
Tefal Hakkında detaylı bilgi almak ve indirmek için: Tıklayınız
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Tefal" hakkında reklam içerir*
Transkript
Tefal Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün çok önemli bulduğum ve yine çok istenen bir konuyla karşınızdayım.
Sezgisel yeme ve yiyeceklerle sağlıklı bir ilişki kurmak için neler yapabiliriz?
Size bunu 10 ilkeyle anlatmaya çalışacağım madde madde.
Benim ilk podcast bölümümü hatırlayanlar çok amatördü ama yine sağlıklı beslenmeyle ilgiliydi.
İlk çektiğim bölüm 2,5 sene olmuş.
Şekersiz 21 gün bölümünü kaydettim.
Ama etkisi hala devam ediyor.
Hatta şu an instagramda takipçilerimle yine şekersiz 21 yapıyoruz.
Hatta 3. tura geçtik.
Bugün 3. turumuzun 8.
günü. Ama şekersiz sürecimizin 50.
günündeyiz. Sadece 2 gün mola verdik.
Harika gidiyoruz bence.
Hiç böyle diyet kafasına girmeden tamamen sağlıklı beslenerek hem vücudumuzu dinlendiriyoruz.
Hem sabahları o yataktan daha dinç kalkıyoruz.
Hem de gün içerisinde odaklanma kalitemiz artıyor.
Biz parlıyor. Bonus kilo da verdik.
8-9 kilo verenler oldu.
Hem de hiç zorlanmadan.
Aslında çok basit. Sadece paketlenmiş gıdalar yemiyoruz.
Sağlıklı şeyler tüketmeye çalışıyoruz.
Böyle diyet gibi değil. Tabii ki de şekerden uzak duruyoruz.
Özellikle rafine şekerden.
Böyle beraber yapınca o sinerjiyi çok seviyorum.
O birlik beraberlik duygusuyla insan açıkçası daha da motive oluyor.
Ama bu 21 günleri yapmamızdaki tek amaç açıkçası sadece sağlıklı beslenme değil.
Özellikle benim için nefis ve irade kontrolü.
Ve bugün anlatacaklarımda oldukça tezat.
Neden olduğunu anlayacaksınız.
Şimdi sezgisel yeme aslında çok uzak bir tarihte ortaya çıkmadı bu terim.
1995 yılında her ikisi de klinik diyetisyen olan Evelyn Triboli ve Alice Rush tarafından diyet dışı bir yaklaşım olarak tanımlandı.
Sezgisel yeme kısaca aslında şu demek vücudumuzun doğal olarak verdiği o fiziksel açlık, tokluk ve o doyma sinyallerini dinlememiz ve bu sinyallere uyum sağlayacak şekilde yemek yememiz.
Bu da şu demek oluyor beslenme ve diyetetik alanında diyetsiz yaklaşım.
Normal yeme, akıllıca yeme, bilinçli yeme oluyor.
Yani sezgisel yeme, fizyolozik aç, fizyolozik açlık.
Bir anda Rum oldum arkadaşlar.
Ve bu doyma ipuçlarına yanıt olarak yemek yemek.
Benim hoşuma giden kısmı şu.
Sezgisel yemenin temel ilkesi vücut bilgeliği kazanmak arkadaşlar.
Bence bu çok özel ve güzel bir şey.
Ama bilin bakalım bende ne yok.
Vücut var ama o bilgelik yok.
Hani bu podcast'ı çekiyorum belki bana da bir fayda sağlar.
Şöyle şimdi kişinin eğer bir sağlık problemi yoksa problem yalnız dikkatinizi çek.
Ben bugün konuşamıyorum ya.
Vücut ne diyordum sağlık probleminiz yoksa vücut ağırlığınızı kontrol edebilmek adına kilonuzu kontrol edebilmek adına temelde vücudunuzun ihtiyacı olan o yiyeceklerin miktarını ve türünü bilmeniz.
Yani fizyolojik açlığınızı doyurmanız yeterli miktarda besin alımınızı sağladıktan.
sonra buraya dikkat aşırı doygunluk oluşmadan yemeği bırakabilmek bu güzel bir yeme davranışı temel yeme davranışı bu ve sezgisel yeme de temel yaklaşım şu eğer herhangi
bir kronik rahatsızlığınız yoksa buranın altını çiziyorum içgüdüsel olarak o beslenme dengenizi sağlayacak şekilde seçimler yapabilmeniz besin tüketim çeşitliliği ile ilgili herhangi
bir kısıtlama olmadan buraya da dikkat çekmek istiyorum Besin, tüketim, çeşitliliği.
Yok onu yemeyeyim kilo yapar bunu yememem lazım bunlar yok.
Bir de sezgisel yeme şu demek aslında daha fazla düzenli beslenme, daha pozitif bir beden imgesi, daha fazla duygusal işlevsellikle de alakası var.
Sezgisel yemede 3 temel yaklaşım varmış arkadaşlar.
Birincisi şu yemek yemeye koşulsuz izin veriyor.
Lütfen podcastı burada kapatmayın pizza yemeğe koşanlar.
Ne demek gidiyoruz falan diye.
Hayır öyle bir şey değil.
Ama yanlış anlaşılmaya çok müsait.
Geçen bir diyetisyenle konuşuyorum.
Dedim ki bak dedim ben bunu yanlış anlayabilirim.
Diyor ki zaten çok müsait.
Gerçekten öyle. Şimdi ne zaman acıktığınızı ve ne yemeği arzuladığınız çok önemli.
İkincisi duygusal nedenler yerine fiziksel nedenlere dayalı yemek yemek.
Üzülünce hırsını o çikolata kavanozundan çıkaranlar.
Merve nereden biliyorsun diye sormayın.
Biliyorum işte. Ya da geceleri hayalet gibi o buzdolabının önünde dikilenler.
Üçüncüsü fiziksel açlık ve tokluk sinyallerine bağlı yemek yeme.
Yani ne zaman ne kadar yemeniz gerektiğini siz belirliyorsunuz.
Şimdi eminim o ilk maddede takılı kaldınız.
Ben de olsam orada takılı kalırdım.
Dedim ya işte yemek yemeye koşulsuz izin verme.
Nasıl yani? Şimdi bu şu demek.
Bu arada böyle bilmiş bilmiş konuşuyorum.
Diyetisyen değilim biliyorsunuz.
Sadece bu konuyla ilgili okuduklarım işte makaleler, kitaplar vs.
Oralardan anladıklarımı sizlere aktarıyorum.
Bu işin uzmanlarından aktarıyorum yani.
Bu arada bazen keşke diyetisyen olsaydım da diyorum.
İnsanlara böyle sağlık vermek çok güzel bir şey olsa gerek.
Hani o bedenin içerisinde.
Onların mutlu olduğunu görmek bence çok mutlu edici bir detaydır diye düşünüyorum.
Şifacı Merve yine iş başında.
Yani bu bendeki yoğun şifa verme isteği acaba nereden geliyor?
Şimdi birinci madde koşulsuz yemeye izin verme dedim.
Bu şu demek mesela canınız hamburger istiyor, pizza istiyor, o anda mantı istiyor.
Hepsini bir arada yiyebiliyorsunuz aynı anda.
Keşke böyle olsaydı.
Hayır bu şu demek fiziksel açlık hissettiğimiz an var ya ne arzuluyorsunuz o an ne yemek yemek istiyorsunuz.
Bu aslında bir yeme stratejisi arkadaşlar.
