
Kod: 60OSB
Cambly Kids Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/60OSBKIDS
Kod: 60OSBKIDS
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Anadili İngilizce olan deneyimli eğitmenlerle ister birebir ister grup derslerine katılabileceğiniz online bir eğitim uygulaması olan Cambly'e bugün başla en büyük yatırımı geleceğine yap.
60 OSB kodu ile tam %60 indirimle ilk ve son kez ayda sadece 199 TL'ye abone ol.
Ayrıca ilk dersin ücretsiz.
Bugün kendin için bir adım at.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün Sokrates bölümüyle karşınızdayım.
Şimdi bu Sokrates bölümü nereden çıktı Merve diyenlere?
Geçen Gibi dizisinin Vita Brevis bölümünde Yılmaz'ın bu savunma yaptığı bir sahne vardı ya orada böyle kahkahalar atarken bir anda dedim ki kendi kendime bir dakika ya neden Sokrates podcastı yapmıyorum?
Evet konularımı böyle garip anlarda seçebiliyorum.
O zaman hadi gelin sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez diyen Sokrates'in hayatını...
Ve felsefesinin özünü konuşmaya çalışalım bugün.
Şimdi öncelikle Sokrates'in anlamı nedir?
Buradan başlayalım. Sokrates'in anlamı bütün demektir.
Aynı zamanda güç ve yol sözcüklerinin de birleşimidir.
Daha anlamlı bir isim olabilir miydi?
Sanmıyorum. Şimdi podcast'ta başlamadan önce şunu da belirtmek isterim.
Eğer bir resmin orijinalini alıp böyle odama asma fırsatım olsaydı herhalde bu Jacques Louis'nin Sokrates'in ölümü tablosu olurdu.
Ama ben büyük ihtimalle bu resme bakıp bakıp moralimi bozardım.
ya da her baktığımda Sokrates'in böyle inandığı doğrulardan asla vazgeçmemesini hatırlardım.
Aklıma Picasso'nun dediği geldi.
Diyor ya tablolar süs değildir.
Bazen onlar bir silaha da dönüşebilir.
Ki Picasso'nun Gernika'sı bana göre bir silahtır.
Sokrates'in ölümü resmi de aynı şekilde bana göre bir silah.
Neden böyle düşünüyorum?
Çünkü ben bu resme baktığım zaman aklımda bir sürü şey beliriyor.
Özellikle de sorular soruyorum kendime.
Diyorum ki ben neden herkes tarafından doğru kabul edilen şeylere inanmak zorundayım.
Ya da neden sürüyü takip etmek durumundayım?
Dıştanmamak için mi? Neden kendi bildiğimden vazgeçiyorum ya?
Yani çoğunluk her zaman haklı mıdır?
Ya da aklım gerçekten zannettiğim kadar hür ve bağımsız mı acaba?
Diye bu soruları aklımdan geçireceğim bu tabloya baktığım zaman.
Çünkü neden? Bu tabloda Sokrates var ve Sokrates bana bunları hatırlatıyor.
Sokrates sürüyü takip etmedi.
Kendi inandığı doğrulardan vazgeçmektense bir tas zehir içip ölmeyi kabul etti.
İşte o. O yüzden çok güçlü bir resim bu ve çok güçlü bir hayat.
O zaman şimdi onun yaşadığı döneme ve hayatına şöyle kısaca bir göz atalım.
İsa'dan önce 469'da Atina'da doğuyor.
Babası bir heykeltıraş, annesi de ebe.
Ve Sokrates doğduğu zaman Atina böyle çok çalkantılı bir dönüşümün ortasında.
Yani dönemin süper gücü İran'la sürekli bir çatışma halindeler biliyorsunuz.
Ama Sokrates doğmadan 10 yıl önce Atina yavaş yavaş kurtulmaya başlıyor ve artık altın çağırıyor.
Çünkü ticaret gelişiyor.
Ticaret önemli. Çünkü bir yerde ticaretin gelişmesi demek.
Aynı zamanda yeni fikirlerin de gelmesi demek.
Yani ticarette sadece mal alıp satın almıyor.
Satın almıyor. Türkçe'ye yeni bir kelime kazandırdım.
Yaz kızım. Satılmıyor.
Nerede kaldık? Atina diyorduk.
Şimdi Atina önemli bir şehir.
Neden? Çünkü demokrasi ve insanın iktidarı bu topraklarda doğdu.
Zaten demokrasi de Yunanca bir sözcük biliyorsunuz.
Demos ve Kratos'un birleşimidir demokrasi.
Demos halk topluluğu, Kratos ise güç ve iktidar anlamına geliyor.
Peki bu nasıl bir demokrasiydi Merve?
Şöyle sıradan insanları alıyorlar.
Bunların arasından rastgele seçim yapıyorlar.
Dışişleri, dışişleri bakanlığına denk düşecek görevlere getiriliyorlar.
Sıradan insanlar dedim bakın.
Liyakatsızlığa bakar mısınız o dönem içerisinde?
Lol. Bir de M.Ö.
Yunanistan'dayız. Haliyle Yunanların inandığı pek çok tanrı var değil mi?
Ve bu tanrılara kurbanlar adıyorlar.
Kurbanlar kesiyorlar. Mesela Afrodit ve Artemis için keçi kesiyorlar.
Athena için inek kesiyorlar.
Ve nereden baksanız 2000 adet tanrısı var bu insanların.
Ve kaderlerinin bu tanrıların ellerinde olduğuna inanıyor.
Her şeyimizi tanrılar etkiliyor diye düşünüyorlar günlük hayatları da dahil.
Hani gibi dizisinde Yılmaz diyordu ya kurbanlarımı hiç aksatmadım diye o hesap.
E tabi kölelik de var o dönem içerisinde.
Atina'da her özgür insana 3 köle falan düşüyormuş.
Savaş da tabi ki normal kölelik kadar.
