
Transkript
Duru, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün enteresan bir konuyla karşınızdayım.
Yıkanma tarihi. Banyo ve temizlik kültürü tarihinden bahsedeceğim sizlere.
Hamamların tarihinden bahsedeceğim.
Dinlerde ve mitolojide yıkanmanın yeri nedir?
Roma hamamları, Türk hamamları bunlardan bahsetmeye çalışacağım.
Sanırım yaptığım en enteresan bölümlerden biri bu olacak.
Hani beni yürüyüş esnasında dinleyenler var, arabada dinleyenler, otobüste işe giderken dinleyenler var.
Geçen düşündüm dedim duşta da dinleyenler var mıdır acaba?
Bu bölüm size gelsin eğer beni duşta dinliyorsanız ya da işte hamamda.
göbek taşında falan. Hadi başlayalım.
Şimdi biliyorsunuz ki su insanların yaşamında ezelden beri en önemli şey.
Su olmazsa zaten insanlar da olmaz değil mi?
Yüzyıllardan beri hep böyle dikkat ettiyseniz su kenarlarına insanlar yerleşmeye çalışmışlardır.
Medeniyet hep bu su kenarındaki uygarlıklarda daha da ileri seviyelere gitmiştir.
Bugün bu medeniyetin bu kadar gelişmesi yine su sayesinde.
E su demek hijyen demek.
Daha az hastalık demek. Dolayısıyla daha uzun bir yaşam Şam daha sağlıklı insanlardan oluşan bir toplum demek.
Ticaret de su vasıtasıyla yapılıyor.
Tarım da onun olduğu yerlerde gelişiyor.
Sağlık da ona bağlı.
Yani boşu boşuna su hayattır demiyoruz.
Gerçekten öyle. Su hayattır.
Ve suyun insan bedeni kadar insanın ruhunu da arındırdığını düşünüyorlar eskiler.
Eskiden insanlar suda günahlardan arınmaya yarayan bütün kötülükleri gideren gizli bir kuvvetin olduğuna inanıyorlarmış.
O yüzden Hintliler Ganj nehrini Asur...
Uygurlar Fırat nehrini Mısırlılarsa Nil nehrini kutsal saymışlardır.
Bu nehirlerde yıkandıktan sonra kendilerini günahlarından kurtulmuş farz ediyorlar çünkü.
Uygur Türklerinde de Orhun ve Selenga nehri vardı hatırlarsanız.
Türklerde su çok önemlidir az sonra geleceğim oraya.
Şimdi dinlere bakacak olursak Adem ve Havva apokrif kitaplara göre cennetten kovulduktan sonra Dünyada aç kalıyorlar ve tövbe ettikten sonra Adem Erdan ırmağında
40 gün kalıyor. Havva ise Dicle ırmağında 37 gün kalmış denilir.
Hazreti İsa da biliyorsunuz vaptizci Yahya tarafından Ürdün nehrinde vaptiz edildi de böyle söylenir.
Hamamlar yapılmadan önce insanlar bu akarsularda ya da işte durgun sularda yıkanıyorlardı.
Eski çağlardan beri din ile yıkanma arasında çok güçlü bir bağ var.
Eski İran Zerdüşt dininde kutsal kitap Avesta biliyorsunuz.
Orada suyun önemine çokça vurgu yapılıyor ki Zerdüşt inançlarında ikinci kutsal şey sudur.
İlki zaten ateş. Ateşe tapanlar denir Zerdüştler için.
Şu an aklıma Zülfü Livaneli'nin huzursuzluktu değil mi?
O kitabı geldi Zerdüştlerden bahsediyordu diye hatırlıyorum.
Ateşe tapanlar denir Zerdüştler için.
Mecusiler denilir.
Kutsal metinlerinden Dharma Sastra'da vücut temizliğinin dinin gereği olduğu yazar.
Onlar da Ganj nehrinde böyle belirli günlerde yıkanıyorlar.
Bu kutsal sayılıyor. Moksha adı verilen doğum ve ölüm döngüsünden bu şekilde kurtulacaklarına inanıyorlar Hintliler.
Bu arada Ganj dünyanın en pis nehirlerinden biri.
En son beşinciydi diye hatırlıyorum.
Kanalizasyon atığı, sanayi atıkları, adakların atıkları, cesetler söylemek istemezdim ama içinde her şey var.
Ve Hindistan'ın nüfusu biliyorsunuz 1,5 milyara yaklaştı.
Dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi Çin'den sonra.
Ve yaklaşık 400 milyon insanın atığı bu nehirdeymiş.
Gerçi şu an devlet kirletenlere ceza uyguluyor diyebiliyorum.
Ama olsun yine de bilin hani giderseniz falan.
Merve Gain suyu içecek değiliz diyorsanız öyle değil.
Gain suyu sokaklarda satılıyor.
Yani kutsal diye satanlar var, içenler var.
Bilin hani bizdeki zemzem suyu nasıl kutsal görülüyorsa onlarda da.
Ganj nehrinin suyu kutsa.
Hintliler çünkü Ganj'ın asla kirlenmediğine inanıyor.
O yüzden kanalizasyonları bile oraya boşaltıyorlar.
Siz bilirsiniz. Zannetmiyorum içeceğinizi bu saatten sonra.
Neyse temizliğe dönelim.
