
Mediamarkt Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Mediamarkt" hakkında reklam içerir*
Transkript
Mediamart Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Muhtemelen başlığı görüp delirmiş olduğumu falan düşünenler oldu.
Peygamberliğimi ilan etti, ne yaptı?
Diyorsunuz ya OSB tarikatı lideri.
O kadar çok tarikat bölümü yaptım ki.
Şimdi arkadaşlar, bugün uzun zamandır podcast'ını istediğiniz, benim de çok merak ettiğim bir kitapla geldim.
Nihal Donald Walsh'un Tanrı ile Sohbet 1 kitabını konuşacağız.
Bu dört kitaptan oluşan bir seriymiş ama ben bugün size ilk kitabından bahsedeceğim.
Kitap 37 dile çevrilmiş, milyonlarca satmış, insanlara ilham olmuş.
Bakalım bize neler hissettirecek.
Açıkçası benim böyle deli saçması bulduğum yerler oldu.
Aa evet ya çok haklı dediğim, böyle kalın puntolarla çizdiğim.
Not aldığım yerlerde oldu.
Zaten Neil Donald da bu kitaptan sonra bayağı bir linçlenmiş.
İşte seni kafir, seni münafık falan demişler adama.
Tam aksine onu böyle spritüel, ruhani bir lider olarak görüp başlaca edenler de olmuş.
Ama yazar diyor ki bu kitabı spritüel, hayal gücü gelişmiş bir insanın hezeyanları sanmanız çok da fifi yani.
Çünkü ben okuyanlardaki değişimi gördüm diyor.
Sizin ne aldığınız önemli yani bu kitaptan.
Okuyanların çoğu da çok temel bir değişim, dönüşüm geçirdiğini söylüyorlar.
Bu kitabı Tanrı'nın son günlerdeki düşünceleri olarak algılayabilirsiniz demiş.
Nihal bir gün arkadaşlar böyle psikolojik anlamda bitik bir durumda ve gözyaşları içinde Tanrı'ya yalvarıyor.
İşte bana diyor yol göster bana yardım et vardır ya öyle anlarımız.
Sonra bir mektup yazmaya karar veriyor.
Benim hayatım diyor niye yolunda gitmiyor?
Alıyor mektubu bu satırları yazıyor ve o anda kalbinden gelen bir ses iç sesinin verdiği cevaplar kağıdın üzerinde akıp gidiyor.
Tanrı ile sohbet dediği şey bu tamam mı?
Adam delirmiş falan değil onu baştan söyleyeyim.
Yani diyaloğu girdiği kişi aslında kendisi arkadaşlar.
Öz bilinci yani içindeki tanrı öyle söyleyeyim.
İçinde konuşan sese tanrı ismini vermiş.
Küran, Küran yalnız Küran'da kalk...
Allah çarptı beni şu an böyle bir podcast mesleği olduğum için.
Küran ne ya? Çarpıldım.
Medium memiş olarak devam edeceğim bu bölümü.
Keto muydu yoksa hangisi hatırlamıyorum.
Neyse. Küran'da...
Kap suresi 16. ayet diyor ki gerçek şu ki insanı yaratan biziz.
Benliğinin ona ne gibi vesveseler verdiğini de biliriz.
Biz ona şah damarından daha yakınız deniliyor değil mi?
Burada aklıma bu geldi. Yani arkadaşlar kısaca Nihal çok kötü bir döneminde duygularını kağıda dökmeye başlıyor.
İçinde ne var ne yoksa yazıyor.
İyi ki bu kitabı ben yazmadım.
Daha farklı şeyler çıkabilirdi.
Ama bu kez mektubu beni yaraladığına inandığım kişilere değil.
Yani işte eşime, dostuma, patronuma, sevgilime falan yollamadım.
Doğrudan benden yardımını esirgeyen o en üst makama göndermek istedim.
Ona yazmak istedim diyor. Yani Tanrı'ya tabii isyan dolu bir mektup bu tahmin edersiniz ki.
İşte ben bunu hak edecek ne yaptım?
Neden ilişkilerimde hiç mutlu olamıyorum?
Niye yaşamak için bu kadar zorlu mücadeleler vermek zorundayım?
Tarzı böyle öfke dolu bir mektup yazıyor.
Gibi de Yılmaz'ın dediği gibi her şey için çok uğraşıyoruz.
Vallahi bıktım ya. Şimdi gelelim Nihal'in Tanrı'ya sormuş olduğu sorulara.
Aslında bunlar çoğumuzun sorduğu sorular.
Çok tanıdık ama hepsini tabii paylaşamam.
İlgimi çeken kısımları anlatmaya çalışacağım.
Siz okursunuz. İlk sorusu Tanrı nasıl ve kimlerle konuşur olmuş?
Cevap da şöyle. Ben herkesle konuşurum ama benim...
En yaygın iletişim dilim duygulardır denilmiş.
Neden? Çünkü duygularımız ruhumuzun dili arkadaşlar.
Eğer bir şeyin doğru olup olmadığını bilmek istiyorsan ne hissettiğine bak diyor.
Düşüncelerle de iletişim kurarım.
Çünkü düşünceler iletişim aracı olarak sözcüklerden çok daha güçlüdür diyor.
Deneyimlerinizle de iletişim kurarım demiş.
Çünkü sözlerin en zayıf iletişim aracı olduğunu, yanlış anlaşılmaya en açık olanı olduğunu.
Yani duygularınızı, en yüksek düşüncelerinizi, deneyimlerinizi dinleyin diyor.
Çünkü sözler gerçeğin en az güvenilir mesajıdır demiş.
Dualara gelelim. Dualar için doğa yoluyla istediğiniz hiçbir şey elde edemezsiniz.
