
Sinemaseverlerin her yıl heyecanla beklediği Filmekimi, bu sene de Paribu’nun ana sponsorluğunda sinemalara geliyor. 22. kez düzenlenen festival, 13-22 Ekim tarihlerinde İstanbul’da, 20-22 Ekim’de ise İzmir’de seyirciyle buluşuyor. Filmekimi programında Cannes’dan Venedik’e, Locarno’dan Toronto’ya uluslararası festivallerde dünya prömiyerini yapan ödüllü filmlerin yanı sıra, yeni yapımlar da yer alıyor. Siz filmekimi götüreceksiniz?
https://www.paribu.com/blog/haberler/paribu-sponsorlugunda-22nci-filmekimi-basliyor/ * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün günlerden cumartesi ve hafta sonu deyince ilk aklıma gelen tabii ki sinema oluyor.
Eminim çoğumuz için böyledir.
O yüzden bugüne yakışacak bir bölüm olsun dedim sinemayla alakalı.
Daha önce sinemayla ilgili 3 bölüm yaptım diye hatırlıyorum.
Artık o kadar çok bölüm yaptım ki unuttuklarım olabilir.
Şu an aklıma gelenler Stanley Kubrick ve Matrix analizleri bölümü.
Ve bugün de sinemada kahramanın yolculuğu modelini konuşacağız.
Kahramanın yolculuğu aslında başarılı filmlerin böyle genellikle temel aldıkları bir model.
Çok önemli. Ve bu model bir yandan biz izleyicilerin bir öykünü nasıl anlatır?
gerektiği konusundaki o bilinç dışı beklentilerini karşılıyor.
Bir yandan da o öykünün yaratıcısı her kimse ona çok zengin bir simgesel anlatım olanağı sağlıyor.
O yüzden çok önemli, çok ömerli.
Kahramanın yolculuğu deyince de tabii ki direkt kim geliyor aklımıza?
Mitolog Joseph Campbell geliyor.
Bu aslında özetle şu demek kahramanın yolculuğu.
Şimdi izlediğimiz filmlerde ya da işte okuduğumuz kitaplarda temel bir benzerlik var.
Bilmiyorum fark ettiniz mi?
İşte en başta hikaye...
Çok sıradan başlar. Her hikayede bir kahraman vardır mutlaka.
Bu arada kahraman deyince böyle wow falan öyle bir şey beklemeyin.
Oldukça sıradan da olabilir kahraman.
Adı yani kahraman.
Onu böyle çok gözünüzde büyütmeyin.
Hatta aklıma şu an Kafka'nın Gregor Samsa'sı geldi dönüşüm kitabındaki.
Hani diyordu ya Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.
Alın size kahraman. Şimdi o kahramanın bir amacı vardır veya bir problemi vardır, bir arayışı vardır ama muhakkak bir olayı vardır.
Her ne kadar sıradan bile olsa.
Ve biz o kahramanla bir şekilde empati kurarız.
Sonra o kahramanın hayatında bir olay vuku bulur.
Yani bir sorun olur, bir macera olur, bir şey olur.
Ve kahraman bir değişim sürecine girmek üzeredir hikayede.
Bu kısım aslında maceraya çare.
Ve kahraman ya bu maceraya atıştırır.
Ya da duraksayacaktır.
O maceradan, serüvenden kaçacaktır.
Ve sonra... Kahramanımız biriyle karşılaşır.
Bir akıl hocası olabilir. O hikayeyi değiştirecek bingo kişilerden biri odur.
Ve kahramanı değiştirip dönüştürecek.
Belki böyle yanında yakınında yardımcısı olacak kişidir o.
Ve onunla tanıştıktan sonra kahramanın macerası başlar.
Yani o eşiği geçer.
Sonra hikaye böyle tam sıradanlaşacakken olaya kötü bir karakter dahil olur.
Her hikayenin kötü bir karaktere ihtiyacı vardır.
Her zaman bunu söylerim.
da böyle bence. Düşmanlar olur, sınavlar olur, bir takım zorluklardan geçeriz ve bunca şeyden sonra artık değişiriz, dönüşürüz, dünyamız değişir.
Büyük sorunlardan sonra artık aynı biz değiliz değil mi?
Böyle olur hayatımızda da böyle.
Sonra bütün bunların bir ödülü veya bir cezası olur.
Kahraman işte ölümden döner ya da işte korkunç problemleri vardır.
Onlardan kurtulur bir şekilde ve hikayenin bu aşamasında biz de böyle derin bir oh çekeriz.
Ve yolun sonunda son bir final sınavı vardır.
Burası aslında yeniden doğuşun olacağı yer.
Yeniden doğuş ve kapanış.
Şu an çok basit anlattım.
Az sonra ejderhanın inine ineceğiz.
Çünkü derin derin anlatacağım.
Bu anlattıklarım arkadaşlar çok eski mitlerde, mitolojilerde bile var.
İşte Gılgamış Destanı'nı hatırlayın.
Kanalımda podcast'ı var. Aslında Campbell'ın deyimiyle söyleyecek olursam bir kahraman sıradan dünyadan...
Doğa üstü harikaların olduğu bir bölgeye doğru yola çıkar.
Kahramanın yolculuğu bu.
Orada muhteşem güçlerle karşılaşır.
Kesin bir zafer kazanır.
Ve kahraman bu gizemli maceradan hem cinslerine lütuflar bahşedecek bir güçle geri döner.
Bu olayı dikkat ettiyseniz dinler tarihinde de var.
Hazreti İsa, Musa, Prometheus hatta mitoloji.
Bunlar da var. Din, mitoloji, edebi, klasikler, filmler.
Hep böyle benzer öykü.
giriş gelişme sonuç bunları görürsünüz yani kısaca Kahramanın yolculuğu aslında bir olay örgüsü, şeması diyebiliriz.
Sürekli böyle tekrar eden bir aşama modeli.
Ve Campbell mitolojileri, efsaneleri, dini öğretileri bunları inceleyerek aslında bu döngüyü tanımladı.
O yüzden çok önemli. Bütün bunların yani bu hikayelerin ortak bir paydası var.
Bu da dediğim gibi kahramanın yolculuğu.
Şimdi arkadaşlar izlediğiniz filmleri şöyle bir gözden geçirin.
Misal benim en sevdiğim film oldular bilir Fight Club.
Orada işte Edward Norton karakteri.
vardı. Gayet sıradan bir işi var böyle tek düze bir yaşamı var.
Kronik uykusuzluk çekiyor falan.
Kanserli hastaların terapi gruplarına katılıyordu hatırlarsanız.
Sonra Marla karakteriyle tanıştı.
Derken bir yola çıktı değil mi?
Ve geri döndüğünde evinin yanmış olduğunu gördü.
Ve Tyler Durden'ın olan hikayesi burada başladı.
Maceraya çağrı. Sonra ne oldu?
Yer altında dövüş kulübüne katıldı.
Daha fazla spoiler vermeyeceğim izlemeyenler olabilir.
Yani çoğu filmin aslında olayı bu.
Kahramanın yolculuğu.
Ve bunun arketipsel bir değeri var.
Evrensel arketipler vardır.
Hani işte yaşlı büyücülerden.
o büyülü kılıçları almak için yola çıkan yiğitler, uyuyan devler, işte büyülü armağanlar getiren peri kızları, ejderhalarla dövüşen şövalyeler değil mi?
Bu aralar böyle geceleri yatmadan Macar masalları kitabı var onu okuyorum.
Hep böyle ejderha ile savaşan yiğitler var masallarda dikkatimi çekti.
Gerçekten evrensel bir arketip.
Şimdi ben neden bugün bu konuyu anlatıyorum?
Karakter arketiplerini neden önemli?
Çünkü o öyküdeki ya da işte filmdeki kişilerin işlem ve amaçları anlamamız için çok önemli bir araç.
Bunu anlarsak dediğim gibi artık böyle film okumalarında başka bir pencereden bakabiliriz.
Kısaca öykü anlatmanın evrensel bir dili var arkadaşlar.
Bunu göreceğiz. Ama şunu da belirtmek istiyorum.