Hamamlara dönelim. Sri Lanka'da dini sebeplerle yapılmış Kuttam Pokuna adlı yüzme tankları, hamam harabeleri bulundu.
Musevilerin şifa hamamları var.
İşte Türklerde Tonyukuk yazıtlarında karşımıza şöyle bir şey çıkıyor.
Tanrı Umay ve mukaddes yer su ruhlarının Türklere yardım ettiklerinden bahsediliyor Tonyukuk yazıtlarında.
Suyu Tanrı'nın gönderdiğini düşünüyorlar.
O yüzden onu kirletmeyi günah sayıyorlar.
Yani baktığımız zaman...
Ama tarihin en erken devirlerinden itibaren temizlenme ihtiyacına paralel olarak meydana getirilen hamam yapıları birçok medeniyette karşımıza çıkıyor.
Mesela Gaziantep yakınlarında zincirli höyü kazılarında M.Ö.
1200 yıllarında yapıldığı düşünülen hamam kalıntılarına rastlandı.
Arkadaşlar M.Ö.
1200 dedim dikkatinizi çekerim.
Ama içi böyle özel olarak ısıtılan sıcak sulu hamamlar Roma döneminde karşımıza çıkıyor.
Bilinen ilk hamam Pompei'deki Stabia hamamı.
Peki insanlar neden hamamlara geçti?
Önceden akarsularda takılıyorlardı.
Çünkü iklim koşulları sertleşti.
Gitgide daha da zorlaştı.
Mahreme duygusu diye bir şey geldi.
Günden güne arttı. O yüzden kapalı mekanlara ve sıcak sulara ihtiyaç oldu.
Hamam Arapçada hammam yani banyo demek İbranice'de.
sıcak olmak anlamında.
Türkçede de yıkanılacak yer.
Yunak. Yunak benim çok hoşuma gidiyor.
Çok güzel yani. Hamamım olsa adını Yunak koyardım.
Podcast'ı bırakıp hamama çağırmışım.
Adını da Yunak koyarmışım.
Gelirsin. OSB takipçileri hamamda buluştu.
Manşet. Yunak hamamı.
Ay ne alaka ya of nereden nereye geldim yine.
Ne diyordum ben? Yunak dedim çok sıcacık bir kelime değil mi?
Bana öyle geliyor dedim. Şimdi Anadolu'da bazı yörelerde hala hamam için ya da işte banyo için sıcak ya da ısıcak denilir.
Benim anneannem ısıcak derdi.
Türkçe'de bir de çimmek vardır arkadaşlar.
Yıkanmak anlamında halk ağzı.
Genelde böyle Sivaslılar mı söylüyor çimmek derler.
Bu aslında eski Türk boylarından gelen bir kelimeymiş.
Hala duyuyoruz bunu bazı yörelerde.
TDK hamamı şöyle tanımlıyor, yunak, ısıdan, yıkanılacak yer olarak tanımlıyor.
Şimdi öncelikle eski Yunan'dan başlayalım, hamamlardan.
Eski Yunan'da... Hamamlar tedavi ve şifa amacıyla kullanıldığı düşünülen alanlar.
Bu dönemin hamamlarında sıcak su diye bir şey yok.
Soğuk suyla yıkanıyorlar ve duş gözleri var.
Kutsal mekanlara yıkanmadan giremiyorlar.
Hatta bayramlarda insanlar ve heykeller yıkanıyor.
Sadece insanlar değil heykelleri de yıkıyorlarmış.
Yıkanmadan kralın huzuruna çıkmıyorlar.
Eski Yunan vazolarındaki resimlerde göreceğiniz üzere kadınlar ve erkekler bir arada yıkanıyorlar bu resimlerde.
Ve bu dönemdeki hamamlar...
Böyle cimnasyumlar vardır ya onların içerisinde yer alıyor.
Eğlence ve sporların yapıldığı alanların içerisinde hamamlar var.
Ama ilk çağ Yunan kültürüne ait bazı kaynaklarda insanların hayatlarında sadece...
Üç defa yıkandığı söyleniyor.
Umarım da gerçek değildir bu.
Platon'un zaten yıkanmak bir lükstür diye bir ifadesi var.
Demek ki bu boşa değilmiş.
Eski Yunan'da insanlar çanaktan almış oldukları suyla siliniyorlarmış.
Yani yıkanma dedikleri şey bu.
Islak mendilde silinen insanlar var.
Çok da şaşırmadım. Hani bunu banyo niyetine sayanlar.
Şimdi meşhur Roma hamamlarının kökeni Yunan hamamlarına dayanıyor aslında.
Ama Romalılar hamamı çok ileri seviyelere taşımışlardır.
Zaten hamam deyince aklımıza ilk gelen şeylerden biri Romalılar.
Yüzyıllardır ve Türk hamamı tabii ki de.
Türk hamamı deyince de şimdi Sherlock Holmes'un yazarı Arthur Conan diyor ki Türk hamamı alternatif tıp dediğimiz şey gibidir.
Yeni bir başlangıç noktası sistemi temizleyip Yenileyen bir şey.
Tıpkı Duru sabun gibi.
Tam 94 yıldır, bir asıra yakın bir zaman dile kolay.
Bize hep eşlik eden, temizlik ve saflık deyince ilk aklımıza gelen Duru'nun hikayesini anlatmak istiyorum sizlere.
%100 Türk malı biliyorsunuz.