Bunu uygulayanlar o anda ne kadar yiyeceğini düşünmeden sadece ve sadece açlık sinyallerine göre hareket ediyorlar.
Ve yemek yeme konusunda kendinize aslında koşulsuz bir şekilde izin verdiğiniz zaman aşırı yemiyormuşuz.
Bunu gözlemlemişler. Neden?
Çünkü ben o anda zaten fiziksel açlığımla o yemeği yiyorum.
Duygusal açlığımla. Eğer duygusal açlığımla yemiş olsaydım herhangi bir stop düşüm olmazdı.
Elimden o ekmeği zor alırdınız.
Yani duygusal doygunluğa ulaşana kadar yerdim.
Neydi sezgisel beslenme?
Karnımız gerçekten açsa böyle sinyal veriyorsa yiyoruz değil mi?
Doyduğumuzu da anladığımız an çat diye bırakıyoruz.
Bu zaten müthiş bir şey.
Ve yapılan çalışmalar şunu gösteriyor.
Beslenmemizde neyi, ne zaman, ne kadar yiyeceğimizle ilgili bir takım sınırlamalar varsa...
Eğer zihnimiz otomatikman o besinle daha çok meşgul oluyor.
Gerçekten böyle benim için böyle.
Veya mesela bana yasak konuyor ya şunu yemeyeceksin.
Ya canım nasıl istiyor ya onu yemek istiyorum.
Bütün hafta onun hayalini kuruyorum.
Normalde sevmediğim bir şey de olabilir.
O yüzden böyle sınırlamalarla karşılaşanlar yemek yerken böyle kendine koşulsuz izin veren kişilere nazaran daha çok besin tüketme eğilimine giriyormuş buraya dikkat.
İkincisi duygusal nedenler yerine fiziksel nedenlerden dolayı.
yemek yeme dedim. Ne demek istedim?
Şimdi sezgisel yemeği benim istediğimiz zaman artık duygularımızın etkisiyle o yemeklere saldırmıyoruz.
Herhangi bir problemi bastırmak için değil.
Gerçekten aç hissettiğimiz için o yemeği yiyoruz.
Ya bu arada ben anneme senelerce hep kızdım.
Ben önceden böyle kalkıyordum sabahın körü işte.
Mükellef bir kahvaltı hazırlıyorum kendime ama şimdi düşünüyorum aç değilim ki o anda ben.
Sadece o bir şey alışkanlık olmuş.
Sabah ben mükellef bir kahvaltı yapmalıyım.
Annem dalga geçiyordu ben. Oo yine kurumuşsun mükellef sofranı.
Ben de şey diyorum. Kadın kadın neden kahvaltı etmiyorsun?
Ne kadar önemli falan diye kızıyordum.
Meğersem annem bilmeden sezgisel besleniyormuş.
Bana hep şey diyordu. Yani ben daha acıkmadım ki niye yiyeyim falan diyordu.
Hatta bir kere şey dedi.
Ben sadece yaşamak için, hayatta kalmak için yemek yiyorum demişti.
Yani ben keyif alıyorum yemek yemekten.
Bayılıyorum. Hayatımın tadı tuzu.
Yapılan bir araştırmada sezgisel beslenenlerle diyet yapanlar arasında şöyle bir ayrım tespit ediliyor.
Buraya dikkat. Diyet yapmayanların açlık ve tokluk olmak üzere toplamda iki sınır var.
Ama diyet yapanlarda hele böyle çok sık yapanlar.
Üçüncü ve doğal olmayan bir sınıra sahip.
Bu sınırda eğer bir kırılma noktası olursa işte o zaman vücut sinyalleriyle olan o doğal bağlantı kopuyor ve beslenme bir anda kontrolden çıkabiliyor.
Duygusal bir sorun yaşıyorsunuz diyelim o anda.
Gerçekten o an yasak olan ne varsa koşarak onu yemeye gidebilirsiniz.
Ve üçüncü madde ne zaman ve ne kadar yeneceğini belirlemek için açlık ve tokluk sinyallerine güvenmek dedik.
Aslında bu farkındalık doğuştan geliyormuş ama dış uyaranlara bağlı olarak değişebiliyormuş.
Özellikle dışsal kurallar olarak tanımlanan diyet yapma süreci.
Kısıtlamalar ve yasaklar ne yapıyor bize?
İçsel sinyallerimize güvenmekten balı koyuyor.
İçsel kontrol mekanizmamızın yerini dışsal kurallar alıyor ve ne oluyor?
Az önce dediğim gibi o duygusal tetiklenme anları olduğu an hop o yeme kontrolden çıkıyor.
Sezgisel yeme gerçekten bir vücut bilgeliği çünkü bizi merkeze koyuyor.
Yani adeta içsel bir keşif yolculuğu gibi ve burada kendi bedenimizin uzmanı biziz.
Çünkü sadece biz bize neyin daha iyi geleceğini biliyoruz.
Hislerimiz, düşüncelerimiz, deneyimlerimiz bunları en iyi bilen kim?
Biziz. Yani benim ne kadar aç olduğumu, ne yemek istediğimi, neyin beni tatmin edeceğini en iyi bilen kim?
Yine ben. Bir diyeti sürdürecek kadar iradeli olmak evet bize belki böyle geçici bir güç veya hakimiyet duygusu verir ama sezgisel yeme ömür boyu süren içsel
böyle sürdürülebilir bir güç veriyor.
Hani böyle bazı şeyler yaşam tarzlarımız ve anlayışlarımız farklılaşsa bile bizimle kalır ya onun gibi.
E bu da insana çok büyük bir güven veriyor.
Tıpkı Türkiye'de 30 yılını geride bırakan Tefal gibi.
Neden? Çünkü her dönemde yeni beklentileri anlayan bir tarzı var.
Bizleri hep böyle yeni deneyimlere, yeni lezzet keşiflerine teşvik ediyorlar ve milyonlarca güzel anımızın parçası olmayı Tefal hep sürdürüyor 30 senedir.
Şimdi sezgisel beslenmede yemek yeme ihtiyacımızın karşılanmasının çok daha ötesi olduğunu söyledim az önce ve işin uzmanları diyorlar ki yiyecek seçimlerinizde hem sağlığınıza iyi gelen
hem tadını sevdiğiniz hem de kendinizi iyi hissettiren şeylere yönelin diyor sezgisel beslenmede.
Bütün bunları eyleme dökerken mutfağımızda da yemek yeme ihtiyacımızı karşılamanın çok daha ötesinde bize eşlik eden ne var?
Tefal İnce'n Yo var.
Ben bu ürünü neden bu kadar seviyorum?
Çünkü benim için zaman çok kıymetli biliyorsunuz.
O yüzden enerjimi ve zamanımı çok güzel değerlendirmek istiyorum.
Mutfakta da böyle kısa zamanda hemen şaheserler yaratmak istiyorum.
Hem gözüme hem damağıma hitap etsin yapacağım yemekler istiyorum.
E tabi incenyo ile bütün bunlar mümkün oluyor.
Neden? Çünkü çok yönlü bir ürün ki zaten Tefal küçük ev aletlerini ve mutfak araç gelişlerini bu anlayıştan yola çıkarak yarattı.
Yani Tefal eşittir çok yönlülük ama söz konusu çok yönlülük olduğunda Tefal'in imza ürünü tabii ki İncanyo serisi.
En en en sevdiğim özelliği farklı boylarda böyle iç içe geçen bir tasarımı var.
