
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Türkiye'nin en çok dinlenen podcasti Ortamlarda Satılacak Bilgi'desiniz.
Ben Merve. Bugün bu son dönemlerde yaşadığımız okul saldırıları üzerine biraz konuşmak istedim.
Gerçekten bize ne oldu ya?
Yani bu ülkenin çocuklarına ne oldu?
Neden biz bu hale geldik ve neler yapabiliriz?
Böyle biraz kendimce bunları konuşmak istedim sizlerle.
Biliyorsunuz önce Siverek'te sonra işte Kahramanmaraş'ta yaşanan elim olaylar, okul saldırıları.
Önce Siverek'te bir çocuk 19 yaşında bir çocuk eski okulunu basıyor ve 16 kişiyi yaralıyor arkadaşlar.
Ondan sonra da işte kendisini vurarak hayatına son veriyor.
Aile profiline baktım.
Babası inşaat işçisi.
9 kişilik bir ailenin ferdi.
Yani ekonomik durumları iyi değil.
Okuldan uzaklaştırma alıyor.
İşte bir restoranda çalışmaya başlıyor.
Paket servisi işi yapıyor.
Ve sürekli bu çocuğun şiddet içerikli oyunlar oynadığı söyleniyor.
İşte bu olayın acısını atlatamadan hemen akabinde Kahramanmaraş'ta bir okul saldırısı yaşandı.
Daha daha vahimi. Niye daha vahim diyorum?
Elbette ikisi de çok acı ama.
Diğerinde can kaybı yoktu.
Ama burada biliyorsunuz çok büyük bir can kaybı var.
Ve bu saldırıyı düzenleyen kişi 14 yaşında ya gerçekten inanamıyorum.
14 ne demek ya çocuk çocuk bu daha.
Kendi 14 yaşımı hatırlıyorum.
Gerçekten yani ergen bile diyemiyorum.
Çok çocuksun o zaman. Babasının silahını alıyor.
5 tane silahını okulu basıyor.
Arkadaşlarını vuruyor. Öğretmenlerini vuruyor.
8 öğrenci hayatını kaybetti.
Bir öğretmenimiz hayatını kaybetti.
13 yaralı vardı en son.
Ki 6'sının durumunun çok ağır olduğu, yoğun bakımda olduğu söyleniyor.
Küçücük çocuklar ya. 10 yaşında çocuklar hayatını kaybetti.
Ve öğretmenler onları korumak için siper oldu.
Çok zor bir bölüm benim için.
Gerçekten o kadar üzülüyorum ki.
O çocukların yüzü gözümden gitmiyor.
Küçücükler ya 10 yaşındalar.
İnsan böyle... Yanağını sıkmaya kıyamazsın 10 yaşındaki çocuğun başına gelene bakın.
Gerçekten çok zor bir bölüm benim için.
Aile kara öğretmenleri çocukların üzerine kapanıyor.
Başlarına bir şey gelmesin diye kadın hayatını kaybetti.
O çocukların camdan atlaması vesaire yani gerçekten kahredici bir olay.
Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum.
Gözümüzün yaşı durmadı kaç gündür.
Eminim benim gibi çoğunuz aynı haldesiniz.
Bu bölümün kusuruna bakmayın çünkü ben...
Ağlamamaya çalışıyorum bölümlerde.
Ya da ağlıyorsam durduruyorum.
Bu bölümü 30 kere durdurdum.
Çekemedim ağlamaktan.
Bu kadar oluyor. Kusura bakmayın.
Gerekirse dinlemeyin. Sabah çocuğunuzu öpek oklaya okula yolluyorsunuz.
Akşam naaşını teslim ediyorlar.
Nasıl bir hale geldik ya.
Son 45 günde bakın 2 öğretmen, 8 öğrenci bu şiddet olaylarında hayatını kaybetti.
Mersin'de hatırlarsınız bir okul müdürü 22 Aralık'ta 12 yaşındaki öğrencisi tarafından vuruldu arkadaşlar.
12 yaşında bir öğrenci.
12 yaş. İnanabiliyor musunuz?
2 Mart'ta Fatmanur hocamızı kaybettik.
Fatmanur Çelik hoca 16 yaşındaki öğrencisi tarafından sırtından bıçaklanarak hayatını kaybetti.
Herkes ayağa kalktı.
Aslında bu olacakların bir provasıyla arkadaşlar.
Okula şiddetin girdiğinin bakın.
Son dönemlerde yaşadıklarımız bugünlerin habercisiydi aslında.
Sadece 13 yaşında bir çocuk bakın 13 yaşında diyorum 836 farklı suç kaydı var.
İnanabiliyor musunuz? Ve bu çocuk neredeyse yani aklı ermeye başladığı yaştan itibaren diyebilirim.
Neredeyse her 3 günde bir suça karışmış.
13 yaşında 836 suç kaydı diyorum.
Yanlış duymadınız. Bir başka haber 45 dakika içerisinde 2 ayrı evi soyan 12 yaşındaki çocuklar.
120 suç kaydıyla koskoca bir gasp çetesini yöneten 12 yaşında bir çocuk.
Bunlar yeni neslin yeni olayları.
Yani bu sayıları sadece bir adli istatistik olarak görmeyin.
Bu sayılar bir çocuğun böyle adım adım gün gün nasıl o noktaya getirildiğinin bir haritası aslında ve biz bu haritayı doğru okumak zorundayız.
Çünkü hiçbir çocuk bence dünyaya elinde bir sabıka kaydıyla gelmiyor arkadaşlar.
Bence burada çevresel bir inşa süreci var.
Bir sürü faktör var bunları konuşacağız.
Bu çocuklar belli bir kültürün, bir sosyal yapının, bir mahallenin içine doğuyor, bir ailenin içine doğuyor ve o hamurla yoğruluyorlar.
Yani olayın sadece ailelerde bittiğini düşünmüyorum.
Çevresel faktör...
Arkadaş etkisi, toplum, sosyoekonomik düzey, devletin çocuklara sağladığı imkanlar bir sürü, bir sürü şey var, faktör var.
