
Cambly’de yıllık abonelik aylık aboneliğe göre tam %60 daha avantajlı! 12 aylık aboneliklerde ders başı 67 TL’den başlayan fiyatlarla geleceğinize yatırım yapın.
İndirim kodu: 60tarih
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi *
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Kendini Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, ben Merve.
Yalnız bölümü gülerek açtım direkt.
Çünkü az önce mikrofonu açtım kayıt yapmak için ama kendimi şarkı söylerken buldum.
Ve aradan baya bir zaman geçmiş, ona gülüyorum.
Ne yapıyorum ben ya? Yani podcast yapmak için mikrofon aldım, almışım şarkı söylüyorum.
Bir de karaoke falan açmışım.
Çok büyük resim. Karaoke ne ya?
Ya komşular duymamıştır.
Bir de tam böyle bağırıyorum sana ben ezelden geldim lan diye kapı çaldı.
Muhtara dayı gelmiş o istemek için.
Kadın hiçbir şey demedi.
Broşürü verip gitti. Ne yaşıyor acaba demiştir bu evin içinde ne oluyor?
Neyse biz kayda girelim.
Sanki kayıtta değilmişim gibi.
Şimdi bugün size tarihe geçmiş en büyük fiyaskolardan, en büyük aptallıklardan bahsedeceğim.
Ama tabii binlerce var.
Ben aralarından böyle beğendiklerimi cımbızlayarak size anlatmaya çalışacağım.
Eğer derseniz ki Merve biz bu bölümü çok sevdik devamı gelsin.
Tabii ki devamı gelecektir.
Şimdi öncelikle Truva atıyla başlamak istiyorum.
İsa'dan önce 1184 yılına gidiyoruz.
Efsaneye göre Truvalılar...
ve Yunanlılar güzeller güzeli Helen için 10 yıl boyunca savaşıyorlar.
Efsaneye göre Truvalı Paris, Sparta Kralı Menelaus'un karısı Helen'i kaçırıyor arkadaşlar.
Homeros'un İlyada ve Odissiyası'nda da geçer bu.
O kitap da neydi ya tuğla gibi.
Hani böyle birini dövecek olsam onunla girişirim muhtemelen.
Homeros'un İlyadasıyla.
Lütfen entelektüel bir dayak.
Bu arada Helen'in dünyanın en güzel kadını olduğu rivayet ediliyor.
Zeus'un kızı derler kendisi için.
Helen'in kendi isteğiyle gittiği de düşünülüyor.
Hani kaçırma falan yok. Kendi isteğiyle, özgür iradesiyle gitti de denilir.
Bir de olayın mitolojik hikayesi var.
Onu da anlatayım size. Nifak tanrıçası Eris bir düğüne davet edilmiyor.
Ve çok sinirleniyor. Diyor ki nasıl ortalığı karıştırabilirim.
Düşünüyor, düşünüyor. Düğünde Afrodit var, Hera var, Athena var.
Böyle gayet güzel takılırlarken bunların önüne bir altın el...
Elma fırlatıyor arkadaşlar. Elmanın üzerinde de en güzele yazıyor.
Tanrı şalar düşünüyor düşünüyor.
Acaba hangimiz en güzeliz?
Bu elma hangimize? İşin içinden çıkamıyorlar.
Zeus'a gidiyorlar. Zeus'a soruyorlar.
Hani bu elmanın sahibi sence hangimiz diye.
Zeus da tabii erkek cevap vermiyor.
En iyisi diyor ben bu işin içinden kendim çıkamayacağım.
Turubalı çoban var Paris gideyim ona sorayım diyor.
Tabii o sırada üç kadın durur mu?
Hemen gizlice çobanın yanına gidip diyorlar ki en güzel beni seç.
Hepsinin bir rüşveti var. Athena'nın rüşveti şu.
Zeka ve savaşma yetisi vereceğim sana diyor eğer beni seçersen.
Hera diyor ki sana güç ve kuvvet teklif ediyorum.
Afrodit de diyor ki eğer beni seçersen sana dünyanın en güzel kadınını teklif ediyorum diyor.
Paris'te çapkın yakışıklı durur mu?
Afrodit'in teklifine bayılıyor.
Fakat dünyanın en güzel kadını Helen kimle evli?
Sparta Kralı ile evli arkadaşlar.
Ve Paris bu kadını kaçırınca Truva Savaşı başlıyor.
Brad Pitt'in başrolünde oynadığı bir filmi de var.
Eminim izlemişsinizdir Truva filmi.
Böyle senelerce savaşmaktan bakan Yunanlılar artık diyorlar ki yeter ya bu kadar savaştık.
Kontrolü artık ele alalım diyorlar ve bir hile yapmaya karar veriyorlar.
İşte tarihin en büyük fiyaskolarından biri burada başlıyor.
Truvalılara diyorlar ki okey abi siz kazandınız.
Hatta biz size bir hediye yaptık.
Eğer kabul ederseniz hediyemizi size takdim etmek istiyoruz diyorlar.
Hediyede kocaman tahtadan bir at.
Truvalılar bu atı görünce bir anda sevinçten deliye dönüyorlar.
Kazandık diye inanıyorlar.
Kocaman tahta atı kuşatılmış şehirlerine doğru çekmeye başlıyorlar.
