
Spiritüel Yasalar / Kendi Yaşamının Ustası Olmak
6 Nisan 2024 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Siz bu bölümü dinlerken ben çok uzaklarda olacağım.
Muhtemelen siz de öyle olacaksınız.
Bu bölümü şu an yolda giderken dinliyorsunuz bence.
Malum tatil başladı arkadaşlar.
E bahar da geldi. Ama nasıl bir bahar geldi.
Mart'ın sonu bahar bahar dedik.
Ne baharı? Direkt yaza geçtik.
Ya var ya o kadar keyifliyim ki anlatamam size.
Çok güzel bir gün ya.
Yani her şey gözüme daha da güzel görünüyor 1 Nisan'dan beri.
Merve seni bahar mı çarptı diye düşünebilirsiniz.
Hayır arkadaşlar biliyorsunuz ki ben plüviofilim.
Yani bir sonbahar tutkunuyum, yağmur tutkunuyum.
Yazı baharı falan hiç sevmem ama bu sefer çok seviyorum.
O zaman size Sezen Aksu'dan Memleketime Bahar Gelmiş parçasını armağan ediyorum arkadaşlar.
Yani kutlama parçası benden size gelsin.
Şimdi bugün size spiritüel yasalardan bahsedeceğim.
Spiritüel yasa deyince ilk akla gelen isimlerden biri, dünyaca ünlü bir terapist ve şifacı Diana Cooper.
Kitapları 28 dile çevreli, 30 küsür kitabı olan bir yazar, uluslararası bir konuşmacı aynı zamanda.
Anlatacaklarım belki size deli saçması gelebilir ama hep söylüyorum neye inandığımızı bildiğimiz kadar neye inanmadığımızı da bilmek lazım.
Benim böyle şeylere merakım var, ilgim var biliyorsunuz.
Çok kapalı değilim yani. Diyor ki dünyadaki yaşam bir takım oyunudur.
Bu oyuna katılıp katkıda bulunabilmek için kuralları öğrenmek son derece önemlidir.
Yani oyunu kuralına göre oynarsanız hayat sizin için daha güzel olacaktır diyor.
Spiritual yasaları anlayıp ona uygun bir şekilde yaşarsanız dünyadaki cenneti yaratırsınız diye de bir iddiada bulunmuş.
Spiritual yasaları aslında bizler doğmadan önce biliyormuşuz ama unutmuşuz.
Tekrar hatırlamamız gerektiğini söylüyor.
Aslında dünyadaki işte savaşın, kavgaların, kaosun böyle düzenin yoldan çıktığını söylüyor.
Yani bir meydan kavgasına dönüştüğünü söylüyor dünyadaki yaşamın.
Spirtüel yasaları unuttuğumuz için.
Yani tekrar hatırlarsanız birçok şey düzene girecektir gibi bir iddiası var.
Az sonra sizlere bazı spirtüel yasalardan bahsedeceğim.
Ama önce bir tanımını yapmak istiyorum arkadaşlar.
Diana diyor ki dünya özgür iradenin geçerli olduğu bir düzlemdir.
Bakın özgür iradenin geçerli olduğu bir düzlem.
Yasalara uymayı ya da uymamayı seçebilirsiniz.
Ancak onlara uyarsanız ödüllendirilirsiniz.
Uymazsanız da bazı sonuçlara katlanmak zorunda kalabilirsiniz.
Belli başlı kararları siz daha dünyaya gelmeden önce yüksek benliğiniz zaten vermiştir diyor.
Ruhunuz bu seçimlere gelişmek için hani tekamül diyoruz ya gelişmek için ihtiyaç duyduğumuz deneyimleri göz önünde bulundurarak yapmaktadır.
Yani ruhunuzun neye ihtiyacı varsa siz seçimlerinizi ona göre yapıyorsunuz diyor.
Gelişmek için ihtiyaç duyduğunuz seçimleri kendiniz yapıyorsunuz diyor bu dünyada.
Yani bir kontrat imzalayıp geliyorsunuz demeye getirmiş.
Ve ruhunuzun ihtiyaç duyduğu meydan okumayla yüzleşebilmesi için bazen geçimsiz ebeveynlerin çocuğu olarak dünyaya gelmeyi seçmeniz de mümkündür.
Evleneceğiniz kişiyle bir karma borcunuz vardır.
Belki bunu ödemek için bir araya gelmişsinizdir.
Ya da işte birlikte mutlu olma hakkını kazandığınız için tanışmışsınızdır ve mutlusunuzdur diyor.
Biliyorum deli saçması görünüyor.
İşte öteki tarafta kontrat imzaladım geldim falan.
Bilelim ya, bilelim. Saçma veya değil.
Bunlar konuşuluyor arkadaşlar. Ortamlarda konuşulan konular bunlar.
Yabancı kalmayın. Ya daha geçen gün bunları biz bir arkadaşımla konuştuk.
O böyle şeylere çok inanıyor.
Özellikle de karma borcu olayına çok inanıyor.
Karma borcu ne diyorsanız hani ilk kez duyanlar için bunu şöyle ifade edeyim.
Hani keser döner, sap döner ve o sap sana da...
Neyse ya da şöyle ifade edeyim hani etme bulma dünyası.
Ne ektiysen gün gelir onu biçersin.
Sanki ben reinkarnasyon podcastı yapmıştım ya orada anlatmıştım bunu.
Yani bu dünyada yaptığımız her iyiliğin ya da her kötülüğün bir neticesi vardır.