Mutfak dolaplarımda tencere tava koyacak yer kalmadı diyenler size sesleniyorum.
İnce yoğun minimum yer kaplıyor o yüzden çok seveceksiniz.
Yine en sevdiğim özelliği sapları çıkabiliyor.
İster ocakta açık ateş üzerinde kullanın isterseniz fırına atın.
Hem tencere olabiliyor hem tava olabiliyor.
Buzdolabında saklama yapabiliyorsunuz.
E bulaşık makinesinde yıkanabiliyor.
Tüm parçalarda takıp çıkarılabilen tek bir sapı var.
Öyle tek tek uğraşmıyorsunuz.
Patentli bir sap zaten bu.
10 kilograma kadar ağırlık kaldırabiliyor düşünün.
PFOA, kurşun ve kadminyum içermiyor.
Güvenli titanyum kaplaması sayesinde üst seviyede bir yapışmazlık performansı var.
Bir de tefalde içi.
Tabii ki termosinyal özelliği var arkadaşlar.
Tefali özgü. İdeal pişirme sıcaklığına ulaştığı anda o orta nokta kıpkırmızı oluyor.
Bu da mutfakta israfı önleyen çok güzel bir özellik bence.
İndiksiyon ocaklar da dahil tüm ocaklarla uyumlu.
Yani Tefal Ingenio ile her tarif zahmetsiz.
Mutfakta hayat çok daha kolay.
Açıklamalara bir link bırakıyorum.
Hemen inceleyebilirsiniz ve emin olun mutfağınızın baş tacı olacak.
Hadi devam edelim. Şimdi sezgisel yeme dedik.
Bu sezgisel yeme ile kilo verebilir miyiz Merve diyenler?
Aslında buradaki amaç direkt kilo vermek değil zaten.
Amacımız yemeklerle ve bedenimizle ilişkimizi düzenlemek.
Bu kısım önemli. Çünkü eğer kilo vermeye odaklanırsanız zihninizi daha doğrusu bununla meşgul ederseniz bu meşguliyet bizim sezgisel sinyallerimize dayanarak seçim yapma becerilerimize zarar
verebiliyor ve kafayı böyle bedensel görüntümüze takabiliyoruz akabinde.
Podcast'ın en başında size 10 prensipten bahsedeceğimi söyledim.
10 ilke sezgisel beslenme ile ilgili.
O zaman birinci ilkemizle başlayalım.
Birinci ilke şu, diyet zihniyetini reddedin.
Hayatınız boyunca denemediğiniz diyet türü kalmadıysa, belki hedefinize de ulaştınız o diyetlerle ama sonra ne oldu?
Sonrası önemli. 1-2 ay sonra o tartıda o kilolar size bence gülüyordu, hatta kahkaha atıyordu.
Hani sen bizi kovdun ama biz gidecek yer bulamadık.
Senin sürekli kilo alıp veren bedenini çok sevdik.
Bak hop geri geldik.
Yani ben bunu o kadar çok yaşadım ki hayatım boyunca ve hiçbir zaman şunu demedim.
Abi olay diyet değil.
Yani senin yemek yemeğiyle ilgili bir problemin var.
Yemek yemeğiyle ilişkinde bir problem var.
Yani bu kafaya yeni yeni geliyorum diyebilirim.
Ve yapılan araştırmalar gösteriyor ki hızlı verdiğimiz o kilolar jet hızıyla geri dönüyor.
Tecrübeyle sabit. Hani bir hafta daha 5 kilo veriyorum böyle diyetler var ya.
Bunlar çok kötü aslında.
Çünkü hücrelerimizin az kalori tüketimine cevabı şu.
Al o zaman ben de senin metabolizmanı yavaşlatıyorum diyor.
Metabolizmam resmen ayıp olmasın diye çalışıyor Merve.
Diyenler ev kaldırsın.
Acaba niye öyle oldu değil mi bu yo-yo diyetlerinden?
Yani hücrelerinizi kıtlığa mahkum ettiğiniz zaman onlar da size hayatta kalmak için garip garip tepkiler verebiliyor.
The Biggest Loser diye bir yarışma var.
Bu yarışmada kilo vermeye çalışıyormuş yarışmacılar ve bu yarışmanın katılımcıları üzerinde 6 yıllık bir takip çalışması yapılıyor.
Ve sonuç gerçekten çok çarpıcı.
Metabolizmaları yarışmaya başlangıç zamanlarına oranla ortalama 500 kalori baskılanmış ve daha sonraları baya baya kilo almışlar yarışmadan sonra.
Bedenimizin diyet sırasında hayatta...
kalmasının bir başka yolu da artık biliyorsunuz sık sık diyet yapanlar kendi kas kütlesini yok etmektir.
Yani enerji almadığımız zaman beden kendi kaslarını yakıt olarak kullanıyor ve yine az önceki yarışmacılara dönecek olursam o büyük büyük kilolar veren insanlar 6 yıl sonra bakıldığı zaman zaten kas oranları
oldukça azalmış. Hatta tokluk hissini tetikleyen leptin hormonlarında baya bir düşüş olmuş.
Kardiyolog Carl G.
Lavey diyor ki sağlık tartıdaki rakamlar veya pantolonunuzun boyutuyla ölçülemez diyor.
Daha düşük kilolarda olmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorsanız yapılan araştırmalar hiç de öyle söylemiyor.
Etliyim, mutluyum, mutluyum diyenler sevindi bence şu an.
Bu arada benim kilom gayet normal merak ediyorsanız ama ben kendimi böyle bir tık zayıf seviyorum.
Hani bir şey giydiğim zaman böyle oradan buradan bir şey fazlalık çıksın istemem.
Bir de giyim kuşam işte.
de ben çok seviyorum zaten fark etmişsinizdir.
Çünkü bana da diyorlar sen niye sürekli zayıflamaya çalışıyorsun falan diye ama o kadar kötü yollar izledim ki o zayıflamalarda işte hani 5 kilo al 5 kilo ver diyorum ya hep bunu yaşadım.
Bir de çok hızlı alıp veriyorum.
Yani dikkat etmesem zaten alıp başını gidecek.
O yüzden benim bu meseleyi kökten halletmem lazım.
Yani umarım bu bölüm hepimize faydalı olur arkadaşlar.
Bir de çok çarpıcı bir şey söylemek istiyorum size.
Her diyette Bedenimiz ne yapıyormuş biliyor musunuz?
Hayatta kalmaya adapte olurken her yeni diyetle yeni şeyler öğreniyor.
Ve kilo vermeniz gittikçe daha zor oluyor.
Yani bir makine gibi her şeyi öğreniyor.
Ve diyor ki sen bunu yapıyorsan okey ben de bunu yapıyorum.
Sen daha önce bunu yapmıştın ben bunu yapıyorum.
Çok kötü ben bunu bilmiyordum mesela.
Ve hani şey var ya gibi dizisinde avcı ne kadar hile biliyorsa ayı da o kadar yol bilir.
Çok sık bilinçsiz diyet yapanlar bence sarılıp ağlayalım.
Bu arada diyet diyet diyorum hani diyetleri kötülüyor gibi bir algı var burada ama zaten burada kastedilen bizim yaptığımız o saçma sapan diyetler hani uzmanların bize özel hazırlamış olduğu listeler değil.
Bizim böyle kafamıza göre bilinçsiz yaptığımız diyetler kastediliyor.
Zaten diyetle sağlıklı beslenme apayrı şeyler.
