
33 Akbank Caz Festivali Hakkında detaylı bilgi almak ve indirmek için: Tıklayınız
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "33 Akbank Caz Festivali" hakkında reklam içerir*
Transkript
33. Akbank Caz Festivali Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün sıra dışı bir algılama türü olan sinesteziyi konuşacağız arkadaşlar.
Pazar testiyi mavi, kapı zilini kırmızı, do sesini mor.
Bir rakamını belki de sarı algılayan insanlar var desem ama bende bu çağrışımları yapmıyor Merve diyebilirsiniz.
Bazı insanlar ki bunlara sinestet diyoruz.
Mesela salı dediğim zaman atıyorum belki de kırmızı algılıyorlar salı gününü.
Hem de çok yoğun ve çok güçlü bir şekilde ya da işte bir şekilde müzik dinliyorlar.
O anda sadece o müziği duymuyorlar da o parçaya eşlik eden renkleri de.
beraberinde görüyorlar ciddi ciddi görüyorlar hayal ediyorlar gibi düşünmeyin işte bu yüzden sinestezi sıra dışı bir algılama sinestezi birleşmiş duyular eş duyumda deniliyor Yunanca'da
duyu algılamak anlamına gelen asistesis ile birlikte anlamına gelen sin kelimelerinin birleşimi sinestezi hani anestezi duyum yokluğu demek ya aynı kökten geliyorlar aklınızda
kalır böylece anestezi sinestezi psikoloji sözlüğünde ise bir duyu organına uygulanan uyarıcının başka duyu organlarını da uyarması olarak geçmiş.
En güzel tanımı bence eş zamanlı çoklu duyumsama arkadaşlar.
Cidden sıra dışı çok güçlü bir deneyim.
Böyle istemsiz bir yoğunlaşma sonucu ortaya çıkıyormuş.
Bende de olsun isterdim ne yalan söyleyeyim.
İnsanların çok çok azı bunu deneyimleyebiliyormuş.
Peki Merve acaba bu bir hastalık mı demiş olabilirsiniz.
Bazı araştırmacılara göre evet bu net bir hastalık.
Bazısına göre dil dışı düşünmenin özel bir belirtisi olarak tanımlanmış.
Ve tabii ki mucize olarak görenler de, mistik bir anlam yükleyenler de var.
Bunu bir insan yeteneği olarak görenler de var.
Ve sinestezinin pek çok çeşidi var.
Yani akla hayale gelmedik şeyler görenler de var.
Ya da dokunarak hisleri uyananlar, böyle farklı farklı şeyler algılayanlar.
En çok görülense harfleri renk olarak deneyimleyenler.
Her harfin rengi var onlara göre.
Bu en çok rastlanan sinestet türü.
Bir de sinestezikler herkesi kendileri gibi zannediyorlarmış.
Ben bunu bilmiyordum. Yani farklı olduklarının farkında bile değilmiş çoğu.
Tabii çocukken böyle.
Erken dönem çocuklukta başladıysa bu sinestet özellikleri.
Diğerlerinden farklı olduğunu anlamayabiliyorlarmış.
Ve bazıları da utandıkları için saklıyorlarmış bunu.
Bu arada TDK'de duyum ikiliği olarak tanımlanıyor.
Ama bu zaten eksik bir tanım.
dediler. Birden fazla algı birlikteliğini deneyimliyorlar.
Yani iki tane değil birden fazla deneyim var.
Örnek ver Merve. Mesela Rus bir gazeteci var Solomon Şerişevski.
Eş zamanlı olarak hem tat hem dokunma hem görme deneyimi yaşayan bir sinestet.
Ya da keman çalan bir müzisyen var işte sinestet şarkıları öğrenebilmek için müzikal renklerle ilişkilendirdiği manzaralara bakıyormuş.
Müzik notalarını hep böyle renk olarak görüyor.
İşte si diyor kırmızı görüyorum işte doyu mavi görüyorum.
Peki ama neden böyle oluyor diye düşündünüz şu anda.
Neden duyuları birbirine...
Karışıyor bu insanların. Bu üç şekilde olabiliyormuş.
Ya gelişimsel ki en sık rastlanan çeşidi bu.
Ya sonradan kazanılmış oluyor.