Dün arkadaşıma da dedim yani bu suçları işleyen çocukların genelinin ailesinin ekonomik düzeyi düşük.
Maraş olayındaki hariç zaten çok şaşırdı insanlar.
Nasıl olur? Öğretmen bir anne, polis bir babanın çocuğu nasıl olur?
Eğitimli bir aile, ekonomik olarak yüksek düzeyde bir aile görece nasıl olur diye düşündüler.
Bu farklı bir profilde. Aileler çalışmaktan, para kazanma derdinden çocuklarıyla yeterince ilgilenemiyor artık.
Anne baba zaten çalışmak zorunda.
Önceden tek bir maaş yetiyordu eve ama şu an anneler de çalışmak durumunda.
Kadınlar çalışmasın demiyorum yanlış anlamayın ama zaten mecburlar.
Anlatabiliyor muyum? Ekonomik durum insanları artık bu noktaya getirdi.
Çocukların zaten eskisi gibi sosyalleşebileceği bir ortamları yok.
Toplaşıp toplaşıp AVM'ye gidiyorlar.
Sürekli ekran başındalar.
Kendilerini dijital şeylerle oyalıyorlar.
Genelde şiddet içerikli oyunlar.
Dizilerle eğiliyorlar kendilerini.
Anne baba ilgisi yok muhtemelen.
Doğru düzgün arkadaş yok.
Sosyalleşme yok. Spor faaliyetleri yok.
Kurs yok. Aktivite yok.
Çocuğun enerjisini boşaltabileceği bir alan yok.
Çocuk evin içinde akşama kadar ekrana bakıyor.
Eskiden biz okuldan geliyorduk.
Mahalleye çıkıp oyun oynuyorduk.
Sosyalleşiyorduk. Enerjimizi atıyorduk.
Yani sokaklar daha güvenliydi arkadaşlar.
Şimdi insanlar, haklılar çocuklarını sitenin önüne çıkarmaya korkuyorlar.
Güvenlik sitelerinin önüne bile çıkarmıyorlar.
Düşünün. Dün arkadaşım diyor ki mesela anne diyor akşama kadar evde Müge Anlı izliyor.
Küçük çocuğu var diyor. Çocuk da maruz kalıyor diyor.
Belki anlamıyor, konuşamıyor ama maruz kalıyor, görüyor.
O çocuk onu normal görüyor artık.
Bütün gün Müge Anlı'da yaşanan şeyler çocuğun normali oluyor.
Anlatabiliyor muyum? Belki bunların gece kuşağında verilmesi gerekiyor.
Hani gündüz kuşağında. Şu anda nedir ya bu vahşet?
Yani dediğim gibi çocuklar saçma sapan içeriklerle oyalanıyorlar.
E algoritma diye bir şey var.
Çocuk ne izliyorsa önüne aynısından düşürüyor.
TikTok deseniz zaten saçma sapan bir şey yani.
Hele Türkiye'deki TikTok.
Niye Türkiye'deki diyorum? Çünkü TikTok biliyorsunuz Çin malı bir şey.
Yani Çin'in yapmış olduğu bir şey ama Çin kendi gençlerine TikTok'ta işte eğitsel şeyler, ders içerikleri, daha kaliteli içerikler gösterirken asla dünyayla alakası olmayan şeyler gösterirken Çin bu konuda biliyorsunuz
çok kısıtlıyor. gençlere. Peki Amerika'daki gençler ve dünyanın geri kalan ülkelerindeki ve özellikle biz.
Bizim TikTok'umuza bakın arkadaşlar.
Hiç alakası yok. Yani Amerika ile Çin'in arasındaki soğuk savaş.
Yani gelinen nokta bu.
Teknolojide savaş devam ediyor aslında teknoloji üzerinden.
Yani benim gençlerim temiz kalacak sizinkiler ne olursa olsun.
Hani bu bir savaş bence yani anlatabiliyor muyum?
Algoritmalar üzerinden artık hani gençleri zehirleyerek bence böyle bir savaş devam ediyor.
Bakın ergenlik döneminde beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu olan prefrontal korteks bölgesi henüz gelişimini tamamlayamadığı için ergenler risk alma ve
anlık öfke ile hareket etmeye çok daha...
Daha meyilliler. Bakın TikTok'ta gördükleri şeylere bakın.
YouTube, diziler, şiddet oyunları vesaire bir şey olmaz diyorsunuz ya.
Böyle de bir gerçek var yani bilimsel olarak.
Zaten akran zorbalığı hakkında bir bölüm yapmıştım.
Bakın araştırmalar okul saldırganlarının çok büyük bir kısmının geçmişte ağır bir akran zorbalığına maruz kaldığını, dışlandığını ve bu saldırıların bir intikam ve ses duyurma yöntemi olarak seçildiğini
gösteriyor arkadaşlar. Az sonra buralara geleceğim ama öncelikle şu suça sürüklenen çocuklar muhabbetinden bahsetmek istiyorum.
Bu hukuki terminolojide çok keskin bir makas değişikliğine gidildikten sonra işte suça sürüklenen çocuk diye bir şey çıktı karşımıza.
Artık resmi kayıtlarda suça sürüklenen çocuk tanımıyla karşılaşıyoruz sık sık.
İşin içine sanki böyle bir kurban perspektifi giriyor.
Özneyi suçtan ayırıyormuş gibi bir tanım bu.
Bana öyle geliyor. Suça sürüklenen çocuk.
13 yaşındaki bir bireyin tamamen bağımsız, özgür bir iradeyle kötülüğü seçebilecek bilissel bir kapasiteye sahip olmadığını söyleyen uzmanlar var.
Yani hani o noktaya getiren, o çocuğu sürükleyen nedenler vardır deniliyor.
Evet terminoloji böyle söylüyor ama sahadaki gerçekliği ne yapacağız?
20 yaşında üniversite harçlığını çıkarmak için kuryelik yapan Ata Emre Akman.
Gencecik, güzeller güzeli bir çocuk.
17 yaşında bir ergenin artık ergen mi diyeyim, yaratık mı diyeyim, oluşum mu diyeyim.
25 bıçak darbesiyle hayatını kaybetti ya Ata Emre Akman.
