
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Geçenlerde sizlerden belgesel önerisi istemiştim ve birbirinden güzel belgesel önerileri geldi.
Merak edenler Instagram sayfamda Ortamlarda Satılacak Bilgi öneriler kısmından belgesellere ulaşabilirler.
Bu önerilerde en fazla öne çıkan Ahtapot'tan öğrendiklerim belgeseliydi.
Ve ben tabii ki de bir belgesel manyağı olarak o belgeseli zaten izlemiştim arkadaşlar.
Sonunda da böyle gerçekten sanki bir Yeşilçam filmi izlermiş gibi höykürerek ağladım.
Yani bu benim şey, travmamı aşmamı sağladı.
Benim şöyle bir travmam var. Eminim hepinizde var arkadaşlar bu.
Özellikle benim yaşımda olan insanlarda.
Bu Tarkan'ın Viking Kanı diye bir filmi vardı hatırlıyor musunuz?
Orada dev Ahtapot. bot sahnesi vardı.
Bilmeyenler lütfen izlesin.
O çok travmatik bir sahneydi benim çocukluğum için.
Onu aşmış bulunmaktayım.
Artık bu belgeselden sonra o aşıldı.
Bugünkü konumuz arkadaşlar mantarların sihirli dünyası.
Neden bu belgeseli seçtiğimi de hemen söyleyeyim.
Çünkü her podcast'te neden yaptığımı da söylüyorum sizlere.
Çünkü ben tavuklu mantarda krep hastasıyım.
Ve belgesellere bakıyordum ya bu önerilerinize.
O anda böyle gözümün önünden şey geçiyor böyle tavuklu mantarda.
Sonra orada mantarı görünce hemen atladım ve tabii ki bunu izledim arkadaşlar.
Bugün biraz böyle bilimsel de olsun istedim.
İşte halüsinasyonlar, sihirli mantarla falan çok eğlenceli bir konu seçtim.
Yani hem bilim hem eğlenceli bir konu o yüzden bunu seçtim.
O zaman hemen başlayalım arkadaşlar.
Şimdi mantarların sihirli dünyasını anlatan kişi çok hoşuma gitti.
Çünkü adam amatör bir doğa araştırmacısı ve mesleği arkadaşlar mikolog.
Neden gülüyorum çünkü? Aklımda şöyle bir senaryo var.
Çok saçma biliyorum.
Düşünsenize Türkiye'de kız istemeye geliyor adam.
Adam mikolojiyle ilgileniyor.
Mantar bilimi ve mikolog adam.
Soruyorlar oğlum ne iş yapıyorsun?
Mikoloji. Ne iş yapıyorsun ulan derler.
Ya yabancıların bilimi de bir başka oluyor.
Neyse üf geyik yapmadan anlatamıyorum ya kusura bakmayın.
Bilimi de böyle sıkıcı sıkıcı anlatırsam zaten ben olsam ben dinlemem yani üfterim kapatırım.
Bilim zaten biraz sıkıcı bir şey yani anlamayana sıkıcı arkadaşlar.
Çok eğlenceli bilenler için ama ben bir sözlerce olarak konuşuyorum arkadaşlar.
Şimdi başlayalım.
Mantarların sihirli dünyası beni neden etkiledi?
Çünkü görseller inanılmaz güzeldi.
O mantarların büyümesini izlemek bile böyle tam bir renk karnavalı çok şıktı.
Belgesel zaten çok şıktı.
Onun dışında böyle aaa.
aa dediğim şahane bilgiler vardı ve bugün onları sizlerle paylaşacağım.
Ve beni dinledikten sonra ve hatta bu belgeseli izledikten sonra mantarlara bakış açınız tamamen değişecek.
Dolapta mantarınız varsa gidip bu gece ona sarılıp uyuyabilirsiniz.
O derece bakın bunu garanti ediyorum.
Şimdi arkadaşlar mantar yeniden doğum, canlanma ve yenilenme isim geliyor.
Ve bu belgeselde dediğim gibi anlatıcı adam böyle gidip yanaklarını ponçiklemek isteyeceğiniz kadar tatlı bir doğa araştırmacısı.
