
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve bugünkü konumuz biraz enteresan olacak neden bahsedeceğim hayvanlardan bahsedeceğim ama nasıl tanrıları görenler mi istersiniz
adları imparatorlarda beraber anılan hayvanları mı istersiniz heykelleri dikilen romanları yazılan ve ünlü isimlere eşlik eden hayvanlardan bahsedeceğim bugün.
Öncelikle atı seçtim.
Neden? Çünkü at Türk kültüründe çok önemli bir hayvandır.
Henry Ford gelmeden önce insanlar tabii ki atla yolculuk yapıyordu ama Türk kültüründe gerçekten atın ehemmiyeti çok farklıdır.
Bundan zaten bahsedeceğim şimdi.
Eski Türklerde göktengiri dediğimiz bir inanç vardı ve bu inanca göre göktengiriye kurbanlar kesiliyordu ve bu kurbanların içerisinde koçla beraber at da vardı.
Ve at o kadar önemli bir hayvandır ki ölen kişiyle beraber atı da öldürülüp aynı mezara konulurdu.
Yani atıyla birlikte gömülme geleneği yine mevcut olan bir durumdu.
Bir de hatta şöyle bir söz vardır.
Avrat, silah derler değil mi?
Ne kadar önemli olduğunu oradan anlayın.
Çünkü zaten at aynı zamanda bir cenk hayvanı değil mi?
Daha sonra ne oldu? Bir İslamiyeti benimseme durumu oldu Türklerin.
Ve İslamiyeti benimsedikten sonra Burak dediğimiz bir hayvan çıkıyor karşımıza değil mi?
Bu da at. Neydi Burak?
Hz. Muhammed'i miraca çıkaran kanatlı at.
Burada nasıl olmuştu onu da anlatalım hemen.
Burak dediğimiz hayvan katıdan küçük, merkepten büyük, beyaz.
Az bir at ve yıldırımlardan yaratılmış.
Kanatları ışıl ışıl yanan bir cennet atı olarak tasvir ediliyor.
Ve Hz. Muhammed Mekke'de bir gün uyurken Allah Cebrail'i gönderiyor ve Cebrail uyumakta olan Hz.
Muhammed'in ayaklarını öpüyor.
ve Cebrail'in kanı olmadığı için yani çünkü cennette yaratıldığı için kanı yok ve Cebrail dudakları soğuk haliyle bu soğuk öpmesinden dolayı Hazreti Muhammed uyanıyor ve Cebrail ona diyor
ki Allah seni yanına çağırıyor ey elçim diyor ve evin kapısında bir çıkıyor Hazreti Muhammed evin kapısında ışıl ışıl kanatları olan insan yüzlü dikkatinizi çekelim insan yüzlü
bir Burak beklemektedir yani at ve Hazreti Muhammed Burak'a binerek önce Sina dağının doruklarına daha sonra da rüzgarları içerek Allah katına ulaşıyor.
Gerçi burada Burak'a baktığımız zaman bu kanatları açısından Yunan mitolojisindeki Pegasus'a çok benziyor değil mi?
Ama tabi ki de Müslümanlığa göre Burak dediğimiz bu at çok kutsallık ve büyük bir değer görüyor Müslümanlardan.
Daha sonra Hazreti Ali'yi hatırlayalım.
Hazreti Ali'nin bir atı vardı değil mi?
Bu at da ismine yeni Düldül.
Ve bu düldül dediğimiz at tarihte kendine gerçekten esaslı bir yer yapmıştır.
Çünkü o bir cennet atı değil o ölümlü bir at.
Ama yüzlerce yıl sonra Pir Sultan Abdal onun için şöyle bir şiir söylüyor.
Yemen'den öte bir yerde düldül hala savaştadır diyor.
Yani düldülün hala ölmediğini söylüyor aslında.
Tabii ki de ölmüştür de öyle söylüyor.
Büyük İskender'in de bir atı vardı hatırlarsanız Bukephalos'tu adı.
Onu almadan da geçmeyelim.
