
Samsung Galaxy S24 Hakkında detaylı bilgi almak için: Samsung Galaxy S24
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri için: Tıklayın
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "Samsung Galaxy S24" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün uzun zamandır çok istenen bir konuyla geldim.
Sosyal fobiden bahsedeceğim size.
Utangaçlık ve çekingenlik, sosyal anksiyete bozukluğu bunlardan bahsedeceğim.
Bu sosyal durumlara karşı duyulan endişe ve korku.
Şimdi ben lafı fazla uzatmayı sevmem biliyorsunuz.
O yüzden hemen konumuza giriş yapıyorum.
Genelde bu çocuklukta ya da ergenlikte ortaya çıkıyormuş.
Ve bu insanlar hani böyle utangaç, çekingen olarak tanımladığımız böyle sessiz sakin insanlar var ya onların çoğunda olan bir şey aslında sosyal fobi ama biz onları böyle tanımlıyoruz.
Sadece utangaçlık ve çekingenlikle tanımlanabilecek kadar basit bir olay mı?
Asla değil. Çünkü sosyal fobisi olan kişiler gündelik hayatta çok büyük sıkıntılar yaşıyorlar.
İnsan içine karışmakta, sosyal ilişkiler kurmakta çok zorlanıyorlar.
Ve durum öyle bir noktaya geliyor ki artık böyle mesleki işlevselliklerini bile...
yerine getiremeyecek bir pozisyona gelebiliyorlar.
Tüm yaşamlarının kalitesini kökten etkileyen bir durum sosyal fobi.
Çocukluk ve ergenlikte ilk belirtilerini veriyor aslında.
Şöyle bir hatırlayın arkadaşlar.
Öğretmen sizi tahtaya çıkarttığı zaman aşırı derecede bir heyecan duyuyor muydunuz?
Çok iyi bildiğiniz bir soruya parmak kaldırırken korkuyor muydunuz ya da kaldırmıyor muydunuz parmağınızı?
Öğretmeninizle konuşurken heyecanlanıyor muydunuz?
Ama aşırı bir heyecandan bahsediyorum.
İşte yüz kızarması, el titremesi...
Size bunlar da eşlik ediyor muydu?
Arkadaşlarınızla özellikle de karşı cinste konuşurken nasıl bir durumdaydınız hatırlayın.
Toplu halde yemek yiyeceğiniz zaman çok büyük bir gerginlik yaşıyor muydunuz?
Benimle kesin alay edecekler diye bir korku var mıydı içinizde?
Yani sık sık yaşadığınız bir şey mi bu alay edinme korkusu?
Performans göstereceğiniz aktivitelere katılmaktan kaçınıyor muydunuz?
İnsanların gözü hep üstümde.
Her hareketimi izliyorlar kesin.
Kesinlikle beni mercek altına alıyorlar diye.
Asılsız düşünceleriniz var mıydı?
Hep böyle izlendiğinizi düşünüyor muydunuz?
Biriyle konuşurken içinizden ya...
Kesin beni çok aptal buldu, çok garip buldu, tuhaf buldu.
Yani bu tarz böyle kesin olumsuz bir izlenim bıraktım diye düşünceler geçiyor mu kafanızdan?
Yeni biriyle tanışacağınız zaman aşırı bir gerginlik yaşar mısınız?
Ya da diyelim ki bir arkadaşınızla görüşeceksiniz.
Onun yanında da hiç tanımadığınız biri daha gelecek.
Çok böyle geriliyor musunuz bunu duyduğunuz zaman?
Arkadaşınız aradı dedi ki ya ben geliyorum ama yanımda bir arkadaşım daha var.
Sorun olur mu? Onunla gelmem.
Siz onu tanıyorsunuz ama diğer gelecek kişiyi tanımıyorsunuz.
Böyle durum... Bunlarda nasıl hissediyorsunuz kendinize?
Tamam ya ben gelmiyorum dediğiniz oluyor mu?
Mesela bir bahane uydurup kaçıyor musunuz?
Konuşmanız gereken yerde sırf yanlış bir şey söylerim korkusuyla konuşmadığınız zamanlar var mı?
O zaman hoş geldin sosyal anksiyet ediyoruz.
Şimdi sosyal fobi terimi ilk kez 1903 yılında Pierre Jeannot tarafından kalabalık yerlerde konuşmak, başkalarının önünde piyano çalmak ve yazı yazmak gibi durumlarda performans
ansiyetesi gösteren hastaları için kullanılmış.
Yani piyano çalmak falan diyor başkalarının önünde.
Baya böyle şey elit bir hastalık gibi görünüyor değil mi?
Herhalde 1903'lerde yaşasam bana da bu teşhis konulurdu.
Çünkü ben mesela biri bakarken bir şey yapamıyorum.
Yani mesela çok iyi bildiğim bir yemeği yapacağım.
Arkamda biri durup beni izliyorsa elim ayağıma karışıyor.
Ay saçmalıyorum yani.
Bence çoğunuzda bu vardır diye düşünüyorum.
Biri bakarken olmuyor Murphy yasaları gibi.
Ne diyordum ya? Şimdi bu 1903'de böyle tanımlanmış.
Yani önceden normal olarak değerlendiriliyormuş ama 1970'de ilk defa klinik bir sendrom olarak tanımlanmış.
Tanımı da şöyle yapılıyor.
Ben bu tanımı çok doğru buldum.
Sosyal fobinin özünü...
Başkaları tarafından gülünç görünme korkusunun oluşturduğu bu altını çizeceğimiz bir nokta.
Bunun özünde başkaları tarafından gülünç görünme korkusu var arkadaşlar.
Devam ediyorum. Başkalarının varlığında yeme, içme, yazma, konuşma gibi edimleri gerçekleştirmekten veya yüz kızarması Titreme, istifra gibi bedensel
belirtilerin ortaya çıkıp bu belirtilerin başkalarınca fark edilmesinden korkmayı sosyal fobi olarak tanımlamışlar.
Bunca şeyi okudum bence en iyi tanım bu.
Sosyal anksiyetesi olan kişilerin geleneklere uyma isteği çok daha fazla oluyormuş.
Yani otoriteye boyun eğme dediğimiz olay onlarda daha fazla.
Zaten hayır demeyi de çok fazla bilmiyorlar.
Düşük sosyal benlikle ilişkili kırılgan bir yapıya sahip oldukları söyleniyor ve diğer kişilere rehberlik...
gönderlik etme konusunda becerilerinin oldukça zayıf olduğu gözlemlenmiş.