Sebebi ne? Yoldan geçtiği için.
Yani canı istemiş. İnanabiliyor musunuz ya?
Peki Bu çocuklar neye güveniyor?
Bakın şiddet içerikli dizilerde şöyle bir şey var.
Çok yakışıklı adamlar, genelde böyle mafyatik tipler.
Son dönemde revaçta olan dizilere bakın lütfen.
Hepsinin başrolünde böyle dünya yakışıklı adamlar, mafya mafya tipler.
Milleti tarıyorlar arkadaşlar.
Hiç arkasına bakmadan sanki bunun hiçbir bedeli yokmuş gibi gayet hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar fark ettiyseniz.
Ne o ölen kişinin anasını görüyoruz, ne babasını görüyoruz, ne o adamın cezaevine girdiğini görüyoruz.
Hiçbir şey görmüyoruz. Yani bedeli ödenmiyor.
Anlatabiliyor muyum? Bakın şiddet içerikli dizilere bakın.
Bana deyin ki Merve şurada da adam cezasını çekti ya.
Yok. Yok arkadaşlar adamları tarıyorlar.
Gidip içmeye eğlenmeye devam ediyorlar.
Bazıları şey diyor işte bizim dönemimizde de şiddet içerikli diziler vardı ama böyle şeyler yaşanmıyordu.
Evet vardı arkadaşlar Kurtlar Bahçesi vardı.
Ve sanırım perşembe günüydü yayın günü.
Perşembe günü. Herkes böyle takım elbise herkes dediğim öğrencilerden bahsediyorum.
Takım elbiseler giyiliyor böyle garip garip siyah paltolar böyle kundura ayakkabılar garip garip tespihler falan anlatayım orada gördüklerinin aynısı.
Abi 15-16 yaşında çocuklar böyle geziyorlardı.
Unuttunuz herhalde hatırlatayım.
Ama bu kadar yoğun şiddet içerikli diziler yoktu.
Çok güzel diziler vardı.
İnsanlara aile olmayı öğreten, arkadaşlığı öğreten, topluma birlik beraberliği öğreten.
Böyle sevgi dolu sıcacık dizilerimiz vardı ya.
Şu an yayında olan dizilere bakın.
Ya son 10 senedir belki 5 senedir.
Yayınlanan dizilere bakın ya.
Gerçekten insanları kutuplaştırmaktan başka bu toplumsal çözülmeyi, ahlaki çürümüşlüğü arttırmaktan başka ne işe yarıyorlar?
Soruyorum size ya. Yaşlı adam gidiyor 5.
tane genç kadınla evleniyor.
O onun koynundan çıkıyor, onun koynuna giriyor.
Kadın kocasını aldatıyor kardeşiyle.
Kocası onu aldatıyor. Müslüman güya hani Müslüman kesimle seküler kesimi karşı karşıya getiriyorlar.
Anlatmama gerek yok. Görüyorsunuz zaten arkadaşlar.
Bunların hiç mi sebebiyet verdiği bir şey yok zannediyorsunuz?
Elbette var ya. Hatta birkaç sene önce bir kitap okumuştum.
Şu an adı aklıma gelmiyor arkadaşlar.
Televizyonun hayatımıza girdikten sonra, Türk toplumuna girdikten sonra o toplumsal çürümeyi, ahlaki yozlaşmayı nasıl Arttırdı mı diyeyim belki de vardı açığımı çıkardı.
Bunlardan bahsediyordu. Şöyle bir şey söylüyordu.
İşte köylere televizyon geldikten sonra bu eskilerde işte diziler varmış.
Dallas, Yalan Rüzgarı bilmem ne.
İşte bugün izlediğiniz dizilerin benzeri.
Belki daha ahlaklısı da olabilir.
Köydeki insanlar bu tarz dizileri izledikten sonra gerçekten çok büyük bir dejenerasyon yaşanmış arkadaşlar.
Bir çözülme yaşanmış.
Yani demem o ki bu tarz içerikler tüketenler gerçekten yetişkin bile olsa etkileniyor.
Kaldı ki çocuktan bahsediyorum.
Suça sürüklenen çocuk diyordum arkadaşlar.
Şimdi ben bu canilere suça sürüklenen çocuk mu diyeceğim ya?
Neyin çocuğu bunlar? Hani bu çok şefkatli bir dil.
Anlatabiliyor muyum? Yani bu hayatını kaybeden insanların kurban statüsünü silikleştiriyormuş gibi geliyor bana.
Tamam hukuksal terminoloji de var ama bende karşılık bulamıyor.
Yani ortada bir cinayet var.
Ne şefkati ne çocuğu.
Ve bu eylemi yapan kişiler çocuk statüsünde olduğu için Az ceza alıyor arkadaşlar.
Bakın burada da bir boşluk var.
Hukukta bir boşluk var. Bu suça sürüklenen çocuk tanımı beni de çok kızdırıyor.
Eminim sizleri de kızdırıyor bazılarınız ama bu tanımı irdelediğimiz zaman o çocuğu o suça iten nedenleri görüyoruz.
Yani suçun o eylemsel yüzeyinde evet çok büyük bir vahşet var.
Ama derinine indiğimiz zaman çok yoğun bir öfke, korkunç bir aidiyetsizlik, derin bir hayal kırıklığı ve çok sistematik bir ihlal var arkadaşlar.
Aslında... Burada faili temize çıkarmak değil olay.
Hani faili o karanlık üretim bandından çıkaran fabrika.
Bu fabrikaya işaret ediyoruz.
Yani o ihmal zincirine.
Eğer o fabrikayı kapatamazsak yarın maalesef ki aynı şeyi yaşayacağız arkadaşlar.
Bu canavarları kim yarattı?
Kim? Bakın 3D1B kuralı diye bir şey var.
Televizyon, tablet, telefon ve bilgisayar.
Yani çocuklar dijital bir kuşatma altında.
3D1B. Eskiden çeteler vardı, şiddet olayları vardı, yine vardı bunlar.
Fakat neredeydi arkadaşlar?
Bunlar sokaktaydı. Çocuklarınızı koruyabiliyordunuz değil mi?
