
İstanbul Film Festivali ile ilgili gelişmeleri Paribu ve İKSV sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz.
Paribu Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Paribu" hakkında reklam içerir*
Transkript
Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün size süper yardımcı sendromunu anlatmaya çalışacağım.
Hani göt ediyor ya dünya hassas kalpler için cehennemdir diye.
Çok doğru bence. O yüzden bu bölüm çok şefkatli insanlar için bir nevi hayatta kalma rehberi gibi düşünebilirsiniz.
Peki nedir bu süper yardımcı sendromu?
Başkaları için kendinizi gereğinden fazla tüketiyor olmanız arkadaşlar.
İnsanlarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızın önüne koymanız.
Böyle milletin derdine koşacağım derken kendinizi unutmanız.
Aslında buradaki süper diyoruz ya süper yardımcı.
Süper pozitif bir anlam içermiyor.
Gereğinden fazla anlamında süper yardımcı diyoruz.
Alma verme dengenizi kaybedecek kadar.
İnsanlara hayır demeyi bilmiyorsanız ve yardım ettiğiniz insanların sizinle işleri daha doğrusu menfaatleri bittikten sonra eskisi gibi sizinle ilgili alakalı olmadıklarını fark edip Ya
hep ben yardım ediyorum ama benim birilerine işim düştüğü zaman hiç kimse benim yardımıma koşmuyor diyorsanız.
Kimin başı sıkışsa önce size koşuyorsa ve siz de bunu iyi bir şey zannediyorsunuz belki ama değil az sonra anlatacağım bunu.
Ben hep veren el oldum alan el olmadım diye övünüyorsanız bu da iyi bir şey değil zaten bundan da bahsedeceğim.
Ve kendinizi sürekli böyle insanlara tavsiye verirken buluyorsanız istemedikleri halde bile açılın ben sorun çözücüyüm diyorsanız.
Bu bölüm size gelsin.
Artık bence yorgun düştünüz serum görevi görmekten.
Karşılık da alamadınız belki.
Belki dargınsınız, belki kırgınsınız insanlara yardım ettiklerinize.
Ya beni nasıl da sömürdüler, nasıl göremedim ben bunları diyorsunuz belki.
İşte bu bölüm onun için var.
Eğer hiçbir ihtiyacınızı dile getirmezseniz o zaman diğer insanların sizin hiç ihtiyacınız yokmuş gibi davranmasını ve sizin yardımınızdan faydalanmasını kolaylaştırırsınız diyor uzman
psikolog. Rod Vincent ve diyor ki karşılığında hiçbir şey istemediğiniz izlenimini verirseniz karşılığında hiçbir şey alamazsınız diyor.
Yardımseverliğin eksikliği duyarsızlık, karşıtı zalimlik, aşırısı ise fedakarlık arkadaşlar bu şekilde tanımlanıyor.
Tekrar ediyorum yardımseverliğin eksikliği duyarsızlık, karşıtı zalimlik, aşırısı ise fedakarlık.
Yani yardımseverlik okey çok güzel bir şey ama fedakarlığı da biz belki muhteşem bir şey zannediyoruz ama hep söylüyorum fedakarlık iyi bir şey değil o kadar.
Kendinden feda ederek kar etmeye çalışmak iyi bir şey değil.
Hatta ne diyorduk fazla fedakarlık kişinin kendi kul hakkına girmesidir.
Bu arada bu bölümü yapma sebeplerimden biri Dr.
Gabor Mate'nin şu sözleri arkadaşlar.
Diyor ki bana göre kansere yakalanan insanlar kendilerininkinden çok başkalarının duygusal ihtiyaçlarıyla ilgilenen iyi insan olma eğilimindedir.
Sağlıklı öfkeyi ifade etmekte zorlanırlar ve kimseyi hayal kırıklığına uğratmamaları gerektiğine dair bir inançları vardır.
Yani konu aslında...
Bu kadar mühim. Peki yardım tam olarak nedir?
Oxford sözlükte birine hizmet ya da maddi teklifte bulunarak onun bir işi yapmasını kolaylaştırmak veya mümkün kılmak olarak geçiyor.
TDK'de ise kendi gücünü ve imkanlarını başka birinin iyiliği için kullanma olarak belirtilmiş.
Burada bir fark var arkadaşlar.
Bilmiyorum dikkatinizi çekti mi?
Bakın Oxford sözlükte ne diyor?
Teklifte bulunmak diyor.