Dikkat ve öğrenme becerilerinde de zorlandıkları belirtilmiş.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu zaten bunca şey okuduğum sosyal fobiyle beraber eş tanı olarak konulan şeylerden biri.
Bu bireyler yüksek korku ve kaygılarını tetikleyen düşüncelerinden dolayı hayatlarında değişiklik yapma konusunda da kendilerini çok...
Güçsüz hissediyorlarmış.
Çok az sosyal çevreleri var.
Daha çok böyle yalnız takılmayı seviyorlar, tercih ediyorlar.
Daha az arkadaşları var veya hiç arkadaşları yok.
Derneklere, kulüplere katılmayı sevmiyorlar, istemiyorlar.
Romantik ilişkiler konusunda da epey bir zorlanıyorlar.
Kadınlar erkeklere oranla daha fazla sosyal fobi konusunda.
Fakat kadınlara teşhis koymak çok daha zor.
Neden? Çünkü toplumumuzda kadınların zaten işte...
biraz böyle utangaç, biraz çekingen olması kabul edilebilir görünüyor.
Hani normali buymuş gibi görülüyor.
Halbuki öyle değil. Kadında sosyal hobi var ama biz bunu zannediyoruz ki çok utangaç, çok sessiz, çok çekingen biri zannediyoruz.
Değil. Ama erkekten beklenen şey ne toplumda?
İşte erkek güçlü olsun, otoriter olsun, girişken olsun, konuşkan olsun bunlar beklendiği için bir erkekte bunu görmedikleri zaman sessiz, çekingen, utangaç bir erkekte karşılaşıldığı zaman bunu hemen böyle bir kus...
Sormuş gibi görüp karşı tarafa bunu hissettirdikleri için erkekler bunun daha çok farkındalar.
Dolayısıyla klinik psikologların ve psikiyatrların kapısını aşındıranların çoğu erkek sosyal fobi konusunda.
Ülkemizde sosyal fobi üzerinde yıllardır çalışan klinik psikolog Ahmet Koyuncu hocamız var.
Psikiyatr. Çok geniş bir sosyal fobi olan hasta arşivi var.
Uluslararası çalışmaları var.
Bir sürü yayınlar, hitapları var.
Konuyla ilgili böyle daha geniş kapsamlı bir araştırma yapmak isterseniz ondan faydalanabilirsiniz.
Ben de bugün onun bilgileri ışığında ilerliyorum.
Ahmet hoca diyor ki sosyal fobinin en büyük nedenlerinden biri utançtır diyor.
Ve bu o kadar kötü bir duygu ki insan kendini...
Kendini çok eksik hissediyor, yetersiz hissediyor, çaresiz hissediyor.
Sonra bu menem duygu yavaş yavaş hayatımızı çaktırmadan ele geçiriyor.
İçimizde adeta cerahatli bir yara gibi kanıyor ve üzerinden seneler geçtikçe o yara iyileşeceğine utanç yarası daha da büyüyor.
Ta ki bir parçamızı, özgüvenimizi, sosyalleşmek isteyen o yanımızı koparıp alıncaya kadar.
O utancı yaşadığımız anlar aklımıza geldikçe yeniden yaşıyoruz o anları.
Sonra kendimize kızıyoruz.
Nasıl diyoruz ya ben nasıl beceremedim bu işi?
Suçlayan parmağımız hep bize dönüyor.
Hep bize. Ve nihayetinde bu kabustan kaçabilmek için kalabalıklardan kaçıyoruz.
Kalabalık bir yerdeysek...
Gözler üstümüzde olmasın diye görünmez olmaya çalışıyoruz.
Bir yerde haksızlığa uğruyoruz.
Markette en basiti sıramızı alıyorlar.
Sesimizi bile çıkaramıyoruz.
Birini beğeniyoruz, aşık oluyoruz, söyleyemiyoruz.
Peki... Nedir bizi bu kadar utandırmış olan, kalabalıklardan bizi koparmış olan şey nedir?
Herkesinki başka olabilir tabii ki ama diyelim ki bir toplantıdaydınız.
O söz dönüp dolaşıp size geldi ama siz heyecandan iki lafı bir araya getirip söyleyemediniz.
Ya da bir sunum yapıyordunuz, yapamadınız o sunumu, olmadı.
Yani rezil oldu, berbat oldu size göre.
Sınıfta öğretmen tahtaya kaldırdı, çok basit bir soru sordu.
O anda yapamadınız ve herkes sizinle alay etti.
Belki yıllar önce. Her şey olabilir.
Ya da işte bir davete gittiniz.
Merdivenlere ayağınız takıldı.
Herkesin önünde düştünüz.
Hoşlandığınız çocuk da oradaydı mesela.
Dediğim gibi her şey olabilir. Herkesin utanma durumu farklı.
Mesela ben ilkokuldayken beden eğitimi hocamız çok sert bir adamdı.
Herkesi azarlıyordu. Ben de öyle yaramaz bir çocuk değildim.
Yani hiç azar işitmemiştim hayatımda.
Öğretmenlerimden de evde de azar işiten bir çocuk değildim.
Yani çok hassas ve çok kırılgan bir çocuk olarak tanımlayabilirim kendimi.
beden derslerinde bizi böyle asker gibi diziyordu sağa dön sola dön bağırıyor ama nasıl bağırıyor korkunç bir ses ve ben korkudan yanlış yere dönmüştüm bana öyle bir bağırdı ki ama ne hakaretler
bana ya altı üstü sağım yerine soluma dönmüşüm ne var bu kadar bağıracak küçücük çocuğa hakaretler havada uçuyor işte kızım sen aptal mısın dedi bana sağını solunu bilmiyor musun dedi herkesin içinde Ya
beni öyle bir aşağıladı ki.
Ben o günden sonra asla aynı Merve olmamışımdır öyle söyleyeyim.
Bir daha beden eğitimi dersine girmek istemedim.
Ağlayarak gidiyordum. Okulu bırakmak istedim o derece.
Yani benim kadar hassas insanlar bence bu tarz tepkiler verebiliyor.
Yani okulu bırakmaya kadar gidebiliyor bu işin sonu.
Sonra öğretmenimiz değişti.
Başka öğretmenler geldi gitti ama en sevmediğim ders sorsanız her zaman beden eğitimi olarak kalmıştır.
Sonra okulda bir dans gösterisi vardı.
