
Diploma onaylı psikolog ve diyetisyenlerle internetin olduğu her yerden online görüşme yapabileceğiniz Eczacıbaşı Evital 'le şimdi tanışın.
Görüşmelerinizi %20 indirimle planlamak için OSB25 kodunu kullanabilirsiniz. Evital'i indirmek için: Tıklayın*
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Sizin tabirinizle Merve'miz.
Bugün günlerden cumartesi şöyle hafta sonuna özel ruhumuza şifa olacak bir bölüm hazırlamak istedim.
Ne anlatacaksın bugün bize Merve?
Merve Hatipoğlu'yla huzura doğru böyle bir program.
Arkadaşlar psikiyatrist Prof.
Dr. Kemal Sayar hocamızın sufi psikolojisinden bahsedeceğim size.
Sufi Psikolojisi diye bir kitabı var arkadaşlar.
En son zaten onu okudum.
Burada kendisi gibi alanında uzman pek çok ruh bilimcinin bu konuda yazmış olduğu yazılar var.
Ben sizlere Kemal Sayar hocamızınkini anlatıyor olacağım bugün.
Çünkü altını çize çize bitiremedim öyle söyleyeyim.
Şimdi arkadaşlar kitap benim çok sevdiğim bir sözle başlıyor.
Mevlana'nın sözü. Mevlana diyor ki doğru ve yanlışın ötesinde bir bahçe var.
Orada buluşacağız diyor.
Ve diyor ki Yalnız susayan suyu aramaz.
Su da susuzluğunu dindirecek bir duda karar diyor.
Bakın bunlar öyle alalade sözler değil yani üstüne oturulup düşünülecek sözler.
Günümüz toplumunun manevi bir sıkışmışlık içerisinde yaşadığını, maneviyattan uzaklaşmanın getirdiği o yabancılaşma hissinin karşılığının ise derin bir anlamsızlık hissi olduğunu söylüyor Kemal
Hoca. Hani varoluşsal sancı diyorlar ya o işte.
Martin Buber şöyle söylüyor arkadaşlar bu varoluşsal sancılar konusunda.
Diyor ki kişisel sorumluluğun olduğu yerde O sorumluluğun yerine getirilememesinden doğan bir suçluluk vardır.
Varoluşsal suç insan dünyaya meşru bir cevap üretemediğinde ortaya çıkar diyor.
Yani benliğimizden daha yüksek, bizi aşan bir ülkeye muhtacız arkadaşlar.
Nedir bu benliği aşan?
Benliği daha büyük bir anlamın içine dahil eden o aşkınlıkla irtibat hali yani maneviyattan bahsediliyor burada.
O içsel susuzluğumuzu giderecek olan şey maneviyat.
Şu an özellikle batı ülkelerinde böyle farkındalık farkındalık dediğimiz aslında özünde Budizm'den ilham alan 3.
dalga bilissel terapiler revaçta arkadaşlar.
Ülkemizde de bunlar giderek yükselişe geçti son dönemlerde.
Tasavvufi öykü ve şiirler de bu çalışmalarda yer alıyor arkadaşlar bunları görüyoruz.
Yani disiplinler birbirinden beslenebilir diyor Kemal Hoca.
Hani şey var ya ya bilim ya maneviyat.
Hani bu tarz bir indirgemecilik yerine hem o hem o yaklaşımını daha doğru bulduğunu söylüyor psikoloji alanında.
Çünkü akıl ve logosa ihtiyaç duyduğumuz kadar mitosa da ihtiyaç duyabileceğimizi söylüyor.
İnsanın... anlama susamış bir varlık olduğunu söylüyor Kemal Sayar hocamız.
Bilim ile maneviyatın kesiştiği yere ise hayret makamı diyor.
Hani Yunus Emre diyor ya hak bir gönül verdi bana ha demeden hayran olur bu söz gibi.
Ya da Kant'ın iki şey var ki biz onlar hakkında daha sık ve daha düzenli kafa yordukça ruhu hep artan bir hayranlık ve huşuyla dolduruyor.
Üzerimizdeki uçsuz bucaksız sema ve içimizdeki Ahlak yasası sözü gibi yani bilimde inançta evrenin sırları karşısında insanda çok derin bir hayranlık
hissi uyandırıyor. Modern çağda insan ruhu gitgide çoraklaşıyor arkadaşlar ve ruhun sızısına insanın anlam arayışına insanın varoluşunu sadece böyle yatay bir düzlemde
tanımlayan öğretiler pek bir çare olamıyor.
Tasavvufa baktığımız zaman oldukça zengin bir öğreti.
Mutluluğu tüketmekte arayan ve ciddi kimlik sorunlarıyla boğuşan günümüz insanına tasavvufun söyleyeceği pek çok şey var.
Tasavvuf insanın temel meselesinin...