Benim anneannemin evinde de vardı, babaannemin evinde, şimdi benim evimde.
O yüzden bir sabuna anlam yüklenecekse eğer benim için o sabun Duru'dur.
Çünkü dediğim gibi hem %100 Türk malı hem de 1927'de Erzurum'da küçücük bir sabun atölyesinde başladı ev yapın öyküsü.
Yani Cumhuriyet'in ilanından beri var.
94 yıldır Türkiye'nin en bilinen...
En sevilen, en güvenilen kişisel bakım ve temizlik markalarından biri ve sabun deyince tabii ki ilk akla gelen markalardan Duru.
Duru'nun hikayesi 1967'de İstanbul Silahtarağı'daki Ev Yap fabrikasında başladı.
Markanın kurucularından Fikret Ev Yap'ın aklındaki fikir çok amaçlı olarak hem banyoda hem bulaşıkta kullanılabilecek bir ürün çıkartarak tüketicilerin bütçesine katkıda bulunmaktı.
Peki adı neden Duru?
Çünkü direkt temizlik ve saflığın ifadesi pek çok ismin arasından o yüzden bunu seçmişler ve ortaya konan özellikleriyle de örtüşüyor zaten.
Duru markası altında üretimine başlanan bu yuvarlak sabun piyasaya sunulduğu dönemde en çok tercih edilen ürün olmuştur arkadaşlar.
Bu başarının getirmiş olduğu sorumlulukla ev yap üretim tesislerine yaptığı yatırımları arttırmıştır.
Duru markasının asıl yükselişi ise Türkiye'de bir ilk olarak sabunun çoklu paketler halinde halka sunulmasıyla oluyor.
Yüksek kaliteli güzellik sabunlarını çoklu paketler halinde geniş kitlelerle buluşturuyorlar.
Bir de sabunların böyle rengini gösteren şeffaf paketlerde sunulması da çok seviliyor.
%100 Türk markası.
Duru ve Türkiye sınırlarını aşarak yurt dışında da oldukça ilgi görüyor.
Türkiye ile birlikte dünyada 78 ülkeye ihracat yapıyor.
Çoklu kalıp sabunları Türkiye'den sonra Rusya'da da lider pozisyonda.
Bu arada Duru pek çok ilke imza attı.
Mesela iki renkli çizgili sabun 90'lardaki üretimini ilk kez Duru yaptı.
İlk sıvı sabun hatta ilk Reykolonya bunları Duru pazara sundu.
Derken şampuanları, duş yerleri, şeffaf banya sabunlarıyla tanıştık.
Duş jelinin kokusuyla sabunun temizliğini bir araya getiren duş sabunu serisini ürettiler.
Hemen akabinde ise hydropure duş jeli ve hydropure şeffaf bakım sabununun hem içeriklerine hem de görüntülerine tüketicilerine karşı şeffaflıklarını yansıttılar.
Bunlar da cilde dost ve oldukça temiz içerikli.
Son 3 yılda duş jeli ailesini 5 yeni serisiyle sıvı sabun ailesini ise mis kokuları ve organik içerikleri şık şişeleriyle yenilediler.
Duru, inovasyonu merkeze alan bir marka.
O yüzden 94 senedir varlar.
Yani anneannemiz de Duru kullanıyordu, anneniz de, şimdi siz de kullanıyorsunuzdur ve eminim torununuzun torunu da kullanacaktır.
Daha nice nice asırlar görmesini diliyorum.
Çünkü %100 Türk malı bizden gurur duyulası bir başarı bir asırdır devam ediyor.
Şimdi hamamlara kaldığımız yerden devam edelim.
Hamam mimarisinin esas gelişim gösterdiği yer Roma dönemi arkadaşlar.
Büyük ve gösterişli hamamlar bu dönemde görülmeye başlanıyor ve kendisinden sonra yapılacak olan hamamları da etkilemiştir Roma hamamları.
Romalılarda hamam sadece bir yıkanma lokasyonu değil.
Aynı zamanda eğlence mekanı, dinlenme yeri, spor tesisi ve hatta filozofların, şairlerin, hatiplerin buluşma noktası diyebilirim.
Burada konuşup burada tartışıyorlar.
Orata adlı bir mimarın İlk kez yakılan merkezi bir ateşten elde edilen sıcak havayla hamam binasını ısıtmayı başardığı düşünülüyor.
Suyu ısıtan adam diyebiliriz onun için.
Suyu ısıtmak için metal bir kazan kullanıyorlarmış ama teknik kısımlara girmeyeceğim arkadaşlar.
Sonuçta hamam inşa edecek değiliz şu anda bu podcastten sonra.
O yüzden daha böyle işin eğlenceli kısımlarına değineceğim.
Romalılarda bir iş günü öğleye kadar sürüyor ya da öğleyi bir tık geçiyormuş.
Adamların keyfine bakın.
Sabah erken saatlerde başlıyor.
Öğlen paydos ediyorlar.
İş bitiyor öğlen. Sonra hafif bir öğle yemeği.
Belki kısa bir şekerleme siesta yapıyorlar.
Sonra da hamama gidiyorlarmış.
Ve burada birkaç saat geçirdikten sonra öğleden sonra genelde 2-3 gibi gidiyorlarmış hamama.
Gece hamamı ise çok nadir görülen bir şeymiş.
Gün ışığında yıkanmayı seviyor Roma halkı.