Çünkü dualarınız aslında bir yoksunluk bilincinden kaynaklanır diyor.
Doğru dua, yalvarma duası değil, şükran duasıdır diyor.
Yalvarmayın, değer bilin, şükran zaten değer bilmektir diyor.
Ve bu şükran da şu demek değil hani tanrıyı manipüle etme aracı gibi görmeyin bunu.
Çünkü bir şeyi kalpten söyleyip söylemediğinizi en iyi kendimiz biliriz değil mi?
Gerçekten o şeye inanıp inanmadığımızı biliriz.
Hani rezonans kanunu bölümünde demiştim ya isteklerimiz ya da her ne diliyorsak bunu tamamen saf bir enerjiyle yürekten inanarak dilemek demiştik.
Burada da aslında onu söylemeye çalışıyor.
Hani bu şey gerçekten olmuş.
gibi, böyle dileğiniz yerine gelmiş gibi teşekkür etmek, şükran sunmak.
Yani o frekansa girmek, inanarak tamamen kalben.
Çünkü senin gerçekleşeceğine inanmadığın bir şeye Tanrı'nın inanmasını bekleyemezsin.
Bu arada kitapta Tanrı diyor hani siz ister evren deyin, ister bir güç deyin ya da bir inanç deyin neye inanıyorsanız ya da az önceki benim çarpılmam gibi.
Şimdi eminim şunu dediniz.
Yaşamımda olmadığını bildiğim bir şey için ben niye şükredeyim?
Olmamış ki. Aynı soruyu sordum oradan biliyorum.
İstediğiniz şeye layık olduğunuzu yüreğinizden hissedin demiş.
Bakın burası çok ömerli.
Şimdi söyleyeceğim şey her doğa, her düşünce, her olumlama, her duygu bir yaratıcıdır.
Ve bunların gerçekliğini hissettiğiniz ölçüde yaşamınızda ifade bulur.
Bu kısma bayıldım gerçekten.
Şimdi başka bir çok ömelli bilgiye geldim.
Teknoloji severler, bu duyuru sizin için MediaMarkt mobil uygulamasını yenilemiş ve lansmanını da bangır bangır yapıyor.
Hani iki işi bir arada yapmak zordur ya, MediaMarkt mobil uygulamasıyla hiç de zor değil.
Uygulamada gezerken...
Aynı anda pek çok şey yapabilirsiniz.
Yemek yapabilirsiniz, bilgisayar oyunu oynayabilirsiniz, müzik yapabilirsiniz.
Daha neler yaparsınız neler.
Media Markt'ın yeni reklam filmi şahane olmuş.
DJ Mahmut Orhan bir yandan DJ kabininde müzik yapıyor, bir yandan da Media Markt uygulamasından alışveriş yapıyor.
Evet yanlış duymadınız hem müzik setinin başında ritmi yakalıyor hem de telefonun başında indirimleri kovalıyor.
Çok eğlenceli ve hoş bir reklam filmi olmuş bence.
İzlemenizi tavsiye ederim.
Siz de MediaMarkt mobil uygulamasını hemen indirip yeni arayüzü ve binlerce teknolojiyi inceleyebilirsiniz.
Mahmut Orhan'ın da dediği gibi teknoloji budur, kolay budur.
Hadi devam edelim. Eğer istekleriniz ya da dualarınız gerçekleşmiyorsa bunun sebebi...
Tohum düşüncelerinizdir diyor.
Bu da şu demek arkadaşlar. Tohum düşünce.
Mesela dün ben bir dizi izliyordum.
Malum platformda. Aşkın Gerçek Yüzü diye bir dizi.
Hiç beğenmedim bu arada ama kapatamadım da.
Çünkü o nasıl bir evdir ya?
İtalya'da böyle bir ev olamaz.
Aman tanrım. Sonra izlerken içimden şey dedim böyle.
Ah dedim keşke böyle bir evim olsa.
Şu manzaraya bak falan.
İçimden geçirdim şimdi. Ne yalan söyleyeyim.
Ama içimdeki o kötü ses durur mu?
Hemen devreye girdi. Sen o kadar parayı nereden bulacaksın gerizekalı?
Dedi bana aynen böyle. Sağ olsun.
Benim öyle bir inancım yok zaten.
Bakın hani kalbimin derinliklerinde böyle bir şey zerrece hissetmiyorum.
Öyle bir evim olacağını çok uç geliyor bana düşüncesi bile.
Çünkü bir yüzükle geldim. Böyle düşününce de insan bir olabilir diyor yani değil mi?
İşte olay bu arkadaşlar.
Tabii bu benim verdiğim çok uç bir örnek.
Ama hani daha iyi anlayalım diye bu örneği verdim.
Benim buradaki tohum düşüncem o ses aslında.
Hani doğamızın arkasındaki en yoğun duygu, düşünce.
En yoğun o aklımıza gelen sözcükler, cümleler ne?
Bunu bulmanızı istiyorum. Neden?
Çünkü bu aktif hale gelince önümüze bir set çekiyor.
Bir dakika kardeşim diyor. Sen bir dur.
Başka bir örnek vereyim. Olumlu bir örnek.
Belki anlatmışımdır bilmiyorum. 2018 yılı falandı.
Böyle bilgisayar başına çalışıyorum.
Karşımda da kütüphanemde alfa yayınlarının ansiklopedileri var.
Böyle sıra sıra dizilmiş. Sonra onlara bakıp dedim ki ya ne kadar güzeller.
Eğer bir gün kitap çıkarırsam aynı böyle olmasını isterdim dedim.
Çok net hatırlıyorum anımı.
