayrılıp uzaklaştırılması gibi sağlıkla ilgili pek çok uygulama.
Ama onun Selimiye'deki çalışmasına dayanıyor arkadaşlar.
İstanbul Selimiye Kışlası'nda görev almış Kırım Savaşı'nda.
Yani el yıkama gibi böyle basit hijyen teknikleriyle bile bulaşıcı hastalıkların durdurulabileceğini gösterdi.
Sanitasyonun önemini gösteren bir isim.
Peki kolera tedavisi için ne yapıyorlardı Merve?
Tabii ki koca karı ilaçları.
İşte sirke, şarap, sülük, hacamat, buhar banyosu gibi şeyler tabii ki hiçbirisi etki etmedi.
Sırada veba var.
Bence en kötü. Kötüsü veba 2 yıl içerisinde 30 milyon kişi Avrupa nüfusunun 3'te 1'inin hayatını kaybetmesine neden olan o hastalık.
Benim de yani geçmişte yaşatan en korkacağım muhtemelen veba ve cüzlam olurdu.
Büyük ihtimalle onlar olurdu. Şimdi bir araştırma raporunda veba salgınının ani oluşu, coğrafi yayılımı ve yol açmış olduğu ölümler açısından farazi olarak bir nükleer savaşla rahatlıkla kıyaslanabileceği
sonucuna ulaşılmış. Kara ölüm, o yüzden ismi zaten vebanın, Avrupa'yı birkaç nükleer savaşın şiddetiyle vurdu.
O derece ve 1720'ye kadar 300 yıl boyunca 2 ve 20 yılda bir ortaya çıkarak ürkütücü bir tablo çizmeye devam etti.
Salgınlarla birlikte gelen büyük ölümler tabii ki büyük değişikliklere yol açtı arkadaşlar.
Ne oldu? Nüfus azaldı ve nüfusun azalması kaçınılmaz bir biçimde ücretleri arttırdı.
Veba feodalizmi yıktı az sonra bahsedeceğim.
Ormanları korudu, iyi şeyler de oldu ama Yahudi katliamlarını ateşledi, koyun sayısını arttırdı, kamçılama cezası diye bir şey çıktı.
İngilizce daha ortak bir dil haline gelmeye başladı ve bir ortaçağ hekiminin deyişiyle Veba yılın bütün zamanlarını tek bir zamana ve bütün hastalıkları tek
bir hastalığa dönüştürdü.
Yine o zamandan biri bize şöyle seslenmiş.
Ey böyle derin bir kederi yaşamayacak.
Yaşadıklarımıza masal gözüyle bakacak olan mutlu nesiller.
Bize böyle seslenmiş.
Şimdi vebada iklimin çok önemli bir rolü var arkadaşlar.
Çünkü orta çağ boyunca devam eden uzun ve sıcak yazlar.
Kısa ve serin kışlar var.
Bunlar köylülerin daha çok ürünü yetiştirmesini ve daha çok köylü üretmesini sağlayan şeyler.
Ve bir nüfus patlaması.
Şöyle ki Avrupa nüfusunu 700 yılında iyi beslenen 25 milyon insandan 1250 yılında 75 milyon aç insana çıkararak bu nüfus patlaması
kıtayı mahvetti. Ve bu felaketin ilk belirtileri Avrupa'nın böyle aşırı işlenmiş ve bu yüzden verimsizleşmiş topraklarında.
ortaya çıkıyor. Çünkü sayıları giderek artan köylüler kendilerini daha iyi besleyebilmek için ormanları yok ediyorlar, bataklıkları kurutuyorlar ve dik dik dağ yamaçlarını ekmeye başlıyorlar.
Açılan bu yeni arazinin büyük bölümü o kadar kayalık, o kadar verimsiz ki bir daha da ekilemiyor zaten ve daha çok tahıl ekebilmek için köylüler otlakları işgal ediyorlar, inek
ve koyunları yerlerinden ediyorlar ve dolayısıyla gübre üretimi de azalıyor.
Yani tarım adı altında toprakları katlediyorlar arkadaşlar.
