
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Transkript
Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Arkadaşlar uzun bir aradan sonra merhaba.
Merve, Merve nerelerdesin?
Geldim arkadaşlar. Şimdi girişte sunar sundu demedim.
Dikkat ettiyseniz bu bölüme sponsor almak istemedim.
Reklamsız bir bölüm olacak seneler sonra.
Şimdi biliyorsunuz arkadaşlar son bir aydır hiç bölüm atmıyorum.
Çünkü içimden gelmedi.
Hani bazı acılar dilsizdir derler ya çok doğru.
Ülkenin derdinden kendimizi unuttuk.
Ama Instagram'dan biliyorsunuz hep böyle bir iletişim halindeydik.
Ve her gün, her gün bugün de dahil Tülay ne olur dön mesajları aldım.
Artık böyle tehditler başladı.
Dedim bu OSB'ciler birleşip beni dövecekler.
Daha fazla bölüm yapmazsam başıma kötü bir şeyler gelecek.
Merve gündemden uzak bir bölüm yap demişsiniz.
Moral olsun bize demişsiniz mesajlarınızda.
Öyle olacak arkadaşlar. Zaten bir ay önce üç bölüm hazırlamıştım ama bir takım olaylardan sonra onları da yayınlamadım.
Şimdi onları da bu bölümden sonra yayınlarım diye düşünüyorum.
Şimdi merak etmeyin arkadaşlar podcast'ı bırakmadım ki zaten yokluğumda yine benim eski bölümlerimi böyle döndürüp döndürüp tekrar tekrar dinlemişsiniz.
Teşekkür ediyorum bunun için ve hala son bölümüm zaten milyon dinlenmeye yaklaştı ve podcast'ım hala Türkiye'de birinci sırada.
Bunun için hepinize çok teşekkür ediyorum.
Yokluğumda bile beni dinlediğiniz için.
Bu arada arkadaşlar yakında kitabım çıkacak pardon kitaplarım çıkacak set halinde haber vereceğim bunun için size yine Instagram'dan haber veririm.
Takipte kalın. Bu arada 3 bölüm yapmıştım bu 1 aylık süre içerisinde ama yayınlamadım.
Hani Yıldız Silbey paylaştım ya bugün işte ben ne şarkılar yaptım ama gençler intihar etmesin diye hepsini yırtıp attım diyor ya.
Gerçekten öyle oldu benim için de.
Yayınlamadığım çok bölüm oldu.
Sildim arkadaşlar. Yayınlamadım.
Ne konuşalım bugün? Ne anlatalım dedim.
Şöyle bir kütüphaneme bakıyordum ki ne göreyim?
Celal Şengör'ün Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor kitabı.
Dedim ki bu konu üzerine konuşalım.
Cahillik üzerine konuşalım dedim.
Ki bence bu söz çok doğru ya.
Hani bu senin cahillin benim yaşamımı etkiliyor.
Gerçekten imza kaşı mühür.
Yani cehalet ve cahillik işte bunun toplumu olan etkisi böyle.
Bunlarla ilgili böyle bir ortaya karışık konuşalım istedim.
Böyle çok didaktik bir bölüm olmayacak.
Çok da uzun tutmayı düşünmüyorum arkadaşlar.
Şimdi biliyorsunuz ülke gündemi çok karışık malumunuz ve bütün bunların yanı sıra bir de gencecik pırıl pırıl çocuklar, gençler, masum gençler kötülüğe kurban gidiyor.
Geçen sene Mayıs ayında üniversite öğrencisi 20 yaşındaki Ata Emre biliyorsunuz motokurya olarak çalışırken harçlığını çıkarmaya çalışırken hiçbir sebep yokken 17 yaşındaki bir cani tarafından
önü kesilerek bıçaklanarak katledildi.
Atay Emre yani pırıl pırıl bir çocuktu.
Daha onun şokunu atlatamadan ki bunun üstüne bir sürü olay yaşadık.
24 Ocak'ta daha 14 yaşındaki Ahmet Mingüzi olayı bütün ülke yasaba oldu.
Hani Fatih Altaylı yayını aldı ya acılı aileyi.
Onlarla konuştuktan sonra böyle hüngür hüngür ağlamış.
Gerçekten o yayını izledikten sonra.
Aynı durumdaydım öyle söyleyeyim.
Ve Ahmet'i katleden Cani de 15 yaşındaydı arkadaşlar.
Yani şunu demek istiyorum bu noktada.
Sen istediğin kadar çocuğunu böyle terbiyeli, ahlaklı, düzgün yetiştirmeye çalış.