Ya da farmakolojik etkenlerle olabiliyor arkadaşlar.
Hani gelişimsel dediğim zaten erken dönem çocukluktan başlıyor.
Nedeni henüz bilinmiyor bunun.
Yani genetik olarak baskın kalıtımı olabilir.
Ya da X kromozomuna bağlı bir geçişi olabileceği yönünde kanıtlar var.
Ama dediğim gibi kesin değil. Bir ailede birden fazla kişi de sinestet olabiliyor.
Örnek ver Merve.
Yine Nabokov'dan bahsedeceğim.
Lolita kitabının yazarı Vladimir Nabokov.
Onun ailesi de kendisi de sinestet.
Yani genetik mevzusu burada karşımıza çıkıyor çok önemli sinesteti için.
Bu arada kadınlarca erkeklerden 3 ila 8 kat daha sık görülebiliyormuş.
Buna ben şaşırmadım yani kadınların böyle olmasına.
Peki sonradan nasıl sinestet olunuyor?
Genelde beyin travması geçirenlerde görülebiliyormuş sinestet sonradan olanlar yani.
Ve farmakolojik olarak olabilir demiştim.
Bunu da zaten çok sevdiğiniz ve çok eğlendiğiniz mantarların sihirli dünyası bölümünde anlatmıştım.
Halüsinojenik ilaçların alımı sonrasında olabiliyor.
Hani ilkel atalarımızın o bilmeden yemiş olduğu mantarlarla yaşadıkları o sıra dışı deneyimde muhtemelen sinestezi.
Bir de yine çok şaşırdığım bir bilgi.
Sinesteziklerin çoğu solak, en az %10'u eşcinsel.
Deja vu dediğimiz olayı sık sık yaşıyorlarmış.
Olayları önceden rüyalarında görme gibi deneyimler yaşayanlar da var.
Bu çok şaşırttı beni. Zekaları oldukça yüksek ama hesap yaparken karıştırabiliyorlarmış.
Ve çoğunun hafızalarının aşırı iyi olduğu görülmüş.
Sağ ve sol taraflarını da çok sık karıştırıyorlarmış.
Genelde 4 yaş ve...
Öncesinde ortaya çıkıyormuş.
Ortalamanın üstü bir IQ'ya sahipler ve çoğu şaşırmayacaksınız sanata eğilimli.
Sinestetlerin renk çeşitliliği çok fazla diğer insanlara göre.
Mesela işte yeşili tanımlarken biz belki 5 çeşit falan söyleyebiliyoruz.
İşte yaprak yeşili, zümrüt yeşili, tavus kuşu yeşili aklıma gelenler.
Çimen yeşili çok zorlarsam belki ona çıkarım ama hani çok fazla söyleyemem.
Ama sinestetler 54 çeşit farklı renk tanımı yapabiliyor.
Yani sadece yeşil için düşünebiliyor musunuz?
Deneyimleri oldukça öznel zaten ve bir sinestet için mesela pazartesi mavidir diğerine göre sarıdır.
Şimdi bence çoğumuzun aklında şu soru işareti belirdi.
Ya hepimiz dünyayı farklı algılıyorsak ya onların gördüğü şey gerçekse gerçek olan oysa bilemiyoruz.
Ama dil üzerine çalışmalar yapan ünlü bir nörolog var Norman Geschwind diyor ki dil yeteneğini kazanma çabası çapraz çağrışım yeteneğine gerek duyar.
Dilin ilk insanlarda sinestezide görülen çapraz çağrışımın bir türü olmadan...
Asla evrimleşemeyeceğini söylüyor ve onu destekleyen yine bir nörolog ve sinestezi uzmanı diyebilirim artık onun için.
Richard Saitovic onunla aynı fikirde hatta diyor ki tümümüz sinestetikiz ama algılamanın bütüncül o holistik doğasının bilinçli şekilde farkında olan yalnızca
bir avuç insan diyor. Yani sinestezi türümüzün gelişimi sırasında beyinlerimizde kalmış.
Bilissel bir fosil olabilir ama her beyinde yoktur diyor.
Bulunduğu beyinler ise doğadaki o fosiller gibi içinde yer almış olduğu ortam onun kalıcılığına müsaade ettiği için vardır diyor.
Enteresan. Peki bu sinestezi ilk ne zamanlarda görünmeye başlanmış?