Kapınızı kilitliyordunuz. Bir yere kadar o çocuğu koruyordunuz.
Ama şu an bunlar evinizin içinde ya.
Her köşesinde evinizin.
Çocuk odasına bir kapanıyor ya da tableti eline bir alıyor.
Diyorsunuz ya sokakta çeteler var şiddet olayları.
O tabletin içinde onlar zaten.
Çocuk da baş başa. Yani o çocuk odada ne yapıyor saatlerce bilgisayarda hiç haberimiz yok.
Çünkü zannediyoruz ki çocuk evde güvenli alanında tabletiyle oynuyor.
Öyle değil işte. Bakın bir çete üyesi çevrim içi oyunda çocukla sahte dost.
Ustuk kuruyor ya. Aylarca o çocuğa oyun içerisinde bir şeyler hediye ediyor.
Çocuğa o oyunda statü veriyor.
Ve çocuk ne hissediyor orada?
Belki ailesinde göremediği şefkati sanal bir dünyada hiç tanımadığı birinden alıyor.
Anlatabildim mi? Kendini bir gruba ait hissediyor.
Bakın aidiyetsizlik dedim az önce.
Bu o kadar önemli bir şey ki.
Çocuk kendini bir yere ait hissetmek istiyor.
Ve bu oyunlarda bu çete üyeleri bunları kullanıyor.
İşte sen bizdensin artık. Bizimsin, bizimlesin.
Bu o kadar çocuğu yükselten bir şey ki çünkü görmemiş ailesinde.
Sonra ne yapıyor bu çete üyeleri?
Bu çocuklara ufak ufak görevler vermeye başlıyor.
İşte fotoğraf çek at bana. Çoğu zaman çok müstehcen fotoğraflar talep ediliyor çocuklardan.
Ve çocuklar bunları maalesef ki atıyor arkadaşlar.
Bir ara bir oyun vardı. Mavi balina oyunu.
Hatırlayın görevler veriliyordu çocuklara.
Çocuklar bunları yapamayınca canlarına kıyıyorlardı.
Yani bilgisayar oyunu deyip geçmeyin ya.
Çocuklara paket taşıttırıyorlar.
Bak suç teşkil eden şeylerden bahsediyorum.
Paketi al şu adrese bırak deniliyor.
Çocukları tehdit ediyorlar.
Bu fotoğraflarının karşılığında anlatabiliyor muyum?
Çocuk da yapıyor. Bakın uluslararası suç şebekelerinin kur...
Bakın suç şebekesi kuryeliği yapan çocuk diyorum ya.
Bunları kullanıyorlar çünkü bunların cezası çok az.
5 yaşında bir kız çocuğu kuzeninin oyuncak bebeklerinin özel bölgelerini makasla kesmiş.
Tabii aile bunu görünce hemen çocuk psikiyatrisine koşuyor.
Bilinçli bir aile. Altından ne çıkıyor arkadaşlar?
Tablette çocuk bir şeyler izliyor ya pornografik içerik.
Yani çocuk tabii bilmiyor ne izlediğini.
Pornografik içerik izliyor.
Sürekli de bunları izlediği için algoritmada...
Devamlı bunları çıkarıyor çocuğun önüne.
Aşırı şiddet içerikli videolar ve pornografik şeylere maruz kalmış tabletinde çocuk.
Ondan sonra işte bu yaptığı şeye bakın.
Ben kusura bakmayın 18 yaş altına sosyal medyanın yasaklanması ya da kısıtlı bir şekilde verilmesine sıcak bakıyorum.
İfade özgürlüğüne darbe diyenler var.
Bence değil arkadaşlar. Çünkü algoritmalar gerçekten çocukların beynini yeniden programlıyor.
Siz küçücük çocuğunuza sigara verir misiniz?
Alkol verir misiniz? Vermezsiniz değil mi?
İşte bunlar nörolojik tahribat.
yaratıyor bu çocuklar üzerinde.
Ama onu veriyorsunuz. Bakın uzun süre bu tarz içerikler tüketen bir çocuğun beyni kimyası değişiyor ya.
Bu çocuğun beyninin kimyası değişiyor.
Çünkü neden? Sürekli tehdit altında o çocuk.
Sürekli uyarılıyor. Ne olacak o beyin?
Hayatta kalmak için kortizol adrenalin pompalamaya başlayacak değil mi?
Ne demek bu? Stres arkadaşlar.
Stres salgılıyor çocuk.
Ve bu stres hormonu çok uzun bir süre yüksek oranda kaldığında o çocuğun beyninin ön lobu yani bizim o dürtülerimizi kontrol etmemizi sağlayan, empati kurmamızı sağlayan, o uzun vadeli sonuçları düşünmemizi sağlayan
yönetici merkez baskı altında kalıyor.
Hatta çocuğun fiziksel gelişimi bile duraklıyor.
Çocuğun fren sistemi çöküyor arkadaşlar.
Bu çocukların beyin görüntülenmelerine ve stres seviyelerine baktığında uzmanlar zihinsel ve psikolojik hasarın aktif bir çatışma alanında olduğunu görüyorlar.
Ne demek istiyorum? Şöyle örnek vereyim.
Her an bir bombanın patlamasını bekleyen bir asker düşünün.
Bunun beynindeki hasarla aynı oranda olduğu görülmüş.
Yani savaş alanındaki bir asker ile bir çocuğun beyni aynı diyorum arkadaşlar.
Bu kaydırıyor ya çocuklar sürekli.
Buna maruz kalıyorlar. Eline tablet verip evde güvenle oturuyor zannettiğiniz o çocuklardan bahsediyorum.
Halbuki çocuğunuzun beyni cephede hayatta kalma mücadelesi veriyor o anda.
Ve o savaş alanında hayatta kalabilmek için beyninin artık o acıya o korkuya karşı nasır tutması lazım.
Anlatabiliyor muyum? Empati falan yok diyorlar ya şimdiki gençlerde.
Niye yok işte? Kısa
Bir sebebi de bu. Şertel kapanmış empati şerteli.
Çocuk o travmayı artık normalize ediyor.