Sınıftan 5 kız seçtiler.
Onlardan biri de bendim.
Yani o kadar özgüvenim kırılmış ki.
Son dakikaya kadar o sahneye çıkmak istemediğimi hatırlıyorum.
Sonra işte tiyatrolar yaptık, bir şeyler yaptık.
Herhalde böyle yavaş yavaş aşmışımdır diye düşünüyorum ama şu yaşıma geldim.
Hala sağımı solumu karıştırıyorum.
Bakın bu yaşta. O günden beri kalan bir şey bu.
Ve ben bu utançla sosyal fobi sahibi de olabilirdim.
Yani o kadar gönlüm kırıldı ki, o kadar özgüvenimi sarstı ki o olay.
Yani şey demeyin, üf Merve ne var ya bunda?
üstü bağırmış hocan.
diyebilirsiniz ama öyle değil işte o.
Yani küçükken bununla nasıl baş edeceğinizi bilmiyorsunuz.
Sorun da orada zaten. Şu an olsa aman der geçersin ama ya küçücük çocuksun azar işitiyorsun.
Tanımadığın bir insan sana bağırıyor herkesin içinde.
Gerçekten çok kırıcı bir şey.
Hatta bir başka bölümde hatırlıyor musunuz?
Oldlar hatırlayacaktır. Üniversite hocam ben derste uyuyakaldığım için antibiyotik kullanıyordum.
İşte antibiyotiklerin çok ağır bir etkisi vardı ve karanlıkta slide izliyoruz.
Gözlerim kapanmış böyle tam olarak uyuduğumda söylenemez.
Kalem... Kurlatmıştı bana. Size bunu anlatmıştım.
Beni dersten kovmuştu falan.
Böyle hayatımın şoku.
Ama şey demişti. Ya boşver ya falan dedim.
Hani bununla baş edebildim. Tamam üzüldüm ama aman dedim.
Yani zaten dedim. Bu insan böyle bir insan.
Herkesi kıran, döken, umursamayan, bağırıp çağıran bir insan.
Hani seninle bir derdi yok ki.
Zaten dersinden sonra gelip özür diledi.
Konuştu benimle. Ama hani baş edebildim.
Küçükken baş edemiyoruz. Sorun bu.
Yani dediğim gibi çok özgüvenimi sarsmıştı o olay.
Küçücük çocuğum ya. Vicdansız adam.
Terence Fletcher. Ya Will Fletcher diye bir film var biliyorsunuzdur.
O filmi izlerken baygınlık geçirecektim ya.
O çocuğun yerinde olsam ne yapardım?
O batarist şu an yaşıyorum anlatırken.
Ya Terence Fletcher benim hocam olsa.
Cidden Bakırköy'deydim şu an.
O derece. O bana sandalye fırlatırdı.
Ben de ona herhalde bateriyi fırlatırdım.
Sonra müzik kariyerim orada biterdi.
Bu arada o filmi izlemediyseniz mutlaka izleyin.
Özellikle de gençler izlesin.
Muhteşem bir film. Merve bir dakika.
Hemen filmi not almam gerekiyor.
Dur diyenler. Filmin adı Whiplash.
Tekrar söylüyorum. Bu arada beni böyle masa başından ders dinler gibi dinleyip not alan takipçilerim var.
Instagram'da da görüyorsunuz storylerde.
Eğer... Böyle bu şekilde not almayı seven biriyseniz Samsung Galaxy S24 Tam size göre ben de not almayı çok seviyorum ama özet çıkartma konusunda hiç iyi olduğumu söyleyemeyeceğim.
Samsung Galaxy S24'ün not asistanı bu konuda da bize yardımcı oluyor.
Çok uzun metinlerin anında size özetini çıkartabiliyor ve kullanımı da o kadar basit ki.
Önce not asistanı uygulamasına tıklıyorsunuz.
Sonra uzun bir notu açıyorsunuz.
Not asistanı ikonuna tıklıyorsunuz.
Özetle diyorsunuz saniyeler içerisinde.
ekrana o konunun özeti geliyor.
Dilerseniz not aldığınız dili bile değiştirebilirsiniz.
Çeviri özelliği sayesinde.
Notunuzu seçin. Çevirdiğin anında şipşak istediğiniz o dile çeviriyor.
Merve ben not alıyorum almasına ama notlarım o kadar dağınık ki işin içinden çıkamıyorum diyorsanız onun da çözümü var.
Hemen oto formatta notlarınızı düzenle diyorsunuz.
Düzenleniyor. Aradığınız notu bulmakta zorlanıyorsanız notlarınızı kapak oluşturmayla etiketliyorsunuz.
Ve aradığınızı çok kolaylıkla buluyorsunuz bu özellik sayesinde.
Not asistanı notlarımızı düzenlemenin en kolay ve en eğlenceli yolu.
Yapay zeka desteğiyle günlük hayatımızı kolaylaştırmak isteyenlerin adresi belli.
Samsung Galaxy S24 Galaxy AI ile mobil yapay zeka çağı başladı biliyorsunuz.
Samsung Galaxy S24'ü detaylı incelemek isteyenlere açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Bilissel davranışçı terapinin kurucularından Aaron Temkinbeck'e göre sosyal anksiyetesi olan biri çoğu kez utanmaktan korkar.
İzlendiği ya da izlendiğini düşündüğü anda kendi sosyal imajı hakkındaki düşünceleriyle ilgili olan hissidir.
Kişi eğer bu imajın bozulduğuna inanırsa ve karşısındaki kişilerin kendisiyle ilgili düşüncelerine önem veriyorsa utanma duygusuna kapılması olasıdır.
Zayıf, aşağı ve beceriksiz olma düşüncesi bile bunların gerçekten söylenmesi kadar tehdit edicidir.
Yani görüşlerini bildirmeseler bile diğer insanların onların hakkındaki düşünceleri utancın oluşumu için önemli bir bileşendir diyor.
Ve yine Beck'e göre utancın...
Aktive olması için ana faktör kişinin bir ya da birden fazla kişi tarafından izlenmeye maruz kalmasıdır.
Bu his özellikle de böyle topluma ters düşen bir davranış sergilendiği zaman ya da böyle bir durum algılandığı zaman tetikleniyormuş ve kişi davranışını zayıflığının, bayağılığının, beceriksizliğinin,
karakter eksikliğinin ve gelişmemişliğinin bir yansıması olarak değerlendirebiliyormuş.
Aslında öyle bir şey yok.