Çünkü böyle bağımlı gibi sürekli onları alıyordum.
Ve içimden tamamen saf bir niyetle bunu söyledim.
Ama yani aklımın ucundan geçmiyor.
Yıl 2018 ben kitap çıkarmayı düşünüyorum falan.
Yani öylesine söylediğim bir şey.
Ve yıl 2022 arkadaşlar ben alfadan farkındalık defterimi çıkardım.
Ben zaten 2021'in sonu muydu neydi öyle bir zamanda başlamıştım podcast yapmaya.
Ve işte o 2022'de çıkan farkındalık defterim.
Yani resmen birebir aynısı oldu o ansiklopedilerin.
İstediğim kalite oydu çünkü.
Budur arkadaşlar. Çünkü ben onu yalvararak istemedim o anda.
Bunu çok net hatırlıyorum. Yani gerçekten olmuş gibi böyle hayal ettiğimi hatırlıyorum.
İşte bu habis düşüncelerimizin üstesinden gelebilecek tek tohum düşünce yürekten inanılan ve gerçekleşmesinde hiçbir şüphenin olmadığı düşüncedir.
Mesela az önceki ev örneği diyorum ya çok uç bir örnekte.
O yüzden benim kalbime böyle şüpheler geldi.
Hani nasıl alacağım bilmem ne falan dedim ama kitap konusunda demek ki böyle bir düşüncem olmamış.
Bir bariyer çek... Şimdi buradaki olay şu dua ya da olumlama her ne yapıyorsanız talep duası değil teşekkür duası olduğu zaman ya da teşekkür olumlaması olduğu zaman bizler onun gerçekleşmiş
olduğunu baştan kabul ediyoruz anlamına geliyor.
İşte teşekkür ederim bana böyle birini nasip ettiğin için mesela hani aslında ortada kimse yok ve insanlar diyor ki kesinlikle bu delirmiş yalnızlıktan.
Halbuki siz beni dinlemişsiniz ve bunları uyguluyorsunuz.
Ya hani bir şey var ya böyle ilahi gibi küçük çocuklar söylüyor.
Teşekkür ederim Allah'ım seni çok seviyorum.
Neyse kapatalım bu konuyu başıma bir şey gelecek.
Kötüyü çekme Merve.
Şimdi özgür seçim hakkına gelecek olursak bu konu benim merak ettiğim konulardan biri.
Ne demiş dedim acaba? Bunu sevdim arkadaşlar bu açıklamayı.
Diyor ki Tanrı sizi Tanrı imajında ve benzerinde yarattı ama gerisini Tanrı'nın size verdiği güçle siz yarattınız diyor.
Size özgür seçim de verdi.
Ne yapmak istediğinizi seçme özgürlüğünü de verdi diyor.
Bunu şöyle düşünün arkadaşlar.
Mesela bir çocuğunuz var ve çocuğunuza bir sürü oyun öğretiyorsunuz.
Tabii bunlar tehlikesiz oyunlar.
İşte körebe, saklambaç, yakalamaca falan.
Yağlı kayış değil. Neyse işte sonra çocuğunuza hangi oyunların onun için tehlikeli olacağını söylüyorsunuz.
Tercih çocuklarınıza kalıyor.
İşte her zaman ne oynadı diye sonuçta peşinde koşamazsınız.
Bu bir çocuk. Tabii ki gidecek elini belki ateşe tutacak.
Hani saçma sapan şeyler denemek isteyebilir.
Tehlikeli şeyler yapabilir değil mi?
Bir eve veyin. Tabii ki bu ihtimalleri biliyor ama yine de bir yerden sonra o çocuğu özgür bırakıyor.
Ona öğretiyor çünkü bak bunlar tehlikeli, bunlar normal değil mi?
Her şeyi öğretiyor. Ondan sonra da geri çekilmek durumunda kalıyor.
Çünkü hayatının sonuna kadar o insanı kontrol edemeyeceğini biliyor.
Özgür seçim olayını kısaca böyle açıklayabiliriz.
Şimdi gelelim bir başka meseleye.
Diyor ki kim olduğunuzu bilmiyorsunuz.
Olduğunuzdan çok daha az önemli.
Ve az değerli olduğunuzu düşünüyorsunuz belki.
Peki size bir soru.
Bu düşünceler size nereden geldi?
Belki de şuradan geldi.
Kendi küçük dünyanızın tanrılarından, onlardan öğrendiniz.
Yani ebeveynlerinizden, en değer verdiğiniz insanlardan.
Bu insanlar bizi bu hayatta en çok seven insanlar değil mi?
Yani öyle olması gerekiyor mantıken.
Niye bize yalan söylesinler ki?
Hani şu an küçük bir çocukmuş gibi düşünüyorum.
Sen yapamazsın, sen beceriksizsin, geri zekasın bilmem ne derken.
Belki de haklılar ya değil mi?
Yani o küçük çocuğa göre haklılardı.
Çünkü o çocuk bunun aksini bilmiyor ki.
Yani bu dünyada en sevdiği, en güvendiği insanlar ne diyorsa okey, doğru.
Yani sevginin hak edilmesi gereken bir şey olduğunu, koşullu olduğunu.
Biz o kendi küçük dünyamızın tanrılarından öğrendik.
Yani ebeveynlerimizden.
Sonra gittik ne yaptık?
Bize zerre kadar değer vermeyen insanlara işte acaba ne yapsam?
Ona ne şekilde yaransam beni sever?
Bunları düşünmekten onların peşinde koşup durduk.
Lugatımızdan hayır kelimesini komple kaldırdık.
Sınırlarımızın üstünü bir güzel sildik ki gelen geçen ihlal edebilsin.
