
Cambly'de yılın en büyük indirimi, tam %60 indirim! Ayda sadece 299 TL'ye İngilizceni geliştirebilirsin.
Kod: 60tanrı
Link: https://cambly.biz/60tanrı
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi * *Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün Allah ile aldatmayı konuşacağız arkadaşlar.
Böyle büyük ahlaksızlıklar yapıp yakalandıktan sonra hemen dini bir paylaşım yapanlar Instagram'dan.
İşte namazlar paylaşılıyor, umreden görüntüler atılıyor.
Görüyorsunuz hepiniz şahitsiniz.
Yani dinin arkasına sığınıyorlar ahlaksızlık yaptıktan sonra bir şekilde insanları kandırabilmek için.
Hemen işte Kur'an'dan ayetler paylaşılıyor, dualar paylaşılıyor.
Hep Instagram'da ama dikkatinizi çekelim.
Orada bir şov var. Bugün bu konuyu konuşacağız.
Yakın zamanda aramızdan ayrılan ilahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk hocanın sözüdür bu Allah ile aldatmak.
Bu isimde de bir kitabı var zaten.
Seneler önce okumuştum.
Altında çizdiğim çok fazla yer var.
Onları da sizlerle paylaşacağım bugün.
Bu arada saat sabahın beşi şu anda.
Yeni kalktım böyle koşarak podcast çekmeye geldim.
Çok heyecanlıyım.
Bu podcast'ı Niçe Çiçeğim'in çok sevdiğim şu sözüyle açmak istiyorum.
Ne demişti? Kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa bilin ki en namussuzu odur.
Değil mi? Bence çok haklı.
Ve tabii ki Atatürk'ümüzün şu sözünü de tekrar hatırlatmak isterim.
Layıklık bölümünde de söylemiştim.
Ne diyordu? Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar bilirsiniz ki çok...
Bir kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep din kurallarıyla aldatmışlardır.
Tarihimizi okuyunuz, birleştiriniz.
Göreceksiniz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din örtüsü altında küfür ve kötülükten geldi demiş atamız.
Hadi o zaman başlayalım.
Allah ile aldatmanın önüne geçilmesi için öncelikle benim tavsiyem lütfen ama lütfen hangi dine mensupsanız hiç önemli değil.
Öncelikle o dinin kutsal kitabını okuyun ama kendi dilinizde okuyun.
Hatta hep söylüyorum mitoloji, Tevrat, İncil bunları da okuyun arkadaşlar.
Kur'an-ı Kerim'i bir kez bile okumamış o kadar çok insan var ki bu ülkede.
Hatta Instagram'da anket yaptım Türkçe mealini okudunuz mu diye.
%54 okumadık denilmiş.
Ve Arapçasını geçtim bakın Türkçeden bahsediyorum.
Ha bu arada ben böyle çok inançlı biri olduğum için falan okumadım bunları.
Bilmek istediğim için okudum.
Benim zaten bütün dinlere ilgim var.
Hani o yüzden okuyorum. Yani ateist olun, deist olun her neyse artık hani neye inanıyorsanız ya da neye inanmıyorsanız insanın bence inanmadığı şeyi de bilmesi gerekiyor.
Ben neye inanmıyorum? Hani bunu da bilmek gerekiyor.
Bence neye inandığımızı da bilmemiz gerekiyor.
Hep böyle kulaktan dolma bilgilerle geçiştiriyor insanlar inandıkları dini.
İnsan yani inandığı şeyi okumaz mı?
Aklım hafızadan almıyor.
Hani bilgiyi de geçtim.
İnandığımız bir şey varsa ortada onu okumamız gerekmiyor mu?
Size soruyorum. Kur'an'da Allah ile aldatma konusunda önlem olarak Yunus suresi var arkadaşlar.
100. ayet ne diyor?
Aklınızı kullanın diyor değil mi?
Aklımızı kullanırsak duygularımızı kullanamazlar, sömüremezler.
Varoluşçu Alman filozof Paul Tillich der ki dinler tarihi insanın Tanrısal güce katılmaya ve onu beşeri amaçlar için kullanmaya yönelik girişimlerle
dolu. Bu hep süre gelen bir şey yani.
Ortaça Avrupa'sını hatırlayın.
Papazlar ne yapıyordu? Para karşılığı cennetten yar satıyorlardı.
Endüjans. Yani sen bana para ver sana cennetten bir yer ayarlayayım.
O kadar saçma görünüyor ki buradan bakıcı ama insanlar inandı.
Neden? Çünkü bilmiyorlar yani dinlerini.
Okumamışlar, bilmiyorlar ve günahlarının affı için yapıyorlar bunları güya.
Sonra işte bir adam çıktı Martin Luther.
Ben dedi Tatar Ramazan ben bu oyunu bozarım dedi ve bozdu.
Dedi ki... Kutsal kitap herkes tarafından okunabilir ve anlaşılabilir.
Yani bu insanların tek elinde değil dedi.
