
Transkript
TOD'un sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi başlıyor.
Herkese merhaba, ben Merve.
Bugün sıra dışı olmak üzerine konuşacağız arkadaşlar.
Böyle olağanüstü dediğimiz insanlar vardır ya, onların beş özelliğinden bahsedeceğim sizlere.
Joe Navarro, eminim bu ismi daha önce duymuşsunuzdur.
Kendisi dünyaca ünlü beden dili, insan davranışı ve liderlik gelişimi konusunda uzman bir isim.
25 sene FBI'da üst pozisyonlarda görev almış ve davranış analizi alanında çalışan bir isim.
50 senedir de sözsüz iletişim konusu.
Çalışıyor hala devam ediyor.
Beden Dili diye bir kitabı var onu zaten görmüşsünüzdür.
Dünyanın uluslararası en çok satan kitaplarından biridir.
Hatta o kitaba da bence bir podcast gelsin derim.
İş dünyasında CEO'lara üst düzey liderlere eğitimler veriyor.
Aynı zamanda konuşmalar yapıyor dünyanın dört bir yanında.
İşte bu vermiş olduğu eğitimleri bir kitapta toplamış bilgilerini bizde de Alfa yayınlarından çıkan Sıra Dışı Ol adlı kitap arkadaşlar.
Bugün ondan bahsedeceğim.
Bu kitapta 10.000'den fazla kişiyle görüşme yaptıktan sonra yılların birikimiyle ortaya konmuş bir emek var.
Hani gözlemlerinin neticesinde bu sıra dışı insanların 5 özelliğini ortaya koymuş Joe Navarro.
Şimdi burada arkadaşlar sıra dışı olmanın yani olağanüstü olmanın 5 maddesi var.
Önce bu 5 maddeyi kısa kısa açmak istiyorum.
Birincisi kendine hakim olmak.
Bu sıra dışı olmanın özü temeli arkadaşlar.
Yani çıraklığımızı şekillendirecek kısım burası.
Burada en önemli şey yapmamız gereken dürüst geri dönüşler almak ve bu geri dönüşlerle beraber kendimizi anlayarak kişisel başarıya uzanan anahtar alışkanlıkları edinerek sıra dışı
bir hayatın temelini atma kısmı birinci kısım böyleydi.
İkincisi gözlem yapmak yani önemli olanı görmek.
Başkalarının ihtiyaçlarını, başkalarının tercihlerini, onların niyetlerini, arzularını benzer şekilde tabii korkularını ve kaygılarını gözlemleyebilmek.
İnsanları ve durumları hızlı bir şekilde doğrulukla çözümleyebilmek ikinci aşama.
Ve yapılacak olan şeylerde neyin iyi, neyin doğru, neyin etkili olacağını hassasiyetle algılama becerisi kazanmak.
Üçüncüsü iletişim.
Bilgilendirmekten dönüştürmeye dediğimiz kısım.
Yani sözlü ve sözsüz iletişim becerilerine sahip olarak fikirlerimizi daha etkili ve daha bilinçli bir şekilde ifade edebilmek.
Kalbe ve akla hitap etmek, güven vermek insanlara, sosyal uyum sağlayan bağlar inşa edebilmek.
Dördüncüsü eyleme geçmek ama doğru zamanda eyleme geçmek.
Bunu da ahlaki bir şekilde toplum yararını gözeterek yapabilmek.
Ve son olarak psikolojik rahatlık yani bir insanın sahip olduğu en büyük güçler John Navarro bunun için.
Önce birinci maddeyle başlayalım.
Kendine hakim olmak dedik.
Tolstoy diyor ki Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse.
kendini değiştirmeyi düşünmez peki ama nasıl kendimizi değiştirebiliriz buradaki kendine hakim olmakta kast edilen şey aslında şu ustalıkla da karıştırılan bir şeymiş bu ustalık mesela
işte muhteşem bir resim ortaya koyuyorsunuz ya da işte muhteşem bir heykel yapıyorsunuz yani belirli bir alanda bir yeteneğiniz var ama üst düzey bir beceri halinde bu artık ve bir konuda usta olmak için gereken şey
ne arkadaşlar adanmışlık değil mi ama bu adanmışlıktan önce gereken bir şey var O da işte bu kısım yani kendine hakim olmak.
Yani arkadaşlar çalışkanlık, odaklanma, merak, uyumluluk, farkındalık ve kararlılık.
Yani kısaca kendine hakimiyet becerileri olağanüstü dediğimiz insanların en önemli özelliği.
Peki biz bu özelliklere sahip değilsek sonradan olabilir miyiz?
Tabii olabiliriz. Şimdi bu ilk madde neden bu kadar önemli?
Eğer hayatımız, düşüncelerimize, benimsediğimiz zihniyet ve tutumlar ile edindiğimiz bilgilere, hislerimize ve her gün her gün o yapmayı seçtiğimiz şeylere göre biçimleniyorsa hayatımız, o
zaman biz potansiyelimizin tamamını kendimize hakim olmadan ortaya koyamayız değil mi arkadaşlar?
İşte bu yüzden önemli. Michael Jordan sizce sadece yetenekte olduğu için mi tüm zamanların en iyi basketbolcusu oldu?
Hayır, onda az önce saydıklarımın hepsi var.
Adanmışlık vardı.
Kendine hakimiyet vardı.