Teklif var. Bizde teklif dahi yok.
Biz direkt koşuyoruz.
Şimdi yardım etmenin dört farklı biçimi var arkadaşlar.
Birincisi kaynak sağlamak.
Mesela asla geri vermeyeceğini bildiğiniz halde birilerine borç para vermek bu çok kötü bir şey.
Giyisilerinize ödünç vermek ya da kitap vermek.
Bu benim için namümkün.
Kitaplarımı vermiyorum biliyorsunuz.
Benden her şeyimi isteyin ama kitaplarımı asla.
Niye vermediğimi sadece oldular biliyor.
Ya da hesap geliyor. Herkes yiyor içiyor.
Hesabı dinler ödüyor diyecek.
Siz o masadaki dilbersiniz hesabı ödeyen.
Herkes yiyip içiyor ve ölü takiti yapıyor millet hesap geldiği zaman.
Siz de Hüseyin Bolt gibi koşarak ödemeye çalışıyorsunuz.
Ya işte bunu da şöyle bir şeyin arkasına sığınarak yapıyorsunuz.
Ben çok yüce gönüllüyüm, çok eli açık biriyim.
Böyle düşünüyorsunuz belki de.
Belki de bunu görev edindiniz.
Aksi halde böyle suçluluk duyacağınız için o hesabı ödemeye koşuyorsunuz.
Yardım etmeyi kendine görev edinmiş olanlar için bir şeye sahip olmak sıklıkla...
Suçluluk duygusunu beraberinde getiriyormuş arkadaşlar.
Çeşitli kaynaklara sahip olan kişiler az sonra bu kaynakları açacağız.
Süper yardımcı sendromundan muzdariplerse eğer sahip oldukları ne varsa onu yoksunluk çekenlerle paylaşmak zorunda olduklarını hissederlermiş.
Mesela işte komşunuzun market alışverişini yapıyorsunuz.
Agrabanızı işte sürekli siz doktora götürüyorsunuz.
Bu arada götürecek bir sürü kişi var ya da market alışverişini kendi de yapabilir.
Birine kefil lazım olur.
oluyor. Hemen siz gidip kefil oluyorsunuz.
Ya da işte uzaktan bir arkadaşınız geliyor.
Kalacak yeri yok. İşte aylardır da görüşmemişsin.
Sizi hiç aramayan bir insan sizi arıyor diyor ki ya evinde kalabilir miyim menfaat için?
Okey diyorsunuz tamam kal ve aylarca kalıyor.
Kullanıyor sizi yani. Ve işte diyorsunuz ki o benim misafirim ben kanepede yatayım ve yatağımı da ona vereyim diyorsunuz.
Yani hep ben işte hep ben vereyim.
Verici olayım. Geçen gün neredeyse böyle 15-20 senedir hiç görmediğim bir insan durup dururken bana mesaj attı.
Hani güya böyle Halime hatrımı soruyor.
Beni çok merak etmiş.
Yani 20 sene sonra sağ ol.
Ama ben tabii ki derdini anladım ve yanılmadım hislerimde.
5 dakika sonra şöyle bir mesaj geldi.
Ben de çok kötü durumdayım.
İşte şöyle oldu böyle oldu. Cevap bile vermedim.
Çünkü yani menfaat. Tamamen menfaat için atılmış bir mesaj.
Eski Merve olsa koşardı.
Ama artık koşmuyorum.
Daha doğrusu kendimi kullandırtmayı tercih etmiyorum diyelim.
Yani böyle hep verici olmak.
Sürekli sürekli birilerine bir şeyler vermek.
Yardıma koşmak. Ne oluyor işin sonu?
Bunlar bir süre sonra size yük olarak geri dönüyor arkadaşlar.
Fark ettiniz mi? Böyle görevinizmiş gibi.
Habire sizden beklenen şeyler.
Bir de verdiğiniz borçları geri alamama kısmı var.
Shakespeare diyor ya hamletinde.
Ne borçlu ol ne alacaklı.
Borç verdin mi paranı da kaybedersin dostunu da diyor Shakespeare.
Bakın bunlar yüzlerce yıl önce söylenmiş.
Umarım bunu yaşamak zorunda kalmamışsınızdır.
Hani borç verip kaybettiğiniz dostlarınız olmamıştır umarım.
Zaten olay borç vermek de değil.
nasıl geri alacağınızın endişesi var.
Hani bunu düşünüyorsanız zaten nasıl geri alırım endişesi varsa karşınızdaki insanın güvenilirliğini de bir sorgudayım derim.