Size bir fatura kesilecektir demek istiyorum.
Yani hinduizm kökenli bir inanış bu.
Yaptıklarımızın bedelini ya bu dünyada ya da işte bir sonraki hayatımızda mutlaka ödüyoruz gibi bir inanç.
Mesela arkadaşlar sürekli hayatınızda aynı yerden sınanıyorsanız ne bileyim sevgi...
gününüz sürekli size gidiyor işte.
Yakın arkadaşınızla aldatıyor.
Hep aynı şekilde sananıyorsunuz.
Bir değil, iki değil, üç değil. Yani bir karma borcunuz olabilir deniliyor burada.
Peki burada şunu mu demek istiyor?
Volkan Konan dediği gibi alnıma yazdı kader, silemedim, ağladım, ağladım, hiç gülemedim mi demek istiyor Diana Cooper.
Bu arada ben bu şarkıyı böyle düzgün bir şekilde söyledim ama eminim siz içinizden böyle söylüyorsunuz şu an.
Alnıma yazdı kader, diyemedim, ağladım, ağladım.
Hayır o alnınızı Yazılan kaderi değiştirmek sizin elinizde.
Ama şöyle düşünün diyor Dayan'a.
Okey bunlar hani siz dünyaya gelmeden önce verilmiş kaçınılmaz kararlar.
Ama tüm bu durumlarla nasıl başa çıkacağınız konusunda siz özgür seçimler yapabiliyorsunuz diyor.
Şöyle düşünün arkadaşlar. Dünya turuna çıkmak için bir uçak bileti satın alacaksınız değil mi?
O yola çıkmadan önce sizin uğramayı kabul etmeniz gereken bazı lokasyonlar var değil mi?
İşte ben evimden uçacağım diyemezsiniz.
Hava limanına gitmek zorundasınız sadece.
Çok zenginim ben Merve özel jetim var diyorsanız bilemem.
Ben biz fakirler için konuşuyorum.
Yerinizde önceden ayırtırdığınız bazı uçaklar var değil mi?
Ama o uçağa bindikten sonra gittiğiniz ülkede ne yapacağınız size kalmış arkadaşlar.
Mesela zor bir ailede doğduysanız o sizin mecburi durağınız.
Yani dedim ya uçağa binmeniz gerekiyor işte havalimanına gidip o mecburi durak.
Dedim ya ülkede indikten sonra ne yapacağınız, ne yerde ne yiyeceğim, nasıl gezeceğim bunlar size ait.
O aileyle ne yapacağınız, nasıl bir hayat idame ettireceğiniz bu size ait demek istiyor.
Yani hayat yolunuz size ait.
Bazı seçimleri yapamazsınız ama bazıları size aittir demeye getiriyor.
Hani hayatı sorgulatan sorular diye bir bölümüm var ya o bölümü çok seviyorsunuz.
Orada Tony Robbins'in teşekkürler anne sözünü tekrar hatırlatmak istiyorum.
Hatta Atatürk'ün psikolojisi diye bir bölüm yapmıştım hatırlarsanız.
Orada Atatürk'ün çocukluğuna indik, işte gençliğini konuştuk.
Travmalarını konuştuk onun.
Eğer bunları yaşamamış olsaydı belki kurtarıcı pozisyonuna geçmeyecekti değil mi?
Yani onun da hayattaki misyonu görevi buydu.
Ve o misyonlarını tamamlamak için o kadar zor bir ailede doğmak durumundaydı.
Yani spiritüel yasalara göre olay bu.
Spiritüel yasaların amacı bizim...
Dünyadaki varoluş amacımız, misyonumuz arkadaşlar.
Dünyadaki bu yolculuğumuzda biz neyi başarmaya niyetlendik?
Neden varız? İşte bu soruların cevaplarına ulaşabilmek için spritüel yasalara uymamız gerektiğini söylüyor Diana Cooper.
Dünya bir gizem okuludur ve burada dersler bir takım durumların veya belli insanların biçimine bürünerek karşınıza çıkar diyor.
Hani her insan bir sınavdır diyoruz ya yaşadığımız her olaydan bir ders çıkarmaya çalışıyoruz.
Görmem gereken ne var? Hani soruyoruz ya böyle.
İşte bu derslerden yani sınavlardan geçerek yükselebilirsiniz diyor.
Şimdi o zaman artık spiritüel yasalara başlayalım arkadaşlar.
Bir sürü spiritüel yasa var ama ben tabii ki hepsini anlatamam bir bölümde.
Eğer Merve çok beğendik devamı gelsin derseniz bu yasalara devam ederiz arkadaşlar.
Şimdi ilk yasayla başlıyorum.
Yukarıda nasılsa aşağıda da öyledir yasası.
Bu evrenin ilk yasası olarak görülüyor.
Hepimiz takdir edilmekten hoşlanıyoruz değil mi?
Biri bize işte içtenlikle teşekkür ettiği zaman çok mutlu oluyoruz.
Hatta daha da fazlasını yapmak istiyoruz o insana.
İşte Diana diyor ki yukarıda da aynısı geçerli.
Yukarısı derken arkadaşlar buna isterseniz tanrı deyin, isterseniz evren, ister bir güç deyin, ne derseniz deyin.
Bunun hiçbir önemi yok neye inanıyorsanız artık.
Yani siz de bunu yaptıkça takdir ve teşekkür ettikçe evrene işte Allah'a ne derseniz artık o size daha fazlasını verecektir diyor.
Siz ne verirseniz o da size daha fazlasını verecektir diyor.