O yüzden pencereleri büyük olan ve iyi aydınlatılmış olan hamamlar daha çok tutarmış.
Bir de güneş banyoları var zaten biliyorsunuz.
Roma'da hamam ritüeli şöyle.
Vücutlarını böyle değişik bir yağla yağlattırıyorlar.
Ondan sonra sıcak küvet öncesi bir ter banyosu var.
Zaten soğuksu havuzu da var Roma hamamlarında.
Bir de yanlarında hizmetkarları var.
Böyle vücutlarını iyice kuruluyorlar.
Giyisilerini falan hep onlar taşıyor hamama giderken.
Tabii ki varlıklı insanlardan bahsediyorum.
Bir de hamam çıkışı böyle.
Hamam sahiplerine iyilik dileklerini iletiyorlarmış.
Yıkanma keyifleri için onlara şükranlarını sunuyorlarmış hamamcılara.
Ve hamama iyi giyimli bir köle ordusunun eşliğinde.
Travanla taşınarak gitmek ve dönmek sahip olunan statü ve fiyakalı zenginliğin ilanı demekmiş.
Halk hamamlarında en sık karşılaşılan problemlerden biri giysilerinin çalınması arkadaşlar.
Birçok yazıtta karşımıza çıkıyor bu.
Giyisilerini çalanlara lanet edenlerle karşılaşıyoruz.
Mesela birinde şöyle denilmiş.
Tanrıça Minerva'ya.
Tanrıçaya banyo elbisemi ve pelerinimi sunuyorum.
Bana yanlış yapan kadın ya da erkek, köle ya da özgür ortaya çıkıp eşyalarımı senin tapınağına geri bırakıncaya kadar uyuyamasın, sağlıklı kalamasın denilmiş.
Merve zenginlerin eşyaları çalınmıyor mu?
Hayır çalınmıyor çünkü onların eşyalarını bekleyen bekçileri var.
O yüzden çalınmıyor. Bir de şu var arkadaşlar Roma hamamlarına girmeden önce egzersiz yapıyor insanlar.
Bu egzersiz dediğim aslında...
Böyle küçük bir top oyunu.
Hamamların içinde ve dışında egzersiz yapma yerleri var.
Buraya palestra deniliyor bu binaya.
Ve hamama gelenler önce dışarıda giymiş olduğu kıyafetleri çıkarıyorlar.
Rahat bir spor kıyafeti giyiyorlar tunik gibi.
Sonra top oynuyorlarmış.
5 ayrı top oyunu var.
İşte el topu var, torba topu var, üçlü top, itiş kakış topu diye bir şey var.
Bazıları da boks, güreş, eskrim tarzı şeyler yapıyorlarmış.
Bunları hamama girmeden önce yapıyorlar.
Hani hamama giren teller diyorlar ya.
Öncesinde terliyor. Kadınlar da bu arada bu sporlara dahil oluyorlar.
O dönemlerde sosyete kadınları halter ve ağırlık çalışıyorlarmış spor olarak.
Erkekler tarafından da tabi alaylara maruz kalıyorlarmış.
Hani erkek sporu yapıyorsunuz diye.
Siz ya yüzün ya da çember çevirin diyorlarmış kadınlara.
Romalılarda yüzme yaygın bir spor.
Hamamlarda yüzme havuzları var.
Yüzme havuzu dediysem böyle iki kulaç atıyorsunuz bitiyor ve derinliği 1-1,5 metreyi anca buluyor.
Hamam çıkışında da insanlar böyle pahalı kozmetik yağlar.
Tabii zenginler yapıyor bunu. Parfümler falan sürüyorlarmış.
Hamamların içine baktığımız zaman resmen ziyafet var.
Böyle bir yeme içme tarifesi var hamamlarda.
Fiyat listeleri falan var.
Yeme içme anlamında da ne ararsanız var.
Çünkü iyi bir banyo ve güzel bir yemek.
İkisi hep böyle bir arada düşünülmüş.
Roma kültüründe yalnız başına yemek yemek hoş karşılanmıyor.
Bu bir sosyal başarısızlık olarak görülüyor arkadaşlar.
O yüzden hani filmlerde de görürsünüz böyle kalabalık kalabalık ziyafet sahneleri vardır.
Bunun sebebi o. Hamamlara böyle sırf gösteriş için gidenler var.
Kimi zenginliğini göstermeye gidiyor.
Kimi çıplak bedenini sergilemek için gidiyor.
Bazıları yazmış olduğu şiirleri sergilemek için gidiyor.
Yani hamam deyip geçmeyin o dönemlerde sosyalleşme alanı tamamen buralar.
Bu arada ilk Hristiyanlık dönemlerinde halk evet temizliğine önem veriyor ama 3.
ve 4. yüzyıla baktığımız zaman münzevi hayat tarzı benimsenmeye başlıyor ve ondan sonra işler değişiyor.
Çünkü müzevi hayat tarzını benimseyenlerden biri mesela Aziz Antony asla ayaklarını bile yıkamazmış düşünün.
Aziz Julian müritlerine yıkanmayı yasaklamış.
Aziz Jerome vaktiz dışında banyo yapmanın gereksiz olduğunu savunmuş.
6. yüzyıla baktığımız zaman en yaygın manastır tarikatlarından biri olan Benedikten tarikatının kurucusu Aziz Benedikt sağlıklı insanların asla yıkanmadığını söylüyor.