Onun anlatımıyla dinlemek daha daha şahane.
Çünkü bir bilim adamı çıkıp anlatsaydı bu kadar güzel olmazdı diye düşünüyorum.
Şimdi burada hani dedim ya görüntüler çok şahane değil.
Mesela çok etkilendiğim mantarlardan birisi bioliminesans diye bir mantar türü varmış.
Işık saçıyor arkadaşlar. Böyle karanlıkta fosforlu bir mantar hayal edin.
Hadi biz modern insanız arkadaşlar.
Fosforlu mantar görünce aa oluruz maksimum ama bir de bunun ilkel atalarımızın bunları gördüğünü düşünün.
Adamlar ne şok geçiriyorlar.
Az sonra geleceğim oraya. Şimdi mantarların yani fungus'un yaşam döngüsündeki rolü çok acayip.
Ve insanlar zaten hep mantarlardan korkarlar.
Neden? Çünkü mantar demek arkadaşlar ölüm demek, çürüme demek.
Ve doğanın içerisine baktığınız zaman mantar ne yapar?
Ölmekte olan ve ölü olan organizmaları çürütür ve tüm o maddeleri...
tekrar doğada döngüye sokar.
Bu muhteşem bir şey bu.
Yani bu döngünün hem sonunda yer alıyor mantar ama aynı zamanda da başında yer alıyor.
Bir de belgeselde şu çok ilgimi çekti.
Böyle mantar severler topluluğu diye bir topluluk kurmuşlar.
Burada genelde yaşlı insanlar var.
İşte ormanda mantar avcılığı falan yapıyorlar ve adamların zevklerine bakar mısın?
Bizdeki malum yaşlı emekliler de ne yapıyorlar?
Sokak röportajlarına gençlerin cep telefonlarının avına çıkıyorlar.
Peki şimdi şöyle demiş olabiliriz.
Aman mantar olmasa ne olacaktı Merve demiş olabilirsiniz.
Mantarlar arkadaşlar ormanın sindirim sistemiymiş.
Ben de bunu yeni öğreniyorum. Çünkü karbon bazlı olan her şeyi parçalıyorlar.
Yani bu ne demek? Çevre kirliliğini engelliyor demek.
Bana ne ya çevre kirliliğinden diyenler için de aynı zamanda bira ve şarap yapımında kullanılan hatta peynir yapımında kullanılan saprofit dediğimiz maddelerde mantarın bir türünden elde ediliyormuş arkadaşlar.
Yine böyle mantara wow diye bakmamı sağlayan sebeplerden birisi de şuydu.
Hani dedim ya çevre kirliliğini engelliyor diye.
Petrol kirliliği ile ilgili bir deney yapıyorlar.
Dizel ve petrol atıklarına doymuş 4 tane yığın var.
Bunlardan birisinin arkadaşlar mantarla bir işlem uygulanıyor.
Ve daha sonra 6 hafta sonra geldikleri zaman bir bakıyorlar mantarlar petrolü emmiş.
Ve bunun yerine kilolarca istiridya mantarı çıkmış o kirli yerde.
Valla bundan sonra istiridya mantarı yerken dikkat edin benden size söylemesi.
Bu podcastı dinleyen kötü niyetli birileri olabilir.
Beni en çok etkileyen detaylardan biri de şuydu bu belgeselde.
Hani demiştim ya mantarlar fungusların meyveleridir diye.
Yani ağacın meyvesi gibidir.
Burada arkadaşlar yerin altında yani mantarın yerin altında olan kısmı böyle uzun uzun ipliksi hiflerden oluşuyor.
Bu hifler de büyüyor dallara ayrılıyor ve böyle üç boyutlu bir görüntü sergiliyor.
Böyle iplik iplik çok değişik bir görüntüsü var ve buna miselyum deniliyor.
İsmi çok güzel miselyum.
Burada enteresan olan şey şuydu benim için misalyum dediğimiz o hif hif görüntü var ya beynimizdeki o nörel yollar var ya sinir sistemi aynı onun gibi bir ağ sistemi.
Yani yerin altında arkadaşlar beynin sinir sisteminin aynısı mevcut.
