
Samsung Galaxy Z Flip4 Hakkında detaylı bilgi almak için: https://shop.samsung.com/tr/galaxy-z-flip4/
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm "Samsung Galaxy" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy Z Flip 4'ün sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugün size modern zamanların en tuhaf ve en aykırı mimarı olan Anthony Gaudi'yi anlatacağım.
Kendisi benim en hayran olduğum mimarlardan biri hatta deha demeliyim.
1878 yılında Barcelona Üniversitesi Mimarlık Okulu'ndaki mezuniyetinde okulunun müdürü Beyler bugün burada ya bir dahinin ya bir delinin huzurundayız diye haykırmıştır.
Kimine göre deli, kimine göre bir dahi ama zamanın çok ötesinde bir adam Antoni Gaudi.
Bu kanalda mitoloji konuştuk, sanatçılar, tablolar, kişisel gelişim, psikoloji, ekonomi, bilim, din ama fark ettim ki mimari hiç konuşmamışız.
Ben de en kralıyla açılış yapayım dedim.
Katoliklerin tanrının mimarı dediği...
Anthony Gaudi kim?
Hadi o zaman klasik bir Merve başlangıcı yapalım.
Önce nereden başlıyoruz?
E tabii ki çocukluğundan.
Bu adam nasıl bir çocukluk geçirdi ki böyle bir estet oldu?
28 Haziran 1852'de Catalonia Reus'ta doğdu.
Katalonya İspanya'ya bağlı özerk bir bölge arkadaşlar.
Dört ilden oluşuyor.
Katalonya'nın başkenti de Barcelona.
Barcelona eşittir.
Gayudi desem çok da abartmış olmam bence.
Babası Frances bir bakır ustası.
Gustav Klimt'in babasını hatırlayın.
Kuyumcuydu. Zanaatkar babaların sanatkar çocukları.
Ve annesi de bir bakır ustasının kızı.
Babasının adı Francesc bu isim abisine veriliyor.
Gaudi'ye ise annesinin adı Antony veriliyor.
İspanya'da böyle değişik şeyler olabiliyor isimler konusunda.
Picasso podcastımı hatırlayın isminin nasıl konulduğunu anlatmıştım.
Gaudi'nin doğumu çok zor olmuş arkadaşlar.
Aşırı zayıf doğmuş ve yaşamaz demiş doktorlar.
O yüzden hızlıca vaftiz bile etmişler eğer ölürse diye.
Ama hayata tutunmayı başarmış dört elle.
Fakat çocukluğu akciğer enfeksiyonları ve iltihaplı romatizma nöbetleriyle...
Yani çok sancılı, çok acılı bir çocukluğu olmuş.
Doktorun anne ve babasına her an ölebilir hazırlıklı olun dediği bir çocukluk düşünün.
Ama Gaudi ailenin en sağlıksız çocuğu olmasına rağmen en uzun yaşayanı olmuştur.
Hatta bu uzun yaşamını da çocukken bu çektiği ızdıraplara bağlar.
Hayata tutunma sebebim der bunlar için hatta.
Bence ölümden bir kez olsun dönenler hayatın kıymetini en iyi anlayanlardır diye düşünüyorum.
Çünkü hep hasta olduğu için maalesef yataktan çıkamıyor ve dolayısıyla öyle çok da istediği gibi bir eğitim hayatı ve çocukluğu olmuyor.
Hasta değilse eğer yakınlardaki bir mahalle okuluna gidiyor ama çok da sevmiyor okulu.
Çünkü ezbere dayalı bir sistem buna karşı.
Diyor ki yaratıcılığımız ölüyor bu şekilde ezberden.
Bir de hastayken yatakta yattığı zamanlarda hayal gücü çok çalışıyormuş.
Ve bütün çocuklar dışarıda oynarken o evde, yatağında, hasta yatağında hep hayaller kurmuş.
İlgisini böyle doğaya, bitkilere, hayvanlara ve hatta kayalara yöneltmiş.
Hep gözlemlemiş.
Doğayı sürekli gözlemlemiş çocukken.
Doğanın kalıplarını görmeye çalışmış.
Geometrisini anlamaya çalışmış.
Her şekilde ince ince böyle araştırmış, bakmış.
Çizmiş bir şeyler yapmış yani kendi kendine bir meşgale yaratmış o hasta yatağında.
Hani bazen başımıza gelen bir musibete çok üzülüyoruz ya ama belki de o bizi daha büyük bir şey hazırlamak için başımıza geliyor bunu bilmiyoruz.
Frida Kahlo geldi şu an aklıma.
Yani eğer o kazayı geçirip o yatakta böyle çok uzun bir süre yatmak zorunda kalmasaydı sıkılmayacaktı ve belki de resme başlamayacaktı.
Biz de onu tanımayacaktık.
Sırf can sıkıntısından resme başlamıştı hasta yatağında.
Bazen en kötü anlarımda ben bunları düşünüyorum.
Gaudi'nin ve işte Frida Kahlo'nun bu başına gelenler.
Beni geçmişte çok üzmüş şeyleri düşünüp...
İyi ki üzülmüşüm. İyi ki bu başıma gelmiş dediğim o kadar çok şey var ki.
Siz de bir düşünün derim.
Dönelim Gaudi'ye. Bu hasta çocuk doğayı nerede keşfetmiş olabilir?
Evinin bahçesinde tabii ki.
Hatta ileride atölyesinin bahçesinde bir ağacı var.
Ve o ağaca o kadar çok bağlanmıştır ki ona akıl hocam demiştir o ağaca.
Adamın doğayla ilişkisi inanılmaz iyi.
İnsanlarla o kadar iyi değil az sonra söyleyeceğim.
Bir de bakır ustası bir babası var evde.
El emeğiyle neler yapılabileceğini çok güzel bir şekilde gözlemleyerek büyümüş.
İşte o kavisli, o fantastik rengarenk yapıların mimarı.
Aslında çocukken hasta yatağında kurduğu hayalleri gerçekleştirmiş bir büyük çocuk diyebilirim.
Küçücük bir odada dört duvar arasında geçen çocukluğunun sınırsız hayal gücü var o yapılarda.
Ya bir de bir kitap okumuştum.
İnanın şu an hatırlamıyorum neydi yazarı, kimdi.
Küçükken çok kötü bir hastalık geçirmişti yazarı ve yatması gerekiyordu.
Diyor ki yani sıkıntıdan ölecektim diyor.
Annesi de ona Lego alıyor sıkılmasın diye.
Çünkü yataktan çıkmaması lazım.
Ve o kadar çok seviyor ki Legolarla oynamayı.
bir hayali oluyor. Lego'nun baş tasarımcılarından biri olmak ve gerçekten de öyle oluyor.
Şu an işi bu. Yani bu tasarımları yapan kişi.
Harika bir olay gerçekten.
Şimdi Gaudi'nin yaşadığı yerlerden bahsetmek istiyorum.
Çünkü bu da önemli. Reus'ta doğdu demiştim.
Burası Katalonya'da bir bölge ve tarih öncesinden başlayıp orta çağa kadar uzanan mimari bir zenginliğe sahip.
