
Bölüm sponsoru Eliz-juwelier hakkında detaylı bilgiye ulaşmak için:
https://www.eliz.de/
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm "Eliz-juwelier" hakkında reklam içerir*
Transkript
Elis Kuyumculuğu'nun sunduğu, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün yine heyecanla beklediğiniz bir konuyla karşınızdayım.
Mısır'ın son firavunu.
Kleopatra'yı konuşacağız.
Bu arada Kleopatra'ya Firavun deyince çok şaşıranlar var.
O yüzden açıklama gereği duyuyorum.
Firavun eski Mısır'ın tanrı gözüyle bakılan hükümdarlarına deniliyor.
Yani antik Mısır'ın hükümdarlarına Firavun diyoruz.
Kleopatra Mısır'ın geç hanedanlığı döneminde kraliçelik yapmış bir isim ve tüm dünyanın tanıdığı tarihi popüler bir isim olduğu için onu seçtim.
Çok da istediniz. Gerek güzelliğiyle ki sonradan yapılan bir sergide gördük ki Kleopatra'nın aslında pek de güzel olmadığı ortaya çıktı diyelim.
Gerçek Kleopatra oldukça kısa boylu 1 metre 41 santim olduğu düşünülüyor.
Böyle balık etli, sert bakışlı, çürük dişli, kemerli burunlu bir kadınmış.
Merak edenler için Instagram'da paylaşacağım fotoğraflarını.
Yani güzellik algımız bence çok değişmiş olabilir.
Kemerli burun bence kimi kadına çok da yakışıyor.
İlla böyle hokka burun olacak yani herkes.
Şimdi demiş olabilirsiniz ki ee Kleopatra madem çirkin bir kadınsa nasıl o çağın en güçlü iki adamını baştan çıkarmayı başardı?
Kozmetiğin gücü diyenler var.
Parfümleri zaten meşhur biliyorsunuz.
Oraya da geleceğim az sonra. Ama önce bence en başa gidelim.
Kleopatra'dan önce hanedan...
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yunancadan geliyor. Şanı, yüceliği babadan gelen anlamına geliyor.
Babası belli kişi anlamı da var.
Peki babası kimdi de böyle bir ada sahip oldu?
Babası Firavun 12.
Ptolemi. Bu kısmı da aydınlatmak istiyorum.
Çünkü Kleopatra son Firavun ve Mısır tarihi sahnesine geç hanedanlık döneminin sonlarında giriyor tarih sahnesine.
Öncesinde deniz kavimleriyle zayıflayan bir ara dönem var arkadaşlar Mısır'da.
Bu da M.Ö. 10.
ve 9. yüzyıllara tekabül ediyor.
Çok da tarihlere girip böyle içinizi şişirmek istemiyorum ama bunları bilsek iyi olur.
Yani Mısır'da Libyalılar, Persler ve Büyük İskender hakimiyet kurmuş.
O yüzden Mısır çok önemli bir bölge.
İskender'in ölümü sonrası onun generallerinden biri Mısır'ı devralıyor.
Ve 300 yıl boyunca devam eden Putoleme hanedanlığını başlatıyor.
Yani köklerde Büyük İskender var.
Merve ya bunu neden anlatıyorsun diyebilirsiniz.
Çünkü bu dönemden sonra Mısır bildiğiniz Mısır olmaktan çıkıyor.
Yani Mısır kültürü yok oluyor ve yerini Helenistik kültüre bırakıyor.
Hani o bildiğimiz büyük şehirleri vardır ya Menfis, Tebes bunları biliyoruz.
Ama bunlar yerini artık böyle İskenderiye gibi büyük şehirlere bırakıyor.
İskenderiye zaten Büyük İskender kurdu.
Bir liman şehri çok da önemli bir şehir.
İskenderiye'nin anlamı da ışıltılı şehir demektir.
Birinci Ptoleimus hakim oldu dedim ya bu adam eski Mısır kanunlarını böyle dini törenleri falan muhafaza ediyor.
Firavun ünvanını alıyor Mısır'a özgüdür ya Firavun ünvanı ve bunlarla da yetinmeyip yine bir Mısırhaneden geleneği olan kardeş evliliğini de gerçekleştiriyor.
Öz kardeşiyle evlenme olayı aa neden demiş olabilirsiniz çünkü kutsal kanın kraliyetten çıkmasını engellemek istiyorlar.
Ve yeni Firavun 1. Ptolemus İskenderiye'yi başkent yapıyor.
İşte o meşhur İskenderiye kütüphanesi bu Firavun zamanında kurulmuştur.
Dönemin Oxford Üniversitesi diyebilirim.
Burada 900 bin ciddi el yazması olduğu düşünülüyor arkadaşlar.
Ve öyle bir kütüphane ki içerisinde anatomi salonundan tutun bilinen ülkelerdeki bitki ve hayvanların bile örnekleri varmış.
Ve aynı zamanda müze olarak da kullanılıyormuş.
Ama maalesef yakıldı İskenderiye kütüphanesi.
Bir de İskenderiye dediğimiz zaman aklımıza hemen antik dünyanın 7 harikasından biri olan İskenderiye Feneri geliyor.
135 metrelik bir fener olduğu düşünülüyor fakat artık yok.
Bu arada bu deniz feneri Faros adasındaymış.
Faros da İtalyanca'da deniz feneri anlamına geliyormuş.
Kleopatra böyle ışıltılı bir şehirde doğmuş arkadaşlar.
Mısır bir dönem dünyanın en büyük ticaret merkezlerinden biri olmayı başarıyor.
Ama Büyük İskender'in fethettiği o geniş topraklar...
Zamanla kaybediliyor. Neden?
Çünkü beceriksiz torunlar yüzünden Suriye, Kıbrıs bunlar hep elden çıkıyor ve en son Roma'nın bir eyaleti haline geliyor Mısır.
Bu önemli bir detay.
Az sonra anlayacaksınız nedenini.
Şimdi Kleopatra'nın annesinin Mısır'da olduğu düşünülüyor.
Firavun babasının soyunun da Yunan olduğu düşünülüyor.
Yani Kleopatra Mısır kraliçesi.