Çünkü ben diyetisyenle çalıştığım dönem şöyle bir mesaj attığımı hatırlıyorum.
Hani liste veriyor ya hocam dedim ben patlamak üzereyim.
Hani bu ara öğünü yemesem olur mu dediğimi hatırlıyorum.
Gerçekten çok toktum. Beni hiç aç bırakmadı ve ben hayatımda o kadar düzenli, o kadar sağlıklı beslendiğimi hatırlamıyorum o süreç içerisinde.
Sonra dedim ki ya bu diyet değil işte Merve senin yaptığın saçma sapan şeyler diyet.
Bu sağlıklı beslenme yani bu ayrıma dikkat edelim.
Burada kast edilen yo-yo diyetleri bilinçsizce bizim yaptığımız diyetler.
Kendimizi aç bırakarak ne bileyim böyle gazetede gördüğümüz, internette gördüğümüz, başkalarına belki faydalı olmuş diyetleri kendi üzerimizde denemişizdir.
İşte onlar yo-yo. Şimdi diyet yapmak aynı zamanda böyle tıkanırcasına yeme dahil yeme bozukluğu riskini de arttırıyormuş ve yine araştırmalar gösteriyor ki bedenimizle ilgili yaşadığımız o
zor deneyimlere karşı... Öz şefkatli bir yaklaşımda bulunmamız bizim sezgisel yememize ve bedenle ilgili o tatminsizliğimiz varsa bunu aşmaya kolaylık sağladığını gösteriyor araştırmalar.
Sezgisel yeme dediğimiz şey aslında bir öğrenme deneyimi ve tabii ki yeni başladığımız için buna tökezlememiz düşmemiz çok normal.
Ama bu noktada öz şefkatimiz tabii ki çok önemli.
Bedeninize karşı öz şefkatli olun deniliyor.
Ben buna çok katılıyorum.
Ben bu sene biliyorsunuz tatilden döndüğümde arkadaşlar aman tanrım.
Dehşete kapıldım falan böyle oldum hatırlıyorsanız.
İki ay içerisinde korkunç bir kilo almıştım.
Ama ilk defa kendimi üzmedim.
İlk defa canım sağ olsun veririm gibi bir şey söyledim.
Ondan sonra da gerçekten bu mu etkili oldu?
Az önce söylediğim araştırmanın öz şefkat falan dedim ya.
Bunun etkisi mi oldu bilmiyorum.
Gerçekten sağlıklı beslenerek böyle yavaş yavaş kendimi zorlamadan bir şekilde onları verdim.
Kendime hiç zorbalık yapmadım.
Bu arada çok sık kilo alıp vermek zaten kalp sağlığımızı da kötü etkiliyor.
Yüksek kan basıncı, işte kronik iltihap, safra kesesi taşı, kas kaybı ve daha nice nice hastalıklar.
O zaman ne yapmalıyız bu aşamada?
Diyet yapma araçlarından kurtulun diyorlar.
Tartılmak, ölçüm yapmak, diyet listeleri, habire kalori saymak, ne bileyim metabolizman hızlansın diye garip garip karışımlar içmek, makarna ve türevlerini asla yememek, tatlı yediğiniz gün o günü
kendinize zindan etmek, pişmanlıktan buradan İstanbul'a koşacak bir hale gelmek.
Yani kalori saymayı bırakın diyorlar.
Diyet zihniyetinden lütfen çıkın diyorlar.
Birinci madde buydu. Hatta biz şu an şekersiz 21 gün yapıyoruz.
ya. Onu da önermiyor Sezgisel Yeme.
Bunu da söylemiş olayım. Çünkü o da aslında bir kısıtlıyor, sınırlıyor gibi ya.
Bundan dolayı tavsiye edilmiyor.
Ama ben başladığım işi yarım bırakmam.
Devam edeceğim. Zaten iyi gidiyorum.
Canım asla şeker istemiyor.
Ama Sezgisel'e de ufaktan geçiş yapmayı düşünüyorum.
Yani bunu bir hayat standardı şekline getirirsem çok mutlu olurum.
Başarabilirsem tabii ki. Sırada ikinci prensip var.
Açlığınızı onurlandırın.
İkinci prensip bu. Eğer böyle mideniz gurulduyor, açlıktan gözünüz kararıyorsa.
Tansiyonunuz düşüyorsa ve siz ona rağmen hala bir şeyler yemiyorsanız işte aman kilo olurum bir şey olurum diye vücudunuzun o biyolojik sinyallerini görmezden gelirseniz biyolojik açlığınızı inkar ederseniz
ne oluyormuş? İlkel açlık denilen bir şey oluşuyormuş ve bu genelde böyle fazla yemeğiyle neticelenen kötü bir şey.
Hani acil ve yoğun bir yeme isteği.
Hani bunu şuna benzetebilirsiniz.
Boğuluyorsunuz. Nefesiniz artık kesilmek üzere ve bir anda suyun üzerine çıkmayı başarıyorsunuz.
O ilk aldığınız nefes.
Diğer nefeslerinize benzemez çünkü çok ilkel bir nefestir o.
Zorlukla aldığınız bir nefestir.
Yani sakince nefes almaya hiç benzemez.
O yüzden uzun süre aç kaldığımız zaman yemeklere de o ilkel açlıkla saldırışımız aslında benzer.
Ve biyolojik olarak telafi edici bir tepki o saldırmamız.
Bedenimize eğer yeterli enerji, yeterli karbonhidrat verirsek, biyolojik olarak onu beslersek o ilkel dürtü tetiklenmez.
Kontrolü kolay kolay.
kaybetmeyiz. Biyolojik olarak acıktığınızda lütfen onu geçiştirmeye böyle işte ama atıştırmalık yiyeyim bilmem ne öyle yapmayın.
Vücudunuzu kandırmaya çalışmayın diyor sezgisel beslenme.
Uzun süreler aç kalmayın.
Öğün atlamayın. Uzun süreli aç kalmalar çok kötü sonuçlanabiliyor.
Sağlıksız beslenme ya da aşırı yeme atakları geçirebiliyoruz uzun süre aç kaldığımız zaman.
Ne zaman? Ne kadar ve hangi besinin yeneceği konusunda fizyolojik açlık sinyallerinize güvenin.
Doyduğunuzu hissettiğiniz anda lütfen yemeği bırakın.
Olay bu. Yaşadığınız duygu her neyse işte endişe olur, öfke olur, can sıkıntısı, kaygı bunları hiçbir besin iyileştirmiyor arkadaşlar.
Çözümü lütfen besinlerinde aramayalım.
Besinler yalnızca bize kısa süreli olarak bir rahatlama sağlar.
Ve yine yapılan bir çalışmada Beden kabulünün vücut sinyallerinin daha fazla farkındalığıyla bağlantılı olduğu görülmüş.
Bu da bence önemli. Peki biyolojik açlığımızı nasıl tanırız?
Bu da önemli bir nokta.
Tabii bu kişiden kişiye değişir ama açlık beden ve akıl bağlantısı bağlamında bakarsak.
Mesela midemiz işte guruldamaya başlar.
Bir acı hissi belki bir boşluk hissi oluşabilir.
Pek çok hisle midemiz bize sinyal gönderebilir.
Onu görmek lazım. Boğazımızda hafif ağrı, acı olabilir.
Başta işte düşüncelerde bulanıklaşma, baş ağrısı, odaklanma ve konsantrasyonda sorunlar yaşayabiliriz.