Bakın kaydırırken o çocuk neler görüyor Allah bilir.
Karşısına neler çıkıyor. Belki işte acı çeken birini görüyor kaydırıyor.
Biri ağlıyor onu kaydırıyor.
Biri gülüyor onu kaydırıyor. O çocuğun beyni ne olacak ya?
Yani artık yok acı yok anlatabiliyor muyum?
Gördüğü şeyleri çok normalleştirmiş.
Bakın Esenyurt'ta 15 yaşındaki bir çocuk.
İnanılmaz basit bir tartışmadan dolayı 14 yaşındaki çocuğu boğdu ya ve çocuk hayatını kaybetti.
Ne kadar canice bir şey değil mi?
Ve gidip babasına diyor ki ben yaptım çocuğunun hayatını ben son verdim.
Hiç empati diye bir şey yok arkadaşlar farkında mısınız?
Hani ben hiçbir şey izletmeyin demiyorum.
En azından sizin kontrolünüzde ne izlediğini görün o çocuğun.
Ya ben bile bakın hani shorts mu reels bilmem ne kaydırdığım zaman ya bir gülüyorum bir ağlıyorum.
Bir gülüyorum bir ağlıyorum.
Duygu durumum sürekli değişiyor ya ben yetişkin olduğum halde bunu kaldıramıyorum.
Stres seviyem yükseliyor bunu fark ediyorum.
Çocuğu düşünün ya bir de küçücük bir çocuk yani.
Bakın Prof. Dr. Kaan Yalancıoğlu diyor ki arkadaşlar suç diyor kendiliğinden toplumsal bir sorun haline gelmez diyor.
Suç sadece. Bir anlık bir eylemde değildir diyor.
Bu olayları böyle değerlendirmemiz lazım.
Çok katmanlı bir sürecin sonucudur diyor.
Katılıyorum arkadaşlar. Böyle tek bir cepheden bakmayın olayı.
Bir sürü cephe var. Bireysel, psikolojik, genetik faktörler.
Mesela mikro diyor. Yani aile ve arkadaş çevresi.
Suçu körükleyen şeylerden bahsediyorum.
Sosyoekonomik sebepler diyor.
Yani yoksulluk ve fırsat eşitsizliği.
Bir de şu var arkadaşlar. Bir parantez açıyorum.
E abi çocuklar artık geleceğini göremiyor.
Anlatabiliyor muyum? Böyle saçma sapan influencerlar.
saçma sapan tiktoker mi deniliyor onlara ne deniyor deliler gibi para kazanıyorlar işte yok orasını açıyor burasını açıyor şaklabanlık yapıyor milyonları götürüyor ne yapacak o çocuk onu görüyor diyor ki eee ben okuyorum
deli gibi çalışıyorum ben ne olacağım ben 3 kuruşa talim mi edeyim şimdi diyor sosyal medya inanılmaz derecede bir Kıyas içine sokuyor.
Bakın bizi de kıyas içine sokuyor.
Biz yetişkin olarak bunu kaldıramıyoruz.
Çocukları düşünün ya. Ya da gençleri düşünün.
Kimlerle kıyaslıyorlar kendilerini?
Bir düşünsenize arkadaşlar. O yaşadıkları yetersizlik hissini, yoksunluğu.
Bunları bir düşünün. Bunun dışında sosyoekonomik sebepler çok önemli.
Yoksulluk, fırsat eşitsizliği, kurumsal yani denetim ve caydırıcılıktaki eksiklik, hukuksal boşluklar.
Bu yüzden arkadaşlar suçla mücadele için bütün katmanları iyileştirmek gerekiyor.
Öyle sadece okulun kapısına Bekçi koyayım, polis koyayım.
Öyle bir dünya yok arkadaşlar.
Bu yeterli değil. Ve bu son olayda yaşananları sadece bilgisayar oyunlarına bağlamamız da doğru değil.
Ya da sadece dizilere bağlamak.
Bunlar doğru değil. Bir bütün olarak bakmamız lazım.
Mesela Selçuk Şirin hocamız bir araştırma yayınladı.
Belki görmüşsünüzdür. 2015 yılında yayınlanan Ferguson meta analizine göre en çok oyun oynayan ülkeler Japonya ve Hollanda'ymış arkadaşlar.
Ama Japonya ve Hollanda bakın suç oranları inanılmaz düşük.
Yani bu tek faktör olamaz.
Tamam mı? Hani suç oyunları oynuyorlar şiddet içerikli oyunlar oluyor.
O yüzden çocuklar böyle oluyor diyemeyiz.
Biz de küçükken de oyunlar oynadık.
Ben mesela GTA'yı çok seviyordum ama hiç kimseyi arabadan atayım ezmeye kalkayım.
Gerçek hayatta hiç bunu düşünmedim yani.
Bunun dışında toplumsal çürüme bunu göz ardı edemeyiz.
Adalete güven çok önemli arkadaşlar.
Bakın adalete güven çok önemli.
Yoksulluk zaten almış başını gitmiş.
Çocuklar anne babasını göremiyor.
Pazar gününden pazar günü haftada bir gün belki görüyorlar.
O da yetmiyor zaten. Milletin çalışmaktan zaten birbirinin yüzünü gördüğü yok doğru düzgün.
Görse bile bakacak hali yok, konuşacak hali yok.
Yorgunluktan, ekmek paramı çıkarayım derdinden.
İnsanlar sosyalleşemiyorlar.
Kutuplaşma zaten tavana çıkmış durumda.
Değer sistemlerimiz, kurumlarımız, ilişkilerimiz hepsi topyekunuz ayıklamış durumda.
Eğitim... Hiç bu kadar kalitesiz olduğunu hatırlamıyorum.
Yani her yere böyle pıtrah gibi okullar açılıyor arkadaşlar.
İçinde doğru düzgün eğitim yok.
Hiçbir şey yok. Ahlaki normlar çözülmüş.
Sabahları Müge Anlı'da gördüklerinize bakın.
Hani toplumun geldiği ahlaki yozlaşmayı görmek istiyorsanız açın abi.