Hasat masat kalmıyor.
Toprak git gide zayıflıyor.
Artık mahsul de veremiyor.
1300'lerin ilk yarısında zaten erken bastıran bir don var.
Ani bir soğuma. Adeta küçük bir buzul çağı yaşanıyor.
Ve bunlar da ürünleri birbiri ardına kırdıkça kırıyor.
Aşırı yağmurlar başlıyor.
Resmen gözü açtırmıyor.
Ve öyle bir kıtlık oluyor ki Avrupalılar bir deri bir kemik alıyorlar.
Isırgan otu yiyorlar düşünün.
Güvercin pistiği yiyorlar.
Hatta açlıktan çocuklarını yiyenler olmuş.
İnsanlar insanları yemeye başlıyor.
Kedi, köpek, at ne ararsanız var.
Veba tarihçisi Philip Ziegler'e göre kara ölüm çok uzun bir süre, çok hızlı üreyen ve böyle bir lüks için gerekli kaynakları önceden sağlamamış bir toplumun ödediği kefarettir.
Burayı tekrar edeceğim.
Lütfen dikkatli dinleyin.
Diyor ki uzun bir süre, çok hızlı üreyen ve böyle bir lüks için gerekli kaynakları önceden sağlamamış bir toplumun ödediği kefarettir bu diyor.
Şu an bizim yaptığımızdan hiçbir farkı yok.
İşte bu toprakları mahveden ve ilk kez Moğol bozkırlarında ortaya çıkan bir bakteri var arkadaşlar.
Yersin ya pestis bakterisi, yersin basili.
Bu tarla farelerinde böyle nezle gibi bir hastalığa yol açıyor.
Dağ sıçanlarını ve sincapları öldürüyor.
Dünya ikliminin az önce anlattığım 1330'lardaki bu ani değişimi hani dedim ya küçük buzul çağı.
Bu ani değişim bozkırlardaki o kemirgenlerin hayatını da yok ediyor.
Sıcak ve kuru rüzgarlar işte bakterileri, pireleri ve hayvanları çölden kaçırıyor.
Onları Moğol yerleşimlerine doğru sürmeye başlıyor.
Ve mideleri bu yer sinya bakterisiyle dolu.
Pireler nereye gidiyorlar?
Moğolların taşıdığı taze baharatlara, işte ipek kumaşlara.
Bunlar vasıtasıyla ipek yolu hattında gezmeye başlıyorlar.
Tüm Asya'yı ve Avrupa'yı.
Vebaya yakalanan ilk Avrupalılar biyolojik savaşın ilk kurbanları oluyor.
Çünkü Kırım'ın ticaret şehri Kefe Tatarlar tarafından işgal ediliyor ve bu işgal sırasında veba olup ölen insanların bedenleri şehrin su kanallarına atılıyor.
Ve Cenevizli tüccarların buradan kaçmayı başaranları tabii ki onlar da vebaya yakalanıyor.
O şekilde kendi limanlarına dönmeye çalışıyorlar ve Cenevizliler limanlarına vardıklarında gemide pek çok kişinin öldüğü...
Düğünü görenler dehşete kapılıyor ve kentliler tarafından bu gemilere yanan oklar atılıyor.
Hani geri dönün buraya yanaşmayın diye.
Ama tabii ki ne yaparlarsa yapsınlar veba Avrupa'da yayılmayı başarıyor.
Ve bunun sebebi hemen hemen her ortaca evinde bulunan kara sıçanlar ve pireler tabii ki.
Avrupalılara iki tür veba musallat oluyor.
Hıyarcıklı veba ve akciğer vebası arkadaşlar.
Hıyarcıklı veba enfeksiyonlu bir pirenin ısırmasıyla başlıyor.
Önce böyle siyahımsı bir leke oluşuyor.
Bunu koltuk altlarında, kısıklarında ve boyunda yumurta benzeri şişlikler takip ediyor.
Veba kitabını okuyanlar hatırlayacaklar.
Bu anlattıklarım hepsi orada vardı.
Albert Camus'un vebası.
