
İlişkiler bazen tıkanır, üstü tozlanır… Onarmak ise sabır ve özen ister. Bu bölümde sorunlu bir ilişkiyi nasıl toparlayabileceğimizi konuşuyoruz. Hayatın diğer alanlarında da olduğu gibi biriken yükleri temizlemek için yanımızda güçlü bir destek olduğunda her şey kolaylaşıyor. İşte Kärcher de tam bu yüzden var. 90 yıldır hayatı bizim kolaylaştıran Kärcher, güçlü çözümleriyle hem evinizi hem de zihninizi ferahlatmaya yardımcı oluyor. Detayları incelemek için tıklayın.
İndirim kodu: SPKARCHER15
Kod 5 Ekim’e kadar geçerlidir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Karcher" hakkında reklam içerir
Transkript
Karçer, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün ne konuşacağız?
Bugün arkadaşlar, sorunlu bir aşk ilişkiniz varsa bunu nasıl kurtarabileceğinizden bahsedeceğim size.
Tabii konu sadece aşk değil, ilişkilerde de bu anlatacaklarımın çoğu geçerli olacak.
Tabii yine işin uzmanlarının söylemleri aracılığıyla bu konuyu işleyeceğiz.
Bu konuyu çok önemli buluyorum.
Özellikle de bugünlerde çok önemli buluyorum.
Neden? Çünkü arkadaşlar ilişkilerde hızlı tüketim çağına girdik diye düşünüyorum.
Çok fast food ilişkiler.
Hani bir sorun çıktığı zaman tamir etmeyi değil, hemen onu çöpe atıp yenisine koşmayı deniyor insanlar.
Emek vermek yok, sabretmek yok, onarmak yok.
Sadece sıradaki diyor insanlar.
Hani sıradaki. Gel bakalım.
Bir kişiye yüz şans vermek yerine arkadaşlar, yüz kişiye bir şans vermek gibi geliyor bana bu.
Hani ekranı kaydırıp durduğumuz gibi insanları kaydırıyoruz.
Bir de dün arkadaşım çok güzel bir şey söyledi.
Dedi ki ya Merve öyle bir çağa geldik ki hani insanlar artık kendini böyle...
Herkes kendini çok değerli, çok biricik.
Ay ben bir tanem, çok değerliyim.
Sen kimsin ya? Hani buna geliyor.
Tabii ki hepimiz değerliyiz ama hani diyor ki arkadaşım...
Tamam ben değerliyim de kardeşim sen de değerlisin karşımdaki insan da değerli.
İnsanlar bunu görmüyor.
Ben değerliyim sadece ben değerliyim.
Öyle bir şey yok. Ve şunu söylemek istiyorum.
En değerli bağların uğruna çaba ve emek harcadıklarımızla şekillendiğine inanıyorum arkadaşlar.
Belki de bu konuda bu çağa pek uyumlu değilim bilmiyorum.
Kullan at ilişkilerdense böyle kullan at ilişki diyorum ben buna.
Uğruna emek verilen, tamir edilmeye çalışılan ilişkileri çok daha anlamlı buluyorum.
Hatta Japonların Kintsugi diye bir felsefesi var.
Daha önce bir bölümde bahsetmiştim size.
Kintsugi Japonların böyle kırılan seramikleri, atıyorum bir tabak kırıldı diyelim, altınla onarma sanatı.
Kısaca böyle söyleyeyim. Yani onlar için bir çatlak arkadaşlar, bir kusur olarak görünmüyor.
Yepyeni bir hikaye olarak görünüyor.
Yani altınla doldurdukları o her kırık, o parçayı, o kırılan parçayı, çatlayan kısmı daha önce hiç olmadığı kadar değerli kılıyor.
Bence ilişkiler de böyle işte hani kırıldığımız incindiğimiz anlar tabii ki olacak ama bunlar saklanması gereken utançlar değil ya da arkamızı dönüp gitmemizi gerektiren çok büyük olaylar olmadığı sürece.
Onarmaktan yanayım anlatabildim mi?
Çünkü eğer onarmayı bilirsek bağımızı daha güçlendireceğiz.
Yani o altın damarlarını oluşturabileceğiz Kintsugi'de olduğu gibi.
Yani bir ilişkiyi onarmak kırıklarını gizlemek değil.
Tıpkı bu Kintsugi'de olduğu gibi o çatlakların içini altınla doldurup onu bence daha da değerli kılan bir şey diye düşünüyorum ve tekrar ediyorum.
Uğruna emek verilmiş olan, tamir edilmeye çalışılmış olan ilişkileri çok daha anlamlı buluyorum.
O yüzden arkadaşlar bu bölümü de böyle düşünenler için yani ilişkimde bir kintsugi yapmak istiyorum diyenler için çekiyorum.
Arkadaşlar bu arada şunu da belirteyim hani tamam siz bunu istiyorsunuz, ilişkinizi kurtarmak istiyorsunuz da hani karşı tarafta da öyle bir ışık varsa yani o da ilişkisini kurtarmak istiyor gibiyse tabii bunlar geçerli.
Yoksa düşünsenize adam ya da kadın sizi her yerden engellemiş, şeytan görsün sıfatını falan demiş.
Siz hala kurtarmanın peşindesiniz, neyi kurtaracaksınız?
O saatten sonra kurtarılacak tek şey...
Gururumuz arkadaşlar. Şimdi öncelikle neden iyi geçinemiyoruz?
Buradan başlayalım. Bu konuda birbirine rakip olan iki teori var arkadaşlar ki uzmanların çoğu eksiklik teorisi olarak anlatacağım şeyi onaylıyor.
Ne demek Merve o? Az sonra buraya geleceğiz ama öncelikle şunu söyleyeyim arkadaşlar.
Küçüklüğümüzden beri bizi işte o kurstan o kursa, o dersten o derse koşturdular.
Yok işte matematik, yok Türkçe, yok hayat bilgisi.
Tamam bunu bizim iyiliğimiz için yaptılar okey.
Ama neyi unuttular biliyor musunuz?
Gerçek hayat bilgisini öğretmeyi unuttular.
Çünkü kendileri de bilmiyordu bence.
Hani akıllarına gelmedi diyecektim ama kendileri adında bildiğini düşünüyorum.
Ailelerin. Nedir arkadaşlar o asıl hayat bilgisi dediğim şey?
İlişkilerdeki sorunları çözme becerisi arkadaşlar.
Duyguların ifade edilmesi, iletişim kurmak değil mi?
Bunları hiçbir aile karşısına alıp çocuğun bak evladım şöyle olur böyle olur demedi.
Bunu biz kendi yordamımızda böyle iyi kötü bulduk.
Bazısı hiç bulamadı. Daha doğrusu bence bulduğumuzu zannettik.
Şimdi arkadaşlar bunu bir cepte tutun.
Bu diğer uzmanlar ne diyor?
Eksiklik teorisi diyor bir kısım.
Diğer uzmanlar da diyorlar ki kardeşim diyorlar sizin geçinmeye gönlünüz yok.
Bu da motivasyonel teori.
Yani kavga ediyoruz çünkü anlaşamadığımız insanlarla yakınlık kurmak gibi bir isteğimiz yok.
Haklı çıkmak daha çok hoşumuza gidiyor.
Sorun çözmek yerine kavga etmek çok daha iyi geliyor bazısına.
Neden? Çünkü kendini daha güçlü hissediyor.
Egosu besleniyor arkadaşlar.
Yani belki sorun çözmeyi biliyorum.
Ama bana kadar var. Seninle sorunlarımı halletmek istemiyorum.
Çünkü istek eksikliği yaşıyorum.
Anlatabildim mi? Yani bunu yapan kişiler de hani kusura bakmasın ama dertleri üzüm yemek değil de bence bacıyı dövmek.
Şimdi arkadaşlar buraya kadar ne dedim?
Neden iyi geçinemiyoruz diye sordum.
Çünkü eksiklik teorisi olabilir diyor uzmanlar.
Bu şu demek arkadaşlar.