Senin çocuğun başka birinin kötü yetiştirdiği çocuğa kurban gidebilir bu sistemde.
O yüzden toplumsal olarak bir değişim lazım.
Hani pedagog Adem Güneş diyor ya, iyi yetişmiş çocuklar kötü yetiştirilmiş çocuklara yem olur diyor.
Ülkedeki sorunun büyük bir nedeni de bence bu cahillik.
O yüzden gerçekten başkalarının cahilliği bizi derinden etkiliyor ve bizim cahilliğimiz de elbette başkalarına zarar verebiliyor.
Cahillik bir toplum hastalığıdır arkadaşlar.
Toplumların başına ne felaket geldiyse bence bundan mütevellit gelmiştir.
Bugün bakın dünyanın en yaşanılası ülkelerine eğitim, öğretim ne kadar üst seviyelerde.
Finlandiya, Norveç, İskandinav ülkeleri hep bunları konuşuyoruz değil mi?
Böyle müreffeh ülkeleri konuşuyoruz.
Japonya gibi. Bunların eğitim seviyesi çok çok çok üstlerde dünyada.
Hatta Atatürk'ün en sevdiği kitap diye bir bölümüm var.
O bölümü de dinlemenizi tavsiye ediyorum.
Bu konuda Prof. Dr.
Ali Özden'in bir yazısıyla karşılaştım.
2013 yılında yazmış bunu.
Çok güzel noktalara değiniyor arkadaşlar.
Sizlerle de bunu paylaşmak istiyorum.
Cumhuriyet'in en büyük başarısının işte eğitim ve öğretim olduğunun altını çiziyor.
Atatürk'ün devleti kurduğunda okuryazar oranının %4 olduğunu bakın %4 okuryazar oranı.
Avrupa'da ise o sıralarda %70 olduğunu söylüyor.
Sinan Meydan Türkiye'de 1927 sayımına göre toplam okuryazar oranının yaklaşık %10 olduğunu bundan 90 yıl sonra ise %90 olduğunu söylüyor.
Bu arada bir parantez Atatürk diyor ki biz cahil dediğimiz zaman mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz diyor.
Kastettiğimiz şey ilim ve hakikati bilmemektir.
Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir diyor arkadaşlar.
Burada kastedilen şey aslında böyle ille de mektep değil arkadaşlar.
Yunus Emre'yi hatırlayın.
Ne diyordu? İlim, ilim bilmektir.
İlim kendini bilmektir.
Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır diyor.
Değil mi Yunus Emre? Yine dönüp dolaşıp nereye geliyoruz?
Kendini bilmeye geliyoruz değil mi?
İnsanın kendine kör olması, kendine cahil olması da aslında burada konuştuğumuz şey.
Vicdanına kör olması bu da bir cahilliktir arkadaşlar.
Neyse dönelim Ali Hoca'ya.
Bakın ne diyor Ali Hoca değerli doktorumuz?
Diyor ki benim neslim cumhuriyete kol kanat olmaya çalışmıştır.
Parayı değil devleti düşünmüştür.
Sessiz sakin bir nesildir ama konu vatan ve cumhuriyet olunca Bıçak kemiğe dayanınca bu nesil her şeyini borçlu olduğu Atatürk için tüm varlığını ortaya koyacaktır.
Bizim neslimiz ne kindar ne de nankör olmuştur diyor.
Bazıları her şeyini başkasına borçlu olabilir ama biz her şeyimizi cumhuriyete borçluyuz diyor.
Altını çizerim.
Ve onun çocukluğunda ilkokuldan sonra çocukların okumasının hoş karşılanmadığını, eğer bir çocuk çok okursa ileride işte anasını babasını beğenmeyeceğini, dinden çıkacağını falan düşünüyorlarmış o zamanlar.
Ve özellikle de din adamları işte hep okuldan, kitaplardan korkarlardı diyor bizim dönemimizde.
Fazla okuyan insandan hala korkuluyor arkadaşlar.
Şu devir için konuşuyorum.
Mesela bir rektör yardımcısı vardı.
Bilmem hatırlar mısınız?
2016 yılında katılmış olduğu bir televizyon programında şöyle diyordu.
Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum bu ülkede diyordu.
Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış.
Hatta ilkokul bile okumamış.
Üniversite okumamış.
Cahil halktır demişti.
Rektör yardımcısı televizyon yayınında sıfır şaka.
Açın izleyin videosunu.
Kapa parantez. Şimdi Profesör Ali Özden diyor ki arkadaşlar.
Cahil diyor. Genellikle işine gelene.
Çıkarına uygun olana inanır.