Yani ustalığa giden yolunu döşeyen taşların hepsi vardı.
Ama en önemlisi kendine hakimiyet vardı.
Kendine hakimiyet için gözden kaçırmamamız gereken bir detay var.
O da zayıflıklarımızı ve güçlü yanlarımızı çok iyi tanımak.
Çünkü ancak o zaman dürüstçe kendimizi değerlendirebiliriz değil mi?
Bu da dışarıdan birinin itmesiyle olmayacak bir şey.
Kendi içimizden gelerek o itici güçle içimden gelen itici güçle.
beni daha böyle sıkı çabalamam için destekleyecek bir şey gerekiyor değil mi?
Çünkü ben ancak o zaman kendi gücümün zirvesine çıkmaya çalışırım ve o yoldaki tuzaklarımı önceden görürüm, farkına varırım.
Kendime nerede çelme takabileceğimi en iyi ben bilirim değil mi?
Ve her ne iş yaparsak yapalım önce kendimize hakim olmamız gerekiyor değil mi?
Eğer o alanda başarı istiyorsak.
Sıra dışı insanların özelliklerinden biri de bu.
Bu kadar sıra dışı olmaktan bahsetmişken sıra dışı bir hikayeden ekrana uyarlanan oldukça dikkat çekici bir diziden bahsetmek istiyorum sizlere.
Tod'un iddialı yeni dizisi Zamanın Kapıları dizisi.
Hikayesi kısaca şöyle.
Tam bir bilgisayar dehası olan Sinan'ın sahip olduğu olanaklara rağmen böyle mümkün olduğunca insanlarla iletişim kurmadan asosyal bir hayat sürerken bir anda Türkiye'nin en büyük iş
insanlarından birinin ilgi çekici güzellikteki kızı olan Nevra ile yollarının kesişmesi ve geçmişin kapılarının açılması ortaya dökülen sırlar.
Ve bu sırlar sonrası Nevran'ın da kendi gerçekliğiyle buluşması.
Birlikte köklerine doğru gerilim dolu bir yolculuğa çıkmaları, yaşanacak büyük yüzleşme ve tutkulu bir aşkın beraberinde pek çok felaketi ve ölümü getirmesi.
Hikaye kısaca böyle.
Ayşe Ömür'ün Zamanın Kapıları İstanbul'un Öteki Yüzü adlı kitabından uyarlanmış bu dizi ki geçen yılın en çok okunan kitaplarından biriydi.
Yönetmen koltuğunda sektörde oldukça başarılı olan Yunus Ozan Korkut oturuyor.
Senaryoda ise Büşra Cebe yer almış.
Yapımcılığını med yapımın üstlendiği dizinin kadrosunda ise Birkan Sokuldu, Esra Bilgiç.
Cem Bender, Erkan Can, İbrahim Selim, Alper Saldıran, Selen Uçer, Elçin Afacan, Naz Çağla Irmak, Engin Yüksel, Enes Külahçı, Elçin Zehra İrem gibi birbirinden başarılı
isimler yer alıyor. Dizi Türkiye'nin yanı sıra Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde eş zamanlı olarak yayınlandı.
Tod orijinal yapımı ve sadece Tod'da bu sürükleyici hikayeyi kaçırmayın derim.
Detaylar açıklamada.
Hadi devam edelim. Çıraklık bilginin yapı iskelesi gibidir.
Örnek ver Merve. Mesela tanıdığımız ya da hakkında bilgi sahibi olduğunuz birini düşünün.
Mesela Amerikalı jimnastikçi Simon Biles olsun bu.
Daha 16 yaşındayken iki dünya şampiyonası altın madalya kazandı.
Tüm zamanların en büyük jimnastikçilerinden biri kabul edilen bir isim Simon Biles.
6 kez dünya şampiyonu oldu bu alanda ya da dünyaca ünlü yatırım uzmanı Warren Buffett ya da işte çok iyi şarkıcılar var işte Michael Jackson, Freddie Mercury, Frank Sinatra yani her kulların
bir yıldızı var arkadaşlar. Bu isimlerin hepsi kendi kullarının sıra dışı ismi değil mi?
Bu konuda mutabıkız.
Bu isimlerin ortak noktasıysa Öz çıraklık deneyimleri olabilir.
Biz de onları feyz alabiliriz.
Bu öz çıraklık dediğimiz şey bilgimize, gelişimimize ve potansiyelimize yatırım yapmak arkadaşlar.
E ben geç kaldım artık diyorsanız ya 80 yaşında liseden mezun olan var, 96 yaşında üniversite bitirenler var.
Yani o yaşta bunları yapmak belki size çok saçma görüyor.
Halbuki içimizde pek çok insanın hayatta şanssızlıklar yüzünden planları sekteye uğrayabiliyor.
istediği halde okuyamayan insanlar ya da işte imkansızlıklardan dolayı bir şeyler yapamayan insanlar var ama buradaki olay işte 96 yaşında üniversite bitirmek falan değil buradaki olay aslında yaş kaç olursa
olsun kendine verdiğin sözü tutmak bu yani o yaşta bile eğitimine yatırım yapmak inat etmek ya inadının üstüne gitmek o konuda ve bu onların kendilerine verdiği değeri gösteren bir şey yani
geç diye bir şey yok kendi potansiyelimizi büyütüp ortaya koymak için geç diye bir şey yok.