Olgunlaşma serüveni olduğunu söyler arkadaşlar ve içimizde saklı duran olgun insanı yani insanlık kamili açığa çıkarmaya davet ediyor bizleri ve bütün kadim öğretilerde olduğu gibi
tasavvufta da hayat bir yolculuk arkadaşlar ve insan bu yolculukta geçmişin çatışma ve yüklerinden yavaş yavaş arınmaya çalışarak gerçek benliğini keşfe doğru
bir yolculuğa çıkıyor.
Tıpkı Kaf Dağı'nın ardındaki Simurga.
Aramaya giden o kuşlar gibi değil mi arkadaşlar?
Daha önce size kendi hakikatine yolculuk Simurg diye bir bölüm yapmıştım.
Onu da bu bölümden sonra mutlaka dinleyin derim arkadaşlar.
Tasavvufta arınmış bir kalp ayna metaforuyla anlatılıyor.
Çünkü o aynanın vazifesi...
Tanrı, evren, yaratıcı artık ne diyorsanız arkadaşlar.
Onun güzelliğini yansıtmaktır.
Yani zaten özümüzde olan şeyi yansıtmaktan bahsediliyor burada.
Dolayısıyla sufi psikolojisini diğer psikolojik öğretilerden farklı kılan noktalardan biri de bu.
İnsan ruhu tekamül edebilir.
İnsan ruhu iyiye doğru evrilebilir.
Bencilce arzularından sıyrılabilir.
Huzuru bulabilir. Şimdi arkadaşlar Kemal Hoca...
O kadar güzel şeyler söylüyor ki özellikle şu sözü şimdi söyleyeceğim sözü çok zor bir zamanımda karşıma çıktı.
Yani gözlerim dolarak okuduğum bir söz bu.
Diyor ki yeri geldiğinde ızdıraba tahammül ve kadere kaçınılmaz olana rıza göstermekte insanın olgunluk yürüyüşünde bir basamak olabilir diyor.
Bu söz beni çok duygulandırdı ama içimden de dedim ki ben artık olgun olmak istemiyorum.
Arkadaşlar anomi diye bir şey varmış daha önce duydunuz mu bilmiyorum ben ilk kez duyuyorum.
Anomi anlamsızlık hastalığı demekmiş böyle derinden hissedilen bir amacın yokluğu anlamında.
Kişinin çevresine ve dostlarına yabancılaşması demek.
Eminim pek çoğumuz bunu yaşamışızdır.
O derinden hissedilen anlamsızlığın adı buymuş Anomi.
Bir sufinin yolculuğunda kainat dışsal bir nesne değil, hakikat arayıcısının, o yolcunun onunla birlikte seyahat edeceği ve arayıcının benliğiyle bütünleşeceği bir
şeydir arkadaşlar. Tasavvuf insanla alem arasındaki o savaşın düğümünü çözme.
İnsanı alem içinde huzursuz eden o derin sebepleri bulduktan sonra onu bir iç muhasebe ve murakabe ile yavaş yavaş bu sebeplerden uzaklaştırma ve Ona kendi
iç hakikatini buldurmadır.
Ve Sufilere göre insan bir alemi sahirdir.
Yani mikrokozmozdur, züpteyi alemdir arkadaşlar.
Aklımız bizi gizli güçlerimizi gerçekleştirmeye yönlendiriyor değil mi?
Hayatın o temel amacını belirlememize yardım ediyor aklımız.
Ancak varoluşsal sorunumuzu tek başına akıl çözemez.
Sufilerin mesleği...
gerçek benliğe ulaşma, insanı kamil olma yolculuğundan ibarettir.
Ve kişiyi bu yoldan alıkoyan her ne varsa onlar bir bir aşıldığında kişi kainatın aynası olacaktır.
Psikokozmoloji çerçevesi içinde tasavvuf bir yeniden doğuştur arkadaşlar.
Hayat zaman zaman bizi yoruyor, hayal kırıklığı...
Ancak bu zorluklar aynı zamanda bir yeniden doğuş fırsatı sunuyor arkadaşlar.
Psikolojik olarak yeniden doğmak demek, kendini keşfetmek, eski yaraları sarmak ve hayata daha güçlü bir şekilde devam etmek demektir.
2025 yılına sayılı günler kaldı arkadaşlar.
Bu yeni yılda zihinsel sağlığınızı ve sağlığınızı güçlendirmek için adım atmak istiyorsanız sizlere harika bir dijital sağlık platformundan bahsetmek istiyorum.
Evital. Evital, sağlık danışmanlığı arayan bireyler ve sağlık profesyonellerini buluşturan bir dijital platform.
Evital ile ihtiyacınız olan sağlıklı yaşam desteğine internetin olduğu her yerden planladığınız zaman ulaşmanız mümkün.
Oldukça sade ve kullanıcı dostu bir arayüzü var.
Herkesin kolaylıkla kullanabileceği özelliklere sahip bir platform.
Evital uygulaması üzerinden sağlık profesyonelleri ile çok kolay bir şekilde iletişim kurabiliyorsunuz.
Hatta bugün anlatmış olduğum konulara dair psikolojik bir destek almak isterseniz yine Evital'i tercih edebilirsiniz.
