
Ortalık biraz sakinleştiğinde kendi sesini duymak, zihinsel ve bedensel iyi oluşuna odaklanmak istersen OSB25 koduyla Terappin'deki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli! 💜 #AnlaşılmakİyiGelecek
🔗 E-Mail Formu için tıklayınız.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
Transkript
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün çok önemli bir konuyla geldim arkadaşlar.
Daha önce de sözünü vermiş olduğum sınırlar konusunu konuşacağız.
Neden çok önemli bir konu?
Çünkü hayatımızı kontrol etmek için, ne zaman evet, ne zaman hayır diyebileceğimizi bilebilmek için sınırlar konusu önemli.
Mevzumuz derin, konumuz uzun.
O yüzden hemen başlamak istiyorum.
Merve, sen sınırları çok mu iyi biliyorsun derseniz bilmiyorum arkadaşlar.
Bilmediğim için zaten böyle bir bölüm yapıyorum ve sizlerle paylaşıyorum.
Her zaman söylüyorum konulara çalışırken uzmanların görüşlerini, kitaplarını, makalelerini okuyorum ve kendi süzgeçimden geçirerek sizlere aktarmaya çalışıyorum.
Bilmiyorum derken bir bölümde bahsetmiştim.
Psikoloğum bana dedi ki hani ben sınırlarımı bildiğimi falan sanıyorum ya.
Dedi ki Merveciğim bu yaptığın sağlıklı sınırlar değil.
Bir gün gel sınırları konuşalım seninle dedi.
Neden bunu söyledi? Çünkü ben kestirip atanlardanım arkadaşlar.
Böyle yıllarca çekip çekip çekip sonra tamam abi okey bitti.
Buraya kadarmış deyip. Yoluma devam ediyorum.
Bu da katı sınırlarım olduğunu gösteren bir şeymiş.
Bunu konuşacağız. Henüz konuşmadık kendisiyle ama orada ben dedim ki evet bu sınırları konuşmam gerekiyor.
Bunu bir araştırmam gerekiyor ve araştırırken de sizlerle bunu paylaşmak istedim.
Şimdi arkadaşlar bu konuyla ilgili çok bilindik bir kitap var.
Sınırlar kitabı ve bence bu alanda yazılmış en iyi kitaplardan biri diye düşünüyorum.
Dr. John Townsend ve Dr.
Henry Cloud'un yazmış olduğu bir kitap bu.
Burada karşıma bir örnek çıktı ve gerçekten yani abartmıyorum arkadaşlar aman tanrım dedim.
Bakın okurken örneği aman tanrım dedim.
Çok etkilendim. Şimdi anlatacağım size.
Neden etkilendim? Çünkü çağımızın ebeveynlik stili hep söylüyorum çok garip bir noktaya evrildi.
Aldı başını gidiyor.
Artık böyle ataerkil anaerkil aileler yok.
Çocuk erkil aileler var ki suça sürüklenen çocuk bölümünde bunları konuştuk.
Her şeyin çocuğun ekseni etrafında döndüğü yepyeni bir aile yapısı.
Hayırlı olsun çocuk erkek aile.
O yüzden şimdi anlatacaklarımı özellikle yeni nesil ebeveynler çok iyi dinlesin.
Şimdi arkadaşlar psikoloğa gelen bir anne baba var.
25 yaşında bir oğulları var.
İsmi Bill. Bill'den şikayet ediyorlar.
Psikoloğa Bill'i anlatıyorlar ve şikayet ediyorlar.
Psikolog da haliyle diyor ki bir dakika hani siz geldiniz ama Bill nerede diye soruyor.
Niye gelmedi diyor. Onlar da diyorlar ki E o gelmek istemedi.
Niye diye soruyor psikolog.
Niye gelmek istemedi Bill? Aile de diyor ki çünkü Bill bir sorunu olduğunu düşünmüyor.
O yüzden gelmedi. Psikolog da durup aileye şöyle diyor.
Belki de Bill haklıdır.
Yani burada aslında aileyi suçluyor gibi değil mi?
Anlatıyorum. Şimdi olay şöyle arkadaşlar.
Oğulları Bill uyuşturucu kullanıyor.
Okuluna devam etmiyor.
İş de bulmuyor, çalışmıyor.
Böyle garip garip saçma sapan arkadaşları var.
Ve aile her yolu denemiş.
Çocuklarını kurtarabilmek için her yolu denemiş.
Ve fakat aile terapiste şöyle diyor.
Bakın buraya dikkat. Biz daima oğlumuz ne istediyse yaptık.
Ne dediyse yaptık.
Okulda başarısız oldu.
Derslere girmek istemediğini söyledi.
Okula gitmek istemediğini söyledi.
Hemen işte aman oğlumuz üzülmesin diye onu aldık başka okula kaydettirdik.
Derse girmemesine göz yumduk.
Hayatını bakın hep ailesi planlamış.
Her dediğini yapmışlar.
Ve çocuk hiçbir zorluk görmemiş arkadaşlar.
Hiçbir sorun yaşamamış.
Pamuklara sarılıp sarmalanmış.
İşte terapist tam bu noktada bu aileye diyor ki.
Sanırım oğlunuz haklı.
Çünkü onun bir sorunu yok.
Burası önemli arkadaşlar. Sizin sorununuz var diyor.
Oğlunuzun yok. Çünkü o zaten her istediğini yapıyor.
Bakın siz ödüyorsunuz.
Siz üzülüyorsunuz.
Siz merak ediyorsunuz.
Siz planlıyorsunuz.
Siz onun için sürekli enerji ve efor harcıyorsunuz.
Onun hiçbir sorunu yok.
Çünkü siz bunu ondan almışsınız diyor.
Yani sorunlarını almışsınız üzerinizde diyor.
Bu tarz şeyler onun sorunu olmalı.
Ama şimdiki durumda baktığımız zaman bunlar sizin sorununuz artık diyor.
Şimdi arkadaşlar burası gerçekten çok önemli.
Bu çocukta çok ciddi bir sınırlar sorunu var.
Terapist burada süper bir örnek veriyor aileye.
Burayı iyi dinleyin diyor ki.
Şöyle düşünün diyor. Sizin evinizin bir bahçesi var ve kendi bahçesini hiç sulamayan bir komşunuz var hemen yan tarafta.
Siz sulama fiskiyesini ne zaman çalıştırsanız su onun bahçesine ulaşıyor.
Bir bakıyorsun sizin çimleriniz sararmış solmuş o yemyeşil çimenlere.
Çimenlerine bakıp diyor ki ya benim bahçem ne kadar iyi görünüyor sulamadığım halde.
Bakın oğlunuzun yaşamı da böyle diyor.
Ders çalışmıyor, plan yapmıyor, işe güce girmiyor.
Yine de iyi şartlarda yaşıyor.
Çok güzel parası var. İstediklerini yapıyor ve görevlerini yerine getiren bir aile bireyinin sahip olmuş olduğu tüm haklara sahip.
Sanki çalışıyormuş da bir şeyler başarıyormuş gibi her şey ilerliyor tıkır tıkır.
Siz mülkiyet sınırlarını daha iyi tanımlarsanız o sulama sistemini sadece kendi bahçenizi sulayacak şekilde ayarlarsanız ne olacak diyor aileye.
Bir bakacak ki o komşu kendi bahçesi sulanmamış.
Bir bakacak çimenleri solmuş.
Her yer toz toprak içinde kalmış.
Değil mi? Sulanmıyor çünkü.
Belki o zaman ne yapacak?
Burayı dikkatle dinleyin.
O hortumu alacak. Kendi bahçesini sulayacak diyor.
Ya bu o kadar önemli bir örnek ki arkadaşlar.
Çünkü o adam bakıyor o çocuk.
Diyor ki ya bahçem ne güzel diyor.
Hiçbir çaba vermediğim halde.
Yemyeşil diyor. Ya niye sulasın o adam bahçeyi?
Bana bir gerekçe söyleyin.
Neden sulasın? Değil mi?
Ya aileler işte iyilik yaparken kötülük yapıyorlar.
Ve farkında değiller.
Sonra o davranışın çıktısı çok kötü bir senaryoyla hayatta karşılaşıyor.
Dilerim kimse yaşamaz bunu.
Yani bu senaryoda bu çocuk gayet mutlu.
Çok keyifli, çok keyifli tıkırında.
Ama aileye bakın arkadaşlar o terapisten o terapiste gidiyor.
Aile mutsuz, aile perişan ama adamlık bir sorun yok.
Bile göre hiçbir problem yok.
Terapist tabi bunu dedikten sonra aile hemen diyor ki.
Ama şimdi diyor hani ondan bir anda böyle elimize eteğimizi mi çekelim hiç hoş olmaz diyor.
Çok insafsızca olur diyor öyle bir şey yaparsak hani para pul vermezsek.
Terapiste diyor ki peki şimdiye kadar diyor ona yardımcı olmanızın bir faydası oldu mu size?
Bakın çok önemli bir örnek bu.
Karşı tarafa yaptığının bedelini altına çözüyorum.