Yemeklerle ilgili böyle daha fazla bir düşüncelere kapılabiliriz.
Hemen gitsem de şunu yesem falan diye.
Duygu durumumuz rahatsız veya huysuz olabilir.
Ben mesela acıktığımda aşırı...
Ruhsuzlaşabiliyorum. Enerji düzeyimiz azalabiliyor.
Hatta uyku moduna geçmek istiyor neredeyse vücut.
Hiçbir şey yapmak istemeyeceğimiz bir noktaya gelebiliyoruz.
Bir donukluk hali ya da işte ne bileyim uykusuzluk hali gibi uyuşukluk hali de olabilir.
Bu tarz tepkiler olabiliyor.
Bunlar bedenimizin sinyalleri.
Bunlara kulak vermek, görmek gerekiyor.
Ve bedenimizi bir araba gibi düşünelim.
Ne kadar süre araba kullandığımızı ya da işte benzinimizin ne kadar azaldığını, benzin almamız gerektiğini fark etmemiz gerekiyor.
Bu süreçte mesela şunu yaşadınız.
Sabah 7'de kahvaltı yaptınız.
8 oldu saat ve yine acıktınız.
Yani diyorsunuz ki aç olamam ya daha bir saat önce yedim.
Bunu demiş olabilirsiniz ama az önce söylediğim şeylerin hepsi var.
Mideniz gururluyor hiç yememiş gibisiniz kötüsünüz.
Yemek istiyorsunuz bir açlık var yani.
Bedeninizin daha fazla beslenmeye ihtiyacı var o anda.
Ve bunun pek çok farklı sebebi olabilir.
Mesela bir önceki gün normalden yüksek seviyede fiziksel aktivite yapmış olabilirsiniz.
Ya da bir önceki gün ciddi derecede az beslenmiş olabilirsiniz.
Çok erken bir saatte belki bunu yaptınız ve belki de sabah yaptığınız kahvaltı kahvaltı gibi değildi.
Belki bir atıştırmalık gibiydi.
Geçiştirdiniz yani. O yüzden acıkmış olabilirsiniz.
Sabah çok erken saatte egzersiz yaptıysanız veya işte regle öncesi dönemde olduğumuz gibi o fiziksel bir değişim yaşıyorsanız biyolojik açlık hissetmeniz normal olabilir.
Hemen kendinizi suçlamayın.
Aman işte bir saat önce yedim yememem lazım demeyin.
Beslenin diyor sezgisel beslenme o noktada.
Aslında bu bir bebek gibi.
Bebekleri emzirirsiniz ve o rahatlar.
Der ki tamam işte annem...
Beni belirli periyotlarda emziriyor.
Bunu anladığı zaman bebekle aranızda bir güven ilişkisi tahsis edersiniz.
Aslında bedeniniz de öyle. Yani onu açıp bırakmadığımız zaman bunu anlıyor ve bir güven ilişkisi bağı inşa ediliyor aranızda.
Bedeninizin kafasını karıştırmayın diyor sezgisel beslenme.
Gelelim üçüncü prensibe.
Yiyeceklerle barışın.
Üçüncü prensip bu. Sezgisel yemede...
Yemek yemeye koşulsuz izin var dedim.
Şimdi o yüzden besinlerle savaşmayın.
Yani besinlere yönelik işte bu iyi, bu kötü, işte bu kabul edilebilir, bu asla yenilemez gibi etiketlendirmeler yapmayın diyorlar.
Bu arada ben bunu çok yaparım.
Belirli bir besinin yasaklanması, kontrol edilemeyen besin tüketim isteklerine ve tıkanırcasına o yeme davranışını içine alan yoksunluk duygusuna yol açabiliyormuş.
Dediğim gibi ne zaman, ne kadar ve hangi miktarda yiyeceğiniz konusunda fizyolojik açlık sinyallerinize güvenin.
Yasaklar her zaman daha tatlı gelir insanı biliyorsunuz.
Ve o yasağı bir kere çiğneyerek ne yapıyoruz?
Devamı geliyor çorap söküğü gibi.
Yani bende öyle oluyor. Battı balık yan gider diyorum.
Bir öğünü mesela bozduysam komple kötü besleniyorum o gün.
Bunu yapan da çok var biliyorum.
Eğer kendimize böyle belirli bir yiyeceği yemememiz gerektiğini söylersek ne olur?
Biliyor musunuz bu çok yoğun bir yoksunluk yani böyle kontrol edilemeyen bir aş ermeye neden olabilir.
Hatta çoğu zaman böyle dediğim gibi tıkanırcasına yemeğe de yol açabilir.
Yasakladığınız yiyecekleri yerken Onu yemek böyle çok yoğun bir hisse neden olabilir.
Hani son akşam yemeğim bu benim gibi.
O yüzden aşırı yiyebilirsiniz ve sonunda da çok ciddi bir suçluluk hissi gelebilir.
Bu sezgiseli yapmak kolay değil.
Cidden çok iyi bir farkındalık gerektiriyor.
Yani benim anlatmamla kalmayın.
Kendinizi de diyet isteyenlere kulak verin.
Hatta onlardan destek almaya çalışın başlamak için bence.
Çünkü yanlış anlaşılmaya çok müsait bir konu olduğunu düşünüyorum.
Aman diyeyim. Şimdi bu maddedeki mantık şu.
Sevdiğimiz ya da ihtiyaç duyduğumuz bir şeyden yoksun kaldığımız her an Onun özlemini çekeriz değil mi?
O yüzden yasak yiyecekleri böyle düşünün arkadaşlar.
Kendilerini habire kısıtlayarak yiyenler sürekli kronik diyet döngüsünde olanlarmış ve genel anlamda daha az yemezlermiş.
Öyle zannediyoruz ya daha az yiyorlar.
Hayır diyor. Hatta nasıl olsa yine diyete başlayacağım deyip aşırı aşırı yiyebilirlermiş.
Yiyeceklere elveda ziyafeti çekebilirlermiş.
Yaşandı. Ben size desem ki arkadaşlar hadi gözünüzü kapatın ve sakın pembe fili düşünmeyin desem.
Hadi kapatın gözünüzü.
Ne geldi gözünüzün önüne?
Pembe fil değil mi? Yasaklı gıdalar da böyle işte.
Hep gözünüzün önünde o var.
Yasak olmasa gerçekten tatlı ve cazip gelmez.
Bu arada çocuklarda da böyle işte şeker, çikolata işte bunlar sana yasak dediğimiz zaman ters tepki etkisi artabiliyormuş.
Dikkatli olun. Hatta büyüdükleri zaman özellikle de kız çocukları daha fazla duygusal yeme riski taşıyabiliyorlarmış.
Bir de şu var mesela işte sevgilinizin size ilk defa seni seviyorum dediği anı düşünün.
Ne kadar heyecanlanmışsınızdır ama 20 sene geçmiştir aranızda.
Böyle bayağı böyle bir ilerlemişsinizdir.
Artık o böyle sevgiye dönmüştür.
Seni seviyorum dediği zaman yine sevinirsiniz ama hani aynı o ilk günkü heyecanı hissedemeyebilirsiniz.
Çünkü alışkanlığa dönmüştür artık o daha stabildir.
İşte favori yiyeceklerimiz de böyle arkadaşlar.
Hani aynı yiyecekten ne kadar çok yersek yasak olmadan cazibesi de o kadar azalır.
Ve artık o tabağı bitirmek istemezsiniz belki.
