
Alternatif Bank Vov Hesapla ilgili detaylar için : https://bit.ly/3WoQIih
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Podcastte Geçen Tüm Şarkılar Playlist:
https://open.spotify.com/playlist/13qKYoxmNqhXBnCwv4kqNj?si=SsyGrOcNSmCEnuxtJgRNiw
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
*
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm "Alternatif Bank"hakkında reklam içerir*
Transkript
Alternatif Bank'ın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugün pazartesi arkadaşlar nasıl keyifler diye sormak istiyorum.
Çoğunuz hafta sonu eğlendiniz biliyorum.
Vur patlasın, çal oynasın storylerinizi gördüm.
Şarkılar, türküler, fasıllar, eğlenceler tam gaz.
İlla dışarıda değil evde de hafta sonu daha bir eğlenceli geçiyor.
Sonra tüm dünyanın.
En sevmediği o kötü gün geliyor işte.
Pazartesi. Sendromu bile var pazartesinin.
Pazartesi sendromu.
Ben de bugün hem pazartesilerimizi böyle daha neşelendirmek için hem de hafta sonları o gittiğimiz mekanlarda sıkça duyduğumuz ve eşlik etmeyi en sevdiğimiz şarkıların hikayelerini derledim sizler
için bugün. Ben bunu zaten ara ara Instagram storylerimde yapıyorum.
Hatta diyorsunuz ki Emer ve...
40 yılın başı eğlenmeye çıkmışsın, orada da bize bilgi vermeye çalışıyorsun.
E ne yapayım aklıma geliyor anda hemen yazıyorum.
Ara ara podcastlerde de bunu yapıyorum.
İşte bu şarkının hikayesi şöyleymiş böyleymiş diye artık böyle bir podcast çekme zamanı gelmişti bence.
Bu arada aşağı bölümde olan bütün şarkıların playlistini ekliyor olacağım arkadaşlar.
Hadi başlayalım. Şimdi bizi duygudan duyguya sürükleyen...
Duvardan duvara alıp atan parçaların hikayeleri neymiş?
Nasıl yazılmış bunlar?
Açılışı tabii ki İzmirli olduğum için.
Annem Muğla'da, baba tarafım İzmirli.
O yüzden Egelilere torpil geçerek yapmak istiyorum.
Sorry. Öncelikle çökertme türküsüyle başlayacağım tabii ki.
Bir Bodrum türküsü.
Kim bu türküde geçen Halil?
Şimdi çökertme arkadaşlar Bodrum'da bir yörenin adı.
Bu arada yemeğini de çok severim.
Kapat parantez. Olaylar burada başlıyor yani çökertmede başlıyor.
Bitez yalısında da patlıyor zaten ama yalı dediğime bakmayın.
Burası aslında bir sahil.
Bitez yalısı diye geçen bir yer.
Çökertmeden çıktım da Halil'im aman başım selamet.
Bitez de yalısına varmadan Halil'im aman koptu kıyamet diyor ya türküde.
Bu türkünün birden çok hikayesi var.
Türkünün kahramanı olan Halil, Bodrum'un En yakışıklı delikanlılarından ve Türk'ünün hikayesi işgal yıllarında geçiyor bir iddiaya göre.
Bir yanda yüreği ele geçirmeye çalışan askerler var.
Diğer tarafta da onlara karşı savaşan çeteler ve bu çeteler Ruslar tarafından destekleniyormuş.
Devlet yetkilileri de tabii çetelerin peşine düşüyor.
Halil de çetelerce el üstünde tutulan biri ve devlet onun da peşinde.
İşte o dönemlerde İstanbul hükümeti tarafından Bodrum'a gönderilen bir kaymakam var.
Adı Çerkez yani lakabı.
Adam Çerkez değil sanırım çünkü kaymakama Kalleş diyorlarmış.
Kalleş böyle evrilmiş, çevrilmiş Çerkez olmuş.