Ödeme sorumluluğu vermiyorsanız bütün sorumluluğu kendiniz üstleniyorsunuz.
Acılar da dahil.
Sonunda böyle kahroluyorsunuz.
Tamam olay bu. Yani bakın şunun altını çizeceğim.
Sınır koymak ceza vermek değil arkadaşlar.
Bütün psikologların ortak beyanı.
Sorumluluğu sahibine iade etmek.
Anlatabiliyor muyum? Bakın bu.
Adam ya 25 yaşında çocuk değil.
Çocuk olsa işler değişir.
Çocuk değil bu. Bilin annesi babası oğullarını seviyor gibi görünüyorlar.
Ama aslında onun hayatının yükünü taşıyorlar.
Böyle olunca Bil şunu öğreniyor.
Ben dağınık olabilirim abi.
Ben sorumsuz olabilirim.
İşe de girmem. Okula da gitmem.
Bunun bedelini zaten ben ödemiyorum.
Onlar ödüyor. Başkaları ödüyor.
O yüzden arkadaşlar bu çocuk değişmiyor.
Niye değişsin ya? Niye?
Hayatı tıkırında. Çünkü değişmek için gerekli acıyı çekmiyor.
Hiçbir zaman çekmemiş. Çekmeyecek de bu aileyle.
Yani doğal sonuçlarla karşılaşmamış.
Bir bedel ödememiş.
25 yaşında küçük bir çocuk değil.
Yaptığınız şeyin bedelini kendiniz ödersiniz arkadaşlar.
Herkes kendinden sorumlu bu hayatta.
Bunu kaçırıyoruz. Yaptığımız şeyin bedelini kendimiz ödüyoruz.
Bu sağlıklı sınırın omurgası.
Tamam mı? Atıyorum. Eşiniz çok içiyor.
Eve geç geliyor. Sürekli arkadaşlarıyla takılıyor.
Siz de böyle hop oturup hop kalkıyorsunuz.
Nerede kaldı? Aman başına bir şey mi geldi?
Ne oldu? Bilmem ne. Yani eşinin alkol alması onun sorumluluğu.
Geç gelmesi onun seçimi.
Ama bu sizde evet bir öfke yaratıyor.
Bir içlenme yaratıyor.
Yani burada şöyle demek lazım.
Hani onun davranışının sorumluluğu onda.
Tamam başına bir şey gelecekse kazadır, beladır.
Sağlığı bozulacaktır. Bunun bedelini kendi ödeyecek.
Sağlığı bozulursa yine kendi ödeyecek bedelini.
Fatura ona kesilecek tamam mı?
Siz onun yerine acı çekiyorsunuz ya.
Hayır fatura ona kesilecek. Burada sizin elinizde olan tek şey onun bu davranışı karşısında ne yapacağınızın sorumluluğu.
Siz onun yerine içkiyi bırakamazsınız tamam mı?
Ya da işte ne bileyim geç gelmeyeyim diyemezsin.
Ama şunu belirleyebilirsiniz.
Ben bunu normalleştirmiyorum.
Bu yaptığının üstünü örtmüyorum.
Ya da sarhoşluğunun duygusal yükünü de taşımıyorum.
Eve bu şekilde geldiğinde ben de eski ben gibi değilim abi.
Sağlıklı ve sevecen davranmayacağım.
Tamam mı? Daha da ötesi ben belki bir gün burada olmayabilirim.
Bu ilişki bitebilir. Tamam mı?
Çünkü benim sınırım bu. Benim bir sınırım var ve sen bunu aşıyorsun.
Ben buna ne kadar okey olabileceğimi seçebilirim.
Tamam mı? Sadece yapacağım şey bu.
Yok içmesin, bunu yapamazsın.
Yapamazsın bunu. Sadece kendinden sorumlusun.
Sınırları konuşuyoruz. Ya da işte anneniz çok yalnız tamam mı?
Hiç arkadaşı yok, hiç ahbabı yok.
Siz de atıyorum annenizle, ailenizle yaşıyorsunuz ve her...
dışarı çıktığınızda bir keyif arkadaşlarınızla buluşacaksınız bilmem ne.
Aman işte annemi yalnız bıraktım.
Üzülüyorsunuz. Ve sizi sürekli arayıp nerede kaldın?
Çok sıkıldım. Hadi gel falan diyor.
Yaşandı arkadaşlar. Bir arkadaşım bunu yaşadığı için anlatıyorum.
Bazıları annesiyle yaşıyor ve buna çok maruz kalan olduğu için bu örneği veriyorum.
Şimdi arkadaşlar annenizin yalnız kalması, arkadaş çevresi edinmemesi, sizi kendine arkadaş bellemesi.
Bu sizin suçunuz değil tamam mı?
Bu sizin sorumluluğunuz da değil.
Karşınızdaki insan bir yetişkin.
Siz her yalnızım dediğine koştuğunuzda annenizin onun bu sorununu bu şekilde çözdüğünüzde kendi varlığınızda aslında onun arkadaş bulmasını belki engelliyorsunuz istemeden.
Hani iyilik yapıyorsunuz ya.
Belki istemeden buna vesile oluyorsunuz.
Belki bir kursa gidecek. Belki bir komşuluk ilişkisi kuracak.
Engel oluyoruz ya iyilik yaptığımızı zannederken kötülük yapıyoruz işte.
Yalnızlığının sorumlusu siz değilsiniz arkadaşlar.
Bu bir arkadaşınız da olabilir tamam mı?
Fatura size kesiliyor. Bedelini ödeyen sizsiniz.
Neden? Çünkü hayır demeyi bilmiyoruz.
Çünkü durmayı bilmiyoruz arkadaşlar.
Durdurmayı bilmiyoruz. Sınırlarımızı bilmiyoruz.
Burada bir durup anneciğim bak ben seni çok seviyorum.
Ama her dışarı çıktığımda işte arkadaşlarımla buluşacağım zaman.
Sana böyle hesap vererek, suçluluk duyarak bunu yapmak istemiyorum, bunu yaşamak istemiyorum.
Benim de bir arkadaşlarım, çevrem var, sosyal hayatım var.
Senin yalnız hissetmeni anlıyorum.
Çok zor bir şey ama bunu çözmek benim görevim değil anneciğim.
Hani bu konuda kendi hayatını, kendi çevreni kurman gerekiyor.
Bak bu yaptığın ikimize de zarar veriyor demeliyiz bence.
Burada yaptığımız şey sorumluluk iadesi arkadaşlar.
Bir ceza vermiyoruz, bir fatura kesmiyoruz.
Anlatabildim mi? Sorumluluk iadesi.
Bu senin sorumluluğun.
Arkadaş bulmak senin sorumluluğun.
Benim değil. Sınırlar neden bu kadar önemli?
Bakın özgürlüğümüz için arkadaşlar.
Sen annene hayır diyemediğin için özgürlüğün kısıtlanıyor.
Sen arkadaşlarını buluşamayıp evde oturuyorsun.
Bu arada sınırlarımızı da genelde en yakınlarımız ihlal ediyor.
Ve bence insanın en yakınlarına hayır demesi en zor olan şey.
Eminim bu sıkışmışlığı yaşayan bir sürü insan var aramızda.
Hatta az önce verdiğim örneği yaşayan binlerce insan olduğunu o kadar eminim ki.
Yani onu anlatırken bile böyle vicdan sıkışması yaşadım.
Hani çok uç bir örnekti çünkü anne sonuçta işin ucunda anne var ama Yaşanmışlıkları konuşuyorum maalesef.
Ama her zaman söylediğim gibi bu sadece bir podcast arkadaşlar.
Bir podcast bölümü. Bir uzmanla görüşmeniz elbette sizin için en sağlıklı olan.
Hani ben burada uzman görüşlerini aktarıyorum ama sizin bir uzmanla bu konuyu konuşmanız elbette sizin için daha iyi olacak.
Hatta terapistim daha önce de söyledim.
Merve seninle sınırlar konusunu konuşmamız lazım dedi bana.
Arkadaşlar hep söylüyorum eşinizle dostunuzu anlatmakla bir terapiste görüşmek asla aynı şey değil.
Yani kesinlikle o kadar farklı bir bakış açısı sağlıyor ki.
Size aydınlanıyorsunuz öyle söyleyeyim.
Hani ben her seans çıkışında böyle aman tanrım diyorum ben bunları nasıl düşünmedim.
Ve gerçekten yol alıyorum yani yol aldığımı hissediyorum.
Ve hayatımda çok sağ olsun terapistim beni çok iyi bir noktaya getirdi yani mental olarak.
Çünkü burada açık ve dürüst konuşacağım size.
Çünkü şunu anladım arkadaşlar neyi neden yaptığımı fark ettim.
Ve şu saatten sonra yapmamak için elimden geleni yapıyorum.
Bunu da gerçekten bütün samimiyetimle söylüyorum.
Terapistim sağladı. Arkadaşlarım değil terapistim arkadaşlar.
O yüzden lütfen bir uzmandan destek alın.
Merve bize kimi öneriyorsun?