Peki Merve nasıl ilerleyeceğiz bu süreçte?
Çok kolay hemen Evital platformu üzerinden randevu oluşturarak ihtiyacınıza en uygun olan uzmanla online olarak görüşebiliyorsunuz.
Ya da diyetisyene gitmek istiyorsunuz saatleriniz uymuyor, psikoloğa gideceksiniz bir türlü işten güçten vakit bulamıyorsunuz.
Bu noktada da Evital aracılığıyla sağlık profesyonelleri tarafından sunulan sağlık hizmetlerine internetin olduğu her yerden her an bağlanıp destek alabilirsiniz.
Ücretsiz ön görüşme yaparak sağlık uzmanınızı daha yakından tanıyabilirsiniz.
Birlikte bir program oluşturabilirsiniz.
Avantajlı seans paketleri de var ve sistemdeki bütün sağlık profesyonellerinin diplomaları onaylı.
Evital Sağlık Bakanlığı tescilli bir platform.
Evital ile kendimize iyi bakmanın çözümü var.
Yüzlerce uzman, doktor, psikolog, psikiyatrist ve diyetisyen Evital'de.
Üstelik yepyeni mental testler eklendi arkadaşlar.
Kendinizi daha iyi tanımak için bu testlere de bir göz atın derim.
Ve aynı zamanda taksitli ödeme seçeneği geldi.
Yani artık sağlık daha da erişilebilir oldu arkadaşlar.
Evital hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Ne dedik?
Tasavvuf bir yeniden doğuştur dedik.
Az sonra nefsin yedi mertebesine geçeceğiz arkadaşlar ama Kemal Sayar hocamız o kadar güzel şeyler söylemiş ki hepsini tek tek size aktarmak istiyorum.
Bu podcast bitmeyecek.
Mesela diyor ki insan ebedi olanı arar diyor.
Kendisini aşmak ister diyor.
İnsan bu gerilim hattında bulunduğu yani bu dünyada yaşamasına rağmen yine de onu aşmak istediği için bir arayışa koyulur.
Bu arayışta yolcu pratik anlamıyla yalandan, kalbi hırstan, kıskançlıktan ve öfkeden temizleme yoluna çıkar diyor.
Böylece bilinç ya da kalp içsel gerçekliğini yansıtan bir ayna olma niteliğini yeniden kazanır diyor.
Tasavvuf sürekli değişen zihni bilgeliğe yönelten ve varoluşsal bir cevap üreten bir yeniden doğuş sanatıdır.
Anmar Eşimel şöyle diyor arkadaşlar.
Sufiler Kur'an'da insana tanınan yüksek mertebeye ilişkin sayısız imalar bulmuşlardır.
Sufiler bilgi kaynağını en sonunda insana şah damarından daha yakın ilahi olan o sevgiliyi bulmak için Tanrı'nın insana...
kendi içine bakmasını buyurduğunu savunmuşlardır.
Kendini bilen Rabbini bilir hadisi bu duygudan türemiş olmalıdır.
Kadim Delhi tapınağındaki kendini tanı sözünün bir uygulaması da bu olabilir.
Tasavvuf kuramcıları büyük çapta bu geleneğe güvenmişlerdir.
İnsanın En iç köşesini bilmesi Dulkis Hasbes Anima yani insansı ile tanrısal olanın buluştuğu nokta olarak bulunduğu yeri keşfetmesi demektir.
Böyle söylüyor. En eski çağlardan beri sufiler psikolojik duygularına ve karşılaştıkları ruhi durumlara hal adını vermişlerdir arkadaşlar.
Yolculuğu da çeşitli merhale ve mertebelere bölerek makam demişlerdir.
Yolculuk boyunca kişi çeşitli davranışsal evrelerle Yani makamlardan geçer ve bunlara koşut bir dizi içsel durumlardan yani hallerden geçerler.
Makam alıştırma ve günlük uygulamayla kazanılabilen bir disiplin arkadaşlar.
Ama hal duyumlara bağlı olup iradenin kontrolü dışında gerçekleşen bir öznel zihin durumu.
Sufiler bilincin bir fincan olduğunu bilinç dışının ise bir okyanus olduğunu düşünürler.
Koskoca bir okyanus.
Fincana nasıl sığar değil mi arkadaşlar?
Her birey bir fincan gibidir ama hepimiz tabiat ile birlikte bir okyanus gibiyiz.
Sufiler bir damlanın okyanusa düştüğü zaman artık dışarıdan baktığında damlalık vasfını yitiriyor gibi görünse de aslında okyanusun kalıcılığını kazandığını söylüyorlar.
Sufilikteki unutkanlık yani gaflet kavramı psikanaliz ve dinamik psikoterapideki represyon ile yani bastırma ile yatsıma yani savunma düzeneklerine benzetiliyor.
Represyon bir fikir, bir tecrübe veya duygunun Bilinç dışına itilmesi ve bilince çıkmasının engellenmesi arkadaşlar.
Represyon denilen şey.