Çıraklık deyince birçok insanda böyle bir hakir görme var değil mi?
İstiyoruz ki böyle hızla o basamaklara atlayalım hemen usta olalım.
Böyle çıraklık falan olmasın biz hemen usta olalım.
Öyle bir şey yok ya. Hani hamdım, piştim, yandım demeyelim de hamdım, yandım.
Pişme aşaması yok. Orası olmasın.
Ama aslında o pişmek ne kadar mühim değil mi?
Bir yemek düşünün mesela pişmeden önünüze geliyor.
Her şeyi atmışlar tencerenin içine hop diye önünüze koymuşlar.
Ne kadar lezzetli olabilir ki yani?
Pişme yok. O yüzden o pişme kısmı önemli.
Oraya atlamamak lazım.
Michelangelo bölümümü hatırlayın.
Orada anlatmıştım ya nasıl bir çıraklık dönemi geçirdiğini.
Koskoca Michelangelo ya senelerce çıraklık yaptı usta isimlere.
Onların yanında işte getir götürünü yaptı belki ama bir kere bana mısın demedi.
Çünkü öğrenmek istedi onu tüm detaylarıyla.
Ya da işte bizim koca Sinan'ımız değil mi?
Mimar Sinan. Onun da podcastini yapmıştım.
Hangi yollardan geçtiğini anlatmıştım.
Çırak olmadan usta olunmuyor arkadaşlar böyle direkt usta oldum ben öyle bir isim yoktur bence yani çıraklık çok önemli yetenekleri öğrenmek için ustalaşmak için disiplinli çalışarak kendini
adayarak insanlar usta oluyorlar bunu anlatmaya çalışıyorum yeteneklerini kazanırken harcadıkları o iş gücü sayesinde insanlar ekmek parası kazanıyorlar ve zamanla becerilerine kendi imzalarını ata ata ustalaşıyorlar
değil mi? Joe'nun da gözlemlediği şey bu.
Hani 10 bin kişiyi gözlemledi dedim ya bu sıra dışı olan insanların özelliklerinden birinin bu olduğunu söylüyor.
Şimdi burada dikkatinizi çekeceğim bir nokta var.
Evet bu sıra dışı insanlar çıraklık döneminden geçmişler.
Başkalarının uzmanlığına ihtiyaç duymuşlar ama kendi gelişimlerinin sorumluluğunu aktif biçimde...
Yani bu insanlar sıra dışı olmak için kendi kendilerini yetiştirmiş isimler arkadaşlar.
Evet dışarıdan bir destek var bir uzmanlık var ama içeriden de bir kendini büyütme var.
Sadece işte biri iterek değil kendi içlerinde itici güç olan insanlar.
John Navarro dediğim gibi çeyrek asır FBI'de çalışmış uzman bir davranış gözlemcisi.
Peki bu işe daha lisedeyken başladığını biliyor muydunuz?
Kendi kendini eğittiğini biliyor muydunuz Navarro?
Daha o zamanlar bakın 15 yaşında daha insanların anlamadığı davranışlarının bir günlüğünü tutmaya başlamış.
Ve insan davranışlarının şifresini çözmeye çalışıyor.
Daha o yaşlarda 15-16 yaşlarında.
Çünkü merakı var merakı bu yönde.
Ve daha lisede eğitimler almaya başlıyor.
Sonra işte pilot lisansını ta o zamandan tamamlıyor.
Daha 15 yaşında lisansını tamamlıyor.
Ben gelecekte ne olacağımı bilmiyordum diyor.
Sadece merakım vardı merakımın üzerine gittim diyor.
Eğitimler aldım bu konuda. Ve bu sayede yine hiç beklemediği bir şekilde FBI'ya kabul ediliyor.
Hiç aklında yokken hani ben FBI'ya gireceğim o yüzden çalışıyorum gibi bir kafayla bunları yapmamış tamamen içeriden gelen itici bir güçle yapmış yani hiç aklında yokmuş bunlar.
Ama dediğim gibi şu an dünyaca ünlü kendi sahasının en önde gelen isimlerinden biri ve on binlerce insan davranışı gözlemlemiş ve sıra dışı insanlar için diyor ki bakın istisnasız olarak diyor gördüm
ki bu insanlar. Çalışma için zaman ayırmayı ömür boyu sürecek bir alışkanlık olarak edinmişler.
Hep böyle yaptıkları işi daha iyi kılmak için, o iş üzerinde nasıl daha fazla emek harcarım, nasıl daha fazla tecrübe edinirim bu düşünceyle hareket ediyorlar diyor.
Gözlemleri bu şekilde. Mesela arkadaşlar otizm dediğimiz zaman yine dünyada ilk akla gelen isimlerden biri Mary Temple Grandin arkadaşlar.
Kendisine otizm spektrum bozukluğu teşhisi konuluyor.
Hayvanlara karşı insancıl yaklaşım çalışmalarına merakı var Mary Temple Grandin'in ve bu merakının üzerine üzerine gidiyor.
Fakat akademiye uygun olmadığı düşünülüyor.
Otizm spektrum bozukluğu olduğu için.
Gidiyor kendi çıraklık programını resmen kendi hazırlıyor.
Hani nasıl öğreneceğini kendi daha iyi bildiği için kendi yöntemiyle öğrenmeye başlıyor.
Senelerce hayvan davranışlarını inceliyor ve bunların psikolojisini incelemeye başlıyor.