Canlı kanlı örneği. Müge Anlı'yı izleyin.
Kültürümüz yozlaşmış.
Yani artık anlamın yerine yüzeysellik almış.
Ha bir de böyle üretim yerine tüketimin yüceltildiği, link üstüne linklerin verildiği bir ortamdayız.
Yani zannediyoruz ki toplumsal çürüme bireylerden başlıyor.
Evet öyle görünüyor arkadaşlar ama aslında sistemden besleniyor toplumsal çürüme.
Yani demem o ki aileyi, dizileri, interneti falan suçlamak kolay.
Büyük resme baktığımızda gördüğümüz şey sosyal çürüme.
Sistem bozuk çöktü hatta.
Bozuk bir sistemin içinde birey de bozuluyor arkadaşlar.
Bakın 13 yaşındaki çocuklar geçen gün park halindeki belediye otobüsünü çaldı ya.
Bu ne cüret ya. Yetişkin bir insanın cesaret edemeyeceği bir şeyden bahsediyorum.
Çocuklar otobüsü çaldı.
Empati yok, acı yok, korku yok, merhamet yok çocuklarda.
Bunlar gitgide eksilmeye başladı farkındaysanız.
Bunları görün. Bir de şu var.
Buna da çok yükseliyorum.
Yeni nesil ebeveynler arkadaşlar.
Yeni nesil ebeveynlerle beraber son 15 yıldır falan artık çocuk erkil bir aile yapısına geçtik.
Dünya çocuğun etrafında dönüyor.
Her şey onun kararlarına göre şekil alıyor.
Tatil mi planlanacak çocuğa soruluyor.
Her şey ona göre. Her şeyi çocuğa soruyorlar.
Küçücük çocuğa ya 5 yaşında.
Anneciğim şunu yapalım bunu mu?
Aman çocuğum travma olmasın.
Ay öğretmenim çocuğuma niye böyle dediniz?
Cimere yazmalar, şikayet etmeler.
Bu ne ya? Ne yapıyorsunuz abi kendinize gelin.
Sınır zaten yok çocuklarda.
Küçücük çocuklar aileyi yönetiyor.
İktidar çocukların eline geçti.
İpin ucu iyice kaçtı.
Bence acilen kartların yeniden dağıtılması gerekiyor.
Herkes lütfen bir kendi rolüne geri dönsün.
Anne annedir, baba babadır abi.
Çocuk da çocuktur. Evet yeni nesil ebeveynler bir önceki kuşağa göre...
çok daha çocuklarının duygularına, düşüncelerine önem veriyor.
Okey. Daha şefkatli bir iletişim dilleri var.
Buna da okey. Çünkü kendi anasından babasından göremediğini, eksikliğini çektiği şey çocuğuna yaşatmak istemiyor.
Bunu da anlıyorum. Okey, okey, okey.
Ama bakın uzmanlar üstüne basa basa sınırlar diyor.
Lütfen çocuklarınıza sınırlar eğitimi verin diyorlar 0-6 yaş dönemi özellikle.
Eğer çocuğunuzun ileride böyle kişilik sahibi, saygı gören, iradeli, dengeli, uyumlu bir yetişkin olmasını istiyorsanız ilk yapacağınız şey sınırlar eğitimi vermek.
Zaten buna bir bölüm gelecek arkadaşlar sınırlar üzerine daha önce söylemiştim yapacağımı.
Geçen bir uzman diyordu ki ebeveynlik çocuğu mutlu etme sanatı değildir.
Çocuk için Doğru olanı yapma sanatın.
Ne kadar önemli. Çocuklarda sınır eğitimi olmadığı zaman ne oluyor?
Dürtüsellik, bekleyememe, sabredememe, engellenmeye tahammülsüzlük, hayır demeye aşırı bir öfke, başkasının alanını, başkasının hakkını gasp etme, ihlal etme, suçu sürekli dışarıya atma,
kural tanımamazlık.
Bakın bunlar yaşanıyor. Bizim derdimiz şu an şiddetin o tetiğe giden yolda nasıl adım adım inşa edildiğini anlamak olmalı.
Yasal boşluklardan dijital dünyadaki oyunlara, televizyonlardaki o şiddet pornografisinden, eğitim sistemimizdeki o devasa çatlaklara kadar tüm karanlık mekanizmayı Masaya yatırmamız lazım.
Bir de arkadaşlar şunu söylemek istiyorum.
Bu işin bir medya boyutu var biliyorsunuz.
Bu tarz görüntülerin sürekli yayınlanması asla doğru bir şey değil.
Hatta geçen Cüneyt Özdemir yayınlamayacağım dedi.
Haberi geçerken görüntüleri vermedi.
Nevşin Mengü vermedi. Özlem Gürses vermedi.
Ve takip ettiğim diğer gazetecilerin çoğu vermedi arkadaşlar.
Bu bilinçli bir şeydi.
Çünkü şöyle bir şey var.
Bu tarz görüntülerin yayınlanması.
Copycat efekt denilen bir şeye sebep oluyor.
Yani taklitçi etkisi dediğimiz.
Özellikle medyada işte bu tarz çok geniş yer bulan şiddet içerikli olayların.
işte intiharların ya da suçların bazıları tarafından esinlenilerek tekrarlanması olgusu arkadaşlar.
Yani medyada detaylı bir şekilde işlenen şiddet ve intihar haberleri çok benzer olayların artmasına neden oluyor ki lütfen takip edin bu dediğimi.
Mesela bir intihar olayı görüyorsunuz.
Bu yaşandı bu arada. Bir çocuk yurt penceresinden atladı ve hemen akabinde ertesi gün bu tarz olaylar duymaya başladık.
Bununla ilgili de küçük şeyler nasıl büyük farklar yaratır diye bir bölümüm var.
Orada bahsetmiştim. Özeniyorlar arkadaşlar.
Böyle bir şey var ki Maraş olayına baktığımız zaman bu olaydan bir gün önce Siverek'te.
Çok benzerini gördük. Hani okul baskın oldu.
Ertesi gün Maraş'ta baskın oldu.
Ya bu yaşanıyor arkadaşlar. Kopiket denen bir şey var.