Arketiplerin öyle çok katı kuralları yok, kalıpları yok.
Esnek. Yani şöyle örnek vereyim.
Mesela bir film izliyorsunuz ya da bir kitap okuyorsunuz.
Orada bir karakter var. Ona hemen şey dediniz işte bu kesin akıl hocası.
Belki olmayabilir çünkü karakter bazen tek bir rolün kalıbında sıkışıp kalmaz.
Örnek ver Merve mesela işte Matrix herkesin bildiği bir film diye oradan gidiyorum.
Morpheus orada Neo'nun akıl hocasıydı değil mi baktığımız zaman?
Akıl hocası kesin menet ama Neo'ya ne yaptı?
Kırmızı hap mı mavi hap mı bir seçim yaptırdı.
Burada akıl hocası evet okey.
Ama eşik nöbetçisi görevini üstlenmişti.
Eşik nöbetçisinden sonra anlatacağım.
Ya da Spartacus filmi yine herkesin izlemiş olduğu bir film.
Orada eşik nöbetçisi Drabba'ydı ama ölümcül dövüşün sonunda akıl hocası olmuştu hatırlarsanız.
Ve Spartacus'a hayatının dersini vermişti.
Şimdi bu kahramanlara dönecek olursak artık.
Arketipler, karakterlerin üstlendikleri roller bunlar neler?
Bunları anlatacağım. İşte kahraman var, akıl hocası var, eşik bekçisi, haberci, biçim değiştiren.
İşte gölge, oyuncu, hileci.
Önce bunları anlatacağım.
Ondan sonra da kahramanın yolculuğunun az önce anlatmış olduğum aşamalarını açığa açığa gideceğiz arkadaşlar.
Önce kahramanla başlıyoruz tabii ki.
Öykümüzün, filmimizin ana karakteri hayatını yolculuğa adamıştır.
Yani kendi sıradan dünyasını terk eder ve bir bilinmeyene, tekinsizliğe, belki böyle tehlikeli bir yolculuğa doğru yola çıkar ve öykünün filmin sonunda ya da değişmiş olarak geri döner.
Her şeyin sonu. Artık o değişmiştir ve öykünün o başrolündeki kişinin gerçek bir kahraman olabilmesi için öncelikle ne yapması gerekiyor?
Hikayedeki bir mancara çağrısı alacak ona olumlu bir yanıt vermesi gerekiyor.
Yani meydan okumayı kabul edip.
arayışa çıkması gerekiyor baş kahramanımızın ister aşkı bulmak isterse ödül elde etmek hani kendi kişisel amaçları olabilir ama bir harekete geçmek gerekiyor burada belki işte topluma özgürlük ve adalet
getirecektir ya da insanların yaşamlarını kurtarmak için işte toplumun faydasına bir şeyler yapacaktır kahramanın öz niteliği kendini bir amaç uğruna feda edebilme gücü ve biz
izleyicilerin o kahramanla empati kurmasını özdeşleşmesini sağlamak için Kahramanın herkesin anlayabileceği evrensel güdüleri olmalı.
Burası çok önemli. İşte sevilme olur, önem verilme.
Anlaşılma, başarılı olma, intikam alma gibi gibi insani şeyler.
Yani bir takım böyle insani ve beğenilen nitelikleri olmalı.
İşte cesaret olabilir, alçak gönüllülük, sevecenlik gibi.
İşte duyguları olmalı, hevesleri olmalı, öfkesi, şehveti, işte vatanseverliği gibi.
Ve zayıflıkları, kusurları da olabilir ki bu kahramanı böyle daha çekici kılar.
Onunla empati kurmamızı kolaylaştırır.
Çünkü biz şunu biliriz ki hiçbir gerçek insan, Kusursuz değildir değil mi?
O yüzden izlerken kendimizde bir şeyler bulmamızı sağlar bu özellikleri.
Ve kusurları bazen kahramanın hikayesinin sonunda sağlıklı bir kişiliğe kavuşması için de kullanılabilir.
O öykünün içerisinde ya da filmin içerisinde bir kusuru vardır.
Ve hikayenin sonunda dediğim gibi sağlıklı bir kişiliğe kavuşmuş olarak görürüz onu bazen.
Yani illa böyle işte yoluna çıkacak engeller işte kılıçla düşman koşturacak falan öyle bir şey yok.
Bazen insan kendisiyle...
savaşabilir ve kendisini de yenebilir o içindeki kötü şeyleri.
Yani bazen kahramanın yolculuğu Psikolojik bir yolculuktur.
İlla böyle fiziki bir yolculuk gibi düşünmeyin.
Sırada akıl hocası var yol gösterici.
Bu yine temel arketiplerden biri önemli.
Kahramana yardım eden işte onu eğiten onu koruyup kollayan kişi o hikayede.
Hani Jung'un yaşlı bilgi arketipi vardır ya onun gibi düşünün akıl hocasına.
Mana kişilik der Jung buna.
Bu da aslında doğaüstü güçlerin böyle bedenlenmiş kişiselleştirilmiş imgesi anlamında.
Jung'un terminolojisinde mana kişilik.
Yani yaşlı bilge Jung'un terminolojisinde kahramanın yolculuğundaki akıl hocasına, yol göstericisine tekabül ediyor.
Ve kahramanın gelişiminde çok önemli bir rolü var akıl hocasının.
Ve bu arketip mitoslarda, masallarda...
Hatta rüyalarda da karşımıza çıkıyor işte simyacı, büyücü, doktor, profesör, evliya, baba, öğretmen gibi gibi bu figürlerle karşımıza çıkabilir.
Ve bunun olayı da kahramanın içindeki o potansiyeli çıkarmak.
Onu böyle daha yüksek bir biniş durumuna getirebilmek için gereken ne varsa onu yapması.
Hani bugün mentor dediğimiz sözcük kaynağını Homeros'un Odysseus'undan alıyor.
Mentor adlı bir karakter işte hikayede genç bir kahramanımız var Telemachus.
Ona yolculuğu sırasında destek oluyor mentor ama Telemachus'a yardım eden mentor kılığına girmiş Athena aslında.
Yani mentor tanrısal bir gelikli dolu ve tanrıçanın sesiyle konuşuyor.
Cennet bahçesindeki Adem için tanrı, Kral Arthur'a yol gösteren Merlin, Cinderella'ya yardım eden o peri ya da işte Frodo için Gandalf neyse o.
Neo için Morpheus, Harry Potter için Profesör Dumbledore.
Yani akıl hocalarının önemli bir işlevi var.
O da kahramana dediğim gibi yol göstermek, potansiyelini açığa çıkarmak, onun yanında yoldaşlık yapmak, kahramana armağanlar vermek de olabilir.
Nasıl bir armağan? İşte büyülü bir giysi olabilir.
Her kapıyı açan bir anahtar olabilir.
Bir iksir olabilir ya da işte onun hayatını kurtaracak bir araç verebilir.
Bazen bu hediye manevi de olabilir.
Yani bir sırrın açıklanması kahramana, bir ilham, bir öğüt, bir uyarı bunlar da olabilir.
Hani illa böyle fiziki bir şey beklemeyin.
Harry Potter'ın asası gibi.
Ben Harry Potter filmine onun fanatiği olan bir arkadaşımla gitmiştim.
Harry Potter kitabıyla yatıp kalkıyordu.
O kadar seviyordu ki ciddi anlamda fanatiydi.
Aşırı eğlenmiştim onunla izlerken.
Böyle her şeye hakim olduğu için bana böyle anlatıyordu.
Merveşir düşü olacak böyle bilmem ne falan.
Yani yıllar oldu hala unutmuyorum.
Bence filme kimle gittiğiniz de çok önemli.
En az film kadar önemli. Dün ben arkadaşımla kuru otlar üstüne filmine gittim.
Sonunda gidebildim.
İkimiz de Nuri Bilge Ceylan filmlerine bayılıyoruz.
İşte onları yorumlamayı konuşmayı falan çok seviyoruz.
Hatta bir arkadaşım var onunla da böyle zeki demir kubus.
Bütün külliyatını böyle yiyip bitirmiştik yani.