Aslında antik Yunan'a kadar gidiyor.
Yani sinestezik deneyimler eski Pers'te de varmış.
İşte renkler, müzik tonları arasında antik Çin'de de varmış.
Yılın mevsimleriyle yüz özellikleri, gezegenler, bunlar işte farklı duyuların, kavramların birleştirilmesini görüyoruz.
Antik Çin'de de varmış. Tabii bunların nörolojik, psikolojik terimlerle tanımı yok o dönemde.
Ne yapacaklar? Felsefi bir sorun olarak bunu ele almışlar.
O yüzden tarihte ilk defa filozoflar duyuları insan algısının etkin ve yaratıcı organları olarak kabul edenler.
Modern batının beş duyu kavramını ortaya koyan Aristoteles ortak duyu diye bir ifade koyuyor ortaya.
Görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma.
Ve Aristoteles aynı anda farklı duyular tarafından algılanan niteliklerin olduğunu fark ediyor.
Ama onları duyuların bütünleşmesiyle ilişkilendiriliyor.
Duyular ve duyular arası ilişkilere yönelik görüşleri sinestezi çalışmalarının temeli sayılıyor zaten.
Duyu ve duyarlılık üzerine adlı eserinde tatlı beyaz, tuzlu mavi, yağ sarı gibi ilişkiler kurmuş.
Ve Aristo duyuların birbiri yerine geçip geçemeyeceğini de sorgulamış aslında bu eserinde.
Diyor ki... Renk konusunda otorite olan görme duyusudur, tatma duyusu değil demiş burada.
Ama sinestetler öyle değil işte Aristocum.
Jean Locke da 1690'da sinestezik deneyime yaklaşıyor.
İnsan anlığı üzerine bir deneme eserinde şöyle bir örnek veriyor.
Görme engelli bir adama borazan sesinin ne olduğu, ne olarak algılandığı soruluyor.
Alınan cevap da kırmızı şeklinde demiş.
18. yüzyıla baktığımız zaman Newton çıkıyor karşımıza.
Zaten renkleri olan takıntısını biliyorsunuz.
Renk konusunda bayağı çalışmıştır Newton.
O ışık tayfında 7 farklı renk olduğunu ve bu renklerin diyatonik dizi...
7 notayla bir şekilde bağlantılı olduğunu düşünüyor ve her noktaya bir rengin atandığı renkli orklar çıkıyor o dönemde.
Hatta Newton'un da sinestet olduğu düşündüğü arkadaşlar hani acaba beyninde meydana gelen bir duyu karmaşası mı bu renklerin dalga boyu teorisini ortaya koymasında itici güç olduğu diye düşünülüyor.
Newton beyaz ışığın renklerin bir karışımı olduğunu ve her rengin ışığın belli bir dalga boyuna tekabül ederek bir prizma aracılığıyla ayrıştırabileceğini kanıtladı.
18. yüzyılın ortalarında ise matematikçi Louis Bertrand müzik notalarıyla uyumlu renkli ışıklar üretebilmek için bir enstrüman tasarladı.
Adını da öküler klasen koymuş.
Renkler ve sesler arasındaki o kesin benzerlikleri açıklamaya çalışmış ve ork üzerindeki her nota bir renge tekabül ediyor.
Amaç da her notanın aslında çeşitli hisler uyandırmasıymış.
Mesela yeşil R notasına tekabül ediyor ve R notası dinleyicide böyle kırsal, pastoral bir his uyandırıyor.
Kırmızı sol notasına karşılık geliyor savaşla ilgili.
Böylece ne oluyor? İşitme engelli bir insan kulağa hitap eden müziği görebiliyor.
Görme engelli biri de göze hitap eden müziği dinleyebiliyor.
Louis Bertrand aslında hem göze hem kulağa hitap eden müzik türünün yaratıcısı.
Ve derken romantizm akımı ortaya çıkıyor.
Modern dünyanın neden olmuş olduğu parçalanmışlık ve bölünmüşlükleri giderecek sanatlar arasında kurulacak bir ilişkinin temelleri atılıyor böylece.
Romantizm sanatlar arasında olduğu gibi edebi uslup bağlamında da aslında o katı kuralları yıktı.