Süper yardımcı sendromu olan kişiler kendine o kadar zorlar ki borç verir verir verir bütçelerini zarara sokar yine verir.
Sizce bu iyi bir şey mi? Sonra bu böyle kar topu gibi büyür büyür büyür ve küskünlüklere yol açar ve belki dostluğunuzun bile sonunu getirir.
O yüzden böyle durumlarda borç vereceğiniz kişiye kim olursa olsun geri Alacağınız tarihi net bir şekilde bildirin diyorlar.
Yani bu aslında kendi sınırlarınızı belirlemek gibi.
Kötü bir şey değil. Gelelim ikinci yardım biçimine.
Bilgiyi paylaşarak yardım etmek.
Gündelik yardımlarımız. Benim podcastimin adı zaten ortamlarda satılacak bilgi.
Benim bu podcastta yaptığım şey.
Bu yardım türünde insanlar kendinde bir şeyleri anlandırmaya başlıyor.
Belki hayatına bir dönüm noktası oluyor.
O dönüm noktasının yolunu açıyorsunuz bu şekilde.
Oldukça etkili bir yöntem.
Çünkü tavsiye... vermek, açıklama yapmak, geri bildirim sunmak, karşınızdaki kişiyi bilgilendirmek, hikayeler anlatmak, hatırlatmalar yapmak.
Bunlar da yardım biçimimize dahil ve hayatımıza geçen şeyler, etki eden şeyler.
Bu benim de aslında en sevdiğim yardım biçimi.
Hatta yeri gelmişken şimdi size harika bir bilgi vermek istiyorum.
Biliyorsunuz kurulduğu günden bu yana Paribu geleceği şekillendirme hedefiyle faaliyetlerini sürdürüyor.
Yalnızca teknoloji alanında lider olmakla kalmayıp kültür, sanat, spor ve sosyal sorumluluk alanlarında da değer ve fayda üretmeye devam ediyor.
Türkiye'nin alanında öncü teknoloji şirketi ve lider kripto para işlem platformu Paribu, İstanbul Film Festivali'ni bu yıl beşinci kez yüksek katkıda bulunan tema sponsoru
olarak destekliyor. Şu an beni dinlemekte olan sanatseverlerin dikkatine...
43. İstanbul Film Festivali İstanbul Kültür Sanat Vakfı İKSV tarafından 17-28 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek.
43. İstanbul Film Festivali Atlas, Beyoğlu, Sinevam 2 Salon, Kadıköy ve Cinemathek sinemalarında izleyiciyle buluşacak.
Programın tamamı Mart ayı sonunda gerçekleşecek olan basın toplantısıyla duyurulacak arkadaşlar.
İstanbul Film Festivali ile ilgili gelişmeleri Paribu ve İKSV sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz.
Açıklamalara detaylar için bir link bırakıyorum.
Hadi devam edelim. Üçüncü yardım biçimi uzman yardımı.
Uzmanlık alanınız neyse ona göre yardım ediyorsunuz.
Hani açılın ben doktor.
Ya da ben avukatım diyenler var ya onların yardımı gibi.
İşte bilgisayarımız bozulur, virüs girer, uzmanına gideriz.
Estetik olacaksanız estetik cerraha, işte gözünüz bozuksa göz doktoru ne gibi düşünebilirsiniz.
Evinizde su borusu patlar, tesisatçıya gidersiniz.
Ya da dedemize, anneannemize Instagram açarız.
O bilmiyordur kullanmayı öğretiriz.
Telefon kullanmayı öğretiriz gibi.
Şimdi buradaki riskine Merve derseniz şu.
Mesela doktorların çok muzdarip olduğu bir durum bu.
Sizin doktor olduğunuzu öğrendikleri anda insanlar diyelim ki aynı asansöre bindiniz.
Ya bir dakika sürüyor aşağı inmeniz.
Komşunuz... bile olsa o bir dakikada size 50 tane sağlık sorununu sayıyor.
Sizden o anda böyle teşhis koymanızı ya da bir şeyler söylemenizi bekleyebiliyor.
Ya da ne bileyim borsayla uğraşıyorsunuz.
Uzmansınız borsada. 50 tane akrabanız arıyor.
İşte nereye yatırım yapayım ne yapayım arkadaşlarınız hiç tanımadığınız insanlar sizden yatırım tavsiyesi almaya çalışıyor.
Eee yeter be oluyorsunuz günün sonunda.