Gaudi ve arkadaşları bunların bir miras olduğunu farkında ve çok koyu bir yurtseverlik gösteriyorlar bu eserle.
değerin korunması için, restorasyonu için çok çabalamışlardır.
Peki ben bunları neden anlatıyorum?
Çünkü aslında biz şu anda bir sanatçının, dehanın, zihninin kıvrımlarında geziyoruz.
Öyle bir anda ortaya çıkıp Gaudi olmadı bu adam.
Yani onun o olmasına giden yolda seyahat ediyoruz ki onu ve eserlerini daha iyi kavrayabilelim ve biz de bir anlam çıkarabilelim bu hayattan.
İşte çocukluğunun geçtiği yerin mimarisi onu çok etkilemiştir.
Zaten ilk çalışmalarında gotik ve İspanyol geleneksel mimarisinden izler görüyoruz.
Sonra sonra Gaudi kendi tarzını buluyor yavaş yavaş.
Ve şimdi...
Gaudi'nin okul yıllarına gidiyoruz.
Ergenlik zamanlarına.
Okulda arkadaşlar okul bülteni için ilüstrasyonlar yapıyor ve tiyatro için sahneler, dekorlar tasarlıyor aktif.
Ve mekan tasarlama olayı daha o zamandan başlamış onda.
Eskizler, ilüstrasyonlar, tiyatro için sahneler bunları yapmaya başlıyor ve daha ergen yani bunları yaptığında.
Ve 18 yaşında kendinde olan o yeteneği keşfediyor ve diyor ki ben artık bir karar veriyorum.
İmarlık okumak için Barcelona'ya taşınacağım.
Hatta kurs ücretini ödeyebilmek için.
Barcelona'nın en ünlü mimarlarından biri olan Joan Mortarel'in yanına giriyor arkadaşlar teknik ressam olarak ve sonra tıpkı Leonardo da Vinci'nin ustası Giotto'yu geçmesi gibi boynuz kulağa geçiyor.
Ayrıca bir parantez Joan Mortarel olmasa Gaudi de Gaudi olmazdı bence.
Hayatının mihenk taşlarından biri onun önünü açan mimar ve Gaudi'nin La Sagrada Familia'nın inşasını devralmasını sağlayan kişidir.
İşte bazen tek bir insan hayatınızı kökünden değiştirebiliyor.
Can Mortarel'in tarzı da neogotik yani ortaçağ mimarisinin yeniden uyarlanması.
Bayılırım. Gotik, Barok, Rokoko, Kalpben.
Böyle saatlerce izleyebilirim.
Öyle bir haz alıyorum. En son Almanya'da Köln Katedrali'nin önünde böyle resmen Stendhal Sendromu yaşamıştım.
Kalp atışlarım hızlandı.
Sagrada Familia'ya gitsem ambulans eşliğinde gitmem gerekebilir.
Onun farkındayım.
Gaudi 18 yaşındayken Barcelona'ya gidiyor ve orada tıp okuyan bir abisi var.
Onun yanında kalıyor. Ve Barcelona'dayken üniversite öncesi bir kurs dönemi var.
Zamanının çoğunu da ortaçağ mahallelerini gezerek geçiriyor.
Bir boşluk dönemi var. El Ribara, Elborn, Bori Gotik buraları geziyor ve iyice özümsemeye çalışıyor yapacağı işi.
Burada bir es vermek istiyorum.
Yani ben bu kadar detaya giriyorum.
İşte adam diyorum mahalle mahalle gezmiş, gotik mimarisi örnekleri toplamış falan filan diyorum.
Yani bunları niye anlatıyorum biliyor musunuz?
Beni dinleyen öğrenciler varsa, üniversite öğrencileri veya işte üniversiteye girecekseniz herhangi bir bölüme şunu yapın diye anlatıyorum.
Ben bu hocanın koyduğunun üstüne ne koyabilirim?
Ben ne katabilirim kendime?
Bu bölümle ilgili ben kendimi nasıl geliştirebilirim?
Aslında Gaudi'nin yaptığı şey bu, benim hoşuma giden detay bu.
O yüzden dehaların hayatını anlatırken böyle ayrıntılara girdiğim zaman mutlaka düşünün.
Hani Merve bize burada bir mesaj mı vermek istiyor?
O yüzden bu kadar detaylı anlatıyorum.
Devam edelim. Şimdi dediğim gibi iyice özümsüyor yapacağı işi.
Ve bir de Gaudi'nin Barcelona'da olduğu zaman dilimi de çok güzel.
Tam böyle orta sınıfın güçlenip zenginleştiği, şehrin geliştiği bir döneme tekabül ediyor.
Şimdi burada geziyor dedim ama Santa Maria del Mar kilisesini görüyor gezerken ve çok etkileniyor.
Neden? Çünkü bu kilisenin özelliği şu arkadaşlar.
Şimdi gotik kiliseleri genelde kraliyetten ya da papaz takımından hamilerin desteğiyle inşa edilir.
Çünkü çok masraflıdır ama Santa Maria del Mar kilisesi 14.
yüzyılda tamamen yöre sakinlerinin kaynakları ve el becerileriyle yapılmıştır.
Ve oldukça ihtişamlıdır.
Sadece 50 yılda tamamlanmıştır bu kilise.
Şimdi Gaudi'nin şaheseri olan Barcelona'nın.
En ünlü yapısı Sagrada Familia Bazilikası'nı tekrar düşünün nasıl yapılmıştı halkın yardımlarıyla değil mi?
Oraya az sonra geleceğiz. Gaudi daha sonra fen fakültesine başlıyor ve 5 yıl boyunca trigonometre, yüksek matematik eğitimi alıyor, canlı modeller çiziyor, mekanik ve kimya öğreniyor.
1874'te artık mimarlık okuluna başlıyor ve o sıralarda şehrin kafelerinde de bayağı takılıyor Gaudi.
Kafe deyince böyle bizim şimdiki kafelerimiz gibi düşünmeyin lütfen.
Stephen Zweig podcastımda Viyana kafelerini anlatmıştım size.
Barcelona'da aynen o şekilde.
Ve Gaudi bu kafelerden müdavimi olduğu Cafe Pelaya'ya çok sık gidiyor.
Hatta orada papaz sınıfına karşı olan muhaliflerle beraber saf tutuyor.
30 yaşından sonra koyu dindar olan Gaudi'den bahsediyorum.
Eric Hofer'ın böyle bir tespiti vardı ya.
En radikal, en fanatik geçişler böyle din ve siyaset bağlamında hep böyle en uçlardan en uçlara olur diye.
Mesela bir ateistin kendini dine vermesi veya tam tersi uçlarda inanca sahip olanların ateist olması gibi.
Ya da sizi çok seven birinin ama fanatikçe seven birinin hater olması gibi daha sonra.
Gaudi'nin olayı da bu. Geleceğim oralara.
Gaudi'nin 1870'lerdeki öğrencilik yıllarına baktığımız zaman Barcelona, İspanya falan eski parlaklığını...
yitiriyor. Çünkü İspanyol kralı tahttan indiriliyor o dönemde.
İç savaş çıkıyor. Ve İspanya'nın ilk cumhuriyeti kuruluyor.