Şehrin ortasına onu koyacaklar.
Hani zafer kutlaması yapacaklar.
Derken gece oluyor ve Truvalılara bir sürpriz.
Tahta atın içinden bir sürü Yunan askeri çıkıyor.
Truva sokaklarına dökülüyor.
Kim var kim yok kılıçtan geçiriyorlar ve Yunanlılar böylece istediklerini öyle kolayca bırakmayacaklarını pes etmeyeceklerini kanıtlamış oluyorlar Truvalılara.
Virgil Aenes destanında ne demiş arkadaşlar?
Bu iki boş yapı gizli oyuklarında bizim düşmanlarımızı saklıyor olabilir.
Ya hile ya da kudret ile tasarlanmış.
Onların hediyelerine güvenmeyin o atı da kabul etmeyin demiş.
Ya dinlememişler adamı ve tarihin en büyük fiyaskolarından biri.
olmuş. Truvata. Şimdi kişisel tarihimizde bir fiyasko yaşamamak için size tarihi değil güncel bir haberim var.
Cambly'de yılın en büyük Cambly indirimiyle %60 daha avantajlı fiyatlar başladı.
Yıllık abonelik aylık aboneliğe göre tam %60 daha avantajlı arkadaşlar.
12 aylık aboneliklerde ders başı sadece 67 TL'den başlayan fiyatlarla indirim kodumuz 60 tarih.
Bu fırsat yılda sadece 2 kez geliyor.
Bunu da belirtmek isterim. Sonra vay efendim ben duymadım, bilmiyordum, arkadaşım duymuş bana söylemedi demeyin.
Duyanlar duymayanlara sadece 67 TL'ye hayatımızı değiştirecek bir fırsat var arkadaşım diye iletsin.
Yıllık üyelikler %60 daha avantajlı dediğim gibi haftada sadece bir saatinizi ayırarak siz de ana dili İngilizce olan eğitmenlerden istediğiniz zaman, istediğiniz ortamda online İngilizce ders alabilirsiniz.
Üstelik kendi ilgi alanınızda Cambly ekibi yine hayal...
Ellerimizi ertelemeyelim diye iş başında.
İndirim kodu 60 Tarih.
Hadi devam edelim. Gelelim başka bir tarihi hadiseye.
İsa'dan önce 217 yılına gidiyoruz.
Tam bir öfkeyle kalkan zararla oturur hikayesi bu.
Hannibal Barca'yı bilirsiniz arkadaşlar.
Dünyanın en iyi komutanlarından biridir kendisi.
Ve savaş stratejisi deyince ilk halkla gelen isimlerden biri o.
Kartacalı, Askeri, Deha, Hannibal.
Hannibal diyenler de var bu arada.
Daha doğduğu andan itibaren babası tarafından Roma'ya düşman olacağını...
dair ant içerek büyütülmüş bir isim.
Babası Hannibal'a diyor ki oğlum Yaşadığın sürece asla ama asla bir Romalı arkadaşın olmayacak diyor.
Öyle bir nefretten bahsediyorum.
Yani nefret deyince aklıma gelen ilk isimlerden birisi.
Hannibal'ın 40 bin ila 60 bin arası askeri ordusu olduğu ve bunları idare ettiği söylenir.
O kadar büyük bir komutan.
Bir sefere 37 fille gittiği de rivayet ediliyor.
Romalıları iki kez büyük mağlup etmiştir.
Şimdi en başta neden öfkeyle kalkan zararla oturur dedim.
Oraya geleyim. 17 yılında Hannibal Roma konsülü Flaminius'u kendisiyle savaşması için kışkırtıyor.
Ve başarılı da oluyor. Bu hikayede yanan Hannibal değil arkadaşlar baştan söyleyeyim Flaminius.
Flaminius'un bir gün canına tak ediyor.
Bu kışkırtmalar artık dayanamıyor.
Bütün danışmanları diyor ki gitmeyin.
Destek kuvvetlerini almadan gitmeyin.
Bekleyin diyor ama işte öfkeyle kalkan zararla oturur.
Flaminius Hannibal'ın peşine düşüyor.
Ve Hannibal onu kışkırttıktan sonra zaten diyor benim peşimden gelecek bu.
Gidiyor pusuya yatıyor. Ordusunu direkt Hannibal'ın tuzağına doğru sürüyor bilmeden ve 15 bin Romalı askerin yaklaşık 4 saat içerisinde ölümüne sebebiyet veriyor
Flaminius ve efsanelere göre Trasimene Gölü bu savaştan günler sonra bile kandan dolayı kıpkırmızıymış.
Hatta birkaç gün sonra Hannibal Flaminius'a gelen destek kuvvetlerini de kılıçtan geçiriyor ve Flaminius öfkeyle kalkıp çok büyük zararla oturanlardan biri olarak tarihe geçmiştir.
ise bir savaşı aylarca planlayan bir adam dürtüsel hareket etmenin kötülüğü arkadaşlar.
Tarihe böyle geçti. Bu arada Kartacalı Hannibal'a atamız da çok hayrandı.
Daha askeri lisedeyken onun dehasına hayran kalmıştır ve Kurtuluş Savaşı'nda onun stratejilerinden faydalanmıştır.
Odlar bilir, Atatürk o kitabı okumasaydı diye bir bölümüm var benim.