Ben mesela İtalya'da her gün hunharca pizza yedim, makarna yedim, risottalar havada uçuyor, aperoller falan.
Ama onlar bana tabii ki hava suyu olarak geri döndü ama o ayrı.
Ama artık böyle son günlerde şey olmuştum.
O pizzalar hiç ilgimi çekmiyordu.
Şey diyordum böyle keşke annemin karnı yarıyor olsa falan diyordum.
Soğudum resmen. Ya bu doğru bence.
Hani çok fazla tükettim ve böyle falan oldum.
Yasak da değildi ya. O dönemde hiç kendimi kısıtlamamıştım.
İşte diyet kafasında olduğumuz zaman bunlar yaşanabiliyor.
O süreçte öyle değildim.
Bu sene dediğim gibi ya bana böyle bir aydınlanma geldi.
Tam böyle sezgisele geçmelik bir ruh halindeyim diye düşünüyorum.
Ama bilemiyorum altan. Ve sonuç olarak Adem'le Havva...
ne yaptı? Tek yasaklanan meyveyi yedi değil mi?
Yasaklı yiyeceğinizi her gün her öğünde yeseniz nasıl olur bir düşünsenize her gün yiyorsunuz.
Özgürsünüz. Yani her gün tatmin edici bir deneyim yaşamış olur muydunuz her öğünde?
Bence olmazdınız. Merve ben bunu denedim.
Yasaklı yiyeceği habire yedim yedim ama işe yaramadı bir türlü soğumadım diyorsanız.
Çünkü davranışsal olarak siz zaten evet kendinize izin verdiniz ama gerçekten mi bunu yaptınız?
Yani şartsız yemeğe gerçekten izin verdiniz mi?
Mesela şöyle mi yaptınız? Hmm okey bu pasta yiyeyim ama neyse akşam 32 kilometre koşarım.
mı dediniz mesela ya da yarın hiçbir şey yemem şimdi ben bu pastayı yiyeyim tüm gün aç kalacağım yarın böyle mi dediniz ya nasıl bir şart koştunuz kendinize bunu bir düşünün hatta itiraf edin Demek
ki olmamış abi o sezgisel beslenme değil işte.
Bu arada şunun tekrar altını çizeyim.
Sezgisel beslenme yiyeceklerle zihnimiz yani bedenimiz arasındaki o ilişkiyi iyileştirmeyi hedefliyor.
Kilo verme amacı yok o dağında.
Bunu gerçekten öğrendiğiniz zaman kilo da verebilirsiniz.
Belki veremeyedebilirsiniz.
Yani amaç zaten o değil. Aslında şu mantığı oturtmak lazım bence kafada.
O yiyecek her neyse orada duruyor ve canım ne zaman isterse...
Ben gidip istediğim kadar yiyebilirim.
Yasak değil, ulaşılabilir.
Bunu bence oturtmamız gerekiyor.
Hani yarın böyle yarınlar yokmuş gibi yerim değil de bunu oturtmak gerekiyor.
Şartsız yemeye izin vermenin amacı bir daha o şeyi böyle hiç yememek istememiz, işte bıkmamız falan değil.
Çünkü bu da aslında yoksunluğun bir türü.
Tam tersi amaç şu sistematik alışma yoluyla o yasak meyve sendromunun heyecanını yok etmek.
Sırada dördüncü prensip var.
Gıda polisine karşı çıkın.
Bu bizim iç sesimiz.
Yani bizim beslenmemizle ilgili ha bire eleştiriler yapan o kötü o habis iç sesimiz.
İşte makarna yersem kilo alırım.
Pizza yersem şöyle olurum.
Yani karbonhidratlar kilo aldırır.
Hep bunları düşünüyorsanız o iç ses.
Kilo veremezsem beni kimse beğenmez.
Çok kilaldım. Ya bu saatte yemek yememem lazım.
Bunlar hep iç ses bakın. Yani işte bir diyeti bile beceremedim.
İradesizim. Kafanızdan neler geçiyor ya?
Kötü iç sesten bahsediyorum.
Ben mesela makarnayı bayılırım.
Penne arabitayı çok severim.
Ama evimde yani senede belki bir defa yapmışımdır ya makarna.
Hani başka bir şey söylememe gerek yok bence.
Ekmek yeme, makarna yeme.
İçimde gerçekten bir canan karatay var.
Hocamız saygılar ve bu podcastı hazırlarken o kadar çok kendimle yüzleştim ki arkadaşlar yani özellikle bu dördüncü prensim içimdeki o gıda polisi
hiç susmuyor. Dün mesela canım böyle deliler gibi yine çikolatalı kruvasan çekti tabii ki ama yemedim.
Çünkü şekersiz 21 yapıyoruz.
Yapmasak da yer miydin diye bir sorun.
İki seçenek var. Yerdim ama yarınlar yokmuş gibi yerdim.
Ya da yiyip ertesi gün kendime işkence yapardım.
İşte bunlar yanlış. Vicdanım rahat etmezdi.
Bunlar yanlış. İşte sezgisel yeme bu noktada çok önemli.
Bu düşüncelerimizden arınmak gerekiyor.
Bunlarla başa çıkmamız gerekiyor ama nasıl?
Bunun iki yönü. İlki arkadaşlar yine sağolsun psikoloji tabi ki bilissel terapi bu terapi şöyle eğer düşüncelerimizde bir hata varsa düşüncelerimizi değerlendirip tekrardan.
çerçeveliyoruz ve sonuç olarak o davranışımızı etkilemeye çalışıyoruz bu şekilde ve süreç düşüncelerimizi gözlemleyip bu düşünce gerçekten mantıklı mı değil mi diye sorgulamayla başlıyor.
Düşüncenizi destekleyen herhangi bir bilimsel kanıt argümanlar var mı diye bakıyoruz.
Mantıksız veya makul olmayan düşünceyi hesapladığımızda onu mantıklı bir düşünceyle değiştirip ona karşı çıkıyoruz.
Mesela Makarna yememeliyim.
Karbonhidrat olarak sebze ve meyve yesem sorunu olmaz.
Bakın şimdi burada soracağımız soru şu.
Makarna yemek bana hiç zarar verdi mi?
Bunu bir sorun kendinize. Karbonhidrat olarak sadece okey sebze yiyeyim, meyve yiyeyim.
Ne hissediyorum abi? Yedim ama nasılım şu an?
Ben aç hissediyorum. Şimdi geçmiş deneyimlerimize dayanarak yeniden düşüncemizi çerçeveliyoruz.
Karbon hidrat almak için sadece meyve ve sebze yediğim zaman gün içerisinde enerjimi koruyabiliyor muyum?
Değerlendirme safhasındayız.
Önlerime yulaf ve işte daha doyurucu bir şey dahil ettiğimden beri daha iyi bir enerjim var.
Gün içerisinde daha dikkatli oluyorum.
Sadece meyve sebze yemek benim için yeterli değil.
Bu. Bilister çarpıtmalara karşı çıkmanın ikinci yolu da şu.
Onları gerçeklerle yeniden çerçevelendirmek.
Mesela kilo verip zayıflayamazsam eğer mükemmel bir partner bulamam.
Yeniden çerçevelendiriyorum.
Yo bu şekilde gayet mutlu ilişkiler yaşayan pek çok insan var.
Çerçeveledim. Bir de mükemmelliyetçilik var.
Bu benim en büyük handikapım.
Yani negatif iç sesim.