Şöyle düşünün. biriyle karşılaştığınızda size böyle sevgi ve şefkatle yaklaşıyor.
Ne hissedersiniz? Siz de ona aynı şekilde muhabbet beslersiniz değil mi?
Yani kendiniz de dahil arkadaşlar.
İnsanlara, hayvanlara hatta doğaya sevgiyle yaklaştığınız takdirde onların da size dönüşü böyle olacaktır diyor.
Yani ben birine işte öfkeyle, şiddetle yaklaştığım zaman ondan sevgi bekleyebilir miyim?
Hayır. Onun da cevabı bana o şekilde olacaktır.
Bunu demek istiyor. Karşınızda çok coşku dolu, şen şakrak biri olduğu zaman nasıl hissediyorsunuz?
kendinize. Aynı değil mi?
Onun gibi. Hemen bir anda enerjiniz yükseliyor.
Motive oluyorsunuz. Hatta bazen ben podcastlerde aşırı gülüyorum.
Çok eğleniyorum. Hemen diyorsunuz ki Merve bu bölümün devamı gelsin.
Aslında istediğiniz şey oradaki o gülmelerimiz.
Çünkü siz de gülüyorsunuz. Evren de böyle.
Sizin tutkunuzu destekliyor.
Sıradaki yasaya geçiyorum.
Cambly yasası. O ne Merve ya?
Daha önce hiç duymadık diyorsanız.
Bu yasa hayatınızı en çok değiştirecek yasalardan biri.
Cambly yasası. Kendi değişiminize başlatıyor.
yer burası.
Öyle evrene enerji falan da yollamıyorsunuz.
İnternetinizin olduğu her yerde işleyen bir yasa bu arkadaşlar.
Üstelik haftada sadece bir saatinizi ayırarak büyük bir değişim yaşıyorsunuz.
Şaka bir yana Cambly'de şu an bir ders 67 TL'den başlayan fiyatlarla ana dili İngilizce olan eğitmenlerden günün istediğiniz saatinde İngilizce öğrenebiliyorsunuz.
İstediğiniz yerde online bağlanarak eğitime başlayabiliyorsunuz.
Yılda sadece iki kere olan bir kampanya bu arkadaşlar.
O yüzden kaçırmayın derim.
Duyanlar duymayanlara lütfen iletsin.
Merve ben yıllık abone olmak istiyorum derseniz çok mantıklı bir aylık aboneliklere göre %60 daha iyi fiyatlarla abone olabilirsiniz.
Bize özel indirim kodumuz yasa60.
Tüm sevdiklerinizle bu kodu paylaşmayı unutmayın.
Hadi devam edelim. Şimdi az öncekine benzer bir yasayla devam edeceğiz arkadaşlar.
İçeride nasılsa dışarıda da öyledir.
Yani Sen neysen karşına da hep o çıkacaktır.
Dış dünyanı şekillendiren şey iç dünyandır demek istiyor.
Hani Karanlık Yanımız Gölge diye bir podcastim var.
Eski bir podcast. Orada da bundan bahsetmiştim uzun uzun.
Şöyle düşünün arkadaşlar. Eğer siz içten içe öfkeliyseniz ve öfkenizin kendiniz bile farkında olmayabilirsiniz.
Çok derinlere gömmüşsünüzdür belki.
O zaman hayatınızda öfkeli insanlar olabilir.
Onları çekebilirsiniz. Onların işlevi sizin reddettiğiniz, size...
ait olmadığına inandığınız o öfkenizi derinlere ittiğiniz o sakladığınız öfkenizi size geri yansıtmaktır değil mi?
Ya da İçinizde bir yerlerde terk edilmişlik hisleri var.
O zaman insanlar size bunu geri yansıtacaktır.
Yani sizi terk edebilirler ya da sizinle arasına duygusal mesafe koyabilir insanlar.
Bir de arkadaşlar kendinize nasıl davranıyorsanız yani sürekli eleştiriyorsanız, aşağılıyorsanız, değersizleştiriyorsanız karşınıza da size aynısını yapan insanlar çıkabilir bu yasaya göre.
İçinizdeki bütünlüğün dışa yansıması gibi düşünün bunu.
Sen neysen bulacağın, hayatına çekeceğin kişidir.
o olacak diyor. Neden?
Çünkü evren sizin gerçekliğinizi yansıtmak üzere kendini yeniden düzenler.
Bu yasa fiziksel bedenimiz için de geçerliymiş.
Şöyle arkadaşlar mesela diyor ki içinizdeki hisler neyse fiziksel bedenimizin gelişimi konusunda bunlar belirleyici olacaktır.
Düşünce gücüyle tedavi bölümünde de anlatmıştım size bunları.
Diana da benzer şeyler söylüyor.
Kendimizi duygusal ya da cinsel açıdan kırılgan hissediyorsak duygularımızı ve cinsel açıdan Cinselliğimizi temsil eden karın ve kalça bölgemizde bir yağ katmanı oluşması muhtemeldir bu
düşünceye göre. Ya da içten içe sevgiye layık olmadığımızı hissediyorsak kalp merkezimizi korumak üzere geniş bir göğüs kafesimiz olabilir.
Ki maço erkeklerin göğüs kasları böyle gelişkindir diyor Diana Cooper.
Bu genellikle kırılgan hislerini sakladıklarına dair bir işarettir diyor.
Enteresan bir bakış açısı.
İçten içe ailemize ve hatta dünyaya karşı böyle belirli bir sorun.