Ama Yunan soyundan geliyor.
Kleopatra'nın eğitiminin çok ileri düzeyde olduğu düşünülüyor arkadaşlar.
8 dili ileri derecede bildiği söyleniyor.
Hatta Flarkos'un bir beyanı var.
Demiş ki dilini sanki çok terli bir müzik aleti gibi bir lisandan ötekine istediği gibi böyle çalarak döndürebiliyor.
Yani bir sürü lisan konuşabildiği söyleniyor o dönem içerisinde.
Burada da 22 dil bilen Pontus kralından etkilendiği söyleniyor.
Bir de tabii ki Büyük İskender'e hayran.
Onun entelektüel donanımına, askeri dehasına baya hayran kalmıştır.
Yani Kleopatra'yı hep böyle güzelliğiyle tanıyoruz ama çok entelektüel bir kadın.
8 dil biliyor dedik. Buna Mısır dili de dahil.
Neden belirttim? Çünkü amacı Mısırlı askerlerle tercümansız bir şekilde konuşabilmek.
Hem de diplomatik ve ticari ilişkilerde de bu dilleri kullanıyor.
Zaten Sezar ve Marcus Antonius'la nasıl anlaşmış diye düşünebilirsiniz.
İşte böyle. Şimdi Kleopatra kendisini Büyük İskender örnek alıyor demiştim.
O yüzden İskenderiye'ye bilim, edebiyat, felsefe, matematik ve tıp alanında en ünlü isimleri davet ettirmiştir.
Bir de şöyle bir durum var.
O kadar tıbba ilgi duyuyormuş ki hasta olan arkadaşlarına ilaç falan yaptırıyormuş.
Ve adam her dalda büyük entelektüel zaten.
Peki Kleopatra'nın aynı zamanda kitap yazdığını biliyor muydunuz?
Mesela tıp alanında kadın hastalıklar üzerine.
Bu Arap bir yazarın iddiası tıbba çok ilgisi olduğu zaten söylenile geliyor.
O dönemde tıp nasıldı Merve derseniz şöyle biraz örnek vereyim.
Mısır halkı sağlık için oruç tutuyormuş.
3-4 gün aralıklarla adamlar if yapıyormuş resmen.
Ve hastalıkların sebebini de...
Genelde böyle yiyeceklerin vücuda girdikten sonra vücutta kalan atılamayan kısımdan kaynaklı olduğunu düşünüyorlarmış Mısırlılar.
Bir de Kozmetika diye bir kitap var.
Bu kitap da genelde Kleopatra'ya atfedilir.
Olamaz mı? Bence olabilir.
Bu eserde de böyle kellikten tutun, parfüme kadar, makyaj malzemelerine kadar pek çok bilgi var.
Hatta bir rivayete göre Ölüdeniz'de adeta bir parfüm fabrikası varmış ve burası güzellik ve spa merkeziymiş Kleopatra'nın.
Kleopatra'nın güzellik sırları meşhur zaten biliyorsunuz ama benim en çok ilgimi celbeden kısmı altın aksesuarları.
Bayılıyorum yani o da...
Önemli için gerçekten çok zevkli.
Bir de altın ilk işlenen metallerden biri ve bunu bence en iyi yapan.
Mısırlılardı. M.S.
2000'lerde falan başlıyorlar altını işlemeye.
Tutankamon'un ölüm maskesini hatırlayın 100 kilogram altından yapılmış.
Yani gerisini siz düşünün Mısırlılarla altın ilişkisi.
Ama Mısırlıların altını bu kadar önemsemesinin alt yapısında gizli ilimler olduğu da söyleniyor tabii.
Hani böyle tanrılarla iletişime geçmek falan gibi düşünebilirsiniz.
Çünkü altın iletken bir madde biliyorsunuz ki.
Bir de altın dünya dışından gelen bir şey.
Yani dünyada bulunan neredeyse tüm altın dünya oluştuk.
200 milyon yıl sonra gezegeni bombalayan meteorlardan geliyor.
2 nötron yıldızının çarpışmasıyla bu bile benim altını sevmem için tek başına yeterli olabilecek bir sebep.
Altının anlamı da parlayan şafak.
Güneşin parıltısı demek anlamı da çok güzel.
Altının periyodik cetveldeki kısaltmasından geliyor bu isim.
Auya periyodik cetvelde.
Aurum bunun anlamı da güneşin parıltısı demekmiş.
Bir de altın uzaylı gibi bir şey düşünsenize yani dünya dışından geliyor ve 118 element içerisinde para olarak ya da takas aracı olarak kullanabileceğimiz sadece altın ve gümüş var.
Altın neden gümüşten pahalı?
Çünkü gümüş havadaki kükürtle temas ettiği anda kararıyor ama altın asla kararmıyor tepkimeye.
girmiyor. Havadan etkilenmiyor, sudan etkilenmiyor.
Neyse öyle kalıyor. Benim de küçüklüğümden beri altına bir zaafım vardır.
Zaten böyle Instagram storylerimde görüyorsunuz elimi kolumu falan.
Hep böyle altın rengi bir şeyler var.
Çünkü enerjisi bana çok iyi hissettiriyor.
E madem bu konuyu açtım.
Dünyanın en çok altın rezervine sahip ülkeleri nereler?
Birinci Amerika. Kaliforniya altına hücum olaylarını hatırlayın.
Hatta aklıma gelmişken Charlie Chaplin'in altına hücum filmini de izleyebilirsiniz.
Çok güzel bir filmdir. İkinci en büyük altın rezervi de Almanya.
Almanya'da 3359 ton altın rezervi var ve bugünkü bölüm sponsorumuz da Almanya'nın sayılı Türk caddelerinden biri olan Koyp Strasse'de faaliyet gösteren bir kuyumcu dükkanı.
Elis Juvelia yani Elis kuyumculuk.
Eğer Kleopatra günümüzde yaşıyor olsaydı eminim o da Elis kuyumculuğu tercih ederdi.
Çünkü çok modern ve böyle stil belirleyici takıları var.
Instagram sayfasını zaten aşağıya koyacağım bakarsınız.
Ben böyle bayağı gezdim sayfada oradan biliyorum.