Sizin de eğer buysa Salvador Dali der ki mükemmellikten korkmayın.
Hiçbir zaman ulaşamayacaksınız.
Gerçekten öyle. O yüzden biraz esnek olmamız lazım.
Yani her zaman yerine çoğu zaman demeliyiz mesela.
Her zaman değil çoğu zaman.
İşte her gün bir saat koşacağım.
Ölüm kalım olmadıkça koşacağım.
Bunu demeyin. Yani kendimi iyi hissettiğim sürece koşacağım.
Yorgun değilsem koşacağım.
Yeterli vaktim varsa çoğu zaman bunu yapacağım deyin.
Her zaman değil çoğu zaman.
Benim kendime şart koşup az önce söylediğim gibi ölüm kalım olsa da koşacağım.
Ben bunu yaptım ya.
Kendime şart koştum.
30 günün 26 günü koşmuşum ya.
Ama deli dehşet yani öyle böyle değil.
Ne amacım neydi ya? Niye ben böyle bir şey yapmışım?
Yani kendime karşı o kadar acımasızlık yaptığım dönemler var ki.
Hani diyorum ya ben böyle benim için irade çok önemli vesaire muhtemelen o yüzden yaptım işte.
Tamam 30 günün 26 günü koşacaksın dedim ve koştum.
Aslında orada şey var işte kendi kendime kendimi ispatlıyorum gibi bir şey var.
Bilmiyorum şu an olsa yapar muhtemelen yaparım ben konuştuğuma bakmayın.
Bir de şu var arkadaşlar ailemizin çevremizin de çok etkisi var.
Hani bize yapıştırılan etiketler çocukken kilonuzda alay edildi mi yargılandınız mı?
Ne kadar yediğiniz tartışıldı mı aile içerisinde ya da işte iyi niyetli görünerek kalbinizi kırdılar mı?
Bu da aslında aşırı yemeği tetikleyen bir şeymiş bazen.
Yani başkalarının size diyeceklerini kontrol edemezsiniz ama kendi iç sesinizi edebilirsiniz.
Merve zaten hiç kimseye gerek yok ki ben zaten en ağır eleştiriyi kendime yapıyorum diyorsanız lütfen kendinize karşı birazcık şefkatli olun.
Kızım sana söylüyorum, Merve sen işit.
Beşinci prensibe geldim.
Doygunluğu, tokluğu hissetmek.
Arkandan ağlar sendromu diyorum ben buna.
Hani küçükken yapıyorlar diye.
Ama o pirinç tanesini de yemezsen arkandan ağlar.
Tabakta bir tane kalmış tane arkamızdan ağlıyormuş.
Bize böyle öğrettiler. Yani doyduğunuz halde o tabağı bitirmek zorunda mı hissediyorsunuz kendinize?
Talk olduğunuzu anlamanıza engel olan şeylerden biri ne biliyor musunuz?
Başka bir aktiviteyle uğraşırken yemek yemeniz.
Ne bileyim film izliyorsunuzdur.
O esnada Instagram'da takılıyorsunuzdur.
Şey gibi düşünün.
Hem video izleyip hem araba sürdüğünüzü düşünün.
Ne kadar kendinizi hangisine vereceksiniz?
Bir arkadaşınızla yemek yerken tabii böyle hiç telefonlara bakmadan direkt yemek ve onunla kontak halindeyseniz aldığınız has başka.
Yani o dikkat dağıtıcı değil.
Aksine bence yemeğin lezzetine lezzet katan bir şey.
Benim en sevdiğim şeylerden biri bir arkadaşımla böyle baş başa yemek yemek.
Bayılırım. Yani o lezzeti artar yemeğin 3-5 katına çıkar.
Tabağımı ben temiz gönderirim.
Hatta diğerlerinin tabağındakini de yerim diyenler el kaldırsın.
Neden böyle yapıyorsunuz?
Yani bu alışkanlığı tam olarak nerede kazandınız bir düşünün.
Muhtemelen ya geniş bir ailede büyüdünüz.
Hani yemekte hep böyle bir rekabet ortamı vardı.
İşte aman hemen yemem lazım yoksa bana kalmaz olabilir.
Belki yiyecek gıdlığı çektiğiniz bir ailede büyümüş olabilirsiniz.
Hani bir sonraki öğünü bilmiyordunuz belki o yüzden ne varsa çok çok yediniz.
Ya da anneniz tabağınıza koyduğunuzu hep...
böyle bitirmenizi isterdi.
İsraf diyerek böyle kendinizi suçlu hissettirirdi.
Ya da işte bir restorandasınız o paranın karşılığını çıkartmak için hepsini yemem lazım diye kendinizi zorluyorsunuz belki.
Ya da birileri üzülmesin diye yiyenler var.
Aman o kadar zahmet etmiş yapmış ben de yiyeyim.
Doysam da yiyeyim.
Tokum ama yerim. Siz koyun.
Yani bunlardan hangisi sizin düşüncelerinizi yansıtıyor?
Temiz tabak müdavimlerinin cevaplarını bekliyorum instagramdan.
Bence açık büfede tabağınıza bakın arkadaşlar.
O tabak gerçekten size çok şey söylüyor sizinle ilgili.
Peki tokluğu artıran yiyecekler nelerdir?
Proteinler işte et, balık, tavuk, kuru yemiş yoğurt, baklagil, yağ, yağ grubu.
Genelde bunu kesiyoruz ya böyle işte diyet yapıyorum adı altında.
Halbuki bir öğünün sağlıkta olması hani yağ açısından sağlıkta olması.
Sindirimi yavaşlatıyor. Uzun süreli tokluk için önemli bir şey ya.
Ama dediğim gibi diyette ipi çekilen hep o oluyor nedense.
Karbonhidrat ki buna 100 yıl yaşamak bölümünde uzun uzun çok çarpıcı detaylarla yer vermiştim fiziğde o bölüm.
Karbonhidratlar öcü değildir demiştik orada hatırlarsanız.
Tokluğu artıran bir hacim sağlar demiştik.
Bu yiyecekler hücrelerimize enerji sağlamak için çok önemli olan normal bir kan şekeri seviyesi tutturmamıza yardımcı oluyor.
Makarna, ekmek, patates, yulaf, arpa, fasulye, mercimek bunlar önemli.
Lifli gıdalarsa ne yapıyor?
Yiyeceği hacim ekliyor ve karbonhidratın o kan dolaşımı tarafından emilmesini yavaşlatıyor.
Bu yüzden tam buğday unundan yapılan bir sandviç daha az lif içeren o beyaz ekmekle yapılana göre bizi daha tok tutuyor.
Sırada 6. prensip var.
Bu da tatmin olma faktörümüzü keşfetmek.
Bu da şu demek aşırı açlık hissetmeden önce ne yiyeceğiz?
Yemek istediğinizi anlamaya çalışın.
Buna odaklanın. Ve tabii ki aşırı beslenmeden doyduğumuzu hissettiğimiz an yemek yemeyi bırakalım.
Burada dikkat edeceğimiz nokta aşırı açlık hissetmeden kısmı.
Burası önemli. Voltaire'in bir sözü var.
Diyor ki yemek içmek gerçekten çok yorucu olurdu.
Eğer Tanrı ihtiyaç duymamızın yanı sıra bize zevk vermesini de sağlamamış olsaydı.
Sezgisel yemenin ana noktalarından biri de bu.
Yediğimiz yemekten zevk almak.
Hatta tüm sezgisel yeme prensiplerinin mihenk taşı bu.