Sorumluluğumuz varsa ve bunu omuzlarımızda taşımamız gerektiğini hissediyorsak geniş omuzlu bir vücut yapınız olması muhtemeldir diyor.
Sorumluluk almak istemeyenlerin omuz yapılarına dikkat edin.
Daha sarkık olabileceğini söylüyor Dayan'a.
Neden böyle arkadaşlar? Çünkü bedenimiz derin ve çoğunlukla bilinçsizce şekillenen içsel hislerimizin bir aynası bu düşünceye göre.
Mesela boynunuz ağrıdığı zaman şunu söyleyin, şunu sorun kendinize.
Kimin benim boynuma yük bindirmesine müsaade ediyorum?
Bunu sorun. Kalbiniz ağrıyorsa aynı şekilde sorun.
Kim benim sırtıma yük bindirdi?
Kalbiniz ağrıyorsa acaba kimin beni incitmesine müsaade ettim bu kadar diye sorun.
Bence onu sormaya gerek yok.
Çünkü direkt böyle biri bizim kalbimizi kırdığında gücendiğimiz zaman kalbimize bir öküz oturmuyor mu arkadaşlar?
Yani bana öyle oluyor. Sizi bilmiyorum ama hemen böyle yansıyor.
Biriyle küstüğüm zaman mesela omuzlarımın ağrıdığını fark etmiştim.
Yük yani o küstük bana.
Ya da işte duyma sorunu yaşıyorsanız neyi duymak istemiyorum?
Hangi gerçeğe kulaklarımı kapıyorum?
Kalçalarınızda bir tutunma oluyorsa hayatta ilerlemeyi başaramadığımızın göstergesiymiş bu.
Hatta şu bilgiye çok şaşırdım arkadaşlar.
Dayan'a diyor ki bedeninizin sağ tarafında ortaya çıkan hisler erkeklerle, geleceğinizle ya da kariyerinizle alakalı tutumlarınızla alakalıdır diyor.
Sol tarafında olanlarsa kadınlarla, geçmişinizle, ev hayatınızla ilgili tutumlarınızı gösterir diyor.
Benim genelde sağ kısmımda ağrılar oluyor.
Hatta daha da şaşırdığım bir şey beslediğiniz hayvanların ölçüsü.
özelliklerinin bile bir tesadüf olmadığını, onların da sizin kişiliğinizden bir parça taşıyor olabileceğini iddia ediyor.
Sizin hayatınıza girme sebepleri bile buymuş.
Mesela arkadaşlar son derece kibar, sakin görünen birinin çok agresif, çok saldırgan bir hayvanı varsa bu durum o kişinin içindeki o öfkeyi bastırdığına bir işaret olabilir diyor.
Bir insan çok dağınık, çok pasaklı görünmesine rağmen büyüleyici güzellikli bir hayvan besliyorsa muhtemelen onun içinde de böyle bir şey var.
Sadece bağlantısı kopmuş özüyle iletişime geçemiyor olabilir diyor.
Cansız nesnelerin bile sahiplerinin bazı özelliklerini temsil ettiğini söyler Diana Cooper.
Mesela arabanız arkadaşlar eğer böyle hırpalanmış çok pis bir arabanız varsa bu sizin içinizi yansıtır diyor.
Çok güzel çok temiz pas parlak bir arabanız varsa bu da sizin kendinize göstermiş olduğunuz değerin dışa vurumu gibi olabilir diyor.
Yani hayatınızdaki nesneler bile içsel durumunuza göre değişiyor.
Mesela damlatan musluklar, akan çatılar, kaloriferler bunlar bile içinizde o sızıntı yapan duyguların sembolize edilmiş bir hali olabilir diyor.
Hani derler ya eviniz dağınıksa içinizde öyledir, darmadandır.
Aynı o hesap. Yani kısaca arkadaşlar hayatınızda neyi değiştirmek istiyorsanız önce kendi içinize bakın.
İnançlarınıza bakın, tutumlarınıza bakın, onları değiştirmeye çalışın diyor.
Hani bir toplumu değiştirmek için önce ne gerekiyor?
Yeterince insanın kendini değiştirmesi gerekiyor değil mi?
Ve sırada... istek yasası var.
Spirital yasalara göre eğer yardım istiyorsak önce bunu belirtmemiz gerekiyormuş.
Ama burada şöyle bir detay var.
Buna çok şaşırdım. Sizden yardım istemeyen insanlara yardım ettiğiniz zaman onun bu sorunu kendi başına çözmesini engellemiş oluyormuşsunuz.
Yani onun öğrenim sürecini baltalıyorsunuz.
Yavaşlatmış oluyorsunuz. Bir bebek düşünün koltuğa tırmanmaya çalışıyor.
Yürümeyi de yeni öğrenmiş.
Siz alıp o bebeği koltuğa kendiniz koyarsanız aman uğraşmasın, aman düşünmesin.
Düşmesin deyip kendiniz koyarsanız ne olur?
Evet yardım etmiş olursunuz görünürde ama bebeğin öğrenmesine engel olmuş olursunuz değil mi?
Deneyimine engel olmuş olursunuz.
Belki düşecekti kalkacaktı ama öğrenecekti.
Siz bunu öğrenmesine engel oldunuz.
İyilik yaparken kötülük yapmış oldunuz.
İşte aynı bunun gibi birine onun rızasını almadan yardım ettiğiniz zaman ya da ona tavsiyeler verdiğiniz zaman işler ters gittiği aşamada siz onun karmik sorumluluğunu
üstlenmiş oluyormuşsunuz diyor.