Diyelim ki hatta o dönemde yaşayan bir erkeksiniz.
Erkekliğinizi ispat etmek için düşman kellesi uçurmak durumunda kalacaktınız.
Eğer kadınsanız zaten toplumda bir yeriniz olmayacak.
12-14 yaşlarında evlendirilmiş olacaksınız.
söylediklerim size belki çok ütopik geldi ama bütün bunları herkesin yaptığını düşünün.
Hani başta sorduğum soruları hatırlayın.
O zaman bunları belki hiç sorgulamayacaktık değil mi?
Bizler de genelde toplum tarafından kabul gören işte davranışların hep böyle sağlam bir temele dayandığını düşünüyoruz.
Herkes yapıyorsa e vardır bir keramet diyoruz değil mi?
İşte Sokrates böyle bir ortamda doğdu ve büyüdü ve bütün bunlar karşısında kral çıplak diyen bir adamdı.
Eğer o dönem atinasında yaşasın ve Agora'da yani pazar yerinde Sokrates'le karşılaşsaydınız sizi durdurup diyecekti ki neden herkesin inandığı doğrulara inanıyorsun?
Sana göre doğru ne? diye soracaktı.
Dikkatinizi çekerim. Sana göre doğru olan ne?
Peki Sokrates'ten öncesi nasıldı derseniz şöyle ki onun öncesini presokratikler olarak adlandırmışlar.
Yani ondan öncekiler gündelik meselelerle falan ilgilenmiyor bu adamlar.
Bunların işi işte bilim insanı dediğimiz kategoride öyle düşünün.
Dünya nasıl? Nasıl işler? İşte kozmos neden yaratıldı gibi böyle bu tarz sorulara cevap arıyorlar.
Bu filozoflar tözü, evrenin ana maddesini arıyorlar.
Peki soruyorum size sizce bunların arayışları geleneksel inancı az önce anlattım ya.
Ters mi değil mi? Tabii ki ters değil mi?
Kışkırtıcı. Yani bunlar mantık kullanıyor çünkü bir yerde.
Peki Sokrates'le ne değişti de onun öncesini biz presokratik olarak adlandırıyoruz.
Adam bildiğiniz çağ açıp kapatmış tam ortada kalıyor.
Onun öncesine presokratikler diyoruz.
Sonra Sokrates geliyor. Ne değişti?
Pre-Sokratik düşünürlerin aksine o diyor ki yani kozmozu anlamak tamam okey de dikkati çok daha önemli bir şeyden uzaklaştırmıyor mu acaba diye düşünüyor.
Çünkü ona göre insanın kendini bilmesi, insan ilişkilerini anlamaya çalışması çok daha önemli.
Yani Sokrates diyor ki önce kendini çöz kardeşim sonra dünyayı çözersin.
Çünkü yıldızların sırlarını anlamak okey iyi hoş ama insanlar daha acil diyor Sokrates.
Çünkü Sokrates mantıklı düşünmeyi...
İçe çevirmiş bir adam yani bütün enerjisini insan varoluşunun temel sorunlarını çözmek için harcıyor.
Onun bir diğer önemi de şudur.
Batıda etiği felsefesinin merkezine yerleştiren ilk bireydir Sokrates.
Çünkü o şuna inanıyor.
Evet herkes dolu dolu ve iyi bir hayatın özlemini çekiyor.
Ama diyor siz bu hayatı maddi dünyanın geçici zevklerinde veya işte dikkat dağıtan keyiflerde bulamazsınız diyor.
Çünkü Sokrates insan olarak bu.
Potansiyelimizi ancak varlığımızın en değerli, en kalıcı kısmını beslediğimiz zaman gerçekleştirebileceğimize inanıyor.
Burası çok önemliydi.
Yani neyi geliştirmemiz istiyor?
Ruhlarımızı. Yani diyor ki yıldızları bırakın, içinizde dönün kardeşim.
Önce bir kendinizi halledin.
Peki biz ruhumuzu nasıl koruyacağız?
Doğruyu yanlıştan ayırt ederek diyor.
Zaten M.Ö. 5.
yüzyılın Atinasında bu konu epey bir aciliyet taşıyor.
Neden? Çünkü durum şöyle.
Her yıl 4000'den...
Fazla yasal davaya bakılıyor burada ve demokrasi mahkemeleri adeta devrime uğramış durumda.
Artık aristokratlardan balıkçılara kadar herkes bir günlüğüne yargıç olabiliyor.
Düşünebiliyor musunuz ya böyle bir atmosfer var.
Ve Sokrates tabii ki böyle bir yönetimden oldukça kaygılı.
Çünkü insanları yargılayanlar sizce doğru ile yanlışı ayırt edebilecek bir kapasiteyime sahip.
Diyorum ki herkes yargıç olabilir bir günlüğüne.
Şaşırdınız mı? Şimdi yanlışlıkla masum biri suçlu bulunabilir değil mi bu noktada?
Ama bu durumda bile Sokrates şöyle düşünüyor.
Eğer bu mahkemeler tarafından masum bir kişi suçlanırsa yalnızca fiziki olarak zarar görür.
Ama esas büyük zararı görecek kişi kimdir?
Bu kararı verendir diyor.
Çünkü onlar bilmeden yanlış yapmışlardır.
Kendi ruhlarına korkunç kalıcı bir hasar vermiştir.
Ama nasıl bilmeden değil mi?
O zaman Sokrates bize ne öğretmeye çalışıyor bu noktada?
Diyor ki tek kötülük...
Cehalettir diyor. Şimdi Sokrates'in önemi de bu aslında bu ayrımlarda.
O çok temel bir ayrımdan bize bahsediyor.
Aslında hakikat ve kanaat ayrımı giriyor burada devreye.
Bunu da ortaya koyan ilk kişidir zaten.
Hakikat dediğimiz şey akıl yoluyla mantığımızla ulaştığımız şey değil mi?