Kendini görme şekli bu ve bu davranışın sonuçları gizli değer kaybından açıkça dalga geçmeye kadar değişebiliyor.
Ve kişi bu utandırıcı davranışını eğer ki gizleyebiliyorsa ya da gizli bir yerde yapabiliyorsa utanma duygusunu hissetmiyor.
Utanma duygusunu hisseden kişi bu kötü imajı düzeltmekte kendini çaresiz görebiliyor.
Beceriksiz bulduğu davranışını kendimi toplum önünde rezil ettim gibi bir ifadeyle onaylayabiliyor.
Kendi kendine böyle bir onay veriyor.
Kendini saklamaya çalışıyor.
Başını öne eğiyor, utanıyor, omuzları düşüyor.
Yani başkalarının bizim hakkımızdaki düşüncelerini dikkate almamız tabii ki çok önemli arkadaşlar ama burada önemli olan şey aşırı dikkate almak.
Yani sosyal fobide aşırı aşırı dikkate almak var karşımızdakinin görüşlerine.
Kendi görüşlerimizin önüne onlarınkini koymak var.
İşte bu ne yapıyor? Endişe yaratıyor, utanç yaratıyor.
Onların bizi görüşlerine aşırı bir şekilde değer verme bu konuda bize...
hassas hissettiriyor. Başkalarının bizim üzerimizde tahakküm kurmasını sağlıyor ve eğer başkaları üzerinde iyi bir izlenim bırakırsak, sosyal fobimiz varsa kendimizi çok iyi hissedebiliyoruz ama kötü izlenim bıraktığımızı düşünüyorsak
çok kötü hissediyoruz.
Yani kendi değerini başkalarından gelecek geri bildirime bağlıyor sosyal fobisi olanlar.
Beck'e göre Utanmanın ilacını kişi bu utanç verici durumdan uzaklaşmak olarak görüyor.
Hani bazen deriz ya yer yarılsaydı da içine girseydim diye.
Aynen o hesap. Gelelim çekingenlik mevzusuna arkadaşlar.
Yeni bir işe başladığınızda ilk gün heyecanlı olmanız tabii ki normal.
Ya da çok hoş biriyle tanıştığınız zaman böyle elinizin ayağınızın karışması, topluluk önünde konuşurken heyecan yaşamamız bunlar çok normal.
Yani bu insanlara biz işte çekingen, utangaç diyemeyiz.
Ama bir kişinin çekingen...
Yani eğer tüm yaşamını etkiliyorsa altını çizerim tüm yaşamını etkiliyorsa sürekli bu şekilde ise o zaman tabii ki büyük bir sıkıntı var demektir.
Bu kişi toplum içinde kendini huzursuz hisseder.
Beğenilmeme ya da küçümsenme duygusu çok baskındır, utangaçtır.
Kendisini çekingen olarak tarif eden bir öğrenci yaşadıklarını şöyle anlatıyor.
Demiş ki çocukluğumda ve ergenliğimde dalgın ve kendi dünyamdaydım.
Toplumda efendi ve saygılı olarak bilinirdim.
Arkadaşlarımın kavga ile çözdüklerini haklı olduğum konularda dahil olmak üzere hep ben alttan alırdım.
Kavgaya cesaret edemezdim.
Hakkımı arayamazdım.
Çekingendim ve kendimi ifade edemezdim.
Çok önde olamazdım.
Bir konuda çok iyi bile olsam asla ortaya çıkmazdım.
Girdiğim toplumlarda silik kalırdım.
Ve hep ben insanlara ayak uydururdum.
Eleştirilmekten ve azarlanmaktan korkardım.
Şimdi buraya dikkat.
Çocukken herkesin önünde bir kez azarlanmıştım.
Ve çok ağlamıştım. Böyle bir hassasiyetim olduğu için hep geride dururdum.
Sınıfta cevap vermezdim.
Hep kontrol altında kendimi tutardım.
Kendimi rahat hissedebileceğim ortamlara girerdim.
Sesimin güzel olduğunu bile başkaları fark etti.
Bir gün tahtada zor bir matematik problemini çözdüm.
Öğretmen sende bu zeka var mıydı diye bana takıldı.
Ben bile şaşırdım. Hayatta en büyük korkum gülünç duruma düşmekti.
Birkaç kez böyle oldu.
O an öldüm öldüm dirildim.
O an insanların benim hakkımdaki düşüncelerini düşündüm.
Pot kırmalarda insanların gözünde çok rezil olduğumu düşündüm.
Bu endişelerim her zaman var ve sanırım benimle ömür boyu gidecekler.
Ayrıca tartışmalarda farklı düşüncelerim olsa bile savunamam.
O tartışmayı göze alamam.
Genelde fikirlerim değersiz gelir ve sanki aşağıdaymışım gibi gelir.
Çünkü kendi düşüncelerime hiçbir zaman değer vermedim.
Genelde hep karşı tarafa hak verir ve konuyu kapatırım.
Öğrenci demiş dediğim gibi sosyal fobi öğrencilerde çok fazla özellikle de gençlerde.
Hatta az önce bir takipçim mesaj atmış.
Merve işte kendini affet bölümünü dinliyordum.
Orada öğretmenle ilgili ben bir şeylerden bahsetmiştim.
O da ilkokulda yaşamış olduğu olayları anlatmış ve bunlardan dolayı büyük travmaları var.
İlkokul öğretmeni ödevini yapmadığı için defterle suratına vurmuş, tokat atmış ve o günden sonra diyor ki bir daha asla tahtaya çıkmadım.
Mahvolmuş yani hani diyor ki 40 yaşıma girsem de ben bunu unutmayacağım.
Şu an 26 yaşındaymış.
O günden sonra bir daha asla tahtaya çıkmamış.
Parmak kaldırmamış.
Arkadaşlarım benimle hep dalga geçerlerdi diyor.
Çantam pazardan diye dalga geçerlerdi.
Kilomla dalga geçerlerdi.
Bir kere beden dersinde takla atamadım.
Onunla dalga geçtiler. Yani hep dalga geçirmiş, utandırılmış bir çocuk.
Peki dedim şu anki yaşantına bu nasıl yansıdı ve sosyal popisi olduğunu söyledi.
Hatta şöyle demiş uzun bir süre evet sürekli hep düzgün biri olmalıydım.
İyi bir öğrenci olamazsam hiç öğrenci olmamalıydım.
Bununla ilgili az sonra size bir şeylerden bahsedeceğim tam cuk oturacak.