Sonra biliyorsunuz olmadı. Cumhuriyet çöktü ve yerine bir sene sonra monarşi geldi.
Ve Gaudi'nin askerliği de geldi çattı.
1876'da mimari çalışmalarına ara verip piyade olarak askerlik görevi için orduya gitti.
Hatta onur nişanı bile almış orduda.
Askerden dönünce de Gaudi'nin hayatı tam böyle yoluna girecekken maalesef kararıyor.
Çünkü hayatta en sevdiği kişi Abisi henüz 25 yaşındayken yeni mezun olmuş.
Tam doktorluğa başlayacağı sırada maalesef hayatını kaybediyor.
Daha abisinin acısını sindiremeden 2 ay sonra annesi 3 yıl sonra da maalesef kız kardeşi vefat ediyor.
Hayatta kalan tek yakını yaşlı babası ve yeğeni oluyor maalesef.
Ve evin geçimini tek başına sağlamak durumunda kalıyor.
Yine de okulu bırakmıyor.
Hem çalışıyor hem okuyor bir yandan.
Fakat öğrenciyken aşırı özgüvenli davranan bir öğrenci olduğu için.
Biraz öğretmenleriyle sürtüşüyor.
Kafa tutan bir öğrenci.
Yani aldığı notları beğenmeyip yeniden değerlendirilmesi isteyen bir öğrenci özgüveni düşünün.
Ve bunu sürekli yapıyor.
Yani hocalarını eleştirmeye kadar varıyor bu iş.
Nitekim okuduğu üniversitenin auditoriumu yani konferans salonu onun mezuniyet projesi oluyor.
Öğretmenleri diyor ya işte deli mi dahi mi yoksa aşırı özgüvenli mi yoksa kof mu aslında bilemiyorlar ya.
Gaudi'yi yetiştiren ve işe alan aslında onun dehasını gören kişi de o öğretmenlerden biri arkadaşlar.
Az önce anlattığım Joan Mortarel.
O Gaudi'nin üniversitede hocasıdır aslında.
Gaudi üniversite zamanlarında hep kütüphanede, hep kitapçılarda gezmiş.
Resimli mimarlık ve tasarım kitaplarını okumuş.
Kendi kendini yetiştiriyor bakın.
Ve bu kitapların o fotoğraflı olması onun çok işine yaramış.
Yani fotoğraf sanatı olmasa bunları belki göremeyecekti.
O eşsiz yapıların eklektik unsurlarını göremeyecektik.
İşte o dönemde okuduğu kitaplardan okuduklarından da en çok Neogotik mimari ve Roma Panteon benzeri klasik yapılardan ilham almıştır.
Bir de bonus Mudehar yani Endülüs Emevilerinden kalan Arap mimarisiyle İspanyol mimarisinin karışımı Mudehar.
Bundan etkileniyor ve tabi ki de Orientalist tasarımlardan.
Bayılıyorum. Bunlar Gaudi'nin kariyerinin ilk 20 yılıdır arkadaşlar dikkat.
Öğrenciye ve çalışma hayatının ilk yıllarına baktığımız zaman zaten Katalan Rönesansı dediğimiz bir harekete denk gelmiştir.
Gaudi'nin gençliğini de derinden etkilemiştir bu hareket.
Ne demek Katalan Rönesansı?
Şu baskı altına alınan Katalan kültürünü canlandırmak, diriltmektir bu kısaca.
O zaman bu kısmı biraz genişletmek istiyorum izninizle.
Çünkü etkilenmiş Gaudi'nin üslubunu bilmemiz açısından bunu da bilmemiz gerekiyor.
Gaudi İngiliz düşünür John Ruskin'den çok etkilenmiştir.
Ve Fransız mimar Jean-Violet d'Aduc'tan da çok etkilenmiştir.
Onun yazıları ve restorasyon çalışmalarından.
Ruskin'in de böyle ortaçağ gotik sanatını savunması Gaudi'nin hem Venedik hem Rönesans'la tanışmasını sağlamıştır.
Ve Gaudi'nin ortaçağ mimarisine coşkusunu arttırmıştır.
Zaten oryantalizme ilgisi var.
Onun tasarımlarının başlıca ögesi bir de Katalan Rönesans'ta dedim.
Üç akımı birleştirip adeta kendi akımını yaratmıştır.
John Ruskin ne alaka demiş olabilirsiniz.
Evet aydın ve yazar kişiliğinin yanı sıra gençliğinde çok iyi bir dini eğitim almıştır ve der ki hiçbir tecelli ikinci kez tekrarlanamaz.
Ne demek istiyor? Anti-restorasyon ya da konservasyon akımı dediğimiz olay.
Restorasyon için diyor ki çok saçma, çok imkansız bir şey.
Tıpkı bir ölüye yeniden can vermek gibi bir şey diyor.
Neden böyle bir şey söylüyor?
Çünkü diyor ki yani restorasyon sözcüğünün gerçek anlamını ne halk anlayabilmiştir ne de kamu yapılarının bakımından sorumlu olanlar.
Restorasyon bir yapının uğrayabileceği en büyük yakımdır.
Çünkü öyle bir yıkımdır ki bu geriye hiçbir şey kalmaz.
Ve rastgele göre bir sanat eserindeki mükemmelliyet aslında üretim sürecinin sanatçının yaşam biçimi olmasından dolayıdır.
Bu tür bir yaşamdan zevk almasından kaynaklanmaktadır.
Lütfen bu söylediklerime dikkat edin.
Davudi ile ilgili söyleyeceklerimi kafanızda meçh etmeniz gerekecek.
Diyor ki Raskin otantik ve kopya olmayan bir anıt milli hafızanın bir parçasıdır ve bütün tarihselliğiyle korunmalıdır diyor.
Dikkat! Türkiye'deki dehşete kapıldığımız restorasyon çalışmalarını anımsayın.
Raskin diyor ki bir sanat eserindeki güzellik sanatçının yaşamın diğer yönlerini bir yana bırakarak buraya dikkat özellikle.
Bakın diyor ki yaşamın diğer yönlerini bir yana bırakarak ve maddi menfaatlerini terk ederek buraya da dikkat.
Kişisel fedakarlıkla yaratılmışsa eğer.
Mevcut olan güzellikten kaynaklanan ve tanrının gölgesi olan güzelliğin sanatçı tarafından algılanmasından ortaya çıkmaktadır.
Burayı hafızaya atın az sonra duyacaklarınız tam olarak bunlarla alakalı olacak.
Yani rastginden etkilenmiş diyorum ama nasıl etkilendiğini...
Az sonra çok güzel bir şekilde anlayacağız.
Devam ediyoruz. Şimdi Gaudi'nin ortaçağ mimarisine bir ilgisi var.
Buraya anladık. Orientalizme de ilgisi var.
Zaten onun tasarımlarının başlıca ögesi.
Beni de en çok heyecanlandıran unsur bu.
Ve bir de Katalan Rönesansı dedim.
Üç akımı birleştiriyor ve kendi akımını yaratıyor.
Ve sonuç olarak Arnivo akımının öncülerinden biri oluyor.
Arnivo Nemerve çok yönlü ve dekoratif bir üslup.
Eklektik bir üslup. En sevdiğim.