Hatta 13 yaşında hayatını kaybeden Aziz Agnes en büyük erdemlerinden birinin asla yıkanmamak olduğunu bile söylemiş.
8. ve 9. yüzyıldaysa Fransa'da yine Benedikten tarikatı keşişlerinin banyo yapması yasaklanmış.
10. yüzyılda Cluny tarikatı keşişlerine yılda 5 defaya kadar banyo yapma izni verilmiş.
Bunlar nasıl değişti derseniz Özlem Genç diyor ki Haçlı Seferleri sonrası doğuya gidenler oralardaki banyo kültürünü deneyimledi ve daha sonra Avrupa'da da yaygınlaştığı düşünülüyor.
Birçok imparator halk hamamlarına yıkanmaya gidermiş arkadaşlar ki halkın desteğini kazanıp popülerliklerini arttırabilmek için bazen politik amaçlı da kullanılıyormuş buralar.
Beraber yıkandık biz bu hamamlarda diyebilmek için.
Roma hamamları sınıf farkından arınmış bir toplum yanılsaması yaratmak için de oldukça ideal bir ortam.
Roma toplumu zaten... doğum, yurttaşlık, zenginlik gibi nedenlerle ortaya çıkan ve ordines denilen belli sosyal ölçülerle düzenlenen sınıf ve mertebe kavramlarının bilincinde olan bir toplum.
Soylu ve elit sınıfın hakları, ayrıcalıkları zaten gelenekle belirleniyor ve yasalarla güvence altına alınıyor.
Bir de hamama yanında köleleriyle giden adamın zaten sosyal statüsü bir şekilde de belli oluyor değil mi?
Açıkça şunu diyebiliriz, eşitsizlik var mı?
Tabii ki var ama şu da var.
Roma toplumundaki... bireyler etkinliklere serbestçe katılabiliyor.
Hamamların çoğu zaten ücretsiz, halka açık.
Bireyler kendi çabalarıyla yükselebiliyor.
Sosyal adalete ve dengeye kayda değer olanaklar sağlayan bir yapı var diyebiliriz.
Yani açık kapı politikası var.
Mesela o zamanlarda Roma'da yaşıyor olsaydık akşam nerede buluşalım diye konuşsak muhtemelen hamamda buluşuyor olacaktık.
Arkadaşlar, dostlar hamamda buluşuyorlarmış.
Manisa Salihli, Sardes antik kentinde geç Roma döneminden kalma bir hamam.
Hamam yazıtı var. Şöyle yazıyor.
Bu şahane yer beni kız kıvrak yakaladı.
Yüksek altın tavanlar, mermer kaplamalı duvarlar ve her yerde cap canlı süslemeler.
Bazı Roma hamamlarının tavan yüksekliği 30-40 metreyi buluyor arkadaşlar.
O kadar ihtişamlı ki büyülenmemek mümkün değil.
Ve bazıları o kadar lüks ki böyle işte yeşim taşı, kaymak taşı gibi taşlar.
Onların o pürüzsüz dokusu.
Ondan sonra freskler, mozaikler, geniş geniş kemerler, pencereler.
Heykeller gerçekten şaheser gibi.
Hamamdan öte sanat eseri gibi.
Hatta içerideki ses bile oldukça büyüleyici.
Öyle bir akustik yapmışlar.
Ama Roma ilk dönemi hamamlarına baktığınız zaman kadınlar için ayrılan bölümlerin erkeklere oranla daha küçük olduğunu ve daha konforsuz olduğunu göreceksiniz.
Belli bir süre sonra kadın erkek zaten birlikte yıkanmaya başlıyorlar.
Ama Hadrian döneminde bu yasaklanıyor.
Kadınlara ayrı bir saat konuyor, erkeklere ayrı.
Hamamlarında birden fazla giriş olabiliyor.
Kadınlar, erkekler, köleler, hizmetliler hepsinin girişi başka başka yerlerden.
Karakalla diye bir hamam var.
1600 kişilik bir kapasiteye sahip arkadaşlar ve 25 bin metrekarelik bir sahada yer alıyor.
İçinde kütüphaneler var, tiyatrolar, yemek alanları var.
Düşünün yani hamam mı bu şimdi?
Bir de Diokletianos diye bir hamam var.
M.S. 4. yüzyılda yapılmış.
3000 kişilik olduğu düşünülüyor.
3000 kişilik bir hamam ne demek?
11 hektarlık bir alana sahip içinde bahçeler var.
Yani boşuna meşhur değil Roma hamamları.
Bizans dönemine baktığımız zaman hamam mimarisi yine Roma dönemi mimarisinde devamın iteliğindedir ama daha mütevazıdır.
Daha böyle küçük boyutludur.
Yine aynı etkinlikler devam ediyor.
İnsanların zaten hamamlara gitme sebeplerini biri.
Bizans döneminde doktorların haftada en az iki defa hamam önermesidir sağlık için.
İstanbul hamamlarının en meşhurlarından biri Bizans döneminden kalma Sultanahmet civarında 2.
ve 3. yüzyıllar arasında inşa edilmiş olan Zeyuk Sipos banyolarıdır.
Konstantinopolis yani İstanbul halkının en popüler banyoları burası arkadaşlar halk hamamı.
532 Nika ayaklanmasında burası da yakılıp yıkılıyor maalesef.
Sonra yeniden yaptırılıyor ama eskisi gibi değil.