Neden Kalleş diyorlar peki?
Çünkü kaymakam işgal kuvvetleriyle iş birliği yapıyor.
Ta ki bir muhbire yakalanana dek.
Peki Merve, türkünün devamındaki o çakır gözlü gülsüm kim?
Çakır da gözlü gülsümü mü?
Aman kolcular aldı diyor türküde.
Gülsüm ve Halil birbirlerine aşık iki genç ama gülsüme aşık bir başkası daha var.
Kim bilin bakalım. Tabii ki de Çerkez kaymakam.
Pardon Kalleş kaymakam.
Dolayısıyla Halil'den nefret ediyor bu kaymakam.
Derken bir gece kaymakamın adamları diyorlar ki hadi gülsümü kaçıralım kaymakama götürelim.
Ama Halil bunun haberini alıyor.
Üstümü işte o esnada bir sandala koyuyorlar, kaçırıyorlar.
Halil de o türküde geçen İbrahim Çavuş.
Erşan Kuneri.
İbrahim Çavuş'la beraber başka bir sandalla o sandala yanaşıyor ve tabi o esnada silahlar patlıyor.
Gülsüm'ün feryadı ortalığı yıkıp geçiyor.
Çünkü İbrahim Çavuş Halil'i vurdular diye dövülmeye başlıyor sandalda.
İşte çökertme türküsü böyle bir geceden kalma arkadaşlar.
Bir tezide yalısına diyor ya sahiline yani varmadan aman koptu kıyamet.
İşte bu arkadaşım İbrahim Çavuş Allah'ıma emanet.
Burası da aspat değil Halil'i.
Aman bitez yarısı diyor. Bu arada bir düzeltme yapmak istiyorum.
Burası da asfalt değil demiyor.
Aspat değil diyor türküde.
Aspat o yöredeki bir dağınadı arkadaşlar.
Bitez'in hemen karşısında yer alıyor.
Eski adı da zaten Aspatros.
Ve bu türkünün bir başka hikayesi daha var.
O da şöyle. Bu versiyonda Kaymakam Gülsüm'e kavuşmak için Halil'i ortadan kaldırmayı planlıyor.
Ve onların kaçtığı teknenin peşine düşüyor.
Teknenin kaptanı da İbrahim Çavuş.
Tam Aspat'a çıkacakken yolunu şaşırıyor İbrahim Çavuş.
Ve yanlışlıkla Bitez'e çıkınca bir çatışma.
çıkıyor ve Halil maalesef vurularak hayatını kaybediyor.
Başta Gülsüm olmak üzere bütün Bodrum halkı yasa bürünüyor ve Halil Efe'nin anısına bu türkü yakılıyor.
Bu arada Bodrum'da 1900'lü yıllarda kaçakçılık çok yaygın.
Kosadası yani İstanköy ile Bodrum arasında böyle tütün, kahve, rakı bunların kaçakçılığı yapılıyormuş o dönemde.
Halil Efe ile arkadaşı İbrahim Çavuş da beraber kaçakçılık yapıyorlarmış.
Bu da böyle bir bilgi arkadaşlar.
Sırada en sevdiğim şarkılardan biri var.
Tanju Okan, Kadınım.
Bu şarkıyı en son geçen sene Antalya yolundaydım.
Çok net hatırlıyorum o sahneyi.
Deniz kenarından geçiyordum ve o sırada niye bilmiyorum o şarkıyı dinleme isteği duydum.
Tanju Okan'dan çok seviyorum.
Başkası da yorumlayınca hoşuma gitmiyor.
Açtım ve böyle hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki aşk acısı mı çekiyordun be Merve?
Hayır öyle bir şey değil.
Bu sanırım en pat bir karakter olmamdan kaynaklanıyor.
Çok fazla böyle duyguya girebiliyorum.
Bir anda duyguya giriyorum.
Şarkılarda da bunu çok sık yaşıyorum.