Tahtaya çıkamadım. Üniversiteye kadar konuşmak istemedim.
Halbuki ben hep voleybol oynamak, tiyatroda sahnede olmak istemiştim ama yapamadım.
Benim hiç arkadaşım da olmadı.
Bu yüzden olamadı gerçi.
Bu yüzden mi bilmiyorum ama utandım.
Hep kendimden utandım.
Kilo aldım, yemek yedim.
Bazen gizli gizli, bazen açık açık bir tencere, makarna.
Annem anlasın diye masanın altına bile saklanmışlığım vardır.
Sevinmek için çok çabaladım, hala da devam ediyorum.
Ben ne yaptım ki böyle oldu, oluyor ve kendimi çok suçladım.
Okul gösterilerinde hep arka planda olmak istedim.
Biliyor musunuz liseye giderken okul sırama kadar hep annem bıraktı beni.
Orada bile benimle dalga geçtiler.
Benim yanıma kimse oturmak istemedi.
Ben hep tek oturdum ve ceza niyetine hocalar benim yanıma oturtuyorlardı arkadaşlar.
Teneffüslerde bile yerimden kalkmazdım, kitap okurdum.
Neden bana böyle yaptılar bilmiyorum demiş.
Az sonra anlatacaklarım gerçekten bu mesajda çok örtüşüyor.
Gördüğünüz gibi sosyal fobi sahibi olmuş öğretmeninin yüzünden.
İşte çocuklukta utandırılmak bu kadar önemli.
Hayatımızı çok etkileyebiliyor.
Bizi çok çekingen yapabiliyor.
Merve acaba bende çekingen kişilik bozukluğu var mı diye soruyorsanız eğer.
Şimdi sayacağım 7 maddeden 4'ü varsa çok yakın olabilirsiniz.
Birincisi eleştiriden aşırı derecede korkar mısınız?
sizin davranışlarınızı, sözlerinizi onaylamazlarsa incinir misiniz?
En büyük korkunuz beceriksiz gözükmek mi bu hayatta?
Reddedilme ve dışlanma korkunuz var mı?
Bu nedenden dolayı hep böyle tedbirli mi hareket edersiniz?
İkincisi yakın arkadaşınız ya da yakın arkadaşlarınızın olmaması, bir sırdaşınızın olmaması, derdimi açabileceğim hiç kimse yok der misiniz sık sık?
Eğer böyle diyorsanız ya da hep böyle aynı insanlarla görüşüyorsanız, yeni insanlara kendinizi kapattıysanız yani genelde böyle en az sorun yaşayacağınız, en az incinme yaşayabileceğiniz ortamları seçiyorsanız, böyle
kişileri tercih ediyorsanız garantici bir yaşam şekliniz varsa oraya da bir dikkat edin derim.
Üçüncüsü gerçekten istendiğinden emin olmadıkça insan içine girmekten kaçınma.
ve isteksizlik, reddedilme riski taşıyan herkesten her ortamdan kaçma var mı?
Hep eski dostlarla takılmaca, konfor alanından çıkmama, bundan kaçınma ve bu korkudan dolayı kişiye çok hoşlansa bile karşı tarafa tabii ki asla açılamıyor.
Terfi isteyecek, isteyemiyor.
Burada başarısızlık ve reddedilme kaygısı çok yoğun.
Hatta bu kişiler evlenirken bile özellikle böyle kendinden alt seviyede olan kişileri tercih ediyormuş.
Yani dişinin kesebileceği kişileri tercih ediyormuş.
Eğer erkeksin Böyle eğitimli hoş kadınları değil kendisinin daha rahat kontrol edebileceği eğitimi kendisinden oldukça düşük olan kadınları tercih edebiliyorlarmış.
Beşincisi toplum içinde uygunsuz ya da aptalca davranırım korkusuyla susmak.
Cevap verebileceği yerde vermemek.
Kendi yeteneklerini çok çok iyi olsa bile göstermekten çekinmek.
Birine sizi sorsalar ve o kişi desek ya çok sessiz çok sakin biri varlığıyla yokluğu bir deniliyorsa oraya da dikkat.
Altıncı. Başkalarının önünde kızarabileceğinden, ağlayabileceğinden ve ansiyete belirtileri göstereceğinden aşırı derecede korkma.
Aslında buradaki sorun çekingen kişinin kendisini başkalarının beğenisini kazanacak özelliklerde görmemesi.
Yedincisi ise sıradan kendi rutinleri dışındaki işleri yaparken zorlukları büyütmek.
Fiziki tehlikeleri ve riskleri büyütmek.
Yani başkalarına çok kolay gelen bir şeyi çekingen kişi gözünde büyütür de büyütür.
Yani o anda yapamıyor. Aslında oradaki şey de beceriksizliğim ortaya çıkacak diye düşünüyor kendi kendine ve ürküyor.
Geri çekiyor kendini. Halbuki beceriksiz falan değil kendini öyle görüyor.
Hatta o işi yapmaktan komple vazgeçebilir.
Bir yere gidecekse vazgeçebilir son dakika.
Hani orada hiç tanımadığı biri varsa.
Sizde bu 7 maddeden kaçı var arkadaşlar?
Ona göre bir kendinizi değerlendirin derim.
Devam edelim. Sosyal fobiklerde bağımlı kişilik özelliklerine çok yaygın olarak rastlanıyormuş.
Hayır diyememek. En büyük sorunlarından biri.
Sosyal fobikler dışarıdan bakıldığı zaman karıncayı bile incitmezler.
Dünya iyisi insanlardır.
Polyanlalardır. Ve önemli bir kısmı yardımsever, kibar, anlayışlı ve önemsedikleri kişilere karşı aşırı fedakar insanlardır.
Ama kendileri için hiçbir şey isteyemezler.
Kendileri nasıl davranıyorsa karşı taraftan da aynısını beklerler.
Ama aynısını göremedikleri zaman çok kırılırlar, dökülürler, incinirler, mahvolurlar.
Yani normal bir insanı vereceği...
Tepkinin 10 katını verirler. Bağımlı kişiliğin oluşmasında tabii ki pek çok faktör var.
Çocuğun anneden uzaklaşma ve kopma sürecinin geç başlaması.
Yani bu aslında gelişiminin bir sonucu ama bazı anneler babalar izin vermiyor çocuğun kopmasına, bağımsızlaşmasına.