Yatsıma ise benlik için tehlikeli olarak algılanan ve işte bunaltı yaratabilecek olan bir gerçeği yok saymak, görmemek tarzında bir şey.
Yani bir ilkel savunma mekanizması diyebiliriz.
İşte Sufilikteki gaflet bu az önce bahsetmiş olduğum represyon ve yatsıma düzeneklerini andırıyor arkadaşlar.
Ve Sufilikte kişinin kendisine karşı cahil olması ve kendisinin farkına varamaması hakikati göremiyor olmaktan daha kötü bir durum olarak nitelendiriliyor.
Şimdi gelelim bir başka önemli noktaya.
Sufiler bütünleşme ve iç evrim yolunda yolcunun geçeceği 7 mertebe olduğunu düşünüyorlar.
Bu aşamalara makamat adı veriliyor.
Makamat sözcüğünün anlamı kervanların duraklama yerleri demek arkadaşlar.
Tasavvufta ruhsal gelişimin ilerleme aşamalarını temsil ediyor makamat ve her aşama kişiliğin daha mükemmel bir seviyeye dönüşümünde katkıda bulunuyor.
Peki nedir bu aşamalar?
Şimdi önce kısaca bahsedeyim sonra detaylandıracağız.
Sabır, tevekkül ve rıza arkadaşlar 7 mertebe.
Hadi o zaman birinci aşamayla başlayalım.
Tevbe yani nefsi insani.
Tevbe yani tövbe geri dönüş demek arkadaşlar.
Ünlü sufilerden Cüneyt Bağdadi tövbe için şöyle der.
Tövbenin üç anlamı vardır.
İlki suçluluk ve pişmanlık.
İkincisi alışkanlıklardan kurtulma.
Üçüncüsü kişinin kendisini haksızlık ve husumetten yani düşmanlıktan arındırmasıdır der.
Sufilikte tövbe yeniden uyanış.
Cehalet ve amaçsızlıktan.
geri dönüş demektir arkadaşlar geçmiş günahlar ya da psikoloji diliyle söyleyecek olursak impulsif davranışlar yani bir mantık aranmadan işte sonuçlarını düşünmeden yaptığımız sağduyudan
uzak o kontrolsüz davranışlar bunlar arkadaşlar bunlar için af dilemektir yolcu yani psikoloji diliyle danışan Bizler iç dünyamızda bir boşluk hissediyoruz.
Varoluş nedenimizi sorgulamaya başlıyoruz.
Değerlerimizi sorgulamaya başlıyoruz.
Yani aslında bir tür iç arayışa yöneliyoruz.
Burada çok hoşuma giden bir hikaye var arkadaşlar.
Onu da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sufi uyanışının örnek hikayelerinden biri bu hikaye.
8. yüzyılda yaşamış olan bel hükümdarı İbrahim Ethem'in hikayesi arkadaşlar.
İbrahim Ethem bir gün sarayında uyurken gece yarısı.
Tavandan böyle tıkırtılar gelmeye başlıyor.
Sanki böyle biri damda yürüyormuş gibi bir tıkırtı bu.
Ve kim var orada diye bağırmaya başlıyor.
Bir ses geliyor arkadaşlar tavandan.
Bir dost diyor tavandaki ses.
Ve diyor ki bir deve kaybettim ve onu da bu damda arıyorum diyor.
Bunun üzerine bel hükümdarı İbrahim Ethem.
A be ahmak diyor damda deve mi arıyorsun?
A be düşüncesiz adam diye bağırmaya başlıyor.
Bu sefer damdaki gizemli ses şöyle cevap veriyor.
Sen diyor sen tanrıyı ipek elbiseler içerisinde altın sedirde uyuklarken mi arıyorsun?
Hikaye bu arkadaşlar çok anlamlı.
Yani insanın kendi iç dünyasına yönelmesine.
Bazen aradığımız şeyin aslında ne kadar yakınımızda olduğunu hatta gerçek anlamda aradığımız o şeyin nerede olduğunu bilmeden yanlış yerlerde aradığımızı iman ediyor.
Burada maddi aleme işte dünyevi zenginliklere dalmış olan birinin uyanış anını görüyoruz.
Tövbe yani uyanış arkadaşlar insanın kendi özüne dönmesi demek ki bu tanrıya ya da yaratıcıya yaklaşmanın ilk adımı hakikat arayışı.
Kaf suresi 16.
ayette şöyle diyor.
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona fısıldadıklarını biliriz.
Biz ona şah damarından daha yakınız diyor arkadaşlar.
Yani insan bence özüne yöneldiği zaman o iç hakikatine yöneldiği zaman işte o en yakın olan hani şah damarından daha yakınım diyor ya ona yaklaşıyor.
O aranan şey aslında o kadar uzakta değil.
Zaten en yakınımız da Merve Hatipoğlu'yla.
Huzura doğru programının sonuna geldik.
Bu arada beni ilk kez dinleyenler için öyle dindar bir insan değilim arkadaşlar.
Bütün dinlere ilgim ve merakım var.
Hani tasavvufa da ilgim var.