Neyi nasıl yapacağımızı bilmediğimiz için, sorun çözmeyi bilmediğimiz için, bize bunlar öğretilmediği için.
Bakın kimseyi suçlamıyorum. Onlar da bilmiyordu bence.
Bir de arkadaşlar motivasyonel teori dedim.
Bu da hani ben sorunu çözerim ama öyle bir isteğim yok dedim.
Yani böyle bir motivasyonu yok bu insanın.
Bu da demek oluyor ki sad but true bence.
Yani yeterince yüksek değil abi size.
Gerçekten size çok yüksek olan bir insan.
O sorunu çözmek ister böyle bir çaba gösterir diye düşünüyorum.
Şimdi bu eksiklik teorisinin arkadaşlar hani dedim ya biz bu iletişim dilini bilmiyoruz.
Hani ilişkilerinizdeki o sorunları çözme becerimiz yok dedim.
Buna ilaveten uzmanlar diyorlar ki bazı uzmanlar birbirimizi nasıl seveceğimizi de bilmiyoruz.
Hani sevgiyi bilmiyoruz nasıl yaşayacağımızı bu da olabilir.
Bir de arkadaşlar şöyle bir şey var.
Evet herkes hayatının aşkını yaşamak istiyor değil mi?
Ama kimse şunu sormuyor ya hani benim bunu...
Yaşamaya yetecek bir becerim var mı?
Kendinize bunu sordunuz mu hiç?
Ne demek istiyorsun Merve?
Şimdi arkadaşım sen geçimli bir insan mısın mesela?
İyi geçinmek nedir bilir misin?
Bunu bilmiyorsan eğer.
Bu iletişim ve sorun çözme yeteneklerinin eksikliği tamam mı?
Şimdi. Lütfen kendinize dürüst olun arkadaşlar.
Burada biz bizeyiz. Şöyle bir kendinize dönüp bakın.
Hani hayatımın aşkını yaşamak istiyorum diyorsunuz ya.
Size şimdi bir takım sorular soracağım.
Siz gerçekten insanlarla iyi geçinebilen biri misiniz?
Bakın aşk için sormuyorum.
İnsanlarla genel soruyorum.
İyi geçinebilen biri misiniz?
Çevrenizden ne gibi eleştiriler alıyorsunuz bununla ilgili?
Mesela biri sizi eleştirdiğinizde özellikle de aşk ilişkilerinizi düşünün burada.
Tavrınız ne oluyor arkadaşlar?
Duygularınızı ifade etmek yerine eleştirildiğiniz zaman ya da eleştiri olmasın ilişkide bir problem çıktı diyelim.
Duygularınızı ifade etmek yerine küsüp, arkanızı dönüp, surat asıp gidiyor musunuz?
Ya da iletişiminizi mi kesiyorsunuz?
Kendi kendinize böyle karşınızdakinin haberi bile yokken uzaklaşıyor musunuz?
Soğuk mu yapıyorsunuz?
Ya da karşı tarafa fikirlerinizi dikte etmek için baskı mı yapıyorsunuz?
İşte ben haklıyım. Hayır o öyle değil böyle.
Dikte ediyorsun ya bu doğru.
Benim fikrim doğru. Bunu yapıyor musunuz?
Müzakere ne demek?
Bunu biliyor musunuz arkadaşlar?
Karşınızdaki insan konuşurken onu gerçekten dinliyor musunuz?
Ama bakın etkili bir şekilde dinlemekten bahsediyorum.
Dinlemekle etkili bir şekilde dinlemek arasında çok fark var.
Etkili iletişim diye bir bölümüm var arkadaşlar.
Onu da dinleyin. Tam bu kısımda yeri gelmişken söyleyeyim.
Dediğim gibi karşınızdaki konuşurken onu nasıl dinliyorsunuz?
Ya da o konuşurken içinizden şöyle bir ses mi duyuyorsunuz?
Ya şu bir kesse de ben de şuna bir haddini bildirsem.
Kendi içinizde böyle bir laf sokma yarışı.
Buna mı giriyorsunuz? Ben böyle hissettim demek yerine sen böylesin, böylesin mi diyorsunuz karşınızdakine?
O tartışmayı bir kazanan, bir kaybeden oyununa mı çeviriyorsunuz?
Küçücük şeylere takılıp pireyi deve mi yapıyorsunuz arkadaşlar?
Bakın ben şu an iyi geçinmekten bahsediyorum.
Olayın başını kaçırdıysanız siz iyi geçimli bir insan mısınız?
Bunu konuşuyoruz şu anda. Sizi de bir şeyleri tolere etmek gibi bir şey yok mu?
Bakın bu çok önemli. İnsanlardan şunu çok duyuyorum son dönemde.
İşte bir hata mı yaptı bana?
En ufak hatasını da silerim.
Pardon sil ya.
En ufak hatasında bir insanı silecekse zaten sil ya.
Böyle bir insanın zaten bir ilişkisi olamaz arkadaşlar.
Ne arkadaşlık ilişkisi olur bence.
Ne sevgilisiyle güzel bir ilişkisi olur.
En ufak hata da siliyor ya. Sil o zaman sil.
Hiçbir şey tahmin etme. Onarma.
Hiç kimseye bir şans tadıma.
Çünkü sen çok büyüksün.
Tamam en değerli sensin.
Neyse iyi geçinmek diyordum.
Devam ediyorum arkadaşlar. Bir şeyleri tolera etmekten bahsettim.
Önemli meseleleri erteliyor musunuz arkadaşlar?
Erteliyor musunuz derken? Mesela bir tartışma yaşandı tamam bir kırgınlık var.
Bunu içinize attınız.
Gayet böyle rol yapıyorsunuz hiçbir şey olmamış gibi.
Ama aylar sonra yeri gelince hadi bakalım şimdi o lafı yediğine koyacağım diyenlerden misiniz?
Bir arkadaşım. Bana tam olarak bunu yapıyor.
Ya bir sene önce bir olay yaşamışız.
Aradan bakın bir sene geçmiş bana mesaj atıyor.
Sen bana böyle demiştin.
Peki. Yaşandı.
Mesela bir kere denize gitmiştik beraber ve ben soğuk denize giremiyorum arkadaşlar.
Çivi gibi böyle.
Hatta ada çatıydı galiba.
Girmedim denize donuyorum.
Zaten kansızlık da var.
Sonra işte aradan bir sene geçti.
Başka bir arkadaşımla Marmaris'te denize giriyorum ve bana şöyle yazmış.
Benle girmemiştin ama su soğuk demiştin.
Demek ki girebiliyormuşsun.
Bir sene beklemiş o anı.
Neyse seviyorum onu.
Şimdi arkadaşlar tartışma sırasında saygınızı koruyor musunuz?
Yoksa salon kadını çizginizden hemen kayıyor musunuz?
Küfür kıyamet var mı?
Yani bakın iyi geçinmek demek...
Hiç çatışmamak demek değil tamam mı?
Burayı yanlış anlamayın. O çatışmayı olgun ve yapıcı bir şekilde yönetebilmek tamam mı?
İyi geçinmek bu oluyor. Ve iyi geçinen insanlar asla böyle hiç tartışmayan insanlar değil.
Tartıştıkları zaman birbirlerini kaybetmeyi göze alamayan insanlar.
Burası önemli, burası çok ömerli.
Ve şu an bu dediklerimi sadece aşk ilişkisi olarak değerlendirmeyin.
Arkadaşlarınızla da iyi geçinmek konusunda geçerli şu an anlattığım bu iletişim becerileri.
İyi geçinmek... Aklı çıkmaya çalışmak da değil.
Bunu da belirtmek istiyorum. Birlikte bir çıkış yolu bulmaya çalışmak tamam mı?
O sorunun içinden birlikte el ele çıkabilmek.
Bir de arkadaşlar bazen şu da var hani ilişkiler öyle bir noktaya geliyor ki ne kadar çabalarsan çabala sanki boşa kürek çekiyorsun.