Çünkü çocuk nihayetinde büyüdükçe dünyayı kendi gözleriyle görmek, kendi gözleriyle anlamlandırmak istiyor ve bağımsızlaşmak istiyor.
Eğer aile bu süreci desteklerse çocuk kendini güvende hissediyor.
Ama tersi durumda ise...
Suçluluk duyguları ağır basıyor ve bağımsızlık çabaları engelleniyor.
Bazı anneler çocuklarını aşırı aşırı korumak istiyorlar.
Ve bu aşırı korumacılık sonucu çocuk dünyayı nasıl algılıyor?
Tehlikeli bir yer olarak algılıyor.
İçinde kapanıyor. Çevresinden uzaklaşıyor.
Merak duygusu köreliyor.
Ve bazı anneler böyle çocuklarını gerçekten çok izole büyütüyorlar.
Kimseyle görüştürmüyorlar.
Aman mikrop kapar. İşte okula da çok geç gitsin.
Hep benimle vakit geçirsin.
Böyle anneler var. Onlar da hani aşırı korumacılar ve çok izole ettikleri için.
Çocuk dünyayı tanımadığı için ileride sosyal fobi olma olasılığı tabii ki daha yüksek oluyor.
Yaşam boyu sağlıklı kopmayı gerçekleştiremeyebiliyor bu çocuklar.
Anneden kopmayı gerçekleştiremiyor ve bağımlı özellikleri yaşamlarında artık böyle bir sorun yaratacak kadar artınca bağımlı kişilik bozukluğu dediğimiz şeyle adlandırılmaya başlıyorlar.
Yani çocuklarınızla sağlıklı bağlanma ve kopma gerçekten çok önemli.
Sosyal fobiklerin kendine güveni oldukça az arkadaşlar.
Erickson kendine güven duygusunun doğumdan sonra ilk bir yıl içerisinde bebekle ailenin kurduğu ilişki ile ilgili olduğunu söylüyor.
Ebeveynin davranışlarının tutarladığına paralel olarak geliştiğini de ifade etmiş.
Kendine güven duygusu ya da özgüvensizlik çocukluk yıllarında kazanılıyor biliyorsunuz ve sonrasında da bütün yaşamamızı maalesef etkiliyor.
Bir de sosyal fobiklerde şu var başkalarını cezbeden muhteşem özellikleri olsa bile çok olumlu pozitif özellikleri olsa bile görmüyor.
Kendini görmüyor. Kendini adeta olumsuza odaklıyor.
Habire kendini yargılıyor.
Habire kendini değerlendiriyor.
Asıyor, kesiyor, biçiyor ama bunların hepsini kendi zihninde oluşturduğu şeylerle yapıyor.
Öyle bir şey yok dediğim gibi.
Belki dışarıdan muhteşem biri olarak tanımlıyoruz biz onları ama o kendi içerisinde bunu yapmıyor.
Sosyal fobiklerin önemli bir kısmında dediğim gibi dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu da var ve düşünce hatalarına gelecek olursak şöyle.
Sosyal fobiklerin Bakın benden bir şey olmaz abi.
Bakın böyle yani olumsuz.
Kendi davranışlarını olumsuz düzeyde aşağılama eğilimleri var.
Her şeyin iyi tarafını değil...
Kötüsüne odaklanma eğilimleri var.
Sosyal ilişkileri eğer iyi gidiyorsa bunun direkt karşı taraftan kaynaklı olabileceğini düşünüyorlar.
Hiç kendileriyle alakası yok.
İyi bir şey varsa karşı tarafta.
Kötü bir şey mi var? Tamam o benden kaynaklı.
Böyleler. Her şeyi kendilerinden dolayı sanma eğilimleri var ama kötü şeyleri, iyi şeyleri değil.
Başkalarının onayına...
Her şeye kişisel algılama gibi bir eğilimleri var.
Ve niyet okuması yapıyorlar.
Falcı gibiler. Benim hakkımda böyle düşünüyor.
Kesin şöyle düşündü.
Bak ondan dolayı böyle yaptı.
Sürekli niyet okuyor. Mesela bir ortamda suskunluk olur ya bir anda.
O zaman diyor ki kendi kendine.
Ya kesin benden dolayı oldu.
Benim muhabbetimi çok sıkıcı buldular.
Ondan sustular. Herkes o yüzden sustu.
Halbuki onunla alakası yok. Orada muhabbet.
Kesildi bitti yani. Biri güzel diye bakıyor ona.
Ay diyor ne kadar yakışıklı ne kadar güzel diye bakıyor.
O da diyor ki içinden kesin çok tuhaf.
Bende bir şey mi var ya kesin tuhaf görünüyorum şu an.
Çok mu çirkinim acaba falan diye düşünüyor.
Olumsuzsa eğer bir olayı daha beter olumsuz yapıyor.
Yani felaketin üstüne daha da felaketle gidiyor.
Düşünme şekilleri ya hep ya hiç.
Ve melli malı.
Az önce okuduğum mesajları hatırlayın.
Hani dedi ya işte çok mükemmel olmalıyım.
En iyi ödevi ben yapmalıyım.
Her zaman iyi olmalıyım.
Bakın o mesajda bu vardı.
Mükemmelliyetçilik oluşuyor. Hata yapmamalıyım.
Her şey on numara olmalı.
Her şey kontrolüm altında olmalı.
Niye? Çünkü yoksa utanç duyarım.
Değil mi? Altyapıda bu var. Utanç duyarım.
Sosyal fobiklerin altyapısında bu var.
Gün içinde yüz tane muhteşem olan yaşasın.
Bir tane kötü bir şey yaşasın.
Hemen kendi kendine o kötüyü kafaya takar.
O da bana böyle demişti der.
Düşünce şekilleri dediğim gibi ya hep ya hiç En iyisi En güzeli, en doğrusu bakın en, en, en.
Bunlar olmadıkça hep böyle kötü olacağını düşünme gibi bir eğilimleri var.
Mesela sunum esnasında bir kere takıldı diyelim.
Kendi kendine diyor ki ya bütün konuşmam berbat oldu Allah kahretsin.
Halbuki bir kere takıldı başka bir şey yok.
Ya da diyor ki kendi kendine ben bu sınavdan yüksek alamazsam bu benim aptal olduğumu gösterir.
IPC yani eleştirilme ve reddedilme duyarlılıkları çok üst seviyelerde.
Bu arada çocuklukta dikkat eksikliği ve hiperaktif...
Aktivite bozukluğu olanların IPC daha yüksekmiş.