Ateş ve hezeyan içinde kalıyor hastalar ve bir hafta içerisinde hayatını kaybediyorlar.
Ve hastalık sürecinde çok kötü kokuyormuş hastalar.
Yani telleri, idrarları, tükürükleri hani durulmayacak kadar kötü bir koku yayıyormuş.
Akciğer vebası dediğimse pireden bulaşmıyor.
Soğuk havalarda işte mikrobun akciğere yerleşmesiyle ortaya çıkıyor o mikrobun.
Ve enfeksiyonlu kişinin...
Öksürüğüyle bulaşıyor.
24 saat içerisinde de ölüme götürebiliyor.
Avrupa'da vebadan dolayı kazılmadık toprak kalmamış.
Yani hayatını kaybedenleri gömmek için.
O zamanlarda zaten Avrupa'da seyahat etmek çok tehlikeli sayılıyor.
Terk edilmiş gemiler var.
İşte Akdeniz'de onlar başıboş yüzüyor.
Çünkü mürettebat ölmüş.
Ürünler hasat edilemiyor.
Çünkü köylü yok. Çiftlik hayvanları bakımsızlıktan mahvoluyor.
Onlarla ilgilenecek biri yok.
Her yere akbaba sürüleri dadanıyor.
Maçkurtlar Paris'in sokaklarına kadar inmiş düşünebiliyor musunuz?
Ve pazar günleri kiliselerde din adamları vahiy kitabının özellikle 4.
atlı bölümünü tekrar tekrar okuyor.
Mahşerin 4 atlısı.
Size David Kores tarikatlar bölümünde bahsetmiştim onu dinleyebilirsiniz.
Din adamları Parisileri vebanın ziyaretleri konusunda uyarmak için çan kulelerine siyah bayraklar asıyorlar o dönem.
Ve Yahudileri kuyu sularını zehirlemekle suçluyorlar.
Hatta havayı da kirletmekle suçluyorlar ve onları kitleler halinde öldürmeye başlıyorlar veba döneminde.
Orta çağda biliyorsunuz Yahudilerin pek çok meslekte çalışması yasaktı.
Neden? Çünkü Hristiyanlar Hristiyan olmayanların diğer işleri.
İşleri kirlettiklerini düşündükleri için buna izin vermiyorlardı.
Onlar da ne yapıyorlardı?
İşte rehincilik, tefecilik ya da işte mezar kazıcılığı gibi işlerle uğraşıyorlardı.
Borçlular, Yahudilere borçlu olanlar ve yoksullar birinden hıncını almak istedi ve burada da Yahudilere hedef aldılar.
1351 yılında yani vebadan iki sene sonra topraklarında Yahudi kalmadı diyebilirim ve Avrupalı Yahudilerin çoğu zaten yetenekleri doğrultusunda ya Rusya'ya ya da Polonya'ya kaçtılar ta ki
600. yıl sonra Hitler'in Varşova gettosuna dayanıp yine onları yok etme girişimine kadar burada yaşadılar.
Hatta o dönemlerde bir çete çıkıyor.
Yaklaşık böyle 50 ila 300 adam bu çete.
Bunlar kasaba kasaba dolaşıyorlar.
Ya kendilerini ya da işte birbirlerini demir topuzlarla kamçılıyor bu adamlar.
Tanıdık geldi mi size? İnsanlığın günahlarını affettirmek için bunu yaptıklarını söylüyorlar.
Beliden yukarıları çıplak.
Haçlar üzerinde birbirlerini habire kamçılıyorlar.
Amaçları da şu hani güya vebayı durduracaklarmış dünyayı kurtarma gibi bir misyonları olduğunu düşünüyor bu Kamçıcılar tarikatı.
Ve günah keçisi olarak onlar da Yahudilere hedef almış ve Kamçı töreni öncesinde ya da sonrasında halkı Yahudileri yakmaya yönlendiriyorlar.
Onları böyle resmen hınçla dolduruyorlar ve Avrupa'nın büyük kesiminde.