Hani konuşsan olmuyor, küssen olmuyor, ayrılsan olmuyor.
Köklü bir çözüm bulunamıyor bir türlü.
Aynı böyle evdeki temizlik işleri gibi arkadaşlar.
Hani yüzeyi sen silip süpürürsünüz ve görünürde her şey okeydir.
Böyle pırıl pırıl görünür ama derinlemesine temizliğe gelince bütün o foyalarımız ortaya çıkar.
Derin temizlik yapmayınca...
Temizliğin hiçbir anlamı yok değil mi?
İlişkideki o kök sorunları çözemeyince de böyle oluyor bence.
Hani oraya böyle bir buharlı temizlik makinesi tutmak lazım.
Keşke ilişkilerimize kar çay tutabilsek arkadaşlar.
Çünkü kökten çözüm mis gibi.
Ne mikrop kalıyor ne kirpaz kalıyor.
Sadece yüzeyi değil en derindeki kirleri temizlemek için de en iyi çözüm.
Bu arada arkadaşlar bu dip köşe derin temizlik dedim ya bu konuda ciddiyim.
Ben iki senedir kar çay kullanıyorum.
Hatta takipçilerim görmüştür.
Instagram'da bir paylaşmıştım geçen sene.
Ben önceden temizlik yapmıyormuşum arkadaşlar öyle söyleyeyim.
Karçer söz konusuysa en iyi anlatanlardan biri olabilirim diye düşünüyorum.
Çünkü bizzat kullanıcısıyım.
O yüzden size şimdi bütün samimiyetimle deneyimlerimi aktarmak istiyorum.
İlk aldığımda mutfağın dolaplarını, fayanslarını, tezgahını karçerle temizledim.
Ve bir baktım ki yerler geleceğimden bile daha parlak.
Ve anneme şöyle dedim.
Anne ben pislik içinde yaşıyormuşum.
Gerçekten bunu dedim. Ve hiç farkında değilim o ana kadar.
Koltuklarım koltuk olduğunu hatırladı.
Sonra hızımı alamadım.
Her yere giriştim. Dolaplara falan.
Çok eğlenceli. Sonra anneme de aldım zaten ve şu an arkadaşlar karçerim arkadaşımdaydı.
Dün bagajdan bagaja aktarıyoruz.
Yolun ortasında karçerle koşuyor arkadaşım.
Her hafta benden alıyor.
Detaylı temizlik için bağımlılık yapmış öyle söylüyor.
Her hafta böyle bir değiş tokuş yapıyoruz ve ona da alacağız.
Bakın kullanmadığım bir şey anlatmıyorum.
Gerçekten kullanıp çok sevdiğim ve artık böyle evde elim ayağım olan bir şeyden bahsediyorum.
İyi ki almışım dediğim bir şeyden.
Ve diyorum ki arkadaşlar bütün samimiyetimle her eve lazım.
gerçekten onunla temizlik yaptığımda O evin temizlendiğini hissediyorum.
O kadar rahatlatıyor ki onunla temizlik yapmak.
Böyle sanki bütün kirden pastan arınmışım.
Tertemiz olmuşum.
Zaten arkadaşlar benim övmeme gerek yok.
Karcher temizlik teknolojilerinin lideri biliyorsunuz.
Hem profesyonel hem de ev tipi temizlik çözümlerinde dünya lideri ve 90 yıldır bu liderliği koruyan bir marka.
Hatta üst üste 2 yıl boyunca Guinness rekorlarına girdi.
Dünyanın en çok satılan basınçlı yıkayıcı makinesi olarak Guinness rekorlarına girdi.
Şimdi hemen size çeşitlerinden bahsedeceğim.
Karcher dünyasına yeni adım atanlar için bir bilgilendirme.
Şimdi arkadaşlar Karcher SC buharlı temizlik makineleri.
Bununla deterjansız temizlik yapabiliyorsunuz ve sıkı tutunun arkadaşlar bakterilerin %99.9'unu öldürme özelliği var.
Zaten bu yüzden almıştım.
Karcher'in SE halı koltuk yıkama makineleri var.
Bunlar da arkadaşlar özellikle böyle çocuklu aileler ve patili dostları olanlar için harika.
Çünkü halıda ve koltukta oluşan lekeleri anında çıkarıyor.
Denendi, onaylandı arkadaşlar.
Koltuğa kahve dökmüştüm.
Bendeki rahatlığı görmeniz lazım.
Çıkar ya kar çarpar falan.
Super panik.
Önceden olsa oradan oraya koşuyorum.
PCV modeli var arkadaşlar.
Bu da üçü bir arada olarak geçiyor.
Karcher'in bütün güçlerinin toplandığı bir süper kahraman.
Hem siliyor hem süpürüyor hem de ıslak vakum yapıyor.
Bir de K-serisi basınçlı yıkama makineleri var.
Kategorisinde dünyada en çok satış yapan marka ürünü olarak Guinness'e girdi.
Müthiş bir güce sahip ve uzun vadeli bir kullanımı var.
E Merve şimdi bu kadar anlattım.
Gidip şöyle bir...
dip köşe temizlik yapmak istiyoruz diyorsanız size harika bir haberim var.
Karçar.com'da yer alan indirimlere ek olarak ev ve bahçe kategorisinde 2 hafta geçerli %15 indirim var arkadaşlar.
Bize özel indirim kodumuzu açıklamalardaki linke de bırakıyorum.
Kodumuz SPKARÇAR15 arkadaşlar.
Siz ilişkinizi temizleyip kurtarın.
Evinizi Karçar'a bırakın.
O zaten halleder. Hadi devam edelim.
Şimdi aşka dönecek olursam ilişkide fikir ayrılığı kadın ve erkeğin tabii ki farklı doğasından da kaynaklanıyor.
Biz farklıyız bunu bir kabul edelim ya.
Çünkü görüyorum bazı kadınlar kendilerini böyle erkekle bir tutup ne bileyim onunla bir kıyas yarışına giriyor.
Bazı erkekler kadınlarla kendini bir tutup kıyaslıyor falan hiç gerek yok böyle şeylere.
Biz ayrı cinsleriz ve aynı değiliz.
Lütfen bunu kabul edin. Şimdi söyleyeceğime lütfen dikkat.
Bazı uzmanlar şöyle diyorlar.
Yani konuşma yeteneğimize, kendi duygularımızı ifade etmek için kullandığımızı.
Erkeklerin ise dili sorun çözmek için kullandığını söylüyor.
Burası önemli. Hemen bir örnek vereyim.
Diyelim ki kadınsınız tamam mı?
Ben kadınım. Kadınsınız ve sevgilinize atıyorum işte iş yerinizde yaşadığınız bir olay anlatıyorsunuz.
Ne kadar üzüldüğünüzü falan söylüyorsunuz.
Buradaki amacınız ne? Şimdi bir kadın olarak söylüyorum.
Buradaki amacımız duygularımızı paylaşmak tamam mı?
Şunu demek istiyoruz aslında bunu anlatırken.
Ya gel de şunları bir döv.
Böyle bir amacımız yok tamam mı?
Bunu bir anlayın beyler. Burada şunu diyoruz.
Bana bir sarıl, bir şefkat göster, bir öp, bir kokla, ben bir kendime geleyim demek istiyorsunuz.
Peki siz bunu anlattıktan sonra erkek arkadaşınız size ne diyor?
Aşkım diyor bu kadar üzülüyorsan ayrıl o işten.
Bakın soru çözdü. Ya da diyor ki kim üzüyor seni ya?
Geleyim de ben bir konuşayım onunla bakalım derdi neymiş bir görelim.
Peki sonra ne oluyor bu hikayede?
Kadın çok büyük bir hüsrana uğruyor.
Diyor ki ya bu insan beni hiç anlamıyor.
Duygularımı anlamıyor diyor.
Erkek ne düşünüyor peki? Ya ben bu insanın sorununu çözmeye çalışıyorum ve bana surat asıyor.
Kavga ediyor benimle. Bakın her iki tarafta haklı.