Ama işte Tanju Okan'ın o sesiyle de duyguya girmeyeceksek ne olalım ya?
Neyse. Sözleri Mehmet Teoman'a ait.
O da Tanju Okan'ın kankisi zaten.
Ve onun teşvikiyle zaten söz yazarlığına başlamış bir isim.
Hatta ilk başta... Mehmet Teoman demiş ki benim mesleğim başka.
Ben şarkı sözü falan yazamam.
Vaktim yok demiş.
Ama Tanca Okan onu ikna etmeyi başarmış.
Demiş ki yani yazamasan bile Fransızca biliyorsun.
Çeviri yap demiş. İşte o meşhur Kadınım şarkısı.
Aslında Fransızca Taledun Şansun diye bir şarkı.
Bu şarkıya Türkçe söz yazmıştır Mehmet Teoman.
Parçanın orijinali olan Fransızcasında da aslında kadınım diyor.
Ama sözlerinin bizimkiyle çok alakası yok.
Diyor ki ama sen bitmemesi gereken bir şarkısın.
Uzun uzun çalıyorum seni diyor.
Korkuyorum hala yanımda tutamamaktan seni.
Kadınım diyor bu şarkıda.
Ben bizim versiyonumuzu.
Daha çok seviyorum. Kadınım şarkısı nasıl yazıldı peki?
Bu şarkının gerçek bir hikayesi var.
Tanju Okan kariyerinin doruk noktasındayken bir kıza delicesine aşık oluyor ama kızın ailesi ilişkilerini asla onaylamıyor.
Tanju Okan ve aşkı yine de umutsuzca gizlice devam ettiriyorlar ilişkilerini.
Kızın ailesi bunu duyuyor ve kızlarını acilen Amerika'ya gönderiyor onları ayırabilmek için.
Tanju Okan da bu ayrılıktan sonra kahrından kendini meylere vurmuştur arkadaşlar.
Ve arkadaşının yaşadığı o derin aşk acısını gören yakın arkadaşı Mehmet Teoman da işte bir çırpıda onun bu hislerini kağıda dökmeyi başarmıştır.
Kadının şarkısı böyle çıkmış.
Şöyle bir hatırlayalım mı?
Diyor ya eşyalar toplanmış seninle birlikte anılar saçılmış odaya her yere.
Sevdiğim bu koku yok artık bu evde sen.
Kıyıda köşede gülüşün kaybolmuş.
Ne olur terk etme, yalnızlık çok acı.
Bu renksiz dünyayı sevmiştik birlikte.
Sen, kadınım, ciğerimiz kalmamıştır.
Bir de şarkıda diyor ya o kapıyı kapat elini ver bana dışarıda yalnız üşüyorsun diyor ya.
O kapıyı kapat dediği muhtemelen Amerika kapısı diye düşündürdü.
Şarkının hikayesi böyle.
Tanju Oka'nın Teknesi'nin adı bile Kadınım arkadaşlar.
Yani bu şarkı aslında derin bir depresyonun sonucu ortaya çıkmış diyebiliriz.
Hani Freud diyor ya sevilen değer verilen bir nesnenin kaybı depresyondur diye.
Aslında aynı bu en sevdiğimiz hafta sonunu bitirip pazartesiye giriyoruz ya o an gibi değil mi?
Pazartesi sendromu diye bir şey neden var?
Çünkü tatilin keyfin kaybı demek değil mi?
Pazartesi iş başı demek, sabah erken uyanmak demek.
Bana göre nefes aldığımız ve sağlıklı olduğumuz her gün her dakika çok kıymetli.
Wow çok havalı oldu bu ya.
Wow demişken arkadaşlar wow hesabı hiç duydunuz mu?
Alternatif bankta wow hesabınız varsa her pazartesi hali hazırdaki wow hesap hoş geldin faiz oranının 2 puan üstünde faiz kazanabiliyorsunuz.
Yani %27 hoş geldin faiziyle sendromsuz bir pazartesiye wow diyoruz.