Okumayı ve araştırmayı çok seven biriyim.
Bunun altını çizeyim. Bence dindarlık kişinin kalbi ile inancı arasında kurmuş olduğu bir bağ.
O yüzden bence tamamen bireysel ve samimi bir duygu.
Devam edelim. Şimdi arkadaşlar birinci mertebede tövbenin ilk düzeyi şu.
Kişinin suçluluk ve pişmanlık duygularına izin vermesi.
Peki psikoterapi ile bunun ne alakası var?
Bunun bir karşılığı var mı psikoterapide?
Var arkadaşlar. Kişinin değişime motive edilebilmesi için yapıcı bir suçluluk duygusu ve ansiyete gereklidir diyor Kemal Sayar hocamız.
İkinci düzeyde kişinin geçmiş alışkanlıklarından ve yineleyici davranışlarından kurtulması söz konusudur.
Ve psikoterapide de sıkıntı verici alışkanlıklardan ve patoloji karakter yapılarından kurtulmak çok önemli bir hedeftir.
Üçüncü düzey haksızlık ve husumetten kurtulmaktır.
Önyargılardan, bizi tahrip eden güçlerden özgürleşebilmek.
Bu gelişim aşamasının son hedefi arkadaşlar.
Psikodinamik bakış açısından tövbe insanın Kendisini gözleme ve inceleme süreci.
Kararlı bir pratik gerektiren bir şey ve kendini gözleme, inceleme, dürtülerini gözden geçirme aslında etkin psikoterapinin önemli safhalarından biri.
Benzerlik bu. Tövbenin kendisiyle aşırı meşguliyet de çok iyi bir şey değil.
Çünkü kibir ve büyüklenmeye yol açarak tekamül yolunu tıkayabilir deniliyor.
Hani sufiler diyor ya tevbeden tevbe etmek, tövbeden tövbe etmek diyorlar.
Yani bunun sebebi bu. Gelelim ikinci aşamaya.
İkinci aşamanın adı Vera.
Arkadaşlar yeniden uyanıştan yani birinci aşamadan sonra yolcu artık arzularının işte düşünce ve eylemlerinin daha bir farkına varıyor.
Ve bu farkındalık etik toplumsal ve dini değerler söz konusu olduğunda içsel bir karmaşa yol açabiliyormuş arkadaşlar.
İşte yasak olan şeylere meyletmek gibi ya da uyku yemek gibi şeylerde ifrata kaçmamak gibi.
Şimdi burada haf ve reca diye kavramlar çıkıyor karşımıza.
Haf denilen şey korku.
Kaygı, endişe demek.
Reca ise ümit, beklenti, istek anlamına geliyor.
Bunların bir dengede olması gerekiyor arkadaşlar.
Tasavvufun temeline baktığımız zaman umut çıkıyor karşımıza.
Şimdi umut derken benliği sıkıntı verici alışkanlıklardan özgürleştirebilmenin mümkün olduğu hissi.
Umuttan kasıt bu. Vera aşamasında olan kişi ümit ve korku arasına gidip gidip gelir.
O yüzden umut çok önemli arkadaşlar.
İnsanların düş kırıklığına katlanmasını, arzu ve isteklerini erteleyebilmesini, gerçekliği iyi tartıp biçmesini sağlayan şey aslında umut.
İnsanı geleceğe hazırlayan da bir şey ama arzu dediğimiz şey umut da aslında biraz farklı karıştırılabiliyor.
Halbuki ikisinin duygu ve hedeflerinde nitelik farkları var.
Şimdi umut bir şeye dair olumlu bir beklenti arkadaşlar ama arzu bir şeye karşı çok yoğun bir sahip olması.
Bu noktada ayrılıyorlar.
Daha yoğun ve daha tutkulu bir şeydir arzu.
Ve arzulara takılı kalmak kişiliğin gelişimine ket vurabilir.
Ciddi psikolojik bozukluklara yol açabilir.
Sufiler bu arzuların farkına varmak isterler ve o arzularına yatırılan güçlerin umut için bir yakıt olmasını önerirler.
Sufi psikolojisinde kibir hakikat yolundaki...
En büyük engeldir arkadaşlar.
Sufi yolundaki vera aşamasına eşlik eden nefis, nefsi levvamedir.
Bunu duymuşsunuzdur. Yani kendisini kınayan nefis demektir.
Sufilere göre yalnızca akıl ve zeka değil, kendisini kınayan nefis de aslında insanı hayvandan ayıran bir özelliktir arkadaşlar.
Freudian psikanalizdeki süper ego kavramı ile kendisini kınayan nefis arasında da Bir takım benzerlikler var.
Süper ego kişiliğin ahlaki ve dini değerler ile seksüel, agresif arzuların baskılanmasıyla ilgilenen parçasıdır.
Süper ego ideal olanı hedefler ve bireyin kendisini suçlu hissetmesini sağlayarak onu yanlış davranışlarından caydırır süper ego.