Lütfen bunu anlayın. Her iki tarafta haklı ve her iki tarafta kendini çok yorgun ve hiç anlaşılmamış hissediyor.
Bu bizim doğamızın farklılığından kaynaklanıyor.
Tabii burada bir genelleme yapmak istemem.
İşte her erkek böyle, her kadın öyle.
Öyle bir şey yok arkadaşlar ama bunu da bilelim.
Sorun ne peki? Sorun şu ki sorun çözmeyi bilmiyoruz.
arkadaşlar. Bilissel terapistler bu tarz iletişim sorunlarına yol açan eksikliklerle ilgili şöyle diyorlar.
Aslında sizi diğer insanların yaptığı şeyler üzmüyor ki buna sevgiliniz de dahil sizi o olaylar hakkındaki düşünceleriniz üzüyor diyorlar.
Atıyorum sevgiliniz iki saat mesajınıza geç döndü.
Tamam ne hissediyorsunuz o an?
Yani o an yaşadığınız o üzüntü var ya gerçekten o mesaja iki saat geç dönmüş olmasından mı kaynaklanıyor?
Yoksa derinlerde şöyle bir ses mi var?
Tabii o sese kulak vermiyoruz.
Ya artık beni umursamıyor mu?
Bana değer vermiyor mu?
Benden uzaklaştı mı acaba?
Gibi gibi düşünceler.
Bakın bu yaşanıyor. Yani iki saat sonra bu insan mesaj attıktan sonra da bu.
Kafanızda oluşmuş negatif düşüncelerle bu şekilde cevap veriyorsunuz.
Ki bunlar arkadaşlar düşünce hatalarınız.
Gerçek değil bunlar. Bilissel çarpıtmalarımız.
Biz bunları gerçek zannediyoruz ama değil.
Belki iki saat işi vardı gerçekten ve dönemedi yani.
Seni umursamaması ile hiçbir alakası yok.
Bu senin kendi düşüncelerin, kendi negatifliğin.
Sonra o negatiflikle geri dönüyorsun mesajına.
Belki tripli bir mesaj atıyorsun.
Ve çok da gerçek geliyor bu arada o düşünceler insana.
Gerçekten beni umursamıyor bilmem ne falan.
Negatif düşüncelerle geri dönüyorsun ve sonra karşılığında aynı negatiflikle bir dönüş alabiliyorsunuz.
Değil mi? Sonuç ne oluyor arkadaşlar?
Ne oldu ya? Fotoğrafın gitti.
Merve sen hiç yapmıyor musun böyle şeyler?
Yok canım. Ne alakası var?
Ben yapar mıyım öyle şeyler? Şimdi arkadaşlar bu arada böyle bilmiş bilmiş anlatıyorum da şey zannetmeyin bu da ilişki uzmanı falan.
Hiç alakası yok.
Ama şunu söyleyebilirim.
Terapi aldığım için artık bu...
Şeyleri görebiliyorum arkadaşlar bilissel çarpıtmalarımı vs.
O yüzden ona göre gardımı alabiliyorum bu bozulmuş düşüncelerle karşılaştığımda.
Şimdi bu bozulmuş düşünceler nedir bozulmuş düşünceler?
İşte iki saat mesaj atmadı. Aman tanrım bana değer vermiyor demek ki benden uzaklaştı.
Bunlar bozulmuş düşünceler. Bunlar kendini doğrulayan kehanetler gibi davranırlar arkadaşlar.
Siz sonuçta o engeli yedikten sonra şey diye düşünürsünüz.
Gerçekten benden uzaklaşmış.
Meğer ne kadar da haklıymış.
Işım. Kendinizi haklı çıkarıyorsunuz.
E Merve ne yapacağız biz?
Düşünce şeklinizi gözden geçirin arkadaşlar.
Tamam mı? Çünkü ancak bu şekilde duygu ve davranışlarınızla bir değişim yaratabilirsiniz.
Düşünce şeklinizi gözden geçirin.
Bunu unutmayın. Daha olumlu ve daha gerçekçi düşünmeye çalışın.
Bakın bazı uzmanlar diyorlar ki bu ilişki sorunlarını ortaya çıkaran en önemli sorun sizin öz saygı eksikliğiniz.
Bundan kaynaklanıyor çoğu şey.
Yani arkadaşlar tamam. Hayatınızın aşkını istiyorsunuz.
Hani biri gelsin, sizi çok sevsin, ayağınızı yerden kessin.
Okey. Ama siz kendinizi ne kadar seviyorsunuz?
Lütfen dürüst olun. Senin kendine vermediğin bir şeyi karşındaki insandan beklemen ne kadar doğru.
Ben kendimi sevmiyorum. Ben kendime değer vermiyorum.
Kendimi saymıyorum. Ama sen beni göklere çıkar.
Böyle bir şey var mı? Sevilmek istiyorsan önce kendini sevmeyi öğrenmen gerekiyor.
İlişki uzmanlarının bir kısmı ilişki tükenmesi denen bir şeyden bahsediyor arkadaşlar.
Ne demek bu? Mesela biriyle iyi geçinemediğiniz zamanda işte sevgilinizde olumsuzluğun zaman içinde böyle çok çok arttığını fark ediyorsunuz.
İşte eşinizle son dönemde birbirinizi çok eleştiriyor olabilirsiniz.
Çok daha sık tartışma yaşıyor olabilirsiniz.
Hatta artık böyle eskiden çok keyif aldığınız şeyleri yapmak istemiyor olabilirsiniz.
Hani karşılıklı bir şekilde bunu bırakmış olabilirsiniz.
Sonuçta ne olacak arkadaşlar o evlilik?
Bir stres kaynağına dönüşecek değil mi?
Aynı evin içerisinde iki yabancı belki de iki...
düşmana dönüşeceksiniz.
Geçen bir tanıdığım dedi ki gerçekten eve gitmek istemiyorum.
Yani eve gitmek istemiyorum.
O adamın yüzünü görmek istemiyorum.
O kadar yani soğumuş ve 7-24 çalışıyor.
Hani sırf eve gitmemek için sürekli çalışıyor.
Eşi uyuduktan sonra falan eve gidiyor.
Düşünün. Şimdi böyle bir durumda ne neşe kalır arkadaşlar hayatınızda ne de özen kalır.
Hani eskisi gibi artık birbirinize özenmiyorsunuzdur.
İşte tam da bu noktada boşanmak ya da ayrılık size çok cazip.
gelir anlayabiliyorum hayır arkadaşlar bu tek çözüm değil zaten o yüzden bu bölümü çekiyorum birbirinizi neden ve nasıl sevdiğinizi tekrar hatırlamanızı rica ediyorum sizden tamam
şu an çok kötü şeyler yaşıyorsunuz tartışıyorsunuz vesaire lütfen şunu düşünün yani bu insanın olumlu özellikleri var mı yok mu Vardır elbet ki evlenmişsinizdir ya da bir ilişki içerisinde seviyorsunuzdur o insanı.
Sevmişsinizdir pardon. Yani eskisi gibi o özeni tekrar sağlamaya çalışmaya değmez mi arkadaşlar?
Hani illa karşı taraftan beklemeyin.
Mesela birlikte işte eskiden keyif aldığınız bir aktivite vardır.
Onu planlayın. Sabah sevdiği bir kahveyi yapın ya da bir yemeği yapın en basiti.
Bir şey yapın yani hani kurtarmaya çalışmak için.
Birçok terapist arkadaşlar ilişki sorunlarının güven eksikliği ya da kırılganlık korkusundan kaynaklandığını düşünüyor.
Mesela sevgilinize çok kızdınız bir şeyden dolayı ama o kızgınlığın altında aslında şu var.
Evet çok sinirlendiniz, çok öfkelisiniz, belki vurdunuz, kırdınız, döktünüz.
Aslında şu var arkadaşlar içeride bir yerde çok incindiniz, çok kırıldınız.
Gerçek duygu bu ama...
Karşı tarafın bunu bilmesini istemiyorsunuz.
Çünkü şu var özde bir yerlerde.