Hatta internet ağ sistemi gibi de diyebiliriz bunun için.
Ve bunlar dünyanın en yaygın türü misalyum.
Kıyamet kopsa yine mantarlar çıkacak yine fungus olacak öyle bir şey bu yani.
Hatta diyelim ki bir ormana gittiniz ve bir adım attınız.
Bir adımınızda yaklaşık 450 kilometre fungus var.
Yani nöral yol sistemi dedim ya sinir sistemi gibi.
Ondan 450 kilometre var.
Hadi bunları da geçtim.
Benim en şaşırdığım detay şuydu.
Burada beynin sinir sistemi gibi dedim ya toprağın altında.
Ne işe yarıyor bu Merve derseniz.
Şöyle arkadaşlar. Ağaçlar birbirleriyle iletişim kuruyorlarmış bu sayede.
Yuh dedim. Ve bir akraba tanıma sistemi gibi ağaçlar birbirlerini bu şekilde tanıyorlarmış.
Misalyum bildiğiniz beyni, ormanın beyni.
Hatta bununla ilgili bir kitap var arkadaşlar ben henüz okumadım ama böyle stokladığım bir kitap.
Orada da şey diyordu işte ağaçlar acıyı hissedebiliyor onların hafızaları var ve bundan dolayı da çok karşı çıkılmış bir kitap.
Ağaçların gizli yaşamı diye bir kitap.
Karşı çıkılma sebebi de şu yani çok fazla böyle ağaçların insanlaştırıldığı düşünülmüş.
O yüzden de yani bu belgeselden sonra iyice merak ettim en kısa zamanda okuyacağım.
Eğer okumak isterseniz buradan tavsiye vermiş olayım.
Bir de evrim teorisine inanırsınız inanmazsınız bilemem ama belgeselde şöyle söylüyordu.
Canlı kategorilerinin içerisinde en yakın akraba olduğumuz kategori fungus'tur.
Çünkü hepimizin annesi misalyumdur diyordu.
Bilemem ne düşünürsünüz ve mantarların da tıpkı bizler gibi zeki olduğunu, kendilerini koruduklarını, besin aradıklarını, çevrelerine tepki verebildiklerini, sorun çözebildiklerini hatta
oy verebildiklerini dermişim.
Yani neden olmasın arkadaşlar?
Şimdi bir de belgeselde şunu anlatıyordu.
Taşlaşmış maymun hipotesi dediğimiz olay var ya ona da değinmiş.
O çok hoşuma gitti benim. Şimdi buna kısaca değinmek istiyorum.
Olay şöyle arkadaşlar. Tarih öncesi maymunumsu atalarımız hani ağaçlarda takılıyorlardı ya yabani hayvanlardan korunmak için.
Neyse bunlar artık korkularımı atıyor ne oluyor?
Bir şekilde ağaçtan iniyorlar ve dışkılayan hayvanların peşine düşüyorlar.
Ama bu subtropik bölgelerde tezeklerin içerisinde gelişen bir mantar türü var.
Kibensis diye bir tür arkadaşlar.
Bu da mantar psilosibin etkili bir mantar.
Yani sihirli mantar. Kafa yapıyor.
Adamlar bunları yiyince halüsinasyon görmeye başlıyorlar ve psikodeliklerin yani bu mantarların en önemli etkisi halüsinasyona yol açıyor.
Ve daha daha önemli etkisi de sinestezi dediğimiz olayı tetikliyor.
Yani bileşik duygu. Renkleri duyuyorlar, müziği görüyorlar, çok çeşitli derin kafalar yaşıyorlar.
Düşünebiliyor musunuz? Tarih öncesi ilken atalarımızdan bahsediyorum.
Ve adamların kafası bir anda bu sinesteziyle beraber farklı çalışmaya başlıyor.
Ki şunu da biliyoruz ki atalarımızın bu 2 milyonluk yıllık süreçte beyin büyüklüğü iki katına çıkıyor arkadaşlar.
Bunu da zaten buna bağlamışlar.
Yani adamların bir anda kafası farklı çalışmaya başlıyor.