Derken işte doktora yapıyor.
Çizim ve mühendislik öğreniyor.
Hayvanlara daha insancıl çevreler tasarlayabilmek için.
İnanılmaz bir gözlem yeteneği var bunu geliştiriyor ve kendi sahasında üstelik engeli olduğu düşünülmesine rağmen çok çok başarılı bir isim haline geliyor.
Otizmli bireylerin de kahramanı oluyor kendi kendine eğiterek.
Yani öz çıraklık dönemi dediğimiz dönemi çok başarılı bir şekilde atlatmış bir isim.
Benjamin Franklin arkadaşlar Amerika'nın kurucu babalarından biri biliyorsunuz.
Biz onu doların üzerindeki adam olarak biliyoruz ama aslında muhteşem bir hayat hikayesi vardır onun.
10 yaşında okulu bırakıyor resmi eğitimi bitiyor yani.
Ama kendini öyle bir yetiştiriyor ki Amerikan bağımsızlık bildirgesini hazırlıyor.
Pek çok alanla başarı kazanıyor.
Yani onun hayat hikayesi gerçekten yani ders niteliğinde.
Döneminin en etkili ve en başarılı kişisi, Amerika'nın fikir önderi, kendi kendine eğitmek deyince ilk akla gelen isim.
Peki soruyorum size hangi okul ona onun bildiklerinin tamamını öğretebilirdi?
Hiçbir okul. Benjamin Franklin'den şunu öğrenebiliriz.
O 17 çocuklu bir ailenin 10.
çocuğu olarak dünyaya geldi.
Hayata belki çok basit bir başlangıç yaptı.
Yani başlangıçlarımız ne kadar basit olursa olsun.
hayatınızın, arzularınızın, öğrenmenizin kontrolünü sonradan da ele alabilirsiniz.
Yani bir kez öz çıraklığınızı, hayatınızı yeniden şekillendirmenin sorumluluğunu aldığınız zaman o hayat nasıl da değişiyor değil mi arkadaşlar?
Bir diğer detaya gelecek olursam duyguları, dürtülerimizi kontrol altında tutmayı başarmak, stresle mücadele etmeyi bilmek yani sıra dışı insanların bir özelliği de duygusal tepkilerinin
böyle olması. Bakın duygusal tepki...
İlerinin olmaması demiyorum.
Neticede onlar da insan ama onlar duygularına hakim olmak için gerçekten çok büyük bir çaba harcıyorlar.
Öfke yönetimleri var yani duygularıyla aralarına mesafe koyacakları zaman koyabiliyorlar.
Böylece daha net düşünüyorlar.
Sorunları daha iyi çözüyorlar.
NASA uçuş direktörü Gene Kranz'ın Apollo 13 uçuşunda söylediği meşhur bir söz var arkadaşlar.
Problemle uğraşın diyor.
Böylece... Problem bizimle uğraşmaz.
Eğer olur da sizi bir tartışmanın içine çekenler olursa Mark Twain'in tavsiyesini hatırlayın.
Daha önce de bunun bir tweetini atmıştım.
Diyor ki domuzlarla güreşmeyin.
Domuzlar bundan hoşlanır ve siz üstünüzü başınızı kirletirsiniz diyor.
Ne yapacağız Merve? Yolumuza devam edeceğiz.
Olumlu ve yapıcı bir şeye odaklanacağız.
Kişilik teorisinde büyük 5 özellik olarak bahsedilen sorumluluk, dışa dönük olmak, uyumluluk, duygusal denge ve tecrübeye açık olmak arasında başarı konusunda en çok
öne çıkan özellik sorumlulukmuş arkadaşlar.
İşte sorumluluk bu kadar önemli.
Sorumluluk sahibi olan insanlar yaptıklarının sonuçlarının farkındadırlar.
Her zaman haklı olmadıklarını bil...
Yani bunun kadar alçak gönüllüdürler.
Disiplinli, güvenilir, vazgeçmeyen, iyi niyetli insanlar.
Zevklerini ertelemeyi bilen insanlarmış bunlar.
Görevlerinin, sorumluluklarının bilincinde olan insanlar.
Planlamada, harekete geçmede oldukça kararlıdırlar.
Kendilerini çalışma ve öğrenmeye adarlar.
Hazırlıklı ve organize olmaktan zevk alma becerisine sahiptirler.
Bir hayat planları vardır bu insanların.
Nasıl göründüklerine, ne kadar...
iyi davranışlar sergilediklerine ve başkalarına ne kadar empatik olduklarına dikkat etmeye eğilimlidirler ve güvenilir insanlardır.
Etraflarındaki kişileri olumlu yönde etkilerler.
Joe Navarro diyor ki sorumluluk sahibi olmak sadece iyi bir huy ya da ahlaki bir zorunluluk değildir.
Aynı zamanda İşin gerekliliğidir.
Eğer sık sık başarısız oluyorsanız bunun sebebi şu ya da bu değildir.
Bu sizin sorumluluk seviyenizle ilgilidir diyor.
Bakın sorumluluk eşittir başarı.
Gelelim bir başka meseleye.
Başkalarının bizim için koymuş olduğu limitlere meydan okumak.
Joe bir gün bir Afrikalı ile karşılaşıyor ve diyor ki neden siz diyor en iyi maraton koşucularını çıkarıyorsunuz.