Ama kanaat dediğim şey ne?
Başkalarının... Başkalarından öğrendiklerimiz.
Bu başkalarından öğrendiğimiz şeyler işte sorgulamaya belki gerek duymuyoruz.
Hani Sokrates Agora'ya gidiyormuş ya pazar yerine.
Agora dediğim Atina'nın pazar yeri bu arada.
İşte orada edindiği bilgiler, kulaktan dolma bilgiler kanaat için bunu söyleyebilirim.
İşte felsefe de nerede duruyor?
Hakikatin yanında duruyor.
Bu ayrım çok önemli. Yani bir hakikat var, bir de kanaat var.
Sokrates bunu ortaya koyan ilk kişi olması açısından da çok önem teşkil ediyor.
Ve felsefe de dediğim gibi hakikatin...
yanındadır daima. Bir de Sokrates'in bir önemi de şu bence.
Mesela diyelim ki bir toplumun %98'inin inandığı şey doğru değil tamam mı?
%2'nin inandığı şey doğru.
Çok az bir kesim ama onlarınki doğru.
Sokrates bunu savunabiliyor.
Yani kültürümüze bakın baskın bir biçimde yer alan kanaatlerimiz var değil mi?
Belki birçoğu yanlış ama çoğunluk okey dedi diye biz de koşuyoruz yani arkalarına.
Belki değil doğru değil yani.
Sokrates diyor ki bir dakika ya bir düşünün kardeşim yani.
Aslında Sokrates'in yaptığı şey şu felsefeyi göklerden indiriyor sıradan Atinalıların hayatına karıştırıyor.
Çünkü dediğim gibi ondan öncekilerin işte gündelik meselelere ilgisi yok.
Presokratikler dedik ya bu presokratiklerden de Anneximandros'a böyle ayrı yükseliyorum onu da belirteyim belki bir podcast'i gelir ileride.
Sokrates dediğim gibi göklerden indirip Atinalıların hayatına felsefeyi karıştırdı.
Felsefeyi gündelik yaşama uyarladı.
Bu noktada da bir önem teşkil ediyor.
Eğer bugün Sokrates yaşıyor olsaydı bize şunu yapıyordu.
Günlük varsayımlarımızı dikkat edin varsayımlarımızı tekrar gözden geçirmemiz için bizi teşvik ediyor olacaktı.
Diyecekti ki zenginlik iyi bir şey mi kanka gerçekten nasıl daha iyi bir hayat yaşarsın Merve bizi gerçekten ne mutlu eder gibi meselelere kafa yormamızı sağlardı.
Belki de onun felsefesi bu yüzden binlerce yıl hüküm sürdü.
Çünkü insani yani batıl inançlara da meydan okuyor bir noktada ve bu gerçekliği arayışı aslında onun sonunu hazırlıyor.
Bir de şu var Sokrates.
kendisine at sineği lakabını takmıştır.
Çok anlamlı bir lakap çünkü meşhur savunmasında der ki Sokrates ben Tanrı tarafından bu devlete gönderilmiş bir at sineğiyim ve bu devlet koca cüssesi nedeniyle yavaş hareket edebilen
ve canlanması gereken bir attır.
Tanrı'nın bu devlete musallat ettiği bir at sineği gibi bütün gün boyunca Her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum.
Ve eğer Tanrı sizi düşünerek bir at sineği daha göndermezse hayatınızın geri kalanını uyuyarak geçirirsiniz diyor Sokrates savunmasında.
Çok anlamlı. O da insanları sinirlendirdiği için Atina'nın at sineği olarak anılmıştır.
Ve onun en önemli olaylarından biri de şudur.
Söylediklerini asla ve asla yazıya dökmemiştir.
Yazılı bir metni yoktur Sokrates'in.
Onun hakkında bildiğim... Çoğu şeyi öğrencisi Platon sayesinde biliyoruz ve o öldükten sonra yazmıştır Platon onun hakkındaki çoğu şeyi.
Peki Sokrates neden yazıya dökmedi bunları?
Çünkü o şuna inanıyor.
Bilgiyi hapseder diye düşünüyor ve bunun tehlikeli olduğunu düşünüyor.
Hatta bir gün Sokrates'e soruyorlar neden sözlerini yazıya dökmedin diye.
O da şöyle cevap veriyor.
Yazıları canlı bir insanın kalbine yazmayı ölmüş bir koyunun derisine yazmaya yeğlerim diyor.
Öyle ölmezler füze atsaydın canlı bir insanın kalbine yazmayı yeğlerim diyor yazılarıma.
Zaten onun yaşama biçimi de yani insanlarla diyalog tarzı kendi yaşamı zaten adamın bir felsefe örneği olduğu için bence o yüzden yazmamıştır.
Atlayarak gösteriyorum diyor yani. Hatta bir de kitap yazmama sebeplerinden biri şu.
Bir yazar diyor bir kitabı yazdıktan sonra onun...
o kitaptan ne olacağını bilmez.
Yani en iyisi yüz yüze diyalog kurmalı insanlarla diyor.
Neden? Çünkü böylece insanlar bilgiyi edilgen bir şekilde almazlar.
Hani benim podcast açıklamalarında bir şey yazmıyor ya genelde.
Hani diyorum ya beni dinlerken lütfen kalem kağıt alın, not tutun.
Çünkü bilgilerimiz uçup gidecek yazmazsak.
Yani edilgen dinleyici olmayın, aktif olun deme sebebim bu.
Çünkü ben de birilerini öyle dinlediğim için biliyorum alışkanlık.
Neyse Sokrates insanların hakikatleri kendileri bulmasını istiyor ya.
O yüzden onlara rehberlik ediyor ve onlara hazır cevaplar sunmuyor hiçbir zaman.
Hani demiştim ya bir podcast'ta Sokrates'in annesi ebe olduğu için mi bilmiyoruz.
Hani annesi çocukları doğurttururken o da insanlara kendi fikirlerini doğurtturuyor.