Atatürk'ün savaş stratejisini anlatıyorum orada.
Mutlaka dinleyin derim. Bu arada Hannibal'ın Gebze'de mezarının bulunması için Atatürk Türk bazı kurumları görevlendirmiştir 1935 yılında ama maalesef bulunamadı.
Yine de bir anıt yaptırıldı.
Atamızın vasiyeti olduğu için 1981 yılında Hannibal tepesi olarak geçiyor.
Ve Hannibal M.Ö. 183 yılında Britanyalıların onu Romalılara teslim edeceğini anladığı vakit hemen yüzüğünde taşıdığı zehri içerek intihar etmiştir.
Arkadaşlar Romalıların korkulu rüyasıdır Hannibal ve ondan artık öyle bir korkuyorlar ki ne zaman bir felaket yaşansa Romalı senatörler ne der bilir.
Diyor musunuz? Hannibal Anteportos.
Yani Hannibal kapıda.
Felaket kapıda anlamında.
Ve Roma daha sonra Hannibal'ın savaş stratejilerini uygulayarak imparatorluk sınırlarını genişletmeyi başarmıştır.
Bu da böyle bir ironi.
Gelelim bir başka önemli tarihi fiyaskoya.
Güzelim İskenderiye kütüphanesinin yakılması.
Yunan tarihçi Plutorkos o günü şöyle anlatır.
Düşman onun denizden iletişimini kesmeye çalıştığında Sezar'dan bahsediyor.
O bu tehlikeyi kendi gemilerine ateşe vererek savuşturmak zorunda kaldı ki yangın iskelelere sıçradıktan sonra yayıldı ve büyük kütüphaneyi yok etti diye not düşmüştür tarihe.
İskenderiye Kütüphanesi Mısır'ın Batlemius Hanedanlığı yani M.Ö.
323 döneminde kurulmuştu ve senelerce antik dünyanın en önemli kütüphanesi olarak hizmet vermiştir.
Bu kütüphane sayesinde İskenderiye ilim yuvası olmuştur.
Entelektüel bir merkez haline gelmiştir daha o dönemlerde ve kütüphanede 500 bin kitap Olduğu düşünülüyor arkadaşlar.
Tarihte kütüphane yakma olayları var.
Tabi ki bu ilk değil. Yukata'nın İspanyol psikoposu işte Kadim Maya uygarlığının 3 kutsal metni hariç geri kalan hepsini yakmış.
Hitler, Naziler işte Yahudi yazarların, bilim insanların kitaplarını yaktılar biliyorsunuz.
Jules Cesar da tarihin en büyük kütüphanelerinden birini yakmasıyla meşhur.
İşte İskenderiye kütüphanesi.
Bilerek yakmadı bence arkadaşlar.
Bundan çıktı yangın diyorlar.
O teyzeye benzedi. Ya ne bileyim Sezar hani öyle bir adam değil.
Bilgi aşığı bir adam böyle.
Bilmiyorum yapmaz gibi geliyor.
Kemal'im yapmaz. Öyle miydi o bir şey vardı?
Kleopatra podcastımda Sezar'dan uzun uzun bahsetmiştim.
Meraklıları dinleyebilir. Şimdi neden böyle diyorum?
Sezar bir kere bilgi aşığı bir adamdı yapmaz gibi dedim ya.
Çünkü şehri ele geçirmeye çalışırken stratejik bir hamle yapayım diyor ama kendi filosunu ateşe veriyor.
Dediğim gibi o ateş çok fazla yanıp tutuşuyor.
Her yer yakılıp yıkılıyor.
İskeleye sıçrıyor derken kütüphane yanıyor o.
Ama şu da var arkadaşlar. Bu kütüphane paganik inançları imha etmek isteyen fanatik Hristiyanlar tarafından da yakılmış.
olabilir deniliyor. Hatta bir rivayete göre şehir Müslümanların eline geçiyor ve 4 halifeden biri olan Ömer'in yaktığı da iddia edilir İskenderiye kütüphanesine.
Sonuç olarak tarihi bir fiyaskodur.
Sırada M.Ö.
27 yılında yaşanmış Büyük bir fiyasko var.
Milattan önce 27'de Roma dünyasının en büyük yapısal felaketi yaşanıyor arkadaşlar.
Fidene'de bir amfiteatro yapılıyor ki önceki imparator Tiberius gladiyatörlerin oyunlarını yasaklamıştır ama dinlemiyorlar adamı.
Artık Tiberius'un laneti midir nedir bilmiyorum.
Amfiteatro açılıyor ve yaklaşık 50 bin kişi bu oyunları, gladiyatörleri izlemek için bu mekana doluşuyorlar ve sonuç açıldığı gün stadyum çöküyor ve 20 bin kişi...
hayatını kaybediyor.
Müteahhit anında kaçıyor.
M.Ö. 27'de bile hiç değişmeyen senaryolar var fark ettiniz mi?
Sırada Kenan Doğulu'nun Yaparım Bilirsin şarkısına da bahis olmuş bir sayko var.
Deneyim gözü kara derim yakarım Roma Evet Roma'yı yakıp kül eden Neron'dan bahsedeceğim.
Büyük Roma yangını arkadaşlar.
Milattan sonra 64 yılına gidiyoruz.