Yaklaşık bin yıl sonra ise Mimar Sinan tarafından burası yenileniyor.
Haseki hamamı yaptırılıyor.
Hürrem Sultan yaptırmıştır ve günümüzde hala hamam olarak kullanılıyor.
Bir dönem kapatılıyor başka başka şeyler oluyor ama şu anda hamam.
Hamam severlere duyurmuş olalım burada.
Şimdi gelelim Türk mimarimizdeki hamamlara.
Baştan şunu söyleyeyim bizde hiçbir zaman öyle kadın erkek bir arada yıkanma olmamıştır.
O yüzden de zaten yasaklanmamış yani sekteye uğramamış bir hamam kültürümüz var.
Türklerde de hamam zaten sosyalleşme yeridir.
Türkler Asya'dan Anadolu'ya gelirken hamam kültürlerini de beraberlerinde getiriyorlar ve Roma, Bizans hamam kültürleriyle bunu sentezliyorlar.
Tabi İslami çerçeveye de uygun olacak şekilde.
Türk hamamlarının geçmişi çok eski.
Anadolu'nun bronz çağı uygarlıklarına kadar uzanıyor.
Yani İslamiyetle gelen bir şey değil temizlik bize onu söyleyeyim.
Zaten Türkler oldukça temiz.
Göçebe Türklerin Çerge adı verilen tekerlikli çadır hamamlarına sahip oldukları.
biliniyor ki Türklerin yaşadıkları evlerde ayrı bir yıkanma yeri varmış.
Hatta Anadolu köylerinde hamamın karşılığı munçadır ya da munçak adı verilen yerlerdir.
Anadolu'nun en eski tarihli Türk hamamı 12.
yüzyılın başlarında Mardin'de inşa edilen Maristan hamamıdır arkadaşlar.
Roma hamamlarına göre bizim hamamlarımız bir tık küçük hatta bir tık demeyeyim baya küçük.
Dışarıdan bakıldığında daha sade daha kapalı ama iç mimarisi etkileyici ama tabi Roma hamamlarıyla benzerlikleri var.
Isıtma sistemlerimiz benziyor.
Bu arada Arap ülkelerinde çifte hamam örneği yok arkadaşlar ama Türklerde var.
Kadın ve erkekler iki binadan oluşan bitişik hamamlara giderler.
Bu çifte hamamlar genelde bir külliyenin parçasıdır ama bu tarz hamamlarda erkekler kısmında giriş ve çıkış ana caddeye bakar ama kadınlar kısmı böyle ara yola bakar ya da işte kapalı kapalı mekanlara bakar.
Mahremiyetten dolayı böyledir.
Çifte hamam yapmamızın sebebi şudur.
Isıtma kolay olsun diye.
Çünkü külhan kısımları her iki bölümde de komşudur.
Tasarruf amaçlı böyle yapılmıştır ama Roma hamamlarıyla Türk hamamlarının en önemli farkı şudur.
Roma hamamlarında havuzun içerisinde yıkanma geleneği vardır.
Türklerde bu yok. Türklerde koruna başında su dökerek yıkanılır.
Yani İslamiyet'te biliyorsunuz durgun suyun pis olduğu düşünülür.
O yüzden akan suyla yıkanılır.
Ayrıca terleme amacıyla Türklerde farklı bir alan düşünülmemiştir.
Yani sıcaklık bölümünün ortasında yaranan göbek taşı vardır bizde.
Burası terleme... alanı olarak kullanılır.
Bu podcast'tan sonra eminim çoğunuz hamama koşacaksınız.
Öyle hissediyorum. Benim bile şu an gidesim geldi.
Türk hamam kültüründe haftada veya iki haftada bir hamama gidilerek uzun uzun saatler kalınır.
Kadınlar özellikle çamaşır yıkama günleri sonrası hamama giderlermiş ki hani yorgunluklarını atma amaçlı.
Tabii ki hamam sadece yorgunluk atma yeri değil.
Güzellik, temizlik, sohbet hepsi bir arada.
Aynı zamanda sosyalleşme yerleri.
Eminim şu an çoğunuz aklına Tosun Paşa filmi geldi.
Hani o efsane hamam sahnesi vardır.
Telli oğullarıyla Sefer oğulları mıydı?
Kadınlar böyle hamamda atışıyorlardı ya.
O kurnağdan bu kurnağya çirkef sıçramış.
Kırk beş yaşında da Adile de hanım.
Fekte kartlaşmış.
Ya Adile Naşet'i çok seviyorduk hepimiz ya.
Buradan da onu anmış olalım.
Orada da bir ziyafet sahnesi vardı hatırlıyor musunuz?
Oradaki işte o kadınların ortamına bakın.
Tam öyle bu anlatmaya çalıştığım hamam kültürü.
Yiyorlar, içiyorlar, eğleniyorlar.
Sohbet, muhabbet yeri geliyor.
Böyle tartışıyorlar, atışıyorlar.
Ortada da bir sofra vardır orada.
Sofralar da kurulur hamamlarda.
Kadınların gitmiş olduğu hamamlarda.
Ve özellikle Selçuklular döneminde bizim aslında özgün hamam...
Hatta Anadolu Selçuklu Sultanı 1.
Alaaddin Keykubad sefere çıkarken yanında hamamı seferi olarak isimlendirilen bir tür çadır hamamı taşıtırmış.