Merve ben Almanya'da yaşamıyorum ki diyenlere online shop üzerinden ya da Instagram üzerinden de sipariş verebiliyorsunuz.
Başta Avrupa ülkeleri ve tüm dünya ülkelerine paket posta servisleri var.
Tabii ki UPS güvencesiyle.
Biliyorsunuz altın yatırımcısını genelde mutlu eden bir yatırım aracı.
Ben de genelde yatırımlarımı altından yana kullanıyorum.
Neden? Böyle takıp takıştırmayı çok seviyorum.
Ediyorum madem bir aksesuara para vereceğim.
Bu altın olsun ki ileride bir yatırım aracı olarak kullanabileyim diye düşünüyorum.
Yani bir taşla iki kuş vuruyorum arkadaşlar.
Bir de altının sağlığa da pek çok faydası var.
İşte kalp dostluğu, vücutta dolaşımımızı hızlandırıyor, yaralarımızı iyileştiriyor.
Cilt bakım tedavisinde son zamanlarda çok kullanılıyor biliyorsunuz.
Kleopatra her gece yüzüne altın maske sürüp yatıyormuş.
Neden? Çünkü altının böyle yeniden yapılandırıcı, hücre yenileyici bir özelliği varmış.
Romatizmalara iyi geliyor. 19.
yüzyılda bağımlılık tedavilerinde kullanılmış.
Roma döneminde savaşçılar yaraları çabuk iyileşsin diye kullanmış.
Günümüzde astronotların kasklarında bile var gözlerini güneşten koruyabilmek için.
E daha ne olsun yani aşağı bırakacağım linkten elis kuyumculuğun ürünlerine detaylı olarak bakabilirsiniz.
Benim gibi altın takı aşıklara eminim bayılacaktır.
O zaman hadi devam edelim.
Şimdi eminim çoğunuz Kleopatra'nın aşk hayatını böyle sabırsızlıkla bekliyorsunuz.
Oralara geleceğim ama öncelikle Kleopatra'yı böyle yakinen tanıyalım istiyorum.
Çünkü hakkında bilinen çok yanlış şeyler var.
Şuradan devam edelim. Din siyasetini de çok iyi yapmıştır Kleopatra.
Bu stratejiyi de çok iyi yürütmüştür.
Neden? Çünkü halk kraliçeye karşı ayaklanmasın diye.
Mısır dinine saygı gösterir.
Hatta kutsal boğa cenaze törenlerine de katılmıştır Kleopatra.
Bu dini ritüeller işte...
Öküz boğa törenleri çok önemli çünkü Tanrı'nın yeryüzü temsilcisi olarak görülüyor bunlar ve öldükleri zaman mumyalanıyorlar.
Hani Hintlilerle alay ediyorlar ya ineği tapıyorlar ya falan diye.
İneğe tapmıyorlar bu arada onu kutsal görüyorlar sadece.
İşte Mısır'da da inek en kutsal hayvanlardan boğa, inek ve İsis'in de kutsal hayvanıdır.
Bu arada Hazreti Musa'ya karşı gelip altından bir buzağa tapınan halkı hatırlayın bu noktada.
Aslında bu konulara da böyle bir podcast yapmak istiyorum.
Apis boğazı, Diyanizos törenleri falan belki yaparım.
Şimdi Kleopatra'nın din siyasetinin altyapısında bir de şu var.
Aslında o bir kraliçe ve son firavun ama kendini böyle bir tanrıçalaştırma.
gibi bir derdi var. Isis ve Afrodit gibi böyle tanrıçalaşmak istiyor.
Dikkat hem Mısır'ın yerel tanrıçası hem de Yunan.
Kleopatra baya işini bilen bir kadın.
Hatta o dönem onun için yeni Isis bile demişler o zamanlar.
Yani böyle bir neo yeni tanrı konsepti var.
Roma İmparatorluk dönemine kadar da bu devam ediyor.
Peki bunu sadece Kleopatra mı yapmıştır?
Hayır Kleopatra'nın maniti Marcus Antonius da bunu yaptı.
Kendini yeni Dionysos olarak tanrılaştırmıştır.
Yani burada amaç hem tanrı hem kral olabilmek.
Hani bir adam vardı ya Allah olmak istiyorsa toplanak Allah diyelim.
Peki bunu neden istiyorlar?
Çünkü tebalarını tanrıdan direkt haber alıyoruz biz diye kandıracaklar ve böyle güçlerini sırtlarını daha doğrusu tanrı iradesine dayayacaklar.
Gariban mı sırrılarda kanka ne diyorsa yapalım ya bak tanrı öyle buyurmuş diyecekler.
İtaat edecekler. Bak sen şu kukilere.
Ha bu arada İsis Mısır Panteonu'nda ilk sıralarda yer alır ve Mısır halkının tamamı ona tapar neredeyse.
Neden? Çünkü o bereket tanrısı, üreme tanrısı.
Yunan tanrıçası Demeter'in Mısır versiyonu gibi düşünün İsis'i.
O yüzden Kleopatra onu kendine seçiyor.
Bu arada ortamlarda satılacak bir bilgi.
Kleopatra Manitas'ı Marcus Antonius ile Mersin Tarsus'ta buluşuyormuş arkadaşlar.
Ve adama diyormuş ki ben Afrodit'im.
Adam da buna inanıyor herhalde.
Herkes birbirini kandırıyor.
Körler sağırlar birbirini ağırlar.
Buluştukları yerde Kleopatra kapısı Tarsus'ta.
Kleopatra kendini bir de tanrıça Venus ile özdeşleştiriyor.
Roma İmparatoru Sezer'de Kleopatra'ya aşık biliyorsunuz.
Ve onun için bir heykel yaptırıyor.
Venus tapınağına koyuyor bu heykeli.
Ben buna pek inanmadım çünkü Romalılar yaşayan birine tapmazlar.
Bir de Venüs'e hakaret gibi olur bu.
Bir de zaten Kleopatra'yı sevmiyorlar.
Zannetmiyorum böyle bir çılgınlık yaptığını Sezar'ın ama bu da bir rivayet tabii.
Kleopatra kendine tanrıça Venüs diyorsa Sezar ne diyor?