Ve süper ego toplumun, ebeveynlerimizin ve diğer otorite figürlerinin bizlere öğretmiş olduğu ahlaki değerler, normlar ve bu kurallar doğrultusunda davranmamızı sağlayan şey.
Yani vicdanımız, ahlaki değerlerimiz diyebilirim.
It, ego, süper ego.
Şimdi şöyle kısaca anlatacak olursam it yani arzu şöyle düşünün arkadaşlar çok açsınız ve it size diyor ki git diyor fırından bir ekmek çal diyor ne olacak zaten açsın diyor.
Hemen bu ihtiyacı gidermek istiyor.
Hani nasıl olursa olsun hiç önemli değil anlatabildim mi?
Süper ego diyor ki bak diyor.
O ekmeği çalarsan bu yaptığın şey hırsızlık.
Hem çok ayıp hem toplum tarafından kınanırsın.
Hem de cezaevine girebilirsin.
Ego da diyor ki gel diyor güzelce fırıncıya gidelim.
Derdimizi anlatalım kardeşim.
Ne şiş yansın ne kebap diyor.
Böyle orta yolu bulmaya çalışıyor.
Yani çatışma çözücü, önleyici, ego.
Şimdi bu itin arzularını tatmin ederken süper egonun kurallarına uygun davranmamızı sağlıyor.
Yani arkadaşlar it kısaca bizim alt benliğimiz süper egomuz ise üst benliğimiz.
Hani Dr. Jekyll ile Mr.
Hyde'ın hikayesi gibi. Mr.
Hyde it arkadaşlar yani ilkel, bencil, dürtüsel olan sürekli böyle zevk tatmin peşinde koşan toplumu ve ahlak kurallarını umursamayan bir karakter.
Pardon karaktersiz.
Dr. Jekyll ise daha farklı yani id'i kontrol etmeye çalışan, onun arzularını dizginlemeye çalışan bir karakter yani ego diyebiliriz onun için.
Süper Ego ise Dr. Jekyll'ın vicdani değerleri, ahlak anlayışı.
Aslında bu kitapta süper ego ve id arasında bir denge kurulamadığı zaman nasıl bir yıkıma yol açtığını gördük değil mi?
Hatta son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri Cevher filmi.
Orada da bence buna benzer bir tema vardı arkadaşlar.
Elizabeth Sparkle, genç hali su.
Yaşlı hali Elizabeth o ikisi arasındaki çalışma ve filmin sonu bence böyleydi.
Tasavvuftaki kendini kınayan nefis ve ego psikolojistteki ego ideali denilen şey hayvani arzuları, bencil eğilimleri, narsistlik gururu, yalancı umudu ve kendini kandırmayı dizginlemek için
gerekli olan bir şeydir aslında.
Sufiler korkunun psikolojisinin farkındadır arkadaşlar.
Ego psikolojisinde korku, egonun it dürtüleriyle süper ego yasakları arasında yaşadığı çatışmalara bağlanır.
Sufiler kendilerini korkuya teslim etmemeleri gerektiğinin farkındadırlar.
Çünkü onlara göre korku, korkaklık, atalet, kararsızlık bunlar zihnimizi, ruhumuzu felç eden şeylerdir.
Bunun yerine Sufiler ne yapıyorlar?
O korkunun üstüne üstüne gidiyorlar.
Bal porsuğu gibi. Sufiler korkularıyla yüzleşiyorlar, kaçmıyorlar.
Yani ona hakim olmaya çalışıyorlar.
Gelelim üçüncü aşamaya arkadaşlar.
Yani Zühd aşaması denilen aşama.
Zühd dünyadaki şeyleri özlemekten ve arzulamaktan vazgeçmek anlamına geliyor.
Cüneydi Bağdadi'ye göre elin dünya malından, kalbin tamahkarlıktan azat olmasıdır.
Eski değer ve arzuların terk edilmesidir.
Bu aşama içsel dönüşümdür yani.
Şimdi bu evredeki kişi kendi narsistik arzularının ve dürtüsel isteklerinin sürekli farkındadır ve bu arzuları baskılamak yerine onları ıslah etmeye çalışır arkadaşlar.
Bu da Erickson'un insan gelişimi kuramındaki en üst basamağı gibidir.
Bu aşamada kişi zaferler yaşar, yenilgiler yaşar.
Benlik bütünlüğü benliğin kendi içinde bir düzen ve anlam bulmasıdır.
Bu benliğin yalnız kendisini değil narsizmin ötesinde olan bir sevişidir.
Benlik bütünlüğü olumlu, olumsuz, acı, tatlı bütün yönleriyle bütün bir yaşamın olduğu gibi kabul edilmesidir arkadaşlar.
Zühd evresi denilen evre batılı psikoterapilerde olgunluk ve kişilik bütünleşmesi evrelerine karşılık gelen şey.
Bu evredeki kişi kendisine hayatına ve başkalarına şöyle biraz uzaktan bakmaya çalışır.
Karen Horny'e göre olgunluk yanılsamalardan derece derece kurtuluştur arkadaşlar.