Bunu bilirse beni çok zayıf görür, çok hakir görür, belki çok hor görür değil mi?
Bunu düşünüyorsunuz. Bunun yerine hemen savunmaya geçiyorsunuz, saldırganlaşıyorsunuz ve karşı tarafa alt etmeye çalışıyorsunuz.
Buradaki temel sorunlarından biri de güven eksikliği.
Yakınlıktan korkuyorsunuz, o yüzden kavga ediyorsunuz çoğunuz.
O yüzden o öfkenizin, o gerginliğinizin altında yatan o kırgınlığınızı, o hassas duygularınızı kabul edip gerekirse...
paylaşmayı da öğrenmeniz gerekiyor arkadaşlar.
Psikanalitik ve psikodinamik terapistlere göre şöyle bir şey var.
Bütün bu kişiler arası eksiklikler işte sorunlar aslında bizim büyürken yaşadığımız o acı dolu deneyimlerden o aldığımız yaraların sonucundan kaynaklanıyormuş.
Ne demek istiyorsun Merve?
Mesela eğer kavga dolu bir evde büyüdüyseniz diyelim ki işte öfkeli bir babanız vardı.
Hatta daha da ileri gidelim.
Şiddet gösteren bir babanız var diyelim tamam mı?
Bunu ileride bilinçsizce tekrarlayıp...
Aynı böyle bir adamla evlenme ihtimaliniz ya da sevgili olma ihtimaliniz var.
Hatta sürekli öfkeli adamlara çekiliyor bile olabilirsiniz.
Ya da küçükken öyle bir anneniz vardı ki hiçbir şekilde memnun edemiyorsunuz.
Sürekli sizi eleştiriyor, memnuniyetsiz.
Etrafında dört döndüğünüz bir anne sır sevgisini kazanabilmek için bunları yaptınız.
Ve büyüdünüz, bir yetişkin oldunuz.
Aynı annenize benzeyen birine çekilme ihtimaliniz yüksek olabilir arkadaşlar.
tarafında dört dönüyorsunuz, onu memnun etmek için çırpınıyorsunuz.
Ay canım sana şunu yapayım, şöyle yapayım, böyle yapayım.
Sürekli bu moddasınız. Neden?
Sırf böyle birazcık sevgisini kazanabilmek için.
Aslında bunları bilinçsizce yapıyoruz.
Tıpkı çocukken annenize yaptığınız şeyi ilişkinizde tekrar ediyor olabilirsiniz.
Hatta tıpkı annenize, babanıza benzeyen insanlarla bunu yapıyorsunuz.
Hani demiştik ya işte ailemizde neyi tahsis edemediysek küçükken, neyin alacaklısıysak o insanlardan.
yetişkinlikte, ilişkilerimizde onun peşinde koşabiliyoruz.
Bu sadece sevgili değil, arkadaşlıkta da olabiliyor.
İşte babam beni asla sevmediyse, hep böyle görmezden geldiyse, menfaate dayalı bir sevgi gösterdiyse bana, o asla alamadığım sevgiyi bir şekilde alabilmek için ben nasıl çırpındıysam babama karşı
ve aynısını yetişkinliğimde de başkalarına yapıyor olabilirim.
Bir düşünün bakalım. Bu sizin ilişkilerinizde geçerli mi söylediğim.
Yani siz aslında hala o alacaklısı Nasıl olduğunuz şeyin peşinde misiniz?
Bunu soruyorum. Şimdi geçelim bu konuya.
Arkadaşlar size bu çatışmaları tetikleyen 10 çarpıtmadan bahsedeceğim.
Birincisi şu arkadaşlar. Ya hep ya hiç biçiminde düşünme.
Yani renklerinizin olmaması.
Sadece siyah ve beyaz var.
Bunun ötesi yok. Mesela bir ilişkiniz bitti diyelim.
Hemen onun arkasından diyorsunuz ki zaten tamamen hataydı falan filan.
Ya da bir sorun çıktı. Hemen şey diyorsunuz.
Ya biz bu küçücük sorunu bile çözemiyorsak hiçbir sorunu çözemeyiz.
Niye ya? Niye çözemeyesiniz?
Hani bu düşünce tarzı bakın çatışmaya yol açan bir düşünce tarzı.
Lütfen yapmamaya çalışalım.
Dinleyicim sana söylüyorum.
Merve sen Işıt. Devam ediyorum.
İkinci hatamız. Aşırı genelleme yapmak.
Bunu çok yapıyoruz. Biriyle ayrılıyorsunuz.
Atıyorum işte bir adamla.
Kötü bir aşk deneyimi yaşamışsınız.
Hemen bütün erkekler şöyle böyle değiller abi.
Dünyada milyarlarca insanla hiç alakası yok.
O sizin genellemeniz.
Yani size öylesi denk gelmiş olabilir.
Bütün erkekler ya da bütün kadınlar öyle değil.
Ya da sevgiliniz işte bir akşam sizi aramayı unutuyor diyelim.
Ya da işte o hafta çok yoğundu.
Birkaç kere denk geldi tamam mı?
Hemen diyorsunuz ki işte zaten sen beni hiçbir zaman aramıyorsun.
Yo, arıyor. Yani genelde arıyordu.
Sadece bir kere aramadı. Yani birkaç kere oldu ya da bu hafta içerisinde.
Çok yoğundu. Aşırı genelleme arkadaşlar.
Hep, hiç, işte her zaman, asla diye başlayan cümlelere dikkat.
Üçüncüsü zihinsel filtreleme.
Bu da şöyle bir şey. Sevgilinizin hatalarını yaptığı ya da söylediği bütün o olumsuz şeylerin üzerinde duruyorsunuz.
Tamam mı? Böyle iyice oraları böyle eşeliyorsunuz.
Ama iyi olan şeyleri...
Asla görmüyorsunuz. Hep böyle kötüyü görmeye odaklısınız.
Orayı filtrelemişsiniz. Tek yanlış 3 doğruyu götürüyor.
Tüm olumlu şeyleri bir anda unutup...
Tek bir olumsuza odaklanıyorsunuz.
Bunu da yapmıyoruz. Dördüncüsü arkadaşlar zaten olumlu olan şeyi yok saymamız.
İşte atıyorum tartıştınız ve karşı taraf gerçekten çok mahcup.
Durumu düzeltmeye çalışıyor.
Siz de sizi manipüle etmeye çalıştığını düşünüyorsunuz.
Halbuki o iyi niyetli bir şekilde gerçekten barışmaya çalışıyor.
Buna da dikkat. Beşincisi sonuçlara hemen atlamak.
Bunu çok yapıyoruz. Niyet okuması arkadaşlar.
Karşınızdaki insanın ne düşündüğünü bildiğinizi zannediyorsunuz.
Kendi kendinize bir takım çıkarım.
Bunlar yapıyorsunuz. Gerçekten bazen hiç alakası olmuyor.
Ya da bunun tersini yani tersine zihin okuma yapıyorsunuz.
İşte benim ne hissettiğimi senin bilmen gerekiyor.
Nasıl bilsin ya? Ya da falcılık yapıyoruz arkadaşlar.
Diyoruz ki sen var ya sen asla değişmeyeceksin.
Efendim? Altıncısı büyütme ya da küçültme yapıyoruz.
İşte bir insanın hatalarını abartıyoruz, abartıyoruz, köpürtüyoruz.
Olumlu özelliklerini asla görmüyoruz.
Yedincisi duygusal muhakeme.
Bakın bu çok fena bir şey.
Tartıştınız moraliniz sıfır sıfır sıfır.
Çok kötü hissediyorsunuz ve hissettiğiniz şekilde bakın hissettiğiniz şekilde akıl yürütüyorsunuz.
Sonra da o hislerinize inanıp gerçeğinde o denli kötü bir şey olacağını düşünüyorsunuz.
Ki bu... Kendini gerçekleştiren bir kehanete doğru gidiyor sonrasında.
Sevginizle çok kötü davranıyorsunuz az önce bahsettiğim gibi.