Beyinleri bu mantarla beraber mutasyona uğruyor.
Yani bunu şöyle düşünebilirsiniz.
Nörolojik olarak modern donanımı programlayan bir yazılım gibi çalışmaya başlıyor.
Bir anda düşünme kavrama hep...
Birisi geliyor ve tarih öncesi atalarımızın bu şekilde böyle bir belki de çığır açtığı düşünülüyor.
İşte taşlaşmış maymun hipotezi bu.
Bir de şöyle bir şey vardı belgeselde.
Hani araştırmacı adam dedim ya yanaklarını ponçikle isim geldi dediğim.
Bu adam bunu denemek istiyor.
Yani tarih öncesi atalarımızın kafasını yaşamak için gidiyor sihirli mantar yiyor.
Ve bu adam küçüklüğünden beri kekeme.
Kekeme olduğu için de insanların yüzüne bakamıyor.
Hep böyle bir utanç duyarmış.
Genelde kafam önde yürürdüm diyor.
Belki de mantarlarla böyle tanışmasına vesile olan kusuru da buydu.
Kendince kusur olarak ad ediyor bunu.
Ve işte yerlere bakardım özgüvensizdim.
diyor ve daha sonra mantarlara merak salıyor zaten.
İşte bu araştırmacı adam sihirli mantarı deniyor.
Ve denedikten sonra işte diyor ki...
Aynı diyor hani atalarımız gibi yapmak istedim ve ağacın tepesinde yemiş bunu.
Çok manyakça bir hareket bence.
Gerçekten de öyle bir kafa yaşıyor ki arkadaşlar.
Dalgaları hissettim diyor.
Hava diyor bir anda sıvılaştı.
Bulutlar kabardı. Bir garip garip diyor fraktal şekiller gördüm.
Renkli dalgalar gördüm diyor.
İşte burada çok büyük bir manevi deneyim yaşıyor.
Ve bir anda da hani ölüm korkusu dediğimiz o sarsıcı korkuyu da yaşadım diyor.
İşte yıldırımlar çakıyor şimşekler falan.
Yani bunu atalarımız...
Uyarladığınız zaman gerçekten çok büyük bir olay.
Bunu da çok çarpıcı buldum adamın bunu denemesini.
Siz denemeyin ama.
Sonra diyor ki çok dehşetengiz bir an yaşadım diyor.
Ve adam kekemeydi arkadaşlar dediğim gibi.
Ama kekemeliği bitiyor adamın.
Yuh artık yani. Psilosibin etkili mantarı yedikten sonra adamın kekemeliği de bitiyor.
Çünkü diyor ki ben o esnada ağacın tepesindeyken sürekli kendime şunu dediğimi hatırlıyorum.
Kekelemeyi bırak, kekelemeyi bırak, kekelemeyi bırak.
Kendine bunu söyle. Söylemiş ama bu nasıl oldu bilmiyorum.
Herhalde farkında olmadan bunu deneyimledi.
Ve daha sonra ağaçtan indikten sonra böyle açılamadığı bir kadın varmış.
Farkında bile değil bu arada.
Kekelemeyi bıraktığının farkında bile değil.
Kadın ona günaydın diyor ve adam bir anda böyle kekelemesi bitmiş.
Takır takır konuşuyor.
Yani ben bunları söyledim ama sakın gideyim deneyim falan demeyin.
Hatta ekşi sözlükte bir entry var arkadaşlar.
Aşağı bağlantı bırakacağım.
Her okuduğumda gerçekten yarılıyorum.
Yüzyılın entry'si bence.
Amsterdam'da mantar yedikten sonra kafası güzel olan gencin kopartan anıları.
Bunu lütfen okuyun.
Mantara bakışınız değişsin.
Gelelim sihirli mantarların bir başka özelliğine.
Şimdi diyeceksiniz ki bu mantarlarda bir ölümsüzlüğü bulmamış yani.
Oraya da geleceğim az sonra.
Şimdi bu dedim ya araştırmacı bir adam var.
Bunun bir keşfi var arkadaşlar.
Entopojen mantar dediğimiz bir mantar türünün böcekleri kaçırdığını tespit ediyor.