O yüzden bunları servis ederken özellikle medya organlarının çok dikkat etmesi gerekiyor.
Bir de dediğim gibi bu eylemi gerçekleştiren kişileri özleniyorlar.
Gençler onları idol olarak görüyorlar.
Hani saçma gelecek ama var böyle bir şey.
Şöhretin iyisi kötüsü olmaz hesabı.
Hani görünür olayım da ben nasıl olursa olsun hesabı.
Ki bu Maraş olayını yapan çocuğun son bir yazısı çıktı.
Bilmiyorum gördünüz mü? Ne kadar yalnız.
olduğundan bahsetmiş. İşte hayatım boyunca hep yalnız kaldım.
Nedenini bilmiyorum. Aslında çok fazla şeyim vardı.
Hep insanlarla kaynaşmaya çalıştım ama olmadı.
Hani yalnız kaldım. İnsanların beni tanımasını istedim.
Beni fark etmesi onların hoşuma gidiyordu.
İşte bu dünyadaki varlığımı görsünler.
Benim verdiğim zararı hissetsinler.
Bunları istiyorum demiş ki sonunda da beni fark etsinler demiş.
Hani fark edilmek istediğini söylemiş.
Ailem benden nefret ediyor.
Ben bir hayal kırıklıyım.
Çok yalnızım. Hiç arkadaşım yok.
Bakın çocuk bunları yazmış. Bu çocuk neden kendini bilgisayar oyunlarına hapsetti?
Neden sanal bir dünyada takılıyor?
Çünkü varlığının onanacağı bir yer arayışında.
Tamam mı? Hayalet gibi. Hani bir Afrika kabilesi sözü var ya.
Köyü tarafından sevilmeyen çocuk.
Sonunda o sevgi sıcaklığını hissetmek için gider o köyü yakar Bakın yaktı Hepimizin ocağına ateş düşürdü Yaktı Varlığını gösterme şekliydi bu çünkü Peki bundan sonra ne yapılabilir arkadaşlar?
Buna bakalım. Tabii ki güvenlik önlemleri arttırılsın ama daha da önemlisi rehberlik.
Uzmanlar bunu vurguluyor.
Çünkü bin çocuğa şu anda bir rehberlik hocası düşüyor.
İnanabilir misiniz? Bin tane çocuğa bir rehberlik.
Buna acilen devletin el atması lazım.
Öğretmenlerimizin eskisi gibi bence yetkileri arttırılmalı.
Şu öğretmenleri şikayeti bırakın.
Hani bir şey derdim de şimdi.
Otağı. Anladınız.
Siz her şeyi cimere şikayet etmeyi biliyorsunuz.
Bırakın ya. Bırakın şu eski sisteme dönelim ya.
Bizim zamanımızda böyle bir şey yoktu.
Ve bir tek sizin çocuğunuz değerli değil.
Tamam mı? Herkesin çocuğu değerli.
O yüzden benim çocuğumu böyle yapamazsınız bilmem.
Bırakın bu işleri arkadaşlar. Bir tek sizin çocuğunuzun etrafında dönmüyor dünya.
Bazen diyorum ki iyi ki diyorum öğretmen olmamışım.
Gerçekten bazı velilerle uğraşmak hani kabus gibi.
Öğretmen arkadaşlarım anlatıyor.
İnanamıyorum. Geçen bir öğretmen arkadaşım anlattı.
Diyor ki. Kız çocuğu diyor 13 yaşında cinsellikle ilgili bir şeyler yaşanmış arkadaşlar.
Ailesine söylemiş ve ailesinden şöyle bir cevap almış.
Benim çocuğum 13 yaşında bir birey.
Sen benim çocuğumun cinsel hayatına karışamazsın.
İnanabiliyor musunuz? Bakın biz bu noktaya gelmişiz.
Ben şok oldum ya bunu duyunca.
Daha öteye gitmeyin arkadaşlar.
Neyse bence daha göz göze bir eğitim olmalı.
Daha butik okullar olmalı.
Gençlerin ücretsiz bir şekilde vakit geçirebileceği, sosyalleşebileceği, kurslara katılabileceği gençlik merkezleri olmalı.
İşte içeride spor alanları, müzik odaları, resim atölyeleri, oyun teknoloji alanları, etüt desteği gerekiyorsa, sıcak bir ortam, ücretsiz yemekler, atıştırmalıklar, psikolojik danışmanlara erişim daha kolay
olmalı, sosyal hizmetlerle bağlantısı olan yerler olmalı ki zaten Türkiye'de var arkadaşlar böyle 579 tane falan gençlik merkezi varmış.
Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde hani bilmeyen...
Bunların sayısının arttırılıp bence daha kaliteli bir hale getirilmesi gerekiyor.
Baktım çoğu çok yetersiz.
Bunların tanıtımı bence daha çok yapılabilir.
Gençlerin duyması adına ben de buradan söylemiş olayım.
Büyükşehir'de olanlar tabii daha kapsamlı daha nezih diğerlerine göre.
Keşke diğerleri de aynı kalitede olsa.
Hiç yok değil yani var onu söyleyeyim.
Ebeveynlerin tabii bilinçlenmesi gerekiyor.
Psikologlarla rehberliklerle işbirliği içerisinde olmaları gerek.
Bazı ebeveynler gitmiyor arkadaşlar.
Hani rehberlikten dönüş aldığı halde çocuğum damgalanmasın vesaire değil gitmiyor.
Tercih etmiyor bunu. Lütfen bunu da aşalım.
Bu bir ayıp değil. Herkes ruh sağlığı sıkıntıları yaşayabilir.
Sizin çocuğunuz da yaşayabilir, siz de yaşayabilirsiniz.
Lütfen bunu kişisel algılamayın ebeveynler.
Konunun uzmanları tabii ki bu daha iyi bilir.
Hani ben kendimce yorum yapıyorum.
Bu arada biliyorsunuz Amerika'da bu olaylar daha sık yaşanıyor.
İşte Amerikan Gizli Servisi bir çalışma yürütmüş bununla ilgili.
11 yıl süren bir çalışma bu.