Terapini öneriyorum arkadaşlar. Her zaman söylüyorum.
Senelerdir söylüyorum. Terapin, terapin, terapin.
Neden terapini öneriyorum?
Çünkü terapin online bir terapi platformu.
Yani evinizin konforunda ya da iş yerinizde ya da arabada nerede isterseniz nasıl müsait oluyorsanız 7-24 kendinize uygun bir zaman diliminde randevu oluşturarak bağlanarak görüşme yapabiliyorsunuz.
Ve size harika bir haberle geldim arkadaşlar.
Burayı geçmeyenler çok şanslısınız.
Arkadaşlar... Terapin uygulamasını indirip ilk adımı atan yani uzman eşleşmesini yapan ve kendine uygun uzmanı seçen 50 dinleyicime ilk seansları benden hediye.
Seçeceğim 50 kişiye terapinden bir mail gelecek arkadaşlar.
Merve'den bir hediyem var.
Başlıklı bir mail gelecek. O yüzden maillerinizi kontrol etmeyi unutmayın.
Zaten ben de sayfamda duyuracağım.
Şimdiden ruhunuza şifa almasını diliyorum bu güzel hediyemin.
Şimdi terapinde şöyle bir şey var arkadaşlar.
Burası sadece bir terapi platformu değil.
Daha bütünsel bir iyi oluş alanı gibi düşünebileceğiniz bir yer.
Çünkü psikolog var, diyetisyen var, fizyoterapist var, spor eğitmeni var.
Yani mesele sadece konuşmak değil, hayatınızı toparlamak.
Öyle düşünüyorum ben. Merve hangi uzmana gideceğim, nasıl yapacağım, uygun uzmanı nasıl bulacağım diyorsanız.
Başlangıç testleri var arkadaşlar.
Burada uzmanların yorumları yazıyor.
Onları okuyabilirsiniz. Bunlardan faydalanabilirsiniz.
Ki zaten terapinde 600'ü aşkın uzman var.
Randevunuzu oluşturuyorsunuz.
Dediğim gibi 7-24 ne zaman istiyorsanız bağlanın.
Görüşün arkadaşlar. Fiyat seçenekleri zaten her bütçeye göre ayarlanmış.
O yüzden hiç gözünüz korkmasın.
7'den 70'e herkese hitap ediyor.
Bir de şu kısım var arkadaşlar.
En önemlisi benim için. Anonim görüşme yapabiliyorsunuz.
Yani kamera açmak zorunda değilsiniz.
Mahremiyetinizi önemsiyorlar.
Kimliğinizi paylaşmadan.
da destek alabiliyorsunuz.
Seans sonrası mesajlaşma desteği var ve en önemlisi bize özel bir indirim kodu var arkadaşlar.
OSB25 koduyla terapindeki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli.
Detaylar sizin için açıklamada olacak.
Bazen hep söylüyorum hayatımızı değiştiren şey böyle büyük büyük kararlar değil küçük ve cesur bir adım oluyor.
Bugün o adımı atmanız için size aşağıya açıklamalara terapin için bir link bıraktım.
Tekrar hatırlatıyorum seçtiğim 50 kişiye Terapinde ilk seans benden hediye olacak.
Hadi devam edelim. Şimdi arkadaşlar sınır sınır diyorum.
Bunu şöyle düşünün. Her ülkenin bir sınırı var değil mi?
Ve o sınırı geçmek yasak.
Sınırı izinsiz geçerseniz zaten çok büyük sıkıntı yaşarsınız.
Bir ülkenin sınırları yol geçen hanına dönerse ne olur?
Her gelen geçen giriyor istediği şekilde.
Merve biz bunu biliyoruz zaten.
Şimdi arkadaşlar orada dirlik düzen kalmaz değil mi?
İşte insan ilişkilerinde de bu geçerli bir şey.
Sınır ben ile başkası arasındaki çizgi arkadaşlar.
Tamam mı? Ben nerede başlıyorum başkası nerede başlıyor bitiyor.
Bu çizgi ne kadar silikleşirse biz...
O kadar büyük sıkıntı yaşıyoruz.
Sınır kendi hayatının sorumluluğunu almak.
Altını çiziyorum. Bu da sana özgürlük veriyor.
Yanlış bir seçim mi yaptın?
Ben yaptım kardeşim. Bedelini ben ödüyorum.
Anlatabildim mi? Eğer sınırlarımız belirsiz olursa gideriz başkasının yükünü biz taşırız, sırtlanırız.
Sınırlar sadece neyi taşıyacağımızı değil neyi taşıyamayacağımızı da gösteriyor.
Bu da önemli. Biz sadece dediğim gibi.
Biz kendi duygularımızdan sorumluyuz.
Kendi seçimlerimizden, kendi hayatımızdan sorumluyuz.
Tamam mı? Başka insanları yönetmekten ve kontrol etmekten sorumlu değiliz.
Başka insanların yaptığını bedelini ödemekten sorumlu değiliz, mükellef değiliz.
Biz neyden sorumluyuz ve neyden sorumlu değiliz?
Bu çok önemli bir soru.
Bir insanın kendisi için yapamadığını Siz eğer onun için yaparsanız fedakarlık adı altında kendinizi feda ederek hep söylüyorum kar elde etmeye çalışırsanız kendi kul hakkınıza girersiniz.
Olacak şey bu. E Merve ben kimseye yardım etmeyeyim mi ne demek şimdi sanırlar falan.
Hayır arkadaşlar yardım etmek çok başka bir şey.
Bir başkasının hayatını onun yerine taşımanız çok başka bir şey.
Yani yükünü sırtlanmak çok farklı bir şey.
Elinden tutmak başka.
sırtınızda taşımak çok başka bir şey.
Tamam biz sırtımızda taşıyoruz insanlar.
Elinden tutmuyoruz. Sınır ihlali bu zaten.
Sınırlarımız yok. Atıyorum bir arkadaşınız sevgilisinden ayrılmış.
Tabii ki yanında olacaksınız.
Tabii ki destek olacaksınız.
Size Ebu Cehil büyütmedi.
Ama o bütün duygusal yükünü sana boşaltıp gidip sonra yine o toksik ilişkisiyle böyle güllük gülistanlık devam edip storyler atarken sen orada bir duygusal çöp muamelesi görüyorsun.
Yani onun gerçekten değiştirmediği bir döngünün duygusal bedelini sen ödüyorsan senin zamanın, senin vaktin, senin enerjin sömürülüyorsa sürekli sen orada bir bedel ödüyorsun abi bir dur yani.
Yani karşı taraf sizi sadece böyle duygusal bir yoğun bakım ünitesi gibi kullanıyorsa bir düşünün arkadaşlar.
Sen işinden gücünden oluyorsun.
Belki çoluğundan çocuğundan vakit ayırıp her aradığında koşuyorsun onun derdine.
Oturup beraber ağlıyorsun onunla.
Sonra o bunu 1500 kere daha yapıyor.
Ne oldu şimdi? Olan sana oldu.
Bundan muzdarip değilseniz okey arkadaşlar.
Ben 500 yıl dinlerim arkadaşımın derdini.
Hiç gocunmam. Yani burada olay sizin bundan rahatsızlık duyup duymamanız.
Benlik sıkıntı yok. Başka bir örnek vereyim.
Mesela bir aile bireyiniz. ya da bir arkadaşınız.
Habire böyle başını derde sokuyor, atıyor, kumar oynuyor, sizden borç istiyor.
Ay işte vermezsem başıma şöyle bir şey gelecek.
Siz habire onun arkasını topluyorsunuz ve yeri geliyor.
Kendi ihtiyaçlarınızı alamıyorsunuz.
Onun yüzünden ona koşacağım diye.
Bu bir sınır sorunu.
Çok ciddi bir sınır sorunu.
Kendinize gelin. Başkalarının hatalarının bedelini sürekli siz ödüyorsanız eğer lütfen kendinize gelin.
Örneklerle devam ediyorum. Mesela Sizi hiç tanımayan biri atıyorum.
Asansördesiniz ve size dokundu.
Tamam mı? Ne yaparsınız? Dokundu size.
İnanılmaz rahatsız olursunuz.
Belki olay çıkar. Çünkü deri sınırınızı ihlal etti.
Fiziksel sınırınızı ihlal etti değil mi?
Ona bağırıp çağırıp niye bunlara bağırmıyorsunuz?
Ya da kelimelere bakalım arkadaşlar.
Hayır diyebilmek de aslında bir sınırı ifade ediyor.
Sınırları yetersiz olan insanlar denetime, baskıya...
Taleplere ve bazen de diğerlerinin gerçek gereksinimlerine hayır demekte zorlanan insanlar.
Pasifçe uyum gösteriyorlar ve içten içe bu uyumdan dolayı öfke duyuyorlar.
Ve bunu da bazen böyle pasif agresif bir şekilde bazen böyle çeşitli şeylerle gösteriyorlar.
Ya da hiç göstermiyorlar içinde içlerine atıyorlar.
Sonra kendilerine kızıyorlar falan.