Ya da fotoğrafçılık uzmanlık alanınız.
Sizi arıyorlar diyorlar ki ya işte benim emmimin dayısının oğlunun sünneti var köyde.
Bir geliver de bir çekiver.
Ya halbuki sen moda fotoğrafçısın ama kremiyorsun.
Ya da ne bileyim astrologsun diyorlar ki ay benim yıldız haritaba baksana hemen.
Anladınız değil mi? Yani bu insanlardan becerilerini onların hiçbir karşılık olmadan sunmalarını bekleyebiliyor insanlar.
Yani artık o taleplerle başa çıkamayacak bir noktaya geliyorlar ve deliriyorlar haklı olarak.
Ya buna lütfen dikkat edelim ya.
Ya uzmanları daraltmayalım.
Geçenlerde bir doktorun röportajını izliyordum.
Adam diyor ki ben diyor doktor olduğumu söylemiyorum yabancı bir ortamda saklıyorum diyor.
Nedenini şimdi anladınız mı?
Ya bıkmış çünkü bıktırmışlar.
Ve bence haklı. Ya ben bir turla işte yurt dışına gitmiştim.
Bir tane doktor kadın vardı ve tur boyunca bütün milletin hastalığını dinledi.
Yani şu gönlünce gezemedi ya.
En son bir baktım yok. Yani bizimle takılmayı bıraktı ayrı geziyordu.
Öyle bir daralttılar.
Ya bu cidden saygısızlık bence.
Zaten doktorlarımızı yurt dışına kaptırdık.
Çok üzülüyorum. Geride kalanları da gerçekten biz kaçıracağız.
Böyle yaparak yapmayın.
Dördüncü yardım biçimi destekleyici yardım.
Bu yardım çok güzel arkadaşlar.
Yardımın en can alıcı hali diyebilirim.
Empati kurmak, birileriyle onlara cesaret vermek, güven aşılamak, teselli etmek onları.
Bu yardım biçimi her zaman sorunu çözmez.
Okey ama... O sorunla başa çıkmayı daha kolay bir hale getirir.
Karşımızdaki insanı rahatlatır.
Benim vermeyi en sevdiğim yardım biçimi de bu zaten.
İşte hadi koçum yapabilirsin.
Hadi kalk. Pes etmek yok.
Acı yok Rocky. Kendime de bunu çok yapıyorum.
Mesela bu sabah yataktan çıkmak istemedim.
Saat 4 çünkü insan 4'te çalışır mı?
4 ya. İçimden diyorum ki hadi kızım kalk yapabilirsin.
Ne yapıyorsam sanki dünyayı kurtaracağım.
Bazıları için destekleyici yardım tüm türler arasında en tatminkar olanıymış.
Benim için de öyle. Hani bana da bu şekilde yardım edilmesi hoşuma gidiyor.
Bazen yardım alan kişinin tek arzusu ne biliyor musunuz?
Sadece ve sadece onu böyle gözlerinin içine bakarak dinleyecek birinin varlığı.
O yüzden etkili dinleme de çok önemli ve bunu herkes yapamaz arkadaşlar.
Dinlemek çok zor iştir.
Konuşmak kolaydır, dinlemek çok zor iştir.
Oradaki olay pasifize olmak değil.
Hani böyle oturayım ve put gibi...
Dinleyin bu değil. Sakin kalacaksın, sabırlı olacaksın, yardım edeceğin kişiye konuşması için bir alan açacaksın, sessizce, sakince olaylara bakacaksın.
Yani çok zor bir iş gerçekten ve bunun size de bir maliyeti var duygusal anlamda.
Karşınızdakinin enerjisini, kötü enerjisini de üstünüze alabilirsiniz.
Enerjiniz tükenebilir.
O yüzden şefkatle insanların risk altında olduğu en önemli noktalardan biri bu.
Dikkat edin. Destek isteyenlerdir.
Bunu tekrar etmek istiyorum. Süper yardımcı sendromundan muzdarip olan insanlar en az destek isteyenlerdir.
Eğer ben öyle miyim diye düşünüyorsanız, destek alamıyorsanız, hiç kimseden yardım istemeye çekiniyorsanız olabilirsiniz.
İnsanlar neden yardım istemekten kaçınır?
Bunun nedenlerinden biri de neymiş biliyor musunuz?
İnsanın omuzlarına yüklediği ve sosyal psikolog Edgar Schein'ın one down'ı istediği bir his var arkadaşlar.