Arnivo zaten yeni sanat demek ve 19.
yüzyıl sonrası ve 20.
yüzyılın başlarında etkili olmuştur.
Doğadaki formlardan ilham alınarak tasarlanmış.
Böyle oldukça zarif bir sanattır.
Kıvrımlı bir sanattır.
Daha çok böyle bitkisel kıvrımlar, doğanın formları gibi düşünün.
Sanayi devrimine tepki olarak çıkmıştır.
Neden? Çünkü sanayi üretiminde ne vardı?
Seri üretim değil mi? Seri üretim eserler.
Bunların bir kıymeti yok diyorlar.
El emeği eserler kıymetli.
1900 sanatı...
Bu da denir buna. Anti akademiktir ve klasizmede tepkidir.
Masalsı bir sanat akımıdır.
Böyle bitkisel hayvansal figürler kullanılır genelde.
Az sonra yine değineceğim buralara.
Bir de Gaudi için şunu söyleyebilirim.
Hep çalışmış adam yani öyle çok bir şeyi kaleme almamış.
O yüzden bu eserlerinin arkasına yatan düşüncenin ne olduğunu pek kestiremiyoruz.
Ama eski bir makalesinde eski derken henüz 20 yaşlarında.
Diyor ki bir ulusun ve o ulusun adetlerinin bir nesnenin karakterini belirledi.
Ve süslemenin ölçüde olmasını gerektiğini söylemiş.
Yani bu aslında çok ipucu veren bir şey.
Ulusun adetleri bir ulus.
Yani bunlar diyor süslemenin karakterlerini belirler.
Ölçütü de budur diyor. Yaptığı eserler tamamen bence bu yani bundan ibaret.
Ve Gaudi için süsleme saf geometridir, renklerdir.
Neden? Çünkü çocukluğunu hatırlayın.
Doğayla olan o simbiyotik ilişkisini hatırlayın.
Der ki doğa bize hiçbir nesneyi öyle monoton bir şekilde sunmaz.
O yüzden süsleme hem monoton olmamalı, monoton olmamalı.
Polikromatik yani çok renkli olmalı doğa gibi.
Doğada var mı öyle siyah beyaz bir şey?
Yok yani. Doğa demek renk demek, renkli demek.
Kıvrımlar, çizgiler öyle düz bir form var mı doğada?
Yok. Doğaya bakın ne görüyorsanız Gaudi de o yani.
Gaudi'nin o rengarenk eserlerinin arkasında aslında doğa var arkadaşlar.
O yüzden Gaudi deyince ilk akla gelen...
Ne? Rengarenk yapılar. Geometre, simetri ve doğadan alınan müthiş bir ilham geliyor.
Hatta Gaudi'nin tarzını bile böyle tam olarak adlandıramıyoruz.
Çünkü kendine has bir tarzı var.
Gaudi'nin eserlerini bile taklit edemiyorlar.
Öyle bir tarz. Çünkü hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir ayrıntı ustası Gaudi.
İnanılmaz yenilikçi ve yaratıcı.
Çağının çok çok ötesinde özgün bir sanatçı.
Ve dediğim gibi monotonluğun çok dışında.
Asla böyle klasik sıradan biri değil.
Standartlara meydan okuyan bir deha.
En sevdiğim yönü bu.
Ve Merve ben de standartlara meydan okumayı seviyorum.
Kendime has bir tarzım var diyorsanız sizi Samsung Galaxy Z Flip 4 ile tanıştırmak istiyorum.
Katlanabilir akıllı...
Telefon Samsung Galaxy Z Flip 4 kompakt boyutuyla cepimize, çantamıza oldukça kolay bir şekilde sığıyor.
Birbirinden güzel 4 farklı rengi var.
Bora Purple, Graphite, Pink Gold ve Blue.
Eğer böyle vlog çekmeyi, selfie çekmeyi seviyorsanız veya sosyal medyaya içerik üretiyorsanız tam sizlik bir akıllı telefon.
Çünkü Z Flip 4 katlanabilir olduğu için hiç kimseden destek almanıza gerek yok.
Tripod'a vesaireye gerek yok.
Telefonunuzu alın. Direkt böyle bir yere koyun kendinizi çekin.
Özgürlüğü sevenler için harika bir detay bu ve en sevdiğim özelliklerinden biri de şu katlı olduğu halde ön taraftaki kapak ekranından bildirimleri görebiliyorsunuz.
Hatta pek çok şeyi telefonunuz katlıyken de bu ekran üzerinden halledebiliyorsunuz.
Ayrıca nightografi özelliği sayesinde çok düşük ışık koşullarına bile müthiş bir performans sergiliyor.
Kamera kalitesini söylememe bile gerek yok.
Samsung bilenler biliyor.
Eğer sizde avucunuzun içine sığacak böyle görenleri kendine hayran bırakacak standartlara meydan okuyan.
tarz sahibi bir akıllı telefon arayışındaysanız aşağı bırakmış olduğum linkten Samsung Galaxy Z Flip 4 ile tarzınızı teknolojiyle taçlandırıp hayatınızı ikiye katlayabilirsiniz.
Bu arada eğer bu akıllı telefon Gaudi'nin zamanında olsaydı eminim o da kesinlikle bu telefonu kullanırdı.
Hadi devam edelim.
Peki Gaudi, Gaudi yapan şeyler nedir?
Bence kendini sadece ve sadece mimarlık okuyorum ben ya diye sınırlandırmaması çok gönlü bakıyor olaya.
Dikkat ettiniz mi? En başından beri adam mahalle mahalle geziyor.
18 yaşında gidiyor işte bir ustanın yanına giriyor, profesörün yanına giriyor.
Teknik ressam olarak çalışmaya başlıyor.
Okulda kafa tutuyor hocalara.
Yani belli zaten adamın ne olacağı belli.
Gittiği yol belli. Olaylara çok yönlü bakması benim çok hoşuma gidiyor.
Hani Leonardo da bir... İnci'nin 7 prensibi diye bir podcast yapmıştım ya.
Ya onun 4-5 prensibini falan yakalıyor bence Gaudi.
O yakalayamadıklarını az sonra anlayacaksınız.
Gaudi okulda sadece mimari öğrenmiyor.
Fransızca, tarih, ekonomi, felsefe, estetik hepsine geliyor.
Ayrıca heykel, marangozluk, ferforje, vitray, seramik, alçı modelleme ve daha pek çok zanaat atölyesine katılıyor eğitimi için.
Bu adama hayran olmamak elde mi soruyorum size.
Olaylara bakışına bakar mısınız?
Ben sadece mimari okuyorum.
Bitti gitti. Yok öyle bir şey.
Çok yönlü bakıyor.
Yani bence bunu...
Hayatımızı entegre etmemiz gerekiyor ya.
Gaudi gibi bakabilmemiz gerekiyor dünyaya diye düşünüyorum.
Çok mu uç düşünüyorum?
Ve bu eğitim yıllarına baktığımız zaman...
Şunu görüyoruz bir düzenlemedeki her bir ayrıntının uyumlu bir şekilde yapılması ve iyi orantıda olması gereken çok işlevli bir tasarım olarak mimariye çok geniş bir bakış
açısı getirmeye başlıyor.