18 Temmuz gecesi öyle bir yangın başlıyor ki 6 gün 7 gece boyunca bu yangını söndüremiyorlar.
Bu büyük yangın ile ilgili ortaya atılan iddialar dönemin ünlü tarihçilerinin iddiaları yani kesin değil.
Mesela bir iddiaya göre zalim imparator Neron sarhoş taklidi yapan adamlarını şehri yakmaya gönderiyor.
Ve yangını da Palatintepe.
Sarayından böyle şarkılar, türküler söyleyerek, lir çalarak zevk içinde izlediği söylenir.
Hatta şehrin yıkımını izlerken kendi ismini vereceği yeni bir şehrin kurulmasını hevesle beklediği iddia edilir.
Bir başka iddiaya göre bu yangın bir kazadır.
Hatta yangına daha sonra suçlarını itiraf eden ve Neron tarafından cezaya çarptırılan Hristiyanlar sebep olmuşlardır.
İddia bu. Hristiyanların kundakçılık yaptığı da söylenir ve zaten Neron'dan nefret ediyorlar.
Neron biliyorsunuz ki...
tarihe geçmiş en ünlü zalimlerden biri arkadaşlar.
Yani bir Caligula kadar olmasa da.
Gerçi Caligula'nın kız kardeşinin oğludur Neron.
Yani yeğeni oluyor değil mi? O da zalim.
Hamile eşini katlediyor.
Genç bir kölesi var.
Für köle. Onu hadım ettiriyor.
Annesini öldürmeye çalışıyor.
Annem bana çok karışıyor diye.
Kayığını batırsınlar diye annesinin kayığını adamlarını görevlendiriyor.
Ama başaramıyor. Gerçi olmuyor.
Annesi de bunu öldürtmeye çalışıyor.
Hani o kadar seviyor ki oğlunu ölsün istiyor.
Neron'un bu zalimin sonunu merak ediyorum.
O da arkadaşlar Hannibal gibi intihar ederek ölmüştür.
Ve o kadar açgözlü bir adam ki 68 yılında halkı vergilere boğmuş boğmuş duvara atmış.
Sonra toplu isyan çıkıyor zaten.
Baktı ki bu isyanda bunu öldürecekler.
Halk bunu öldürecek. En iyisi diyor ben intihar edeyim o şekilde ölüyor.
Sırada bir Türk var.
Hun İmparatoru Atilla.
Tanrı'nın kırbacı da denilir kendisine.
Korkunç savaşçı Hunların önderi.
434 yılından 453 yılına kadar Hun İmparatorluğu.
onu idare etmiştir. Kısa bir dönem ama çok etkilidir.
Roma İmparatorluğu'nun o da ezeli düşmanıdır.
Aynı Hannibal gibi. Papayı haraca bağlayan adam da deniliyor Attila için.
Attila 453 yılında yeni bir evlilik yapıyor.
İdiko adında genç bir kadınla evleniyor.
İlk karısı değil bu arada. Attila çok çapkın bir adammış.
Düğün gecesinde o kadar sarhoş oluyor ki ve Attila'nın bir rahatsızlığı var.
Habire böyle burnu kanayıp duruyormuş.
Düğün gecesi o kadar sarhoş ki o şekilde sızıyor.
Yine burnu deliler gibi kanıyor.
O şekilde boğularak hayatını kaybetmiş bunu biliyor muydunuz?
Ya bu ne biçim bir ölüm dedim bunu öğrenince.
Şimdi de 999 yılına gidiyoruz arkadaşlar.
Ama önce bizim şu millennium hikayemizi bir hatırlayalım.
1999'dan 2000 yılına nasıl geçildi?
Bir kıyamet kopacak tayfası varmış yine bu dönemlerde.
2000 yılına, milenyuma girdiğimizde kıyamet kopacak diye düşünüyorlar.
Hatta Time'ın 18 Ocak 1999 tarihli sayısında kapakta dünyanın sonu yazıyor arkadaşlar.
Herkes de bir telaş.
The end of the world. Kapak resminde elinde haç tutan, beyaz elbiseli, uzun saçlı bir adam.
Arkası dönük ve sırtında dünyanın sonu yazıyor.
Hazreti İsa'yı andıran bir karakter bu arada.
İnsanların çoğu da inanıyor tabii kıyametin kopacağına.
Peki size aynısının 999 yılında da olduğunu söylesem.
Neredeyse birebir aynı.
O zamanlar yine dindar olan insanlar Hazreti İsa'nın doğumundan bin yıl sonra İsa'nın geri geleceğine inanıyorlar.
Ve 999 yılını sanki böyle yarın ölecekmiş gibi yaşamış insanlar öyle geçirmişler.
Ve 31 Aralık 999'da gece yarısı ekmek ve şarap haini yaparken kilise doluyor taşıyor.
Hatta o kadar eminler ki Hazreti İsa'nın geri geleceğini.
Kilisenin kapısını açık bırakmışlar.
Bekliyorlar yani. Ama saat gece yarısını vurduğu zaman büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor.
Gelen giden yok.
Bu da tarihe geçen fiyaskolardan biridir.
Şimdi Aztekler dönemine gidiyoruz.
Azteklerin güneşe taptıklarını duymuşsunuzdur.
Bu arada kanalımda Gizemli Maya Uygarlığı diye de bir bölümüm var dinlemek isterseniz.