Yani duygularınızı, niyetlerinizi veya işte hoşlanmadığınız şeyleri ifade ederken kullandığınız kelimelere bakın.
başkalarına karşı bunlar sizin mülkiyetinizi tanımlıyor bu kelimeleriniz.
Mesela bir dakika bana bu şekilde konuşamazsın.
Benimle bu şekilde tartışamazsın, bu tonda konuşamazsın ve bana sesini yükseltemezsin.
Bak sınır çektim şu an. Hayır ben böyle bir ortamda bulunmak istemiyorum.
Şu an burayı terk ediyorum ve sen sakinleşene kadar gelmeyeceğim.
Sınır çektim, eyleme geçtim.
Anlatabildim mi? Sınırlar kendimizde duyduğumuz saygının En önemli parçalarından biri.
Kızım sana söylüyorum yani size gelinim ben oluyorum sen işit.
Farkındaysanız çok öfkeli bir şekilde anlatıyorum çünkü kendim dinleyeceğim bunları kendime duyurmaya çalışıyorum.
Arkadaşlar ya ben bilmiyorum gerçekten yani yıllarca yaptıklarım gözlerimin önünden geçti şu an neyse.
Şimdi size bir hikaye anlatacağım sınırları daha iyi anlayacağız.
Bir adam Kudüs'ten yola çıkıyor Serika'ya doğru gidecek.
Yolda saldırıya uğruyor işte hırsızlar tarafından gasp ediliyor çok feci bir şekilde dövülüyor.
Derken bu yaralı adamı gören bir adamcağız ona acıyor yaralarını sarıyor ve onu bir hana götürerek bakmaya başlıyor handa otelde yani.
Ve ertesi günde hanın sahibine bir miktar para ödüyor ve diyor ki bu adama iyi bak rahatsız işte.
Başından geçenleri anlatıyor.
Geri döndüğümde eğer daha fazla masraf yaparsan bu adam için ben sana geri öderim bunu diyor.
Ve gidiyor arkadaşlar. Şimdi bu noktada şunu düşünmenizi istiyorum.
Bu yaralı adam böyle biraz kendine geliyor ve onu kurtaran bu adama dönüp diyor ki nasıl ya diyor.
Beni bırakıp gidiyor musun diyor.
Adam da diyor ki evet gitmem lazım.
Benim de işim gücüm var ailem var.
Yaralı adam da diyor ki nasıl ya nasıl gidersin?
Yani bu yaptığın bencillik değil mi sence diyor.
Ben bayağı çok kötü bir durumdayım yani.
Konuşacak birine ihtiyacım olacak diyor.
Sen nasıl gidersin diyor. Adam da diyor ki kurtaran adam.
Aa diyor sanırım haklısınız.
Ben bu yolculuğumu sizin için durun birkaç gün daha erteleyeyim diyor.
Ve erteliyor. Vicdan yapıyı erteliyor.
Derken arkadaşlar bu adama işini erteleyen kurtaran adama 3 gün sonra bir ulak geliyor.
Ve bir mektup getiriyor. Bu mektupta.
Şöyle yazıyor. Sizi çok bekledik ve gelmediğiniz için develeri satmaya karar verdik.
Bir dahaki sürümüz 6 ay sonra burada olacak yazıyor.
İşte adam bu mektubu aldıktan sonra yaralı adama dönüp diyor ki sen bunu bana nasıl yapabildin diyor.
İşim için gerekli olan develeri kaybetmeme sebep oldun diyor adama.
Ve bu belki benim iflasıma yol açacak diyor.
Yani her şeyimi kaybetmeme sebep oldum diyor.
Şimdi şunu düşünmenizi istiyorum.
Bu hikayede kim suçlu arkadaşlar?
Önce bunu bir düşünün. Ve sınırlar deyince lütfen bu hikaye hep aklınıza gelsin.
Elbette gereksinim içindeki birine bağışta bulunmak için şefkat duyarız.
Bu çok insani bir şey. O zaman bu kişi bizim ona vermek istediğimizden daha fazlasını almak için bizi kullanınca ne oluyor?
O kişiye öfke duyuyoruz değil mi?
Güceniyoruz. Ve bu hikayede hiç kimse karlı çıkmıyor.
Buradaki şu ayrım çok önemli.
Duygularınıza bakın arkadaşlar.
Eğer gerçekten kendinizi böyle çok yakın, çok sevecen hissediyorsanız işler muhtemelen yolundadır, iyidir sınırlar konusunda.
Ama böyle içten içe bir öfke duyuyorsanız, böyle bir gücenmişlik hissediyorsanız yani içinizde böyle ya bu beni kullanıyor mu acaba?
gibi bir his varsa birine yardım ederken orada bir durun.
Çünkü orada çözüm bekleyen bir sorun olabilir sınırlar konusunda.
Tükenmiş hissedersiniz, kullanılmış hissedersiniz, kendi hayatınızın baş rolü değilmiş gibi hissedersiniz.
Sanki böyle yan rolde oynayan birisinizdir kendi hayatınızda.
Sınır bahçenizin mülkiyet çizgisidir ve sizin nerede bittiğinizi Diğer kişinin nerede başladığını gösterir size.
Ve en önemlisi bu mülkiye çizgisinin etrafındaki çitin.
Bakın çit diyorum duvar demedim.
Bir kapısı vardı. Niye çit diyorum?
Çünkü duvarlar nefes almaz.
Duvarlar çok katı bir şeydir.
Ama çitler öyle değil. Sağlıklı çitler nefes alır değil mi?
İyiyi, sevgiyi, yardımlaşmayı içeri alırsınız.
Kötüyü, manipülasyonu, suistimali dışarıda tutarsınız.
Eğer o kapıyı bilinçli olarak açıp kapatmayı bilirsek yani sınırlarımızı korumayı bilirsek bunu yapabiliriz.
Sınır sadece bizi koruyan.
Nefes alan ve kapısı olan bir çit.
Böyle düşünün. E Merve o zaman niye birine hayır dediğim zaman böyle karnıma kramplar giriyor.
Kendimi çok kötü hissediyorum.
Çünkü birçok insan kendi ihtiyaçlarını dile getirmenin, birine hayır demenin çok kötü bir şey olduğunu düşünüyor.
Kendini önceliklendirmek istemenin bencillik olduğunu, kaba bir şey yaptığını düşünüyor.
Sevgisiz ve itaatsiz bir davranış olduğuna inanıyor.
Çünkü buna inanarak büyütüldük arkadaşlar biz.
Az önce anlattığım hikayeyi hatırlayın.
Sağlıklı sınırları olmasaydı başına ne gelecekti?
Bakın develer gitti, iflas etti de bunları anlattım size.
Ama o adam o kişiye yardım etti.
Ondan sonra onu hancıya emanet etti.
Burada bir detay bakın tekrar geleceğim dedi.
İşine geri döndü.
İşine gücüne ailesine geri döndü.
Kendi sınırların içerisine geri döndü.
Kendi sınırları içerisine verebileceği yardımı verdi o adama.
Ve sonra ne yaptı hemen akabinde?
Kendi hayatının sorumluluğunu almaya geri döndü.
Yani şey demedi. Ay kardeşim seni kurtardım hayatımı sana adıyorum.
Şimdi ailemi de siliyorum bütün işlerimi de.
Boş ver ne olacaksa olsun öyle bir şey demedi yani.
Hancı'ya bir miktar para verdi.
Ve bu parayı verirken bu arada.
E bu da mı hani kullanmak gibi?
Hayır. Hancı'ya parayı kendisi verdi.
Kendi gönlünden koparak herhangi bir rahatsızlık duymadan bu.
Parayı verdi. Baskı hissetmeden verdi.
Zaten adamın böyle bir talebi yoktu.
Yaralı adamın. Bu parayı asla bir suçluluk duygusuyla, vicdan azabıyla ya da manipüle edilerek vermedi.
Kendi gönlünden koparak verdi.
Önemli. Bakın sadece özgürce hayır diyebilen bir insanın evet çok değerlidir.
Ben hayır deyince karşı taraf üzülüyor, inciniyor.
Bu bencilce değil mi Merve?
diye soruyor olabilirsiniz şu anda.
Hayır incinmek ve zarar görmek aynı şey değil arkadaşlar.
Mesela bir dişçiye gittiniz diyelim.
Dişçi çürük dişinize işlem yapıyor.
Canınız yanıyor. İnciniyorsunuz değil mi orada?
Ama dişçi aslında size zarar vermiyor ki.
Aksine o çürüğün diğer dişlere sıçramaması için bir önlem alıyor.
Sizi sağlığınızı kavuşturuyor değil mi?
Her ne kadar canınız çok yansa da o çürüğe yapılan müdahale sizin hayrınıza oluyor.
Ama böyle bol şekerli kremalı bir pasta bunları yerken canınız hiç yanmıyor değil mi?
İncilmiyorsunuz. Bayağı da keyif alıyorsunuz yerken ama...
O şekerin vücudunuza yapacağı zarar ne olacak?