O yüzden kendisini tecrübeli bir ebe olarak tanımlamış olabilir.
Ama bunları yaparken de bir öğretmen edasıyla böyle didaktik bir şekilde yapmamıştır.
İnsanlarla genelde diyalog kurarak bunu yapıyor.
Hatta bu diyalogları esnasında hiçbir şey bilmeyen saf bir adam rolü oynuyor.
Peki ne? Neden saf bir adam rolü takınıyor Merve Sokrates?
Şundan dolayı şöyle düşünün.
Bir yerde ilber ortağıyla oturmuşsunuz ve size tarihle ilgili sorular soruyor.
Gerilmez misiniz cevap verirken?
Yani tarihi ne kadar bilirseniz bilin karşınızdaki ilber ortağıyla.
Ben herhalde böyle bayılırım heyecandan ve şey diye düşünürüm.
Acaba bana ne zaman çok cahilsin keşke ölsen diyecek diye beklerim yani işte.
Bundan dolayı Sokrates bunu yapmıyor.
O yüzden cahil bir adam rolü takınıyor ki karşısındaki insan rahat davranıyor.
Rahat rahat cevap verebilsin diye bence çok mantıklı.
İşte burada insanlara sorular sora sora aslında bildiklerinin yanlış olduğunu ya da o konuyu gerçekten bilmediklerini fark etmelerini sağlıyor.
Ve bunu yaparken de tabii ki kendine has yöntemleri var doğurtma yöntemleri.
Ki bunu psikologların ve hukukçuların kullandığını söylemiştim daha önce.
Yani Sokrates hem bir at sineği hem de bir ebe.
Çünkü başkalarının fikirlerinin doğumuna yardım ediyor dedik.
Yeni yeni fikirlerin doğuşuna.
Şöyle düşünün. Hiçbir bilgi, hiçbir tavsiye vermeden sizin beyninizde, size ait, ruhunuzun derinliklerinde kendi içinizden olan bir bilgiyi çıkarttığını düşünün bir insanın.
Bence bu çok kıymetli bir şey.
O zaman ufaktan şöyle Sokratik metodu da anlatayım.
Nedir bu? Şöyle ki, şimdi günlük konuşmalarda kullandığımız gevşek, muğlak tanımlar vardır ya.
Bunların netleştirilmesidir.
Buna amaçlar. Yani onları kesinleştirmeye çalışır ki istisnalar bulmaya çalışır burada bunu yaparken.
Yani yerleşik fikirlerimizi...
Sorgulatan bir süreçtir Sokratik metot.
Bilginizi sınamaktır ve bu sınarken de bu bilgilerinizi bu yolla da öğrenmiş olursunuz.
Yani Sokrates aslında karşısındaki insana yeni bir şey öğretmiyor.
O sadece bildiği şeyi anımsatmaya çalışıyor onu ve hakikati tekrar tekrar buldurmaya çalışıyor.
İşte bu ebeliktir ve bunu üç aşamalı olarak yapıyor.
Önce karşısındakine soru soruyor.
Onun neyi bilip bilmediğini tespit ediyor.
İkinci aşamada ironi yani alay.
da size fikirleriniz söyletiliyor ve yanlışlar varsa bunlarla yüzleşiyorsunuz 3.
aşama zaten Doğurtma aşaması.
Bu noktada da size soru cevap yoluyla doğruları buldurtmaya çalışıyor.
Ve bunu kendi kendinize buluyorsunuz.
Ben de denemek istiyorum Merve diyenler için şöyle.
Önce soruyu sorun. Karşı taraf cevap verince kanıtsın diyorsunuz.
Kanıtsın bana. Kanıtsınca da bu kanıtları desteklemeyen istisnai örnekler bulacaksınız o anda.
Ama bu böyle böyle şöyle şöyle diyeceksiniz.
O kanıtları çürüteceksiniz.
Karşı taraf şöyle bir şok geçirecek.
Bir düşünecek. Allah Allah diyecek.
Şöyle bir görüşlerini gözden geçirecek.
Sonra sorgu. Sorgulamanızı karşı görüşü geçersiz kılana kadar devam ettireceksiniz.
Ve en son karşınızdaki doğru bilgiye ulaşacak.
Ve siz dayak yiyeceksiniz.
Çünkü bu çok sinir bozucu bir yöntem.
Dikkat dikkat.
Lütfen sevgilileriniz üzerinde Sokratik yöntemleri denemeyin.
Şimdi bu böyle bir sorgulama.
Hep ters köşe hep ters köşe.
Zaten bunun tam tersi de Sokratik yöntemi tam tersi.
Fanatizm ve dolgumatizm.
Peki Sokrates böyle bir adamken yaşadığı yerin...
halkı nasıldı Merve derseniz?
Yunanlar nasıldı? Yunanlar bir tür etik çerçeve içerisinde yaşıyorlar.
Ama bu çerçeve ne net ne de tutarlı.
Dediğim gibi. Çünkü diyorlar ki kaderlerimiz tanrıların elinde.
Böyle düşünüyorlar. Ama bu tanrılar nasıl tanrılar?
Çok kaprisiler, çok kindarlar.
Medusa podcastimi dinleyin.
Mesela orada deniz tanrısı Poseidon'un karısı Athena'nın tapınağında Medusa'ya tecavüz etmesinin hikayesini anlatıyorum.
Evet tanrı dedim. Deniz tanrısı dedim.
Yanlış duymadınız. Yunan tanrıları böyle zaten.
Zaten birbirlerinin eşleriyle yatarlar.
Ölümlüleri kaçırırlar.
Savaşırlar. Kingü derler.
Dallas yani ne ararsanız var olimpik tanrılarda.
Neyse ki bu tanrılar da sizin ahlaklı olup olmadığınıza hiç ilgilenmiyorlar.
Tek dertleri bana pahalı adaklar sundun mu?