Sezar da Jüpiter Jülis diyor.
O da tanrı kral olma yolunda.
Kleopatra tanrıça olma yolunda dedim ya.
Valla Sezar hayattayken buna inandıklarını pek zannetmiyorum.
Ama o öldükten sonra Sezar'a baya bir kutsiyet at veriyorlar.
Tanrı'nın oğlu diye anılıyor.
Oralara geleceğim. Kleopatra oğluna da yeni Horus der.
Yani Horus İsis ve Osiris'in oğlu.
Yani diyor ki oğlum Tanrı ben de Tanrıçayım kardeş inanıyorsanız.
Ben Firavun anasıyım. Peki Kleopatra nasıl tahta çıktı?
Erkek egemen bir toplumda kadınların bırakın yönetici olmayı eğitimleri bile engelleniyor o dönemde.
Yani eğitim almasalar da olur kafası.
Ancak böyle eş hükümdar falan olabiliyorlar.
Mısır geleneğinde de kardeş evliliği var demiştim.
Kraliçe olmak istiyorsan erkek kardeşinle evleneceksin buna mecbursun.
Kleopatra'nın yaşı reşit ama erkek kardeşi daha çok küçük bir çocuk.
Babaları tarafından bu ikisi evlendiriliyor.
Ve M.Ö. 51'in kışında tahtı devralıyor Kleopatra.
Ama bu sırada Mısır'da İç Savaş var ve Mısır ordusunun büyük bir bölümünü...
Romalı askerler oluşturuyor ve Mısır'ın Roma'ya bayağı bir borcu var.
Mısır Roma'ya finansal olarak bağlı.
Hani en başta demiştim ya Roma kısmı önemli o yüzden anlatıyorum burayı.
Kleopatra Roma'ya askeri olarak destek oluyor iç savaş sırasında ve bu halk tarafından nefret de karşılanmasına sebep oluyor.
Hatta Kleopatra'ya tapınak fahişesi diyorlar o dönem.
Neyse Kleopatra bayağı askeri destek oluyor ve bu destekler sayesinde bir güç birliği yapıyor Roma ile.
Romanın amacı Mısır'ı topraklarına katmak.
Çünkü işin ucunda İskenderiye limanı var.
Çok zengin bir tarım ülkesi var.
Nil nehri var ve Nil nehri içinde şunu belirtmek istiyorum.
Nil nehri evet ülkenin geçim kaynaklarını sağlıyor ama belirli aralıklarla da taştığını biliyoruz.
Alçalıp alçalıp yükseliyor.
İşte bu baskınlar iyi baskınlar ve kötü baskınlar olarak ikiye ayrılıyor ve Mısır halkının 7 yıl bolluk 7 yıl kıtlık çekmesine sebep oluyor.
Şu rüya meselesini hatırlayın.
İşte Kleopatra'nın hükümdarlığı döneminde Nil aşağı seviyelerde yani çok kötü bir dönem ve halk bu kötü.
Ekonomiden dolayı Kleopatra'yı suçluyor.
Ağır vergiler var çünkü ve daha güçlü bir lider arıyor Mısır halkı.
Kleopatra'nın tahtı her an sallantıda.
Kleopatra dediğim gibi kendine Büyük İskender'i rol model alıyor ve onun okuduğu kitapları da okumaya çalışıyor.
İşte Aristoteles mesela. Aristoteles İskender'in akıl hocasıdır biliyorsunuz.
Onu eğitmiştir. Hatta Büyük İskender Aristo için...
O benim manevi babam bile der.
Kleopatra da Aristo'nun eserlerinden devlet yönetiminde bayağı bir faydalanmıştır.
Peki nasıl bir yöneticiydi Kleopatra?
Şöyle ki mesela ülkede kıtlık varken kimsenin kara borsadan ürün satmasına müsaade etmemiştir.
Para politikalarını önemsemiştir.
Vergi muafiyetleri yapmıştır.
Esnafa, çiftçiye, orta sınıfa güzel ekonomi politikaları uygulamış ama yaranamamıştır arkadaşlar.
Neden? Çünkü bir hükümdarın başarısı Mısır'da daima Nil nehrine bağlı olmuştur.
Şimdi olayların kızıştığı noktalara doğru gidelim yavaş yavaş.
Kardeşi 13. Putolemus'la beraber ülkeyi yönettiğini biliyorsunuz.
Ve bu sırada Roma'da iç savaş var Sezar ve Pompey sonrasında.
Mısır'da da çift başlı bir yönetim var.
İki kardeş de tahta kendi başına geçmek istiyor.
Derken Kleopatra'yı allem ediyorlar, kallem ediyorlar.
Bir şekilde sürgüne gönderiyorlar.
mücadelesini de Sezar kazanıyor.
Bu arada ikisi bayağı sıkı dosttur.
Yani Pompeyus ve Sezar hem akrabalar hem dostlar ama toprak kavgası var aralarında.
Buraya küçük bir dipnot düşmek istiyorum.
Pompey dediğimiz adam Rize'nin pazar ilçesi ve Giresun'un şebin Karahisar'ı onun tarafından kurulmuştur Pompey tarafından.
Detaylar detaylar.
Neyse sonra bu iki sıkı dost, iki sıkı düşman olmayı başarıyor bir şekilde.
Pompey Mısır'da bir ordu kuracak ve yeniden Sezar'ın karşısına çıkacak ama gemiden iner inmez adamın başını keserek infaz ediyorlar.
Sezar da bunu duyunca infaz yapanı infaz ettirmiştir.
Hatta Sezar Pompey'i öldükten sonra baya bir üzülmüştür.
Bu adam da hep dostluklardan sınanmış dikkat ettiyseniz.
Oralara geleceğim sen deme Brutus olaylarına.
Neyse Kleopatra'yı sürgüne yolladılar dedim Suriye'ye ve o sıralarda Petra Kralı Abdül'le bir ilişki yaşadığı düşünülüyor.
Buradaki amacı da onun ordularından faydalanmak hani kardeşine karşı ama olmayacağını anlayınca da Roma diktatörü Sezar'la işbirliği yapmaya karar veriyor.
Sezar'ın amacı az önce söylediğim gibi...