Yani eleştirilme ve reddedilme duyarlılıkları daha yüksek.
Yüksek bir eştanı var aralarında.
Sosyal fobisi olanlarda kaygı ve endişelerini düşürmek için alkol ve sakinleştirici kullanımı görülebiliyormuş.
Bir sosyal ortama girdikleri zaman kendilerini koruma altına alabilmek için yaptıkları şeylerden biri göz temasından kaçınma.
Sizinle göz teması kurmuyor.
Sınıftaysa gidiyor en en en arkaya oturuyor.
Dışarıdaysa simsiyah bir gözlük takıyor göz teması kurmamak için.
Bir ortamdaysa sadece izliyor etrafındakileri.
Konuşmuyor hiçbir şekilde. Sadece dinliyor.
Eğer yemek yenilecekse yemiyor.
Bir şey içmiyor. Bir şey içiyorsa da o bardağı böyle sımsıkı tutuyor.
Bu tarz şeyler yapıyor musunuz?
Kendinizi bir gözlemleyin.
Peki Merve bunun tedavisi var mı?
Tabii ki var arkadaşlar. Uzman klinik psikolog ya da iyi bir psikiyatrla bu işi çözebilirsiniz.
Bilissel davranışçı terapi öneriliyor en çok bu konuda ve psikoterapi tabii ki.
Peki biz neler yapabiliriz bu sosyal fobi illeti için?
Bir uzmandan destek almak tabii ki ilk önceliğimiz olsun.
Hangi bilişsel çarpıtmaları yapıyoruz?
Bunu görmek lazım. Mesela biriyle görüşeceksiniz.
Daha onun yanına gitmeden kafanızdan işte kesin beni beğenmeyecek, beni aptal bulacak, konuşamayacağız, elim ayağım dolanacak, titriyecek, yüzüm kızaracak.
Bunlar geçiyor mu? Kendi kendinizde tahminlerde bulunuyorsunuz.
İşte o zaman pause tuşuna basın arkadaşlar.
O düşüncelerinizi yakalayın ve kendinize sorun.
Ben şu an neden böyle düşünüyorum?
Tam olarak ne hissediyorum, nasıl hissediyorum bir sorun kendinize.
Daha önce böyle bir olay yaşadınız mı?
Bunları yazsanız tek tek aslında daha iyi olur.
En azından sizi nelerin tetiklediğini görmüş olursunuz.
Benim arkadaşlarıma söylediğim bir cümle var.
Hani böyle işte kafalarında kuruyorlar, niyet okuması yapıyorlar.
Şöyle olursa böyle olur, aman tanrım ya böyle olursa falan diyorum ki maksimum ne olabilir ya?
Size de aynısını sorayım. Hatta kendime de bunu çok sorarım.
Merve maksimum ne olabilir?
Ama gidebileceğiniz son noktaya kadar gidin.
Maksimum ne olabilir? Bunu unutmayın.
Ucunda ölüm yok sonuçta.
Diyelim ki bir görüşmeye gittiniz.
Kafanızda da kuruyorsunuz.
İşte beni beğenmeyecek, şöyle olacak, böyle olacak.
Ya diyelim ki gerçekten sizi beğenmedi.
Herkes bizi beğenecek diye bir şey zaten yok.
Pot kıracağım, kötü konuşacağım, hatalar yapacağım.
Kafanızda kuruyorsunuz. E gittiniz, tamam pot da kırdınız, hata da yaptınız.
Zerbat ettiniz. Ne olabilir ya?
Ne olabilir maksimum?
Der ki seninle görüşmek istemiyorum.
Görüşmezsen görüşme yani.
Ne olacak maksimum değil mi?
Biz de insanız ya. Biz de hata yapabiliriz.
Kendimize o kadar acımasız davranıyoruz ki ele gerek yok.
Düşmanımız yapmaz bizim kendimize yaptığımızı.
Bizim hainimiz biziz bazen gerçekten.
O içimizde hiç susmayan ses var ya bıdı bıdı bıdı bıdı konuşuyor.
Sen şöyle yetersizsin.
Sen böyle değersizsin.
Sen ne zannetmiştin? Seni beğenecek mi?
Olacağı buydu. İçinizdeki o ses.
Ya ne diyorsun be abla?
Gözünü seveyim be abi.
Bir sus. Ya arkadaşlar o habis düşünceleri yakalayın ve olumlamaya çalışın.
Onlarla bir yüzleşin ya.
Bu arada Türkiye'de öğrencilerin %24'ünde sosyal fobi var dedim.
Hiç az değil bence.
Çok önemli bir konu.
Ben bir podcastta demiştim ki işte ben bazen kendimi yemeğe çıkarıyorum.
Kendimi şımartıyorum. Gidiyorum tek başıma güzel bir yerde kendime yemek ısmarlıyorum.
İşte siz de yapın arkadaşlar falan demiştim.
işte alın bilgisayarınızı gidin bir kahvecide çalışın demiştim.
Sonra biri bana o kadar sert çıkmıştı ki meğersem sosyal fobisi varmış sonra konuşunca anladım.
İşte ben nasıl böyle demişim o kadar kolay mıymış dışarıya çıkmak kendi kendine yemeğe gitmek ben tabi anlam veremiyorum.
Niye diyorum ya niye bu kadar zor olsun falan.
Sonra sosyal fobisi olduğunu öğrendim.
O zamana kadar bunun gerçekten bu kadar büyük bir problem olabileceğini ve bu kadar fazla kişi de olduğunu bilmiyordum.
İyi ki de öğrendim o olaydan sonra.
Zaten o gün demiştim yani kesinlikle bu konuya değinmem gerekiyor diye o gün demiştim.
İyi ki de bu konuları konuştuk.
Umarım birilerine çare olur bu bölüm.
Umarım bir şekilde destek almaya çalışırsınız arkadaşlar.
Çünkü dediğim gibi bütün hayatımızı etkileyen bir şey bu.
Sosyal hobisi olanlar da aynı zamanda özgüven eksikliği de çok yoğun.
O yüzden özgüvenimizi geliştirmemiz çok önemli.
Bunun üstüne eğilin. Eğer bir ortamdaysanız sürekli böyle içinizden acaba benim hakkımda ne düşünüyorlar?
Acaba ben nasıl görünüyorum?
İçinizden sürekli bunlar geçiyor.
Hani hep böyle bir ben kaygısı varsa orada yine pause tuşunuza basın.