Çomak soktu resmen o dünyaya.
Ve Hristiyanları papaya kul olmaktan çıkarmaya çalıştı değil mi?
Bunun mücadelesini verdi.
Ve papanın ateş ve cellat tehdisine karşı sözlerinin hakikat olduğunu ve asıl kendisinin Tanrı yolunda olduğunu söyledi.
Ve ne dedi papaya? Siz Tanrı'nın vekili değilsiniz.
Siz... Sanırım ondan başka birinin vekilisiniz.
Sizin iradenizi bir parşömenli yalan olarak kabul ediyor ve yırtıyorum dedi.
Yırttı böyle. Siz artık ne isterseniz yapın dedi.
İşte benim yaptığım şey bu dedi ve yırttı.
Yani Hristiyan dünyasında durum pek farklı değil.
Tanrı ile aldatmak konusunda bu yüzyıllardır yapılan bir şey.
Hristiyanları da aldattılar.
Yahudiler de herkes aldatılıyor.
Dinini bilmeyenler aldatılıyor bir şekilde.
Amerikan dolarının üstünde bile ne yazıyor arkadaşlar?
In God We Trust yazıyor.
Yani biz Tanrı'ya güveniyoruz.
Ve paranın üstüne basmışlar adamlar bunu.
Amerika diyorum lol.
Allah ile aldatanların gerçek tanrısı nedir biliyor musunuz?
Paradır. Yaşar Nuri söylüyor bunu.
O kadar doğru bir söz ki. Fransız düşünür Pascal 17.
yüzyılda ne demiş? Dinsel inançlara sığınmadıkça insan kötülüğü büyük bir zevkle ve acımasızca yapamaz demiş.
Yani arkasına dinsel inançları alıyor değil mi kötülük yapmak için.
Ve şimdi size bu söze dair Türkiye'de yaşanmış En çarpıcı örneklerden vereceğim arkadaşlar.
İlki 7 Haziran 1988'de yaşanıyor.
Gaziantep kiliste bir baba bir yaşındaki kızını rüyasında gördüğü Şeyh Efendi'nin tekkesine götürüyor ve onu böyle gelin gibi süsledikten sonra taşını üç kez bıçağa
sürüyor ve kızcağızlı bir yaşında daha kurbanlık koyun gibi.
Yani dilim varmıyor anladınız ve adam vermiş olduğu ifadede diyor ki şeyhim diyor benim en sevdiğim varlığımı Allah'a kurban etmemi istedi diyor.
Ben de verdim diyor. Gerçekten inanılmaz kan dondurucu.
Bu olaydan iki sene sonra başka bir baba Şanlıurfa'da mağarada.
3 yaşındaki oğluna aynısını yapıyor ve ifadesinde diyor ki tekkenin şeyhi bana çocuklarını çok sevenlerde Allah sevgisi azalır dedi.
Bakın dinini bilmeyen bir insanın yaptığı bu.
Demiş ki şeyhi çocuklarını çok seven insanların Allah sevgisi azalır.
3 çocuğundan birini kurban et demiş.
Bunu şeyhi söylemiş.
Ben de diyor aldım küçük oğlumu diyor.
Gel Abdullah sana dondurma alacağım dedim.
Mağaraya götürdüm diyor. Yani bu ifade arkadaşlar ve çocuğunun canına kıyıyor.
Sonra bütün gece bekledim diyor.
Çünkü hani şeyhim bana o giden oğlumu geri getirecekti diyor.
Ve getirmeyince ertesi gün tekkeye gittim.
Yüzüne tükürdüm şeyhimin diyor.
Ya inanabiliyor musunuz?
Geri geleceğini düşünmüş.
Şeyhinin oğlunu geri getireceğini düşünmüş.
Akıl tutulması yaşıyor insan bu haberleri okuyunca.
Bunlar hep din adı altında yapılanlar.
Yani Allah adını kullanarak insanlar cinayetler işliyor düşünebiliyor musunuz?
Ve en yakınına oğlunu çocuğuna yapıyor bunu.
Bir başka haber bu da Türkiye'nin gündemine oturmuştur.
17 Şubat 1959'da Adnan Menderes'in içinde bulunduğu uçak Londra'da inişe geçtiği sırada düşüyor.
Ve uçaktaki 21 kişiden 14'ü hayatını kaybediyor.
Ve kurtulan 7 kişi...
Giden biri de Adnan Menderes.
Sonra Türkiye'ye dönüyor ve Sirkeci garında çok büyük bir devlet töreniyle karşılanıyor.
O sırada kalabalığın içinden bir adam küçük oğlunu alıyor.
Adnan Menderes'in ayaklarının dibine yatırıyor.
Elinde bir bıçak. Diyor ki seni diyor bize Allah bağışladı izin ver oğlumu şu an senin için Allah'a kurban edeyim diye bağırıyor.
Herkes tabii şaşkınlıktan donak alıyor.
Sonra çocuğu tabii kurtarıyorlar elinden.