Kişi çocukluktaki yanılsama ve sancılardan benliğini derece derece kurtarır ve gerçeğin ışığında kendi güç ve sınırlamalarının farkına varır.
Sufilerin zühtü ile bu anlatılan olgunluk evresinin Gelişmeyi engelleyen alışkanlık davranış ve semptomlardan kurtulma anlamına aslında tekabül ediyor.
Züht evresine eşlik eden nefis nefsi mülhimedir arkadaşlar.
Yani ilham edilmiş nefistir.
Züht alışkanlıklar, savunmacı tavırlar ve yanıltıcı düşlemler üzerine bir kazı çalışmasıdır.
Bu arada daha sonra size ayrı bir bölümde tasavvuftaki 7 mertebeyi tek tek anlatacağım.
Ama şu an sufi psikolojisi ile ilerliyoruz arkadaşlar.
Gelelim dördüncü aşamaya fakr aşaması arkadaşlar.
Fakr yani fakir gibi düşünün yoksulluk demektir.
Arzu ve isteklerden kurtuluş anlamını da içeriyor.
Sufi yolculara fakir denilmesinin sebebi de bu.
Şimdi biliyorsunuz pek çok gelenek ruhsal ve manevi gelişimde dünyevi ağırlıklardan kurtulmanın önemini vurguluyor arkadaşlar.
Tasavvuf diğer batıni geleneklerden.
Bu yönüyle ayrılıyor. Fakirlik konusundaki aşırı uğraş kişinin bütünleşme çabasında ona bir ayak bağı oluşturur.
Bu fakr yani yoksulluk evresinde Sufi bir iç huzur ve bir emniyet hissediyor.
Neden? Çünkü sahip olmak ya da olmamak, mülk edinip edinmemek arasında sürekli bir savaş halinde insan.
Burada insana nefsi mutma yine eşlik ediyormuş arkadaşlar.
Nefsi mutma yineye ulaşmak içsel çatışmalardan, dünyevi bağlanmalardan ve sahip olma eğilimlerinden kurtulmak demek.
Hayatın ve varoluşun o görünmez ritmine yaklaşmak demek.
Psikodinamik bir bakış açısından bakacak olursak sürekli istemek, hırs, samahkarlık ve biriktirmek temel içsel güvensizlik ve yoksunluğa bağlı psikopatolojik özelliklerdir.
Sufiler riyazetten çile çekmekten yana değillerdir arkadaşlar.
Dünyadan el etek çekmekten yana değillerdir.
Yani bunu yapmadan özgürleşmeyi başarabilmek gerektiğine inanırlar.
Gerçek yoksulluk ve fakr halinin göstergesi kişinin iç dünyasında maddi nesneleri algılama biçimidir deniliyor.
İnsanın daha fazla edinme arzusuna yenik düşmesi, mevki kaygısına Köle olması işte bunlardır esas fakirlik.
Eric Fromm sahip olmak ya da olmak kitabında modern insanın olmak ile sahip olmak arasında bir temel tercih noktasında bulunduğunu belirtiyor ve söyleniyor.
Tüketim günümüz aşırı üretim toplumunun belki de...
En önemli sahip olma biçimidir diyor ama her tüketilen şey tüketildiği andan itibaren tüketiciyi tatmin edemez bir hale geldiği için de insanlar yeniden ve daha fazla
tüketime yönelmek zorunda kalmaktadırlar diyor.
Şimdi burada olmak ya da sahip olmak diyor ya Eric Fromm.
İşte tasavvuf bir olmak mesleği olarak da tarif edilebilir arkadaşlar.
Gerçek sufiler tüketim ideolojisinin kurbanı olmaktan uzak insanlardır.
Gelelim beşinci aşamaya yani sabır aşaması arkadaşlar.
Sabır biliyorsunuz dayanma, tahammül, katlanış anlamına geliyor.
Burada nefsi raziye var arkadaşlar.
Sabır bir yönüyle bilissel, duygulanımsal ve bilinç dışı düzeylerde yaşantılanan bir psikolojik süreçtir.
Sufiler içsel sabır yaşantısı üzerinde duruyorlar.
Sufi için sabır inancın özüdür arkadaşlar.
Altıncı aşama ise tevekkül aşaması.
Yaratıcıya mutlak güven aşaması.
Altıncı basamak. Burada yolcuya nefsi marziye eşlik ediyor.
Pek az sufi bu noktaya kadar gelebiliyor arkadaşlar.
Tevekkülü çok duyuyoruz ama bence anlamını tam olarak bilmiyoruz.
Kemal Sayar hocamız bunu çok güzel ifade etmiş.
Diyor ki tevekkül bütün gücü nefiste bulmak değil de yaratıcının her şeyin üstünde hüküm ve egemenlik sahibi olduğunu kabul etmektir diyor.
Kendini kendinden aşkın olana Teslim etmek diyorum arkadaşlar ben buna.
Hani hep diyorum ya biz elimizden geleni yapalım ondan sonra akışına bırakalım.
Tevekkül de bence aynı böyle.