Beni bırakın. Konuşulan konu ne o sırada?
Ona odaklanın. Başka şeylere odaklanmaya çalışın.
Bir kere de ben ne düşünüyorum ya?
Karşı tarafla ilgili. Hep benim hakkımda ne düşünüyorlar diyoruz.
Ben ne düşünüyorum ya seninle ilgili?
Bir kere de bunu sorun. Bisiklet sürmeye ilk başladığınız zamanları hatırlayın.
Ne kadar paniktiniz değil mi?
Aman düşeceğim. Önüme mi baksam dengemi kuramadım.
Sağa yattım sola yattım.
Hep dikkatimiz... Kendimizde, elimizde, ayağımızda.
Çünkü o bisikleti böyle dengede tutmaya çalışıyoruz.
Tepe tak tak düşmemek için.
Ve o hani bisiklet sürerken böyle bir özgürlük hissi gelir ya.
O esnada o yok. O esnada sadece panik hissi var.
Bütün dikkatimiz bedenimizde.
Ve o sırada yanımızdan dinozor geçse görmeyecek bir haldeyiz.
Ama sonra bisikleti sürmeyi öğrendikten sonra artık artistlik yapma boyutuna geçtik değil mi?
Ellerimizi bırakmalar, işte yok ön tekeri ayağı kaldırmalar.
Ne diyorum ya ben araba sürmeyi bilmiyordum.
Sürdükten sonra drift. attım falan diye.
Aynı şekilde bisiklet de öyle.
Yani bu kadar rahatladık değil mi sürmeyi öğrendikten sonra?
Çünkü artık odamız kendimizde.
Yani elimizde ayağımızda değil.
Artık özgürüz. Onlar artık otomatik pilot.
Hani araba sürerken de bir süre sonra otomatiğe bağlarsınız.
Aynen öyle. Dolayısıyla biz de odamızı kendimize değil başka yerlere kaydırabilirsek eğer sağımıza solumuza bakabiliriz.
Daha özgür hissederiz.
Ellerimizi serbest bırakıp özgürce sürebiliriz.
Bisikletin ön tekerini ayağa kaldırabiliriz.
O yüzden bir ortamda böyle ha bire kendinize odaklanıp benim hakkımda ne düşünüyorlar bilmem ne işte niyet okuması yapmak yerine ne yapacağız?
Başka şeylere odaklanacağız.
Aksi takdirde ne oluyor?
Elimiz ayağımıza karışıyor kendimize odaklandığımız zaman.
Biraz dışarıya odaklanmaya çalışın.
Yavaş yavaş dışarıya açılmaya çalışın.
Daha girişken olmaya çalışın.
Sohbetlere katılmaya çalışın.
Bunun için bir çaba gösterin.
Ve sohbetlere katılabilmek için genel kültürünüzü arttırın.
Bu çok işe yarar. Daha fazla kitap okuyun.
Daha fazla belgesel izleyin zamanını.
Kendinizi iyi değerlendirin. Daha iyi filmler izlemeye çalışın.
İyi tiyatrolara gitmeye çalışın.
Kendinizi iyice donatın ki sohbetlere dahil olmanız daha da kolay olsun arkadaşlar.
Bir de sosyal fobiniz varsa eğer nefesinizi kontrol etmeyi öğrenmek.
Hatta nefes kontrolü hayatın çok fazla sahasında işimize yarayacak bir şey aslında.
Nefesimiz çok önemli. Bu noktada da işe yarıyor sosyal fobiyi yenmek için.
Kaygılı hissettiğiniz zaman nefesinize odaklanın ve 4-7-8 diye bir yöntem var.
Bunu yapabilirsiniz. Şöyle...
4'e kadar sayarak nefesinizi alın.
7 saniye nefesinizi tutun.
8 saniye boyunca nefesinizi verin.
Böyle rüzgar gibi çıksın o nefes.
Ve bunu 4 kez tekrar edin.
Kaygılı hissettiğiniz zamanlarda bu çok işe yarayan bir şey.
Bir kitap kulübüne katılmak, bir kursa katılmak ya da bir yardım derneğinde gönüllü olarak çalışmak, yeni bir hobiye başlamak bunlar da bir çözüm önerisi.
Hem yeni insanlarla tanışırsınız yavaş yavaş hem de yeni becerilerinizi geliştirmiş olursunuz.
Lütfen ama lütfen sosyal hobiniz varsa.
Bu korkunun üstüne gitmeye çalışın.
Yavaş yavaş açılmaya çalışın.
Aksi takdirde zor. En önemlisi kendinize karşı öz şefkatli olun arkadaşlar.
Ve lütfen lütfen bir destek alın.
Psikoloji bilimi var. Böyle yaşamak zorunda değiliz.
Engin Geçtan hocamız diyor ki...
Bence sosyal anksiyete veya sosyal fobinin altında yatan sebeplerden biri de bu olabilir.
Suçluluk ve değersizlik duyguları yalnızken de yaşanır ve bu duygulara kimse beni istemiyor düşüncesi eşlik eder.
Bu düşünceyi doğrulayacak kanıtlar aranır ve bulunur da.
Kanıtlar bazen insanın kendisinde aranır ve kişi kendi davranışlarını sürekli gözlemleyerek ya yaptığı önemsiz hataları abartır ya da hatalı olarak nitelendirilmeyecek davranışlarını da olumsuz bir biçimde
değerlendirir. Gibi durumlarda düşmanca duygular insanın kendisine yönelmiştir ve kişi sürekli kendisini suçlar.
Kimi insanlarda ise bu duygular dışa yansıtılır ve kişi diğer insanların olağan davranışlarını yanlış yorumlayarak onların kendisini eleştirmekte ya da suçlamakta olduğuna ilişkin gerçekte var olmayan kanıtlar
yaratır. Böyle demiş Engin Geçtan hocamız.
Yani arkadaşlar Don Kişot gibi yel değirmenleriyle savaşmayı bir an önce bırakalım sosyal fobimizi yenmek için adımlara.
Bu bizim kaderimiz değil.
Çözümü var. Hayata karışalım.
Samsung Galaxy Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten siz de hemen Samsung Galaxy S24'ü inceleyebilirsiniz.
Ve beni hangi platformdan dinlediyseniz şu anda takip et butonuna basmayı unutmayın.
Instagram'da takip etmek isteyenler için adresim açıklamalarda olacak.
Kendinize iyi bakın. Bu cumartesi, pazartesi ve çarşamba yeniden görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