Nasıl yani Merve?
Şöyle bugün 19 Aralık pazartesi %27 diğer günler %25 arkadaşlar.
Bitmeyen bir hoş geldin faizi hayal edin ya da etmeyin.
Zaten wow yapmış direkt wow'a gelin.
Peki vadesi bozulmayan vadeli WoW'da neler var?
Bir kere WoW'lular hesaplarının vadesi bozulmadan diledikleri zaman nakit çekebiliyorlar.
Günlük olarak hesaplarında kalan para üzerinden faiz kazanabiliyorlar.
Burada WoW dediniz biliyorum.
Siz de bitmek bilmeyen hoş geldin faiz oranından faydalanmak ve günlük vadeli mevzuat özelliklerine sahip bir tasarruf hesabına wow demek isterseniz, wow'un hoş geldin faizine hoş
bulduk demek isteyenler için açıklamalara bir link bırakıyor olacağım.
Detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Hadi o zaman sendromsuz pazartesimize Alternatif Bank'la devam edelim.
Ne diyorduk? Arkadaşını düşünüp onun hislerine tercüman olabilenler diyorduk.
Alternatif Bank da sağ olsun bizi düşünüp birikimlerimizin ekstra değerlendirilmesini sağlıyor.
Böyle arkadaşının acısını derinden hissedip şarkı yapan bir başka ünlü bir isim daha var Selami Şahin.
Onun Tanrım şarkısını çok seviyorum ama Robert Atema'dan dinlemeyi seviyorum.
Robert sevgimi biliyorsunuz zaten.
Bu şarkının hikayesini bir podcastımda anlattım diye anımsıyorum.
Bildiğimiz çoğu şarkı zaten Selami Şahin'e ait beste fabrikası gibi bir isim.
Tanrım şarkısının hikayesini sahnede bizzat kendi ağzından dinlemiştim.
Bir arkadaşı bir kadına çok aşık oluyor.
Ama kadın love bombing yapıp kaçıyor arkadaşına.
Ve adam o kadar üzülüyor ki o kadar kötü oluyor ki Selami Şahin'i arıyor anlatıyor bu hislerini.
Ve hayatına son verme aşamasına kadar gelmiş düşünün artık.
Selami Şahin de o arkadaşının acısını hissedip bu şarkıyı yapmış işte.
Tanrım şarkısı böyle çıkmış.
Diyor ya işte bu gidişle bu aşk beni öldürür.
Kuluna bırakma sen al canımı diyor şarkıda.
Kuluna kul oldum diyor severek taptım gel gör.
Beni tanırım bak ne haldeyim.
Bu arada Selami Şahin'in Tapılacak Kadın diye bir şarkısı var.
Genelde böyle aşıklar birbirlerine yolluyorlar.
Ya sevgiliye yollanılan bir şarkı ama Selami Şahin bu şarkıyı annesine yazmıştır arkadaşlar.
Sen tanrıdan sonra dilek tapılacak kadınsın.
Sen bedenimde canımsın, damarımda kanımsın diyor annesine.
O zaman buradan beni dinleyen güzel annelere bu şarkı gelsin.
Sırada Ben İnsan Değil Miyim şarkısı var.
Müslüm Gürses'i üne kavuşturan şarkılardan biri.
Bireysel bir isyan var bu şarkıda.
Onun öncesinde toplumsal isyan ön plandaydı.
Diyor ya beni sen kullarına oyuncak mı yarattın?
Madem unutacaktın beni neden yarattın?
Ben insan değil miyim?
Ben kulun değil miyim?
diyor bu şarkıda. Müthiş bir isyan var.
Türküden arabeske geçişi simgelerinden bu şarkı.
Sözleri Said Ergenç'e ait ve yakın zamanda Hayko Cepkin seslendi.
Bu şarkının hikayesi değil ama çıktıktan sonra yaşananlar benim için çok etkileyici.