Ama yeter ki beni sevsinler diye.
Öyle mi? Sonra ne oldu?
Tanrı diye bir şeyle tanıştık değil mi?
Tanrı kavramı. Ne düşünecektik arkadaşlar?
Hani bizi koşulsuz seven bir tanrı mı düşünecektik?
Hayır tabii ki. Küçükken neyse o.
Küçükken kendi dünyanın tanrısı neyse o da öyledir diye düşüneceksin tabii ki.
Koşulsuz sevgi diye bir şey bilmiyoruz ki görmemişiz.
Bir kitapta okumuştum hangisini hatırlamıyorum.
Ebeveynlerimizle olan ilişkilerimiz onların bize olan tutumu bizim tanrı tasavvurumuzu şekillendiriyormuş hani küçükken.
Mesela anneniz babanız çok cezalandırıcı insanlardı.
liter sert insanlardı.
Sizin Tanrı tasavvurunuzun çok böyle cezalandırıcı.
Aynı onlara benzemesi çok normal.
Ya da çok sevgi dolu çok merhametli insanlarla büyüdüyseniz Tanrınız öyle olabiliyor.
Tanrı beni affeder. İşte sevgi doludur.
Merhametlidir diyebiliyorsunuz.
O yüzden ebeveyninizle olan ilişkinizi bir düşünmenizi istiyorum.
Tanrı inancınızı gerçekten bu şekillendirmiş olabilir mi?
Nasıl bir Tanrı inancınız var?
Bu sizce doğru mu? Bana Instagram'dan yazın.
Merak ediyorum. Hatta bu gönderi postu paylaşacağım ya onun altına da yazabilirsiniz.
Eğer arkadaşlar çocukken koşullu sevildiyseniz tanrı inancınız da böyle olabilir.
Yani bana neden istediğimi versin ki?
Hani ben dua ediyorum ama bana niye istediğimi versin?
Ben kimim ki ya? Hani ona layık olacak ne yaptım?
Gibi bir düşünceye ürünmüş olabilirsiniz.
Ya en basiti ilk insanların yarattığı tanrı inancına bakın.
Bir sürü tanrıları vardı ve nasıldı onlar?
Ya da mitolojilere bakın arkadaşlar.
Tanrılar nasıldı? Aynı kendilerine benziyordu değil mi?
İnsani özellikleri vardı.
Kötülük, Hani mesela Zeus kızıyor, bir şimşek çaktırıyor, her yer yerle yeksan oluyor bir anda.
Prometheus'a korkunç bir ceza veriyor işte adamı dağ zincirliyor, her gün geliyor kartal yiyor adamı bir şeyler yapıyor ciğerine.
Yani neymiş ateşi çalmış.
Büyük büyük cezalar.
İşte Poseidon denizde dev dalgalar yaratıyor.
Denizcileri cezalandırıyor.
Zeus zaten inanılmaz çatkın.
Afrodit kafayı güzellikle bozmuş.
Ertemis desen namus ahlak bekçisi.
Hera işte aman koçi şimdi ara bozulmasın moduna.
Yani şaka gibiler. Ve insan gibiler bakın.
Ha biri böyle adak kesip duruyor insanlar ki dilekleri olsun diye.
Bu tanrılara sürekli adak kesiliyor.
Ve tabii ki de zenginler daha çok adak kesiyor.
Ve adak kesmezsen ne oluyor?
Doğaları kabul olmuyor.
Yani illa... Tanrılara bir şey sunma var bakın burada.
Yani bir çıkar bir menfaat ilişkisi var.
Bir koşul var. Bu mitoloji ya.
Ve biz koşulsuz sevgi nedir bilmiyorsak.
E Tanrı'yı da böyle düşüneceğiz çok normal.
Tanrı'dan bir ebeveyn rolü bekleyeceğiz değil mi?
Bizi yargılayan, bizi ödüllendiren, bizi cezalandıran.
Tıpkı mitolojide olduğu gibi ki bunlar belki kolektif bilinçle bize de gelmiş olabilir.
Hani az önce tohum inancımızdan bahsettik ya.
Oradaki şey yine dönüp dolaşıp Tanrı tasavvurumuza bağlanıyor arkadaşlar.
İşte ben o evi çok isterdim.
Ama o amalarımızdan sonrası ve Tanrı inancımıza bir bakalım derim.
Bir de şu var arkadaşlar. Mesela bazı insanlar zengin olmaya bile korkar.
Derler ki Allah'ım çok verip azdırma.
Az verip aratma.
Abi niye zengin olup azıyoruz?
Bunu anlamıyorum. Belki hayır hasenat yapacağım yani ne alaka?
Ya da çok güldüğümüz zaman hemen bir korku geliyor.
Ay başımıza bir şey gelecek çok güldük.
Efendim? Yani bu inançlar bize nereden geldi?
Hani Allah niye çok güldük diye bize gazap göndersin?
Niye yani? Aklıma şu an bir şey geldi bu arada.
Bu aralar okuduğum bir kitap var.
Tara West Tower'dı galiba ismi.
Talebe kitabının adı. Mormonların hayatına ışık tutan bir kitap.
Orada bir yer vardı arkadaşlar.
Tam buraya harika bir örnek diye düşünüyorum şu an.
Tara'nın babası böyle kökten dinci bir mormon.
Zaten mormonların hepsi böyle. Ve onu şu sözlerle büyütüyor.
İşte namuslu bir kadın asla ayak bileğinden yukarısını göstermez falan diyor kızına.
Giyse zaten cezalandırır.
Çok sert bir baba. Okula bile göndermiyor kızını.
Sonra Tara bir dans kursuna gitmeye başlıyor.