Yani işte Etiyopya'dan çıkıyor Kenya'dan çıkıyor ya genelde bunu soruyor.
Ve aldığı cevap böyle hiç beklemediği bir yerden geliyor.
Diyor ki adam çünkü diyor biz büyürken bizim radyomuz yoktu, televizyonumuz yoktu.
Yani kimse bize dünya hız rekorlarının ne olduğu hakkında hiçbir şey söylemedi.
Biz de bunu öğrenmedik diyor.
Çocukken bize dayatılan hiçbir sınır yoktu.
Ve biz de kendimize sınır koymadık bu yüzden diyor.
Ve sadece her yere koşabildiğimiz kadar hızlı koştuk.
Yani ayakkabımız yoktu, terliğimiz yoktu.
Belki trafik ışıkları yoktu, bitiş çizgisi yoktu.
Yani tek odaklandığımız şey gideceğimiz yere bir an önce gitmek ve yanımızdaki çocuğu geçmekti.
Soğuk günler, sıcak günler bunlar yoktu diyor.
Bir kere de saatlerce koşmak vardı ve bunlar bir sorun değildi bizim için.
Kimse bize durup dinlenmemiz gerektiğini de söylemedi.
Bunun çok fazla olduğunu söylemedi.
Yani çok fazla yürüdün, çok fazla koştun demediler bize.
Ne kadar etkileyici bir cevap değil mi?
Başkalarının beklentilerinin aslında bizi nasıl şekillendirdiğini gösteren bir şey.
fiziksel ve duygusal olarak bizi sınırladığını da gösteren bir örnekti bu.
Başarabileceğiniz şeylere dair düşüncelerinize sınır koymayın.
Sadece deneyin, çabalayın ve kendinizi keşfetmeye devam edin.
Yeri gelmişken bir örnek daha vermek istiyorum.
Güneydoğu Asya'da yaşayan Bajau'lar arkadaşlar.
Onlara deniz haydutları, deniz çingeneleri de diyorlar.
Günlerinin %60'ını denizde böyle balık tutarak, deniz kestanesi, ahtapot bunları avlamakla geçiriyorlar.
Günlerinin büyük bir çoğunluğu denizin içinde geçiyor.
Hatta öyle ki denizin dibine...
dışarıda olduğundan daha net görüyoruz diyenler bile var ve dalış tüpleri yok bu insanların ama nesiller boyunca derin dalma ve daha uzun süre suyun altında kalma ihtiyacına o kadar uyum
sağlamışlar ki dalakları bize göre arkadaşlar %50 daha fazla gelişmiş sürekli daldıkları için ve oksijen yönünden zengin olan kırmızı hücreler taşıyorlar bizlerden daha fazla ve bu onların
bir keresinde daldıkları zaman 60 metreden daha fazla dalmalarına 13 dakika suyun altında kalabilmelerine olanak tanıyor.
Az önce ne dediğimi duydunuz mu?
Tüpsüz dalıyorlar 60 metre ve tek seferde 13 dakika diyorum yani suyun altında.
İnanabiliyor musunuz? İnsanların çoğu nefesini ancak ve ancak 45 saniye falan tutabiliyor.
Hemen tutmaya çalışmayın şu an.
Eminim deneyenler olacak.
Hemen kronometreleri açtınız.
Nereden biliyorsun Merve?
Biliyorum işte. Sormayın.
Boğulmadım çok şükür.
Hatta arkadaşlar bir balina yavrusu her 3-5 dakikada bir nefes almak için su yüzeyine çıkmak zorunda.
Yani bilim insanlarının teorisine göre Bajau'ların 100 yıl içerisinde suyla ilgili ihtiyaçlarına uyum sağlamış bir vücut yapıları var.
Sadece okyanusla ilgili tutumlarını değil aynı zamanda fizyolojilerini de değiştirmiş bu insanlar.
İşte kendimize sınır koymazsak neleri başarabiliriz?
Cevabı bu. Sıra dışı insanların bir başka...
özelliğine gelecek olursak kendi kendilerini böyle oldukça samimi bir şekilde değerlendirebilmeleri yapıcı bir şekilde eleştirmeleri yani sağlıklı bir içe bakış yapıyor bu insanlar çünkü
bende ne eksik bunu en iyi ben bilirim değil mi hep söylüyorum dışarıdaki insanlar sizin eksikliklerinizi sizin gösterdiğiniz kadarıyla bilirler ve bu insanlar kendi hatalarından ders almayı bilir Joe diyor ki sürekli
belaya bulaşan uzun süre bir işte çalışamayan her zaman yanlış insan İnsanlarla çıkan yani sevgili olan romantik şeyler yaşayan insanları gördüğüm zaman aklıma hemen şu gelir.
İşte pek çok öğrenme tecrübesi yaşayan ama kendini asla düzeltemeyen kişi.
Yani siz sürekli aynı badireleri atlatıyorsanız ve bundan ders almıyorsanız sizde bir problem var demeye getiriyor.
Bazı olaylar evet moral bozucu hatta acı verici olsa bile sıra dışı insanlar sadece öğrenmez.
Aynı zamanda kendilerini düzeltirler yaşadıkları olaylardan sonra.
Bir sonraki felaketi beklemezler diyor.
Hani Joseph Campbell diyor ya kişi ancak kendi şeytanlarını...