Sanatçıyı daha özgür kıldı ve yaratıcı imgelemi ortaya çıktı değil mi?
Sanat ve edebiyat eylem alanından artık düşlem alanına geçti diyebiliriz.
Edebiyat müzik ve resimle birleşiyor ki müzik romantiklerin görüşüne göre en yüksek sanattır arkadaşlar.
Böyle içinde erimeye can attıkları evrendir ve sonsuzlukla aynı değerdedir.
Çünkü romantizmde müzik tüm duyuları harekete geçiren ve ruha hitap eden sezgisel bir güç olarak görülüyor.
Müzik aracılığıyla duyumlar ahenkle bütünleşerek akıcı bir hal alıyor.
Eğer sizin için de müzik aynı hisleri uyandırıyorsa size harika bir haberim var.
Akbank Caz Festivali'nin 33.
edisyonunun tüm programı açıklandı.
Bu yıl 23 Eylül 8 Ekim tarihleri arasında Akbank Caz Festivali'nde 33 konser müzikseverlerle buluşacak.
150'ye yakın sanatçının birbirinden özel performansları yer alacak.
Gitar virtüözü ve besteci Adem Yalo.
5 Grammy ödülü sahibi trompetçi ve besteci Terence Blanchard.
Kuzey Cazı'nın parlayan yıldızı Thor du Gustafsson.
İstanbullu müzikseverlerin yakından tanıdığı Hidden Orchestra, cazın geleceğine yön veren en önemli isimler arasında değerlendirilen besteci ve alto saksafoncu Lakisha Benjamin ve Amerikan caz
sahnesinin çığır açan isimlerinden besteci ve saksafon müzisyeni Emmanuel Wilkins ve çok daha fazlası festival kapsamında İstanbul'da unutulmayacak konserlerin yanı sıra cazlı branş, atölye
çalışmaları, söyleşiler ve birbirinden özel etkinliklerin yer aldığı festivali bilet.
Bence artık jazz festivali deyince de gözümüzün önüne direkt Akbank geliyor.
Hatta Akbank kırmızısı geliyor.
Çünkü 1991'den bu yana İstanbul'da bu jazz festivali hiç hız kesmeden devam ediyor.
Sinestezi'ye geri dönecek olursak 1810 yılında Göte çıkıyor karşımıza Renkler Kuramı adlı bir eseri var.
Burada gözümüzün renk algısıyla ilgilenmiştir.
Renklerin duyusal etkilerine odaklanmıştır.
Renkleri böyle fizikten ziyade biyolojiyle anlayabileceğimizi düşünüyor.
Tıp alanına baktığımız zaman ilk defa sinestetik bir deneyimden bahseden kişi Alman bir tıp öğrencisi George Tobias Ludwig.
Kendisi bir albino.
Kendi durumunu çalışıyor doktorasında.
İşte bazı seslerin, sözcüklerin ve fikirlerin diğer insanlar tarafından görünmeyen renklere sahip olabileceğini söylüyor.
Ve sinestezi yaklaşık böyle yarım asır beyinle ilgili olmaktan çok gözle ilgili bir problem olarak düşünülüyor.
Ve 1860-70'lere baktığımız zaman beyinle ilgisi böyle ufak ufak açığa çıkmaya başlıyor ama 80'ler ve 90'larda artık yüzlerce vaka inceleniyor.
Sinestetler inceleniyor.
Hatta Darwin'in kuzeni Francis Galton.
Bu konuyu ele alıyor. Ya bu arada Darwin'in kuzeni demek tuhafıma gidiyor ama maalesef onu böyle anıyorlar.
Halbuki kendisi de bir bilim insanı ama çok da sevilmeyen bir bilim insanı.
Nedeninden sonra anlatırım.
Bu konuya değiniyor ve ondan sonra aslında Galton'dan sonra böyle sinesteziye bakış açısı biraz değişiyor diyebilirim.
Yani artık böyle ucube gibi görülmüyor.
En yüksek duyuların görme ve işitme duyularının bir aradalığından dolayı özel bir durum olarak ele alınıyor.
Tabii her alanda değil.
Sanat ve edebiyat dünyası belki okey ama bilim camiasında durum pek de öyle değil.
Francis Galton Victoria döneminin en renkli, en uçuk kaçık bilim insanlarından birisi.