Şekersiz 21 gün yaparken, 21 değil gerçi bayrama kadar gideceğiz.
Bunları söylüyorum. Ne olacak o şekerin vücudunuza yapacağı zarar?
Uzun vadeden bahsediyorum.
Yani sınır koyduğunda geçici bir acı oluyor.
Evet olmaması mümkün değil.
Sevdiklerimiz geçici olarak inciniyor ama...
Onlara zarar vermiyoruz.
Hatta uzun vadede onlarla olan ilişkimizin sınırlarını netleştiriyoruz ve dürüstçe bunu sağladığımız için bence onlara iyilik yapmış oluyoruz.
En çok da kendimize. Yani sırf birisi senin hayır demenle hayal kırıklığına uğradı ya da incinecek falan diye senin ona zarar verdiğin anlamına gelmiyor ki bu.
Aslında iyi bir şey yapıyorsun.
Hani dişçiye gitme örneği gibi.
Ben de burada bilmiş bilmiş konuşuyorum.
Zannetmeyin ki Merve'nin muhteşem...
Sınırları var ve çok güzel sınır çiziyor.
Hiç alakası yok. Böyle şeyler anlatıyorum diye şey zannediyor bazen.
Merve açmış. Açsam burada olmazdım ya.
Bunları anlatıyor olmazdım şu an.
Bir insan bir şey açıyorsa onu anlatamaz bence.
Hani zaten açmış meselesi değil artık anlatabiliyor.
Benim meselelerim bunun psikoloji konularına bakın.
Gerçi bir şey açmışsa da anlatabilir ya.
Hani ben bunu açtım ve sizlere de...
Aşmanız için yardımcı olmak istiyorum gibilerinden ama öyle bir iddiam yok arkadaşlar.
Henüz bir şeyleri aşmış değilim.
Ben de sizler gibiyim yani.
Gülse Birsel'in kitabı var ya beni gözünüzde büyütmeyin diye.
Aynısını söylüyorum. Beni gözünüzde büyütmeyin lütfen.
Ben de aciz bir kulum arkadaşlar.
Sıradan bir insanım öyle söyleyeyim.
Ve sıradan kalmak istiyorum en önemlisi.
Şimdi arkadaşlar şundan bahsetmek istiyorum.
Uzmanların sentezlemiş olduğu dört temel sınır profili varmış.
Bunlar neden hayır diyemediğimizle alakalı?
Çünkü hangi profile dönüştüğümüzle alakalı bu anlatacaklarım.
Niye hayır diyemiyoruz? Bakın.
Birinci grup yumuşak başlılar.
Bunlar kötü şeylere bile evet diyorlar.
Neden? Çünkü suçluluk duygusuyla hareket ediyorlar.
Çatışmadan kaçınıyorlar ve karşısındaki insanın sevgisini kaybetmek gibi çok büyük bir korkuları var.
Terk edilmemek için bunu yapıyorlar.
Boyun eğiyorlar. Aslında böyle içinden çığlık çığlığa hayır derken yüzünde yapay bir gülümsemeyle tamam ya hallederim okey diyorlar.
Her şeye evet diyen insanlar bunlar.
Yumuşak başlılar. Böyle insanların zaten hani bahçesinde Bırakın çiti duvarı hiçbir şey yok bence.
Direkt sınırlarını ihlal edebiliyor diğer insanlar kötü niyetliler.
İkinci grup kaçınganlar yani uzak duranlar.
Bunları da arkadaşlar iyiye bile hayır diyorlar.
Çünkü ihtiyaç anında incinmekten veya reddedilmekten korkuyorlar.
O yüzden de yardım istemiyorlar.
Yardım istemek yerine...
Devasa kocaman böyle penceresiz beton duvarlar örüyorlar etraflarına.
Hasta oluyorlar. Hiç kimseyi arayıp yardım istemiyorlar.
Borç batağına düşüyorlar.
Geri verebilecekleri halde oldukça dürüst oldukları halde o borçlarını hiç kimseden bir lira istemiyorlar.
Biri yardım edecek olsa durumlarını anlayıp yardım edecek olsa onu da geri çeviriyorlar.
Bu insanlar her şeye hayır diyor.
Hatta romantik ilişkilerde bile tam böyle bir yakınlık olacakken, yakınlık kurulacakken hemen bir bahane bulup kaçıyorlar.
Hep böyle bir vakur duruş, güçlü ve bağımsız bir duruş sergiliyorlar.
Şey gibi böyle işte benim kimseye eyvallahım yok kardeşim bu moddalar.
Hani Seda Sayan'ın bir videosu var ya şey diyor.
Hiç kimseden bir şey beklemem ben adamım ya.
Kendi işimi kendim hallederim.
Tam bu işte. Geçen bir arkadaşım dedi ki böyle bir talepkar olmakla ilgili bir şeylerle bahsediyorduk.
Dedim ki sen niye hiç talepkar değilsin?
Sıfır yani kimseden bir şey talep istemez yani öyle bir şey yoktur.
Ben dedi hiç kimseden hiçbir şey istemem.
Çünkü dedi reddedilmekten çok korkuyorum.
incinebilirim dedi. Hani biri bana hayır derse çok incinirim ve bu korkuyla dedi sırf hayırı duyma korkusuyla kimseden yardım istemem dedi.
Talebim olmaz dedi. Şaşırdım.
Bunu bir düşünün. Yani yumuşak başlılar çiti tamamen yıkıp herkesi içeri alıyorlar.
Kaçıngamlar ise çit yerine ne çiti?
Duvarlar, sığınaklar inşa etmişler.
Kendilerini hapsetmişler oraya.
Üçüncü grup ise kontrolcüler yani baskıcılar.
Evlerden ırak. Şimdi bunlar başkalarının sınırlarını çok kolayca ihlal edenler.
Komşunun bahçesindeki ağaca izinsiz dalanlar ve bundan hiçbir şekilde gocunmayanlar.
Hayırı kesinlikle bir cevap olarak kabul etmeyenler.
Sınır problemi deyince belki aklınıza şey geliyor.
İşte böyle boyun eğen, hayır diyemeyen, her şeye okey olan ve bunun ceremesini çeken insanlar.
Ama hayır bunların da çok ciddi bir sınır problemi var.
Kontrolcü, baskıcı dediğim üçüncü grubun.
Bu da bir sınır problemi arkadaşlar.
Hayırı kabul etmemek.
Komşunun bahçesine izin Yani kontrolcülerin problemi şu.
Kendi işlerini kendileri çözemiyor bu insanlar ve kendi hayatlarındaki kaosluğu yönetemedikleri için başkalarını kontrol etmeye çalışıyorlar.
Ve genelde bir yumuşak başlığı ile bir kontrolcü birbirini buluyor.
Neden? Çünkü biri kendi yükünü başkasına atmak için bir yer arıyor.
Diğeri de hayır diyemediği için herkesin yükünü taşımaya hazır.
Hani kurtarıcı kurban dinamiği var ya öyle bir podcast'ım var onu da dinleyin.
Onun gibi baskıcı ve boyun eğen dinamiği gibi hep bunlar böyle meç olurlar.
İkisi de diğerinin varlığıyla aslında kendi sağlıksız yapısını besler.
Bunların böyle klasik lafları vardır.
İşte ben senin için böyle uygun gördüm.
Senin iyiliğin için söylüyorum.
Bak böyle davranma.
Ben istemiyorsam olmayacak.
Ben hayır diyorsam olmayacak.
Bunları derler. Ve çoğu zaman yaptıkları şeyi böyle...
Bir sevgi, bir koruma, bir haklılık, bir iyilik kisvesi altında karşı tarafa sunarlar ama...
Esasen olan şeye baktığımız zaman başkasının iradesini kendi iradesine tabi kılmak.
Bunların yaptığı şey. Bu kişilere hayır dediğiniz zaman küserler arkadaşlar.
Çok büyük trip yersiniz.
Manipüle ederler, baskı kurarlar, alay ederler, sizi bencillikle suçlarlar, buna bayılırlar.
Çünkü sizin hayır demeniz onun nezdinde ona karşı gelinmesi, onun reddedilmesi, onun önemsenmemesi.
Yani öyle düşünüyor.
O anlama geliyor bu yaptığınız.
Bu insanlar için sevgi...
yakınlık değildir.
Sahipliktir. Bunların ilgisi meraktan değildir.
Sizi çok merak ettiği için arayıp sormaz.
Denetim isteği vardır orada.
Sizi denetlemeye çalışıyordur.
Benim kontrolüm altında olsun ne olacaksa.
Size tavsiye verirler ama bu tavsiyeleri destek amaçlı değil.
Üstünlük kurmak için verirler.
Dördüncü grup Tepkisizler, duyarsızlar.
Bunlar da evlerden ırak bence.
Bunlar da böyle işte bu benim problemim değil ya.
Hani hiç böyle empati kuramayan insan.
Bu benim problemim değil. Beni ilgilendirmiyor.
Eşi evde böyle tükenirken televizyon izlemeye devam eden.