Tekrar ediyorum. Cahil insan işine gelene.
çıkarına uygun olana inanır diyor.
Ama bilgili insan gerçek olana, doğru olana inanır diyor.
Cahil insan yağcıları, bilgi adamı ise eleştiri yapanları sever.
Cahil hak, hukuk, adaleti önemsemez.
Bakın bu yazı 2013 yılından.
O sadece çıkarını bilir.
O yüzden çağdaş hukukada tavırlıdır diyor.
Cahil daha iyi, daha güzeli, daha insani olanı aramaz.
Çünkü Bu ona zor gelir.
Geçmişe gitmek, orada yaşamak daha çok kolayına gelir diyor.
Cahil anlamadığı için yalnızca uydurur.
Onun gerçeği duyuntulardır.
O yüzden cahil insanlar bir toplum sorunudur diyor Ali Hoca.
Gelelim Celal Hoca'ya.
Şimdi Celal Hoca diyor ki senin cahilliğin benim hayatımı rezil edebilir.
Bu bir felsefe değildir.
Son derece somut bir gerçektir diyor.
Mesela bir örnek vereyim arkadaşlar.
Celal Hoca'nın şöyle bir anısı var.
Bir gün şoförü Cevdet Bey'le yağmurlu bir günde trafikte gidiyorlar.
Çok hızlı bir şekilde bir araba böyle yanlarından geçip gidiyor.
Şoför Cevdet Bey de işte Bulgar eğitimi görmüş iyi eğitimli bir adam ve o geçen arabaya bakıp diyor ki bu adam diyor Newton'a okumamış diyor.
Neden böyle söylüyor? Çünkü şunu biliyor arkadaşlar o hızla o yağmurda o arabanın fren yapması halinde en az böyle 10 kez o aracın kendi etrafında döneceğini işte tekerleğin altında basınç nedeniyle
bir su biriktiğini ve tekerlerin yolla temasını kaybedeceğini görebiliyor.
Çünkü ezberci bir sistemden gelmiyor arkadaşlar.
Newton'ı okumuş ve özümsemiş o bilgileri değil mi?
İşte cahilliği yenmek demek bu tarz riskleri de yenmek arkadaşlar.
Hani seni cahilliğin benim yaşamımı etkiliyor derken bunu da kastediyor.
İşin özünde bizim milletimiz demokrasiyi de çok yanlış anlıyor diyor.
Kesinlikle katılıyorum. Hatta bir gün gazetede bir haber okumuş.
Adana'da bir vatandaş bir gazinin ayağına basıyor.
Gazi de adamı uyarıyor kibarca hani ayağıma bastınız diyor.
Adam da dönüp diyor ki Gazi'ye ne var yani diyor demokrasi geldi diyor.
Bakın bizim milletimizin demokrasi anlayışına bakın budur diyor Celal Hoca.
Demokrasiyi ödüklüğe serbestlik vermek olarak anlayanlar var diyor.
Ama bu demokrasi demek değil ohlokrasi diyor arkadaşlar.
Hatta Türkiye'de hiçbir zaman demokrasi diye bir şeyin olmadığını söyler Celal Hoca.
Ohlokrasi nedir daha önce hiç duymayanlar için?
Ohlokrasi şu arkadaşlar.
Bilgisi ve yetkinliği olmayan geniş insan kitleleri ya da yığınları tarafından desteklenen popülist siyasetçilerin devlet yönetiminde bir şekilde böyle mutlak bir güç elde
etmesiyle oluşan bir yönetim şekli ohlokresi.
Demokrasi için Celal Hoca ayak takımının rejimi diyor arkadaşlar.
Neden? Çünkü kalifiye ve kalifiye olmayan herkesin lafı geçiyor diye bu şekilde söylüyor.
Belirli bir görgü ve bilgisinin olması gerektiğini düşünüyor.
Kesinlikle katılıyorum arkadaşlar. Demokrasi nedir?
Çok kısa ve öz halkın kendi kendini yönetmesi değil mi?
Yunanca'da demos halk demektir.
Kratos'ta güç ve iktidar demektir.
Buradan geliyor demokrasi. Dolayısıyla halk dediğimiz yapının bilgi düzeyi, değerleri, eğitimi, eleştirel düşünce kapasitesi değil mi?
Bu gibi unsurlar demokrasinin kalitesini doğrudan doğruya etkiliyor.
Hani Platon'un devlet kitabında 6.
bölümde şöyle bir soru var arkadaşlar.
Eğer bir gemide seyahat etseydin kimin geminin başına geçeceğine kimlerin karar vermesini tercih ederdin?