Yoksullar özellikle bu tarikatın üyelerini kahraman ya da bir şehitmiş gibi bağırlarına basıyor.
Onların saçlarını, kanlarını, tırnaklarını toplayanlar var.
Haç kardeşliği de deniliyor bu tarikata, harekete ve gitgide daha da kontrolden çıkıyor.
Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki ölüleri bile deriltebileceklerini iddia ediyorlar.
Sado-mazoşist seks partileri yapıyorlar ve dünyanın sonu geldiğinde zenginlerin yoksullarla evlenmek...
zorunda bırakılacaklarını bile iddia etmişler.
Gördüğünüz gibi kiliseyi ve ruhvan sınıfının otoritesini sarsıyor bu söylemlere.
Papa IV. Klemens bunları yasa dışı ilan ediyor ve liderlerinin idam edilmesini emrediyor.
Umberto Eco'nun Gül'ün Adı kitabı var ya orada geçiyordu bu anlattıklarım.
Bu arada podcastlerde bahsettiğim kitapları alıp okuyanlar var.
Bu kitap ağır bir kitaptır.
Hani alıp böyle neşeyle okuyacağınızı falan düşünmeyin.
Sonra bana küfür etmeyin.
Biz bunu bir arkadaşımla böyle beraber okumuştuk.
Hani aynı anda başladık okumaya.
Şey diyordu bana Merve kendimi boğmak istiyorum falan diyordu.
Bugün böyle mesajlar. O yüzden sonra bana kızmayı söyleyeyim.
Şimdi İspanya'da da vebanın faturası Yahudilere kesiliyor.
1350 ile 1359 arası.
1348 yılının bahar aylarında ise Güney Fransa'da başlıyor Yahudi katliamı.
Zürih'te yaşayan Yahudileri şehirden kovuyorlar.
Vebanın suçlusu hep onlarmış gibi davranıyorlar.
Yahudilerin cesetlerini şarap bıçılarına koyup ya Ren Nehri'ne atmışlar ya da diri diri yakmışlar.
Ya da işte evlerinin kapılarını pencerelerini kapatmışlar ki dışarı...
çıkamasınlar diye o şekilde ölüme terk etmişler.
O yüzden arkadaşlar 14.
yüzyılın ortasında Avrupa'da neredeyse hiç Yahudi kalmamış.
Vebanın gerçek nedenini kimse bilmese de Avrupalıların çoğu kökeninin ilahi olduğunu düşünüyor ve orta çağda astrolog hekimler yıldızlara bakarak tanrının takdiri kötü hava
ve salgın yaratan buharların Mars ve Jüpiter'in yanlış dizilişinin bir sonucu olduğuna karar vermişler.
Avrupa nüfusunun o dönem %31'i veba yüzünden yok olmuş arkadaşlar.
Fransa nüfusunun yarısı gidiyor.
İngiltere'de 1 milyon kişi nüfusun neredeyse 3'te 1'i vebadan hayatını kaybediyor.
sonra 1362'de veba geri dönüyor.
Sonra 1369'da yine oluyor ve nüfusu 1330 yılında 120 bin olan Floransa şehri 1410 yılında 37 bine düşmüş arkadaşlar vebadan dolayı.
Ve Avrupa'nın 13.
yüzyıldaki nüfusuna tekrar ulaşması 16.
yüzyılı bulmuş düşünebiliyor musunuz?
Ama şu da oluyor tabii nüfus azaldıkça doyurmakta güçlük çekilen mide sayısı da azalıyor.
Kara ölüm dediğim gibi ortaçağ toplumunu kökten değiştirmiştir.
Al aşağı olan ilk kurumsal feodalizm oluyor.
Çünkü köylülerin toplu ölümleri emek kıtlığına yol açıyor ve toprak sahiplere işçilerin ücretlerini arttırmak zorunda kalıyor.
Çünkü toprağa işleyecek hiç kimse yok.
Kendileri de işleyemiyor. O yüzden ücretlerine zam yapıyorlar.
Hatta topraklarını bu insanlara kiralamak zorunda kalıyorlar.