O kurtulabilmiş ama diğer anlattıkları maalesef.
Tarihe baktığımız zaman en büyük savaşlar Tanrı adına yapıldı değil mi?
En büyük terör eylemlerinin arkasında bile hep böyle güya Tanrı için yaptık söylemi vardır.
Giordano Bruno 16.
yüzyılda dünyada başka pek çok gezegen olduğunu, evrenin sonsuzluğunu söylediği için, Papa'nın cennetine inanmadığı için ne oldu?
Diri diri yakılarak öldürüldü değil mi meydanda?
Ve ölümünü ona bildiren yargıça ne dedi?
Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz demiştir.
Bu sözleri tarihe geçti ve Bruno ne demişti?
Tanrı iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır.
Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar.
Allah ile aldatan insanlar ya böyle korku salarak bunu yapar ki Yaşar Hoca bunlara şeytan evliyası der.
Hatta evliya patentli din tüccarları der.
Çok hoşuma gidiyor bu. Kitleleri soyarlar, soğana çevirirler.
İşte Allah'ın tek elinde olan şeylerle insanları korkutmaya çalışırlar.
Cennetle, cehennemle.
Ya Kur'an'ı hiç okutmayarak ya da okuduklarını anlamamalarını sağlayarak bunu yapmaya çalışırlar.
Ya da derler ki ibadet yalnızca Arapça olur.
Kur'an'ın Türkçe mealini okutmamak için her şeyi yaparlar.
Hatim sayılmaz, okuduğunuz sayılmaz.
Ya bu kulaklar ne duydu biliyor musunuz?
Dedim ki neden Kur'an'ın Türkçesini okumuyorsun dedim bir teyzeye seneler önce ve bana şu cevabı verdi.
Çünkü dedi haramdır.
Haramdır demişler Türkçesini okumayacaksın ve buna inanmış.
Mevlana'nın oğlu Sultan Veled onun bir sözü var.
Der ki İdris suretinde İblisler yani aslında çok anlamlı Allah adamıyım iddiasıyla ortaya çıkıp tamamen böyle mal, mülk, menfaat peşinde koşan insanları Allah ile
aldatanları kastediyor.
İdris kisveli iblisler insanların sadece kasasını boşaltmaz her yaptığı ahlaksızlığa dini bir kılıf uydurur aman dikkat.
Reaya sözünü duymuşsunuzdur.
Raiye reayadan geliyor arkadaşlar ve davar sürüsü demek.
Rai demekse çoban anlamında.
Yaşar Nuri diyor ki bütün krallık ve sultanlık sistemleri bir raiye sistemidir.
Nitekim bir padişahlık sistemidir.
Padişahlık sistemi olan Osmanlı düzeninde halkın genel adı nedir?
Raiyedir arkadaşlar.
Hatta bununla ilgili size bir olay aktarmak istiyorum.
Efendiler bugün Cumhuriyeti ilan edeceğiz bölümünde zaten bahsetmiştim Atatürk'ün nasıl millet iradesini sağladığı neler yaşandı bunları anlatmıştım.
Atatürk bu kadar uğraşırken millet iradesi ve millet egemenliği ilkelerine dayalı bir mücadele yürütürken adım adım teşkilatlanmaya çalışırken neler yaşandı.
Şimdi o günlerde millet ve milletin egemenliği konusuna İstanbul'un ve Ankara'nın bakış açılarını anlatacağım.
Sarayın ve Ankara'nın ne kadar farklı şekil.
baktıklarını Rauf Orbay hatıralarında bize aktarıyor şu sahneyle.
Rauf Bey, Balıkesir Milletvekili Abdülaziz Mecdi Efendi ve Konya Milletvekili Vehbi Efendi ile birlikte saraya gidiyor.
Vahdettin'i böyle cesaretlendirmek için, yüreklendirmek için çalışıyorlar, bir şeyler yapıyorlar ve o sırada sarayın pencerelerinden dolma mahçenin önünde demirlemiş düşman donanması görünüyor.
Böyle ayan beyan görünüyor.
Vehbi Efendi diyor ki Vahdettin'e ne yapsalar diyor milleti yıldıramazlar.
Müsterih olunuz padişahım diyor ama Vahdettin...
Hiç rahat değil o anda ve diyor ki rica ederim dikkat edin.
Bu adamlar her şeyi yaparlar.
Meclisteki sözlerinize dikkat edin.
diye cevap veriyor. Abdülaziz Mecidi Efendi böyle heyecana geliyor ve diyor ki düşman savaş gemilerini gösteriyor.
Padişahım diyor bu kafirlerin zoru su kenarına kadar geçer.
Onun ötesinde sökmez diyor.
Anadolu pulattır diyor yani çeliktir.
Atıldığı mücadelede mutlak muvaffak olacaktır diyor.
Bundan emin olunuz diyor Padişah Vahdettin'e.
Vahdettin o anda sanki söylenenleri duymuyormuş gibi aynı nakaratı tekrarlıyor.