Spritel yasa diyor bunu. Bu yüzden yardımınız da büyük olasılıkla görmezden gelinecektir.
Takdir görmeyeceksiniz.
Ondan sonra şikayetlenip duracaksınız.
Sırada direnç yasası var.
Bir şeye her odaklandığımızda onu kendimize doğru çekiyoruz.
Düşüncelerimizle, inançlarımızla, insanları, durumları, nesneleri hayatımıza çekiyoruz, çağırıyoruz.
Direnç enerjisinde ise diyelim ki arkadaşlar yarın bir date'e çıkacaksınız ve o kişiyle daha buluşmadan kafanızda kurmaya başlıyorsunuz.
Yavaşlık. İsim beni beğenmeyecek, benimle bir daha görüşmek istemeyecek.
Saçma sapan olumsuz düşünceler.
Yani zihninizde çok güçlü imgeler yaratıyorsunuz ve çok şiddetli korkularınız var.
Evet bu düşünceleriniz gerçek olacak muhtemelen.
Çünkü arkadaşlar zihniniz olumlu, olumsuz talimatları ayırabiliyor.
Ama bilinçaltınız bunu yapamıyor.
Mesela şimdi size bir şey söyleyeceğim bunu yapmaya çalışın.
Pembe fili düşünmeyin arkadaşlar.
Pembe fili düşünmeyin.
Şu anda düşündünüz değil mi? Aklınıza hemen bir pembe fil geldi.
İşte bir düşünceyi ya da ifadeyi yeterli sıklıkta tekrar ederseniz o sizin bilinçaltınıza bir şekilde işleyecektir spiritüel yasaya göre.
Mesela bazı insanlar hastalığa direndikleri için Hastalık hayatlarından hiç eksik olmaz.
Eğer sürekli hasta olmak istemiyorum, hasta olmak istemiyorum böyle düşünürseniz hasta kelimesi sizin bilinçaltınıza sızar ve bilgisayarınız sizi hasta edecek bir program aramaya başlar ve bulur.
Yani olmaz, olamaz, yapmayacağım bilmem ne böyle olumsuzluk ekleri arkadaşlar direnç yasasını beraberinde getirir.
O yüzden dikkat edin. Mesela asla annem gibi olmayacağım.
Asla babam gibi olmayacağım.
Evrenin size vereceği cevap evet abi olacaksın.
Asla aşık olamayacağım. Asla evlenemeyeceğim.
Evet aşık da olamayacaksın, evlenemeyeceksin de.
Evrenin size vereceği cevap bu.
O zaman ne diyoruz spiritüel yasalara göre?
Kendime uygun bir eş.
Uygun bir aşk hak ediyorum.
Sağlıklıyım. Bakın olumlu konuşuyorum değil mi?
Daha az önce arkadaşıma kızdım bunun için.
Ne dedim olumsuz olumsuz konuşup duruyorsun.
Hep negatifi çekiyorsun dedim.
Sus dedim. Eskiler der ya kötüyü çağırma diye.
Bir de arkadaşlar direnç yasası kurban bilinciyle tetikleniyormuş.
Yani spritüel yasalara göre.
Kurbanlar başlarına gelen her şey için başkalarını suçlayan insanlardır.
Kanalımda bunun da podcastı var.
Kurban mısın, kurtarıcı mısın bölümü.
Ne kadar zavallıyım, ne kadar şanssızım.
Bakın kurban lafları bunlar.
Böyle düşündükçe kendinizi ilahi olanın bolluğuna, cömertliğine, şefkatine direnen bir pozisyona, kurban pozisyonuna sokuyorsunuz diyor.
İstemediğiniz şeylere değil, istediklerinize odaklanın diyor.
Neden? Çünkü direndiğiniz şey her neyse hayatınızda kalmaya devam edecek onlar ve enerjinizi tüketecekler.
O yüzden ben bunu istemiyorum değil, istediğiniz şeylere odaklanın.
Ne istiyorsun? Rabbim sana onu versin.
Diyor ya Hz.
Musa falan filan.
Şimdi arkadaşlar sırada yansıma yasası var.
Hayatınızdaki tüm insanlar ve durumlar sizin bir özelliğinize ayna tutmak için oradalar.
İçeride ne varsa dışarıda da öyledir.
Bir aynaya baktığınız zaman saçınız diyelim ki çok kötü görünüyor.
Ne yaparsınız? Aynadaki yansımayı mı düzeltmeye kalkarsınız yoksa direkt kendi saçınızı mı düzeltmeye çalışırsınız?
İşte hayatınıza giren insanlar da arkadaşlar o aynadaki yansıma gibi.
değiştirmeye çalışmakla tüketmeyin.
Ki bunu genelde kurtarıcılar yapmaya çalışıyormuş.
Yansımaya direnenler kurtarıcılarmış.
Zamanlarını kendileri üzerinde çalışmak yerine o yansımayı değiştirmekle çalışmaya harcayan kurtarıcılar orada mısınız?
Hayatınıza giren sevmediğiniz insanlar size rahatsız olduğunuz özelliklerinizi göstermek için oradadır.
Bu spritüel yasaya göre. Mesela çocuğunuz çok öfkeli bir çocuk.
Her yeri kırıp döküyor bir şeyler yapıyor.
Böyle artık cinnet geçiriyorsunuz.
Önce kendi Öfkenize bakın.
Yani kendi davranışlarınızı gözden geçirin.