Aşırı severiz. Hatta Masumiyet filmini bir gece böyle beraber izlemiştik.
Hiç unutmuyorum onu izlediğimiz günü.
O Derya Alabora'nın müthiş bir nidası vardır o filmde.
Baya böyle onun üzerine konuşmuştuk.
Sonra ben Yeraltı'ndan Notlar filmini tek başıma izledim.
O artık İstanbul'da yaşıyor. Tek başıma izledim ve şey diyorum sürekli.
Keşke o da olsaydı. Beraber izleseydik.
Hatta bu sene yeni filmi gelecek.
Zeki Demirkubuz'un yıllar sonra aralıkta yeni bir filmi geliyor.
Hayat filmi. Aşırı merak ediyorum ama...
İçimde böyle bir buruk yine. Diyorum ki hani keşke onunla izleyebilsem yeniden.
Çünkü o artık kafamda onunla eşleşti.
Hani Zeki Demirkopuz deyince direkt aklıma o arkadaşım geliyor.
Siz film ekimi götürüyorsunuz yanınızda.
Hani kiminle film izlemekten keyif alıyorsunuz.
Böyle sizin kadar sinema sever bir arkadaşınız varsa harika bir haberim var.
Sinema severlerin her yıl heyecanla beklediği film ekimi bu senede Paribu'nun ana sponsorluğunda sinemalara geliyor arkadaşlar.
22. kez düzen...
Yani Ankara'da yaşayan bir İzmirli olarak aşırı derecede hasetlendim.
Merve film ekimi programında neler var?
Aslında neler yok ki demeliyim.
Çünkü Cannes'dan Venedik'e, Locarno'dan Toronto'ya, uluslararası festivallerde dünya premierini yapan ödüllü filmlerin yanı sıra yeni yapımlar da yer alıyor film ekimi programında.
Ekim ayı deyince artık ilk akla gelen şeylerden biri tabii ki film ekimi.
Peki siz filme kimi götüreceksiniz?
Film ekimi programının detaylarını şimdi açıklamalara bırakıyorum ve şimdiden hepinize iyi seyirler diliyorum.
Yani gidebilecek olanlar gerçekten çok şanslısınız.
Ne diyorduk? Akıl hocası müjde verir diyorduk.
Ben de size böyle bir müjde vermiş oldum.
Bu arada akıl hocası demişken o illa böyle bir kişi olmak zorunda değil.
Kişinin bazen kendi yüreği de aklının hocası olabilir.
Erdemleri, ahlakı, ahlak anlayışı, adaleti bunlar da olabilir.
Yani içsel bir akıl hocası da olabilir, vicdan olabilir.
Sırada eşit bekçisi var sınama.
Bu çok önemli bir kahraman arketipi.
Böyle kendinden çok emin, kaya gibi sağlam bir karakter.
Bu da kahramanın değişmek ve gelişmek için girmek zorunda olduğu o özel evrenin girişini koruyan, işte kahramanın geçişine engel olan kişidir eşit bekçisi sınama dediğimiz yer.
Görevi şudur hak etmeyenleri bu özel evrene sokmamak.
Ve kahramanın değerini kanıtlamasını bekler eşik bekçisi.
O özel evrene geçebilmesi için.
Ve kahraman ona kendini ispat etmek zorundadır.
Yani bir sınavı geçmeli, bir bulmacayı çözmeli bir şey yapması gerekiyor o özel evrene geçmek için.
Hemen bir flashback yapalım.
Gılgamış Destanlığı'nı hatırlayın.
Orada işte Maşu Dağları'nın girişini koruyan akrep adamlardan bahsetmiştim size.
Onlar olabilir mesela eşik bekçisi.
Ya da Oedipus hikayesini hepiniz bilirsiniz.
Oedipus'a bilmeceler soran bir Sphinx.
vardı değil mi? Bunlar eşik bekçisine örnek olabilir.
Ama eşik bekçisi bazen kilitli bir kapıda olabilir.
Gizli bir geçit, bir hayvan bu tarz şeyler de olabilir.
Hani illa böyle fiziki bir karakter olmasına gerek yok.
Yani kahraman için bir Tehdit unsuru oluşturacak bu eşik bekçisi ve kahraman onu aşmak için doğru yöntemi bulmak zorunda.
İşte Sphinx bilmeceler soruyordu değil mi?
O dipusu geçirmek için hatırlayın.
Yani onu aşması gerekiyor.
Eğer onu aşamazsa o özel evrene giremeyecek kahramanımız.
O dipusta keşke o evrene giremeyeydi.
Bunu demeden geçmeyeyim. Şimdi eşik bekçileri cennet bahçesindeki kerubiler gibi düşünün.
Hani serafin melekleri de denir bu kerubilere.
Hak edeni bile cennetten uzak tutmaya çalışmak için böyle kılıcıyla cennetin kapısında nöbet tutan melekler kerubiler.
Öyle olduğuna inanılır.
Ve Matrix 3 demesinde hani seraf diye bir karakter vardı.
Muhtemelen buradan geliyor serafin meleği.
Hani Neo'ya şey diyordu ya biriyle dövüşene kadar onu gerçekten tanıyamazsınız diyordu.
Çok severim bu sözünü. Çok da haklı bence.
Bekçisi kişiliğimizin o gelişimini engelleyen her türlü sınırı temsil ediyor.
Ruhumuzun karanlık dehlizleri, duygusal ağır yaralarımız, günahlarımız, bağımlılıklarımız, tutkularımız ya da işte hayatımızda daha önce aşmış olduğumuz eşlik nöbetçilerinin bir türlü unutamadığımız
böyle acıtan sözleri de olabilir.
Egodan gözümüzün kör olmasa bunlar da eşlik bekçisi olabilir ve kimi zaman dediğim gibi duygusal olabilir, zihinsel düzeyde de olabilir ya da bir kişi de olabilir.
Bir başka kahraman arketipi müjdeci, haberci.
Müjdecinin işlevi kahramanı mücadeleye çağırmak.
Genelde öykünün ilk safhasında yer alır ve kahramanın böyle kısır bir yaşam evresinde olduğunu görürüz.
Orada kapalı kalmıştır, uyuşuktur.
O sırada müjdeci devreye girer.
Ve müjdeci o hikayede göründüğü zaman biz anlarız ki Kahramanın artık yaşam dengesi alt üst olacaktır.
Yani işler artık eskisi gibi olmayacaktır.
Bunu anlarız. Ve kahramanı kışkırttığını görürüz.
Onu harekete geçirir bir şekilde.
Hani Alice'in Beyaz Tavşanı'nı hatırlayayım.
Beyaz Tavşanı'nı takip et. Onun çağrısı gibi.
Müjdeci böyle psikolojik düzeyde manevi bir değişimin zorunluluğunu vurgular hikayede.
Ve kahramanın iç dünyasında bir yenilenmenin gerekli olduğunu vurgular.
Yani illa bir kişi olmak zorunda değil.
Hep diyorum bunu. Hani bazen bir not olabilir.
Bu bir bilgi...
Alır kahraman ya da işte yeni bir fikir gelir kafasına ya da işte bir rüya görür.
Bunlar da müjdeci olabilir.
Yani müjdeci kahramanı serüvene çağıran şey her neyse odur.
Film izlerken dikkat edelim.
Bir başka arketip biçim değiştiren sorgulama ve aldatma.
Mesela yine herkesin bildiği bir filmden gidecek olursak The Godfather filmi.
Baba filminde bir emniyet müdürü vardı.
Mark Mikloski onun amacı yalanlarla kahramanın kafasını karıştırmaktı.
Yani onu böyle hata yapmaya...
Gitmeye çalışıyordu, yolundan alıkoymaya çalışıyordu ve mizacı istikrarsızlıktı.
Ve değişim bu arketipin öz niteliğidir arkadaşlar.
Yani biçim değiştiren dedim ya sorgulama ve aldatma dedim.
Gerçek niyetini kahraman tam olarak çözemez bu karakterin ne olduğunu.
Hani böyle içtenliğinden ve sadakatinden hep şüphe duyduğumuz insanlar vardır ya işte onlar gibi düşünün.