İş arkadaşı orada iş yüküyle boğulurken, mücadele ederken kılını bile kıpırdatmayan profiller.
Yani başkalarının meşru ihtiyaçlarına tamamen bilinçli bir şekilde kör olan insanlar.
Peki siz hangi gruptasınız?
Instagram'da... Yorumlara yazın.
Ben bir tık yumuşak ve şeye kayıyorum.
Kaçıngana kayıyorum. Şimdi bu profilleri nasıl benimsiyoruz?
Bu da önemli. Nereden çıkıyor bu profiller ve biz nasıl bunları kanıksıyoruz ve okey oluyoruz?
Yine çocukluğumuza gidiyoruz.
Mesela 2 yaşındasınız.
2 yaşında bir çocuk ne yapar?
2, 3, 4, 5 böyle gelişiminin tamamen doğal bir parçası olarak sınırlarınızı test eder.
Sizin sınırlarınızı. Bir çikolata ister verirsiniz.
Sonra der ki ikinciyi de yiyebilir miyim?
3 de yiyebilir miyim? 4 de yiyebilir miyim?
Sınırınızı test ediyor orada. Ne yapacaksınız?
İki yaş sendromu diye bir şey var.
Hani o da evlerden ırak.
Hayır istemiyorum derler her şeye.
Ben onu giymem. Ben bunu yapmam.
Hayır, hayır, hayır. Her şeye hayır.
Keşke iki yaş sendromu gibi olsa biraz hayatımız.
Bir şeylere hayır demeyi öğrensek değil mi?
Her şeye hayır derler iki yaşındaki çocuklar.
Neden? Çünkü aslında bu onların yine gelişiminin doğal bir parçası.
Maalesef ki. Birey olma çabası.
Çocukların birey olma çabası o iki yaş sendromu.
Şimdi bu noktada ebeveyn ne yapıyor?
Çocuk hayır diyor. Her şeye hayır diyor.
Ebeveyn ne yapıyor o noktada? Sevgisini geri mi çekiyor?
Çocuğu azarlıyor mu?
Belki ceza mı veriyor?
Dilim var mı ama dövüyor mu?
Ya da çocuğa aşırı baskı yapıp iradesini mi kırıyor?
Ya da çocuk ne isterse tamam evladım tamam her şey tamam diyor.
Sırf çocuk cinnet geçirip ağlayıp hayır krizine girmesin diye.
Ne yapıyor? Bu önemli. Neden önemli?
Şimdi çocuk burada.
Kafada şu denklemi kuruyor olabilir deniliyor uzmanlar tarafından.
Eğer ben sınırlarımı çizersem, kendi kimliğimi ortaya koyarsam yalnız kalırım, sevgisiz kalırım, cezalandırılabilirim, dayak yiyebilirim, azarlanabilirim ya da istediğimi alırım.
Yani ebeveyni hangi tavrı sergilediyse o.
Hani cezalandırıldı mı, azarlandı mı, her şeyine okey mi oldu ne olduysa o.
Sonra o çocuk büyüyor, bir yetişkin oluyor ama o iki yaşındaki çocuk içinde kalıyor.
Anlatabildim mi? Benim annem mesela böyle dövmezdi.
Hiçbir zaman dövmedi, sövmedi ama varlığını geri çekerdi.
Küserdi, sevgisini geri çekerdi ve trip atardı.
Hatta geçen psikoloğumla konuşurken bir arkadaşımla böyle aramız bozuktu.
Ondan bahsediyordum. Dedi ki bana sen onu aramazsan, onun gönlünü almazsan ne olur?
Aramazsan ne olur? Çünkü ben aramayı düşünüyorum.
Dedim ki varlığını geri çeker dedim.
Küser yani. Peki dedi Merve bunu kim yapıyordu?
Yani bunu demeye getirdi bana ve o an anladım biliyor musunuz?
Yani o küçük Merve hala içimde ve ilişkileri mi sınırları mı yönetiyor?
Küçücük Merve var ya o yönetiyor.
Hayır dersem sınır koyarsam başıma bunlar gelecek.
Bakar mısınız bunu düşünüyorum.
Yani bir aydınlanma yaşadığımız bence şu an.
Ya da romantik bir ilişkide içiniz kan ağlıyor ama hayır diyemiyorsunuz karşı tarafa.
Adam size diyor ki böyle giyinmeni istemiyorum.
Tamam aşkım çalışmanı istemiyorum.
Okey aşkım. Sırf seni terk etmesin diye o adam suratını asmasın diye.
Aman Ali Rıza ağzımızın tadı bozulmasın diye.
Her şeye tamam aşkım olur aşkım.
Niye tamam aşkım ya? Niye niye?
İtiraz edersem ne olacak?
Çünkü çok büyük bir kavga çıkacak değil mi?
Belki azarlanacağım. Belki sevgisiz kalacağım.
Belki terk edileceğim.
Değil mi? Sınırlarımız bozuk arkadaşlar.
Bozuk, sağlıklı değil.
O yüzden tamam aşkım diyoruz işte.
Tamam aşkım diyeceğiz. Ne diyeceğiz?
Sınır yok. O çitler çocukken zaten yıkılmış.
Çit kalmamış. Anlatabiliyor muyum?
Çit yok. Benim bahçemdeki ağaca herkes dalabilir, girebilir.
Ne yapacağız Merve? Sinirlendim.
Şimdi karşı tarafla iletişeceğiz arkadaşlar.
İletişerek eyleme geçeceğiz yapabilirsek eğer.
Diyeceğiz ki canım benim sen bana bunu yapıyorsun.
Ama bu benim hoşuma gitmiyor.
Hani lütfen buna dikkat et.
Karşı tarafta dikkat et canım benim.
Üzüldüm mü? Tamam. Sınırlarını mı ilan ettim?
Tamam canım bir daha yapmayacağım.
Tabii ki öyle bir şey olmayacak. Atıyorum iş yerinde birisi var tamam mı?
Ve hep böyle plansız bir insan bu iş yerinizdeki insan.
O yüzden işlerini halledemiyor.
Ve onun işleri hep size kalıyor.
İhale size yıkılıyor tamam mı?
Ve siz bu durumdan artık bıkmışsınız.
Onun bu sorumsuzluğundan.
Çünkü hep fatura size ödetiliyor.
Veya her tartışmanızda saçma sapan tripler atan bir arkadaşınız var.
Ya da işte eşiniz dostunuz her kimse.
Sadece işte bana bunu yapma.
Bana işlerini yıkma arkadaşım.
Demekle sınır konulmuyor arkadaşlar.
Tamam mı? Bunu demeniz az önce dediğim gibi olmayacak yani.
Tamam canım. Okey sınırlarına saygı duyuyorum.
Özür dilerim hayatım. Böyle bir şey olmayacak.
Sınır şu demek. Bakın bana bu şekilde davranmaya devam edersen.
Atıyorum. Seninle arama mesafe koyacağım.
Tamam mı? Ben böyle bir dostluk istemiyorum.
Ya da bana işlerini yıkmaya devam edersen bunu yönetimle konuşmak durumundayım gibi gibi.
Bakın bu bir iletişim ve çitini gösteriyorsun karşı tarafa.
Benim çitim bu kardeşim, benim sınırım bu.
Bir daha mı yaptı? Bir daha mı işleri sana yıktı?
Bir daha mı aynı şekilde trip attı o insan arkadaşınız?
O zaman eyleme geçeceksiniz tamam mı?
Dediğinizi yapacaksınız. Bu ceza vermek değil arkadaşlar.
Karşı tarafın yaptığı şeyin bedelini ödemesi.
Biz bedel ödetmiyoruz.
Sorun bu. Doğal sonuç bu.
Olması gereken şey. Mesela bana bağırdığın için ben şu an bu odadan çıkıyorum ve sen sakinleşene kadar gelmeyeceğim diyorsun.
Yani sen diyorsun ki ben kendi çitimin içine çekiliyorum şu an.
Fakat bir şey yapmıyorsun.
Tamam mı? Bunu yapıyorsun. Kendi çitinin içine çekiliyorsun.
Hani vurmuyorsun, kırmıyorsun, dökmüyorsun.
Bir şey yapmıyorsun. Çitinin içine çekiliyorsun.
Atıyorum. Kardeşin sürekli kıyafetlerini giyiyor ve zarar veriyor kıyafetlerine.
İşte bir yerine bir şey döküyor, yırtıyor, dikkat etmiyor.
Ve bunun bedelini yani doğal sonucunu görmesi lazım kardeşinin.
Yani kardeşim sen benim en sevdiğim kıyafetlerimi seni yüzlerce kere uyarmama rağmen çok dikkatsiz bir şekilde kullandın.
O yüzden bir daha vermeyeceğim sana.
Eylem. Ve istediğinde de gerçekten vermeyeceksin.
Kıyafetini vermeyeceksin.
Yani çok açıklama yapmayın arkadaşlar.
Net olacaksınız. Açıklama yok.
O sınırı bir tartışma konusuna, bir pazarlığa dönüştürmeyeceksiniz.