Şöyle yani yardım istediğinizde karşınızdaki kişi...
Kişinin zaten sahip olduğu bir şeye sizin ihtiyacınız olduğunu itiraf etmiş olmanız.
Yani aslında o kişinin sizin eksikliğinizi giderecek bir şeye bir güce sahip olduğunu kabul etmiş oluyorsunuz.
Ve kendinizi küçük düşmüş gibi hissediyorsunuz.
Buna one downless deniliyormuş arkadaşlar.
Peki şimdi size bir soru.
Hiç sürmesi için gereken bütün çabayı sadece ve sadece sizin sarf etmiş olduğunuz bir arkadaşlığın tarafı oldunuz mu?
Bu dostluk sadece benim çabamla.
yürüyor ya dediğiniz arkadaşlıklardan bahsediyorum.
O son buluşmayı hep sizin teklif ettiğiniz, hep sizin arayıp sorduğunuz, ya bu bana değer vermiyor mu acaba diye şüpheye düştüğünüz bir arkadaşlığınız oldu mu?
Evet, haklısınız. Burada bir denge yok değil mi?
Hani az önce anlattığım Van Damme's burada da geçerli.
Kendinizi küçük görmenize neden oluyor böyle bir ilişkinin içerisinde olmak.
Ben zaten direkt silerim böyle tipleri.
Böylelerini altın olsa kesenizde, bal olsa kasenizde tutmayın.
Neşet Ertaş'ın. dediği gibi.
Abi şempanzeler bile bir karşılık alamadıkları zaman bir daha o şempanzeyle muhatap olmuyorlarmış.
Ben niye olayım değil mi? Şimdi gelelim şefkat mevzusuna.
Arkadaşlar duygularımız karar verme şeklimizi etkiliyor.
Şefkat dediğimiz şey ise yardım etmeye karar vermemiz üzerinde etkili olan şey.
Şefkat başka birinin hak edilmemiş talihsizliğinin farkına varılmasıyla ortaya çıkıyor ve acı verici bir duygu.
Birine şefkat beslememiz için o kişinin başına kötü bir şey geldiğine ve yaşanan şeyin onun suçu olmadığına ve bu durumu umursadığına inanmamız gerekiyor.
Şefkat yorgunluğu diye bir şey var.
Bilmiyorum hiç duydunuz mu?
Yardım etmeyi böyle kendilerine görev edilmiş insanlarda olan bir şey şefkat yorgunluğu.
Görev gibi görenlerin. Hani milletin derdine koşarken kendinizi, ailenizi, sağlığınızı, sevdiklerinizi belki de işinizi her şeyi görmezden geliyorsunuz ve o kadar çok görmezden geliyorsunuz
ki en sonunda tükenip bitiyorsunuz.
Bazen ağlama nöbetleri geçiriyorsunuz ve sonra bu size tükenmişlik olarak geri dönüyor.
Daha da ilerliyor ve şefkat yorgunluğu oluyor.
Bu durumda ya artık böyle tamamen şartellerinizi indiriyorsunuz.
O acıyla aranıza mesafe koyup hissizleştiriyorsunuz kendinizi.
İnsanların yükünü yüklenmekten bakıp empati duygunuzu kaybediyorsunuz.
Ya da daha da fazlasını yapa yapa en sonunda kendinizi komple kaybediyorsunuz.
Bu genelde hasta ya da yaşlı aile bireylerine bakanlar.
Ya da işte profesyonel bakım gerektiren kişilerle ya da aile bireyleriyle birebir ilgilenenler de oluyormuş.
Kendilerini yardım etmeye adayan fedakar insanların dengesiz ilişkilere tahammül konusunda yüksek bir eşikleri var arkadaşlar.
Bu insanlar sırf yardım edebildikleri için yardım etmeleri gerektiğine inanırlar ve yaptıkları yardımın karşılığında hiçbir şey talep etmedikleri izlenimi verirler ve bu yüzden bir karşılık
da göremezler. Sonra derler ki Ya ben bu kadar şey yaptım benim kıymetim değerim bilinmiyor.
Ve bu esnada yardım eden kişi...
Çekilip uzatılan bir lastik gibi gerilir arkadaşlar ve çoğu zaman yardım eden kişinin en yakınındakiler bu dengesizliği fark ederler, belirtirler, söylerler ve sonunda iyice bilenirler, bilenirler.
O lastik gerilir, gerilir, kopar ve herkes incinir.