Bukephalos inek başlı yani başı inek başıymış ve bu yüzden ona Yunanca'da bo ve kefal.
Bu arada kefal dediğimiz bizim o kefal balığı değil kafa anlamında kullanılıyor.
Bunları birleştirip inek başlı demişler bu ata.
Bu arada şunu da belirtmek istiyorum.
Bizim İstanbul Boğazı'nın Yunanca adı Bosphorus aslında.
Bu da inek geçidi anlamına geliyor.
Şimdi diyeceksiniz ki İstanbul Boğazı ile ne alakası var bu ineğin?
O da şöyle Yunan mitolojisinde bir tanrıça var Hera.
Biliyorsunuz böyle gazabı uğratıyor falan herkese ama Zeus'dan da ölümüne korkan bir tip.
Bu Io diye bir kız var.
Hera'nın gazabından kaçmak için Io dediğimiz kızcı İskender'i bir inek şekline sokuyor.
Ve daha sonra canını bu sulardan aşağı attığı için boğazda da inek geçidi deniliyor.
Yani Bosphorus deniliyor. Neyse dönelim İskender'e.
Bu Kefalos seferde ölüyor.
Büyük İskender'in atı.
Büyük İskender inanılmaz üzülüyor ve çok büyük...
Bir tören düzenliyor atı için ve bu törenle gümülen atının şerefine bulunduğu yere Bukefalos diye bir şehir inşa ettirir ki bugün bu şehir Pakistan'da Celalpur şehridir.
Bir de bizim Köroğlu'muz var değil mi?
Köroğlu Bolu'da yaşamış çok büyük bir Türk halk ozanı.
Onun meşhur atı vardı.
Kırat. Hatırladınız mı?
Köroğlu'nun Kırat'ı.
Onu anmadan geçmeyelim. Kırat dediğimiz at da büyülü bir attır.
Güya tabii ki de. Ve sahibi ölünce dağlara gider ve Kırat kaybolur.
Bir de şunu söylemek istiyorum.
Günümüz Türkiye'sinde mesela birine hayvan adıyla seslenseniz tabii ki suç değil ama bu iş bazı hayvanlarla sınırlı.
Mesela işte çocuğumuza aslan, kaplan, kurt, şahin, doğan böyle bir sürü isim koyuyoruz ya da işte ceylan, gazal, ceren bunları koyabiliyoruz.
Bunlarda bir sakınca yok ama bir adama tutup ayı dersem adam beni mahkemeye verebiliyor.
Yani bu bir hakaret olarak görülebiliyor ama Şöyle bir durum var.
Mesela ayı dediğimiz hayvan kuzey ülkelerine baktığınız zaman çok itibar getiren bir hayvandır.
Yani hatta ayı isimli sporcular bile var.
Nasıl bizde at işte krat bilmem ne soy isimleri varsa orada da ayı isimli ünlü sporcular var.
Mesela Björn Börk var. İşte başka başbakanlar var.
Müzisyenler iş adamları.
Ayı soy isimli diyorum bakın.
Dönelim ata. biz attan bahsediyorduk ata dönelim şimdi atla ilgili size bir şey söyleyeceğim Lady Godiva diye birini duydunuz mu bilmiyorum ama Godiva çikolatalarını eminim hepiniz çok seviyorsunuzdur ve
duymuşsunuzdur Godiva diyenler var ama Godiva bir başka ünlü at da bu Lady Godiva dediğim kadının atı nedir bu olay şunu anlatacağım size şimdi 11.
yüzyılda İngiltere'nin bir şehrinde Bir vali var Coventry şehrinde.
Bir vali var ve bu valinin eşi Lady Godiva.
Kadın diyor ki vali kocasına.
Kocacığım lütfen vergileri indir halk çok işte muzları falan filan.
Nerede böyle kadınlar bu arada?
Devlet erkanından söylüyorum.
Neyse kocasına ısrar ediyor.
Kocası da diyor ki bakıyor bu kadına baş edemiyor.
Tamam diyor indiririm ama sen diyor çırılçıplak bir şekilde.