Quetzalcoatl denilen güneş tanrıları var Azteklerin.
Ama bu inanç. Güneş tanrısı inanç.
anca onların sonunu getirmiştir.
Nasıl mı? Şöyle. Hernanda Cortes 8 Kasım 1519 yılında İspanyol ordusunu Aztek'in başkentine yönlendiriyor ve o sırada Aztek halkının başında çok batıl inançlı bir lider
var. Dini lider Aztek Montezuma adı ve Cortes Montezuma'nın dini inancını biliyor.
Hani güneş tanrısına inandığını.
Onu öyle bir kandırıyor ki arkadaşlar inanamayacaksınız.
Cortes o kadar gösterişli o kadar şatafatlı giyiniyor ki oradaki insanlar bilmiyorlar öyle kıyafetler görmemişler.
Kendisini güneş tanrısı gibi gösteriyor ve Montezuma buna inanıyor.
Hatta Cortes'e diyor ki Efendimiz diyor.
Efendimiz ne ya? Gollum gibi.
Efendimiz diyor. Bu topraklara gelişiniz çok hoş karşılanmıştır.
Soylu şehriniz Meksika hakkındaki merakınızı gidermeye geldiniz belli ki.
Buraya tahtınıza oturmaya geldiniz.
Meksika şehrini yönetme görevini size takdim ediyorum efendim diyor.
Eski yöneticilerimiz senin şehrine gelip tahtına oturacağını söyleyerek buradan ayrıldılar ve şimdi bu gerçekleşti.
Sen Geri geldin, git sarayının tadını çıkar, kocan olayı tadını çıkar, vücudunu dinlendir.
Efendilerimiz bu topraklara hoş geldiniz diyor Montezuma ve onu sahiden bir güneş tanrı zannediyor ve şehre girmesine izin veriyor.
Cortes ne istiyorsa bol bol veriliyor ona Güneş Tanrı diye ve Cortes hiç zorlanmadan başkentin yönetimini ele geçiriyor.
Aztek İmparatorluğu ve sahip olduğu bütün altınlar İspanyol ordusuna veriliyor.
Hiç zorlanmadan alıyorlar zaten.
Montezuma'nın 25 senelik liderliği de bu şekilde kandırılarak son buluyor arkadaşlar.
Gelelim bir başka fiyaskoya.
Hindistan cevizi sever misiniz?
Ben bayılırım. Ananın evinde de Hindistan cevizi mi vardı diyorsanız yoktu.
Sonradan öğrendik böyle.
Aşko kuşko kız olduktan sonra.
Böyle şeyleri de hep öyle kızlar yiyor fark ettiniz mi?
İşte yulaf ezmesi, işte avokado, ondan sonra Hindistan cevizi, badem sütü.
Bunlara bakış açım tam olarak şöyle.
Az önce rafine şeker kullanılmadan glutensiz undan yapılmış ve sadece az bir hurma ile tatlandırılmış kek yedim.
Vallahi lavaşa toz şeker dürer 55'imde onurumla ölürüm.
Böyle bir rezalet olamaz.
Ya sağlıklı ama tadı güzel olan şeyleri seviyorum arkadaşlar.
Bazılarının tadı çok kötü oluyor.
O yüzden bunu söylemek istedim.
Peki Hindistan cevizi için dünyayı değiştiren yemiş dendiğini hiç duydunuz mu?
Şimdi size tarihteki en kötü anlaşmalardan birini anlatacağım.
16. ve 17. yüzyıllarda baharat biliyorsunuz ki çok revaçta.
İnsanlar böyle birazcık maydanoz alabilmek için, ada çayı, kekik bunları evde edebilmek için resmen bir servet ödüyorlar.
2024 Türkiye'si gibi düşünün.
Aynı. İngiliz hakimiyet...
İngiliz kaşif Henry Hudson'a başvuruyorlar.
Hudson'dan Kuzey Amerika'daki bir geçitten geçmesi isteniyor.
Hudson buralardan geçerken bir adaya rastlıyor arkadaşlar ve bu ada Manhattan Adası yani bugün New York şehrinin merkezi konumunda olan yer.
Hollandalılar bol Hindistan cevizi olan o adayla pek ilgilenmiyorlar.
Hala baharatların peşindeler.
O yüzden adayla biraz ilgilenen İngilizlerle hemen bir anlaşma yapıyorlar.
İngilizlerle anlaşma yapması için Hollandalı devlet adamı Johan de Witt'e başvuruyorlar.
Bu arada zaten İngilizler artık Hindistan cevizi yetiştirmenin ne kadar kolay bir şey olduğunu anlamışlar.
Ve bu ada gerçekten artık umurlarında değil.
Nasıl olsa yetiştiririz diyorlar ama Johan de Witt Hindistan cevizi üstüne bir tekel oluşturmak istiyor ve ne yapıyor biliyor musunuz?
Tarihi bir hata yapıyor. İngilizler Manhattan adasını alıyor.
Hollandalılar da Hindistan cevizi yetişen Plauran adasını alıyor arkadaşlar.
Değiş tokuş yapıyorlar. Tarihin en kötü değiş tokuşlarından biri fiyasko.
Ben Hollandalı olsam bir daha Hindistan cevizi yemezdim muhtemelen.