İşte benim gücüme saygı gösterdin mi?
Bitti gitti bu kadar. Ve Yunanlar 5 erdeme inanıyorlar.
Adalet, cesaret, sofuluk, bilgelik ve ölçülülük.
Bunlar çok önemli. Ama şimdi Yunanların 5 erdemi var dedim ama bunlar pratikte değiş...
idealler bu hoş değil.
Çünkü yani bir aristokrat için adil ya da sofu görünen bir hareket köle bir kadın için geçerli olmayabiliyor.
İşte bu noktada da Sokrates'in felsefesi diyor ki bütün erdemler aynıdır buna da insan iyiliğinin bilgisi diyoruz.
Çünkü bu gündelik hayatta doğru pratik kararlar vermemizi sağlayan şey insan iyiliğinin bilgisi.
Biraz açalım şöyle Sokrates'e göre dünyayı daha iyi bir hale getirmek tanrılara değil bize düşer.
Ne demek bu? Çünkü tüm mesele şudur.
Diyor ki siz birey olarak sorumluluğunuzu alacaksınız.
İşte bu söyledikleri toplumsal açıdan nasıl görünüyor?
Tehditkar, kışkırtıcı, geleneksel dini tehdit ediyor.
Vay efendim işte idama doğru gidiyoruz.
İdam diyorum ya. Baldıran zehir içmeye doğru.
Olay şu aslında kendi kaderinin hakimiyetinin sende olması.
Tanrılar da değil. Sende.
Aslında bu dönem sofistler de var biliyorsunuz.
Bunlar da ikna etme sanatında ustalar.
Hatta bunlar da geleneksel düşüncelere karşı ama Sokrates'e bu Bu yetmiyor.
O felsefenin daha üstün bir görevi olduğunu düşünüyor çünkü.
Ha bu arada sofistler parayla hizmet veriyorlar.
Ama Sokrates bilginin parayla alınamayacağına inanıyor.
Bilgelik diyor ancak ve ancak diyalogtan gelir diyor.
Ha bir de söylemeyi unuttum.
Sokrates evli. Üç çocuğu var.
Bunlardan bahsetmedim. Karısıyla başı dertte.
Çok geçimsizler. Bir de Sokrates için çok söylenen bir şey.
Çok çirkin oldu. Zeus'un gücüne gitmesin.
Gözleri pörtlek. Dudağı sarkık.
Böyle kız. Kısa boylu, göbekli, kel ne ararsanız var.
Ya çirkin olamaz mı? Olabilir tabii ki ama antik Yunan'dayız ya.
Yani güzellik ne kadar önemli o dönem içerisinde.
Tanrıların heykellerini anımsayın.
Hepsi böyle atletik, kasla ateş ediyorlar.
Şey gibi oldu bu atletik falan deyince.
Biri deme tiyatroda vardı ya.
Mükreminle. Onun gibi hissettim.
Bu garibim böyle kalmış yazık yani.
Bir de ayakları hep çıplak geziyormuş.
Hatta şey diyorlar işte ayakkabıcıları kızdırmak için doğmuş.
Diyorlar Sokrates için. Bir de dükkanların önünden geçerken muhart kapitalizm reis gibi sesleniyormuş.
İhtiyacım olmayan onca şey diye bağırıyormuş.
Çünkü onun ihtiyacı olan şey kendine yatırım yapmak.
Eğer siz de Sokrates gibi düşünüyorsanız.
Kendime yatırım yapmak benim için çok önemli diyorsanız.
Şimdi nerede kalmıştık?
Dükkanların önünden geçiyor dedim ve ihtiyacım olmayan şeyler diye bağırıyor demiştim en son.
Yani serveti Sokrates bir engel olarak görüyor.
Çünkü eğer mutlak değeri arayan biriyseniz siz servet size engel olur diyor.
Sokrates işte bütün bu aykırı yönleriyle ne oluyor?
Gençleri etrafına çekmeye başlıyor.
Gençler Atina için çok önemli.
Neden? Çünkü savaşlar var.
Ne olacak? Kim savaşacak?
Gençler savaşacak. Ve bu gençleri...
Agorolara almıyorlar zaten.
Agora agora diyorum yani pazar yeri.
Şehrin odak noktası önemli bir yer.
Hatta agorofobi diyoruz ya açık mekan korkusu o isim de buradan gelir.
İşte buraya 18 yaşından küçükler alınmıyor.
Ve Sokrates oraya yakın bir yerde gençlerle işte bir özel bir mesken tutuyor.
Orada buluşuyormuş. Tanrıları sorguluyor, kanunları sorguluyor.
Ve bunu gençlere de yaptırıyor ister istemez.
Onlar da gidip anne babalarına bunu yapmaya kalkışıyorlar.
Hani sorgulatmaya çalışıyorlar.
Bir anda işler çığırından.
Çıkıyor hatta bu gençler arasında Sokrates'in bir öğrencisi var.
Çok meşhur Asibiades diye.
Aristokrat bir aileye mensup varlıklı, olimpiyat şampiyonu ve güzelliği dillere destan bir delikanlı.
Sokrates'ten 20 yaş küçük ve aralarında hep böyle derin bir sevgi olduğu söyleniyor.
Hatta acaba homoseksüel bir ilişki var mıydı aralarında diye de konuşulur.
Bilemiyorum Platon'un şölenini okuyanlar da böyle bir şeyler düşünmüştür diye düşündüm.
Ama orada da Asibiades diyordu ki bütün gece yattık ama sabah ağabey...
kardeş gibi kalktık falan diyordu.
Sokrates çok böyle güzel delikanlılara düşkünmüş yani onlara çok çektirmiş onları kendine aşık edermiş ama sonra dermiş ki siz beni güzelliğinizle evde edemezsiniz yani bunu ima ediyormuş.
Hatta Asbiyades ona felsefe yılanı diyor yani beni sokan bir felsefe yılanı diyor.