Kendisi terbiye ettiği zaman dünyanın değilse bile...
Kendinin kralı olur diyor.
Sizi sadece şeytanlarınızdan siz kurtarabilirsiniz arkadaşlar.
Nerede başarısızsanız, sizin nelerin geride bıraktığını iyi biliyorsanız, zayıflıklarınızı iyi tanıyorsanız zaten kendi şeytanlarınızla yüzleşirsiniz.
Hepimizin şeytanları var, hepimizin zayıflıkları var.
Önemli olan onlarla dürüstçe yüzleşebilmek.
Hani yatağımızın altındaki canavar diyoruz ya onunla yüzleşmek.
Ancak öyle yenebiliriz değil mi onları?
Ve tabii ki disiplin.
Disiplin çok önemli bir şey diyor Joe.
Eğer küçük şeylerin hakkını vererek yapmazsanız büyük şeylerin de hakkından gelemezsiniz diyor.
Disiplin ve küçük şeyleri yapmaktaki dikkat sıra dışı olanları ayıran özelliklerden biridir.
Ve sıra dışı insanlar zamanlarını bir meta gibi kullanır.
Zamanlarının değerini bilirler.
Zamanlarını boşa harcamazlar diyor.
Çünkü biz şey zannediyoruz değil mi?
Para daha önemli. Zamandan daha önemli para.
Halbuki diyorum ya işte 99 yaşına gelmişsin ve...
milyonersin sence bir anlamı var mı bunun o paranın bir anlamı var mı zamanın tükendiği zaman o paranın hiçbir önemi olmayacak o yüzden önemli şeylerin altını çiziyorum Önemli şeylerin önceliklerini
lütfen iyi belirlemeye çalışalım.
Bir de mielinizasyon diye bir şey varmış arkadaşlar.
İlk kez duydum. Nörobilimcilerin deyimiyle mielinizasyon beyin hücreleri yani nöronlarımız arasındaki bağlantıları böyle oldukça sağlamlaştıran, güçlendiren ve bu nöronların aralarındaki özel iletişim
boşluklarını sağlamlaştıran yani sinepsileri bir şeymiş.
Mesela sürat koşucularını düşünün.
Onlar koşma pozisyonlarını aldıkları zaman mielinizasyonları...
Yani beyinleri vücutlarını o yarış için mükemmel bir çıkış almaya hazırlıyormuş.
İşte bunu arttıran şey bir şeyi çok fazla tekrarlamakmış arkadaşlar.
Profesyonel sporcular işte dansçılar ya da işte aynı şeyi tekrar tekrar etmek durumunda kalanlar işleri için.
Mükemmelleşmek için hep böyle prova yapan insanlar var ya onlar aslında ne yapıyorlar?
Hepimizin doğuştan sahip olduğu bir kapasite var.
Bunları daha böyle kullanılabilir hale getiriyorlardı.
Kendilerini bizler kendilerini geliştirebilen varlıklarız ve beynimiz bunu o kadar verimli bir şekilde yapabiliyor ki bir süre sonra artık hareketlerimiz otomatikleşiyor.
Yani bilinçli düşünmeyi atlıyor ve bedenin çok iyi bildiği konuda iş görmesi için zihni serbest bırakıyor değil mi?
Hani araba sürmek gibi ilk başta nasıldık?
Araba sürmeye başladığımızda elimiz ayağımız karışıyor bir şey duruyoruz şu anda böyle otomatik pilotla gidiyoruz.
İşte o koşucu da o koşuyu aynı şekilde yapıyor.
Beyni artık öyle çalışıyor.
Yani otomatik pilotla ya da işte cerrahları düşünün bir yarayı böyle çok uzman bir şekilde dikebilmek için saatlerce alıştırmalar yapıyorlar değil mi günlerce belki yıllarca alıştırma yapıyorlar.
İşte mielinizasyon bizim yeteneklerimizi geliştirip potansiyelimizi en üst düzeyde ortaya koymamızı olanak sağlayan o muhteşem nörolojik iskeleti inşa eden bir şey.
Her ne yapıyorsanız arkadaşlar o yüzden bol bol tekrar edin bol bol neyle uğraşıyorsanız disiplinli bir şekilde yani bunu yapmaya çalışın.
Hani spor yapanların before after görselleri gibi düşünün.
Hani o vücutlar öyle bir günde olmuyor arkadaşlar.
Arkasında nasıl bir disiplin var, nasıl bir özveri tekrar var değil mi?
Mielinizasyon var işte hani dalga geçiyorlar yok 10 yumurta yedi bilmem ne falan.
Olay 10 yumurta mı ya sizce?
Gıcık oluyorum böyle dalga geçenlere.
Yani oradaki emeği çöpe atıyor insanlar hani bu şekilde alay ederek bence.
Ben mesela işte diyelim ki çok yüksek düzeyde bir iş sahibi olsa gerçekten böyle düzenli olarak spor yapan insanları o vücut yapısına sahip olmuş insanları işe alırım.
Kadın erkek yani hiç fark etmiyor.
İşe alırım çünkü bu bana şunu gösterir.
O insanın karakterini görüyorum ben vücuduna baktığım zaman.
Diyorum ki bu adam kendine çok özen göstermiş.
Bu kadın her gün o sporuna gidiyor.
Azimle iradeyle yapmış ya o vücudu.
O yumurtayı sen ye bakalım ne oluyor?