Zaten sinesteziye dair ilk sistematik araştırmayı da o yapmış 1890'larda.
Zeka ölçümüyle ilgili çalışmaları var.
Onlar meşhurdur mutlaka duymuşsunuzdur ama çok ırkçı bir insan.
Öcenik hareketinin türemesine destek olduğu o yüzden pek hoş karşılanmıyor hatta anılmıyor adı artık bundan dolayı hoş anılmıyor.
Çoğunluğun düşük seviyeli bir ırkın kademeli olarak yok edilmesine karşı sahip olduğu duyarlılık oldukça mantıksız bir duygudur demiştir.
Hitler'e de ön ayak olmuş bir isim bu görüşleriyle.
Daha sonra belki ona bir bölüm yaparım.
1892 yılında Nature dergisinde sinestezi üzerine bir makalesi yayınlanıyor.
Ve sinestezinin bir asır sonra rağbet görmesinde oldukça etkili bir makaledir bu.
Ama iki tür sinestezi üzerinde yoğunlaşmış Francis Galton.
Biri seslerin renkleri çağrıştırdığı görsel işitsel sinestezi.
Diğeri de yazılı rakamların renk çağrıştırması.
Grafem renk sinestezisi.
Bu arada en az 73 farklı sinestezi türü olduğu düşünülüyor.
1143 sinestet üzerinde araştırma yapıyorlar.
En yüksek yüzdesi olan sinestezi çeşitlerinin en başında grafem geliyor zaten.
%61 oranında yani renkli harfler ve sayılar.
Zaman birimleri renk %22 çıkmış.
Renkli müzik sinestezisi %18.
En en en az görülense sözcükleri ve harfleri tatmakmış.
Bence en enteresan da bu.
Bunu deneyimlemek isterdim gerçekten.
En sık eşlenik renkse %43 oranında kırmızı ile A harfiymiş arkadaşlar.
Bunlar eşleştiriliyormuş.
Yani sinestetlerde işte kırmızı deyince direkt böyle A harfinin belirme oranı %43'müş.
Hiç de az değil. Mavi %26 B ile eşleştirilmiş mesela.
C sarı, D kahverengi.
Kendi adıma baktım tabii ki hemen M ile de yine kırmızı kahve rengi en çok eşleştirilmiş.
Az önce hani Nabokov ve ailesi Sinestet demiştim ya merak edenler için Nabokov'un Konuş Hafıza diye bir kitabı var arkadaşlar.
Orada da bu özel durumlarından bahsediyor.
Bir harfi ses olarak duyduğu zaman kendi deyimiyle o harfin şeklini bir anda böyle zihninde canlandırdığını söylüyor.
Hatta şöyle diyor İngiliz alfabesinin uzun ağası diyor bana göre solgun bir tahta rengindedir.
Oysa... Fransızcanın A'sı cilalı bir abonozu aklıma getirir diyor.
Bu siyahlar grubunda ayrıca sert G bunun için kükürtle sertleştirilmiş kavuşuk demiş.
Ve R yırtılan bir paçavra demiş.
Çok enteresan. Beyazlar yulaf ezmesi N.
Yumuşak erişte L demiş.
Ve Fransızcadaki 10.
Alkol ile dolu küçük bir bardağın ağzında oluşan gerilimi çağrıştırıyor demiş Fransızca'daki on.
Maviler grubuna baktığımızda da çelik gibi x demiş.
Fırtına bulutu z ve yaban mersini k demiş.
Q ise k'dan daha kahverengi gibi geliyor bana demiş.
Ham elma p, antep fıstığı da t demiş Nabakov.
B için ressamların yanık sienna dedikleri tonu düşünüyormuş.
V ise gül kuvarsı rengindeymiş.
Renklere bakın böyle hiç bizim kullandığımız o sıradan renklere benzemiyor.
Aslında bu yazısı bile Nabokov'un sinestetlerin ne kadar büyük bir renk çeşitliğine sahip olduğunu gösteriyor.
Kanalımda biyografisini yaptığım bir isim var Richard Feynman.
O da grafem renk sinestetisi görenlerden biri.
O da bir denkleme baktığı zaman harfleri böyle renkli görmeye başlıyor.
İşte beyazımsı J'ler, mavi mor N'ler ve koyu kahverengi X'ler görüyormuş.