Bu rivayet edilir. Osmanlı dönemine baktığımız zaman artık böyle anıtsal nitelikte hamamlar inşa edildiğini görüyoruz.
Tabii ki yine Roma dönemindeki gibi öyle 3000 kişilik falan yok bizde.
Ama Evliya Çelebi'nin aktardığına göre vezir ve ileri gelenlerin saraylarında bulunan özel hamamlarla birlikte isimlendirilmiştir.
İstanbul'da kaç hamam varmış biliyor musunuz?
Sıkı tutunun söylüyorum.
14.356 hamam.
Şok oldum bunu duyunca.
Bu aslında temizliğe verilen önemi bence gözler önüne seriyor.
Türkler sefere çıktıkları zaman bile hamamcıları ile beraber giderlermiş.
Seyyar hamam kurarlarmış çadır hamamları ve ordu sefere çıkarken muhakkak.
Yanına peştemalci, hamamcı, tellak, berberler ve usturacı esnafını da alırmış.
1520'de Bossano da Zara tarafından yazılan bir kitapta Bossano Türklerin hamamlarını anlatıyor.
Temizliğe verilen değerlerden, hamamlarımızın çokluğundan bahsediyor.
Pierre Bale'ın 1553'de yayınlanan kitabında Türklerin dünyanın en temiz milleti olduğunu söylemiş.
Hamamlarımızın güzelliğini anlatmış, temizliğini, ucuzluğunu ve verilen hizmetin ne kadar ayrıntılı ve...
özenli olduğunu imrenerek anlatmış ve bu temizliğin Avrupa'da da olmasını dilediğini.
Böylece salgın hastalıkların önünün alınacağını belirtmiştir.
1900'lerin başında Osmanlı topraklarında 14 ay süreyle gezi yapan Wilseymur Monroe Türklerin temizliğe verdiği önemi ise şöyle anlatıyor.
Müslümanlar için temizlik sadece dindarlığın bir gereği değil.
Kur'an özellikle düzenli ve itinalı bir şekilde abdest almayı buyurur ve bunun sonucunda ise Konstantinopolde Türklerin, Hristiyanların ve Yahudilerin sürekli muzdarip oldukları
fiziksel rahatsızlıklardan korundukları söylenir.
Hastalıklardan bu şekilde korunmalarının sebebi ise sıklıkla kullanılan ve çok sayıda bulunan Türk hamamlarıdır.
Başkentte bu hamamlardan 130'dan fazla vardır.
Her önemli caminin kendi hamamı mevcuttur ve çoğu...
Bu cami hamamı hayırsever Müslümanlar tarafından bağışlanmıştır.
Böylece şehrin fakir insanları da Türk hamamlarının zevkini ve sefasını ücret ödemeden sürerler denilmiş.
Şimdi buradaki ifade Evliya Çelebi ile çelişiyor gördüğünüz gibi.
Evliya Çelebi zaten çelişkili bir karakter.
14.000 hamam dedi ya.
14.000 hamam şöyle arkadaşlar o da normalde 130 küsur hamamdan bahseder ama 14.000 deme sebebi işte vezirlerin evinde olan, saray erkanının evinde olan hani özel banyolardan bahsediyor.
Osmanlı'da cami veya büyük eserler yapımına karar verildiği zaman ilk önce işçilerin yıkanması için hamam yapılıyor ki zaten varlıklı kişiler.
Hayır amaçlı hamam yaptırırlar.
Türk hamamları dünyaca ünlüdür ve hamamlar yıkanmanın yanı sıra süslenme yeri de olmuştur arkadaşlar.
Hamam eşyalarını hatırlayın.
Onlar bile nasıl böyle süslü süslüdür eskilerin.
Kadınların böyle topluca güzelleşmeye gittikleri iki ülke var.
Birisi Türkiye, biri Çin hamam anlamında söylüyorum.
Tayland'da bile hamamlara Türk hamamı deniliyormuş.
Hamam kültürümüzün izlerine edebiyatın ünlü kalemlerinde de rastlıyoruz.
Mesela Refik Halit.
Karay'ın memleket yazılarında hamam şöyle anlatılıyor.
Eskiden belli başlı hamam günleri vardı.
Buna uyumak savsaklık kabul etmez vazife ve adetlerden biriydi.
En mühimleri Ramazan ve bayram hamamları değil miydi?
Evlerde Ramazan temizliği bitip kileri yerleştirme işi de sona erdi mi?
Arife gününden bir gün evvel hamam yanardı.
Hususi hamamları olmayanlar da çarşı hamamlarına giderlerdi.
Bizim evde tepe camlığı...
beli, alttan yanan yani külhanlı bir hamam bulunduğu için ve o çeşit hamamlar birkaç odunla ısınıp günlerce soğumak bilmediğinden yıkanması hem rahat olur hem de bundan hısım akraba hatta
yakın komşu hanımlar da faydalanır.
Bakımlı tutulan konak hamamlarında yıkanmak gerçekten çok zevkli iştider Refik Halit Karay Memleket yazılarında.
Ve tabii ki unutmadan hamamlarda ne oluyordu?
Kız beğenmeler yapılıyordu değil mi?
Bir de neredeyse her kadın hamamında bir evliya kurnası bulunurmuş arkadaşlar.
Kadınlar bu kurnanın başında dua edip dilek tutarlarmış.