Ondan sonra çocuğunuzu eleştirin diyor.
Ya da çok dağınık bir arkadaşınız var ve siz aşırı düzenlisiniz ve deli oluyorsunuz ona.
Çünkü sizden çok farklı biri olduğunu düşünüyorsunuz.
Nasıl benim arkadaşım böyle olur?
Orada yapacağınız şey, spritüel yasalara göre kendi içinize bir dönün, bir bakın.
Sizin düzensiz bir yönünüz var mı acaba?
Asla olamaz diyorsanız kendinizi bir gözden geçirin.
Belki de bir parçanız böyle biraz umursamaz.
Biraz sorumsuz olmak istiyor.
Ben de dağınık olmak istiyorum.
Beni bir sal diyor. Bu da olabilir.
Yani aslında kızdığımız şey o bize yansıtılan kendi görüntümüz olabilir arkadaşlar.
Ben mesela geçen bir arkadaşıma kızıyorum.
Dedim ki arabasını değiştirmek için bayağı böyle para biriktirdiği işte tam değiştirecek falan.
Dedi ki ben vazgeçtim. Niye?
Ben dedi işte almayacağım araba falan.
İşte gezip tozacağım dedi bu parayla dedi.
Ben ama cinnet geçiriyorum.
Hayır diyorum saçmalama.
Sen delirdin mi? Sakın böyle bir şey yapmıyorsun.
Sonra bir dakika Merve dedim.
Şöyle bir döndüm. Kendi içime baktım.
Ben onun tam tersiyim.
Böyle yatırım yapmak için çırpınan bir tipim.
Ama bir yandan da sürekli şöyleyim.
Hayat akıp gidiyor. Hayat akıp gidiyor.
Bir daha bu yaşım gelmeyecek.
Sürekli böyleyim ve en büyük hayalim gezip tozmak.
Böyle ülke ülke gezeyim. İşte kültür seyahatleri yapayım.
Anılar biriktireyim sevdiğim insanlarla.
Bir tarafım da diyor ki ya ne yapacaksın malım ülkü boş ver ya falan böyleyim.
Ama işte bakın içimdeki ses bu.
Arkadaşıma yansıttığıma bakın.
İşte o benden bir parça taşıyor.
Benim isteğim içimde olan şey o aslında.
kızıyorsun ki değil mi? Ya da önceden çok uyuyan insanlara kıl oluyordum.
Seda Sayan diyor ya nefret ederim uyuyan adamdan.
Uyuyan adamdan nefret.
O benim. Adam dediğim sabah kalkar gider.
Ne yatıp duruyorsun? Sevmem.
Niye sevmediğimi düşündüm sonra.
Ya mesela bir arkadaşım vardı çok geç kalkıyordu.
İşte ikide üçte kalkıyordu. Ben cinnet geçiriyorum.
Niye diyorum ikide üçte insan diyorum.
Hayatın gitti diyorum. Bu saate kadar uyunur mu?
Niye niye niye? Ama ben de işte dörtte beşte kalkıyorum ya.
Sonra kendi içime dönüp baktım.
O kadar uykusuzum ki geberiyorum yani.
O dönem uykusuzluktan alışamamışım falan o sürece.
İçimdeki ses yani içimdeki istek aslında onun gibi yatmak, yuvarlanmak.
Hani o sorumsuzca geliyor ya bana.
Ben de sorumsuzluk yapmak istiyormuş.
Bunu fark ettim. Yani arkadaşlar başka birinin herhangi bir özelliği sizi ne kadar rahatsız ediyorsa aslında ruhunuz bir yansımayla size dikkat çekmek için o kadar çaba gösteriyor olabilir.
Hoşlandığınız tüm insanlar, kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan özelliklerinize ayna tutan insanlar, şöyle arkadaşlarınızı düşünün, size kendinizi iyi hissettiren insanları düşünün.
Aslında onlar size kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan özelliklerinizi gösteriyor.
Ya da hayran olduğunuz insanları düşünün.
Düşünün arkadaşlar neden hayransınız onlara?
Çünkü siz onlarla benzer özellikler taşıyorsunuz.
Potansiyelinizi görüyorsunuz onlara baktığınız zaman.
Bilinçli ya da bilinçsiz seçmiş olduğumuz hayvanlar bile aslında bize kendimizi gösteren yansıtan şeylermiş.
Bir insana beslediği hayvanın nasıl olduğunu sorun.
İşte kedisi köpeğe hakkında bilgi edinmeye çalışın diyor dayana.
Zaten o size onun kişiliği hakkında bilgi verecektir diyor.
Mesela disiplinli, iyi huylu, arkadaş canlısı bir köpeğin var diyorsa.
Evet diyor o insan. yanında kendinizi rahat hissedebilirsiniz.
O da öyledir diyor. Çünkü hani sahibinin kişiliğini yansıtacaktır diyor.
Bu yansıma yasasıydı arkadaşlar.
Bir de yansıtma yasası var.
Kendi iyi ya da kötü özelliklerimizi diğer insanlara yansıtıyoruz ve bu özelliklerin onlara ait olduğunu varsayarak aslında onları taşıyanın gerçekte bizler olduğumuzu genellikle inkar ediyoruz.
Zaten insan kendisinde olmayanı Tanıyamaz değil mi arkadaşlar?
Benim içimde olan bir şeyi ben tanırım karşı tarafta görürsem.
Hani Nietzsche diyor ya her kim ahlak bekçiliği yapıyorsa bilin ki en ahlaksızı odur der Nietzsche çiçeği.