Gerçekten çok enteresan.
Peki Merve günümüzde de çok ünlü bir sinestet var mı derseniz var.
İngiliz Daniel Tammet aynı zamanda Asperger sendromu var.
Kendisini otistik bir dahi olarak tanımlıyor.
Ki kesinlikle öyle zaten.
Çok çok enteresan bir isim.
Ted konuşmasını mutlaka izleyin.
Sinesteziyi daha iyi anlarsınız.
Böyle taşlar yerine oturur.
Bizzat yaşayan birinden dinleyince daha iyi oluyor.
Daniel mavi bir günde doğmuş arkadaşlar.
Çarşamba günü. Neden mavi ve çarşamba?
Çünkü onun zihninde çarşamba günleri daima mavi.
O da sayıların şekilleri, renkleri, dokuları ve hatta kişilikleri olduğunu algılayanlardan.
Mesela 11 rakamı deyince onun direkt gözünde canlanan şey arkadaş canlısı.
5 çok gürültücü.
4 utangaç ve sessiz.
Hatta 4 onun en sevdiği rakammış.
Çünkü ona kendini hatırlatıyor.
Utangaç ve sessiz dedim ya.
Bu arada kitapları da var. Bir de Savant sendromu var.
Bu da beyin hasarı sonrası bir alanda gösterilen olağanüstü yetenek arkadaşlar.
Entelektüel bozukluğa rağmen sanat veya matematikle uğraşabilmek.
Hani Dustin Hoffman'ın Rain Man diye bir filmi vardı hatırlarsınız.
Ne zaman izlesem ağlarım.
O hikaye gerçek ve o hikayenin baş kahramanı gerçek hayatta bu Savant sendromu yaşayan Kim Peek adlı bir bilgin.
12.000 kitabın içeriğini hatırladığı söylenir Kim Peek'in.
The Times zaten Kim'in işte sol sayfayı sol gözüyle tarayarak, sağ sayfayı da sağ gözüyle tarayarak okuyabildiğini yazmış.
Savant Sedromu Daniel Tammet'te de var dediğim gibi.
1979 doğumlu bir dahi.
Hatta 2004 yılında Oxford Üniversitesi'ne gidip pi sayısını 22.500.
rakamına kadar söyleyebildiğini iddia ediyor ve cidden 5.5 saatte hatasız bir şekilde bunu yapıyor ve sinestet.
Şimdi dünyaca ünlü sinestetleri eminim merak etmişsinizdir.
Beyoncé'nin kromestezi olduğu yani sesten renge olan çeşidi olduğu söyleniyor.
Müzik dinlerken renk algılıyor yani.
Marilyn Monroe, Tesla, Kandinsky, Van Gogh ve Hans Zimmer gibi isimlerinde sinestet olduğu söyleniyor.
Bir de beni şaşırtan detaylardan biri şu oldu.
Sinestezinin çok farklı bir türü var.
Ayna dokunuşu sinestezisi diye geçiyor.
Bu da ayna nöronlarımızın kimi insanlarda çok güçlü bir duyarlılığa yol açması.
Kimi sinestetler başka insanların ızdırabını yaşayabiliyormuş.
Gerçekten çok şaşırdım buna.
Hani acını hissediyorum deriz ya bazen.
Gerçekten doğru söylüyor.
olabilir hani sinestetse. Başkalarının acısını yaşamaya yönelik çok gelişmiş bir ayna sistemi olabiliyormuş bazı insanlarda.
Böyle bir doktor var hatta Joel Selinas diye.
Bu tür sinestetik bir algıya sahip hatta bir hastasına dokunduğu zaman direkt onun acısını hissedebiliyormuş.
Ayna dokunuşu sinestezizi için çok güçlü bir empati yetisi de diyebiliriz.
Ve bir araştırmada 2000'den fazla öğrenciye böyle avuç içi aşağı ve yukarı bakan ellerin bulunduğu videolar gösteriliyor.
Daha sonra da videoda böyle dokunulmuş eller gösteriliyor bu 2000 öğrenciye.
Soruyorlar diyorlar ki vücudunuzun herhangi bir yerinde bir dokunma hissi oluştu mu?
Yaklaşık bakın 2000 kişi diyorum 45 kişi de oluyor o dokunma hissi.