Ama buradaki ayrıma dikkat.
Duygu durum bozukluğundan kaynaklanan iştahla bunu ayırt etmemiz gerekiyor.
Bir de bu yemek yemeyi keyif haline getirin diyor ya.
İşte güzel tabaklar hazırlayın.
Yani kendinize sunum yapın.
O yemeği yerken anda olun.
Uyarıcılardan uzak kalın.
Gerçekten o yemeğin tadına vararak, keyfini çıkartarak yiyin der sezgisel yeme.
Geçen gün arkadaşım diyor ki keşke diyor artık haplar çıksa, teknoloji gelişse, artık yemek yemek zorunda kalmasak, o haplardan yesek yemek yemiş gibi olsak falan dedi.
Dedim ki istemem ya. Matrix'te de vardı hatırladınız mı?
Hani asla istemem.
Hayatımızın tadı tuzu keyfi bence.
Hele sevdiğiniz birileriyle yiyorsanız gerçekten mutlu edici bir şey.
Yedinci prensip duygular için beslenmeyi kullanmayın.
Yani yaşadığınız öfke, hayal kırıklığı, üzüntü bunların acısını yemekten çıkartmayın.
Yani hiç aslında böyle tıka basa tokken bile hala yemeğe devam ettiğiniz oldu mu?
Muhtemelen o an siz duygularınızla yediniz o yemeği.
Yani yemekler evet keyif veriyor, rahatlatıyor.
Bazen duygulardan kaçmak için o bir çözüm olarak geliyor bize.
Hatta can sıkıntısından yiyenler de çok fazla.
O yüzden yemeğe başlamadan önce şunu sorun.
Ben şu an gerçekten aç mıyım?
Bunu bir sorun. Yoksa ben şu an duygularımla mı baş etmeye çalışıyorum?
Bunu bir sorun kendinize. Bu arada ebeveyniniz size karşı böyle çok soğuk uzak ihmalkar istismarcı bir tavır takındıysa.
Belki işte çocukken baş etmek için de bu mekanizmayı kullanmış olabilirsiniz.
Hani aşırı yeme ya da aşırı az yeme olabilir.
Bir de eğer çok az uyuyorsanız bu da aslında düşük enerjiye sebep olup daha çok yemek yemenize neden olabilen şeylerden birisi.
Sekizinci prensibe geldim.
Bedeninize saygı duyun.
Sezgisel beslenme herkesin kendine özel böyle parmak izi gibi özel eşsiz ve farklı bir bedene sahip olduğunu savunuyor.
Yani fiziksel görünüm açısından o tartıdaki kilonun tek başına hiçbir anlamı yok.
Altyazı M.K.
Beden kabulü vücut sinyallerinin o farkındalığını arttırarak sağlıkla ilişkili risk faktörlerini azaltıyormuş.
Yani bu konuda etkili olabileceğini gösteriyor araştırmalar.
Genetik kimliğinizi kabul edin deniliyor bu prensipte.
Yani ayağınız eğer 39 ise 35 giyemezsiniz.
Yani bu beklentiden kurtulun.
Çünkü bu gerçek dışı ve çok yorucu.
Bedeninizde aynı şekilde ona saygı duyun.
Yani başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçin.
Onun için konuşurken kullandığınız o kültür.
Kötü dili değiştirin. Hepimiz tırnağımızdan saçımızın o teline kadar ucuna kadar farklıyız.
Bunu göz ardı etmeyelim. Küçümsediğiniz bedeninize şükredin demiş.
Yani bu klinik psikologlar yürüyebiliyorsunuz.
Ne bileyim kaslarınız çalışıyor.
Kaşınan yerinizi hissedebiliyorsunuz.
Bu bile bir farkındalık.
Teşekkür edin bedeninize sizi taşıdığı için diyor.
Bence bu çok önemli bir şey.
Yani kişisel gelişim klasiği gibi gelebilirsiniz.
Ama gerçekten bunu yapmamız gerekiyor.
Çok sık. Şükür etmemiz gerekiyor.
Teşekkür etmemiz, minnet duymamız gerekiyor.
Hani bedeninizi yoklamayı bırakın.
Tartıdan kurtulun diyorlar.
Kendinizi habire bu şekilde yargılıyorsanız.
Dokuzuncu prensip şu.
Egzersiz yapın ve değişimi hissedin.
Bana diyet yapmak mı, egzersiz mi derseniz ben diyetin daha kolay olduğunu düşünürüm.
Çünkü egzersiz bir hareket gerektiriyor ve çoğu kişinin o bütün çabalarına rağmen hedefine ulaşamamasının nedeni de zaten...
Egzersiz yapmamamız. Sezgisel beslenmede egzersiz kilo verme amacıyla yapılmıyor arkadaşlar.
O spordan keyif almanız isteniyor.
O hareket etmenin size vermiş olduğu o enerjiyi, o mutluluğu hissetmeniz gerekiyor.
Ve gerçekten eğer haliniz yoksa o anda kendinizi zorlamıyorsunuz.
Yani bedeninize dinlenmesi için bir zaman tanıyorsunuz.
Ve son olarak 10.
prensibe geldim. Sağlığınızı onurlandırın.
10. prensip bu sahici beslenme.
Sezgisel yemenin son prensibi bu.
Ve artık bu bireyin vücudunun o besin ihtiyacını keşfetmesi, anlaması ve buna hoşgörülü bir şekilde yanıt vermesini vurgulayan son.
Artık prensip kişi kendini iyi hissettiren, sağlığını ve zevkini onurlandıran besinleri tercih ediyor.
Ve bu süreçte bütün bu anlattığım o yanlış yargıları değiştirmeye çalışıyoruz.
Hani ilk 9 prensip var ya bunları benimsedikten sonra zaten 10.
prensip devreye giriyor. Yani şunu unutmayalım arkadaşlar.
Sezgisel yeme mükemmel olmakla alakalı bir şey değil.
Kilo vermekle alakalı bir şey değil.
Yani basitçe sizinle yiyecekler arasındaki o ilişkiyi düzenlemeye çalışıyor.
Konforlu olması. çaba gösteren bir beslenme sezgisel beslenme yani olabildiğince kavramını merkezinize alın olabildiğince bakın burada bir ölçülülük var olabildiğince
hem besleyici hem de eğlencelik yiyeceklerin Tadını çıkarın.
Yıllardır her türlü diyeti denediyseniz, kendi başınıza bilinçsiz bir şekilde ve sürekli başlangıç noktasına geri döndüyseniz, vücudunuzla artık biyolojik bağınızı kopardıysanız istemeden
umarım bu bölüm hepimize iyi gelir.
Belki de artık düşünce yapımızı değiştirmemiz gerekiyor.
Ne dersiniz? Kısaca sezgisel beslenme açlığınızı onurlandırın, sokluğunuzu hissedin, duygularla yiyecekleri kullanmadan baş edin ve diyet zihniyetini...
reddedin diyor ve şunu da unutmayalım hangi yaşta olursak olalım hayatta ne elimize az geçerse O çok özel bir şey haline geliyor.
Tıpkı kendimize yasaklamış olduğumuz o yiyecekler gibi yasak olanın bize artık çekici gelmediği günler diliyorum arkadaşlar.
Tefal'in sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten Tefal Ingenio serisini hemen inceleyebilirsiniz.
Kendinize iyi bakın. Bu çarşamba tekrar görüşeceğiz.
Hoşçakalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