Bakın zanaat dedim az önce çünkü babası da zanaatçıydı.
Çünkü zaten çocukluktan gelen bir altyapısı var.
Neden? Çünkü babasının yanında çalışmış.
Babası bakır ustasıydı hatırlayın.
Gustav Klimt'in babası da zanaatçıydı.
Bir podcast'da anlatmıştım.
Neydi? Dünyanın en ünlü tabloları.
Orada zaten Gustav Klimt'in öpücük tablosunu ve işte o altın rengini nasıl kullandığını falan anlatmıştım dinlerseniz.
Bir de Gaudi arkadaşlar dünya çapında pek çok tasarım stiliyle tanışıyor.
Bunları hep araştırıyor.
Mısır'dan giriyor, Hint, Fars hatta Japon sanatına kadar gitmiş.
Bunlardan oluşan fotoğraf koleksiyonlarını inceliyor ve çok etkileniyor.
O yüzden eserlerine bakarken bunlar aklınızda bulunsun.
Bence bambaşka bir gözle bakarsınız.
Bir de burada bir es vermek istiyorum.
Sürekli diyorum ki Gaudi çok yönlü işte olaylara çok yönlü bakıyor.
O yüzden bu kadar eğitim almış vesaire diyorum.
Zaten bence Gaudi'nin dehasının sırrı da burada yatıyor.
Çok yönlü bakabilmek olaylara.
Bir de mesela dünyaca ünlü yönetmenlere bakın.
Onlar öyle alala de dünyaca ünlü yönetmen olmamışlardır.
Atıyorum bir Tarkovski filmi izlerken dersiniz ki bu Rönesans tablosu vardı ona gönderme yapıyor işte ya da şu tabloya gönderme yapıyor.
Ya da diyorsunuz ki mitolojiden bu çok tanıdık geliyor bu dersiniz.
Yani dünyaca ünlü yönetmenler olaya her zaman çok yönlü bakarlar.
Kendilerini mitolojiyle, sanat tarihiyle, sosyolojiyle, bilimle, felsefeyle donatırlar ki o filmden o kadar haz almamızın sebebi de budur.
Yani bu adamlar öyle alelade olmamışlardır.
Olaylara çok yönlü bakabilmekten bahsediyorum.
Yani burada aslında Gaudi'yi anlatıyorum ama başka şeyler de anlatmaya çalışıyorum sizlere.
Yani neler yapmışlar da böyle bir başarı elde etmişler?
Hangi yollardan, hangi acılardan geçmişler?
Ben bunları çok önemsiyorum.
Böyle insanların hayat hikayelerini kendimce dersler çıkarıyorum.
O yüzden öyle anlatıp hop yüzeysel bir şekilde geçemiyorum.
Neden? Çünkü bence sanatçıyı bilmeden, anlamadan ortaya koyduğu eseri de çok anlamlandıramayız gibi geliyor.
Tabii bu benim görüşüm.
Neyse Gaudi mezun olduktan sonra ilk işi ne oluyor biliyor musunuz?
Elektrik direği tasarlamak.
Ve o ne yapıyor? Tabii ki benzersiz bir elektrik direği tasarlıyor.
Olur da Barcelona'ya yolunuz düşerse kraliyet meydanındaki o elektrik direklerini Gaudi tasarlamıştır.
Ve bu direklerden sonra Gaudi hayatını sonsuza dek değiştiren bir projede yer alıyor.
Bir dolap tasarlıyor arkadaşlar.
Hem de 1878'de dünyanın her yerinden sergilerin ve tasarımcıların katıldığı Paris Dünya Fuarı'ndaki özel bir sergi için ve Gaudi'nin bu dolabını gören
Eusabi Guell kendisi sanayi devrimi zenginlerinden tekstil fabrikası var.
Ondan bir mobilya tasarlamasını istiyor yıllar sonra o anda değil ve hayatı boyunca Guell onun en büyük finans destekçilerinden ve dostlarından biri olmuştur.
Misal Park Guell ilk aklıma gelen ve Guell ailesi arkadaşlar İtalya'nın Medici'si neyse Barcelona'nın osudur.
Yani öyle bir ailedir. Sanat hamisi gibi düşünebilirsiniz.
Hatta Park Park Guell dedim ya bu parkın ana girişinde taştan yapılmış iki yapı var.
Sanki böyle Hansel ile Gretel masalında gibi hissettiriyor veya işte Alice Harikalar diyarında gibi.
Ve bu evlerden birinin çatısında iyiliği simgeleyen Aziz George haçı var.
Diğerinde de kötülüğü simgeleyen zehirli bir mantar figürü var.
Yapılarına ara ara kısaca değinmeye çalışacağım.
Yani Guell onun hayatını değiştiren isimlerden biri.
Sonradan dediğim gibi kanki oluyorlar 5 yıl sonra ve 35 sene süren dostluk kuruyorlar.
Ki Gaudi için çoğu kişi böyle çok...
Çok asık suratlı, çok çekingen, kibirli, asosyal, sevimsiz, meyvenesiz biri dermiş.
Hiç de arkadaşı yokmuş.
Halbuki çocukken yıllarca yatağa bağımlı olduğu için, hasta olduğu için arkadaşlık etmeyi bilmiyor olabilir.
Sokağa çıkıp oynayamamış ki, insanlarla temas kuramamış ki ebe vicdansızlar.
Niye yüzün asık diye bir kere sordunuz mu şu adamcağıza?
Anca yargı dağıtıyorsunuz.
Neyse işte Egoel'le beraber yaptıkları işlerin 8'i UNESCO Dünya Mirası listesine girmiştir arkadaşlar.
İşte bu suratsız, meymenetsiz dedikleri adamın yapılarına bir bakın.
Rengarenk, sıra dışı, iç açıcı böyle masal alemi gibi resmen adamın içi yani o.
Gaudi'nin ruhu var o eserlerde.
Nasıl öyle olabilir ki? Ben inanmıyorum hiç dünyasında öyle olduğuna.
Bir de gençliğinde geometri okuduğu, mühendislikteki ilerlemeleri falan takip etti demiştim ya.
Peki bunların ne gibi bir etkisi olmuş olabilir sanatına?
Bakın Gaudi ile ilgili eşsiz olan şeylerden biri de şudur.
Uzayı ve geometriyi çok az kişinin yapabileceği şekilde çok farklı bir şekilde algılamıştır.
Çalışmalarına dikkat edin.
Zincir eğrileri göreceksiniz.
Hiperbolik parabolitler göreceksiniz.
O ne ya dediniz şu anda.
At eğeri gibi düşünün veya işte Pringles şekli gibi böyle sarmanlar var eserlerinde.
Adam mimariyi asla düz olarak görmüyor.
Geleneksel değil, klasik değil, aykırı bir adam.
Ve Gaudi tamamen doğadan ilhamını alıyor.
Sazlıklar, kamışlar, kemikler, ağaç gövdeleri hatta insan iskeleti.
Bundan daha iyi bir yapı yok der.
Doğanın dilini mimariye uygulamıştır Gaudi ve bu nasıl bir görme biçimidir hayran olması.
Ve Gaudi her zaman alçılarla ölçekli modellerle çalışmıştır.