Böyle bir soru var. Siz de bir düşünün arkadaşlar.
Hani aynı gemideyiz ya bu gemiyi kullanacak kişiyi sizce kimler seçmeli?
Bakın gemiyi kullanacak kişiyi kimler seçmeli?
Aynı gemideyiz ve bir okyanusun ortasındayız.
Düşünün. Şimdi bu konuda sizce o gemideki herkese fikir sorulmalı mı?
Yoksa sadece bu işin ehli olan böyle işte gemicilik kurallarını çok iyi bilen iyi eğitim almış kişilere bir danışmamız gerekiyor.
Eminim çoğunuz bir okyanusun ortasında böyle bir manzarayla karşılaşsanız tabii ki dersiniz Merve eğitimli donanımlı olanı soralım dersiniz.
O zaman neden herkes oy veriyor?
Herkes nasıl geminin kaptanını seçme hakkına sahip?
Mesela benim bu konuda en ufak bir bilgim yok.
Gemiyle ilgili hiçbir bilgim yok.
Açık deniz hakkında bir şey bilmem.
Gemicilikle ilgili okyanusundaki hiçbir şey bilmiyorum.
Niye bana sorsunlar ya?
Neden ben o gemideki insanların da hayatını etkileyecek bir kararın altına imza atıyorum bilgisiz bir insan olarak?
Yani benim gibi bir gemi dolusu insan düşünün ya bu konuda karar veriyor.
Hepimiz bu konuda oy verip birini seçiyoruz işte hadi diyoruz bu gemiyi o kullansın.
Yani o gemi yolculuğundan ne gibi bir hayır bekliyoruz değil mi o saatten sonra?
Platon'un devletindeki bu gemi olayında o soruyu soran kişi Sokrates.
Yani Sokrates aslında seçimlerde oy verecek insanların.
yeterli eğitime ve donanıma sahip olması gerektiğini söylüyor ki kendisi de biliyorsunuz oy çokluğu ile ölüme mahkum edilmiştir.
Atina gençliğini yozlaştırıyor gerekçesiyle.
Jüri de 500 kişi var %52'si böyle düşündüğü için Sokrates'i baldıran zehriyle infaz ettiler.
Bu arada kanalımda Sokrates gibi düşün diye bir bölüm var.
Çok sevilen bir bölüm. Onu da tavsiye etmiş olayım.
Bu konuda İngiliz filozof John Stuart Mill de demokrasiyi savunuyor.
Ama o da bilinçli bir yurttaş olmadan demokrasinin yozlaşacağını belirtiyor.
Mill'e göre halk eğitilmeli, düşünsel olarak donanmalı ve sorumluluk duygusuna sahip olmalıdır.
Hatta Mill'e göre demokrasi ve özgürlük öyle iç içe şeyler değil arkadaşlar.
Demokrasinin bir baskı rejimine dönme olasılığının çok yüksek olduğunu söylüyor.
Bir de şu var şimdi bizim demokrasi derken olumlu anlamda kafamızda beliren bir şey var.
Bir demokrasi var değil mi? O nitelikli demokrasi arkadaşlar.
Hani olması gereken güzel demokrasi değil mi?
Yoksa düşünsenize evet herkes oy veriyor ama oy verenlerin eğitim seviyesi çok düşük.
Bu da demokrasi değil mi dışarıdan baktığınız zaman?
Peki öyle mi gerçekten? Yani böyle bir tablodan nasıl bir sonuç bekliyoruz?
Bir de tam tersini düşünün.
Seçmenler böyle kendilerini temsil edecek en ehliyetli temsilcileri seçmeye çalışır değil mi?
Eğitimli bir insan kendisini eğitimli bir insanın yönetmesini ister değil mi?
Söz hakkını ona vermek ister.
Mill'in bu demokrasi anlayışı biraz elitist bulunuyor arkadaşlar ama...
Adam aslında hani genel eğitimin genel oy hakkından daha öncelikli olduğunu söylüyor.
Bakın genel eğitimin genel oy hakkından daha öncelikli bir şey olduğunu düşünüyor.
Toplumun gelişmişlik seviyesi arttıkça katılımın da artması gerektiğini söylüyor.
Şimdi arkadaşlar demokrasi uygar bir toplumun yönetim sistemidir.
Altını çizerim uygar bir toplumun.
Atatürk neden halkın eğitim seviyesini yükseltmeye çalıştı değil mi?
Bıraksaydı öyle de kalabilirdi yani.
Niye bunun için uğraştı? Halkçılık ilkesi neden var?