Ve küçükken oradaki kızlar böyle tüte etekler giyiyor mini mini.
Tara da onları görünce Tanrı diyor cezalandıracak bu çocukları.
Aynı diyor küçük şıllıklar gibi olmuşlar diyor kızlara bakıp.
Anlatabildim mi? Hani olay bu.
Çok da açmak istemiyorum. Okumayanlar için spoiler olacak.
Kızın ebeveynine bakın. Tanrı tasavvuruna bakın.
Şimdi Nihal diyor ki Tanrı bu değil.
Tanrı sizi koşulsuz sever.
Artık Tanrı dersiniz, evren dersiniz ne derseniz deyin.
Yani siz bu koşullu sevgiye o kadar alışmışsınız ki ona ve diğer insanlara da kendi sevginizi koşullu veriyorsunuz.
Sevginize sınır koyuyorsunuz.
Sevginin saf halini bilmiyorsunuz diyor.
Biliyorduk ama başımıza neler geldi Nihal sen bilmiyorsun.
Sınırsız sevince. Şimdi sevginize sınır koymayın diyor.
Çünkü işte sevginin sefali böyle değil falan filan.
İnsanların yalnızca ilişkilerindeki tutumları değil, tüm davranışları sevgiye ve korkuya dayanıyor diyor.
Korku daraltan, böyle içe hapseden, zarar veren, gizleyen bir enerji değil mi?
Ama sevgi nasıl bir şey? Genişleten, yayan, kalbimizi açan, paylaşılabilen, iyi gelen, iyileştiren bir enerji.
Korku bizi böyle sahip olduklarımıza sımsıkı yapıştırır.
Zorbaca bir yakınlık ister ama sevgi öyle değil.
Sevgi sevecen bir yakınlıktır, bir özgürlüktür, bağrına basar.
Ve her birimizin düşüncesi, sözü, davranışları bu duygulardan birinden kaynaklanır diyor.
Ve bu iki duygudan korku ya da sevgi hangisini seçeceğiniz konusunda özgürsünüz?
Burası çok önemli. Tanrı sevgi, şeytan ise korkudur diyor.
Korku enerjisiyle ne isterseniz isteyin zaten olmayacaktır içinde korku varsa.
Şimdi gelelim bir başka soruya arkadaşlar.
Hani diyorlar ya işte hayat bir okul.
Biz de burada dersler alacağız, öğreneceğiz, mezun olmaya gelmişiz.
Mezun olursak artık ruhumuz daha yüce amaçlara doğru ilerleyecek işte tekamül falan diyorlar ya.
Buna hayır diyor. Açıklaması da şöyle.
Kendinizi keşfetmiyorsunuz.
Kendinizi yeniden yaratıyorsunuz diyor.
Bu yüzden kim olduğunun arayışı yerine kim olmak istediğini bilmenin arayışındasın.
Tekrar ediyorum. Kim olduğunun arayışı yerine kim olmak istediğini bilmenin arayışındasın.
Biz neden buradayız?
Neden bu hayattayız? Kim olduğumuzu hatırlamak ve yeniden yaratmak için diyor.
Gerçekten kim olduğunuzu yaratmazsanız...
Olamazsınız diyor. Tekrar ediyorum.
Gerçekten kim olduğunuzu yaratmazsanız olamazsınız diyor.
Yine dönüp dolaşıp nereye geldik?
Sokrates Efendi'nin kendini bil ey bire gafil sözüne geliyoruz.
Kendini bilen Rabbini bilir derler.
Bu da aslında şu oluyor.
Enel hak arkadaşlar. Yani ben Tanrı'nın bir parçasıyım, bir zerresiyim.
Dolayısıyla özümüz aynı.
Yani içindeki Tanrı'yı keşfetmek, o parçacığı, o gücü, o özü, o tanrısallığı, o saf sevgi enerjisini keşfetmek bu.
Arkadaşlar ben dindar biri değilim.
Bunu hep söylüyorum. Böyle bölümlerde özellikle belirtiyorum.
Bu bölümleri merakımdan yapıyorum.
Hep söylüyorum. Benim bütün dinlere merakım var.
Sadece İslamiyet değil, bütün dinlere, mitolojilere hep söylüyorum.
Ve inananlara da herhangi bir din olabilir.
Yürekten saygı duyuyorum.
Başkalarının inancına da saygı duyanlara saygım var.
Pardon düzelteyim. Dindar biri değilim ama kendini dindar gibi gösteren dincilerden.
Çok daha inançlıyım kendimce bu ayrı.
Dönelim Nihal'in iç sesine.
Daima yüce bir bütünün parçası oldunuz ve daima onun bir parçası olacaksınız diyor.
Bu arada dediğim gibi bazı yerler bana aşırı saçma geldi.
Onu da söyleyeyim tekrar.
Bir takım yerlerinden bir takım elementler uydurulmuş.
Hani bazen böyle çay söyleyeyim abi dediğim anlar yaşadım ama bu adama bunu söylesem muhtemelen şöyle der.
Sana ne ya o benim iç sesim yani.
Haklısın abi. Ben yapsam başka olurdu bu kitap.
Siz yazsanız bir başka olurdu.
Ama dediğim gibi çok da güzel yerleri var.
Şimdi herkesin sorduğu klasik bir soru geliyor arkadaşlar.
Neden dünya bu kadar kötülüklerle dolu?
Savaşlar, afetler, kıtlıklar ve neden Tanrı bütün bunlara izin veriyor?
Yani bir gün olur da karşılaşsak muhtemelen bu soruyu ben de sorardım.
Şimdi buna cevap şu. Dualite.
Daha önce bundan bahsetmiştim size.