Sırada tarihe geçmiş bir toplu delirme vakası var arkadaşlar.
943 yılında 40 bin Fransızın delirdiğini biliyor muydunuz?
Sokaklarda dans ederek ölmüşler arkadaşlar.
Lorraine köyünde oturan herkes bir hastalığa yakalanıyor.
Garip bir hastalık. Köy haritadan siliniyor o derece.
1722 yılında yaklaşık 20 bin Rus ve atları sebebi bilinmeyen bir hastalıktan dolayı hayatlarını kaybediyorlar.
Sonradan öğreniyoruz ki bu hastalık ergotizm.
Yani halk arasındaki adıyla çavdar mahmuzu zehirlenmesi arkadaşlar.
Dikkat! Bu hastalığa yol açan şey kangren ve ölüme neden olan güçlü bir mantar olan mahmuz bulaşmış çavdarmış.
Ergotizmin nedeni ise ta...
1597 yılında ancak keşfedilebiliyor.
Hatta Büyük Petro'nun Rus ordusu Osmanlı'ya sefere çıkacağı zaman ordusunu bu yüzden kaybetmiştir.
Petro 20.000 asker ve Büyük Petro bu yüzden sefere çıkamamıştır bu zehirlenmeden dolayı.
Osmanlı demişken arkadaşlar buradan devam edelim.
17 Eylül 1788 yılında Romanya'nın Karantisebeş bölgesinde Osmanlı ile Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na bağlı Avusturya Arşidüklüğü arasında bir muharebe yaşanıyor ve tahtada bir Abdülhamit
var. Osmanlı savaşı kazanıyor.
Şimdi burada tarihi bir iddia var arkadaşlar.
15 Eylül 1788'de Avusturyalılar öncü birlikleriyle bir karargah kuruyorlar.
Yaklaşık 100 bin kişiler Avusturyalılar ve Osmanlı askerlerini aramaya başlıyorlar.
Hani önden gitmişler asker arıyorlar geldiler mi diye ama Osmanlı askerlerinin henüz bir izi yok.
Derken bu Avusturyalı askerler bir çingene konvoyuyla karşılaşıyor.
Çingeneler askerlere işte alkolü, likör, çin gibi bir şeyler teklif ediyor.
Onları eğlenceye davet ediyorlar.
Onlar da zaten dünden razı.
Derken böyle vur patlasın, çal oynasın bir parti başlıyor.
Avusturyalı askerler eğleniyorlar.
Daha sonra arkalarından bir başka Avusturya piyade kolu geliyor mekana.
Diyorlar ki biz de içelim, biz de partileyelim, bizi de aranıza alın.
Ama nedense çingeneler bu ikinci gelen...
İşte Avusturyalı askerleri aralarında istemiyorlar.
Ve Avusturya askerleriyle husarlar yani çingeleler arasında büyük bir tartışma çıkıyor.
Kafaları da güzel zaten.
Bunlar başlıyor birbirlerine ateş açmaya.
Ve çatışma sırasında bazı Avusturyalı piyadeler çingeleleri korkutup kaçırmak için Türkler geliyor, Türkler geliyor diye bağırmaya başlıyorlar.
Çingeleler gerçekten korkup kaçmaya başlıyor.
Sonra tam bizim bu dolmuş çamca vardı ya piston aşağı indi diyordu.
Onun gibi bir olay yaşanıyor.
Bu çingelelerin kaçtığını gören piyade...
Erdeler gerçekten askerler Osmanlı askerleri geldi zannediyor.
Onlar da kaçmaya başlıyor. Bir arbede yaşanıyor.
Zaten Avusturya ordusu toplama ordu arkadaşlar.
İçlerinde İtalyanlar var.
Balkan Slavları var. Karma bir ordu.
Zaten adamlar birbirini tanımıyor.
Tipleri çok farklı. Avusturyalı subaylar halt halt diye bağırmaya başlıyor.
Yani durun durun diye bağırıyor ama askerler Almanca bilmiyor.
Toplama ordu böyle oluyor.
Bunlar halt halt diye bağırınca Allah Allah olarak algılıyorlar ve olaylar çığırından çıkıyor.
Süvarilerinin son gaz kampa geldiğini gören o birlik kumandanı da korkuyor.
Hani koşuyorlar ya kendilerine.
Osmanlı askerleri geldi zannediyor bir anda birlik kumandanı.
Topçularına diyor ki ateş edin.
Ve askerler her gördüklerini Osmanlı askeri zannedip vurmaya başlıyor.
Ve kendi askerlerini vurmuşlar.
10 binden fazla Avusturya askeri resmen telef olmuştur.
Ve Osmanlı ordusu bu olaydan 2 gün sonra geliyor.
ordusu yok. 2 gün sonra geliyor.
Bir bakıyorlar kalmamış asker falan yok.
Herkes birbirini vurmuş.
Ve karantina 5 çok rahatça ele geçiriliyor.
Bu da böyle bir olay.
Piston aşağı indi olayı. Şimdi 1859 yılına Noel gününe Avustralya'da bir çiftliğe gidiyoruz arkadaşlar.
Bugün Avustralya Melbourne'e İngiltere'den 24 tane tavşan getiriliyor Noel günü.
Üremeleri için bunları çiftliğe koyuyorlar.
Thomas Austin adında bir çiftlik sahibi var.