Mısır'ı ele geçirmek Kleopatra'nın amacı da Mısır tahtına tek başına geçmek.
Kleopatra o esnada şunu öğreniyor.
Sezar'ın kadınlara baya bir zaafı var ama erkeklere de var.
Sezar'a kraliçe diyenler var o dönem biseksüel olduğu için.
Hatta Kikero bir kaynakta şöyle demiş.
Venüs'ten çıkan bekaret Bitanya'da kayboldu.
Hani Sezar Venüs'tü ya.
Bitanya'da Bursa, İzmit, Sakarya arasında bir yer.
Bitanya olayı da şudur.
Sezar tahta geçmeden önce Bitanya krallığına destek almak için geliyor.
Ve geldiği sırada Kral Nikomades ile bir ilişkisi oluyor.
O günden sonra ona kraliçe Sezar diyorlar alay etme amaçlı.
Neden? Çünkü şöyle ki Roma'da zaten normal bir seksüellik ama Sezar burada pasif kaldığı için adamla dalga geçmişler.
Hani imparator ya pasif kalamaz diye düşünüyorlar.
Bir de Sezar için yaygın bir söylem vardır.
O da şu. Her erkeğin kadını...
Her kadının erkeği.
Kleopatra da bunu duyunca en iyisi diyor ben Sezar'ı kafalıyım ve ondan bir erkek evlat doğurup tahta geçeyim.
Ama işte bu tutumundan dolayı Romalı yazarlar onu üst sınıf bir faişe diye nitelendiriyor.
Peki Kleopatra ile Sezar nasıl karşılaştı oraya gelelim.
Bence bu kısım harika çünkü Kleopatra kendini bir halıya sardırıyor.
Halı bir açılıyor Sezar'ın karşısında Kleopatra sürpriz.
Bu konuda başka bir güvenilir tarihçi de şöyle söylüyor.
Av derilerinden yapılmış bir elbiseye sarılarak getirildi Kleopatra diyor.
Ama insanın şu halı hikayesine inanası geliyor yani o daha güzel.
Neyse Kleopatra Sezar'ı cazibesiyle bir şekilde tavlıyor.
En başta güzel değil demiştim ama sohbeti, o ses tonu, cazibesi bunlar inanılmazmış kokusu, meşhur parfümleri.
Kleopatra'nın Sezar'ı entelektüelliğiyle, cazibesiyle etkilediğini biliyoruz artık.
Bir de Kleopatra Sezar'ı hep korkutuyormuş.
Ya senin sonunda arkadaşın Pompei gibi olursa sürekli bunu söylüyormuş adama korkutmak için.
Bu arada aklıma gelmişken söyleyeyim.
Sezar'ın meşhur bir sözü vardır ya.
Beni vidi vici. Geldim, gördüm, yendimdir bunun anlamı.
Bu sözü de Tokat Zile'de söylemiştir.
Düşmanı orada yendiği için.
Tokat Zile deyince benim gibi aklına pekmez gelenler el kaldırsın.
Neyse dönelim şu halı hikayesine.
Kleopatra bu esnada kardeşiyle evli.
Ve ülkesinde de Sezar var.
Resmen ailece adamın ganimeti gibiler.
Kleopatra, kardeşi, herkes.
Ve Kleopatra'ya metres gözüyle.
Böyle bakılıyor bundan dolayı.
Sezar zaten başkasıyla evli arkadaşlar.
Cleopatra da kardeşiyle evli.
Ve bu ilişkilerinden gayri resmi bir çocukları oluyor.
Neyse daha sonra bir iç savaş çıkıyor.
İskenderiye Savaşı. Hatta o esnada İskenderiye Kütüphanesi zarar görüyor.
Neden? Çünkü Sezar limandaki mısır gemilerini yaktırıyor.
Alevler kütüphaneye sıçramış olabilir diyorlar.
Başka bir sebep de olabilir. Bu konuyu işleyen bir film var.
Agora diye bir film.
Hatta Hipatya'da var filmin içerisinde.
İzlemek isteyenlere duyurulur.
Neyse Sezar bu savaşı kazanıyor.
Yıl M.Ö.
47 Kleopatra'nın kardeşi ve aynı zamanda kocası 13.Puteleomus Nil nehrinde boğularak ölüyor.
Kleopatra'nın kız kardeşi esir alınıyor ve Kleopatra'nın gördüğünüz gibi tahta geçmemesi için herhangi bir engel yok.
Ama Kleopatra bu seferde 14.Puteleomus yani diğer erkek kardeşiyle evlendiriliyor.
Hem de Sezar tarafından tamamen siyasi arkadaşlar.
Sonra Kleopatra ve Sezar bu zaferlerini kutlamak için eski bir Mısır geleneği olan Nil seyahatine çıkıyorlar.
400 gemiyle beraber ve yatak odaları zaten gemi kadarmış.
5 ayrı restorant var bu gemide inanabiliyor musunuz?
Ve bu Nil seyahatinin amacı halka kendilerini hatırlatmak.
İşte limanlara uğruyorlar, madenlere gidiyorlar, taş ocaklarına gidiyorlar.
Bakın biz buradayız diye hem siyaset hem aşk yapıyorlar.
Sezar'ın bir başka amacı da şu Nil nehrinin kanı.
Aynı anı keşfedebilmek.
Çünkü Sezar bu nehri aşırı gizemli buluyor.
Bu arada Sezar neden Mısır'a gelmişti?
Bunu bile unutuyor Kleopatra'nın yüzünden.
Öyle bir aşık oluyor yani.
Mısır'a aldın abi dönsene artık.
Yok yani Roma yansa adamın umurunda değil o derece.
Neyse Sezar bir şekilde Roma'ya dönüyor.
Kleopatra da hemen peşinden gidiyor.
Hem de 15. Sezaryon.
Sezar'dan olma oğlu.
Onunla beraber yanında da eşi ve kardeşi aynı zamanda.
13 yaşındaki 14.
Putelem. Usta beraber Sezar'ın yanına gidiyor.
Amacı da Sezar bak bu çocuk senin diyebilmek.
Ama Romalılar Cleopatra'yı hiç sevmiyor.