Ve o kötü hislerinizden dolayı o da size aynı negatiflikle dönüş yapıyor.
Sonra da diyorsunuz ki gördün mü bak.
hislerimde haklıymışım.
Yo değilsin. Sen öyle yaptın.
O da sana öyle cevap verdi.
Ektiğini biçtin sadece. Sekizincisi meyli malı konuşmak.
Bunu da çok yapıyoruz. Kendi kendinize işte diyorsunuz ki bana bunu yapmalı.
Şunu şöyle yapmalı.
Şöyle gitmeli. Böyle gelmeli.
Pardon. Yani karşınızdaki insanların ne şekilde hissedip ne şekilde davranmaları gerektiği size mi bağlı?
Sizin kalıbınıza mı uyumaları gerekiyor?
Öyle mi düşünüyorsunuz? Öyle bir şey yok.
Ya da işte adam dediğin şöyle olur.
Kadın dediğin böyle olur.
Bunlar da bakın meli malı.
Bunlar çok yanlış. Ya da işte eşim nasıl hissettiğimi bilmeliydi.
Bakın meli malı. Öyle bir şey yok arkadaşlar.
Buradan çıkalım. Dokuzuncusu etiketleme yapmak.
Karşınızdaki insanı damgalıyor musunuz?
Sanki böyle hiç iyi bir özelliği yok.
Hep düşüncesiz, bencil, kıskanç.
Bakın etiket, etiket, etiket.
Hiç mi iyi bir özelliği yok?
Hani madem yoktu neden aşk yaşıyorsun kardeşim bu insanla?
Neden aşık oldun? Ya da hadi aşık oldun bunca zaman niye bu ilişkiyi devam ettirdin değil mi?
Bu kadar kötü bir insanla.
Onuncu ve son maddemiz suçlama yapmak.
Bazı insanlar her zaman ama her zaman suçu karşısındaki insanda arar ve hep o karşı tarafı suçlar kendisi bir melekmiş gibi davranır.
Halbuki öyle değil. Şimdi bu 10 madde bizi çatışmaya sürükleyen maddeler.
Sadece aşkta değil bu arada yakın olan tüm ilişkilerimizde geçerli bunlar.
Peki Merve ne yapabiliriz?
Şimdi arkadaşlar çok basit 3 madde var tamam mı?
Birincisi şu lütfen duygularınızı Açıkça ve doğrudan ifade etmeye çalışın.
Yok trip atıyorum, küsüyorum.
İşte aman kaçayım da ne hissettiğimi belki anlar.
Biraz soğukluk sokayım araya.
Bunlar gerçekten çok işlevsiz.
Biz çocuk değiliz. Bakın altını çiziyorum.
Biz yetişkin insanlarız.
O yüzden lütfen bunu yapmayı bırakın.
Açık iletişimde olun insanlarla.
Kardeşim sen bana böyle yaptın, ben de böyle hissettim vs.
vs. Bunu konuşmak istiyorum mesela.
İkincisi eşiniz ya da işte partneriniz konuşurken lütfen dinleyin etkili bir şekilde.
Hemen savunma modunuzu hazırlayıp olaya girmeyin.
Bir dinleyin bakalım ne diyecek.
Üçüncüsü ne kadar kızarsanız kızın lütfen saygınızı koruyun arkadaşlar.
Bakın duygularınızı saklayın aman duygularınızı bastırın falan demiyorum.
Saygı diyorum sadece.
Bunu küfür olarak düşünmeyin işte hakaret etmek aşağılamak bunları da yapmayalım sadece küfür değil.
Sizin derdiniz arkadaşlar sevdiğiniz insanı yanalamak mı onu aşağı çekmek mi mentalini bozmak mı yoksa o ilişkinizi kurtarmak mı emek vermişsinizdir o ilişkiye kurtarmak istiyorsunuzdur.
O yüzden lütfen bunu... Bunları hatırlayın.
Ben şu an ilişkimi mi kurtarmak istiyorum yoksa bacayı mı dövmek istiyorum?
O yüzden saygınızı korumaya çalışın ve salon kadını çizginizden lütfen kaymayın.
Şimdi Dr. David Burns'un geliştirdiği kişiler arası bilissel terapi diye bir yaklaşım var.
Üç temel fikre dayanıyor arkadaşlar.
Bunlardan birincisi şu. İlişkinizde yakındığınız o ilişki sorunları var ya bunları...
Kendinizin kışkırttığınızın farkında mısınız diyor.
Nasıl yani? Ben bir sebep oluyorum bunlara demiş olabilirsiniz.
Evet arkadaşlar bazen gerçekten bunu biz yapıyoruz.
Bilinçsizce yapıyoruz. O yüzden fark etmiyoruz.
Kendimizi kurban rolüne sokuyoruz.
Ve hep böyle karşı taraf hatalı gibi gösteriyoruz.
Örnek vereyim. Mesela eşiniz genelde arkadaşlarıyla takılıyor.
Ve siz bunu her yaptığında olay çıkarıyorsunuz.
O insanı yerden yere vuruyorsunuz.
Eleştiriler, hakaretler havada uçuyor.
Evet görüntüde siz...
İşte evde onu bekleyen bir eş konumundasınız.
Ve okey haklısınız da kendinize göre gerekçeleriniz var.
Evet çok kırgınsınız. Okey ama şunu fark etmiyorsunuz.
Yani o adam artık o kadar çok eleştirilmiş ki sizin tarafınızdan.
O kadar memnuniyetsizsiniz ki.
Bundan dolayı... O eve geleceği varsa da gelmek istemiyor demek istiyor.
O suratı, o tribi çekmek istemiyor.
O yüzden de bir birim vakit geçiriyorsa arkadaşlarıyla on birime çıkarıyor.
Yani evden kaçıyor. Halbuki o eleştiren dilimizi şöyle bir tutsak.
Vesek ki mesela. Ya aşkım sen yokken kendimi çok yalnız hissediyorum.
İşte seninle uyumayı çok istiyorum.
Seni özlüyorum falan filan.
Benim de sana ihtiyacım var aşkım falan.
Anlatabildim mi? Biliyorum cinnet geçiriyorsunuz şu an ama.
Bakın amacımız ilişkiyi kurtarmak yoksa diğerleri zaten okey hani evet haklı olabilirsiniz ama buradaki amacım şu hani bunu da denemedim demeyelim tamam mı?
Bazı insanlar tabii ki bunu anlamayacak yani bu mesajı atsanız da bir cevap gelmeyebilir.
Ama ben sadece bunu söylemek istedim.
Şimdi ikincisi de şu ben David Burns'un yalancısıyım arkadaşlar.
Diyor ki çatışmalarda...
Kendi rolümüz var ya bunu inkar ediyoruz.
Ve neden inkar ediyoruz diyor.
Çünkü kendimizi incelemek çok şok edici, çok acı verici.
Hani bunu görmektense karşı tarafı suçlamak daha kolay.
Az önce anlattığım örneğe bakacak olursak.
Evet ben orada eleştiriyorum, zehir gibi bir dilim var.
Kim bunu söyler? O yüzden gelmiyor belki.
Bunu demek çok zor, çok acı verici.
O yüzden de ne yapıyoruz?
Ama o suçlu demeyi tercih ediyoruz.
Bazen de yakındığınız sorun size...
kendinizi böyle gizliden gizliye iyi hissettiriyor diyor Dr.
Burns. Yani masum görünmek hoşumuza gidiyor arkadaşlar bunu söylüyor.
Üçüncüsü de şu eğer karşı tarafı suçlamaktan vazgeçmeye daha istekli olup kendimizi değiştirmeye odaklanabilirsek belki sonuç çok daha farklı olabilir.
Şunu da unutmayalım sorunlu bir ilişkiyi düzeltmek için 3 seçeneğimiz var arkadaşlar.
Birincisi mevcut durumunuzu sürdürmek.
Evet kavga gürültü okey devam ki bu en yaygın yapılan şey Türkiye'de.