Yani bir zamanlar o toprağı işleyenler artık toprakta bir şekilde söz sa...
sahip olmaya başlıyor. Hayatta kalan köylüler daha iyi koşullara sahip oluyor.
Ekonomik özgürlükleri artıyor ve bazı sonrası köylüler ile toprak sahipleri arasındaki dengeler kökünden değişiyor.
Artık her iki sınıfında yeni sömürü kuralları oluşuyor ve bağı insanlara aslında zamanın da ne kadar değerli olduğunu gösteriyor.
Saatlerin, dakikaların kıymetini gösteriyor.
Özellikle de tüccarlara çünkü onlar sürekli seyahat ettikleri için seyahat edebilmenin ne kadar önemli olduğunu Bunu anlıyorlar edemiyorlar çünkü zamanın akışını önceden insanlar hasat zamanlarıyla işte kilise
törenleriyle belirlerken bu da değişiyor.
Artık tüccar zamanı denilen bir şey oluşuyor.
Kırsaldaki köylüler yok olduğu için doğa bir anda boşalıyor.
Hayvanlar başı boş kalıyor gittikçe ürüyorlar artıyorlar ve başı boş olan sığırlar koyunlar arttıkça köylüler seviniyorlar.
Çünkü toprağın aksine hayvanla uğraşmak daha kolay daha az bakım istiyor.
Daha ciddi bir gelir sağlıyor.
Veba ile beraber doğanın terazisi de değişiyor.
Yani Avrupa'nın o harap edilen ormanları gitgide eski haline dönmeye başlıyor.
Ve Avrupalılar 1200 yılına kadar o kadar çok ormanı katletmişler ki kıtada neredeyse hiç ağaç kalmamış.
Feodal beyler yakacak odun bulamamışlar düşünün.
O yüzden odun bulmak için sürekli oradan oraya gidiyorlar.
Habire kale değiştiriyorlar.
Ve 1300'lerde odun kıtlığı öyle ciddi bir hale geliyor ki ağaç kesmenin cezasının arasında ölüm...
Hatta veba tarihçisi Robert Gottfried'in iddiasına göre eğer veba olmasaydı Avrupa şu an tozlu, ağaçsız bir Etiyopya gibi olacaktı.
Veba bu arada zenginleri pek etkilememiştir.
Neden? Çünkü arkadaşlar fareler yoksulların evinde cirit atıyor.
O yüzden yoksulların vebası da denir veba için.
Zenginler atlarına binip binip kaçmışlar krevlerine.
Yani veba tüccarlara ve soylulara pek dokunmamış ama çok sayıda din adamını etkilemiş.
Neden? Çünkü bunun bir göksel uyarı olduğunu düşünüyor halk.
Hatta Allah tarafından yollanmış bir gazap diye düşünülüyor veba salgınları.
Halk koşarak azizlere gidiyor Tanrı'yla yakınlaşmak için.
Azizler de dolayısıyla hayatlarını kaybediyorlar, veba oluyorlar, bulaşıyor.
Kiliselere, ibadetlere akın ediyor insanlar.
Yani o dönemde öyle bir ortam var ki çoğu kişi de şöyle hani nasıl olsa öleceğiz deyip kendini içkiye veriyor.
Hani hedonist bir yaşam sürüyorlar.
Her şey boş geliyor.
Covid döneminde de çoğumuz böyle olmuştuk hatırlıyor musunuz?
Hani her şey çok boş ve anlamsız gelmeye başlamıştı.
Hani çünkü bir belirsizlik hakim ya.
Bir de sadece Avrupa'da değil Afrika'da da çok kayıp oluyor.
İşte Kahire'de, Şam'da nüfus neredeyse yarıya iniyor arkadaşlar.
Ama veba en acı yüzünü Floransa'da göstermiştir.
Kara ölüm orta çağın sonunu hazırlamıştır ve modern çağında başlangıcını ama en önemli etkilerinden biri kilisenin otoritesinin zayıflaması tabii ki.
Çünkü şöyle ki bu hastalığa karşı halk onların da hiçbir etkisinin olmadığını görüyor.