Boydan boya diyor bütün şehri gezeceksin at üzerinde diyor.
Nasıl olsa yapamaz diyor.
Bu da çok çılgın bir istekmiş yalnız.
Kadın da harbiden yapıyor yani.
Tabi bu hikayenin bir sürü varyasyonu var ama.
O atının üstündeki o çıplak kadın resmi.
O Godaiva çikolataların üzerindeki.
Yaşadığımız dönemde aslında bütün Godaiva mağazalarını ve ürünlerini süsler.
İşin aslı da budur aslında Godaiva çikolataların.
Ve bizdeki işin garibi de şu.
Godaiva'yı kim aldı? Ülker yani.
Oldukça muhafazakar bir yönetici Sabri Ülker Godiva'yı satın aldı.
Acaba biliyor muydu bu çıplak kadın muhabbetini bilmiyorum.
Neyse devam edelim.
Şimdi size bir senatörden bahsedeceğim.
Senatör attan bahsedeceğim.
Bu atın adı Insitatus.
Bu çok önemli bir at. Çünkü neden?
Roma İmparatoru Caligula.
Bu çok sevdiği bir atı var.
Onun adı da Insitatus.
Bu atını alıyor ve bir gün senatoya doğru sürüyor.
Senatonun üzerine doğru sürüyor ve herkes ona böyle hayret içerisine bakarken senatörlere dönüp diyor ki işte size eşit bir arkadaş senatörlere diyor yalnız.
Büyük Roma senatörü insitatusu size takdim etmek istiyorum diyor.
Lütfen ona saygı gösterin diyor.
Ve tabii ki de hiç kimsenin sesi çıkmıyor.
Tam tersine ne yapıyorlar?
Yeni senatörü şak şak şak alkışlıyorlar bir de.
Bu da aslında politika dünyasının.
Ve lider bağlılığının sayılamayacak erdemlerinden birisi olarak değerlendirebiliriz bunu.
Günümüz politikasına çok...
Neyse bu Senator Insitatus dediğimiz bu at mermer bir sarayda oturuyor arkadaşlar ve dünyanın en pahalı kolyelerini takıyor.
Ve hizmetini gören 18 tane uşağı var.
Ve bu 18 bak attan bahsediyorum 18 uşağı var atın.
Bir at kadar olamıyoruz Türkiye'de öyle bir değerimiz yok.
Neyse içine altın karıştırılmış yulafla besleniyor bu at.
Şimdi bu meşhur hayvanlar dünyasına girmişken yılanlardan bahsetmeden olur mu?
Tabii ki olmaz. Cleopatra'nın ölümüne sebep olan neydi?
Zehirli bir yılandı değil mi?
Bir kobra olduğu düşünüyor.
Ve kraliçenin aslında kendi yaşamını sona erdirmek için ölümcül yılan ısırığını kullandığı düşünülüyor.
Bu Caligula'nın atını anlattım ya o meşhur yulaf, altın yulaf yiyen hayvan.
Bir de gariban bir hayvandan bahsedeyim size bu konu açılmışken.
Resnevi Niyazi'nin geyiği.
Bilmiyorum hiç duydunuz mu? Bunu Niyazi Bey Balkan dağlarında çetecilerle çarpışırken buluyor bu geyiği.
Ve bu geyiği hiç yanından ayırmıyor.
Şey gibi bu Haciko olayı var ya.
Haciko diye bir köpek vardı.
Filmini lütfen izleyin Haciko'nun.
Yani gözyaşı kalmadı gözümde.
Böyle bir güzel bir film olamaz ve gerçek.
Aynı onun gibi. Yani Haciko ile o adamın dostluğu var.
Burada da Resneli Niyazi'nin o geyikle olan arkadaşlığı ve daha sonra işte çetecilerle çarpışırken bu geyiği buluyor.
Onu yanından hiç ayırmıyor hayatı boyunca ölene kadar.
Caddede onunla, lokantada onunla, toplantıya gider onunla hep geyik yanında ve aslında bu geyik daha sonradan şey oluyor hürriyet sembolü timsali haline geliyor.