Gerçekten de böyledir değil mi?
En ahlaksız çıkan onlar olur günün sonunda.
Milleti eleştirir eleştirir yok o onu giymiş yok bu bunu yapmış.
Çünkü kendi içinde var bir şeyler içi kaynıyor.
Bir de arkadaşlar biri hakkında söylediklerinize kulak verin.
O nitelikler size de ait olabilir.
Yoksa göremezdiniz zaten.
Siz böyle çok sevgi dolu, çok şefkatli, çok cömert insanlarsanız etrafınızdaki insanları da böyle zannedeceksiniz muhtemelen.
O yüzden aşağıya açıklamalara bir kazık linki bırakıyorum.
Ben de alayım oradan.
Ya da birilerine sürekli iltifat ediyorsanız aslında kendinizde olan şeyi onlara yansıtıyor olabilirsiniz.
Ya da işte birine aptalsın gerizekalısın bilmem ne hakaret ediyoruz ya.
Bilincinde olmadan aslında karşımızdaki insan da kendi aptallığımızı gördüğümüz için böyle yapıyormuşuz.
Ben demiyorum spiritual yasalar diyor.
Kısaca başka birinde gördüğünüz her şey sizin içinizdeki bir özelliğinizin yansıması olabilir.
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda böyle aydınlanma anlarınız varsa bekliyorum instagramdan yorumlarınızı.
ve sırada bağlılık yasası var.
İstediğiniz bir şeye sahip olmak çok güzel.
Ama eğer ki kendinize verdiğiniz değer ya da mutluluğunuz o sahip olacağınız şeye bağlıysa siz o şeye bağımlısınız demektir.
Atıyorum işte deliler gibi araba istiyorum, araba istiyorum, araba istiyorum.
Niye? Çünkü mutluluğum ona bağlı.
Onu alırsam mutlu olacağım.
Ya da o arabaya binersem ben kendimi çok değerli, çok önemli biriymiş gibi hissedeceğim.
Sen ona bağlısın, sen onun kölesi olursun diyor.
Senin özgürlüğün burada biter diyor.
Bağlı olduğunuz o şey her kimse, bu bir insan da olabilir ya da her neyse bu bir nesne de olabilir.
Sizi bu şekilde manipüle edebilir ve siz artık özgür olamazsınız diyor.
Biriyle çözülmemiş sorunlarınız varsa ve ona sürekli böyle kötü temennilerde bulunuyorsanız beddualar ediyorsanız işte Ebu Leheb'in elleri kurusun.
Ya da kıskanıyorsunuz, öfkelisiniz, incinmişsiniz.
O aklınızdan geçen olumsuz düşünceler ne olacak?
Bir halat gibi uç uca uç uca birbirine bağlanacak ve siz o halatın ucunu bırakmadığınız sürece işte beddualarınıza devam ettiğiniz sürece olumsuz düşünceler devam ettiği sürece bir ucunda
siz öteki ucunda da o beddua ettiğiniz kişi olacak.
Ya da işte nefret dolu olduğunuz insan daha da bağlanacaksınız.
Ve dönüp dolaşıp aynı yerden sınanıp Duracaksınız diyor spiritual yasalar.
Aşk hayatınızda biri var ve sadece o insanı ihtiyaçlarınızı karşıladığı için seviyorsunuz.
Yani o kişiyle sadece o olduğu için aşk için aşk yaşamıyorsunuz da.
Tamamen ihtiyaçlarınızı giderdiği için berabersiniz.
O zaman duygusal açıdan sürüklenip durursunuz ve o bağımlılığınızdan azayde olamazsınız.
O kişiye sizi bağlayan o ihtiyaçlar var ya sizi orada tutar.
Bir ebeveyn düşünün arkadaşlar. Çocuğuna çok sağlıksız bir şekilde bağlanmış.
Çocuk hiçbir şekilde özgürleşemiyor.
Gidemiyor, kendi olamıyor.
Bir hayat arkadaşı buluyor ama ilişkisini bir türlü oturtamıyor.
Çünkü arka tarafta bir prangası var değil mi?
Aynı bunun gibi. Bağlılık koşullu bir sevgi.
Ama gerçek sevgi özgürdür.
Karşınızdaki kişinin kendini gerçekleştirmesine izin verirsiniz.
Eğer karşınızdaki insanı sevebilmek için onun böyle sen şöyle davranırsan seni severim, şunu şunu şunu yaparsan seni severim böyle bir takım şartlarınız varsa onu belli bir biçimde davranış kalıbına sokmaya çalışıyorsanız o sizin hissettiğiniz
şey aslında sevgi değil. Koşullu sevgi bu.
Senin şunu şunu olursan severim diyorsunuz.
Bir bağlılık koşullu sevgi var burada.
Umutlarınızı, beklentilerinizi başkalarının sırtına yüklerseniz O olumsuz davranış kalıpları sürekli kendine tekrarlar diyor.
Spiritüel yasalar. İnsanları olduğu gibi kabul edin diyor.
Gerçek sevgi budur diyor Dayan'a.
Ya ben bunu daha geçen gün Şeniz Dünal hocamıza sordum.
Hocam dedim. Toksik bir insanı ben neden kabul edeyim ya?
Bana zarar veriyorsa, değişmek için direniyorsa niye dedim ya?
Niye kabul ediyorum? Bu kabul etmekle bir derdim var ya benim.
O da bana dedi ki onu değiştirmeye çalışmayacaksın.
Kendin sen mesafeni, pozisyonunu ayarlayacaksın.