İnanılmaz itibar kaybediyorlar çünkü din adamları da vebadan hayatını kaybediyor.
Almanya'da din adamlarının üçte biri, İngiltere'de yarısı vebadan ölüyor.
Ve onlardan boşalan otoritenin yerine din konusunda pek de bilgisi olmayan insanlar geliyor.
Bunlar da zaten dini sığlaştırıp yozlaştırdıkları için kilisenin otoritesini zayıflatıyorlar ve sonra Martin Luther çıkıyor zaten meydana.
Tabii ki din adamlarının ölümüyle beraber Latince onların hakim olduğu dil biliyorsunuz.
Halkın bilmediği ama onların bildiği.
Latince de onlarla beraber gidiyor.
Artık Latince Avrupa'da egemen dil olmaktan gitgide uzaklaşıyor.
Öyle ki papazlar ölü gömmeyi hatta günah çıkarmayı bile reddediyorlar vebadan dolayı.
Bunu gören halk da gitgide papazlardan, din insanlarından uzaklaşmaya başlıyorlar.
Hekimlere de güven kalmıyor.
Onların da itibarları sarsılıyor.
Çünkü artık tek yazdıkları reçete Uzağa git, canını kurtar bir şekilde.
Bu hastalıktan korunmak için kaç?
Hekimlerin reçetesi bu.
Hatta böyle sivri gagalı maskeler takıyorlar.
Ve insanlar daha çok çocuk yapmaya başlıyorlar.
Soyları devam etsin diye.
Zaten vebadan birkaç tanesi ölür, bize çocuk kalsın diye çok fazla çocuk yapmaya başlıyorlar.
Dediğim gibi bir de Latince bilenler azaldığı için Latince'nin de önemi azalıyor.
Dolayısıyla işte Aristoteles'in eserleri ve bilimsel çalışmalar falan hep İngilizce'ye çevriliyor, diğer dillere çevrilmeye başlıyor.
Bunlar iyi şeyler. Latince'nin konuşulmadığı olmadığı her yerde işte mahkemede, kilisede, üniversitelerde artık diğer diller de öne çıkmaya başlıyor.
Yani bir zamanlar yabancı dil konuşan o yaşlı adamlardan oluşan küçük grubun elinde olan öğrenim artık sıradan insanlara halka da inmeye başlıyor.
Vebanın iyi tarafları da var bu açıdan bakınca.
Ve bu illet hastalık 1720'de En son Marsilya'da görülüyor.
Ardında 80 bin ölü bırakarak Avrupa'yı terk ediyor.
Vebadan boşalan yeri kim alıyor arkadaşlar?
Çünkü Avrupa kıtasının koyun stokları gitgide artıyor ve vebadan kurtulanlar giderek daha fazla yün giymeye başlıyorlar.
Yün deyince de bit.
Bitler tabii ki bayram ediyor.
Yani yün çılgınlığından dolayı tifüs 15.
yüzyılda tüm Avrupa'ya yayılmıştır.
Yani en kirli yerlerde çoğaldığı için önceleri tifüs için hapishane ya da hastane ateşi deniliyormuş.
Hatta 1477'de Milanoğulların ateşi o kadar yükseldi.
gösteriyor ki delirip kendilerine camlardan atanlar oluyormuş.
Osmanlı'nın katıldığı Kırım Harbi'nde 1853 ile 1856 arası yaklaşık 90 bin kişi.
Osmanlı Rus Savaşı'nda Kafkas cephesinde de her iki tarafın ordusundan 40 bin kişi tüfüsten dolayı hayatını kaybetti.
Ve sırada 3.
hastalık sıtma var.
En eski hastalıklardan biri M.Ö.
1500'lerden gelen bir papürüs var.
Ebers papürüsü orada bile geçiyor.
M.Ö. 600 Asurbanipay'ın kütüphanesindeki kil tabletlerde de geçiyor.
Yani klasik Çin tıbbı metinlerine kadar girmiş o kayıtlarda da var.
Bu hastalığın aslında tipik özelliklerinden bahsetmişler.