Odada kocaman bir fil var ve evet her iki taraf da bunu görüyor.
Fakat diyorlar ki ya görmezden gelelim yokmuş gibi davranalım ama o fil her yeri yıkıyor.
Sorunlu bir evliliği olup boşanmayan Türkiye'de milyonlarca insan var arkadaşlar.
İkinci seçeneğimiz şu ilişkiyi sonlandırmak.
Olmuyorsa yeter artık kardeşim deyip çekip gidebilirsiniz.
Bu da bir ihtimal. Üçüncü ihtimal de o ilişkiyi düzeltmeye çalışırsınız.
Ki bunu gerçekten karşınızdaki insana değer veriyorsanız, bir emek harcadıysanız o ilişkiye yapıyorsunuz.
Ama şunu da söylemek istiyorum.
Aynı şeyi yapıp yapıp lütfen farklı sonuçlar beklemeyin arkadaşlar.
Daha çok beklersiniz.
Yani birinin değişmesini beklemek, mevcut durumu, sürdürmeyi seçmenizle...
Aynı şey diyor Dr. David.
Bakın birinin değişmesini beklemek, şu an mevcut durumumuz neyse bunu sürdürmeyi kabul ediyorum demek de aynı şey diyor.
Çok acı bir gerçek. Yani bir insan ancak...
Kendisi isterse değişir.
Bakın ben bunu bu yaşımda öğrendim.
Öğrenmedim de öğrettiler arkadaşlar.
Öyle söyleyeyim. Çok acı bir tecrübe oldu benim için.
Şimdi diyorsanız ki ben daha tatmin edici, daha sevecen bir ilişkim olsun istiyorum Merve.
O zaman şunu deneyin arkadaşlar.
Kendinizi değiştirmeyi deneyin.
Bakalım ne olacak? Hani Gandhi diyor ya dünyada yaşatmak istediğiniz o değişimin ta kendisi siz olun diyor.
Gerçekten de öyle. Hani önce siz bir adım atın bakalım sonra ne olacak.
Geçen gün tam böyle bir arkadaşıma sitem edeceğim.
Beni aramıştı buluşalım demek için.
Diyeceğim ki işte neyi arayıp sormuyorsun falan filan klasik.
Sitem. Sonra kendi kendime dedim ki arkadaşlar aynen böyle.
Hiç lafımı esirgemeden.
Gerizekalı dedim. Sen aradın mı?
Hani sen ne hadle ona bunun hesabını soruyorsun?
Sen kimsin ya? Hayırdır dedim içimde.
Önce sen bir ara sor da ondan sonra bunun hesabını sormaya hakkın olsun dedim.
Sonra gerçekten arkadaşlar aradıkça sordukça o da aynı şekilde beni sürekli aramaya başladı.
Bu yani olay bu. Ama oturup onu suçlamam çok daha kolaydı.
Böyle masum pozları kesmek, sitem etmek bunlar çok daha kolay.
Diğeri daha acı. verici değil mi?
Bu söylediğim işte gerizekalı sen aradın mı bilmem.
Bu canı mı yaktı mı yaktı ama yüzleştim abi gerçeklerle.
Siz de yapın. Hep böyle karşı taraftan ilgi ve sevgi beklemek.
Hani siz karşı tarafa ne kadar veriyorsunuz bunu?
Hani siz karşı tarafa ne kadar tuğla verirseniz o da bence ona göre bir duvar örecek.
O ilişkinizin binasını inşa edeceksiniz beraber.
İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırmayalım.
Bir de şu var arkadaşlar yakınlık sağlama konusunda Ne kadar isteklisiniz?
Yani sizin bir çabanız var mı?
Bunu soruyorum. İşte benim beklentilerimi karşılayamıyorsan seninle tartışırım, seninle çatışırım.
Kendime de bunu hak görüyorum.
Ya bu kafadan çıkalım ya.
İnsanların bizim beklediğimiz şekilde davranacaklarını umup bu şekilde davranmadıklarında onlarla çatışmayı lütfen bırakalım.
Bunu kendime de söylüyorum. Bakın bu bölümde söylediklerinin hepsini kendime de söylüyorum tamam mı?
Bunu açıp açıp dinleyeceğim. Zaten çoğu bölümümü o sebeple yapıyorum.
Daha önce belirtmiştim. Hepsi kendime de bir ders olsun diye bunların.
Şimdi arkadaşlar size insanlarla çatışmalarımızı tetikleyen bazı inançlarımızdan bahsettiğim buraya kadar.
Bunlara ek olarak şunu söyleyebilirim.
Mesela sürekli böyle başkalarını memnun etme çabanız var mı?
Önceliğe hep başkalarını koyuyor musunuz?
Kendinizi geri plana atıyor musunuz?
Bunu yaptığınız zaman evet bu da bir çatışma sebebi.
Eğer çatışma fobiniz varsa arkadaşlar bu da bir çatışma sebebi.
İşte ben susayım da ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey.
Öyle bir şey yok. O çatışmaya yol açacak yani.
İşte aman ben hep iyi kalayım.
Aman öfkemi göstermeyeyim.
O çok kötü bir şey diyorsanız.
Bir yerde patlayacaksınız. Yani bu gizli inancınız da sizin çatışmanızı bir şekilde tetikleyecek.
Dediğim gibi iyi kız sendromu bölümümü dinleyin arkadaşlar.
Kadın öfkesi bölümüm çok önemli bir bölümdür.
Şimdi hiçbir eleştiri ya da anlaşmazlığı.
İşte ben hayatım kararmadan bunları tölere edemiyorum diyorsanız böyle bir inancınız varsa, mükemmelliyetçiyseniz, beni kusurlarımla asla sevmeyecek insanlar, asla kabul etmeyecek gibi bir düşünce yapınız varsa ya da işte ben asla
başarısız olmamalıyım, ben hata yapmamalıyım yoksa bu benim değersiz olduğumu gösterir gibi bir inancınız varsa, yalnız kaldığınız zaman asla mutlu olamayacağınızı düşünüyorsanız ya da biri sizi reddettiğinde,
bir reddedişle karşılaştığınızda değersiz olduğunuzu düşünüyorsanız, benlik...
tamamen başkalarına bağlıyorsanız ya da bazı başarılarınıza bağlıyorsanız, kariyerinize bağlıyorsanız, karşı tarafın sevgisi ve ilgisi olmadan asla mutlu ve tam anlamıyla bir
bütün olamayacağınıza inanıyorsanız, bunlar arkadaşlar hatalı inanç kalıplarımız.
Bakın bir tarafta itaatkarlık var, bir tarafta fazla talepkarlık var bu anlattıklarımda.
Bir tarafta bir ilişki bağımlılığı var, bir tarafta da aşırı özellik var.
İkisi de uç. Peki böyle çiftler eşleşirse ne olur?
Mesela çok itaatkar bir kadın, yani hep böyle sevgilisini memnun etmeye çalışan, kız sendromu yaşayan, öfkesini bir hata zanneden ve hep kendinde suç arayan bir kadın düşünün.
Fazla talepkar bir insanla birlikte olursa ne olur bu kadın?
Erkek çok mutlu olur orası kesin ama kadın o alma verme dengesini bozduğu için bir süre sonra aşırı mutsuz olur arkadaşlar.
Tükenir ve acı hisseder.
Ya da her iki tarafın fazlasıyla talepkar olduğu bir ilişki düşünün.
Sizce burada çatışma olmaz mı?
Olur. Ya da her iki tarafta böyle kavgadan kaçınan insanlar olsun.
Öfkelerini gizliyorlar. Bu sefer de böyle birbirlerine açılmadıkları için sorunlarını hiç konuşmadıkları için bir sorun yaşayabilirler.
E ne yapacağız Merve? Böyle bir eşleşme varsa ne yapacağız?
Bunlardan biri denk gelebilir yani bu kombinasyonlardan.