Hayatımızdaki biçim değiştirenlere dikkat edelim.
Onlara da buradan selam olsun.
Yani hikayenin belirsiz kişisi.
Ya acaba bu iyi biri mi yoksa kahramanı ihanet mi edecek onu sırtından mı vuracak dost mu düşman mı dediğimiz o kişi hep böyle bir içimiz içimizi yer ya bir güvenmeyiz böyle öyle insanlar
vardır hayatımızda. Bu arada ben hayatımda böyle şüphelendiğim kim varsa dost mu düşman mı hani şüpheleniriz dedim ya.
Onlardan genelde kazık yedim biçim değiştirenlerden aman dikkat.
Şimdi bu hikayede illa böyle belli bir kişi olacak diye bir şey yok.
Bazen herhangi bir karakter işte hikayenin bir aşamasında bu maskeyi takabilir.
Yani başka bir karaktere bürünebilir.
Hatta kahraman bile bazen bir tuzaktan kaçmak için ya da işte eşik bekçisini atlatmak için biçim değiştirebilir.
O yüzden hani illa budur diyemeyebiliriz.
Psikolojik bakımdan baktığımız zaman bu arketip değişimin katalizörü yani dönüşüm isteğinin bir simgesi de olabilir.
Yani kahramanın değişim arzusu olabilir.
Çoğu zamanda anima ya da animus enerjisini ifade eder.
Bunu Dişiyle Enerji Podcast'ında anlatmıştım.
Şöyle karşı cinsten yansıyan imgeler yığını yani bu arketipi çözümleyen kahraman artık karşı cinsi anlamayı başarır ve kendi ruhunda o baskı altında tuttuğu enerjiyi
serbest bırakır. Hani geçen bir film önermiştim size.
Instagram'da Fair Play diye bir film.
O sanki bu kısma örnek olabilir diye düşündüm izlerseniz.
Sırada gölge arketipi var.
Yok etme. Mesela buna örnek olarak Unforgiven filminde gölge kimdi?
William Money. Yani Clint Eastwood'un canlandırmış olduğu karakter.
Onun işte bastırmaya çalıştığı gerçek kişiliği ve kana susamış katil ayyaş kimliği.
Gölge arketipi psikolojik bakımdan karanlıkların enerjisini temsil ediyor.
Sade edilemeyen, yüzeye çıkamayan, ihmal edilmiş, bastırılmış, unutulmuş, reddedilmiş duygularımızı simgeliyor.
Biliş dışımızın şeytanları gibi düşünün.
Bununla ilgili bir podcast var kanalımda gölgeyle ilgili.
Kendimizde korktuğumuz, nefret ettiğimiz her ne varsa gölge işte odur.
Şu an aklıma hemen bir film geldi yine.
The Power of Dog. Bunu da özellikle homofobik olanlar izlesin diyorum.
Hadi bakalım. Gölge kahramanın örtülü niteliklerinin bir yansıması olduğu için işte bastırılmış ya da reddedilmiş kimi özellikleri, yaratıcılık, özveri, şefkat gibi olumlu
nitelikleri de içerebilir.
Hani illa böyle çok kötü bir şey öyle düşünmeyelim.
Kahramanın karşısına güçlü bir rakip olarak çıkar gölgesi o hikayenin içerisinde ve onu korkularının üstesinden gelmeye, kendisiyle yüzleşmeye zorlar.
Ve mücadelesinin sonunda kahramanın yetkinleşmesini sağlar.
Bir başka hareket...
Hepsi oyuncu yani hileci, huzur kaçıran.
Hani Türk sinemasında Cilalı İbo diye bir karakter vardır.
Bizim annelerimizin, babalarımızın izlediği filmlerde vardı.
Ben çok yakalayamadım ama biliyorum onu.
Yine o devirden Adanalı Tayfur, Öztürk Selengil'in hayat verdiği karakter olabilir örnek olarak.
Bu arada Zafer Algöz müthiş bir taklit yapıyor Öztürk Selengil taklidi.
Kesin izlemişsinizdir çok hoşuma gidiyor.
Şöyle şimdi oyuncu, hileci arketipi, kahramanın can yoldaşı ya da sadık hizmetkarı olabilir.
Ya da gölge ekibine de dahil olabilir.
Yani bağımsız da olabilir hikayenin içerisinde ama muzip karakteri canlandırır.
Böyle eli avuca sığmayan Joker gibi böyle civa gibi ortalığı karıştırır.
bir baş belası bazen işte kahramana neşe veren kişi de olabilir.
Oyuncu hileci yani mizah yoluyla böyle aşırı şişkin egoları söndürür.
Bazen kahraman da bu role girebilir nadir olsa da.
Görevi hikayedeki o dramatik gerilim var ya bunun dozunu düşürmek yani ortamın o ciddi havasını dağıtmakla mükellef.
Orayı işte ferahlatmakla görevli.
Bazen kaos yaratabilir.
Bazen iki yüzlülükleri insanların kurnazlıklarını ortaya çıkarabilir bu karakter.
Şimdi En başta özet olarak anlattığım hani Joseph Campbell'ın kahramanın yolculuğu modeli var ya bunu açı açı gideceğiz.
Kahramanın yolculuğu paradigmasının aşamaları tümüyle fiziksel bir serüven olarak ele alınmaması gereken bir mevzu.
Çünkü duygusal düzeyde gerçekleşen psikolojik bir düzeyde var.
Bu yolculuğun çeşitli aşamalarında kahramanın davranışları onun gösterdiği psikolojik değişimi yansıtıyor.
Şöyle şimdi bunları açarak gideceğiz ama kısaca bilgi vereceğim.
Gündelik dünyadan bahsedeceğim.
Gündelik dünya az önce dediğim hani yolculuğun çeşitli aşamalarında kahramanın davranışları gösterdiği psikolojik değişimi yansıtır dedim.
Şöyle gündelik dünya sorunun sınırlı farkındalığı, serüvene çağrı, kahramanımızın artan farkındalığı, o çağrının reddi değişimden kaçınması, akıl
hocasıyla karşılaşması, isteksizliğin aşılması, eşiği aşma.
Değişime adanış, sınavlar, dostlar, düşmanlar, bu ilk değişim deneyi...
Mağaraya doğru kısmı büyük değişime hazırlık, ateşten gömlek, büyük değişime girişme, ödül kılıcını ele geçirme, girişiminin sonuçları, dönüş yolu değişime yeniden adanma, diriliş
kısmı da büyük değişim için son girişim ve son olarak iksirlerden bahsedeceğim size dönüş.
Burada da sorunun üstesinden gelme olacak bu psikolojik değişimleri bu şekilde yansıtıyor dedik.
Önce gündelik dünyayla başlamak istiyorum.
Ne demiştik gündelik dünya için?
Sorunun sınırlı farkındalığı.
Yani bu kısım aslında yolculuk başlamadan önceki evre ve kahramanı iyice tanımamızı sağlıyor.
İzleyici çoğu zaman kahramanın gözlerinden göreceği için kahramana alışması gerekiyor, ona güvenmesi gerekiyor, aralarında bir bağ kurması gerekiyor.
Dediğim gibi insani kusurları olmalı kahramanın.
Bizi bir yerden yakalaması gerekiyor.
Gündelik dünya dediğim kısım kahramanın evi.
Konfor alanı işte huzurlu rutin hayatı hepimizin olduğu gibi ve özel dünya dediğim şeyde sürekli bunları duyacaksınız az sonra.
Bunun tam karşıtı yani kahramanın gündelik hayatının o işte rutin konfor alanının tam karşısı özel dünya.
Mesela işte Alice bir ağacın altında hani ablasıyla uslu uslu oturuyordu.
Sonra işte beyaz tavşanı takip etti bir deliğe girdi tavşan deliğine.
Sonra dünya bir anda bambaşka oldu.
Ya da Oz büyücüsünü hatırlayın Dorothy'nin o yola çıkmadan önceki hayatını.
kadar sıradandı ve sonraki hayatını hatırlayın.