Karşı tarafın onayını beklemeyeceksiniz.
Ve kesinlikle özür dilemeyeceksiniz.
Ve aşırı açıklamalara girmeyeceksiniz.
Çünkü çoğu insan sınır koyarken aşırı savunma yapıyor.
Kendini açıklama gereği duyuyor.
Şöyle daha kusura bakma sana borç vermek isterdim ama işte bu ay ekstra bir masrafım çıktı.
Araban bozuldu.
Kedicimi veterinere götürdüm.
Evimin tavanı aktı bilmem ne bilmem ne.
Bakın bunu dediniz. Karşı taraf eğer üçüncü grupta ise yandınız arkadaşlar.
Yani bu zaten hayırlı bir cevap olarak görmüyor.
Size diyecek ki tamam kardeşim o zaman öteki ay verirsin canını sıkma al işte.
Karşı tarafa argüman üretme şansı vermeyin.
Açık kapı bırakmayın çünkü oradan girecek o çetin içine girecek oradan o duvarları yıkacak.
Bakın açıklama yapmak dememiz karşı tarafı ikna etmeye çalışmamız demek.
Bizim sınırlarımızın geçerli olması için karşı tarafın ikna olmasına bize hak vermesine.
gerek yok. Tamam mı?
Altını çiziyorum. Bize hak vermesine ve onu ikna etmemize gerek yok.
Özür dilemiyoruz, açıklama yapmıyoruz ve karşı tarafın argüman üretmesine izin vermiyoruz.
Sınır koyunca şöyle bir mucize beklemeyin tekrar söylüyorum.
Karşı taraf gelip size işte ay Merve sınırlarına çok saygı duyuyorum tamam özür diliyorum bir daha sınırını ihlal etmeyeceğim demeyecek eğer olgun bir insan değilse.
Sizi sınamaya devam edecek yani zorluklar yaşayacaksınız.
O kadar kolay değil arkadaşlar o sınırları çekmek.
Size bir soru. Şimdi gerçek hayattayız tamam mı?
Gerçek hayatta biri sizin evinize sizden izin almadan girmiş.
Ne yaparsınız? Polisi ararsınız değil mi?
Tanıdığınız biri bile bunu yapsa hani girmiş içeri oturuyor.
Şok olursunuz ya.
Hani işten gelmişsiniz kapıyı bir açtınız.
İş arkadaşınız karşınızda oturuyor kahve içiyor.
Sizin evinizde. Ya ne yaparsınız?
Keyif yapıyor orada. Hayal edin.
Gerçekten korku filmi.
Ya aynısını insan psikolojisi için düşünün arkadaşlar.
Sınır böyle bir şey. Şimdi orada arayacağınız bir polis yok.
Polis sizsiniz. O çiti çeken sizsiniz.
O evi koruyacak, o mahremi koruyacak olan sizsiniz.
Tamam mı? O bahçeyi, o mülkü biz koruyoruz.
İlişkilerimizde mülkiyet çizgileri o kadar bulanıklaşıyor ki o güvenlik alarmları bozuluyor.
Başkasının kuruyan bahçesine su taşırken kendi bahçenizin toz toprak içinde kaldığını göremiyorsunuz.
Görmüyoruz. Ve sonra ne oluyor?
Tükeniyoruz arkadaşlar. Hiç bitmeyen bir içerleme içindeyiz.
Gece kafada kuruyoruz işte.
Ah keşke şöyle deseydim, bunu yapsaydım, böyle anlatsaydım bilmem ne.
Bakın sınır ihlallerinde suç sadece denetleyicilerin, karşı taraftaki insanın değil.
Yani bizim sınırlarımızı ihlal edenler de, test edenler de değil tek suç.
Bizim de suçumuz var.
Biz hayır diyemiyoruz arkadaşlar.
Psikoloğum bana bunu söyledi.
Dedi ki senin en büyük suçun ne biliyor musun?
Dedi bana. Çünkü ben bir bölümde anlatmıştım.
Sürekli kendimi suçluyorum.
Her olay. Kendimi suçluyorum.
Karşı tarafa aklamaya çalışıyorum.
Ve psikologum beni durdurup dedi ki senin tek suçun şu.
Senelerce boyun eğmen yani sınırlarının ihlal edilmesine izin vermen.
Eğer bir suç arıyorsan bu dedi yani.
Hani hep böyle karşı taraf suçlu biz masumuz.
Hayır. Hayır sen o çiti yıktıran sensin.
Kendine de bir bak. Kendime diyorum.
Kızım sana söylüyorum gelinim seni işit.
Hayır diyemeyen biziz ya.
Karşı tarafa hayır diyemeyen biziz.
Bizim hiç mi suçumuz yok?
Pazar günü telefonu açıp o verilen işi yapıyoruz.
Patronumuza hayır diyemiyoruz.
O telefonu kapatmıyoruz.
Pazar günü ya hani ailene ayıracağım vaktinden çalıp patronuna okey oluyorsun.
Niye? Hayır diyemediğin için, sınır çekmeyi bilmediğin için.
Senin hiç mi suçun yok?
Sırf dışlanmayalım işte onay görelim uyumlu olalım sevelim sevilelim sevgi pıtırcı olalım diye neler yapıyoruz.
Bakın Dede Korkut hikayelerinde çok sevdiğim bir söz var.
Der ki düşman içeride olunca kapı kilit tutmazmış Oğuz diyor.
Bunu bir düşünün tamam mı?
Önce o duygumuzu bilelim.
O duygumuzun farkına varalım.
Şunu demek istiyorum. Abi ben neden şu an bu insana bu kadar taviz veriyorum?
Ben niye bu insanın her yaptığına okey oluyorum her dediğine?
Ya o özde ne var? Hangi duyguyla hareket ediyorsun?
Onu bul. Bakın ben bunu bulduktan sonra böyle bir aydınlanma yaşadım.
Ve çok üzüldüm biliyor musunuz?
Yani biz oturmuş. Neden o eve giren hırsızla çay içiyoruz ya karşılıklı?
Hırsızla oturmuşuz. Evimizde çay içiyoruz.
Niye? Bunu bir düşünelim ya.
Ne var orada? Onay görmek mi istiyorsun?
Uyumlu olmak mı istiyorsun? Terk edilmek istemiyor musun?
Dışlanmak istemiyor musun? Neden yapıyorsun bunu?
Neden? O nedeni bulursak çözeceğiz sorunu.
Etmemiz gerekiyor o hırsızı polise.
Bıraksana bedelini ötesin cezasını çeksin ya.
Hayır biz çay içiyoruz oturmuşuz.
Şimdi arkadaşlar bölümün başında anlattığım şu bil ve ailesi var diye o hikayeyi hatırlayın aklınızdan çıkmasın.
Muhtemelen meseleyi bilmeseniz siz de belki bili suçlayacaktınız değil mi?
Aile size gelip anlatsın oğlum şöyle oğlum böyle.
Belki bili suçlayacaksınız.
Halbuki ailesi onu bu hale getirdi.
Ve sonunda şikayet eden yine ailesi oldu.
Psikoloğa giden yine aileydi.
Hırsızda çay içen aileydi aslında.
Ve bedelini de en az... Onlar ödedi.
Yani bile para vermeseler kötü ebeveyn olacaklardı.
Yani o diş çürümesi gibi işte.
O dişi çektirmeyip pasta yemeyi tercih etmişler senelerce.
Sınırlar kısaca bizim hayatımızda neyi kabul edip neyi kabul etmediğimizi gösteren şey.
O yüzden çok önemli. Ve şunu unutmayalım.
Çok önemli bir şey söyleyeceğim. Karşı tarafın ihtiyaçları ve istekleri sizin ihtiyaç ve isteklerinizden daha önemli değil.
Eşitsiniz. Tamam mı?
Kimsenin isteği ve ihtiyacı sizden önce ve öte değil.
Olmamalı da eşit olduğumuzu lütfen unutmayalım.
Yani herkese önceliklendirmeyi bırakın.
Eşit olduğumuzu hatırlayalım.
Bir arkadaşımla ortak iş yapıyorduk arkadaşlar bir dönem.
Sabah uyanamıyordu arkadaşım ve bana da bir tek sabah saatleri uyuyordu.
Yani mümkün değil sabah saatlerinin dışında bir şey yapabilmem.
Ve iş ikimizin ortak işiydi.
Ama hep ben arkadaşıma ayak uyduruyordum.
Ya ben uyanamıyorum diyordu.
Tamam diyordum. Senin istediğin saatte olsun.
Ama beni o kadar zorladı ki bu durum.
Yani benim için zordu o saat.
Ve içten içe öfkeleniyordum ya arkadaşıma.
Güceniyordum. Ve içten içe diyordum ki ne kadar bencil ya.
Ne kadar bencil bir insan diyorum. Ama şimdi dönüp baktığım zaman aslında onun sınırlarının net olduğunu görüyorum.
Bu sadece uyku meselesi değil.
Genel olarak böyle bir tavrı var hayatta.
Net sınırları. Benimkiler daha feda edilebilirmiş biliyor musunuz?