Böyle sürekli sürekli birilerinin yardımına koşuyorsanız muhtemelen siz kompülsif bir yardımcısınız.
Yani böyle bağımlılık gibi düşünebilirsiniz ve sürekli başkaları tarafından suistimal edildiğinizi düşünüyor olabilirsiniz.
Ki çoğu zamanda böyledir.
Suistimal ediliyorsunuzdur.
Çünkü sonuçta bir beklenti oluyor.
Karşı tarafa karşı bir beklenti içerisine giriyoruz.
Ve karşılık alamadığımız zaman ister istemez güceniyoruz.
Bazen insanlar yardımımız karşılığında bir teşekkür bile etmiyor.
Bu bile insanı kırıyor.
Böyle küçük istismarcılara dikkat edin arkadaşlar.
Kompülsif yardım edenleri kendilerine çekmeyi başarıyorlar.
Avcı gibiler. Sonra bir güzel kullanıp kullanıp sömürüp bir kenara atıyorlar.
Şefkatinizden faydalanıyorlar.
Yani bunu sadece maddi anlamda düşünmeyin.
Atıyorum sevgilisinden ayrılıyorum.
Ayrıldı size gelir derdini anlatır anlatır çöpünü döker.
Günlerce gecelerce omzunuzda ağlar.
O kadar destek olursunuz.
Sabahlara kadar oturursunuz.
Gerekirse o işe gitmezsiniz ya da geç gidersiniz.
Bir ton azar işitirsiniz patronunuzdan.
Sonra sizinle işi biter.
Yani o derdinin etkisi geçer diyeyim.
Ve gider bir daha sizi arayıp sormaz.
Bu da aslında kullanılmaktır.
Bazı insanlar sizi sadece bir yara bandı olarak görür hayatında.
Bir istasyon gibi. Sadece duygusal zehirli atıklarını attıkları bir çöp gibisinizdir.
Yani çöpünü döker, içini boşaltır gider.
Temizler içini ve siz de o pislikte kala kalırsınız.
Bazısı romantik ilişkilerinde sizi kullanır.
Bazen patronunuz kullanır.
Yani dikkat edin küçük istismarcılara.
Peki sizin için iyi olmak ne anlama geliyor arkadaşlar?
İyi olmanın tanımını kendinizce yapsanız ne derdiniz?
Yani buna herkesin vereceği cevap aşağı yukarı tabii ki farklı olacaktır ama siz ne dediniz?
Yardımsever olmak mı dediniz?
Eğer böyle dediyseniz hani iyi olmak eşittir yardımsever olmak dediyseniz kendinize...
dair yargılarınız olabilir.
Hani ben sadece başkalarına yardım eli uzatırsam iyi biriyim gibi bir yargıdan bahsediyorum.
Suçluluk hissediyor musunuz yardım eli uzatmadığınız zaman?
İyi insan olma inancınızın altında ne var?
Aslında bunu sormaya çalışıyorum.
E onaylanma arzunuz olabilir mi?
Çocukluk yıllarınızdan kalma.
İnsanların sevgisini kazanmak için mi acaba bu kadar fedakarlık yapıyorsunuz?
Bunu bir düşünün. Yoksa siz öz değerinizi Bu koşula mı bağladınız?
Buna gerçekten yürekten bir cevap vermenizi istiyorum.
Süper yardımcı sendromuna sahip olan kişiler tüm hayatını bir problem çözme modunda yaşarlar.
Çok yorucu bir hayat. Öz şefkatlerini unuturlar.
Şimdi arkadaşlar söylediğim şeyi gözünüzde canlandırmanızı istiyorum.
En iyi arkadaşın sizi arıyor.
Bunu hayal edin. Çok üzgün.
Bir şeyden dolayı kendini suçluyor ve telefonda ağlamasına engel olamadığı için utanıyor.
Bu arkadaşınıza Nasıl bir tepki verirdiniz?
Şunu mu derdiniz? Ya ağlamayı kes be telefonu kapat.
Geçiştirir miydiniz bu şekilde?
Yoksa şöyle mi yapardınız?
Sabırla onu dinleyip acısını dindirmeye çalışmak, teselli etmek bunu mu yapardınız?
Eminim %90'ınız böyle yapar.
Peki siz kendiniz aynı durumdayken?
Kendinizde nasıl davranıyorsunuz?
Böyle mi davranıyorsunuz? Hiç zannetmiyorum.
Kendi acılarımızı çoğu zaman görmezden geliyoruz değil mi?