Hatta her kahvede bu geyin resmi asılı.
Daha sonra Zülfü Livaneli merak ediyor bu geyiğe ne olduğunu araştırıyor ve Falih Rıfkı'nın anlattığına göre bütün bu işte adam ölüyor vesaire unutulduktan sonra bu geyik de unutuluyor adam öldükten sonra
Beyazıt'ta bir apartmanın kömürlüğüne bağlanmış ve orada aç bir ilaç şeklinde can vermiş bu hayvan.
Hatta Zülfü Livaneli diyor ki bu konuda hürriyet kahramanı olmanın cezasız kalacağını mı zannetmiştiniz bu ülkede geyik üzerinden bunu söylemiş bence çok doğru.
Bir de şöyle bir durum var hani demiştim ya hayvanlar arasında ayrım yapılıyor işte ayı İskandinav ülkelerinde iyi bir şey iken bizde kötü olarak algılanıyor.
Bizde yine kötü olarak algılanan ama gerçekten bunun sebeplerine baktığımız zaman köpek.
Yani köpek nasıl kötü olarak algılanıyor ve bu nasıl oldu ondan bahsedelim.
Şimdi köpek dediğimiz hayvan nedir?
Sadakattir, koruyuculuktur değil mi?
Güzel bir şeydir yani aslında.
Neden köpek aşağılanıyor?
Mesela birine köpek dediğimiz zaman niye çok büyük yaygaralar kopuyor?
İt dediğimiz zaman neden bu bir küfür oldu?
Bu nereden geliyor? Bu nefret ve aşağılama aslında eski Türk kültüründe olmayan bir şeydi.
Hatta köpek şamanların yer altına inerken, Türklerin eski dinidir şamanizm, yer altına inerken bindiği kutsal bir hayvandı köpek dediğimiz hayvan.
Ve Kırgız Altay mitolojisi üstünde insanların köpekten türediği falan anlatılır o derece yani.
Şimdi bu köpek nefretinin nereden geldiğini anlamamız için öncelikle neye bakacağız?
İslam kaynaklarına bakacağız.
Bilindiği gibi İslam'da ne var?
Kedi seviliyor değil mi? Köpekte pis bulunuyor, sevilmiyor.
Hatta kara köpek, kara köpek diye bir şey var bir de.
Bunun kaynağı ne?
Kaynağı şu bir hadis üzerine aslında bu söylenene gelen bir şey.
Hz. Muhammed demiş ki av, tarla, bahçe, sürü köpekleri müstesna olmak üzere her kim ki köpek besliyorsa...
Bu kişinin sevabından her gün bir miktar eksilir demiş.
Demiş midir bilemem.
Bir de şöyle bir durum var. Köpek yaşayan eve melek girmez.
Bunu koyu böyle koyu Müslümanların üzerinde çok görürsünüz.
Böyle köpekten çok tırsarlar falan.
Hani sevabımız gidecek işte evde köpek var melek girmez falan.
Ben bunu gerçekten duydum kulaklarımla yani.
Ama İslam mezheplerine baktığımız zaman köpeğe iyi gözle bakan mesela Maliki mezhebi var.
Ya da işte Hanefiler.
Hanefilerde de pek fena değil ama Şafiler.
Köpeği çok pis bulurlar Şafi mezhebi.
Ve hatta kendilerine bir köpek değdiği zaman bir Şafi'nin kendisine bir köpek değdiği zaman aman abdestim bozuldu falan diye o dokunan yeri köpeğin dokunduğu yeri yedi kere falan yıkaması gerektiğini
düşünüyorlar. Ama bu durum sadece İslamiyet'te yok aslında.
Mısır'a baktığımız zaman hatırlıyor musunuz Mısır'da felaketlerin kaynağı olarak bir kötülük tanrısı vardır Set.
Bu Set'in de genellikle tasvir edildiği şeylere baktığımız zaman Set kara köpek şeklinde tasvir ediliyor.