Ayna dokunuşuna yakın deneyimler diyebiliriz.
Bir de şunun da altını çizeyim mesela bir parfüm kokusu geldi ya burnunuza bir anda böyle ne bileyim.
Eskiye gittiniz. Eski sevginizi anımsadınız belki.
Geçmiş günlere gittiniz.
Bu sinestezi değil arkadaşlar.
Duysal melek karıştırmayalım.
Ya da bir işte kurabiye kokusuyla çocukluğumuza dönmemiz.
Ki buna Proust etkisi deniliyor.
Yazar Marcel Proust'dan geliyor.
Koku ve tadın bir anı oluşturması.
Proust etkisi. Onların bir anımızı tetiklemesi.
Proust'un hani işte çaya batırılmış Madeleine kekenin tadı ve kokusunun çağırdığı anıları tarif ettiği kısım vardı ya oradan geliyor.
Dilsel sinestezi.
diye bir şey var. Edebiyat camiasında sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Şimdi direkt aklımıza ne geldi?
Kırmızı Pazartesi tabii ki ya da işte Yaşar Kemal'in Sarı Sıcağı, Steinbeck'in Tatlı Perşembesi.
Şimdi nörobilim alanında uzman bir isim var.
Rama Chandran diye. Kendisi dünyaca ünlü bir nörolog.
Richard Dawkins onun için diyor ki günümüzün Marco Polo'su.
Çok da güzel kitapları var.
Alfa Bilim serisinden çıkan Öykücü Bey'in kitabını mutlaka görmüşsünüzdür.
Böyle kitapçıları sık sık ziyaret ediyorsanız hep ön raflarda.
Neuropsikoloji sevenler bunu çok sevecektir.
Zaten nörobilim alanı son çeyrek asırdır bence çok revaçta ve bunu böyle anlaşılabilir bir dille okuyucuya aktarabilen şahane bir yazar.
Ülkemizde de var Sinan Canan var, Serkan Kara İsmailoğlu var.
Onlar da bence çok başarılı bu alanda.
Bu Öykücü Bey'in kitabını Instagram'a koyacağım arkadaşlar kitap sepetimize.
Beynimizin ne kadar mucizevi bir organ olduğunu görmek isteyenler bir baksın derim.
Doktor Rama Chandran'da aynı zamanda bir ordinarius söylemeden geçmek istemedim.
Sinesteziye çok kafa yok.
Ve deneklerinin yaşadıklarını anlatıyor.
Burada çok enteresan bilgiler vardı Öykücü Bey'inde.
Mesela Francesca diye bir denek var.
Ne zaman diyor gözlerimi kapatıp özel bir dokuya temas etsem güçlü bir duyguya kapılıyorum diyor.
Mesela kot kumaşına dokunduğu zaman büyük bir üzüntü hissediyormuş.
İpek, dinginlik ve huzur.
Portakal kabuğunun pürüzü şok etkisi yaratıyormuş.
Bal mumu görünce utanç.
60 numaralı zımpara kağıdı suçluluk.
120 numara sanki...
Biraz bir yalan söylemiş gibi hissettiriyor diyor.
Yine başka bir denek Mirabella adında Sinesteto'da siyah mürekkeple yazılmış bile olsalar rakamları gördüğü zaman renkleri algılıyor.
Mesela bir telefon numarasını hatırlamaya çalışsa hemen zihin gözünde böyle numaralara uygun düşen renk spektrumu geliyor.
İşte rakamları tek tek sesle okuyup renklerinden yola çıkarak çıkarımlarda bulunuyor.
Esmeralda diye birisi var.
Piyano'da işte do diye sesini duyunca hemen gözünün önünde mavi bir renk beliriyormuş ve diğer notalar başka renkleri çağrıştırıyormuş.
Onların nörolojik bir hastalığı yok.
Sadece sinestetler renkleri tadıyorlar, sesleri görüyorlar, şekilleri işitiyorlar ve duygulara dokunuyorlar.
Bu arada sinestezi olanlara bazen şizofreni teşhisi koyup ilaca başlattıkları bile olmuş.
Halüsinasyonlardan kurtulsunlar diye antipsikotik ilaçlar verilmiş.
Bir de bu alanda uzman Saitoviç var.