Her şey zıddıyla mümkün diyoruz ya.
İşte Tanrı, şeytan, kötülük, iyilik.
Kötülük olmadan iyiliği bilemeyiz gibi düşünün kısaca.
Sağlığın kıy... İlimetini nasıl biliyoruz?
Hasta olunca anlıyoruz değil mi?
Bir de şu var arkadaşlar. Dünyada yaşanan bütün olumsuzluklar, bütün felaketler sizin toplumsal bilincinizin sonuçlarıdır diyor.
Ve bütün bu olaylarda ben sadece bir gözlemciyim.
Engel de olmam diyor. Böyle bir yasa var.
Ben engel olmam, gözlemlerim.
Çünkü o zaman eğer engel olursam sizin özgür iradenize müdahale etmiş olurum diyor.
Ve yine yaşanan kötü olaylardan sonra ben bundan ne anlamalıyım ya?
Burada benim öğrenmem gereken bir şey var mı?
Eğer bunu demiyorsanız siz aynı felaketleri tekrar tekrar yaşayacaksınız.
Bu kısım bence doğru ya.
Hani tarih diye bir şey var arkadaşlar ortada.
Atıyorum işte savaşın ne olduğunu biz deneyimlemişiz değil mi?
Atalarımız deneyimlemiş. Ne kadar menem, iğrenç bir şey olduğunu biliyoruz.
Bunu bilmemize rağmen hala savaşlar devam ediyor.
Dersimizi almıyoruz değil mi insanlık olarak?
Yani bunu böyle spiritual bir yerden söylemiyorum.
Samanyolu'nda hani unutulan bir efekt vardı ya yeşil perde sahnesi.
Oradaki kadar gerçek bir yerden söylüyorum.
Yani dersimizi almıyoruz.
Bu bir gerçek. Herkes kendi...
En yüce, en yüksek gerçeğini hatırlasa dünya zaten iyi bir yer olur diyor.
Yani iyiliği hatırlarsak zaten dünya bir cennete dönüşecek.
Burada diyor ki arkadaşlar kısaca başımıza her ne gelirse gelsin.
Her olay bize aslında bir armağan ve her deneyimde bir hazine gizli.
Ne diyorduk arkadaşlar? Her ne olursa...
Tam da olması gerektiği gibi.
Ben bu sözü çok sevmiştim.
Oddlar bilir. Çok old değil yani böyle yakın zamanda söylemiş olduğum bir söz.
Ayrılık acısı podcastında söylemiştim.
Bir de şu var. Bunca kötü olayın içinde lanetler yağdıracağınıza başka ne yaptınız diye soruyor.
Güzel bir soru. Karanlığa ışık olun.
Karanlığı lanetlemeyin diyor.
Karanlığa ışık olun. Bir çözüm yani.
Ve diyor ki en zorlu anlarda yapmış olduğunuz seçimler.
en büyük zaferleriniz olacaktır.
Bunu bilin. Tekrar ediyorum.
En zorlu anlarda yaptığınız seçimlerin en büyük zaferleriniz olacağını bilin.
Çünkü yarattığınız deneyimler kim olduğunuzun ve kim olmak istediğinizin bir göstergesidir.
Bizim dışımızda bir şeyin ya da birilerinin size bir şeyler yaptığı fikrini taşıdığınız sürece bir şeyler yapabilme gücünüzden kendinizi Mahrum edersiniz.
Gidin o sorumluluğu alın diyor.
Kendinizi değiştirin.
Bırakın dünyayı değiştirme. Önce kendinizi değiştirin diyor.
Bunu herkes kendinden başlasa zaten her şey çok olumlu yönde ilerleyecek.
İyi insanlar olmayı becerebilsek zaten ne savaş kalacak, ne açlık, ne kıtlık.
Hiçbir şey kalmayacak değil mi dünyamızda?
Bizim elimizde olmayan şeyler tabii ki hayatımızda olacak.
Ama bu noktada ne yapacağız?
Kendimizi paralamak yerine, kadere isyan etmek yerine bakış açımızı değiştirmeye çalışacağız.
En mantıksızı bu. Acınızı azaltmak için bakış açınızı değiştirin diyor.
Geçen bir arkadaşım biten ilişkisi için bitti demedi biliyor musunuz?
Tamamlandı dedi. Tamamlandı.
Bu çok hoşuma gitti bu bakış açısı.
Yani ikisi ne kadar başka şeyler.
Bitti tamamlandı.
Yani birbirimizin hayatında bir görevimiz vardı ve bu görev bitti dedi.
Bu ilişki artık...
Nihal diyor ki acı bir şey hakkındaki yargınızın sonucudur diyor.
Bakın bir şey hakkındaki yargınızın sonucu acıdır ve acı bir düşünme hatasıdır diyor.
O yüzden yargınızı yok edin ki acınız yok olsun.
Yargılar genelde önceki deneyimlerimize dayanır.
Bir önceki deneyim.
Bir öncekine dayanır. Böyle böyle böyle gidiyor.
Yani ilk çekirdek inancımıza kadar gidiyor bu.
İşte o kötü inancı bulup bunu değiştirmemiz gerekiyor.
Hani Kafka en yakın arkadaşı Max Brod ile tatsız bir olay yaşadıktan sonra ona diyor ya.
Beni üzecek gücü sana verdiğim için.
Kendimden özür dilerim diyor.
Aslında insanlar bizi üzmüyor arkadaşlar.
Biz onlara bizi üzecek gücü kendimiz teslim ediyoruz.
Çünkü onlara yüklediğimiz anlamların altında eziliyoruz.
Acı yerim söyle neyle yiyeyim?