Bu adamın niyeti tavşan kolonisi kurmak arkadaşlar.
Neden? Çünkü zenginler av partisinde tavşan vuruyorlar.
Eğlenceleri bu ne yazık ki.
Aradan 3 yıl geçiyor ve tavşanlar öyle bir ürüyorlar ki binlerce tavşan oluyor bir anda.
1865 yılında Austin çiftliği artık İngiliz kraliyet ailesinin tavşan avı partisinde ev sahipliği yapacak bir duruma geliyor.
Kraliçe Victoria'nın oğlu Prens Alfred 3 saatte 416 tavşanı vurmakla övünüyor.
Gazetelere çıkmış o zamanlar.
Böyle bir haber var ve 1940'lara gelindiği zaman Avustralya'da da yaklaşık sıkı tutunun.
800 milyon tavşan var ya bu adamın yüzünden ve Avustin'in bu yaptığı ülkede salgın boyutuna yol açmış.
Öyle bir tavşan istilası var ki anlatamam yani.
Tavşanlar mahsulleri yiyor, ağaçlara zarar veriyor.
Herkes şikayetçi, herkes tavşan vuruyor.
İşte bir yılda 25 milyon tavşan öldürüyorlar ama baş edemiyorlar salgın ve tavşanlar habire ürüyor arkadaşlar.
İstilacı tavşanlar ve Avustralya'daki ekosistem bozuluyor.
Bu adamın bu merakı yüzünden hani avda Para kazanacağım diye merak salıyor ve olaylar olaylar.
Çok ciddi bir yan etki yaratıyor Avustralya'da bu tavşan salgını.
Sırada tarihin en sarsıcı olaylarından biri var.
Batmaz denilen o gemi arkadaşlar.
Titanic. Neden batmaz diyorlar?
Çünkü geminin yapımında çok ileri teknolojiler kullanılmıştı.
Titanic, White Starling şirketine ait bir transatlantik gemisi arkadaşlar.
Yani Atlas okyanusunu geçerek Avrupa ve Amerika arası sefer yapan dev bir gemi.
Transatlantik adı üstünde.
Atlantik'i geçen anlamında.
26 ayda yapılıyor bu gemi.
31 Mart 1909'da yapımına başlanıyor.
2 Nisan 1912'de tamamlanmıştır ama 15 Nisan 1912'de buzdağına çarpıp batıyor.
Ne kadar kısa bir süre 2 Nisan'da tamamlandı 15 Nisan'da battı ve 1517 kişi maalesef hayatını kaybetti.
Titanik'teki en büyük fiyaskolardan biri 64 sandallık kapasitesi olduğu halde sadece 20 can kurtaran sandalı vardı.
Ve muhtemelen fazla masraftan kaçınmak için bunu yapmışlardı.
Bir de sandallar güverteyi kapatmasın çirkin bir görüntü olmasın diye estetik görüntü olsun.
Kaçalım diye insanlar can verdiler.
Ayrıca Titanic bütün gün boyunca almış olduğu buzdağı uyarılarına rağmen hep ikaz veriyorlar.
Buzdağı var, buzdağı var, buzdağı var.
Artık hani alışmışlar herhalde ve normal seyir hızında suda ilerlemeye devam ediyorlar.
Telsiz operatör Jack Phillips artık bu buzdağı uyarılarından bıkıyor.
Sıkılıyor ve şöyle düşünüyor.
Nasıl olsa batmaz yani bu gemi batmıyor.
Buzdağına çarpsa ne olur? Öyle bir açıyla çarpması gerekiyormuş ki gerçekten.
Hani bu geminin batması için çok çok çok uç bir açı var.
Onun olması gerekiyor ve o açıyla vurmuş.
Aslında olmayacak bir şey olmuş öyle söyleyeyim.
Telsiz operatörü Jack Phillips, Cyril Evans'dan telsizi kapatmasını istiyor.
Zaten diyor bu gemi batmaz.
Yani ne diye buzdağlarını biz dert edelim ki bu kadar kafası.
Ve Titanic buzdağına çarpıp batmaya başladığında mürettebat imdat çağrısı gönderiyor.
İmdat füzelerini ateşliyor ama bu füzeleri görenler yani diyorlar ki herhalde bir kutlama yapıyorlar.
Hava ifşek gibi düşünüyorlar ve hani hiç umurlarında değil.
İmdat çağrılarını da almıyorlar telsiz kapalı çünkü.
Ve maalesef Titanic buzdağına çarptıktan 3 saat sonra buz gibi suların dibine gömülüyor.
Ve Titanic'in enkazı seneler sonra 1 Eylül 1985'te araştırma ekibiyle bulundu biliyorsunuz.
Denizin 3.657 metre dibinde bulundu ve fotoğraflandı.
Zaten bu fotoğraflar 11 Oscar alan Titanic filmi için bir kaynak oluşturmuştur.
Bu arada Titanic'in o battığı yer var.
ya oradan hala işte gemiler geçerken bir şeyler olurken bir sıkıntılar yaşanıyormuş.
O enkazdan dolayı hala problemli bir bölgeymiş burası.
Zaten 18 Eylül 2023'de Atlas Okyanusu'nun dibindeki bu Titanik'in enkazını görmek için biliyorsunuz ki bir denizaltı turistik bir seyahat yapacaklar ya da 5 kişi hayatını kaybetti.