Tekrar ediyorum. Akıl için yol birdir.
Vaziyet meydandadır.
İsterlerse yarın Ankara'ya giderler diyor.
Düşünebiliyor musunuz? Ve Ravuh Bey o sırada kendini tutamıyor ve diyor ki.
Meclisi Mebusa'nın kabul ettiği misak-ı milli hatırlatıyor.
Milletin sizden istediği meclis kararı olmadan herhangi bir milletler arası vesikayı imzalamamanızdır diyor Vahdettin'e.
Aksik takdirde geleceği çok karanlık görüyoruz diyor.
Ve Vahdettin bu sözlerin üzerine çok sinirleniyor.
Böyle hışımla koltuğundan kalkıyor.
Sert bir şekilde Rauf Bey'e bakarak ne diyor biliyor musunuz?
Rauf Bey. Bir millet var koyun sürüsü buna bir çoban lazım o da benim diyor.
Yani milletine koyun sürüsü diyor ben de onların çobanıyım diyor.
Yıllar sonra Atatürk İzmit'te İstanbul gazeteleriyle konuşurken şu cümleyi kurmuştur arkadaşlar.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
Olaylar ve tarihi tecrübelerimiz milleti koyun sürüsü gibi gören idare tarzlarının ülkemizde uygulanamayacağını gösteriyor diyor.
Bir tarafta sarayın Vahdettin'in bakış açısı bir tarafta da Atatürk'ün bakış açısı.
Atatürk'ün gözünde Türk milleti bir çobanın güttüğü sürü falan değil.
Tarihin en şerefli milleti ve Türk milleti egemenliğin.
tek ve gerçek sahibi olmaya layıktır Atatürk'ün gözünde.
Vahdettin'in bu millet koyun sürüsü bir çoban lazım o da benim dediği sözleri var ya o sözlerden sonra o sırada Kuvacdin adamlarından biri var Mehmet Vehbi Çelik Hoca arkadaşlarına
dönüp şöyle diyor bu adam Nefsini ıslah etmezse akıbeti fenadır.
Allah büyüktür.
Bu millet kurtarıcısını bulacaktır.
Milleti koyun sürüsü adetmek Allah'ın rızasına aykırıdır.
Yaşarsak... Çok şeyler göreceğiz diyor Mehmet Vehbi Çelik Hoca.
Ve sonra ne oluyor arkadaşlar?
17 Kasım 1922 saat sabaha karşı dört sularında Vahdettin Efendi köşkün arka kapısından hop işgal altında İstanbul.
Rıhtımda onu bekleyen İngiliz gemisiyle hatta İngiliz bayrağına da selam veriyor geçerken.
Kaçıp gidiyor arkadaşlar ve Atatürk 25 Eylül 1920'de TBMM kürsüsünden Vahdettin'in vatan haini olduğunu zaten söylemişti.
Tarihlere dikkat edin. Atatürk çok daha önce söylüyor.
17 Kasım'da gitti Vahdettin.
25 Eylül'de söylüyor Atatürk bunları.
Vatan haini diyor.
Ve vatana millete ihanet ettiği zaten konuşuluyor.
Hatta İstanbul'da tramvaylara bile tebeşirlerle kahrolsun Vahdettin yazılıyor o dönem.
Ve Vahdettin İngilizlere sığınıp kaçıyor.
Ondan sonra ne oluyor biliyor musunuz?
1923 yılında Mekke'de bir beyanname yayınlıyor.
Diyor ki bu beyannamede.
Yaptıklarımın hesabını vermekten korktuğum için değil hayatımı göz göre göre tehlikeye atmak gibi Allah'ın buyruğunun kabul etmeyeceği bir şeyden kaçınmak ve buraya dikkat peygamberin
güçlüklerden kaçınmak sünnetini yerine getirmek için tıpkı peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicret ettiği gibi hicret ettim diyor.
Şaka gibi ve 1 Kasım 1922'de onun saltanattan indirilmesine ilişkin fetvayı veren de az önce bahsettiğim olacakları çok önceden sezen vehbi hocadır arkadaşlar.
Ve TBMM'nin milli mücadele günlerindeki tutanaklarında Vahdettin'in adının her geçtiği yerde mecliste kahrolsun hain Allah onun cezasını versin sözleri yükseliyormuş.
Ve bu sözleri yükseltenler yarası din adamı hocalar müderrisler bu sözleri sarf edenler.
Ve Vahdettin kendini peygamberin şerefli vekili olarak anan bir insan.
Gidip İngilizlere sığınıyor, kaçıyor ve buna hicret diyor.
Bu kaçışına hicret diyor az önce gördüğünüz gibi.
Hatta peygamberimizin sünneti diyor yani benim bu kaçışım ona bağlıyor.
Neyse Kur'an Bakara suresi 104.
ayet ne diyor? Ey iman edenler!
Raina demeyin, unzuruna deyin diyor.