Sevmeyelim de taşa mı dönelim?
Yani ölmekten korksak trene binmeyiz değil mi Merve?
Şimdi devam edelim. Kimseyi yargılamayın diyor.
Yargıladığınız şey her neyse bir gün kendiniz öyle olacaksınız diyor.
Yaşandı. Said but true.
Neyi yargıladıysam, büyük konuştuysam hepsini yaşadım arkadaşlar.
Noktası virgülüne kadar.
Hatta o anda böyle kalakalmıştım.
Aa ben bunu yapmıştım falan diye.
O yüzden şöyle diyoruz.
Bu kadar yakışıklı, düzgün.
Bu kadar güzel, bir o kadar da muhteşem bir kalbe sahip olan bir insanla asla ama asla birlikte olmam değil.
Repeat after me ki başınıza gelsin.
Kimseyi asla yargılamayın, kimseyi suçlamayın.
Çünkü bir şeyin neden olduğunu ve nasıl bir son olacağını asla bilmiyoruz değil mi?
Gelelim en merak edilen mevzuya.
Cennet ve cehennem nedir?
Cehennem seçimlerinizin...
kararlarınızın ve yarattıklarınızın sonuçlarının en kötü şekilde deneyimlenmesidir.
Bayıldım bu açıklamaya. Kimdi ya biri cehennem başkalarıdır diyordu.
Bence o çok haklı her kimse hatırlamıyorum şu an.
El alem bir cehennem. El alem ne derciler orada mısınız?
Cehenneme en iyi siz deneyimliyorsunuz.
Adı üstünde arkadaşlar. Alem.
Göte diyor ya bu dünya hassas kalpliler için cehennemdir.
Bence o da haklı. Ya da işte dostu abimize göre cehennem insanın kalbinde sevginin bittiği yerdirler.
Ama ben bu aralar böyle bir Shakespeare'e de hak veriyorum bu cehennem muhabbetinde.
Cehennem boş. Bütün şeytanlar burada diyor Shakespeare.
Bence çok haklı. İmza kaşığı mühür.
Neyse Nihal'e dönelim. Cehennem yanlış düşünceden dolayı çektiğin acıdır diyor.
Yanlış düşünceden dolayı çektiğin acıdır.
Kim ve... Ne olduğunu bilmek ama bunu deneyimleyememektir.
Tekrar ediyorum. Cehennem yanlış düşünceden dolayı çektiğin acıdır.
Kim ve ne olduğunu bilmek ama bunu deneyimleyememektir.
Daha az olmaktır.
Kim olduğunuzu reddettiğinizde kendinizi, beninizi yatsıdığınızda yaşadığınız ızdıraptır cehennem demiş.
Şu depoya kaldırılan S400'leri verin ya Nihal abimize.
Böyle olmadı. Peki o zaman arkadaşlar bildiğimiz anlamda böyle yanmalı kavrulmalı bol zebanili cehennem yok mu?
Yani o zaman istediğimizi yapalım cezası yoksa değil mi?
Tabii ki bunda bir cevabı var.
Doğruyu yapmak için diyor sizi illa tehdit eden biri mi olması gerekiyor?
Yani hayatınız boyunca ne yaptığınızı en iyi bilen tek kişi siz olacaksınız ve sizi sizden başka hiç kimse yargılamayacak diyor.
Buna katılıyorum bence vicdan en büyük cennet ve cehennem arkadaşlar bana göre.
Eğer cezalandırılma korkusu olmadan dilediğiniz...
her şeyi yaparsan zaten sen kendi başına iş açarsın yani.
Kendi cehennemini zaten kendin yaratırsın.
Mesela çok kötü bir insan düşünün arkadaşlar.
Böyle insanlar toplumu da bozuyor değil mi?
Bunların sayısının arttığını düşünün.
Toplum daha da kötüleşiyor.
Bunların yüzünden hastalanıyor ki şu an geldiğimiz durum.
O hasta toplumda ne yapıyor?
Ülkeyi çökertiyor değil mi?
Çökmüş bir ülkede ne oluyor?
Hiç kimse zaten mutlu olmuyor.
O suçu işleyen de mutlu olmuyor.
Bireysel baktığım zaman mesela hatırlarsanız istifçilik bölümünde ben iki kardeşten bahsetmiştim size.
Yıllar boyunca evlerinde Çöplerini biriktirdiler, biriktirdiler, atmadılar istifce oldukları için.
Sonunda ne oldu? Kendileri o çöpün enkazı altında kaldılar değil mi?
Hayatlarını böyle kaybettiler.
Yani buna kendileri sebep oldu.
O cehennemi yaratan kendileriydi bir örnek.
Ya da işte Frankenstein kendi yaratmış olduğu canavarı ne yaptı?
Onun cehennemini yarattı.
Bu hayatta aslında neyi seçtiğimize bağlı cennet ve cehennem.
Diyor ki senin ruhunun bir amacı var.
Ruhunun amacı...
kendisini tümüyle bu bedenin içindeyken gerçekleştirmek.
Gerçek varlığını ete, kemiğe bürünmüş olarak ifade etmek diyor.
Olay bu. Ve diyor ki dış dünyanızı sessizleştirin ki İç dünyanızın sesini duyabilirsiniz.
İçinize dönmezseniz dış dünyaya da yabancılaşırsınız ve dış dünyanız sorunlar yumağı haline gelir.
Eğer içe dönmezseniz o boşluğunuz daha da artacaktır diyor.
Ben buna katılıyorum. Çünkü bazı insanlar içine dönmeye o kadar korkuyor ki hep böyle dışa bağımlı, hep böyle haz odaklı yaşıyorlar.