Metres diyorlar demiştim.
Jules Sezar'ın amacı Büyük İskender gibi olmak.
Biraz narsist bir karakteri var.
Hatta Temmuz ayının İngilizcesi de Jules Sezar'dan geliyor arkadaşlar.
İsmini vermiştir bu aya.
Şimdi yavaş yavaş en merak ettiğiniz kısma doğru geliyorum.
Şimdi Sezar çok umursamaz bir adam ve bundan dolayı da çok tepki çekmiştir.
Onun bu doğu aşkı, mısır aşkı en sonunda ölümüne sebebiyet verecek.
Zarları atalım bakalım oyunu kim kazanmış?
Zarlar atıldı sözü de Sezar'ındır.
Sezar çok büyük bir diktatör arkadaşlar.
O yüzden hiç hoşlanmıyorlar.
Cumhuriyet değerlerine çok aykırı hareketleri var.
Roma senatosu çok endişeli ve en son Sezar öyle bir raddeye geliyor ki kendini ömür boyu diktatör ilan ediyor.
Senato da bu durum karşısında artık sessiz kalamıyor.
Diyorlar ki bu cumhuriyet neden var madem bu adam diktatörlüğünü ilan edecekse.
Neyse M.Ö. 44'te 60 senatör bir araya geliyor ve cumhuriyeti kurtaralım diye bir plan yapıyorlar aralarında.
Entrikalar entrikalar. Ha bu arada Sezar'a bir kahin gelip diyor ki bak diktatör abicim 15 Mart'a dikkat et başına bir iş gelecek benden söylemesi.
Sezar'ın eşi Karpunya'da bir rüya görüyor.
Diyor ki rüyamda senin ölümünü gördüm, ölü bedenini gördüm ne olur bugün evden çıkma diyor.
çıkması gerekiyor çünkü senatoda çok büyük bir toplantı var.
O sırada yolda kahinle karşılaşıyor ve kahine diyor ki bugün 15 Mart bak naber hala ayaktayım.
Kahinde ona diyor ki kanka daha gün bitmedi bak büyük konuşma.
Gerçek bu değil tabii ki geyik yapıyorum.
Karşılaşıyorlar. Sezar diyor ki bugün 15 Mart diyor.
Kahinde daha gün bitmedi ama diyor ona.
Sezar tartışma salonuna gidiyor.
İçeride 60 komplocu var onu bekleyen ve hepsinde hançer var.
Neden 60 kişi Merve demiş olabilirsiniz.
Neden bir kişi öldürmedi Sezar'ı da 60 kişi?
Çünkü kötü bir şeyi kalabalıkta yaparsanız arkanıza kalabalığı alırsınız biliyorsunuz ki o olayı meşru kılma şansınız var.
İşte o yüzden 60 kişi var orada.
Sezar olacaklardan habersiz altın sandalyesine doğru yürüyor.
Senatörler bıçaklarını çekiyorlar ve Sezar'ı...
23 yerinden bıçaklayarak öldürüyorlar.
Ve Sezar yere yıldığında başucundaki heykel arkadaşı Pompei'nin heykeli.
Sezar'ı vuranların arasında da en yakın arkadaşı evlatlı olduğu ya da öz oğlu olduğu da rivayet edilir.
Brütüs'te var işte tarihe dost kazığı olarak geçen o meşhur söz sen de mi Brütüs sözü bu olaydan dolayı söylene gelmiştir.
Ama bunun gerçekliği ispatlanmadı.
Hatta sen de mi Brütüs öyleyse yıkıl Sezar diyorlar ya.
Bu da Shakespeare'in Sezar kitabında geçiyor arkadaşlar böyle bir replik var.
Hatta Roma'yı Sezar'dan çok sevdiğim için öldürdüm der burada Brütüs.
Bu da bir kurgu tabii ki Shakespeare'in kurgusu.
Ama benim nedense ağır roman filmi geliyor Sezar Brütüs deyince aklıma.
Ama hani Okan Bayülgen Müjdar'ın evine gidiyor.
İşte bir Brütüs heykeli görüyor ya.
Bu kim diyor? Brütüs diyor.
Ne kadar yakışıklı adam diyor.
Ama yanlış yaptı diyor.
Kime diyor? Sezar'a diyor.
Sezar kim? Güzel bir abimizdi diyor.
Voltaire demiş ya Tanrım beni dostlarıma karşı koru düşmanlarımın icabına ben bakabilirim.
Tam bir rütüsle Sezar'a uyacak bir söz.
Bu arada Sezar kendini diktatör ilan ettiğinde halk ne yaptı demiş olabilirsiniz.
Onlar da adama kral kral tezahüratları yapmış o dönem yani.
Diktatör ama savaşları kazanıyor olsun ya kafası.
Sezar beğenmediği adamları böyle kafasına göre senatoya falan sormadan görevden alıyormuş.
Astığım astık kestiğim kestik senatodakim ulan ben kimseye hesap vermiyorum diyen bir adam.
Bir de demiştim ya tanrı kral olmak istiyor diye.
Amacı Roma kralı olup cumhuriyeti yıkmak ama olmadı.
Sezar 23 bıçak darbesiyle öldürüldükten sonra senato üyeleri sokaklara çıkıp bağırıyor.
Roma halkı artık özgürüz diye bağırıyorlar.
Ve Sezar'ı öldürenlerden Brütüs'ün daha sonra intihar ettiği söylene geliyor arkadaşlar.
Sezar'dan sonra neler oluyor peki?
Onun yerine Marcus Antonius, Octavius ve Marcus Aemilius geliyor.
Askeri bir diktatörlük.
Marcus'la Octavius rakip burada.
Marcus Mısır bölgesini kontrol edecek tabii ve bu arada Kleopatra'yı merak ettiyseniz Sezar öldükten sonra ne yaptı diye hemen ülkesine kaçmış.
Akıllıca bir hareket yoksa öldürürlerdi büyük ihtimalle ama yine iktidara kafayı takıyor tabii.
Bu sefer de diyor ki ben en iyisi Marcus Antonius'la aşk yaşayayım.
Hani dedim ya Kleopatra kapısında buluştular diye Mersin Tarsus'ta o hikaye.