Tekrar ediyorum. Ey iman edenler, raina demeyin, unzuruna deyin.
Yani ne demek istiyor?
Bize çobanlık et demeyin, raina.
Bizi gözet, bize nezaret et, sözümüze kulak ver deyin diyor.
Kur'an diyor bunu. Yani iman sahiplerine davar sürüsüne dönmemek için çağrı yapıyor.
Sürü olmayın diyor. Bunları bilelim arkadaşlar.
Dine inanın ya da inanmayın.
Sadece bilin.
İslam'ın erken dönem diplomasisinin en önemli isimlerinden biri ve aynı zamanda bir fıkıh bilgini Ebu Hamza'l Harici'nin Emevi Hanedanı'nın kurucusu Muaviye için kendisi biliyorsunuz
pek sevilmeyen bir isim Muaviye.
Onun kişiliğini anlatırken dinci siyasetçileri tanımamız için harika tespitleri var.
Diyor ki Hazreti Peygamber tarafından hem kendisi hem de babası lanetlenmiş bir adamdı.
Allah'ın kullarını Havel.
Müslümanların mallarını düvel, Allah'ın gönderdiği dini değer yaptı diyor.
Sonra da yok olup gitti diyor.
Burada üç kilit kelime var arkadaşlar.
Havel, düvel ve değer.
İşte bu kelimeler aslında din ticareti yapan insanların, dini ticaretlerine alet eden insanların, din ile sömürülü yapanların zihniyetlerine ışık tutuyor.
Havel dediği şey köleleştirmek.
Yani dini insanları sömürme amacıyla, kendi hegemonyaları altında tutma amacıyla kullananların yaptığı şey bu.
Bize kul köle olun hani cennete gidersiniz.
Böyle bir reçeteleri var bunu gizli gizli işleyenler.
Bakara 104'ü lütfen unutmayın.
Yani köle sürüsüne, davar sürüsüne dönmeyin.
Bunun için Kur'an'da Şura ve Beyat var arkadaşlar.
İki Kur'ansal terim Şura ve Beyat.
Şura yönetenlerin yönetilenleri, yönetilenlerin de yönetenleri denetleyebildiği bir sistem.
Ve Şura Allah ile aldatanların iddia ettiği gibi danışmanlar tutması falan değil padişahın ya da işte o yöneticinin.
Kur'an'da da biliyorsunuz Şura suresi var.
Şura demek belirli konularda istişare yapılması, danışmak demek.
Ve İslam öncesi dönemde bile her kabile bir şey tarafından idare ediliyor.
Ama bu şeyhler kabilenin işleri konusunda tek başına karar vermekte özgür değiller.
Kabilenin ileri gelenlerine danışmak zorundalar ve bu Şura'nın üyeleri evet seçilmiyor.
Genel iradeyi yansıtmasına dikkat ediyor.
Seçilmiyorlar. Mekke'de sonrasında zaten bir konsey var.
Mekke ileri gelenleri toplanıyor ve karara varıyorlar.
Öyle kendi kendilerine karar veren bir kralları falan olmamış Mekke'de.
Reis falan olmamış.
Hatta İslam öncesi Mekke'nin bu şekilde yönetilmesinden dolayı Mekke'de o zamanlar Cumhuriyet eğilimleri olduğu bile söylenir.
Ve Şura İslam öncesi dönemde o kadar önemli bir şey ki Kur'an'da Hz.
Muhammed'e Yönetim ve devlet işleriyle alakalı konularda Müslümanlara danışması emrediliyor.
Ali İmran suresine bakın orada ne diyor?
Umuma ait işlerde onlarla istişare et deniliyor değil mi?
Hazreti Muhammed'e. Şura da onların işleri aralarında şura iledir deniliyor.
Yani şura ile demokrasi belki aynı şey değil diyeceksiniz ama ortak noktası ne?
Diktatörlüğe karşı duruş değil mi?
Ve Yaşar Hoca bu konuda diyor ki şura ve beyat günümüz dünyasındaki terminolojik adıyla cumhuriyet ve demokrasidir diyor.
Yani Emevi kalıntısı sömürülerin İslam'ın neden demokrasi ve...
Cumhuriyet karşıtı ilan ettiklerini zaten buradan anlayabilirsiniz.
Gelelim ikinci kelimeye.
Ne demiştik? Havel, düvel, değer.
İkinci kelimemiz düvel. Bu da halkın malını saltanat elde etmek için kullanmak demek.
Ve Allah ilah adatanların en çok yaptığı şeylerden biri bu.
Din adına insanlık suçu işleyen politikalar.
Üçüncü kelime ise değer dedik.
Değer de dini saltanat ve baskı aracı yapmak.
Yani dini daima böyle dokunulmaz ve teftiş edilemez bir sığınak olarak kullananlar.
Tevbe suresi 107.
ayetin tefsirinde ne diyor biliyor musunuz?
Münafıklardan bir grup.