Öncesi ve sonrası. Ya da Charlie'nin Çikolata Fabrikası.
O filmi izlemişsinizdir ya da kitabını okumuşsunuzdur.
Orada da küçük Charlie'nin bir önceki hayatı vardı.
Nasıl böyle sıradandı ama ondan sonra fabrikaya girdi.
İşler nasıl değişti.
Ya da Matrix filmi Neo.
Gündüzleri bir şirkette programcı olarak çalışıyordu.
Gayet sıradan bir hayatı vardı.
Ta ki o gece bilgisayar başında uyuyakaldığı ana kadar.
Normal bir kişi ya da yazgısında kahramanlık olan özel bir kişi gündelik dünyasından kopacak, sıradan dünya burası ve kahramanın yolculuğu başlayacak.
Sırada maceraya yani serüvene çağrı var.
Bu da başroldeki karakterin izleyiciye tanıtılmasından sonra hani girişte dedim ya o sekanslarda gördük işte sıradan hayatını.
Sonra o öykünün, hikayenin, filmin devam etmesi için etkin bir olaya ihtiyaç var değil mi?
Hani böyle sürekli onun sıradan hayatını izleyecek değiliz.
Öykünün merkezindeki kişiyi serüvene sürükleyecek bir değişim gerekiyor arkadaşlar.
Serüvene çağrı gerekiyor maceraya.
Göze alınması gereken bir meydan okuma ya da ardına düşürecek zorlu bir arayış gerekiyor.
Bir maceraya davet gerekiyor.
Yani kışkırtıcı bir olay hikayedeki serüvene çağrı ve çoğunlukla bunu haberci, müjdeci arketipi verir kahramana.
Onun vermiş olduğu bir çağrıdır veya dediğim gibi kahramanın içinden yükselen bir arzu, bir dürtü de olabilir bu.
Hani illa birine gereksinim olmayabilir.
Klasik mitolojide haberci, müjdeci arketipinin temsilcisi.
Kimdir? Hermes değil mi?
O kanatlı sandaletleriyle Hermes.
Aynı işte ve Yahudilikte Rafael, Hristiyanlık ve Müslümanlıkta Cebrail adlı meleğin gerçekleştireceği düşünülür.
Serüveni çağrı için örnek olarak yine herkesin bildiği filmlerden gidecek olursak Harry Potter olabilir.
Harry Potter hatırlarsanız 11.
yaş günü yaklaşıyordu.
İşte o sürede böyle garip garip olaylar oldu.
Haritaya bakan bir kedi, işte Harry'nin hakkında konuşan cübbeli adamlar, çevrede uçuşan baykuşlar ve sonunda...
Harry'e bir mektup geliyordu ama Mr.
Dursley mektubu Harry'e vermiyordu.
Sonra Harry'e her gün yüzlerce mektup gelmeye başlamıştı.
Ve Harry'nin doğum gününde başlayan müthiş bir fırtına oldu.
Ve o sırada haberci rolünde Hagrid gelmişti değil mi?
Harry nihayet gerçek kimliğini bir büyücü olduğunu ondan öğrenmişti.
Ve büyücüler okuluna davet almıştı.
İşte serüvene çağrı kısmı aslında bu.
Yani buradaki müjdeci haberci Hagrid dediğim gibi.
Ve buradaki önemli olay şu.
Kahramanın çağrıyı kabul etmesi.
Yoksa anlatımın dengesi bozulacak çünkü.
Yani sırlar çözümsüz kalabilir.
Yanlışlar düzelmeden kalabilir.
Ya da hikaye sarpa sarar bir şeyler olur.
Ya da hikayenin pek hayrını olmaz bu serüvene çağrının reddi.
Şimdi çağrı reddedilirse ne olur?
Çağrının reddi kısmına geldik.
Kahraman gündelik hayatında gayet böyle mutlu, keyifli, her şey tıkırında.
Bunu şöyle düşünebilirsiniz.
Hani Matrix'de Neo kırmızı hapı değil de mavi hapı seçmiş olsaydı ne olacaktı?
O şekilde yoluna devam etseydi.
Çok sıradan bir hikaye izleyecektik değil mi?
O zaman Matrix Matrix olamayacaktı.
Hani Hobbit filminde Bilbo'nun şöyle bir sözü vardı.
Ya bizler sessiz sakin yaratıklarız ve serüvenlerle işimiz yoktur.
Kötü ve rahatsız işler.
İyi günler. Serüven falan istemiyoruz burada, teşekkürler.
Yani kahraman gündelik dünyanın huzurundan kaçmak, kopmak istemeyebilir.
O yüzden çağrıyı reddedebilir belki.
Hani bu da bir serüvene çıkabilmek için yaşlılık, hastalık, ölüm, çilecilik biçimine bürünmüş dört çağrı almıştı ve ondan sonra çıkmıştı hatırlarsanız.
Kanalımda onun da bölümü var.
Çağrının reddi değişime karşı çıkmaktır.
Sırada akıl hocası var, zaten az önce anlattım diye hatırlıyorum.
Onun görevi de kahramana bir şey...
İşte kahramanın kendi kendine beceremeyeceği bir ustalığı belki ona öğretmek.
Kendi potansiyelini ona göstermek.
Az sonra ateşten gömleği anlatacağım.
İşte bu aşamada kahramanın böyle zorluklara göğüs gelmesinde çok etkili rol oynuyor akıl hocası.
Hikayede veya işte sinemada akıl hocası genellikle böyle kahramanın zihnini etki eden kişidir.
Onun bilincini, onun iradesini böyle çaktırmadan yönlendiren kişidir.
Ve kahramanın manevi rehberidir.
Mesela Hazreti İsa...
Açısından bakarsak kimdir bu?
Vaftizci Yahya değil mi?
Akıl hocası genelde yaşlı bir kadın ya da yaşlı bir adam olarak karşımıza çıkıyor.
Misal Rocky'nin, Rocky Balboa'nın yaşlı antrenörü kimdi?
Mickey değil mi? Mick. Tabi hepsi böyle yaşlı olmuyor akıl hocalarının.
Mesela Aslan Kral'ın akıl hocası ona hayalet şeklinde görünen babasıydı değil mi?
Ama bir tane daha vardı. Rafiki, büyücü karakteri.
Yani bazen birden fazla bile olabilir akıl hocası.
İşte Gladiator filminde Proxima karakteri tam bir...
Yaşlı bilgeydi gladiyatör eğitmeni.
Bazı hikayelerde kahraman akıl hocasına baş kaldırır.
Bunu da görürsünüz. Bu da aslında kahramanın yüzleşmesi gereken bir başka zorluktur.
Çünkü birine güvenmesi gerekiyor.
Egosunu alt etmesi gerekiyor.
Ve verilen öğütleri dinlemesi gerekiyor.
Bunlar bazen kahramanı zorlayabiliyor.
Bir de şu var. Akıl hocalarının ortak noktası hikayenin böyle belli bir noktasında geriye çekilmeleri.
Mesela Gandalf'ı hatırlayın.
Kahramanın tam anlamıyla kahraman olmasını sağlamaları için bu gerekiyor bazen ve dediğim gibi bir armağan da verebilir.
İşte Musa'nın asası gibi, Dorothy'nin o büyülü terlikleri gibi eve geri dönmesini sağlamıştı.
Harry Potter'ın sihirli asası gibi.
Ve sırada serüven eşiği var.
Serüven eşiği böyle mutlaka öyle gözle görülür bir engel olmak zorunda değil.
Düşünsel durumlar olabilir, psikolojik olgular olabilir ya da ulaşılan bir bilinç düzeyi de olabilir.
Serüven eşiği kahramanın almış olduğu çağrıya yanıt vererek böyle büyülü bir evrene geçişi.
Sıradan hayatını bırakıp bir maceraya atılması için dediğim gibi o eşiği geçmesi lazım.
Ve bu aşamaya kadar gelmiş bir kahramanın eşiğin önünden artık evine dönmesi artık çok zordur.
Yine bilindik bir filmden gidecek olursak Matrix, Neo işte Morpheus ona kırmızı hapı verdi ya da işte mavi hap gitti kırmızı hapı seçti ve eşiği geçti değil mi?