İşte görenlerin aşık olduğu bu güzel adam Sokrates'e yani çirkinliğiyle nam salmış bu adama tutuluyor.
Diyor ki hatta ya onun içi güzel dışı olmasa ne olur içi güzel onun ve o böyle Sokrates'i vücut güzelliğiyle kandırabileceğini zannediyor.
Bununla ilgili de bir hikaye var çok seviyorum.
Platon'un sempozyumunda geçiyordu.
Bir gün Asibiades'le Sokrates aristokrat bir partide böyle kopuyorlar alkol partisi.
Sokrates'i de koparken düşünemedi.
Neyse bu partide konu dönüp dolaşıp güzellik mevzusuna geliyor.
Ve Sokrates Asbiyades'e diyor ki gerçek güzelliği karşılığında sadece görünüşünü vererek alma peşindesin.
Bu bronzla altın almak gibi olur diyor söze bakın.
Ve Asbiyades de onu en bilgi adam olduğu için seviyor.
En bilgi adam olduğunu da nereden çıkarttın diyebilirsiniz.
Hani kendini bil diye bir podcast yapmıştım.
Orada da anlatıyordum bunu. Şöyle ki Sokrates'in bir arkadaşı var Karufon diye.
Bu bir gün Delphi Tapınağı'na gidiyor.
Çünkü burası kutsal mekan yani 2000 yıldır dini ibadet yeri.
Neyse Karufon geleneklere uyarak bir rahibi aracılığıyla konuşan Tanrı Apollon'a bir soru sormak istiyor.
Ve bu kutsal yola bir tırmanışa geçiyor.
Sonunda kahine ulaştığında şu soruyu soruyor.
Sokrates'ten bilgesi var mı?
Cevap hayır. Ve bunu koşarak gidiyor arkadaşı Sokrates'e söylüyor.
Sokrates bunu duyunca ne yapıyor sizce?
Tamam kanka ya biliyordum zaten mi diyor.
Hayır adam Tanrı Apollo'nun sözlerini bile sorguluyor.
Sonra düşünüyor diyor ki ya ben hiçbir şey bilmiyorum ki.
Nasıl en bilge insan olabilirim?
Çok saçma. Sonra şu kanıya varıyor.
Çünkü diyor ben bilmediğimi biliyorum.
Yani adam kendi idrak sınırlarının farkında olduğunu fark ediyor.
Hani diyor ya tek bildiğim hiçbir şey bilmediğim diye.
Şimdi artık yavaş yavaş ölümüne doğru gidiyoruz.
Sokrates gençlerin kafasını karıştırıyor dedik.
Bir de şöyle bir durum var ki.
O kendi iblisine ya da işte rehber ruh da diyebiliriz buna sahip olduğunu iddia ediyor.
Yani doğaüstü dünyayla direkt iletişim hattım var kardeşim.
Ve bu iblis trans benzeri hallerde onunla konuşuyormuş güya ve yanlış cevaplar vermemesi için Sokrates'i uyarıyormuş.
Hatta bir keresinde ona politikaya girmemesini söylemiş Damon'u.
Şimdi bu olay çok önemli.
Neden? Çünkü bu Sokrates'in takipçiler için okey.
Gençler için okey olabilir ama ortalama bir Atina vatandaşı için sıkıntı bu Sokrates'in Damon'ları.
Çünkü bu dönemde ritüelle ibadet ve inanç tamamen kamu içinde olup biten ve paylaşılan bir tecrübe.
Ama Sokrates bireysel takılıyor.
Burada bir sorun var. Ve bazıları onun büyücü olduğunu düşünmeye başlıyor.
Hatta bu Daemon olayını biraz açacak olursam şöyle ki.
Şimdi Yunan mitolojisinde tanrı evrenin dışında olan.
Yani öyle çok bağımsız bir kavram değil.
Tanrılar her yerde. Deprem oluyor ayrı tanrı.
Sel basıyor ayrı tanrı.
Her şeyin bir tanrısı var. Savaşının ayrı.
Her yerde tanrılar var. Yani insanların içinde tanrı, kalplerinde, zihirlerinde, zihinlerinde daimon dediğimiz aslında ne biliyor musunuz?
Bir tür iç ses gibi düşünebilirsiniz.
Yani vicdani bir yargı gibi düşünün bunu.
Herkesin itaat ettiği o yerde sorgulama cesaretini gösterme sebebi de bu.
Yani kendi aklıyla, kendi daimonuyla, vicdanıyla, iç sesiyle sorguluyor.
Ve yasaları bile sorguluyor yeri geliyor bu daimona dayanarak.
olanla yasal olan şey başka şeyler baktığınız zaman.
Yasaları başkası koyuyor, kural koyucular koyuyor ama yasal olan her zaman aha değil midir?
Bir düşünün. İşte adalet yasanın da sorgulanmasını içeriyor değil mi?
Gerçek adalet. Çünkü adalet yasadan bağımsız bir doğruluk düşüncesine dayanıyor.
Yani yasal olan güçlü olabilir okey ama haksız da olabilir.
Sokrates bunu göstermek istiyor ve bu durumda ne yapıyor?
Geleneklere karşı çıkıyor.
Gelenek dediğimiz olay zaten Zaten sorgulamadan itaat değil mi?
Hani otoriteye itaat diye bir podcast yapmıştım ya.
Hitler'in faşizmini anlatmıştım.
Gözünü hiç kırpmadan bu faşizmi uygulayan Adolf Eichmann'ı anlatmıştım.
O işte vereceğim en güzel örnek buraya.
İşte Sokrates bunları sorguluyor ve sorgulattırıyor.
Ne oluyor? Şimşekler bir anda üzerine çekiliyor.
Hakkında bir sürü söylenti çıkıyor.
Ama oraya gelmeden önce onun ölümüne sebebiyet veren Aristofeles'in bulutlar oyununa da değinmemiz lazım.