Hani ilk başta kara köpek demiştim ya bu Mısır'da da olan bir şey.
İş kediye gelince durum böyle tamamen tersine dönüyor.
Çok enteresan bir şekilde. Hz.
Muhammed mesela kedileri çok seviyormuş.
Hatta bilirsiniz bu hikayeyi.
Bir kedisi var Hz.
Muhammed'in. Adı da Müezza.
Bu Müezza kedi.
Bir gün işte Sedir'de oturuyor peygamber ve onun hırkasının üstünde uyumuş kedi.
Hz. Muhammed ona bakıyor böyle uyuyor ya uyandırmaya kıyamadığı için hırkasının eteğini kesiyor kedi uyusun diye.
Yani bunu yapan bir insan neden köpeğe öyle bir şey desin o da enteresan.
Bir de şöyle bir hikaye var bir gün Hz.
Muhammed namaz kılarken böyle sinsice bir yılan yaklaşıyor sokmak için.
O sırada da kedi üstüne atlıyor yılanın ve yılanı alt ediyor.
Hz. Muhammed bunu görünce kedinin sırtına okşuyor ve diyor ki bundan sonra sen hep dört ayağının üzerine düş diyor.
Tabii ki bu da bir hadis.
O yüzden çok koyu Müslümanlar kedinin o şekilde dört ayağının üzerine düştüğünü düşünüyorlar.
düşünüyorlarmış bunun dışında ne var mesela Yunan mitolojisine baktığımız zaman yeraltı tanrısı vardı Hades bu Hades'in kapısında bekleyen 3 başlı korkunç bir köpek vardı hatırlıyor musunuz Kerberos
Yunan mitolojisinde de var hep böyle bir yeraltına atfedilmiş köpek enteresan bir şekilde bizde de hani dedim ya şamanizmde yeraltına inmek için kullanılan bir hayvandı falan diye bir
de edebiyata bakalım edebiyatımızda da böyle köpek geçen şeyin var içerisinde ama bunlar hep böyle hakaret amaçlı yazılmış.
Mesela Namık Kemal'in dizelerinde köpektir zevk alan insafsız avcıya hizmetten diyor Namık Kemal.
Burada zaten başlamış yani.
Dünya edebiyatına bakıyorsunuz köpekler çok sevilen, özlenen, ölümlerinde acı çekilen dostlar olarak nitelendirilmiş genelde ve Kimler var mesela anlatılarında köpeğe yer veren büyük yazarlar
arasında? Mesela ben şu aralar İlyada destanını okuyorum Homeros'un.
Orada Odysseus'un köpeği var Argos.
Ya da Turgenev mesela Proust, Bulgakov, Nihal Bulgakov.
Hatta onun kitabının o kapağını ben çok severim Bulgakov'un.
Usta ile Margarita kitabının kapağında böyle dil gibi bir kedi var.
Çok böyle şeytani bir kedi.
Kafka. Mesela köpek demişken bunları almadan geçmeyelim.
Kafka, Chekhov, Rilke bunlar var.
Bunlar hep edebiyatlarından sık sık köpeğe yer vermiş yazarlar.
Bu podcasti sonlandırırken şunu söylemek istiyorum.
Kesinlikle katılıyorum.
Mahatma Gandhi ne demiş biliyor musunuz?
Bir ulusun büyüklüğü ve ahlaki gelişimi hayvanlara nasıl davrandıklarına bakarak anlaşılabilir demiş.
Türkiye'de biliyorsunuz zaten anlatmama gerek yok.
Gandhi bence çok haklı.
Ya da Amerikan başkanlarından birisi demiş ki eğer bir köpek yüzünüze bakıp da yanınıza gelmiyorsa vicdanınızı kontrol edin demiş.
Ne kadar doğru demiş değil mi?
Bu konuyu bu şekilde sonlandırıyorum.
Bir sürü hayvan hakkında konuştum.
Umarım hoşunuza gitmiştir.
Haftaya tekrar enteresan konularla karşınızda olmak dileğiyle.
Şimdilik hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