Dr. Richard Saitoviç bu konu hakkında iki tane de kitabı var.
Biri duyuların birliği diğeri de şekilleri tatmış adam.
Hani okumak isterseniz sinestezi için iki teori öne sürüyor.
Teorileri net olmasa da birinde diyor ki bu fenomenin yani sinestezinin duyuların tam olarak ayrışmadıkları ve beynin duygusal merkezinde iç içe geçmiş oldukları daha ilkel
bir beyin düzeyine doğru bir tür evrimsel gerileme olduğu.
İkinci açıklaması ise sinesteziklerin çocukluk anılarına ve çağrışımlarına döndükleri.
Yani şöyle belki bu insanlar küçükken işte buzdolabı mıknatıslarıyla oynuyorlardı ve orada 5 kırmızı renkteydi 6 da yeşildi.
Hani bunları mı acaba çağrışımla anımsıyorlar diye düşünülmüş ama sorayım siz mesela kendi çocukluk anılarınıza döndüğünüz zaman atıyorum denizle ilgili bir sürü anınız olsun.
Onları hatırladığınız zaman deniz anılarınız gerçekten böyle denize girmiş gibi oluyor musunuz?
Hayır. Ama sinestetler öyle algılayabiliyor.
Bir de Rama Chandran 1977 yılında sinestet bir öğrencisinin deneyimlerini açıklıyor.
Susan diye bir kız öğrenci.
Çok şaşırmıştım. Çocukluğundan beri sinestet ama hiç kimseye söyleyememiş.
Çünkü insanlar diyor beni deli zannedebilirlerdi.
O da böyle belirli rakamlara bakarken hep renk görüyor.
5'i daima mat kırmızı görüyor.
3'ü mavi, 7'i de parlak kan kırmızısı görüyor.
Rama Chandran da bir not defteri alıyor ve siyahla böyle kocaman 7 yazıyor.
Soruyor ne görüyorsun diye.
7 görüyorum ama kırmızı görüyorum diyor.
Peki diyor gözünde kırmızıyı canlandırıyor olabilir misin?
Yoksa gerçekten 7 mi görüyorsun?
Hani kırmızı 7 mi görüyorsun? Hayır diyor gerçekten kırmızı görüyorum o 7'yi diyor.
Halbuki dediğim gibi simsiyah kalemle yazılmış.
Sonra Rama Chandran Roma rakamıyla 7 yazıyor.
Bu sefer kırmızı görmüyor.
Gerçekten siyah görüyor siyahla yazılmış.
Yani bu şu demek sinestezi sayısal kavramdan bağımsız arkadaşlar.
Rakamların gerçek görsel görünümüyle ortaya çıkan cidden duysal bir fenomen.
Sonra bu kız gözlerini kapatıyor.
Doktor böyle avucuna hayali bir yedi çiziyor.
Bu sefer de gözünde beliren o yedi imgesi bir anda kıpkırmızı oluyor.
Sonra kağıda yeşil bir yedi çizip gösteriyor.
Yemyeşil bir yedi. Kız iğreniyor.
Ve esas şaşırdığım mevzu şu oldu.
Ramachandran bir anda 7, 5, 3, 2, 8 diye bağırıyor ve kız o anda muhteşem bir gökkuşağı gördüğünü söylüyor.
Böyle enteresan bir olay sinestezi.
Sinan Canan Değişen Beynim kitabında diyor ki müzisyen Billy Joel şarkıları renkler şeklinde görüyor.
Sinema oyuncusu Marilyn Monroe müzik parçalarını görsel titreşimler şeklinde algılıyor.
Keman virtüözü Itzhak Perlman notaları renkler şeklinde hissediyor.
Hatta doğuştan görme engelli şarkıcı ve besteci Stevie Wonder sesleri renkler olarak algıladığını söylüyor.
Elbette bu tip deneyimler yaşayan kişiler sadece bir avuç ünlü değil milyonlarca insan böyle bir durumun varlığını dahi bilmediğinden bu tecrübelerinin diğer insanlardan farklı olduğunu
bilmiyor. 33. Akbank Caz Festivali Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Sizler de şehrin caz halinde buluşmak isterseniz açıklamalara bırakmış olduğum linke tıklamanız yeterli.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın, bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