Şimdi o dönemde... 22 yaşında Aristofanes adında bir komedi oyun yazarı var.
Ve bu Bulutlar diye bir oyun yazıyor.
Bu oyun çok önemli bilmemiz gerekiyor.
Neden? Çünkü Sokrates'i ölüme götüren detaylardan birisi de buydu.
Ne var bu oyunun içinde bu kadar önemli?
Şöyle şimdi bir aristokrat var.
Baya bir borca giriyor ve borcunu ödemek istemiyor.
Alacaklılardan sürekli kaçıyor.
En son aklına bir fikir geliyor.
Diyor ki ben sofistleri yanına gideyim onlardan yardım isteyeyim.
Çünkü sofistlerin retoriği o kadar güçlüdür ki yani aka kara dese...
İnanacak pozisyona geliyorsunuz.
Ve bu aristokrat adam bunlardan yardım istiyor.
Diyor ki bana öyle bir hitabet öğretin ki alacaklılar kapımı çaldığında ben onları öyle bir konuşayım ki hakları olan parayı bile talep edemez duruma gelsinler diyor.
En son Sokrates'in yanına gidiyor yardım için.
Ama Sokrates dedim ya sofistlerden bir tık ayrılıyor daha yenilikçi.
O yüzden ondan faydalanamıyor.
Neyse sofistlere gidip diyor ki bu sefer ya bana diyor bu eğitimi veremiyorsanız bari benim oğlumu eğitin diyor.
Oğlum genç. E neyse bunlar alıyor oğlunu eğitiyorlar sofistler.
Ve oğlu... Retorik yoluyla karşısındakileri o kadar iyi alt etmeyi öğreniyor ki ve hatta en son işler çığırından çıkıyor.
Bu çocuk babasını falan dövüyor.
Yani burada şunu demek istiyor aslında Aristofanes'in mesajı şu.
Yani sofistlerin öğretisini alanlar.
Yani bu şu demek. Geleneğe karşı gelenler toplumsal normları yıkmaya çalışır.
Mesajı verilmeye çalışılıyor burada.
Ve en son işte bu aristokrat adam hatasını anlıyor güya.
Ve diyor ki ben yenilikçiliğe değil geleneksel olana sarılmalıyım.
Bunu anlıyor. Sonra bu adam sofistlerin kaldığı evi gidip ateşe veriyor.
Ve bu yangında Sokrates de yanıyor, ölüyor.
İşte oyun bu. Aristofanes'in bulutları bu.
Sokrates'e karşı bu olumsuz fikirlerin oluşmasına sebep olan Detaylardan birisi de buydu.
Şimdi bu oyunu biraz düşünelim.
Burada ne var? Geleneği sorguluyor değil mi?
Toplum tarafından kabul edilen normların doğru ve iyi olduğunu savunuyor Bulutlar eserinde Aristofanes.
Peki Sokrates ne diyor?
Bunun tam tersini değil mi?
Yani sonuç olarak Aristofanes felsefe zararlıdır kardeşim diyor ve Sokrates de felsefe yapıyor.
Zaten bunların ahlakı bozuktu.
Yani Sokrateslik bir durum yoktu ama ihale birine kalacaktı ve Sokrates'e kalmış oldu.
Neyse bu oyundan sonra işte iyice itibarı sarsılıyor.
Üstüne bir de Sparta Savaşı uzadıkça uzuyor.
O demokratik deneyin başarısı sorgulanmaya...
başlıyor. Ortada bir belirsizlik var.
Bir de bu Sokrates'in yakışıklı dostu Asibiyanides ne yapıyor?
Demokrasiyi yıkma planı yapıyor güya.
Yani onun bir vandal olduğu konuşuluyor o esnada.
Adamı hatta vatan haini falan ilan ediyorlar.
Atina'dan kaçıyor ve düşmana Sparta'ya sığınıyor.
E ne olacak şimdi? Bir günah keşesi gerekiyor.
O da Sokrates. Zaten en sonunda Sparta Atina'yı yeniyor.
Surları yıkıyorlar ve şehre 30 oligarkın oluşturduğu bir cunta bırakıp gidiyorlar.
İşte sokaklarda idam mangaları dolaşıyor.
Demokrasi iyice yozlaşıyor.
Zaten yozlaşmıştı ve en son bu at sineğinin de icabına bakalım artık diyorlar.
Neyse işte 3 vatandaş Atina gençlerini yozlaştırıyor diye onu gidiyor mahkemeye şikayet ediyor.
Dinsizlikle suçlanıyor.
Yeni tanrılar tanımakla suçlanıyor.
Arkadaşı zaten vatan haini ilan edilmiş derken M.Ö.
399'da 70 yaşındaki Sokrates'i mahkemeye çıkarıyorlar ve yaptıklarının cezasının infaz yani ölüm cezası olduğunu söylüyorlar.
Duruşma zaten dini bir mahkemede yapılıyor ve onu 500 tane adam yargılıyor.
Sonuç suçlu diyen 280 kişi var masumdur diyen 220 kişi yani çoğunluk Sokrates'i suçlu buluyor ama ikinci bir oylama yapılıyor cezasını net belirleyebilmek için.
Aslında buradaki önemli nokta şu orada para cezasına çevirilebilir bu ya da işte kaçabilir sürgünle kurtulabilir.
Yani bir kurtulma şansı var Sokrates'in böyle kesin ölecek diye bir olay yok ama Sokrates'in Ne yapıyor?
Asla geri adım atmıyor.
Asla ikinci oylamada bu tavrından dolayı oy kaybediyor.
Onu suçlu bulanların sayısı bir anda 340'a çıkıyor.
Hatta diyorlar ki felsefeyi bırak canını bağışlayalım.
Sokrates ne diyor? Hayır bu öleceğim anlamına bile gelse devam edeceğim diyor.
Ve Sokrates sözünü sakınmayıp dik durduğu için ölüme mahkum ediliyor.