2008'de 2017 arasında 41 tane olayı kapsayan bir çalışma bu araştırma.
Buna göre arkadaşlar olası faillerde aranması gereken uyarı işaretlerinden bahsedeceğim size.
Öğretmenler ve ebeveynler iyi dinleyin.
Bakın diyorlar ki diğer okul saldırılarını örnek almak veya taklit etmeye çalışmak.
Bu arada Maraş olayındaki o çocuğun profil fotoğrafını...
görmüşsünüzdür. Elliot Rodger'ı koymuş profiline.
Elliot Rodger ABD'de 2014'te okula saldırı düzenleyen saldırgandı.
O da bir sürü çocuğun hayatını kaybetmesine neden oldu.
Alın size taklit arkadaşlar. Buna özenmiş ve profiline bu çocuğu koymuş.
Kanalımda bu arada çok eski bölümlerde tarikat liderlerinden bahsetmiştim ve çoğunda ortak bir şey vardı.
Bu adamlar arkadaşlar ülke çapında çok kötü bir şöhrete kavuştuktan sonra hapishaneye gelen mektuplar.
Gerçekten şok olmuştum. Adamların hayranları vardı.
Bizim ülkemizde de oldu. Hatırlıyor musunuz?
Pavyonda çalışan bir kızı hayatına kıydı diyeceğim.
Bir tane manyak. Ve ondan sonra o çocuğa gelen mesajları gördünüz mü?
Kadınlar mesaj atmış. İnanamadık.
Yani bu yaşanıyor arkadaşlar.
Ted Bundy, Charles Manson, Jeffrey Dahmer'ın bile hayranları vardı.
Hapishaneye mektup yazanlar.
Bunlar yaşanıyor. İkincisi çocuğun okuldaki kötü davranış geçmişine, disiplin cezalarına bakmanız gerekiyor.
Okuldan uzaklaştırma almış mı, atılmış mı?
Ne gibi sorunlar yaşamış?
Bu çocuklara bakın diyorlar.
Bu çocuk akran zorbalığına uğramış mı?
Altını çizerim. Çok önemli.
Çünkü bu rapora göre saldırganların birçoğunun uyuşturucu kullanımı...
Veya evde şiddet gibi olumsuz ev hayatı deneyimleri var üstüne bir de akran zorbalığı.
Ve çoğu bir tür psikolojik davranışsal ve gelişimsel sorun yaşıyor arkadaşlar.
Ama tabi bunlar tek başına bir öğrencinin bir saldırı yapmayı düşündüğünün işareti değil.
Şimdi bazı araştırmalar okul saldırganlarında öfke, kin, aşağılanma ve haksızlığa uğrama hissinin ortak olduğunu gösteriyor.
132 kitlesel saldırıyı inceleyen bir çalışma var.
Burada vakaların %70'inde açık öfke izi saptanmış arkadaşlar ve en sık tetikleyiciler terk edilme, reddedilme, hakaret ve aşağılanma olarak belirlenmiş.
Yine 2020'de yayınlanan bir çalışma var.
Burada utanç ve aşağılanma duygularının özellikle de kimlik kırılması yaşayan gençlerde saldırıya giden yolu döşeyen taşlardan olduğu söyleniyor.
1966 ile 2019 arasındaki olaylara baktığımız zaman tüm kitlesel silahlı saldırganların bakın neredeyse yarısının Planlarını bir şekilde çevresine sızdırdığı tespit edilmiş
arkadaşlar. Ve bu son olaylarda gerçekten bela geliyorum demiş ama görmezden gelinmiş.
Yani demişler ben okula gideceğim bunları yapacağım hepsini söylemiş bunlar.
Hem Siverek saldırganı paylaşımlarda bulunuyor bu konularla alakalı hem de Maraş'taki çocuk aynı şekilde planlarını internete sızdırmış.
Yani bu bir gerçek. Bu saldırıları düzenleyenlerin %70'inin önceden bir intihar girişimi olmuş ya da bunu dile getirmişler bu intihar girişimlerini.
Mesela Maraş saldırganının öğretmenleri şunu söylediler son olaylarda.
Çocuğun intihar eğilimi olduğunu söylediler ve sık sık kendisine zarar veriyormuş.
online gruplarda örgütlendiği arkadaşlar.
Bakın Telegram'da, Discord'da falan bunlar gerçekten örgütlenmişler.
Hatta Telegram'da bin kişiler.
Bakın bin kişi. Nasıl fark edilmez ya?
Ya da nasıl görmezden gelinir?
Ve son olarak 2015 yılında hakemli bilimsel bir dergi olan PLOS One'da yayınlanan bir çalışma var.
Bir okul saldırısından sonra yaklaşık 13 gün boyunca arkadaşlar yeni bir saldırı olasılığının arttığını gösteriyor.
Gerçekten son haberlere bakın bir artış olmuş söylemeyeceğim.
etkilenmeyin diye ülke genelinde bir artış var.
Son olarak arkadaşlar Netflix'te daha önce de önermiştim.
Adolescence diye bir dizi var.
Onu mutlaka izleyin.
İzlemediyseniz bu olayları anlamak için ve Kevin hakkında konuşmalıyız diye bir film var.
Onu da Instagram'dan önermiştim.
Onu da mutlaka izleyin arkadaşlar.
Eski bir film. Hiçbir çocuğun okuluna korkuyla gitmediği, sokaklarda özgürce oynayabildiği, bir annenin evladını kapıda titreyerek beklemediği, bir öğretmenin can güvenliğini
düşünmediği günler diliyorum.
Çocukların güvenliği bir lütuf değil, bir devlet meselesidir.
Unutmayalım arkadaşlar, şiddet öyle bir anda ortaya çıkmıyor.
Evlerde büyüyor, sokaklarda normalleşiyor, ekranlarda sıradanlaşıyor.
Sonra okul kapılarından içeri giriyor işte böyle.
Hepimizin ülkece başı sağ olsun.
Hayatını kaybedenlere başsağlığı diliyorum.
Yakınlarına sabırlar diliyorum.
Hoşçakalın diyeceğim ama ne kadar mümkün.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