Eşik artık geçildi.
Ondan sonra ne oldu? Morpheus gerçek dünyaya hoş geldin diyor dedi.
Eşik nöbetçisine az önce anlatmıştım.
Eşiği aşma dediğim şey kahramanın sonunda o yolculuğa kendisine adadığını gösteriyor.
Çok önemli. Hani The Godfather'da yine işte Michael babasını hastane odasında böyle çok savunmasız buluyordu.
Düşmanları açık bir şekilde her an başına bir şey gelebilirdi.
Onu gidip başka odaya almıştı.
Hayatını kurtarmıştı. Böyle çok gerilim yüksek bir sahnedir o.
Hani seninle birlikteyim demişti babasına.
Burada aslında eşik nöbetçisi de bir insan değil gördüğünüz gibi.
O hastane ortamının tehlikeleri değil mi?
Yani artık gündelik dünyasının değişeceğini gösteren andı orası Michael'ın.
Ve Joseph Campbell bu eşiği geçiş olayı var ya bunu yeniden doğuş olarak adlandırıyor.
Öyle ele alıyor. Hatta buna balinanın karnı der.
Ana rahmini simgeler balinanın karnı.
Şimdi monomitos aşamaları genelde eşiği aşan kahramanın.
tümüyle karanlıklar dünyasına gömülmesini de içeriyor.
Ve Campbell'a göre mitoslarda bu özel dünyaya geçtikten hemen sonra kahraman İlk sınavını bir tür canavar tarafından yutulunca verir.
Biz de orada o hikayede aman tanrım kahraman öldü öyle zannederiz.
Öldü bitti şu anda mahvoldu.
Halbuki olay böyle değil. Simgesel olarak aslında kahraman eski kişiliğiyle öldü orada.
Ve canavarı alt ederek bir kahraman olarak yeniden doğacak.
O yüzden eşikten geçişler buraya dikkat.
Bir nevi yeniden doğuştur arkadaşlar.
Eşiği aşmak simgesel olarak başkalaşmayı kabullenmektir.
Yani artık bir daha ben eskisi gibi olmayacağım bunu bilmemiz demektir.
Geri dönüşü yoktur eşiği geçtikten sonra.
Ve sırada sınavlar, dostlar ve düşmanlar var.
Eşiği aşan kahraman ne olacak sonra artık hani hikaye yine sıradanlaşmaması gerekiyor.
Sınavlar yoluna girecek işte dostlarla düşmanlarla karşılaşacak.
Özel dünyanın o kurallarını öğrenecek.
İşte sınavlar zaten o kahramanın gündelik o sıradan dünyasına olan karşılığın belirlendiği ilk aşamadır.
O yüzden bu kısım da önemli. Ve kahraman serüvene çağrıyı kabul etti.
Artık bu yeni dünyaya girdi ve girer girmez kendisini ileride yolculuğun sonunda tam bir kahraman haline getirecek olan sınavlarla, meydan okuyuşlarla ve
saldırılarla karşılaşacak.
Ve bu kısmın amacı ne Merve?
Çünkü kahramanın eski kişiliği...
İğinden böyle bir yılan gibi yılanın deri değiştirmesi gibi yeni kişiliğine doğru değişimini başlatmak.
Bu aşama o yüzden önemli ve arayış sürecini devam ettirmesi gerekiyor.
O yüzden bir dizi sınavlardan geçmesi gerekiyor.
Campbell yine bu aşamada sınavlar yolu adını veriyor bu aşamaya.
Kahramanın kendi içindeki o potansiyel gücünü keşfetmiş olduğu aşama bu.
potansiyel gücün keşfedildiği aşama dedim, sınavlar aşaması.
Ve bu aşamada kahraman yeni bilgiler ediniyor.
Artık büyüyor, değişiyor, olgunlaşıyor ve ustalaşma yoluna girmeye başlıyor.
Neden? Çünkü hikayenin devamında ateşten gömlek kısmı var.
Aslında bu kısım ona hazırlık kısmı.
Yani kahramanımız hamd-ı- Pişti yanacak.
Yanışa hazırlanıyor bu safhada.
Hani Yaralı Yüz filmi var ya Scarface filmi.
Orada Tony Montana.
Hatırlarsanız ilk gittiği gece kulübünde dans ederken ne kadar amatördü.
Herkes onunla böyle alay ediyordu.
Ama sonra ne oldu? Miami gecelerinin Fatih'i oldu.
Bu filme de bayılırım.
O zaman gelsin bir Tony Montana.
Ya sinema tarihinin en ikonik sahnelerinden biri ve bence Al Pacino burada oynamamış ya resmen yaşıyor adam rolünü.
Şimdi sınavlar dedik sınavlar sürecinin başında zayıf ve kolayca alt edilebilir görünen kahraman ne oluyor?
Giderek güçleniyor sınavın sonuna doğru ve kahramanlığa doğru yol almaya başlıyor.
Yani bu sınavları aşması gerekiyor kahramanın kendini tanıması için bilinçlenmesi için.
Bu gerekli bir süreç ve bu aşamada artık böyle ufak tefek o...
O değişimin ödüllerini elde etmeye başladığını görüyoruz.
Başarıyla aşmış olduğu her sınav onun aslında sınırlarını bir tık daha öteye taşıyor.
Mesela Esaretin Bedeli filminde Andy bir kitaplı kurdu ve işte gardiyanlara yardım ediyordu vergi işlerinde.
Ve aslında dünyada böyle bir şeyler değiştirebileceğini kavradı o kısır dünyada.
Cesur Yürek filminde William karakteri birçok sınavdan geçti.
Karşısına dikilen engelleri aşmayı başardı.
Ya da işte Aslan Kral'da Simba.
Bu arada o kadar anima...
izledim ama onun yeri ayrı ya Aslan Kral'ın.
Gerçekten en sevdiğim animasyon filmi.
En çok yüreğime dokunan. Hep böyle izlediğim zaman gözlerim doluyor.
Simba en başta nasıldı?
Ne kadar deneyimsizdi?
Kahramanlıktan ne kadar uzaktı?
Ama Scar'a karşı vermiş olduğu mücadeleyi nasıl kazandı?
Kahraman oldu. Ya da işte Yüzüklerin Efendisi'nde Frodo Mordor'a yaklaştıkça zayıf düşmeye başladı.
Yüzüğün gücüne tutsak oldu.
Aslında onun sınavı da buydu.
Yani kısacası şunu demek istiyorum.
Sınavlar Önemli bu sınavları aşmak zorlu bir inisiyasyon aşaması gibi ve aydınlama sürecinin başını belirleyen şey.
Ve sırada mağaraya doğru aşaması var.
Mağara yolculuğun kalbi.
Ateşten gömleğin giyileceği yer.
Yani ejderhanın inine giriş için hazırlık kısmı.
Kahramanımız artık en derinlerdeki mağaraya ulaşmak için son hazırlıklarını yapar.
Ve işte en büyük korkusuyla yüzleşmesi gerekiyor.
Ve özel dünyada dolaşan tehlikelerle karşılaşmadan önce yani ateşten gömleği giymeden önce hazırlıklar yapıyor.
Kahramanın arkadaşları o sınavlar esnasında Kaybedilmiş olabilir, yaralananlar, geride kalanlar olabilir ya da kendisi mahvolmuştur belki artık gücünün son damlasına gelmiştir.
Ve en son en çetin sınavı verecek ya bu sınavdan önce gücünü toplayacağı aşama mağaraya doğru aşaması olarak adlandırılıyor.
Çünkü onu aslında daha beter günler bekliyor ve bunun da farkında.
Mağaraya doğru aşamasını aslında Star Wars'un şu repliği özetliyor bence.
Darth Vader'la karşılaşmalısın ancak o zaman bir Jedi olursun.
Romantik komedilerde bu aşama yani mağaraya doğru aşaması aşıkların böyle birbirlerine olan bağlılıklarının son kez sorgulandığı sınav aşaması olabilir.
Ve sırada en zor aşama var ateşten gömlek.
Yani kahraman en sonunda cehenneme iner.