Sus! Şimdi ağlamanın sırası değil.
Üzülmenin sırası değil. Aman gülümseyim dışarıdan kimse benim üzüldüğümü anlamasın.
Toparla kendini. Toparlan bırakma kendini.
Bir an önce böyle değil mi?
Kendimizi geçiştiriyoruz. Teselli etme falan yok.
Kendimizi geçiştire geçiştire bastıra bastıra üstünü kapatıyoruz.
Neden kendimize başkalarına davrandığımız kadar iyi davranmıyoruz?
Kendinize davrandığınız gibi bir arkadaşınıza davransaydınız ne olurdu?
Buna lütfen dürüstçe cevap verin.
Muhtemelen bir daha bizimle görüşmezlerdi değil mi?
E biz millete sunduğumuz sevgiyi, şefkati hak etmiyor muyuz kendimiz?
Neden kendimize de bu şekilde nazik davranmıyoruz?
Neden kendi saçımızı okşayıp sırtımızı sıvazlamıyoruz?
Arkadaşımıza verdiğimiz o güzel teselliyi, desteği neden kendimize vermiyoruz?
Niye bunları sordum Merve? Bu bir öz şefkat arkadaşlar.
Ben de kendime hiç acımıyorum diyor.
kendinizi böyle yakaladığınız her an içinizden şunları söyleyin.
Şu an... Kendini bu denli hırpaladığına şahit olmak beni çok üzüyor.
Biliyorum zor bir süreçten geçiyorsun.
Acı çektiğini görebiliyorum.
Nasıl hissediyorsan öyle hissetmek için kendine izin ver.
Ve bil ki senin için burada olacağım.
Kendinize güzel şeyler söyleyin.
Öz şefkatli farkındalık için yapalım bunu.
Arkadaşınıza nasıl destek oluyorsanız kendinize de o şekilde bir omuz olun.
Şu an kendinizi yakın bir arkadaşınız gibi düşünün.
Aynı durumda o olsaydı ona ne söylerdiniz?
İşte onları kendiniz.
Size söyleyin arkadaşlar. Kimse sen yorgun musun diye sormaz bazen.
Herkes gelir sizde dinlenmek ister.
Sizde biraz olsun kendinizde dinlenin.
Başkalarının acılarına merham olabilmek için elimizden geleni yapmak istememiz evet anlaşılır bir çaba.
Bu düşünceyi her makul insan kabul edecektir.
Fakat karşımıza çıkan herkese yardım etmeyi kişisel bir sorumluluk olarak görmeye başlarsak bu çok sağlıksız bir davranış modeline evrilir.
Çünkü artık herkesin problemi bizim problemimiz gibi olur.
Bir tanıdığım vardı. Eşi tam olarak böyleydi.
Yani karı koca çalışıyorlardı.
İki çocukları vardı. Maaş günü geldiği zaman adam eşinin de maaşını alırdı.
%75'ini dağıtırdı.
Arkadaşlarına, konusuna, komşusuna kim varsa artık öyle çok durumları da yoktu.
Yani çocukları var dediğim gibi.
Kıt kanaat geçiniyorlardı.
Sizce bu normal mi? Adam bunu artık bir vazife gibi görüyor.
Bazı insanlar var mesela dünyanın en yoksul bölgelerinde hayır işleri yapmak için ailesini terk edip gidiyor.
Orada da çoluğu çocuğu var. Bırakıp gidiyor yani.
Hiç umursamıyor. Başka insanlar için.
Hayır işi için gidiyor. Kendi sağlığını tehlikeye atma pahasına tanımadıkları insanlar için organ bağışında bulunanlar var.
O şekilde yaşaması zor olduğu halde.
Sokakta gördüğü her kediye evini alıp getirip bakanlar var.
Böyle bir tanıdığımız vardı ve kadın bu yüzden boşanmıştı.
Eşi ayrılmak istemişti. Ben dedi 20-30 kediyle yaşayamıyorum artık dedi ve adam evi terk etti.
Halbuki kadın kendince yardım etmeye çalışıyordu.
Bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Bazı insanlar gücü yetmediği halde çok fazla evlat edinmeye çalışıyorlar.
Halbuki ekonomik durumu yok.
Bunlar kötü şeyler değil. Gerçekten güzel şeyler.
Ama eğer size, ailenize, sağlığınıza zarar veriyorsa sıkıntı.
Do-gooders diye bir tanım var.
İyi niyetli, gönüllü, hayırsever anlamında.