Dr. Burns diyor ki klinik çalışmalarım bana gösterdi ki İlişkilerindeki sorunlarda karşısındakini suçlayan ve sürekli şikayet eden insanların daha iyiye gitmediğini
fark ettim. Ve bu kişiler hangi terapi tekniklerini denediysem de karşısındakilerle tartışmaya ve kavga etmeye devam ettiler diyor.
Tan tersi suçlamak ya da geçinemediği kişiyi değiştirmeye çalışmak yerine kendilerini değiştirmeye odaklanan bireyler ilişkilerinde harikalar yarattılar diyor.
Şimdi arkadaşlar bunu yanlış anlamayın.
Burada kendimi mi suçlamalıyım gibi bir noktaya varmayın.
Asla öyle bir şeyden bahsetmiyorum.
Kişisel sorumluluktan bahsediyoruz arkadaşlar.
Suçlama olmadan yakınlaşmanın yolunu açabilecek en akılcı çözümlerden biri bu.
Ne demek istiyorum? Kendinizi suçlamayın.
Karşınızdakini de suçlamamaya çalışın.
Çünkü bunların bir faydası yok.
Kişisel sorumluluk alın.
Bu kadar arkadaşlar. Ne demek istiyoruz?
Ben suçluyum. Aman sen suçlusun.
Bunlardan bahsetmiyorum. Evet.
Kim suçluysa suçlu.
Şu an ne diyorlar? Eskiler Hatice'ye değil Netice'ye bakıyoruz.
İlişkimiz çok kötü bir hale geldi.
Acaba burada benim payıma düşen şey neydi?
Bunu sormanızı istiyorum. Ben buradan ne öğrenebilirim?
Nasıl olumlu adımlar atmalıyım?
Lütfen arkadaşlar objektif düşünmeye çalışın.
Yargısız olun tamam mı?
Karşınızdakini dinlerken lütfen savunmaya geçmeyin.
Ya işte bu insan acaba doğru söylüyor olabilir mi?
Söylediklerinde haklılık payı var mı?
Bakın bunları sorun kendinize.
Bana eleştirilerinde haklılık payı var mı?
Ve lütfen objektif olun.
Küsmeyin, soğuk yapmayın, trip atmayın, kaçmayın, intikam almaya çalışmayın.
Bu şekilde sorun çözülmez tekrar hatırlatıyorum.
Çünkü bunu muhtemelen... Demelen çocukken öğrendiniz küsmeyi falan.
Karşınızdaki kişiyle karşılıklı bir anlayış geliştirmeye çalışın arkadaşlar.
Ve lütfen beden dilinize dikkat edin.
Çünkü bazı insanlar hiç konuşmadan gözleriyle de hakaret edebiliyor.
Sonra diyorlar ki ben ne yaptım ki ya ağzımı bile açmadım.
Bunu ben yaşadım bu arada.
Geçen arkadaşımla bir tartışma yapıyoruz ve hiçbir şey demiyorum.
Gözümü mü devirmişim ne yapmışım?
Dedi ki sen dedi zaten bana şu an hakaret ettin.
Doğru söylüyor. O yüzden beden dilimize dikkat.
Ne yaptığımızı gayet iyi biliyoruz arkadaşlar tamam mı?
Karşınızdakinin duygularını da lütfen anlamaya çalışın.
Belki de bu hikayede tek incinen siz değilsiniz tamam mı?
Sevgiliniz size nasıl hissettiğini söylediğinde lütfen onu...
anlamazdan gelmeyin. Hissettikleri yalanmış gibi de davranmayın.
Ve çok önemli bir şeyden bahsedeceğim şimdi.
Duygularınızı ben dili kullanarak ifade edin arkadaşlar.
Hani sen zaten beni takmıyorsun.
Beni sevmiyorsun. Sen beni hiç düşünmedin zaten.
Bakın bu sen dili arkadaşlar. Sen sen sen.
Ama Ben dili şu arkadaşlar.
Sen böyle davrandığında ben üzülüyorum, kırılıyorum.
Birlikte daha çok vakit geçirmek istiyorum seninle.
Bakın olayı gerçek bir şekilde ifade ettim.
Ve burada kendi payıma düşeni kendi hislerimle anlattım.
Karşımdakine istediğim kıyafeti dikip giydirmeye çalışmadım.
Sen şöyle yaptın, sen demiyorum.
Sen dilini bırakıyorum ve ben diline geçiyorum.
Bir de arkadaşlar umutsuz olmayın.
Böyle umutsuz umutsuz konuşmayın.
Ya zaten bizden bir yol olmaz.
İşte her şeyi denedik olmuyor.
Sabaha kadar de. Bunun bir anlamı yok ki.
Ve şunu yapmayın. Karşınızdakini dinlemek yerine hemen böyle tavsiyeler vermeye çalışmayın.
Silahsızlanma diye bir teknik var.
Bunu uygulayın arkadaşlar. Yani tüm silahlarınızı bırakın tamam mı?
Gardınızı düşürün. O şekilde dinleyin o insanı.
Anlaşma yapmaya çalışmayın, yatıştırma yapmaya çalışmayın.
Dinleyin ya. Atıyorum sevgiliniz size diyor ki çok kabasın.
Bağırıyor size. Deyin ki sanırım az önce söylediklerim seni incitti.
Ben de kendimi şu an kötü hissettim.
Çünkü seni gerçekten önemsiyorum.
Hani lütfen bunu sakince tekrar konuşabilir miyiz?
Bakın bu yani silahsızlandım.
Ve en önemlisi empati arkadaşlar.
Gerçekten empati yapıyor musunuz?
Bir sorun kendinize. Yani karşınızdakinin ne düşündüğünü gerçekten tam olarak anladınız mı?
Emin misiniz? Hani hissettiklerini idrak edebildiniz mi?
Bu... Anlayışınızı sıcak ve samimi bir şekilde devam ettirebiliyor musunuz?
Karşınızdakini utandırıyor musunuz konuşurken?
Duygularını bastırması gerektiğini mi öğretiyorsunuz ona konuşurken?
Yani benle muhatap olurken bunu yap gibi bir noktaya mı çıkıyorsunuz?
Karşınızdaki insanın hislerini gerçekten anladınız mı?
Hani o konuşmadan sonra bunları bir sorun kendinize.
Bunları anlamak için o konuşurken ne anladığınızı ona söyleyerek iletişime devam edin.
Bakın şöyle işte doğru mu anlıyorum?
Hayatım böyle mi demek istiyorsun?
Bakın ama onu duygularıyla vurmayın.
Hani şu an çok kızgınsın değil mi?
Bunu demeyin arkadaşlar bu eleştirel bir tavır.
Şunu sorun. Hayatım neyi farklı yapmamı istersin?
Bu sorunu nasıl çözebiliriz deyin tamam mı?
Özür dileyecekseniz de gerçekten üzgün olduğunuzu bilsin karşı taraf.
Hani bak seni geçiştiriyorum.
Hadi konuyu kapat o yüzden özür diliyorum gibi olmasın.
Artık usandım yani yeter o yüzden özür diliyorum gibi olmasın.
Biliyorum haklı çıkmak istiyorsunuz ama dediğim gibi buradaki amaç sorunlu ilişkimizi kurtarmak.
Ve şunu unutmayalım arkadaşlar. Herkes haklılık köşesini kapmak istiyor.
Ve biz haklı çıkmak istemiyoruz.
Bu podcast yapma sebebi biz anlaşılmak istiyoruz.
Biz anlaşmak istiyoruz. Tamam mı?
O yüzden şimdi bu bölümün devamı gelecek.
Şimdilik burada bırakıyorum.
Çok uzattım. Umarım sorunlu bir ilişkiniz varsa bu bölüm size çok iyi gelir arkadaşlar.
Meselelerinizi çözmenize umarım yardımcı olabilmişimdir.
Karçer Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bize özel indirim kodunu tekrar hatırlatmak istiyorum.
SPKARÇER15 açıklamaları da bıraktım arkadaşlar.
%15'lik bir indirim kodu.
2 hafta geçerli unutmayın.
Kendinize iyi bakın. Instagram'a da bekleriz.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