Ve bu mantarlardan bitki koruyucu yapıyor.
Şimdi böcekler mantar sporlarından kaçıyorlar.
Entopojen mantar sporlarından kaçıyorlar.
Hatta termitler o kadar çok korkuyorlar ki.
Mesela bir işçi...
Diyelim ki bu mantar türüyle karşılaştı.
İşte bu işçi yuvaya geri döndüğü zaman hemen fark ediyorlar bunun işte bu mantarla karşılaştığını.
Nöbetçi dediğimiz askerler var.
Bunlar termit. Allah'ın böceği ya böcekten bahsediyorum.
Bunlar enfekte işçiyi alıyorlar, böceği yakalıyorlar, mezarlıklara götürüyorlar ve kafasını koparıyorlar.
Ve sonra bu infazı gerçekleştiren iki nöbetçi kendilerini de öldürüyor.
Yani intihar. Neden?
Çünkü kraliçemiz enfeksiyon kapmasın, kolonimiz zarar görmesin diye.
Bu nasıl bir fedakarlık ve bu nasıl bir böcek dünyası diyorum şu anda.
Ya Merve böcekleri boş versen insanlara gel diyenler olabilir.
İnsanlar için de şunu söyleyeyim.
Yani mantar savaşın bile seyrini değiştirmiş arkadaşlar.
Nasıl? Penisilinle.
1927'de Alexander Fleming penisilini buluyor.
Yani batı tıbbında kullanılan mantarlar penisilin çok etkili bir antibiyotik.
Mesela bu iç savaş yılları zamanında yaralanan askerlerin bacaklarına işte orasına burasına küflü ekmek sararlarmış.
Bu küf dediğimiz şey zaten bir antibiyotik biliyorsunuz.
Neden? enfekte olmasın diye böyle bir çözümleri varmış.
Daha sonra bunu Alexander Fleming geliştiriyor penisilini ama adam ticarileştiremiyor.
Yıllar sonra sanırım 40 yıl sonra falan Şikago'da bir araştırmacı işte böyle gezip tozarken bir manavda bir tane kavun görüyor arkadaşlar.
Kavuna bakıyor küflenmiş.
O küflü kavunu alıyor evine götürüyor.
Pardon laboratuvara götürüyor.
Orada da o suç dediğimiz maddeden penisilini geliştiriyor.
O küf kısmı var ya kavunun onu alıp Penicillin geliştiriyor.
Ve daha sonra hiper üretim dediğimiz o seyre geçiriyor.
Ve hiper üretimden sonra ne oluyor arkadaşlar?
2. Dünya Savaşı'nın kazanılmasında penicillin çok önemli bir rol oynuyor.
Ki zaten 1945'te Alexander Fleming'in Nobel ödülü veriliyor.
Bundan dolayı penicillini bulduğu için.
Tabi burada şöyle bir ayrım var.
Bu batı tıbbı arkadaşlar. Penicillin vs.
Tamam bu okey bir ilaç geliştiriliyor.
Ama doğuya baktığınız zaman şöyle bir şey vardır.
Yani doğu tıbbıyla batının ayrımı.
Doğu Asya'da mesela. Kore, Çin, Japonya buralara baktığınız zaman hasta olmadan önlem alma peşinde oldukları için sürekli mantar yermiş buradaki insanlar.
Ama batı tıbbında böyle bir durum söz konusu değil.
Batıda da şöyle aman hastalanalım sonra bakarız ya çaresine şimdiden önlem almanın bir mantığı yok.
O yüzden doğu ile batı tıbbının ayrım noktası bu.
Bu arada şey demiştim ya ölümsüzlüğün sırrı mı bu mantar diye.
Olabilir arkadaşlar çünkü şöyle bir şey tespit ediliyor.
Aslan yelesi mantarı diye bir tür var.
1993'de Japon bir araştırmacı bunu buluyor.
Ve burada yeniden büyümek için kullanılan sinirleri uyardığı keşfediliyor bu aslan yelesi mantarının.
Bu ne demek? Alzheimer'ın tedavisinde etkili olabilir demek.
Çünkü insanlarda yeni nöronlar doğmasını sağlıyor bu mantar çeşidi.