O arada işte Yunanlıların kutsal bir günü var.
O güne denk geldiği için ölümü erteleniyor.
Delos denilen bir zamana denk geliyor.
Hatta bu kutsal zaman... Zaman diliminde kimseyi öldürmüyor.
Yunanlar yasak. Yoksa zaten çoktan öldüreceklerdi Sokrat'ı.
Ölüm günü geldiğinde de eline içmesi için verilen bir tas baldıran zehrini dostlarının feryatları eşliğinde böyle gülümseyerek içiyor Sokrates.
Bir an bile düşünmüyor.
Tüm cesareti ve tüm asaletiyle ölüme yürüyor.
Fikirleri uğruna ölüyor Sokrates.
Ve Sokrates bizi fikirlerimize inanmaya devam etmemiz yolunda cesaretlendiriyor.
Hatta hiç kimse katılmasa bile.
Sokrates'i şikayet eden adamlar o öldükten sonra linçleniyorlar.
Atina'dan sürülüyorlar.
Hatta intihar ettikleri bile söyleniliyor.
Kör ölür badem gözlü olur hesabı.
Sokrates de öldükten sonra kıymete binmiş ne yazık ki.
Şimdi onun ölmeden önce söylediği son söze gelmeden önce çok merak ettiğiniz bir konu vardı.
Hazreti İsa ile olan benzerliğini sormuştunuz.
Ondan da biraz bahsetmek istiyorum.
Şimdi neden Hazreti İsa ile Sokrates benzetiliyor?
Birincisi yazılı metin bırakmıyorlar arkalarında.
Ondan sonra... Gelenler bir şeyler yazıp çiziyor.
İkisi de çok iyi bir konuşmacı, iyi bir hatip.
İkisi de otoriteye itaat etmiyor.
Bildiği yoldan dönmüyor.
Hayatları zaten çok paralel.
Birinin babası marangoz oduna şekil veriyor.
Birinin babası taşa şekil veriyor.
Heykeltraş. İkisi de halktan gelmişlerdir.
Sıradan insanlardır. İkisi de takipçileriyle diyalog kurmuştur.
Ve sıradan hayatlar sürmüşlerdir.
Bir de İsa kendisinin ve Tanrı'nın tek olduğunu savunmuştur.
Ve Tanrı ne verdiyse ben onları tebliğ ediyorum.
Demiştir Hazreti İsa. Ama Sokrates'in Tanrı tarafından bir ruhun, bir cinin, demon dedik ya kendisine arkadaş olduğunu ve doğruların kendi anlayışına vahyedildiğini bildirmiştir Sokrates.
Her ikisi de hemşerileri tarafından katledilmiştir ne yazık ki.
Ve Hazreti İsa kendi çağındaki vaizleri münafıklık ve menfaatçılıkla suçlamıştır.
Sokrates de aynı şekilde.
İkisi de ölürken fikirlerinden dönmemiştir.
Ve Sokrates Hazreti İsa gibi hayattayken çok...
fazla düşman edilmiştir.
İşte bu yüzden Hz.
İsa ile Sokrates'in benzerlikleri olduğu düşünülüyor.
Son olarak Sokrates'in savunması bize aslında neyi gösteriyor?
Filozofun ne olduğu hakkında bilgi veriyor değil mi?
Hani ölmeden önce yanında olan kişilerden birisi Faydaon bu demişti ya.
Felsefe insanı ölüme hazırlayan bir faaliyettir demişti.
Ne de olsa ruh ölümsüzdür demişti.
İşte felsefe filozofun ölüme hazırlığı aslında.
Neden? Çünkü ruhunun özgürleşmesi ki zaten Sokrates Ötes ölmeden önce yanına gelenler onun o kadar mutluluğu olmasına çok şaşırıyorlar.
O da zaten bir filozofun ölmeye hazırlanmak için felsefe yaptığını söylemiştir.
Çünkü bu filozof için beden bir hapishanedir ve kendini felsefeye adayan bir insan hayatı boyunca ruhuna yatırım yapar.
Podcast'ın sonuna yaklaşırken şunu söylemek istiyorum.
Bazen haklı olduğumuza inanmak için böyle illa da başkalarının onayına ihtiyaç duyuyoruz.
Bazen çoğunluğun görüşüne ters düşüyoruz, üzülüyoruz.
Ve bazen toplum tarafından reddediliyoruz.
İşte böyle anlarda Sokrates'i hatırlayın olur mu?
Bu bölümü onun son konuşmasıyla kapatmak istiyorum.
Diyordu ki eğer beni ölüme mahkum ederseniz yerimi alacak birini kolay kolay bulamazsınız.
Komik bir benzetme yapmak gerekirse kentimiz iyi yetiştirilmiş heybetli bir at.
Ben de bir at sineğiyim.
Tanrı beni bu atın üstüne yerleştirdi.
Ona bağlıyım çünkü heybetinden ötürü tembelli meyleden bu at bir at sineğinin varlığıyla hareketlenebilir.
Eğer sözlerime kulak verirseniz hayatımı...
Ne yazık ki bundan çok umutlu değilim.
Belki biraz sonra uykunuzdan uyanıp Anitus'u dinleyecek ve beni tek bir darbeyle alaşağı edeceksiniz.
Sonra da uyuklamaya devam edeceksiniz.
Ben öleceğim siz yaşayacaksınız.
Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca tanrılar bilir.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Beni instagramda takip etmek isteyenler için adresim Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın bay bay.
Cambly'de ilk defa tüm ürünlerde geçerli %60 indirimi kaçırmayın.
Cambly'nin %60 indiriminden yararlanmak için 60OSB kodunu, Cambly Kids'in %60 indiriminden yararlanmak için ise 60OSB Kids kodunu kullanarak hemen abone olabilirsiniz.
Sınırlı sayıda kişi için geçerli.
Bu büyük indirimi kaçırmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