Kendine zarar vermeyecek bir şekilde bir ilişki kurman gerekiyor dedi.
Sen karşındaki insanı değiştiremezsin ki zaten bu manipülasyona girer dedi.
Sen sadece nasıl bir duruş sergileyebileceğini ona karşı nasıl bir konumda yer alacağını seçebilirsin dedi.
Bu yapabileceğin tek şey bu.
Çocuklarımızı bile belli bir yaşa kadar değiştirmeye çalışıyoruz.
Ama onlar da sonra bir şekilde kendi yollarını buluyorlar dedi.
Ve o buldukları yol bize uygun olmayabiliyor.
Ne bileyim sen o çocuğun avukat olmasını istiyorsun.
Gidiyor bambaşka bir şey oluyor.
Sonra üzülüyorsun değil mi?
O noktada işte kendi yasımızı tutmamız gerekiyor.
Geri çekilmeyi bilmemiz gerekiyor dedi.
Kendi yasımızdan kastı şu.
Benim hayalimdeki ebeveyn.
Benim hayalimdeki çocuk.
Benim hayalimdeki eş ya da dost.
Her neyse. O kabul etmediğimiz şey var ya.
Her neyse işte. Biz onun yasını tutuyoruz değil mi?
İşte ben böyle bir aşk istiyorum.
Ben böyle bir ebeveyn istiyorum.
Sevgi dolu, şefkatli vs.
Ama sen öyle değilsin.
Yani benim hayalimde olan kişi sen değilsin.
Olmayacak. Zaten değiştiremeyeceksin.
Onun yası var değil mi? Ama esas bomba şu.
Sen neden bu kadar takıldın dedi buna.
Yani senin bunu isteme nedenin ne?
Özde. Neden böyle bir işte ebeveyn istiyorsun?
Neden böyle bir dost istiyorsun? Siz de bunu bir sorun kendinize.
Kendi içinizde bir buna dönün dedi mesela.
Kerem Bürsün gibi oldu.
Wow! Yani gerçekleri olduğu gibi görmeliyiz.
Ne kadar acı olsa da değiştiremiyorsak ki zaten bu mümkün değil.
Karşınızdaki insan değişmeyi istemediği sürece siz hiçbir şey yapamazsınız.
Zorlamayın olmayacak. Ne yapacağız o zaman?
Kabuğuyla geçeceğiz. Seviyeli beraberlik en güzeli bu.
Bu insanlarla yapabileceğimiz şey bu.
Ve dedi ki Şeniz Hoca burada dedi.
Seni rahatsız eden şey o kişinin toksikliği değil, onun sende bırakmış olduğu kötü etkide de.
İçine dön, kendine dön.
O içindeki ses ne diyor?
Oraya bir yönel dedi. Yani ben bu kabul etmekle ilgili bir bölüm yapacağım arkadaşlar yakında hepimiz için.
Bu kadar önemli...
Bir şey olduğunu ben bilmiyordum ya.
Hani yıllar yıllar sonra bunu anladım.
O da hani Alper Hasanoğlu'na geçen gün İlker Canikligil sordu ya.
10-12 yıl terapiye giden insanlar var ve hala iyileşememiş.
İyileşmek var mı diye sordu.
Alper Hasanoğlu'nun cevabı süperdi.
Hayır dedi. Terapinin insanları iyileştirdiğini zannetmek çok büyük bir hata.
Ve Freud'un şu cümlesini söyledi arkadaşlar.
Psikanalizin yapabileceği tek şey insanların kendi acılarını kabul etmesi ve bu acılar ile yaşamlarını sürdürmelerine yardım edebilmektir dedi.
Yani bunu dinleyince abi dedim bu işte ya hani aydınlanma anı oldu benim için öyle söyleyeyim.
Yani sen ister bir ayda kabul edersin istersen 10 yıl kabul etmeyebilirsin.
O kısım sana kalmış. Tekrar ediyorum psikanalizin yapabileceği tek şey insanların kendi acılarını kabul etmesi ve bu acılarla yaşamlarını sürdürmelerine yardım etmek.
Freud böyle söylemiş. Yasada arkadaşlar aslında çok benzer bir şey var değil mi?
Yani kişileri oldukları gibi kabul edin derken aslında kastedilen şey bu.
Ve affetmek tabii ki bu da çok önemli.
Bu bölümden sonra kendini affet bölümümü mutlaka dinleyin.
Bir Dost benim en sevdiğim old bölümlerimden biridir o.
Birini affettiğiniz zaman geçmişte yaşananları tamamen salıveriyorsunuz.
Yani kendinizi de özgür bırakıyorsunuz.
O insanı da özgür bırakmış oluyorsunuz.
O sırtınızdaki taş dolu çuvalı bırakmış oluyorsunuz.
O yüzden kendiniz için bunu yapın.
affedin ama bağışlayın demedim.
O ayrı. Bunu zaten o bölümde anlatmıştım.
Bağlılık yasası kısaca böyleydi arkadaşlar.
Daha bir sürü yasa var.
Eğer anlatmamı isterseniz Instagram'dan yazın.
Bu podcast gönderisi kapağının altına.
Yorumlarınızı bekliyorum. Bir bölümün daha sonuna geldik.
Cambly bize özel indirim kodumuz yasa60.
Açıklamalardaki linkten detaylı bilgiye edinebilirsiniz.
Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Hepinize iyi bayramlar, iyi tatiller diliyorum.
Ayın 15'inde tekrar Görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