Yani en derinlerdeki o mağaranın en karanlık kuyusunda ateşten gömleği giyer.
Ve gerçek ölüm kalım savaşıyla burada yüzleşir artık.
Çünkü en büyük korkusunu yaşayacak bu süreçte.
İdan okumayla karşılaşacak ve o yolculuğun kaderi kahramanın yolculuğunun kaderi başarıya ya da başarısızlığına bağlı.
O yüzden ateşten gömlek aslında kahramanı böyle doğrudan kötünün ya da işte gölgenin karşısına çıkaran süreç.
Kahramanın gerçek düşmanına göz göze baktığı kısım artık burası.
Mesela Jaws filminde köpek balığını sonunda gördüğümüz sahne gibi ya da yaratık filminde yaratığın artık Ripley'e kendini gösterdiği an.
Ya da Luke'un Darth Vader'la karşılaştığı an ya da işte Perseus'un Medusa'yla karşılaştığı an ki bence Medusa o hikayenin esas kahramanıydı biliyorsunuz podcastı var zaten Medusa'nın.
Romantik filmlerde ilişkinin kopması anı ateşten gömlek kısmı ve bu aşamanın ateşten gömlek aşamasının en ayırt edici özelliği simgesel ölümü ve yeniden doğumu
ve bu sayede de elde edilen değişimi aslında gözler önüne seriyor olması.
Kahramanın eski benliğinin yok olma...
Ve yeniden doğuşu.
İdeallerini yitirmesi, ilişkisinin bitmesi belki, işte görevinin başarısız olması, eve geri dönüş ihtimalinin tamamen ortadan kalktığı an, akıl hocasının belki ortadan kalktığı an gibi gibi.
Kahramanın yolculuğu bir arayış yani her zaman bir amaca yönelik ve kahraman arayış esnasında birçok deneyim yaşayacak ve bunlardan biri de tabii ki bu aşama cehenneme iniş.
Cehennem yaşamın en alt noktası değil mi?
En derin yeri. Kahraman tabii ki bu noktadan sonra belki hiçbir zaman iyileşmeyecek, psikolojik ya da fiziksel yaralar alacak, bir is kalacak onda ama cehenneme iniş aslında kahramana kendisi hakkında
birçok şey öğretecek yer ve büyük ölçüde de olgunlaşması.
Hatta Joseph Campbell bu ateşten gömlek aşamasını dört kategoriye ayırıyor.
Birincisi kutsal evlilik bunu Matrix bölümünde anlatmıştım.
İkincisi baştan çıkarma.
Üçüncüsü baba ve kefaret.
Dördüncüsü ise tanrılaştırma.
Joseph Campbell'ın bu ateşten gömlek aşamasının dört kategorisi bunlar.
Ve bu alt kategorilerin tümü özünde aslında derin psikolojik etkiler içeriyor.
Mesela kutsal evlilik için...
Tanrıça ile karşılaşma der Campbell.
Ya da işte kahramanımız bir kadınsa erik bir güçle karşılaşma.
Hieros Gamos bunu anlatmıştım Matrix bölümünde.
Kutsal evlilikten kastedilen aslında öyle basit bir cinsel temas falan değil.
Çok daha derin bir hikaye.
Neo ile Trinity gibi karşıtların birliği, bütünleniş, eksikliklerin giderilmesi, yetkinleşmenin doruğu.
Yani felsefe taşına ulaşmak gibi düşünün.
Kahramanı kusursuzlaştıracak kişi.
Onu bütünleyecek.
Bu arada evlilik derken böyle illa karşı cinsten iki kişinin birleşmesi değil burada kastedilen.
Kahramanın iki ayrı yarısında da bu mevzu gerçekleşebilir.
Jung'un anima ve animusu gibi.
Yani erkek kahraman daha önceden sahip olmadığı o animanın.
Sezgi gibi içsel dişil niteliklerine kavuşabilir hikayenin sonunda kutsal evlilikte.
Ya da kadın kahramanımız toplumsal koşullar yüzünden belki bastırmak zorunda kalmış olduğu.
Animusuna kavuşur. Yani onun us ve yetki gibi eril niteliklerinin ardına düşmüş olabilir.
Bu da böyle bir kutsal evlilik bütünleşmesi.
Yani dişil enerji podcastinde bunları anlatmıştım aslında.
Animalar, animuslar, eril enerjiler, dişil enerjiler.
Ateşten gömleği giyen kahraman sınavdan başarıyla çıktığı zaman ilk kez aslında psikolojik anlamda tamamlanmış hissedecek kendini.
Anima ya da animusla birleşmiş de olabilir.
Az önce tanrıça dedim o da aşkın gücünü simgeliyor.
Yani aşk kahramanı yaşamın gücüyle birleştiren büyük amaç böyle düşünelim.
Kahramanı yola devam etmesi için yüreklendiren şey.
Mesela kayıp balık Nemo izlemişsinizdir.
Onun babası Dory diye bir balıkla karşılaştı ve Dory o hikayenin tanrıçasıydı.
Çünkü Nemo'yu bulmaya çalışırken ona destek oldu.
Bu arada illa aşk olacak diye bir şey de yok.
Mesela Frodo bekardı ve ona yardım eden yoldaşları vardı.
Bazen dostlarımız, yardımcılarımız da olabilir tanrıca simgesi.
Kahramanın karşıtı olan ve onu bütünleyen bir arketip, kahramanı bencillikten uzaklaştıran, öznerliğin dışında düşünmeye sevk eden bir ülke olabilir.
Kendini feda etmeye sürükleyen bir amaç olabilir.
Değişimin tetikleyicisi olabilir.
Sırada baştan çıkarma var.
İdealine kavuşmadan önce kahramanın ayartmalara karşı koymak zorunda olması burası.
Diyetimizi bozmaya çalışan hainler gibi.
Aynı. Odysseus'u baştan çıkarmaya çalışan.
sirenler gibi bunu bir önceki podcast'ta anlatmıştım sanırım.
Luke gücün karanlık yanıyla değil mi cebelleşti?
Sınavı oydu. Baştan çıkarma sınavı oydu.
Frodo yüzüğe karşı bir savaş verdi.
Onun baştan çıkarıcı cazibesiyle mücadele etti.
Psikolojik bakımından baktığımızda baştan çıkarma kahramanın yolculuğunun sonuna doğru artık tereddüt geçirdiği böyle bütünsel dönüşümünü gerçekten isteyip istemediğine emin olamadığı
bir aşamayı temsil ediyor.
Baba ve kefaret ise ailenin otoritesine karşı çıkış yani kahramanın ateerkili yetkiyi temsil eden böyle baba benzeri bir karakterle karşılaşmış olduğu aşama burası.
Baba bir bakıma yargının gücünü de simgeliyor yani kahramanın kendisini sınırlayan korkular olabilir zihinsel engeller bunların üstesinden gelmesi için gereken bir süreç.
Ana Erkil'den ata Erkil alana geçiş ve bedeli ödenmesi gereken bir geçiş burası.
Mesela Aslan Kral da Simba'nın babasının hayaleti ona görünüyordu ve güçlü olmasını tahta asla bırakmamasını söylüyordu.
O ana kadar kendi krallığına dönmek için Simba hiçbir istek duymazken bir anda Scar'dan ölçü almak için harekete geçmesi gerektiğini anlamıştı.
Ve tanrılaşma dediğimiz şey de ölüp yeniden doğmuş olan kahramanın tanrılaşması.
Yani tanrı benzeri bir duruma ulaşması.
Kahraman artık o yola neden çıktığını, hangi amaçla çıktığını ve nereye ulaştığını bilir bu aşamada.
Yine baba filminde The Godfather, Michael'ın restoran sahnesini hatırlayın.
Orada ne yaptığını iki adama hatırlarsınız.
Artık o sahneden sonra dokunulmaz olmuştu.
Yani ailenin başına geçmişti, kendini kanıtlamıştı.
Az önce dediğim gibi ölüp yeniden doğan kahramanın tanrılaşması.
Sırada ödül var. Kahraman artık ejderhanın inine indi.