Ve bu dileklerinin olması için yoksul birini yıkatıp onun parasını öderlermiş.
Ya da o hamama işte süpürge, takunya, sabun gibi malzemeler hediye ederlermiş.
Varlıklı kadınlarsa önden hamam bohçalarını hizmetlileriyle beraber hamama yollatırlarmış ve en güzel kurnayı kendilerine ayırttırırlarmış.
1717-18 yılları arasında İstanbul'daki İngiliz büyükelçisinin eşi Lady Montagu sık sık mektuplarında Türk hamamlarından bahsediyor arkadaşlar.
Türk kadınlarının diğer ülkelerde olduğundan çok daha hür ve serbest olduklarını, ömürlerini eğlence içinde geçirdiklerini, hamamlarda toplandıklarını ve sosyalleştiklerini yazmış mektuplarında.
Bu hamamları şehrin bütün dedikodularının yapıldığı bir kadınlar kahvehanesine benzetmiş.
Yani hamamlar kapalı toplum düzeninin olduğu Osmanlı döneminde kadınlar için bir sokağa çıkma, böyle bir nefes alma, gezme vesilesi de olmuştur.
Bu arada hala devam eden bir gelenek var.
Gelin hamamı değil mi?
Düğünden bir gün önce yapılıyor.
İşte o gün hamam komple kapatılıyor.
Gelin adayına hizmet veriliyor.
Eskilerde şöyleymiş.
Sazlar çalınırmış, şarkılar söylenirmiş.
Gelinle hamamda kına yakılırmış.
Şu an böyle mi bilmiyorum. Gelinin saçları kesilirmiş.
Hamamda gümüş ya da tahtadan yapılmış.
Yuvarlak bir aynanın üzerinde keserlermiş.
Gelinin yüzüne al bir duvak örtülürmüş.
İsteyenler o hamamdaki havuza para atıp dilek dilerlermiş.
Buradaki amaç gelini akşamki kına gecesine hazırlamak ve bekar olarak son eğlencesi.
Ve evlilik gibi kutsal görünen bir kuruma tertemiz başlaması.
Çünkü su saflığın ve temizliğin sembolü.
Erkeklerin de damat hamamı varmış o zamanlar.
Şimdi var mı bilmiyorum. Ama böyle gelin hamamı gibi öyle bol seromoneli değil onu söyleyeyim.
Loğusa hamamı var. İşte Loğusa 40.
gün gidiyor. Sünnet hamamı var.
Asker hamamı, tulumbacı hamamı.
Fayeciler her yangın söndürdükten sonra gidiyorlarmış hamama.
Ramazan hamamı var. İşte iftardan sahura kadar eğleniyorlarmış.
Yaz hamamı bile var arkadaşlar.
Hep böyle eğlence amaçlı kullanılmamış.
Reşat Ekrem Koçu Osmanlı Tarihi Panoraması adlı kitabında 1730 ihtilaline kadar İstanbul hamamlarında tellakların çoğunluğunun Arnavut olduğunu söylemiş ama bir hamamcı uşağı olan patrona
Halil'in başını çektiği isyandan sonra İstanbul hamamlarında Arnavutların istihdam edilmesi yasaklanıyor.
Meşrutiyet sorunu. Tellaklar masaj da yapıyorlarmış bu arada.
Ve hamama gelenler beyaz kırmızı çubuklu peştemel giyerken tellaklar siyah giyerlermiş.
Hamamda ateşi yakıp harlayan kişiye külhancı deniliyor.
Genelde bunlar annesi babası olmayan küçük çocuklardan seçilirmiş.
Bu işi onlar yaparmış ama 11 yaşını doldurduktan sonra bu işe giren çocukların lehçe-i külhane adı verilen yüze yakın argo kelimeyi öğrenmesi gerekiyormuş.
Bunu duyunca çok şaşırmıştım.
Isınmanın zor oldu.
O dönemlerde evsiz barksız çocuklar ısınsın diye bu mesleğe alınıyorlarmış.
Hamamlarla ilgili bir dolu atasözümüz, deyimimiz var.
Mesela işte burayı kadınlar hamamına çevirmişsiniz derler.
Herkesin böyle bir ağızdan konuştuğu, kimsenin kimseyi dinlemediği durumlar için kullanılır bu.
Hamam anası gibi derler.
Kötü kalpli ve işte biraz kilolu hanımlar için.
Hamamın namusunu kurtardım denilir.
Yani görünüşü kurtarmaya çalıştım.
Kötü bir olaya engel oldum anlamında.
Burası hamam gibi oldu derim.
En sık duyduğumuz şeylerden biri.
Ya da hanlar hamamlar mı bahşettin denilir.
Ayran gönüller için düğüne gider zurnaya.
Hamama gider, kurnaya aşık olur deriz.
Ya da hanlarda hamamlarda gözüm yok derler.
Hamama giren teller derler.
İki çıplak bir hamama yakışır.
Bunu çok sık kullanıyoruz.
Bir de eskiler dermiş ki, hakiki güzele hamamdan sonra bak derlermiş.
Bugün size banyo tarihini kısaca anlatmaya çalıştım.
Duru Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bu çarşamba... Yine bir biyografi bölümüyle karşınızda olacağım.
Sürpriz bir biyografi.
Beni nereden dinliyorsanız şu anda takip edip bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Bu çerşamba tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