Hatta böyle bazen iş çok ilerledikçe yerinde ve doğaçlama yapmıştır.
Bu da çok zordur bilirsiniz. O yüzden Ernuo aklınızda böyle kalsın istiyorum.
Doğa, çiçek, böcek yani doğada gördüğümüz eğri çizgiler, bitkilerin, çiçeklerin doğal kıvrımları ve formları aklınızda böyle kalsın.
Ressam Gustav Klimt.
Bu akımdan etkilenenlerin başında geliyor.
Edebiyattan örnek ver Merve.
O da Oscar White olsun.
Çiçeğimin Dorian Gray'i çok severim bilirsiniz.
Sağlam takipçiler. Filmlerden örnek ver Merve.
Yüzüklerin efendisi, elflerin yaşadıkları yerlere bakın, kıyafetlere dikkatli bakın.
Arnivo tasarımlar onlar.
İstanbul'da yaşıyorum Merve diyorsanız da Botter Apartmanı, Asmalı Mescid'de.
Jean Botter'in apartmanı.
Kendisi 2. Abdülhamit'in modacısıdır, sarayın terzisidir.
Ve bu apartman dünyada sanat literatürüne geçen örnek bir Arnivo yapısıdır arkadaşlar.
Asıl bayrakları geliyorum.
Şimdi Gaudi için Arnivo falan diyoruz ama onu bununla sınırlayamayız.
Çünkü onun sürekli şöyle bir yapısı var.
Geçmişinden, çevresinden ilham alıyor.
Etkilendiği stilleri karıştırıyor.
Kendine has bir tasarım estetiği yaratıyor.
Ama Arnivo diyoruz hani tanımlamak için.
Merve bu adamcağız hiç mi aşık olmadı, hiç mi gönül işlerine bulaşmadı, evlenmedi mi?
Yok evlenmedi.
Papete adlı bir öğretmene aşık oldu fakat bu kız nişanlı olduğu için olmadı o ilişki.
Ve Gaudi daha sonra kendini işçi haklarını koruyan sosyalist kooperatif projelerin tasarımını üstlenmekle mükellef buldu.
Hatta afişler bile tasarladı ve bu işçi kooperatiflerinin böyle kemerlerinin üzerine asılacaktı o afişler.
Afişlerde de yoldaş, güçlü ol, iyilik yap falan yazıyor.
çok kısa bir süre sonra dini açıdan oldukça tutkulu bir hale geldi.
Peki bu nasıl oldu?
Şimdi yavaş yavaş onun şaheseri olan Sagrada Familia'ya doğru yol alıyoruz arkadaşlar.
Bu arada Dan Brown'ın başlangıç kitabını okuyanlar orada Edmund diye bir karakter vardı ya.
Gaudi'ye ona çok benzettiniz değil mi?
Olamaz mı? Olabilir.
Gaudi 1860'ların başında bir kitap satıcısıyla tanışıyor.
Yine hayatını değiştiren insanlardan birisi Josep Maria Bocabella.
San Josep Sprituel Derneği'nin de kurucusu bu adam.
Çok varlıklı, çok dinler ve 1881 yılında Barcelona'nın varoşlarından sayılan bir bölgede bir arazi satın alıyor bu adam.
Amacı da... Lütfen buraya dikkat.
Santa Maria del Mar kilisesinde olduğu gibi halkın bağışlarıyla güzel bir kilise yaptırmak.
Peki bu kiliseye gençlik yıllarında, öğrencilik yıllarında bakıp bakıp iç geçiren, hayal kuran o genç adam kimdi arkadaşlar?
Gaudi. Tesadüfün böylesine ne denir?
İşte Josep Maria bu araziyi satın alıyor ve La Sagrada Familia için inşa başlıyor.
Ve ilk anlaştığı mimar...
Kim? Gaudi'nin hocası.
Ama Gaudi'nin hocası istifa ediyor ve bu iş kime kalıyor?
Resmen Gaudi'ye kalıyor.
Nasıl kalıyor arkadaşlar? Şöyle bu adam rüyasında böyle delici mavi gözleri olan genç bir mimar görüyor ve kısa bir süre sonra Gaudi ile tanışıyor.
Rüyasında gördüğü adam kim bilin Gaudi ve adam hemen diyor ki sen Sagrada Familia'nın mimarısın seni buldum diyor ve başlıyorlar.
Ve düşünün Gaudi öyle henüz çok tanınmış bir mimar falan değil ve o sıralarda yakaladığı şansa bakın o kadar genç yaşta bir anda Barcelona'nın en elit en üst...
Mimarlarının ulaşabileceği bir şöhrete nail oluyor.
Ve Gaudi de bunu neye bağlıyor biliyor musunuz?
İlahi bir güce bağlıyor.
Diyor ki ben Tanrı'nın seçilmiş insanıyım.
Yani bu iş diyor Tanrı'nın müdahalesiyle oldu.
Bu göreve beni seçti diyor.
Neden? Çünkü zaten Gaudi'ye göre bu projenin ana misyonu bu.
Zaten 1882'de atılıyor ya temeli.
Temel taşına kazınmıştır bu söyleyeceğim sözler.
Bu tapınak kutsal ailenin şan ve şerefi için yapılacak.
Böylece uyuyan bütün kalpler canlandırılabilecek, inanç göklere çıkarılabilecek ve içtenlikle, iyilikle kaynaşacak.
Hayatı boyunca birçok Hristiyan örgüte katılmıştır Gaudi ve işte bu noktadan sonra Gaudi artık halkın nezdinde de gitgide dini açıdan adeta bir iffet timsali oluyor.
Bir de şöyle bir rivayet vardır.
Gaudi bir rahibeye aşık oluyor arkadaşlar ama aşkına karşılık bulamıyor ve bu sebeple iyice kendini dine verdi diyenler var.
Zaten sonra da bir daha evlilik falan düşünmemiştir.
Sagrada Familia'nın resmi mimarı ilan edildikten sonra inanılmaz itibarı artıyor.
Şimdi diyor. Mezun olurken bana deli mi dahi mi diyenler düşünsün.
Sonra Wissens evini tasarlıyor.
Bu evin sahibi karo ve tuğla imalatçısı bir zengin.
O yüzden evin o dış cephesinde tuğlalar karolar hep ağırlıkta.
Magrib mimarisinden etkilenmiş Gaudi bu eserinde.
İnstagram'a hepsini koyacağım merak etmeyin.
Aşağıda bir link bırakacağım.
Oradan öne çıkanlara sabitlerim bakarsanız.
Bu eve aşığım ben detaylarına.
Bir şaheser bu ev. Yani biri evimi tasarlasa Gaudi olsun isterdim.
Tarzına hayranım. Gaudi de diyordu ki keşke...
Merve'nin evini tasarlayabilseydim inanın bu hayatta en çok istediğim şey.
Neyse Gaudi bu evi yaptıktan sonra Paris fuarında tanıştığı o zengin tekstil fabrikatörü var ya Guell.
O onun elinden tutuyor ve 35 sene boyunca bu ailenin mimarı olmuştur.
Barcelona'nın ve Katalonya'nın çehresini değiştiren iki isim Gaudi ve Guell.