Dışarıdan besleniyorlar, başka insanlardan.
İşte kumardan, alkolden, cinsellikten, uyuşturucudan çeşitli şeylerden besleniyorlar.
Çünkü içlerinde bir boşluk var, dolmayan bir boşluk.
Dışarının gürültüsünden içine hiç kulak verememiş insanlar bunlar.
Bunu şöyle özetleyeyim.
Ülkemizin öz kaynaklarının yetersiz olması nedeniyle dışa bağımlı olması gibi düşünün arkadaşlar.
Kendi kendine yetebilen ülkelerin refah seviyesine bakın.
Oradaki insanların mutluluğuna bakın.
Nokta. Peki ruhumuzun ne tür bir hayatı deneyimleyeceği önceden belli mi?
Hayır bu amacı bozar demiş.
Amaç kendi deneyimini yaratarak kendini yaratmak.
Deneyimleyeceğimiz hayatı önceden seçmiyoruz.
Ama insanları, olayları, koşulları, durumları aşılması gereken engelleri ve olanakları seçen biziz.
Deneyimlerimizi yaratmak için paletimizdeki renkleri biz seçiyoruz.
Barangozluk aletlerini biz seçiyoruz.
Yani bunlarla ne yaptığımız bize kalmış.
Hani ben sana bu aileyi verdim.
Gerisi sende gibi düşündüm ben bunu.
Malzemelerim bunlar. Müdür bu, buna konuş.
İstersen bununla buna maç yap.
İstersen şefin spesiyarı çıkar ortaya.
Yani ister oturur her gün ananı babanı suçlarsın.
İstersen o hayattan kendine bir gül bahçesi yaratmaya çalışırsın.
O iş sende yani. Söylenmeyi bırak.
Kendi hayatını kontrol. Bize bir palet veriliyor.
Renklerini biz seçiyoruz o paletin.
Nasıl bir resim yaratacağımız da bu noktadan sonra bize bağlı arkadaşlar.
Çünkü diyor ki sizin kendiniz için yapmadığınızı ben de yapmam, ben sizin için yapmam, ben sadece gözlemciyim diyor.
Tesadüfler içinde diyor ki tesadüf diye bir şey yok ve hiçbir şey tesadüfen olmaz.
Kendinize çağırdığınız her olay ve serüveni kim olduğunuzu deneyimlemek için siz yaratıyorsunuz.
Yani diyor ki realitenizin yaratıcısı tamamen sizsiniz.
Hayat sizin olacağını düşündüğünüzden başka bir şeyi size göstermez.
Düşünceleriniz... oluşumu yaratıyor.
Düşünceleriniz her şeyi doğuran ebeveyndir diyor.
Birinci yasa diyor ki ne hayal ediyorsan o olacak ya da işte ona sahip olabilirsin.
İkinci yasa diyor ki korktuğun şey her neyse onu kendine çekersin daima.
Duygu çekim gücüne sahiptir diyor.
Duygularımız hareket halindeki enerjilerdir.
Enerji hareket halindeyken bir sonuç yaratırsınız.
Yeterince enerjiyi harekete geçirdiğinizde maddeyi yaratırsınız.
Madde yoğunlaşmış enerjidir.
Hareket etmiş ve birleşmiş enerji.
Enerjiyi bir süre belirli bir şekilde manipüle ederseniz madde yaratırsınız.
Bu... evrenin simyasıdır ve tüm yaşamın sırrıdır çünkü düşünce saf enerjidir düşünce saf enerjidir diyor sahip olduğunuz ve olacağınız her düşünce yaratıcıdır düşüncenizin
enerjisi Asla ölmez, varlığınızı terk eder, evrene yayılır, sonsuza dek dolaşır.
Çünkü düşünce sonsuzdur ve düşünceler birleşir, diğer düşüncelerle buluşur.
Şimdi benzer düşüncelere sahip olan insanların nasıl oluyor da istedikleri realiteyi oluşturabildiklerini daha iyi anlayabiliriz.
Toplumlar için de bunu söylüyor.
Toplumlar eğer benzer şekilde düşünüyorsa şaşkınlık verici şeyler olabilir diyor.
Korku dolu toplumlar eninde sonunda.
korktukları şeyi üretirler diyor.
Nihal diyor ki gücü seçin.
Kullanabileceğiniz kadar gücü.
Ünü seçin. Kaldırabileceğiniz kadar ünü.
Başarıyı seçin. Evde edebileceğiniz kadar başarıyı.
Kazanmayı seçin. Deneyimleyebileceğiniz kadar kazanmayı.
Ama sevgi yerine seksi seçmeyin.
Sevgiyi kutlamak için seçin.
Başkalarını kontrol etmek için gücü seçmeyin.
İçinizdeki gücü seçin.
Ünü amaç olarak seçmeyin.
Daha büyük bir amaca giden Yol olarak seçin.
Bedelini başkalarına ödettiğiniz başarıyı seçmeyin.
Başkalarına yardım edebileceğiniz bir araç olarak seçin.
Ne pahasına olursa olsun kazanmayı seçmeyin.
Başkalarına maddi manevi maliyet yüklemeyen hatta onlara da kazandıran kazanmayı seçin.
Kapanışımı çok sevdiğim şu sözlerle yapmak istiyorum.
İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir diye sormuşlar bir bilgeye.
Demiş ki çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler.
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.
Yarınlarından endişe duyarken...
Bugünlerini unuturlar. Sonuçta ne bugünü ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
Son olarak korku içinde değil sevgi içinde yaşayalım.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Mediamarkt Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Siz de Mediamarkt mobil uygulamasına indirip yeni arayüzü ve binlerce teknolojiyi inceleyebilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