Antonius Kleopatra'dan destek istiyor ve Kleopatra yine tam destek.
Kleopatra Sezar'ı evet etkiledi ama Antonius'u öyle bir etkilemiştir ki adam aşkından adeta deliye dönüyor.
Neler neler yapmış adama özel parfümler, yemekler, fanteziler, makyajlar, elbiseler, entelektüellikler.
Bir de demiştim ya kendini böyle tanrıça gibi göstermeye çalışıyor diye.
Zavallı Marcus büyük ihtimalle buna inanmış olabilir.
Böyle isisle Afrodit'in karışımı gibi çıkarmış adamın karşısına.
Gerçekten tanrıça gibi çıkıyormuş.
Daha sonra ikiz çocukları oluyor.
İsimleri de Selene ve Helios.
Dikkat edin ay ve güneş.
Marcus Antonius böyle eğlene dursun Kleopatra ile.
Rakibi muhafazakar Octavius Roma halkını sürekli kışkırtıyor.
Diyor ki bu adam baştan çıkarıldı.
Doğulu şeytani cazib.
Onu baştan çıkardı ey halkım.
Ve Roma halkını adama gerçekten düşman etmeyi başarıyor.
M.Ö. 30 yılının 1 Ağustos'unda Kleopatra ve Marcus Antonius yakalanıyor.
Ve Octavius'a, Sezar'ın kardeşinin torunudur Octavius, teslim oluyorlar.
Ve teslim olmasalar zaten adam bunları zincire bağlayıp Roma'ya sürükleyecek büyük ihtimalle.
Ya da timsahların önüne atar.
Bunlar da diyorlar ki en iyisi biz intihar edelim.
Tarih 12 Ağustos.
Bu arada Ağustos ayı da Octavius'un adından geliyor arkadaşlar.
Octavius Augustus. Malum Ağustos ayındayız söyleyeyim dedim.
Bir de bunlar zaten eski aşık onu söylemeden geçmeyeyim.
Yani Marcus'la Cleopatra daha yeni tanışmış değiller.
Cleopatra daha 14 yaşındayken Marcus Cleopatra'ların sarayına geliyor ve zaten o zaman süvari birliğinde bir asker.
Büyük aşk yaşıyorlar sonra adam savaşa diye çekip gidiyor kadını bir daha aramıyor.
Cleopatra baya bir aşk acısı çekiyor arkasından sonra da unutuyor.
Yıllar yıllar sonra işte tekrar böyle birleşiyorlar.
Marcus onu...
Tarsus'a çağırıyor Mersin'e.
Kleopatra gemisiyle geliyor ama o nasıl bir gelişse artık.
Yani Kleopatra'nın parfümü resmen kadından önce gelmiş.
Antonius'u vurmuş o parfüm kokusu.
Sonra bunlar dolu dizgin bir aşk yaşıyorlar fakat Marcus evli ve o sırada karısı Octavius'a karşı bacanağıyla savaşıyor.
Bu da Kleopatra'nın peşinde.
İskenderiye'den çıkmıyor düşünün yani.
Ama şöyle de bir rivayet var.
Antonius'un karısı Kleopatra'yı duyunca çıldırmış kıskançlıktan ve onları ayırmak için bey bey İtalya'da savaş çıktı sen nerelerdesin diye ortalığı karıştırmış.
Olabilirmiş bu bir rivayet adam eve geri dönsün diye ama kadın muradını eremeden maalesef ölmüş bir geçit töreni sırasında Marcus'u beklerken Marcus da bakmış Kleopatra ile olursa başı derde girecek hemen haince
bir plan yapmış ve Octavius'un kardeşi Octavia ile evlenmiş ve adamla tekrar dost olmaya çalışmış.
Ama yine Kleopatra ile ilişkisini bir şekilde böyle sürdürmeye devam etmiş.
Kleopatra'ya topraklar hediye etmiş.
Yanan İskenderiye kütüphanesine 200 bin cilt kitap hediye etmiş.
Ve bunları duyan Octavia Antonius'tan boşanmak istemiş tabi.
Dana'nın kuyruğu tam olarak nerede koktu bilinmez.
Ama Antonius Kleopatra'nın yazdığı aşk mektuplarını artık böyle resmi duruşmalarda falan açık açık okumaya başlamış en son.
O kadar kafa gitmiş ve herkesin içinde kadının ayak...
Ayaklarını ovuyormuş. Sonra diyormuş ki ölürsem beni Roma'ya, Kleopatra'ya yollayın.
Hatta bizi yan yana gömün falan demeye başlamış.
Romalılar kendilerini yaktırır gömdürmez bu arada.
Şimdi bu aşkın ne kadar büyük olduğunu yani Marcus'un aşkının ne kadar büyük olduğunu anlamanız için size bir savaştan bahsedeceğim.
Aktium Savaşı. Bu savaş Augustus'da yani Octavianus, Augustus adamla Marcus Antonius arasında oluyor.
Aktium Savaşı. Marcus'la Octavianus savaşırken Kleopatra atmış gemisini aldığı gibi.
limandan topukluyor arkadaşlar.
Kaçıyor bildiğiniz. Marcus da Kleopatra'nın kaçtığını görünce savaşı falan bırakıyor.
Hatta 12.000 atlısını öylece ortada bırakıyor ve Kleopatra'nın peşinden gidiyor ve Octavianus daha kolay bir şekilde zafer elde ediyor bu durumda.
Kleopatra ve sevdiceyi Marcus yine Mısır'da buluşuyorlar bir şekilde.
Derken Octavianus yine geliyor ve yeni bir savaş başlıyor ve Marcus Antonius'un askerleri Octavianus'un tarafına geçiyor.
İşte bu işte de Kleopatra'nın parmağı olabilirmiş.
Burası çok can yakıcı.
Neden böyle bir şey yaptı?
Çünkü canının bağışlanması ve çocuklarının geleceği için Kleopatra böyle bir şey saf tutmuş olabilir.
Çünkü Kleopatra askerler saf değiştirince hemen kaçıp saklanıyor ve Marcus bana bir şey yapmasın diye...
Bir mezarın içine saklanmıştır Cleopatra.