Nörogenez yani nöronların yeniden büyümesine imkan veren bir çeşit.
Bu da yaşlılığın, demansın, alzheimerin çözümü olabilir arkadaşlar.
Hatta Covid-19'un bile çözümü olabilir diyor.
Bu da enteresan bir yaklaşım.
Çünkü yaşlı ormanların içerisinde funguslar var diyor.
Bu funguslar da... Pandemi virüsleriyle savaşacak potansiyel bileşenler içerir diyor.
O yüzden ormanlara lütfen sahip çıkın.
Özellikle yaşlı ormanlara diyor.
Ülkemizde cayır cayır ormanların yandığı bu sene içerisinde bunu duymak beni gerçekten üzdü.
Buraya kadar anlattıklarımdan mikolojiye çok ilgi duyduk diyenler için bir TED konuşması da öneleyim.
Paul Statements'ın TED konuşması var sihirli mantarlarla ilgili.
Paul Statenes'da bu sihirli mantarlar belgeselindeki doğa araştırmacısı hani kekeme olan ağaca çıkan adam var ya o çok tatlı bir konuşma yapmış.
Bu konuşmada benim en etkilendiğim kısım şuydu.
Bu adamcağızın annesi dördüncü evre kansere yakalanıyor ve annesiyle müthiş bir bağ var bu adamın.
Çok üzülüyor. Annesini hindi kuyruğu diye bir mantar var.
Bununla iyileştirmeyi başarıyor.
Üstelik doktorlar çok umutsuz bir vaka gözüyle bakarken bunu başarıyor.
Podcast'imin sonuna gelirken sizlere şunu söylemek istiyorum.
Tamam sihirli mantarlar belgeseli çok güzeldi ama burada beni etkileyen bir detay var.
Paul Statements bu belgeseldeki adam doğa araştırmacısı.
Aynı zamanda tehdit konuşmasını önerdiğin kişi ve aynı zamanda misalyum çalışıyor diye bir kitabı var.
Neden etkilendim biliyor musunuz?
Bir insanın her şeyinin üniversite eğitimi olmadığını aslında her şeyin içindeki tutkudan mütevellit olduğunu gösteren bir karakter.
Sırf kekeme olduğu için utandığı için kimsenin yüzüne bakamayan bir adamın yer...
Belgesellerdeki mantarları keşfi yani bu da bence çok kıymetli bir şeydi.
Ben izlerken bunlardan da çok etkilendim.
Belgesellerdeki o insani yönü de seviyorum.
Anlatıcıların insani yönüne bakmayı da seviyorum.
Bu noktada Paul Statements benim için artık çok ponçik bir karakter diyebilirim.
Bir de arkadaşlar eğer bu anlattıklarım size yetmediyse daha çok mantar daha çok sihirli mantar duymak istiyoruz diyorsanız.
Netflix'te psikedelik maceralar diye bir buçuk saatlik bir belgesel var arkadaşlar.
Ama bu belgeseli önerip önermeme konusunda çok kararsızdım.
Çünkü sanki biraz böyle özendiriyormuş gibi de bir havası var.
İşte şarkıcı Sting var girdiği tripleri anlatıyor.
Steve Jobs da kullanıyordu kardeşim.
Einstein da kullanıyordu bu maddeleri diye.
Biraz özendirici bir tavrı da var.
Ama o noktada şunu düşündüm.
Benim dinleyicilerim oldukça bilinçli.
Böyle şeylerle gaza gelmezler Merve.
En iyisi sen öner dedim ama yine de bir uyarıda bulunmak istedim arkadaşlar.
Belgeseli izledikten sonra torbacınızı arayabilirsiniz.
Neyse ben Süper Mario oynamaya gidiyorum.
Süper Mario boşuna mantarların üstünden atlamıyormuş.
Bence adam torbacısını arıyordu ya.
Başka bir açıklaması olamaz.
Neyse bilim dolu bir podcast'ın daha sonuna geldik.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için adresim Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz.
Selam demek için bana bu adresten ulaşabilirsiniz.
Şimdilik kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın. Bay bay. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