Müge Anlı mıydı diyor? Sen yap.
Sen yap bakalım. Seni görelim bir de.
Ya bir söz okudum.
Çok hoşuma gitti. Hatta Instagram'da paylaşmıştım.
Diyor ki normalde eleştiri yukarıdan aşağı doğru ilerler.
Koşan yürüyeni, yürüyen duranı, duran yatanı eleştirir.
Türkiye'de ise yatan hepsini eleştiriyor.
Duranı, yürüyeni, koşanı hepsini eleştiriyor.
Hiçbir şey beğendiremiyorsun.
Sürekli bir eleştiri.
Kendisi ne yapıyor? Hiç.
Çok doğru bence.
Dediğim gibi o before after görsellerinin arkasında büyük bir disiplin, büyük bir özveri ve tekrar var arkadaşlar.
Bu kadar aslında böyle başarı başarı başarı diyoruz ama esas başarı bence Einstein'ın dediği gibi başarılı bir insan değil değerli bir insan olmaya çalışın.
Bu sözündeki gibi yani benim başarıdan kastım bu.
Yoksa dünyada pek çok başarılı olmuş isim var ama kişiliğine baktığınız zaman beş para etmez.
Sıra dışı insanlar kendilerine hakim olabilen, iradeli insanlardır diyor Joe Navarro.
Neden böyle söylüyor?
Çünkü kendine hakim olabilen bir insan Hayattaki pek çok şeye hakim olur diyor.
Hani biz şekersiz 21 yapıyoruz ya şu an 3.
turdayız takipçilerimle.
Neden bunu yaptığımızı hep söylüyorum.
Kendimize hakim olabilmek için yani bu muhabbet şeker yememek falan değil.
İradeli olmak, kendimize hakim olmak ki John Navarro da bunu söylüyor bakın.
Kendine hakim olabilen bir insan hayattaki pek çok şeye hakim olur diyor.
Bunu bir düşünün derim arkadaşlar.
Gelelim bu sıra dışı insanların bir başka önemli özelliğine gözlem yapmaları.
önemli olanı görebilmeleri.
Yani bakmakla görmek arasında bir fark vardır ya hep söylüyoruz.
Onu yapıyorlar işte. Etkili gözlem dediğimiz şey ki insanlar bu etkili gözlem sayesinde zamanı anladı değil mi?
Mayaların işte yıldızların ve o gezegenlerin hareketlerini dikkatle gözlemlemesi onların bugün kullanmış olduğumuz takvimden daha hassas bir takvim geliştirmesine vesile oldu.
Gözlem ne oldu bunlar? Sıra dışı insanların özelliklerinden biri de aydın fark.
Ne demek aydın farkındalığı?
Bu insanlar özümsedikleri bilgiyi alıyorlar ve onu başka bir biçime dönüştürüyorlar.
Mesela Marie Curie'nin eşinin radyum, polonyum ve bunların derinin ardından görebilme becerilerini sağlayacak radyoaktif özelliklerini keşfenin ardından ne oldu?
Bu ışınları tümörlerle ve kanserle mücadele için yönlendirebilmesi gibi değil mi?
Aslında burada ne var? Çok büyük bir anlayış derinliği var değil mi?
Pro sıra dışı insanların sözsüz iletişimde de oldukça başarılı olduklarını söylüyor.
Bakın sözsüz iletişim diyorum.
Karşınızdaki insanın beden dilini okumaktan bahsediyorum ki zaten kendisi bu alanda uzman.
İletişim konusunda kendimizi geliştirmemizi söylüyor.
Etkili iletişim adı altında bir bölümüm var onu da dinleyebilirsiniz.
Sıra dışı iletişimcilerin rutinden başlayıp böyle olağan dışına kadar uzanan durumlarda başkalarıyla iletişimlerine taşımış oldukları 3 güçlü doğru...
olanmış özelliği varmış arkadaşlar.
Birincisi önemsemek yani empati yapmaları.
İkincisi onaylama yani bu empati başkalarının tecrübeleri, algıları, duyguları üzerinden ifade etme becerisi.
Üçüncüsü dürüstlük yani başkalarına örnek bir hayat ile ilham vermeleri, doğruları konuşmaları ve güvenilir insan olmaları.
Bunlar çok önemli ve Joe diyor ki ben 10 yıllarca sıra dışı insanların iletişim biçimlerine çalışmış biriyim.
Onların becerisi sadece ne kadar mükemmel iletişim kurduklarından gelmiyor.
Bizi harekete geçirmeleri ve motive etmelerinden geliyor diyor.
Yani onların iletişimi sözlü veya sözsüz olarak dürüstlük, açıklık ve ikna edici bir biçimde diyor.
Bunlar için uğraşıyor insanlar ve biz buna yürekten konuşma diyoruz diyor.
Bu insanlar yürekten konuşuyor.
Yani sadece varlığıyla bile size kendinizi iyi hissettiriyorlar diyor.
Bu insanlar doğru insanlardır diyor.
Yani bir kişinin güvenilir ve sözünün eri olduğunu, işte paranızı, malınızı, mülkünüzü, eşinizi, dostunuzu bunları emanet edebileceğini bilirsiniz diyor bu insanlara.
Onlara ait olmayana, göz dikmeyeceğine, bunlara tamah etmeyeceğine sağlam bir karakteri olduğunu bilirsiniz.