Millet mekteplerini neden açtı?
Değil mi? Eğitim seferberliği niye başlattı?
Yani gerçekten öyle de bırakabilirdi.
İnsanları bulduğu gibi bırakabilirdi ama bunu yapmadı.
Bakın millet mekteplerinde Kıraat Kitabı diye bir kitap var arkadaşlar.
Yurt bilgisi kitabı var ve bunlar en önemli kitaplar.
Ve bu iki kitap da ahlaki, vatani ve milli esaslara göre hazırlanmış.
Cumhuriyet yönetimi, işte cumhuriyetin nasıl işleyeceği, seçimler, yurttaşlık bilgisi bunlar anlatılıyor.
Bakın yurttaşlık bilgisi ne kadar önemli bir şey.
Halk bu konuda bilgilendirilmeye çalışılıyor o dönem.
Ve Atatürk ne diyor bakın halk evlerinin açılışında?
Şöyle söylemiş. Gençlik gelişen ve yetişen bir çalışmanın içinde yaşatılmalıdır.
Ulus bilinçli birbirini anlayan.
Birbirini seven, ideale bağlı bir toplum halinde örgütlenmelidir.
En güçlü öğretim araçlarına ve öğretmen oranlarına sahip olmak yeterli değildir.
Şimdi buraya dikkat. Halkı yetiştirmek, toplum haline getirmek için ayrıca bir ulusal halk çalışmasının düzenlenmesini geri bırakmayız.
Silah gücünden ve her türlü şiddet ve madde kuvvetlerinden daha etkili olan düşünce kuvvetidir diyor.
Bakın düşünce kuvveti.
Ulusumuzu bu alanda yetiştirmeliyiz diyor.
Düşünce kuvveti alanında yetiştirmeliyiz diyor atamız.
Fransız siyasi düşünür Alexis de Tocqueville demokrasi üzerine yapmış olduğu çalışmasında halkın eğitimsizliğinin çoğunluğun tiranlığına neden olabileceğini söylüyor arkadaşlar.
Yani çoğunluk yanlış bir karar verdiği zaman azınlığın haklarının da sıkıntıya düşeceğini söylüyor.
Namçamski'ye göre rıza üretimi demokrasilerde halkın cehaletiyle mümkündür arkadaşlar.
Çünkü medya eğitimsiz halkı bir şekilde yönlendirerek belli çıkar gruplarının iktidarını kalıcı hale getirmeye çalışır.
Rızanın İmalatı diye bir kitabı var biliyorsunuz orada şöyle söylüyor.
Baskı uygulanan, terörle sindirilen ve tehdit edilen yurttaş oy kullanma ya da seçilme hakkını tam olarak ve sadece vicdanının sesini dinleyerek kullanamaz diyor.
Medyanın eğitimsiz halkı yönlendirmesi.
Bakın bu konu çok önemli. Sonuç olarak eğer bir halkın eğitim düzeyi düşükse başına gerçekten çok büyük felaketler gelebilir.
Bir ülkeyi yok etmek istiyorsanız ne yapmanız lazım?
Önce eğitim sistemini bitirmeniz gerekiyor.
Yani hiç öyle topa, tüfeğe, silaha, savaşa falan gerek yok.
Eğitimi bitirin. Halkı cahil bırakın gerçekten yeter.
Atatürk notuğunda ne diyor?
Sizler yani yeni Türkiye'nin genç evlatları yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.
Çünkü dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar.
Daima onun yolunda yürümeye kararlıyız ve bu yolda asla yorulmayacağız.
Çünkü en büyük savaş cehalete karşı yapılan savaştır.
İyi ki varsınız arkadaşlar. İyi ki burada benimlesiniz.
Hepinize buradan tüm kalbime sarılıyorum.
Yakın zamanda aramızdan ayrılan kıymetli sanatçımız Edip Akbayram'ın Güzel Günler Göreceğiz şarkısı.
Biliyorsunuz bizim şarkımız böyle zor günlerde bunu dinliyoruz.
Sözleri Nazım Hikmet'e ait bu şarkının.
Bu bölümden sonra bu parçayı dinleyin olur mu?
Ne diyordu? Çocuklar, inanın çocuklar, güzel günler göreceğiz.
Güneşli günler, motorları maviliklere süreceğiz.
Atatürk'ün dediği gibi umutsuz durumlar yoktur.
Umutsuz insanlar vardır ve ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.
Siz de yitirmeyin arkadaşlar.
Kendinize iyi bakın. Yepyeni bölümlerle kaldığımız yerden yakında devam edeceğiz.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