Büyük korkusuyla yüzleşti.
Onu yendi ve artık ödülünü alacak.
Ödül birçok biçimde görünebilir.
İşte büyülü bir kılıç olabilir.
Belki bir iksirdir.
Belki bir bilgidir ya da sezgidir.
Belki sevgiliye kavuşmadır.
Her şey olabilir. Ama ödül ne olursa olsun kahraman bir kutlama yapmaya hak kazanmıştır bu noktada.
Çünkü enerjisini artık geri kazanacak.
Soluklanma imkanı bulacak bu noktada.
Ödül aslında arayış amacının gerçekleşme aşaması ve çoğu mitoslu ödül kahramanın elde etmek için yollar kat ettiği define olabilir.
Gerçekleştirmek için dağları açtığı eylem olabilir.
Thor'un büyülü çekicini hatırlayın.
Mesela o olabilir. Çoğu mitoslu büyük ödül yaşam iksiri, ölümsüzlük çiçeği ya da kutsal kase gibi gibi şeyler olabilir.
Yani aşkın bir değer. Dönüş yolu aşamasındayız artık.
Bu da artık ateşten gömlek aşamasının derslerinin özümsendiği kısım.
Yani ödüller alındı, kutlamalar yapıldı.
Kahraman artık yeni bir seçimle karşı karşıya kaldı.
Ya özel dünyasında kalacak o girmiş olduğu özel evrende ya da geriye dönecek gündelik hayatına.
Dönüş yolu aşaması bu.
Yani kahraman yolculuğunu tamamlamak için Kendini bir kez daha feda etmek zorunda kalabilir.
Çünkü gündelik dünyaya dönüş yoluna düşecek.
Campbell yine bunu da dört aşamaya ayırıyor.
Dönüşün reddi, büyülü kaçış, kurtuluş ve eşik dövüşü olarak adlandırıyor.
Dönüşün reddi şu. Şimdi kahramanımız değişti, dönüştü.
Artık o özel dünyada kalmak isteyebilir.
Eski dünyasını belki kabul etmeyecek.
Büyülü kaçışta hani Aladdin tam böyle Prenses Jasmine'le evlenecekti.
O sırada sultan olmak isteyen Jafar çıktı ortaya ve Aladdin'in lambasını çaldı.
Sonra... Alaaddin dev bir yılana dönüştü ve Jafar'la son kez savaşta dövüştü.
Büyülü kaçış bu olabilir ya da işte Harry Potter'ın ellerindeki gücü keşfettiği an ve o gücün keşfiyle Voldemort'u küre çevirmesi.
Yani son bir savaş Harry'nin kazandığı son savaş bunlar hep büyülü kaçış.
Ödülün ele geçirilmesi kadar heyecanlı ve tehlikeli bir süreç ve hep böyle zamansal bir gerilim vardır burada.
Son andaki o kaçış hani saatli bombanın tiktokları gibi orada bir heyecanlanırız ya öyle bir an.
Kurtuluş dediyse bu da aslında eşiğe ulaşmak için son gayreti temsil ediyor.
Kırmızı başlıklı kızı son anda gelip kurtaran avcı gibi.
Yani kahramanın artık tüm gücünün bittiği bir an vardır ya tükenmiştir.
Son anda gelip biri onu kurtarır.
Yani belki bir sözüyle, belki bir davranışıyla işte Yüzüklerin Efendisi'deki kartallar gibi de olabilir.
Eşik dövüşü dediğimiz şey ise kahramanın dönüş aşamasında bir kez daha geçmiş olduğu bir eşik var.
Kahraman tam her şeyi başarır.
Geri dönecektir artık yine bir eşik nöbetçisi ortaya çıkabilir bu noktada.
Yani bunlar aslında ilk başta onun o özel dünyaya girmesine engel olur demiştim.
Sonra da eve geri dönüşüne engel olabilir.
Son bir eşik dövüşü olabilir yani.
Ve diriliş aşaması ise aslında bu kahramanın artık ölümle en tehlikeli buluşması.
Son ölüm kalım savaşı ve bu son sınav ya da diriliş diyelim.
Kahramanın ölüm ülkesinden kurtulmasından sonra yaşaması gereken bir...
Bir dönüşümdür bir arınmadır bu süreç ve kahraman artık yeniden doğmuş ve yolculuk boyunca edinmiş olduğu deneyimler işte karşılaşmış olduğu karakterlerden edindiği öğütler ve bilgilerle artık kendi
olağan kişiliğini dönüştürebilmiştir.
Bunu görürüz bu noktada ve özel dünya kahramanı tümüyle yeni bir kişiliğe kavuşturmuştur bu diriliş aşaması.
Diriliş kahramanın yolculuğu sürecindeki en ezoterik en gizemli aşama o yüzden.
Çok önemli. Yani bir ölümlünün ölümsüzler dünyasına ulaşmasını simgeliyor.
Kahraman ölüp yeniden dirilen, öbür tarafa gidip yeniden geri gelen kişidir.
Yani her iki dünyayı da tanımış, her iki dünyada da var olmuştur.
Ölmeden ölümü tatmıştır adeta ve iki kez doğmayı başarmıştır.
İşte bu yüzden kahraman Campbell'ın bu noktada adlandırdığı gibi Master of the Two Worlds yani iki dünyanın hakimi olarak anılır.
Star Wars'da Luke karanlıkla aydınlık arasında bir denge oluşturur ve her ikisi arasındaki o ince çizgide yol aldıktan sonra nihayet aydınlığa kavuşur.
Hem bir Jedi olmuştur hem de sıradan bir kişi olarak kalmayı başarmıştır.
Ve tüm inisiyasyon çabalarının anlamı budur.
Yani kişi zorlu tinsel değişimlerden geçer ve sonunda kişisel sınırlamalarına, çekişmelerine, umutlarına, korkularına olan bağlılığını terk...
etmeyi başarır ve yeniden doğmak için yeterli gelişime ulaşır.
Yeniden doğuşun büyük anı için artık hazırdır.
Jung'a göre bu safa yani diriliş safası yeniden doğuş biçimlerinden biridir.
Yani diğer yeniden doğuş biçimleri ruh göçü, yeniden bedenlenme, yeniden doğuştur.
Ve son olarak kahraman İkstirle eve döner, bunun anlamı şudur, kahramanın kendi gündelik yaşamına uygulayacağı, artık yenilikler var, bu yolculuk boyunca edindiği bilgiler var,
öğrenilen dersler var, bunları almış olmasıdır.
İksirle dönüş aşaması filmin izleyicilerinin duygularına hitap edebileceği son fırsat.
O yüzden önemli. Herkes bu noktada hak ettiğine kavuşmalı.
İyiler bir şekilde ödüllendirilmeli.
Kötüler de bir şekilde cezasını çekmelidir.
Yani izleyicinin rahatlaması için.
Karanlıkta kalanlar da aydınlanmalıdır.
Yanıtlanmamış sorular...
Kalmamalıdır bu noktada.
İksirle dönüş kahramanın yolculuğunun son ödülüdür arkadaşlar ve yolculuğun sonunda kahraman artık o yola çıktığı ilk kişi değildir.
Değişmiş ve dönüşmüştür.
Ben bütün bunları anlatırken hep böyle aklımın bir köşesinde şu vardı.
Kendi hikayesinin kahramanı sonuçta bu hayatta.
Sizin hayatınız eğer bir film olsaydı ve bütün bu anlattıklarımı kahramanın yani sizin yolculuğunuzun aşamalarını hayatınıza uyarlasaydınız.
Şu an hangi aşamada olurdunuz çok merak ediyorum.
Hayatınızın akıl hocası kim?
Eşik bekçisi kim? Müjdecisi var mı?
Biçim değiştireni, gölgesi, hilecisi bunlar kim?
Bunları merak ediyorum. Ben bunları düşündüm.
Şimdi de sıra sizde.
Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Peki siz filme kimi götüreceksiniz?
Film ekimi 13-22 Ekim tarihleri arasında Paribu sponsorluğunda sinemalarda sinema severler açıklamalardaki linkten hemen detaylara ulaşabilirsiniz.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