Sonra yalan bir haber salıyor.
Diyor ki gidin Marcus'a Cleopatra öldü deyin diyor.
Neyse bu haberi yetiştiriyorlar Marcus'a.
Marcus Cleopatra'nın ölüm haberini alınca hiç düşünmeden intihar etmeye karar veriyor.
Yanındaki hizmetçisine diyor ki vur beni.
Adam çok sadık çıkıyor.
Hayır diyor ben sizi vuramam.
Kendini vuruyor adam. Marcus da bakıyor kendini vuracak hiç kimse kalmamış.
Kılıcını alıyor kendine saplıyor ama maalesef kendini öldürmeyi bile başaramıyor.
Ağır. yaralı ve bir de o sırada ne duysun yaralı bir haldeyken Kleopatra yaşıyor.
Kleopatra adamın intiharını duyunca çok üzülmüş tabi ama ne yapsın tamam diyor onu yanıma getirin.
Mezarda saklanıyor dedim ya bir emir veriyor.
Adamı mancınıkla artık böyle Cleopatra'nın yanına atıyorlar bir şekilde.
Marcus geliyor Cleopatra'nın yanına ama aşırı kan kaybetmiş ve Cleopatra'nın kollarında ölüyor.
İşte bu haberi alan Octavianus ağlıyor arkadaşlar.
Bunlar da bir acayip değil mi?
Sezar da Pompei'ye ağlamıştı ya bence ben öldürecektim diye ağlıyorlar.
Octavianus Cleopatra'ya ne yapıyor peki onu öldürmek istemiyor çünkü amacı var yani Cleopatra'yı diyor ben tutsak alıp halkıma gösterirsem şanıma şan katarım ünüme ün katarım amacı da Roma'da
bir şekilde sükse yapmak ama Cleopatra Marcus kollarında öldükten sonra o kadar büyük bir vicdan azabı çekiyor ki göğsüne vura vura vura kendini yaralıyor ve yarası iltihap
kapıyor ateşi çıkıyor artık yemek bile yemeyecek duruma geliyor ölmek istiyor.
Bir ara Oktavianus'la görüştüğünü söylüyor tarihçiler.
O ara böyle bir hayatta kalma isteği geri gelmiş ama adamın ayaklarına kapanmış canımı bağışla diye.
Ama sonradan Oktavianus'un niyetini anlıyor.
Yani Roma'daki zafer töreninde Kleopatra kendinin esir olarak sergileneceğini öğrendikten sonra bir şekilde öğreniyor bunu.
Ölmeyi yeğliyor ve kendine...
Bir banyo hazırlatıyor.
Son banyosu güzelce yıkanıyor ve altın işlemeli yatağına uzanıyor.
Üzerinde kraliyet elbiseleri var.
O sırada kapı çalıyor.
Bir köylü geliyor. Elinde kocaman bir sepet.
İçinde incir olduğunu söylüyor.
Klopatra tabi olayı bildiği için herkesi dışarı çıkarıyor.
Sepetin içerisinde...
Kocaman bir engerek yılanı var ve kendini yılana sokturarak intihar ediyor Kleopatra.
Tabii ölümü de şüpheli.
Yani bazı tarihçiler normal zehirle intihar ettiğini söylüyor.
Bazısı da olayı bu şekilde aktarmış.
Neden yılan olduğu düşünülüyor?
Çünkü ölmeden önce Kleopatra yılan zehirleri üzerine bayağı derin derin araştırmalar yapmış.
Hangisi acaba daha acısız öldürüyor diye araştırma yapmış.
Ama Kleopatra daima yanında zehir taşıyan bir kadın.
Yani zehir araştırmaları çok yapmış.
Saç tokasının içinde bile zehir vardır.
Yani kadına zehirleyici sıfatını takmışlardır o dönem.
Bir de Kleopatra'nın ölüsünü buldukları zaman yanında iki tane hizmetçisi var.
Onların da öldüğünü görüyorlar ve şu karara varıyorlar.
Bir engerek yılanı üç kişiyi sokup öldüremez diyorlar.
Zehri o kadar yetmiyormuş. Ama dönemin tarihçilerin çoğu engerek yılanı da ısrarca yılan bize çok korkunç geliyor.
Hele ki bu şekilde intihar benim tüylerim diken diken oldu.
Ama Mısır'da yılan ilahi bir varlık.
Asaletin timsalidir zehirleyin.
bence ben bu ihtimali eliyorum arkadaşlar bir başka ihtimal daha var o da şu engereyi soktuğu kişinin vücudu şişermiş çok acılı çok ısıraplı bir ölüm olurmuş mısır kobrasına sokturdu diyenler
var bana bu daha mantıklı geliyor çünkü onun sokmasının izi bile belli olmuyor çat diye ölüyorsunuz bir de bu mısır kobrası aynı zamanda mısır firavunlarının amblemi ve geleneksel kraliyet tacının üstünde yer
alıyor anlamı da şudur Ölümsüzlük ve ebediyete kavuşmak bunu temsil eder ve aynı zamanda Tanrıça isisle ilişkilendirilir.
Bence Kleopatra kesinlikle kobraya sokturttu kendini ölümünde.
İşte Kleopatra'nın 39 yıla sığdırdığı kısacık hayatı ve oldukça sembolik ölümü.
Bugün anlattıklarımla Kleopatra'ya yüklenen baştan çıkaran kadın imajını bir nebze olsun yıktığımı düşünüyorum.
Çünkü onun tek meziyeti asla bu değildi.
Oldukça entelektüel ve akıllı bir kraliçeydi.
Alice Kuyumculuğu'nun sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik arkadaşlar.
Aşağı bırakmış olduğum linkten Alice Kuyumculuğu'nun muhteşem takılarına göz atmayı unutmayın.
O zaman son sözlerimi Shakespeare'in Antonius ve Kleopatra kitabından söyleyeyim.
Ya sağ kalırım ya da can çekişen şerefimi kanımla yıkar yaşatırım yeniden.
Gösterilmeyen sevgi çok kez sevgi olmaktan çıkar.
Sevgide ölçüm aranır dilencilerin olsun öyle sevgi.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