Guell'in malikanesinde tabii ki Gaudi yaptı arkadaşlar ve her detayını anlatacak değilim.
Podcast yetmez. Bu ev Barcelona'da ve giriş kapısında bir ejderha ferforcası var.
Gaudi'nin sembolizmi nasıl kullandığının en iyi örneklerinden biri bu.
Yani mitolojide gece perileri vardır.
O gece perilerinin bahçesini koruyan ejderhal Ladon'dur bu gördüğünüz ferforje.
Gaudi'nin eserlerini dediğim gibi tek tek anlatmayacağım.
Mimari jargona hakim olmayanlar darlanabilir.
Aynen ben de o şekilde. O yüzden yüzeysel geçeceğim.
Herkesin anlayabileceği şekilde anlatacağım.
Bu arada... Hayatının başyapıtlarını yaratırken Gaudi'nin en depresif zamanları ve kendini yaptığı işlerle rahatlatmaya çalışıyor.
Bütün sevdiklerinin ölümüyle sınanmış bir adam o.
Ve o kadar üzgün ki o kadar depresyonda ki üstüne başına hiç dikkat etmiyor asla.
Görenler onu dilenci zannediyorlar o derece.
Halbuki dünyanın en ünlü mimarlarından birisi Sagrada Familia'nın mimarı.
Gelelim Sagrada Familia'ya yani kutsal aile bazilikası ve...
Kefaret Tapını hatta dünyada bilinen adıyla Bitmeyen bazilika.
En baştan başlıyorum.
1882'de Francisco de Paula de Villar tarafından bu proje tasarlanıyor.
O dönem psikoposluğu mimarıdır Villar ve aynı zamanda Gaudi'nin de üniversiteden hocasıdır.
1882'de bu hoca istifa ediyor ve yerine genç Gaudi baş mimar olarak atanıyor.
Bir rüya üzerine olmuştu bu anlatmıştım az önce.
Ve bu sırada Gaudi tabii ki başka işlerle de ilgileniyor.
Binalar yapmaya devam ediyor şehrin çeşitli yerlerine.
14 sonrası Gaudi ölene kadar sadece bu eser üzerine çalışmıştır.
Mezarı da buradadır Gaudi'nin.
Hatta hastalanmıştır çalışmaktan öyle bir çalışmak.
Ve Sagrada Familia'nın ağırlığı 200 bin tondan fazla arkadaşlar.
Bu boyutlarda başka hiçbir bina, yapı malzemesi olarak taş kullanmamıştır.
Ve henüz bitmemiş olan bu yapının 2026'da artık tamamlanması düşünülüyor.
Gaudi'nin ölümünün 100.
yılı. olduğu için ve bittiği zaman dünyanın en yüksek kilisesi ünvanına kavuşacak.
Dünyayı büyülemek için tasarlandı burası ve Gaudi bunu başardı da dünyayı büyüledi.
Neden bitmiyor bu kilise?
Çünkü Gaudi mimari tarzı çözümlenemeyen bir adam.
Yani bu kilisenin nasıl, bazilikanın nasıl devam ettirileceğini bilemiyor insanlar.
Çok zor, çok karışık.
Bir de araya iç savaş giriyor.
Bu dönemde çizimler yok oluyor, yanıyor.
Bir de şu var bu yapı devlet desteğiyle olmuyor arkadaşlar.
Halkın bağışlarıyla inşa ediliyor.
O yüzden hala bitmedi.
2010'da artık orta nef bitti de Papa XVI.
Benedikt bunu hizmete açtı.
İnanılmaz bir ilgi gördü.
Ve aslında kilisenin büyük bir kısmı Gaudi'den sonra yapıldı.
Ama orijinaline sadık kalınarak gidiliyor.
Yani Gaudi ne yapacaksa onu yapmaya çalışıyorlar.
Gelelim bu yapının efsane cephelerine.
Üç cephesinden birinin adı Şehvet Cephesi.
Bu cephede İsa'nın ızdırağı...
ve insanoğlunun günahkarlığı anlatılmaya çalışmış heykellerle.
Ve bu cepheden çıkan devasa payandalar göreceksiniz.
Bu devasa payandalar böyle çok düz ve çok simetrik falan değil.
Ağaç gövdelerine benziyor dikkat edersiniz.
Ve bu Gaudi'nin doğadan ilham alışını gösteriyor bize.
Ve bu ilhamını geometriyle nasıl bütünleştirdiğini gösteriyor Gaudi.
Yatay olan çizgiler Tanrı arkadaşlar.
Dikey olan İsa ve kesişimi de kutsal ruhu temsil ediyor.
Geometrinin Gaudi'deki hali bu.
Çizime bakın. Gaudi bu kiliseye girerken aslında şunu amaçlıyor.
İnsanlar da böyle yeryüzündeki cennete giriyormuş gibi bir his uyandırmak istiyor.
Ve içerisi adeta taştan bir orman gibi.
Tavandan böyle mozaik camlardan süzülen renkler var.
İnanılmaz bir ahenk, inanılmaz bir akustik.
Ve insanda böyle taşlara dokunma hissi vermiş.
Öyle bir hissiyat yaratmış. Her şeyi özel olarak tasarlamış.
Hem çok karışık hem de çok çok gizemli bir yapı.
Bir de unutmadan çok önemli Transadis tarzı diye bir tarzı var.
Gaudi'nin tarzı bu arkadaşlar.
Bu tekniğin mucidi.
Bu böyle mozaiklerle yapılan bir kolaj gibi düşünün.
Bir çeşit seramik kaplama türü.
Kırık çinilerden, kiremit parçalarından, seramiklerden böyle mozaik yaptığınızı düşünün minik minik.
Bu tekniğin mucididir Gaudi ve o eserlerindeki o rengarenk görüntüler var ya.
Dikkatli bakarsanız göreceksiniz.
Bir de Gaudi bu yapı için arkadaşlar.
Mont Chuik dağındaki taş ocaklarından taşlar geçirtiyor.
Neden? Çünkü buradaki taşlar çok renkli ve oldukça dayanıklı.
Bu dağda 28'e yakın taş ocağı açılıyor ve sırf bu yapı için inanabiliyor musunuz 28 taş ocağı.
Ama sonra bu taş ocaklarını kapatmak zorunda kalıyorlar.
Neden? Çünkü cephaneliğe çok yakın.
Ve 1950'lerde işte bu taş ocakları kapandıktan sonra dünyanın her yanını aramışlar aynı taşı bulmak için.
O şey görüntü bozulmasın diye.
Yapı tamamlansın diye bayağı uğraşmış adamlar ama hep bir engel çıkmış.
1882'den... 1926'ya kadar Gaudi 44 sene dile kolay bu eserin üzerinde çalışmıştır.
Ama maalesef 7 Haziran 1926'da kiliseye günah çıkarmaya giderken tramvay çarpıyor ve maalesef hayatını kaybediyor.
3 gün kadar yaşamış hastanede fakat şöyle bir durum oluyor.
Tedavisinde çok gecikiyorlar çünkü onu dilenci zannetmişler hastaneye kaldırıldığı zaman.
Hatta tanıdıkları uzun bir süre arıyorlar Gaudi'yi ve bulamıyorlar.