Bunu fark ettim. Ve bunu geçenlerde konuştuk hani yüz yüze.
Dedim ki ben böyle düşünüyordum ve senin gerçekten bencilli olduğunu düşünüyordum ama halbuki senin sınırların var.
Evet bencilli aynı zamanda bir tık da ama sınırların da var dedim.
Ben saygı duyuyorum ama eşit olduğumu anladım bu saatten sonra ve eşit olduğumu da hissettirdim karşı tarafa.
Artık o da bunun farkında ve bana öyle davranıyor.
Bunu konuştuk arkadaşlar.
Zaten açık iletişimdeyiz.
O yüzden sıkıntı yaşamadık.
Hatta o da bana dedi ki Merve benim de biraz sen gibi olmam lazım.
Senin de biraz ben gibi hani biraz bencil olman lazım.
Sınırlarını koruman lazım anlamında bunu konuştuk.
Kendi hayrımız için arkadaşlar benim de biraz bunu öğrenmem gerek.
Onun da biraz benim gibi olmayı öğrenmesi gerekiyor.
Yani orta yolu kastediyorum.
Hani benimki çok iyi değil zaten.
Onunki de çok iyi değil. Orta yol.
Peki sınır sorunlarının göstergeleri nelerdir Merve?
Bir kere... Tükenmiş hissedersiniz.
Burnout. Böyle kendinizi ihmal edersiniz.
Bu arada süper yardımcı sendromu diye bir bölümüm var.
Lütfen onu dinleyin bu bölümden sonra.
Daha böyle açılacak bu bölüm.
İçerleme hissedersiniz.
Böyle gizli gizli bir öfke.
Hayır diyemediğimiz için zorunluluktan yardım etmeye başlıyoruz.
Ve bu durum zaten içerlemeye yol açabiliyor.
Bazen karşımızdakine pasif agresif bir tavır sergiliyoruz.
Farkında olmadan. Kaçınma ve uzaklaşma olabiliyor.
Çünkü birçok insan arkadaşlar sınır.
koymanın getireceği o çatışmadan çünkü kolay bir şey değil sınır koymak.
Bir çatışma getirecek beraberinde.
Ondan korktuğu için o sorunu çözmek yerine ilişkiden kaybolmayı tercih ediyor.
Telefonlarını açmıyor.
Mesajlarınıza dönmüyor. O durumu yok saymayı tercih ediyor.
Bu çok yaşanan bir şey ve bu çok korku temelli bir tepki aslında baktığınız zaman.
Yani kişinin kendini ortaya koymaktan yorulduğunun Pasif agresif bir göstergesi bu kaçış.
Bir de arkadaşlar iç içe geçme ve karşılıklı bağımlılık diye bir şey var.
O da olabiliyor. Ne demek istiyorum?
Şimdi sağlıksız ilişkilerde bireylerin nerede bitip nerede başladığı belli değil.
Bulanık. Ve kişiler başkalarının sorunlarını kendi sorunları gibi algılıyor.
Ve onları doğal sonuçlarından kurtarmaya çalışıyor.
Kurtarmaya çalışırken de kendi bağımsız kimliklerini kaybediyorlar.
İlişki bağımlı mısın, bağımlısı mısın bölümümü dinleyin.
Tam da bu noktada. Lütfen dinleyin.
o bölümü. Hatta geçen bir takipçim şöyle demiş.
Erkek takipçi. Bu bölümü öylesine açtım ya.
Öylesine değil. Böyle otomatik açılmış ve değiştirebilmiş.
Konuşmaya başlayınca demiş ki o tamam dursun ya falan demiş.
Benim böyle bir problemim yok hani.
Okey dinleyeyim demiş öylesine.
Ve diyor ki şok oldum yani.
Bütün ilişkilerimin neden böyle olduğunu anladım.
O yüzden o bölümü lütfen dinleyin.
Karşınızdaki kişilerin kendi hisleri, kendi tutumları ve davranışlarının bedellerini lütfen onun yerine siz taşımayın.
Yaşandı. Ya ben arkadaşım sevgilisiyle kavga eder ben ağlarım ya.
Düşün ben burada oturup ağladığımı biliyorum saatlerce.
Arkadaşım üzüldü şöyle oldu böyle oldu diye o kadar hani içselleştiriyorum.
Ya o onun kendi sırt çantası tamam mı?
Biz niye taşıyoruz ya?
Niye o sırt çantasını ben taşıyorum onun yerine?
Birini davranışlarının doğal sonuçlarından kurtarmak onu güçlendirmek yerine zayıflatıyor.
Hatta sanırım fizi özel bölümlerinden birinde böyle bir hikaye anlatmıştım.
Bir aktrist Hollywood starı.
Alkolik. Senelerce böyle alkol sorunu.
Ve eşi kamuoyu bunu duymasın diye hep böyle kamufle etmeye çalışıyor.
Kurtarıyor. Sürekli adamı kurtarıyor.
Ama bir gün kadın bırakıyor.
Hani ne olacaksa olsun diyor ve bırakıyor.
Adam sabah bir uyanıyor arkadaşlar.
Yolun ortasında bir arabanın tekerine sarılmış yatıyor.
Yani o kadar içmiş ki bakın o durumda uyanıyor sabah ve herkes çekiyor adamı işte.
Habaraziler bilmem ne rezil oluyor yani.
Ve bakın kurtarılmadı.
Onu hiç kimse kurtarmadı ve adam bu şekilde yolun ortasında bulunduktan sonra işte o gün onun miladı oluyor.
Kurtarılmadığı için bedelini ödüyor arkadaşlar doğal sonuç diyorum yani yaptığının bedelini ödüyor.
Ve ondan sonra bir daha ağzına hiç alkol koymamış.
Karısı senelerce onu kurtardığını zannetti ama aslında...
Neye sebep olmuş fark ettiniz mi?
Bunu söylemeye çalışıyorum. O yüzden birini davranışlarının doğal sonuçlarından kurtarmak, tekrar ediyorum, onu güçlendirmek yerine bazen zayıflatıyor.
Ve yine çok önemli bir şey söylemek istiyorum.
Sınırlarınıza saygı duyanlar sizin bağımsızlığınızı ve gerçek sizi seviyorlardır.
Ama sınır çektiğinizde öfkelenenler sadece ve sadece sizin onlara sağladığınız imkanları, kolaylığı ve itaatinizi seviyor olabilirler.
Hani derler ya... 40 yıl sırtımda taşıdım.
Bir gün indirdim. Bana yaptığın nankörlük bu mu?
Evet tam olarak o. Sana yapılacak nankörlük o.
Çünkü sen sınır çektin artık.
Ve gerçek yüzünü gördün karşındaki insanın.
Bir de unutmadan, sağlıklı sınırlar koymadan ve çatışmayla doğrudan yüzleşemeyen bazı kişiler.
Üçgenleme dediğimiz bir şey yapıyor arkadaşlar.
Bu da şu oluyor. Sorun yaşadıkları kişiyle doğrudan böyle göz göze yüz yüze yüzleşmek yerine onu gidip başkalarına, eşlerine, dostlarına şikayet ediyorlar.
Ama diyorlar ki hayır bu sağlıksız bir şey.
Sağlıklı ilişki kuralları meseleniz her neyse her zaman sorun yaşadığınız kişiyle doğrudan bunu çözün diyorlar.
Bazısıyla da cidden yani ister yüz yüze olun ister göz göze olun yok yani.
Hiçbir şekilde anlatamıyor.
Karşı tarafa derdinizi.
Son olarak tekrar söylüyorum.
Sınırlar bizi insanlardan uzaklaştıran hapishane duvarları değildir.
Sınır deyince böyle aman tanrım çok korkunç.
Öyle bir şey değil arkadaşlar. Sınır dediğimiz şey iyi şeyleri içeri alıp kötülükleri dışarıda bırakan kapıları olan çitler arkadaşlar.
Hani mecburiyetten, suçluluk duygusundan ya da karşımızdaki insanın sevgisini kaybetme korkusundan dolayı vermiş olduğumuz evetler işte bir gücenmeye dönüşüyor.
Sağlıklı sınırlar inşa edebilmemiz bizi kendi ruhumuzun yöneticisi yapıyor.
Bu konunun devamını çekmeyi planlıyorum.
Bu konuda neler yapabileceğimizi daha detaylı anlatmak istiyorum.
Bence çok önemli bir mesele.
Ama şimdilik bu kadar.
Malum artık dikkat süremiz azaldığı için podcast'ı yarıda bırakmanızı istemiyorum.
O yüzden şimdilik bu kadar anlatacağım.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Sınırlarınızı ve bahçenizin çitlerini koruyun.
Hoşçakalın. Bay bay. Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Arkadaşlar tekrar hatırlatıyorum.
Terapini indirip karşınıza çıkan testi tamamlayın.
Yani uzman eşleşmesini yapın.
Çünkü 50 dinleyicime ücretsiz olarak ilk seans hediyesi verilecek.
Canım OSB dinleyicilerime Merve'lerinden bir hediye.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