İslam ve Müslümanlar aleyhinde zararlı faaliyetler yapmak, kafirleri desteklemek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olanların gelip kendilerine katılmasını
beklemek maksadıyla bir mescit yaptılar.
Üstelik bunlar bu mescidi yaparken iyilikten başka bir şey düşünmedik diye yemin ettiler.
Allah şahittir ki onlar kesinlikle yalancıdır.
Çok çarpıcı değil mi? Yani mescidi yaptırıp...
iyiliktenmiş gibi göstermek.
Halbuki ama çok başka.
Şimdi Allah ile aldatanlara karşı üç kelimeyi tekrar ediyorum.
Havel dedim köleleştirme, düvel dedim halkın malını saltanat aracı yapma, değer bir değeri veya kurumu yani dini bir pusu kurma amacıyla kullanma.
1999'da Süleyman Demirel Kırıkkale Üniversitesi'nde yapmış olduğu konuşmada ne dedi?
Herkes istediği şekilde inanmaya devam etsin ve yine herkes din ve devletin ayrılması gerektiğine İnansın camiye okula kış daya siyaset sokulmasın.
Süleyman Demirel'in meşhur sözlerinden biridir bu.
Zaten camiye siyaset girme olayı Emevi döneminde başladı biliyorsunuz.
Bir de Allah ile aldatma konusunda Atatürk'ün Türkiye'nin geleceğini değil kendi çıkarlarını göz önünde tutan basın ve medya için kullanmış olduğu iki tanım var.
Birincisi vatansız matbuat, ikincisi satılmışların hakimiyeti kalemiyesindeki matbuat.
Hani gazeteciler arasında da bir ayrım vardır kalemini satan ve kalemini satmayanlar diye.
Uğur Mumcu için çok söylenir.
Kalemini satmayan dürüst onurlu gazeteci diye onu da buradan anmış olalım.
Yine Kur'an'la devam ediyoruz.
Enam Suresi 144 ne diyor?
İnsanları saptırmak için Allah hakkında yalan uyduranlardan daha zalimi kimdir diyor.
Allah'ın yetkilerini kullanmak, dinde buyruk makamıymış gibi davranmak.
Burası çok ömerli. Dine kendince hükümler eklemek.
Bunlar hep şirk sayılıyor arkadaşlar ve dinde teşri yetki kullanma suçuna giriyor.
Mesela Hz. Muhammed'in konuşan Kur'an adını verdiği Hz.
Ali secdedeyken katledildi değil mi?
Ve bunu yapanların gerekçesi neydi?
Hz. Ali kafir oldu o yüzden yaptık dediler.
Yani bakar mısınız burada bir yetki kullanma yok mu?
Hani az önce söylediğim teşri yetki kullanma suçu.
Gelelim Allah ile aldatmada çok sık başvurulan bir şey.
Takva ve dindarlık arkadaşlar.
Takva hani daha dindar olmak anlamında.
Dindarlık ama daha dindar olmak anlamında.
Peki bunları nasıl kullanıyorlar?
Şimdi birincisi dinde gulü yani haddi hududu aşmak meselesi gulü.
Kur'an ve sünnetin belirlemiş olduğu genel İslam anlayışının sınırlarını aşmak.
Sözlerde, davranışlarda aşırılığa kaçmak.
Dini anlamda, fanatizm anlamında söylüyorum.
Neden bunu yapıyorlar? Parsayı vurmak için.
parsa toplamak için daha dindar görünenler kastediliyor.
En dindar benim yarışması.
Ben hepinizden daha öte dindarım.
Herkese ahkam kesenler.
İkincisi şiddet ve terör.
Yani bu tarz insanların yaratmış olduğu o sahte dine uymayanları dinsiz olmakla suçlamaları.
Namazı bir şov haline getirmeleri.
Onun ruha niyetini işte Allah ile kul arasındaki o maneviyatını örseleyenler.
Size Maun suresi gelsin o zaman amellerini göstereyim.
Dini yalanlayanları gördün mü?
İşte o yetimi şiddetle itip kakandır.
Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar.
Onlar gösteriş yapanlardır.
Şeklen ibadet edenlere, sırf gösteriş için ibadet edenlere gelsin bu.
Takvanın Allah ile aldatma aracı yapılışı...
Bu şekilde dikkat edin yani gerçek takva sahipleri zaten bunu yapmaz.
Şimdi size birkaç olay aktaracağım arkadaşlar ve yorumu size bırakıyorum.
7 Ağustos 2005 yılı İstanbul'da Suudi Arabistan'ın yani peygamber topraklarının ülkesi eski petrol bakanı geldi.
Zeki Yamane'nin kızı onun düğünü yapıldı Çırağan Sarayı'nda ve Yamane'nin özel bir isteği oldu.
Asla içki değmemiş 30 bin altın işlemeli bardak istedi.
Asla içki değmemesi çok önemli lütfen.
Sonra özel yatıyla ki bu yat dünyanın en büyük yatlarından biri onunla geldi.
Misafirlerini 17 özel jet uçağıyla İstanbul'a getirdi.