Son olarak trajikomik bir olaya yer vermek istiyorum.
1995 yılında ABD'de Pittsburgh kentinde bir günde iki banka birden soyuluyor.
Her iki soygunu Yapan kişi de aynı.
MacArthur Wheeler isimli 44 yaşında bir adam bu.
Sıradan bir adam. Ama bu adam aynı gün içinde hemen yakalanıyor polis tarafından.
Ve o kadar çok şaşırıyor ki yakalanınca.
O kadar emin ki asla yakalanmayacağım.
Polisler de ona güvenlik kamerasındaki görüntülerini izletiyor.
Bak diyorlar işte bu sensin.
Ve adam hayretler içinde görüntülerini izlerken diyor ki.
Ama diyor ben yüzüme diyor limon suyu sürmüştüm.
Meğersem yüzüne limon suyu sürünce görünmez olacağını zannediyor mu?
Şaka değil. arkadaşlar gerçekten görünmez olacağını düşünüyor.
Peki bu adam neden böyle bir düşünceye kapılmış olabilir?
Çünkü arkadaşlar evde basit bir deney yapıyor.
Bir yerde görmüş bu deneyi. Deneyde limonu bir miktar suyun içine sıkıp küçük bir pamuğa batırın.
Daha sonra bu pamukla beyaz bir kağıdın üzerine bir sözcük yazın.
Kağıt kuruyunca o yazdığınız şey gidecek yazıyor.
Yani limon suyu seyreltilip kağıt üzerinde kurutulduğunda görünmez hale geliyor.
Kağıdı biraz ısıttığınız zaman o limon suyu oksitleniyor.
Kahverengi gibi bir renk. kalıyor ve görünürleşiyor yazdıklarınız.
İşte Arthur da bu deneyden ilham almış ve sıfatına limon suyu sürmüş, görünmez olduğunu düşünmüş, banka soymaya gitmiş.
Tam bir cahil cesareti.
Bu olaydan birkaç sene sonra Cornell Üniversitesi'nden psikoloji profesörü Justin Kruger ve yine psikoloji bölümünden David'in aklına şu soru geliyor.
Neden bazı insanlar bir konuda az bilgi sahibi olduğu halde kendini çok yetkin ve üstün görür.
Ve bir takım araştırmalar yapıyorlar ve sonuçta ortaya Dunning-Kruger etkisi adı verilen, bizde de cahil cesaret ya da boşbaşak sendromu olarak adlandırılan durum çıkıyor.
Cornell Üniversitesi'nde okuyan lisans öğrencilerine farklı gruplara belli testler uyguluyorlar.
Bu çalışmada öğrencilerin mizahı, dil bilgisi ve mantık alanlarında kendilerini ne kadar yetkin gördüklerini ölçüyorlar.
Mesela ilk testteki öğrenci grubuna belli sayıda espri veriyorlar.
Bunları diyorlar komikliklerine göre derecelendirme yapın.
Ardından öğrencilerin cevapları profesyonel komedyenlerinkiyle karşılaştırılıyor.
Ama sonuçlar kendilerine açıklanmadan önce test sonuçları öğrencilere diyorlar ki sizce siz bu testte ne kadar başarılı olmuşsunuzdur.
Kendi kendinizi değerlendirin diyorlar.
Ve sonuç ne oluyor biliyor musunuz?
Sınavdan en düşük sonucu alanlar en yüksek notu alacağını zannedenler oluyor arkadaşlar.
Kendi yeteneklerine bakış açısı bu.
Danny Kruger etkisinin bir de öbür tarafı var arkadaşlar.
O da tam tersi. Bir alanda gerçekten uzman, yetkin olan insanların kendilerini azımsamaya daha meyilli olduklarını gözlemlemişler.
Ve bu kişilerde yoğun bir alçak gönüllülük, mütevazılık olduğunu gözlemliyorlar.
Ve her iki psikolog bu konu hakkında şöyle bir açıklama yapmış makalelerinde.
Diyorlar ki cahillerin...
Beceriksizliklerinin, yeteneksizliklerinin ölçüsüzlükleri kendileriyle ilgili algılarındaki hatalarından yüksek bilgi düzeyine sahip becerikli yeteneklilerin ölçüsüzlüğü ise diğer insanlarla ilgili
algılarındaki hatalardan kaynaklanmaktadır.
Ve ülkemizin değerli psikiyatrlarından sevgili Kemal Sayar'ın dediği gibi insanlar bilmediklerini bildiklerinde daha mütevazı oluyorlar.
Fakat bilmediklerini bilmedikleri zaman daha dik oluyorlar.
Tıpkı boş bir başak gibi.
Boş başak aslında dik durur çünkü içinde tane yoktur.
Eğilmek durumunda değildir.
Dolu olan başak eğilir çünkü içinde çok şey vardır.
O zaman daima tıpkı dolu bir başak gibi eğilmemiz dileğimle arkadaşlar.
Hoşçakalın, kendinize iyi bakın.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi, bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Cambly indirim kodumuzu da hatırlatmak istiyorum.
60 tarih koduyla her ders başı 67 TL arkadaşlar.
Yepyeni bir bölümle yeniden görüşmek üzere.
Şimdilik hoşçakalın, kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