Hastaneleri geziyorlar.
En son hastanelerde şöyle demişler yani böyle iç çamaşırlarını iğneyle tutturmuş cebinde böyle incil olan bir adam var mı?
Buraya öyle bir adam geldi mi diye sorup buluyorlar.
Taksiciler arabasına bile almamışlar Gaudi'yi o kazadan sonra çok kılıksız çok hırpani diye.
Ama sonra ne olmuş dönemin belediye başkanı bunu duyunca para cezasına çarptırmış o taksicileri ama giden geri dönmüyor tabii.
Ve Gaudi vefat ettiği zaman büyük kulenin sadece bir tanesi tamamlanmış.
Eserinin sadece bir kulesini görebilmiş.
Saint Barnabas Kulesi.
Neden peki Merve hırpani bir şekilde giyiniyordu?
Neden üstüne başına bakmıyordu?
Bu kadar zengin olabilecek bir mimarken.
Çünkü... En başta dediğimi hatırlayın.
Raskin buraya döneceğiz dedik ya dönüyoruz şimdi.
Çünkü Gaudi onun düşüncelerinden çok etkilenmiştir.
Dünya nimetlerinden elini ayağını çekmiştir.
Ne yemek yiyor, ne giyiniyor, ne kuşanıyor.
Sürekli oruç tutuyor, sağlığını bozuyor ve hatta bütün malını mülkünü satıp kilise için bağışlamıştır.
Bu iş için çalışırken ücret bile almamıştır ve ölene kadar 60 tane eser yapmıştır.
Pardon şaheser diyecektim.
Gaudi Sagrada Familia'nın üç ayrı cephesinde farklı bir olayı anlatmak ister arkadaşlar.
Şimdi doğuş cephesi İsa'nın doğumudur.
Çile cephesi İsa'nın çarmıha gelilişidir.
Ve ana giriş cephesi yani üçüncü cephe İsa'nın tanrıya yükselişidir.
Bu cephedeki ihtişamı görmelisiniz.
Zaten ihtişam cephesi deniliyor.
Hala inşaatı devam ediyor.
Dış cephe gotik üslupta sık kullanılan gündüzleri taş kesilip geceleri böyle canlandığına inanılan tuhaf varlıklarla bezenmiştir.
Ve ziyaretçileri şeytani bir dünyadan ormanın içine çekilmiş hissi verir.
Yani o hissi verme amacıyla böyle tasarlanmış doğanın güzelliğinden tanrıya ulaşma amacı ve gotik unsurlardan.
Rönesans yalınlığına içinde her tarzı barındıran eklektik bir yapı ve sanki içerideyken zaman makinesine girmiş gibi hissettiriyor size.
Ve bu yapıda hiçbir duvar dik, hiçbir kolon düz değil arkadaşlar.
Her yer devinim halinde ve yapıda aslında 18 adet çan kulesi olacak bittiği zaman ve en uzunu 170 metre olacak.
Bunlardan 12'si İsa'nın hava hallerini temsil edecek, 4'ü de İsa'nın etrafındaki İncil yazarları ve en uzun kule tabii ki.
Ki İsa en büyük kuleden bir tık küçüğü de Meryem Ana'yı temsil edecek.
Tabii eser biterse ve bu eser yarım kalınca Salvador Dali diyor ki kendisi de İspanyol biliyorsunuz.
Projeyi diyor sanatçısı olmadan devam ettirmeyi düşünmek bile bir ihanettir.
Bırakın diyor bu yapı kentin ortasında böyle çürük bir diş gibi sallansın demiştir.
Dali işte ne arıyorsunuz ne bekliyorsunuz.
Ben öyle düşünmüyorum ya.
Bence tamamlanmalı bu eser.
Tam da böyle Bulgakov'un Usta ile Margarita kitabını okurken bunu düşünmüştüm geçen gün.
Hala bitiremedim o kitabı.
Ya iyi ki tamamlanmış dedim ama o da yarım kaldı biliyorsunuz.
Yoksa hiç olmayacaktı.
Hiç olmamasındansa en azından biliyorum diyorum ki bu kısmını işte Bulgakov yazdı.
Bu kısmını da başka biri yazdı diye düşünüyorsunuz.
Olsun bence yine de tamamlanması gerekiyor diye düşünüyorum.
Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz.
Bu eseri de Instagram'a koyacağım.
Hikayelere sabitleyeceğim. Gelelim Picasso meselesine.
Picasso arkadaşlar Gaudi'den hiç hoşlanmıyor.
Çünkü neden? Aşırı dine bağlı ve dindar sanatçıları destekliyor.
Picasso da malum memleketlisi ama dinle alakası yok.
Zaten Gaudi de onu hiç sevmiyor bu sebepten dolayı.
Ve Picasso Barcelona'ya taşındıktan sonra bir arkadaşına mektup yazıyor.
Ve bu mektupta diyor ki eğer Opisso'yu görürsen, Opisso da Gaudi'nin karikatürist arkadaşı.
Onu diyor görürsen Gaudi'yi ve Sagrada Familia'yı cehenneme göndermesini söyle.
Picasso bunu yazmış.
Hatta bir de resim yapmış.
Oruç tutan Gaudi'yi gösteriyor.
Oldukça bir yoksul bir aileye sanatla ve tanrıyla ilgili vaaz verirken çizmiş.
Dalga geçmiş yani. Bunu da koyarım Instagram'a.
Şimdi Gaudi gördüğünüz gibi çok sevilen biri değil.
Ya çok seviliyor dindar kesim tarafından ya da nefret edilen bir adam.
Çünkü çok mükemmelliyetçiymiş.
İşinde hep arıza çıkarıyormuş.
Hep eleştiriyor. Hep böyle ben en iyisiyim.
O yüzden devamlı eleştirilen bir tip ve işkolik, ukala, kibirli biri olarak biliniyor.
ve yanında çalışan inşaat işçilerine bile içkiyi bıraktırmaya kalkmıştır.
Düşünün. Gaudi'nin hikayesi arkadaşlar burada sonlanıyor.
O aslında bize matematiğin, doğanın ve sanatın bir araya geldiği zaman neler yapılabileceğini gösteren müthiş bir deha ve arkasında dünya tarihine mal olmuş bir sürü eser bıraktı.
Gaudi olmasaydı Barcelona, Barcelona olamazdı.
Bugün 20. yüzyılın mimarisinde en derin izlerden birini bırakan ve ustaları bile kendine hayran bırakan Gaudi'yi anlattım.
Kapanışımı da şu sözle yapayım o zaman.
Daha en başından doğada yazılı bulunduğu için hiçbir şey icat edilmez.
Orijinallik aslına dönmekten ibarettir.
Eğer siz de orijinal ve kendine has tasarımlara hayransanız ve rengarenk bir kişiliğin var diyorsanız aşağı bırakmış olduğum linkten Samsung Galaxy Z Flip 4'e mutlaka göz
atın derim. Samsung Galaxy Z Flip 4'ün sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Bu cumartesi yeni bölüm gelecek arkadaşlar.
Beni takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Çok güzel bir konuyla geleceğim.
Hoşçakalın ve renkli kalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