Onların hal ve hareketlerinden anlarsınız, sezgisel olarak anlarsınız.
Bazen bana da oluyor, hiç tanımadığım, yeni tanıştığım birine diyorum ki içimden ya bu insana her şey...
Yine emanet edebilirsin. Gerçekten o his geliyor.
Bu yüzden çoğu zaman böyle kurtlar sofrası dediğimiz o iş dünyasında doğru insan dediğimiz o insanlar, zor bulunan o doğru insanlar bir hazinedir arkadaşlar.
Evinizin anahtarını teslim edeceğiniz, böyle üzerine malınızı, mülkünüzü hiç düşünmeden yapacağınız, çocuğunuzu teslim edeceğiniz, paranızı emanet edeceğiniz insanlar var mı etrafınızda bir düşünün bakalım.
Varsa eğer gerçekten çok şanslısınız.
Doğruluk, dürüstlük.
Bu devirde çok zor bulunan bir nimet.
O yüzden her ne işi yaparsak yapalım güvenilir biri olmak bizi gerçekten üst seviyelere taşıyacak bir değer.
Hani bazen deriz ya bu adam nasıl bu pozisyona gelmiş bu kadın.
Belki siz onu çok basıfsız görüyorsunuz ama o insan gerçekten çok güvenilir bir insan olduğu için o üst pozisyona gelmiş olabilir.
Bence bu çok çok önemli bir şey.
Sıra dışı insanlar gerçek doğru neyse onu söylerler arkadaşlar ve doğruları durumlara göre değişmez.
İnsanın böyle en ufak da olsa yalanını yakaladığınız zaman bile gözümüzde nasıl yerle bir oluyor değil mi?
O yüzden sıra dışı insanlar yalan söylemezler diyor.
Sıra dışı insanlar kendilerine bir faydası olacak diye değil.
Olması gereken bu olduğu için diyor öğretirler, paylaşırlar, eğitirler, kılavuzluk ederler, yol gösterirler, cesaret verirler diğer insanlara.
Ve sıra dışı insanların dördüncü önemli özelliği eylem arkadaşlar.
Doğru şeyi... Doğru zamanda yapmaları.
Theodor Roosevelt'ın dediği gibi yapabileceğiniz en kötü şey hiçbir şey yapmamaktır.
Neden? Çünkü eylemlerimiz hayatımızı şekillendiriyor.
Güvenilirliğimizi inşa ediyor eylemlerimiz.
Bize dost kazandırıyor ya da düşman kazandırıyor ya da dost kaybettiriyor.
İş hayatında bizi öne çıkarıyor eylemlerimiz ya da ışığımızı söndürüyor değil mi?
Tabii şu da var eyleme geçerken başka insanları düşünmemiz onlara göre hareket edip etmediğimiz de çok önemli.
Yani sadece bireysel bir şekilde değil toplumla alakalı da olmamız gerekiyor.
Sadece ne yapacağımız değil nasıl yapacağımız da çok önemli.
Ve Aristoteles'in dediği gibi biz tekrar tekrar yaptığımız şey neyse o yüz arkadaşlar.
O yüzden eylemlerimize dikkat.
Ve sıra dışı bireyler.
Çevresi ve diğerleriyle ilgilidir ve bunu geliştirmenin yollarını ararlar.
Yani talimat aldıkları için bunu yapmıyorlar ya da işte benim işim bu o yüzden yapıyorum gibi değil.
Bir şeyleri daha iyi kılmak onlar için daha önemli olduğundan dolayı bunu yapıyorlar.
Sıra dışı insanlar problemleri olmadan önce öngörürler ya da daha kötüye gitmeden önce öngörürler ve buna göre şekillenirler.
Ve son olarak arkadaşlar beşinci madde bu insanların psikolojik rahatlığı dedik.
Nedir bu? Sakin, yatıştırıcı bir ses bile olabilir bu.
Sanki o sesi duyduğunuz zaman her şey bir anda hallolacakmış gibi hissedersiniz.
Bütün dertleriniz ortadan kalkmış gibi.
Belki onaylayan bir bakış, bir omuz sıvazlama, nazik bir söz, belki bir bilgilendirme ve bazen sıcak bir battaniye, bir fincan, sıcak bir çay, belki alnınıza konan bir öpücük, belki
böyle bir şeye ihtiyacım var mı diye size sorulması.
Bunlar arkadaşlar yani o kadar da zor değil sıra dışı insanlar.
Empati, empati yapmaları.
Ve sıra dışı insanlar sadece kendilerine değil etraflarındaki insanlara da iyi gelen, şifa olan insanlardır.
Ve son olarak yine sıra dışı bir isim Carl Sagan'ın şu sözleriyle kapatalım bu sözü.
Diyor ki eğer başkaları üzerindeki etkimizle ölçülmezsek biz kimiz?
Bu biziz. Kim olduğumuzu söylediğimiz kişi değiliz.
Kim olmak istediğimiz kişi değiliz.
Hayatımızda ve başkaları üzerinde sahip olduğumuz nüfus ve etkinin toplamıyız diyor.
Kısaca sıra dışı bireyler olurlar.
Doğmazlar der Joe Navarro.
Biz de umarım onlardan biri olabiliriz.
Todd Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Todd'un yeni ve iddialı dizisi zamanın kapılarını kaçırmayın.
Detaylar açıklamada. Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