100 limuzin tutuldu o gün konuklar için.
Çırağının bahçesinde özel olarak 40 palmiye 100 adet çam ağacı dikildi sırf o günü özel.
Ve 8 Ağustos'ta gazetelerde bir fotoğraf yayınlandı.
Gelinin başı açık.
Dekolteli bir gelinlik giymiş.
Kuaförü de erkekmiş bu arada.
Otele böyle dar bir kot ve blüzle gelmiş.
Düğünleri kadın erkek karışık.
Hatta after bile yapılmış sonrasında.
Yani pistte kadın erkek herkes dans ediyor.
Bunlar bana göre çok normal.
Zaten hani normal. Benim normalim bu.
Olay bu değil. Mesele şu.
Şimdi Zeki Yamani'nin ülkesi.
Arabistan'daki kadınların durumu arkadaşlar.
Yani bu ülkede uygunsuz giyinmeden teşhirciliğe kadar çok fazla yasak var.
Turistlere bile yani alışveriş esnasında kıyafet denemek bile yasaktı bir ara düşünün.
Ve daha yeni yeni kadınların araba sürmesine izin verildiği işte pasaport almaları, yurt dışına seyahat etmeleri hatta ameliyat yaptırmaları, şirket kurmaları, banka hesabı açmaları bunlar için erkeklerden izin
almaları gerekiyordu 2019 yılına kadar.
Ve bu düğün 2005 yılı.
da oldu arkadaşlar hatırlatırım.
Yani bu ne perhis bu ne lahana turşusu değil mi?
Gelin ve damat erkeklerin omuzlarında havaya atıldı.
Yani Arabistan kendini birinci sınıf Müslüman ülke olarak görüyor değil mi?
Dini şampiyon. Devam edelim bir başka haber.
Suudi Arabistan kralı Feht bin Abdülaziz el Suud, Kral Faht diyebiliyoruz onu.
2005 yılında öldüğü zaman arkasında 32 milyar dolar nakit para, 2 saray, Fransa'da bir şato, Boeing 747 tipli bir uçak, bir sürü Cadillac marka
araba, İspanya'da 250 dönüm arsa.
Ve bu arsa üzerine inşa edilmiş bir saray.
800 kişilik bir hizmet ekibi.
Kendisi için 300 odalı bir saray var.
Ve bu sarayın hizmetinde 600 Mercedes, 50 limuzin ve şoförler var.
Ve 4 uçağı var. İnanabiliyor musunuz?
İsraf haramdır.
1987'de Suudi Kralı Fahd Manoka kumarhanelerinde biliyorsunuz.
6 milyon dolar kaybetti.
1987'de 6 milyon dolar kaybetti.
Kral Faht'tan bahsediyorum.
Ve 83 yaşında ölen kral bol bol cami yaptırmış halkı için.
Ve bir başka haber 2019 yılı bunu hatırlarsınız.
Birleşik Arap Emirliklerinden Sultan El Kasimi Londra'daki evinde ölü bulundu.
Ve ülkesinde 3 gün yaz ilan edildi.
Ardından bayraklar yarıya indirildi.
Ve ölüm sebebinin Aşırı doz uyuşturucu olduğu düşünülüyor ve seks partisi yapıyorlarmış o gece evde.
Evden çok sayıda uyuşturucu bulmuş giden ekipler.
Bu arada Arabistan'da ülke genelinde tamamen alkol yasak yani ülkeye sokmak bile yasak ciddi cezaları var hatırlatırım.
Ve Suudi Arabistan Riyad'da 31 Ekim'de dünyanın en büyük festivallerinden biri başladı.
Şu anda hunharca eğleniyorlar.
Hani savaş var ya gazetede hani hatırlatmak istedim.
Yorumu size bırakıyorum.
Dindar ve dinci son dönemlerde belki de en sık duyduğumuz iki kelime.
Nedir bunlar? Bunları da açalım.
Dindar dediğimiz insan her şeyden önce dini Allah'a varmanın, onun hoşnutluğunu kazanmanın, daha iyi ve daha yetkin bir insan olmanın yolu.
Yolu ve kurumu olarak gören insan.
Dini bu şekilde gören insan.
Ve bu anlayışla yaşamaya çalışan insanlara dindar diyoruz.
Ve bunun için dindarın temel meselesi nedir?
Daha iyiye ve daha güzele ulaşmaktır.
Yani bu amaçla ne yapar?
Sürekli hayır işler, iyilik içerisindedir.
Peki dinci nedir?
Böyle limoncu gibi, satıcı gibi, pazarcı gibi.
Hani bir şeyleri satanlar.
Dinci. Din satanlar yani dini ve imanı kendi hesabına yarayacak şekilde kullananlar.
Başkalarının dini ve imanı hakkında hüküm verip böyle ahkam kesenler.
İnançlı maskesi altında böyle dini dünya işlerine karıştırıp çıkar amacı olarak kullananlar.