Sen elinden gelen çabayı göster ondan sonra o işin sonucunu Allah'a havale et.
Tanrı, evren ne diyorsan havale et.
Ona güven, ona teslim ol kendinden o büyük olan şeye.
Ama buradaki olay işte ben bir kenara oturayım köşe yastığı gibi öyle bir şey değil.
Sürekli dua edeyim her şeyi yüce Rabbime bırakayım.
Öyle bir olay değil arkadaşlar. Sen üzerine düşenin en alasını yapacaksın.
Kalan kısmını Allah'a bırakacaksın.
Yani tevekkül çaba ve teslimiyetin dengeli bir birlikteliği.
Kur'an'da İsra suresinde 13.
ayette ne diyor? Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık diyor değil mi?
Bunu bir düşünün derim. Ve gelelim son aşamaya.
Yedinci aşama arkadaşlar. Rıza aşaması.
İnsan gelişiminin en son ve yedinci evresi bu arkadaşlar.
Uzlaşma, tatmin, kanaat, gönül hoşluğu anlamlarına da geliyor.
Kemale ermiş nefs yani nefsi kamil arkadaşlar.
Bu son bütünleşme evresine gelebilen sufilere insanı Kamil deniliyor işte.
Hucviri bu evre için şöyle diyor.
Artık onun kaybedebileceği bir şey yoktur.
Hiçbir kayıptan ızdırap duymaz.
Hiçbir şeye sahip olmakla zenginleşmez.
Hiçbir şeyi yitirmekle yoksullaşmaz.
Her iki durum arasında onun için hiçbir fark yoktur diyor.
Rıza mertebesi arkadaşlar.
Sufilerin kahrın da hoş, lütfun da hoş dediği mertebe.
Rızaya ulaşan...
Kainatta ikilik, çelişki, kötü, çirkin, acı, gam bunları görmez arkadaşlar.
Tanrı'nın irade ve yazgısına mutlak bir teslimiyettir rıza aşaması.
Rıza hayatın olduğu gibi kabul edilmesidir arkadaşlar.
Kabul aşaması. Sufi'nin bir damlanın okyanusa katılması gibi varoluşun ritmine katılması halidir.
Bu makama ulaşan Sufi benliğini geçmişin alışkanlıklarından ve geleceğin arzu ve kaygılarından kurtaranlardır.
Sufiler anda yaşar arkadaşlar.
Anı yaşarlar. İnsanı kamil, insanı iyiye yönlendiren, umut ilham eden bir idealdir diyor Kemal Sayar hocamız.
Nesefi ise İnsani Kamil adlı eserinde kamil insanı dört nitelikte tanımlıyor.
Diyor ki bil ki kamil insan şu dört şeyi tam olan insandır.
İyi sözler, iyi hareketler, İyi ahlak ve bilgi diyor.
Şimdi gelelim bir başka benzerlik olan mevzuya.
Psikolojide çocuk ile anne arasındaki ayrılığın ya da yetersiz anneliğin ileride yetişkinlik hayatında kişilik üzerinde çok derin yaralar açmaya zemin hazırladığını artık biliyoruz.
Sufilerde de benzer bir ayrılık ansiyetesi var arkadaşlar.
Bundan bahsediliyor. Sufilere göre insan yaşamına tabiatla bilinç dışı bir birlik içinde başlamıştır.
Dini psikolojik bir varlıktır.
Etten düştüğü veya tabiattan kopmuş olduğu günden beri yeni bir birliğin özlemi içerisindedir insan.
Tabiattan ve tanrıdan kopuş, bencillik, kendini kandırma ve parçalanmaya yol açmaktadır.
Bu yüzden tasavvuf narsistik eğilimlerle sürekli savaşımı öngörür arkadaşlar.
Eric Fromm da sevme sanatında insan ansiyetesinin kaynağında tabiattan kopuşu bulur.
Sufilere göre insanoğlu tabiattan...
Hakikatten, doğruluktan ve Tanrı'dan ayrı düşmüştür ve duygusal ızdırap veya hastalık işte bu ayrılıktan kaynaklanmaktadır.
Mevlana Mesnevisi'nin ilk dizelerinde ne diyordu?
Dinle neyden, kim hikayet etmedi, ayrılıklardan şikayet etmedi.
Kestiler sazlık içinden der beni, dinler ağlar hem kadın hem er beni.
Gönlün bu ayrılıktan göz göz olsun da bir, sen o gün benden eşit özlem nedir?
Her kim aslından uzak düşsün, arar canına dönmek için.
Bir uygun gün arar der arkadaşlar.
Hepimize aslımızdan uzaklara düşmeyeceğimiz harika bir yıl diliyorum.
2024 yılı boyunca beni sadece kulağıyla değil bütün kalbiyle dinleyen sizlere çok teşekkür ediyorum.
Bu senede hep beraber olmak dileğiyle Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Evital sağlık alanında ihtiyaç duyduğunuz her an bir tık yakınınızda sizleri daha detaylı bilgi almak için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hoşçakalın. Zeybek'in.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