Ama bu insanlar el iyisi arkadaşlar.
Burada ayrılıyorlar. El iyisi, el aleme iyiler.
Kendi ailelerinden çok yabancıların yardımına koşuyorlar.
Herkese yardım ediyorlar ama size gelince...
olay aileye gelince ortadan yok oluyorlar.
Onlara addedilen görevin maksimum sayıda insana maksimum fayda sağlamak olduğunu düşünüyorlar.
Bu insanlar hayır kurumlarına daha fazla bağış yapabilmek için bazen çocuk bile yapmıyorlar.
Başka yerlere masraf olmasın diye.
Ve bu insanların çocukluklarına bakıldığı zaman büyük bir kısmının erken yaşta yoksullukla, zorluklarla yüzleşmek zorunda kaldığını söylüyor uzmanlar.
Ve çoğunluğu uçarı ya da istismarcı ebeveynler.
E tabi her travma yaşayan çocuk böyle olmuyor.
Çoğunluğu kurtarıcı, sorun çözücü oluyor.
Bazısı da böyle uzman yardımcı kariyerine geçiyor, süper yardımcı.
Bir de şu var, ben olmasam hiçbir şey yapamazlar.
Bunu duymuşsunuzdur, böyle bir inanç var bazılarında.
Bu inancın temelinde 3 belirleyici kriter var.
Birincisi şu, yardım eden vazgeçilmezdir.
Yardım edenin ondan başka hiç kimsenin ona bağımlı kişinin ihtiyaçlarını karşılama kapasitesi ve imkanına sahip olmadığına inanması gerekir.
Ya da ona bağımlı olan kişinin başka hiç kimseden yardım kabul etmeyeceğini bilerek kendini böyle rahatlatması vazgeçilmez hissetmesi.
İkincisi tam bağımlılık hali arkadaşlar.
Yardım eden kişi ona bağımlı olanın kendi başının çaresine bakamayacağına dair bir inanca sahip olmalı ve bakmakla yükümlü olduğu kişinin ondan yardım alamaması durumunda çok ciddi sonuçlarla
yüzleşeceğine inanmalıdır.
Bağımlı kişi kendini darmadağın hissedecek ya da ölecektir.
Üçüncüsü yardım edenin başka seçeneği yoktur.
İsteyerek ya da istemeyerek bu ilişkinin tarafı olur ve söz konusu ilişkiyi terk edemeyeceğine inanır.
Kendi ihtiyaçlarını yok sayanlar bazen bakım ihtiyacını başka birine devrederek bir nebze olsun tatmin duygusu yaşayabilir.
Hani psikolojide tersine çevirme olayı var ya onun gibi.
Yani psikanalitik bir savunma mekanizması hatta...
Psikanalist Nancy McWilliams diyor ki bu durum için bir kişi başkasının kendisiyle ilgilenmesini arzulamanın utanç verici veya tehlikeli olduğu hissine sahipse bağımlı olmaya dair
bu ihtiyacı başka birine bakım verme yoluyla dolaylı yoldan tatmin edebilir diyor.
Bence bu çok çarpıcı.
Umarım anlatabilmişimdir.
Umarım yanlış anlaşılmamışımdır.
Başkalarına yardım etmek evet çok güzel bir şey.
Hatta çok faydalı. Kendi biyokimyamızı bile değiştiriyoruz.
Beynimizde umut ve cesareti besleyen sistemlerimiz canlanıyor yardım ettikçe.
İçimiz huzurla doluyor.
Motive oluyoruz. Öz değerimiz artıyor.
Yaşama dair umudumuz artıyor.
Evet ama lütfen süper yardımcı olmayalım.
Kötü olan şey bu. Her şey dozunda güzel.
Sınırlarımızı koruyalım.
Hayır demeyi öğrenelim.
Kanalımda bunun da podcastı var.
Ve öz şefkatimizi lütfen arttırmaya çalışalım.
Niçe çiçeğim der ki acı çeken bir dostunuz varsa onun acılarını paylaşabileceği bir dinlenme alanı olun.
Ama dinlenebileceği sert bir yatak, bir kamp yatağı gibi olun.
Böylece ona en iyi şekilde hizmet etmiş olursunuz.
Türkiye'nin alanında öncü teknoloji şirketi ve lider kripto para platformu Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Kendinize iyi bakın bu çarşamba harika bir biyografi bölümüyle tekrar görüşeceğiz.
Beni her neden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Hoşçakalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