Yani mesleği din tüccarlığı, din satmak olan insanlara, sahte dindarlara dinci diyoruz arkadaşlar.
Dürüstlük, inancı kin aracı yapmamak, insan haklarına saygı bunlar gerçek dindarların niteliği.
Zaten gerçek dindarlar kendini belli ediyor.
Dinciler ise bu söylediklerimin tam tersi.
İşte dürüstlük dediğim inancı kin aracı yapmamak, insan haklarına saygı bunların tam tersi.
Bişr el-Hafi Hz.
Muhammed'i en iyi anlayanlardan biri.
Bir sufi düşünür.
Bir öğrencisi var.
Onu huzurundan kovarken ona şöyle söylüyor.
Düşmanların bile senden emin olmadan Müslüman olamazsın.
Oysa ki senden dostların bile emin değil.
Bizden uzak dur diyor. Yani emin biliyorsunuz Hz.
Muhammed'in temel sıfatı ve unvanı.
Düşmanları bile onu bazen emin unvanıyla anıyormuş.
Yani emin. İnsanlara güvenen ve insanların da kendisine güvendiği kişi anlamında.
Emin olmayanın imanı olmaz onun beyanıdır.
O yüzden riyakar olanlar şirke giriyor.
Yani gizli şirkin temel görünümü riyakarlıktır demiştir.
Ve diyor ki insanlar madenlere benzer.
İnaç ve ideoloji madene belli bir ölçüde şekil verebilir fakat özünü değiştiremez.
İnsanı insan yapan bu özdür diyor.
13. yüzyıl Anadolu'sunda İbni Arabi, Mevlana, Hacı Bektaşı Veli, Yunus Emre bunlar yalnız Allah için İslam ve insana sevgi, saygı bunlara dayalı bir...
Dinin canlı kaynağı oldular.
O yüzden çok önemli Anadolu hümanizmi ve Tevbe suresi 34-35.
ayet der ki Ey iman sahipleri şu bir gerçek ki hahamlardan ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıka basa yerler ve Allah
'ın yolundan geri çevirirler.
Yani dinini bilmeyen insanlar kulaktan dolma bilenler En çok kandırılanlar değil mi zaten?
Zümer suresi 9.
ayet ne diyor? Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
Ancak gerçek akıl sahipleri anlar diyor.
Tekrar etmek istiyorum.
Zümer suresi 9.
ayet. Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
Ancak gerçek akıl sahipleri anlar.
O yüzden lütfen okuyun, aklınızı kullanın kandırılmamak için.
Bugün ve yıllardır Türkiye'de ilahiyat alanında bir numaralı müracaat kaynağı kim?
Herkese sorsak bilir Elmalalı Hamdi Yazır değil mi?
Ve bu tefsirin, onun yapmış olduğu tefsirin telif ve basım harcamalarını Atatürk bizzat kendi cebinden karşılamıştır.
Ve Kur'an'ın tefsirini kendisi istemiştir.
Çünkü hurafelerin yerine gerçek dini koyup halkın din ile sömürülmesine karşı durmak için ve o günün yoksul Türkiye'sinde 10 bin adet Kur'an bastırıp dağıttırıyor
tefsirle. Meclis kararıyla yapıyor bunu.
Kur'an'ı Türkçe'ye tercüme edeceksin, tefsir edeceksin diyor Elmalılı'ya.
Ve 100 yılımızın en büyük İslam alimlerinden biridir o.
En yetkin Kur'an mealini yapanların başını çeker.
Kur'an'ın tanıttığı Allah susup pusmayı değil, konuşup düşünmeyi ve ardından da Eyleme geçmeyi ibadet saymaktadır.
Susup pusanların doldurduğu bir dünya, zulmün egemen olduğu bir dünyadır.
Ve Kur'an'ın biricik düşmanı zulümdür.
Kin ve düşmanlık sadece zalimlere karşı olacaktır.
Ve bu podcast'ımı Yılmaz Özdil'in 24 Nisan 2008 yılında yazmış olduğu şu yazıyla bitirmek istiyorum.
Laiklerin tepkisi sırf İmam Hatip bitirdi diye Kendini İslam'ın sahibi zannedenlere, layıkların tepkisi, ağzından Allah'ı Kur'an'ı düşürmeyip el alemin karısına sulananlara,
çocuk yaştaki kızlara nikah kıyanlara.
Laiklerin tepkisi cemaat evlerinde etek öpüp, yaş gününde sosyete barlarında hem de kandil gecesi gizlice kadeh tokuşturanlara.
Laiklerin tepkisi ben din darım ayaklarıyla milleti dolandırıp Kabe manzaralı ev alanlara.
Laiklerin tepkisi bu vatanın malını mülkünü cami bombalayan emperyalistlere peşkeş çekenlere.
Laiklerin tepkisi bunlara.
Düşün dinimizin yakasından kardeşim.
Çekin elinizi. Bir bölümün daha sonuna geldik.
Bu çarşamba yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