Büyük dalak, işte periyodik ateşler.
Baş ağrısı, üşüme, titreme ve ateşten bahsediliyor.
Ve Hipokrat tarafından M.Ö.
5. yüzyılda bataklık, durgun, kirli sular bunları içenlerin karınlarının şişeceğini, dadaklarının büyüyeceğini ve ateş nöbetleri geçireceğini bildirmiş.
Ve sıtma tüm dünyada yaygın olarak görülmüş.
İşte Mezopotamya, Grek uygarlıkları bunların yok olmasında da önemli bir rolü vardır.
Ve insanlık tarihinde savaşlar, kıtlıklar ve diğer salgınlar...
Yazgın hastalıklarda hayatını kaybedenlerden çok daha fazlası sıtmadan ölmüştür arkadaşlar.
2. Dünya Savaşı'na kadar yeryüzündeki tüm ölümlerin yarısı sıtmadandı.
Ve Büyük İskender'in 33 yaşındaki ölüm sebebi de sıtmaydı.
Peki neydi bu hastalığın sebebi?
Plazmodium paraziti arkadaşlar.
Küçücük bir şey. Sıtma deyince ilk aklıma gelen şey Louis Buniel'in Ekmeksiz Toprak belgeseli.
Orada gördüğümü hatırlıyorum. Çok kötü, çok acıydı yani.
Sıtma hastalık yapıcı parazit plazmodiumlarının dişi anofel sivrisinekleriyle insanlara bulaşmasıyla yayılıyor ateşli bir hastalık.
Hastalığın İngilizcesi Malaysia, İtalyanca kötü hava anlamına geliyor.
Türkçe'de niye sıtma?
Muhtemelen ısıtmadan geliyor hani ateşli bir hastalık ya.
Yani bu parazit...
Elverişte ortamı bulduğu an insanı komaya sokacak derecede aniden hasta edip öldürebiliyor.
Ya da kansızlığa yol açıp bünyeyi çökertiyor ve diğer hastalıkların kapısı hop açılıyor.
Çünkü sıtma bağışıklık sistemine oynayan bir hastalık.
Ve plazmodium türünün en zayıf halkalarını hedef alıyor.
İşte çocuklar ve hamileleri hedef alıyor sıtma genelde.
Ve ateşi böyle kırklara çıkan erkeklerde kısırlığa da yol açabiliyormuş.
Ve büyük ihtimalle sıtmanın tatlı patatesi...
test ve nişasta yetiştirmek amacıyla yağmur ormanlarını yok edenler yüzünden olduğu söyleniliyor.
Çünkü bu ana feller yani sinekler bu şekilde hızlı üreme imkanı buldu.
O çamurlu göllerde, bataklıklarda.
Isıtma aslında insanın doğayı tahrip etmesinden kaynaklanıyor.
Yani doğanın intikamı her zaman işte böyle acı oluyor.
Romalıların sıtma ve veba için uygulamış olduğu en yaygın tedavi şu.
Bir kağıt parçası üzerine birkaç kez abrakadabra yazın.
Kelimeyi aşağıdaki satırlarda tekrarlayın.
Ama her satırda kelimeden bir harf çıkarın.
Yazı ucu dar bir koni şeklini alana kadar bunu tekrarlayın.
Ve bunu ketenle bağlayıp Boynunuzu asın ve hekimlere göre bu tılsımın işe yaraması için 9 gün boyunca taşınması gerekiyor.
Sonra ise omuz üzerinden doğuya doğru akan bir ırmağa fırlatılması gerekiyor.
Yani hastalıkları abrakadabra ile iyileştirmeye çalışmaktan şimdi dünyaca geldiğimiz yere bakın.
O yüzden bilim...
İyi ki var. Atatürk'ün dediği gibi kılavuzumuz daima bilim ve fen olsun.
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Açıklamalardaki linkten OSB20 koduyla terapin indiriminden hemen faydalanabilirsiniz.
Kendinize iyi bakın. Bu çarşamba tekrar görüşmek üzere.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