Müslüm Gürses'in hayat arkadaşı eşi Muhterem Nur bilirsiniz çok zor bir hayat yaşamış.
Esas adı Olga'dır, Makedonyalı'dır.
İkinci Dünya Savaşı'nda İstanbul'a geliyor teyzesiyle beraber kaçmıştır.
Kimsesiz bir çocuk. Acılarla dolu bir hayat yaşamış.
Aslında filmlerinde izlediğiniz o muhterem Nur kendi hayatını oynuyor gibi bir şey.
Daha sonra zaten oyuncu ve şarkıcı oluyor.
En sevdiği şarkılardan biri de Ben İnsan Değil Miyim.
Zaten kimin söylediğini bilmeden dinliyormuş ama sürekli diyor ben bu şarkıyı dinliyorum.
Hüzünleniyorum, ağlıyorum.
İşte kendi hayatımdan esintiler buluyorum diyor.
Ve gittiği her yerde çalıyor bu şarkı o sıralar.
Müslüm Gürsesi de bilmiyor.
Yani kimin söylediğini bilmiyor. Ve ilgilenmiyordum da diyor.
kimin söylediğine beni şarkı ilgilendiriyordu diyor.
Hatta o dönemde işte hani böyle para atıyormuşsunuz da müzik çalıyormuş ya sürekli diyor 5-5-5 atıyordum diyor yani bu şarkıyı dinlemek için.
Nereden bilsin hayatının aşkını dinlediğini.
İşte yıllar sonra Malatya'da turnede ikisinin yolu kesişiyor.
Hatta kavga etmişler.
Sahneye ilk kim çıkacak kavgası.
Muhterem Nur diyor ki çok kıskandım diyor.
Yani önce ben çıkmak istiyorum.
Hatta demiş ki menajerine ben demiş bir film yıldızı Bu adam kim?
Niye benden önce çıkıyor? Ben diyor bilmiyordum Müslüm Gürses'in ne kadar dev bir isim olduğunu idrak edememiştim ve çok kıskandım diyor anlamadığı için.
Sonra diyor adam diyor sahneye bir çıkıyor hani kıyamet kopuyor Müslüm Gürses çıkınca o zaman böyle yavaş yavaş anlamaya başlıyor ve o kavgadan sonra Müslüm Gürses maalesef Muhterem Nur'a çok kaba davranmış filminde de vardı.
O kavgadan sonra Muhterem Nur odasına gidiyor.
Bütün eşyalarını topluyor.
Artık diyor gidecektim yani diyor.
Belki gelir de bir özür diler diye bekledim diyor.
Ama orada çalışanlar diyor ki ya Müslüm Gürses yani senden özür falan dilemez.
Boşuna bekleme diyorlar.
Muhterem Nur da diyor ki röportajını izledim.
Ya diyor keşke özür dilese diye bekliyorum.
Çünkü gerçekten maddi olarak çok zor durumdayım.
Ama gururum da el vermiyor diyor bir yandan.
Neyse işte tam valizlerini toplamış artık gidecek herhalde.
Üst kattan çok güzel bir bağlama sesi geliyor.
Müslüm Gürses hemen diyor benim üst katımda kalıyordu.
Kendisi yukarı çıkıyor.
Hani bir görüneyim de belki özür diler kafasında.
Neyse işte bir bakıyor kapıda bir aralık böyle.
Müslüm Gürses içeride bağlama çalıyor.
Muhterem Nur'u görüyor. Diyor ki gelsene.
Muhterem Nur içeri giriyor. Oturdum diyor yatağın köşesine bağlama dinliyorum diyor.
Ama diyor özür bekliyorum hala.
Aklımda da diyor insanların söyledikleri var.
Müslüm Gürses asla özür dilemez senden demişler ya.
Müslüm Gürses duruyor diyor ki özür dilerim yaptığım şey için.
Belki de hayatında ilk kez özür dilemiş yani hiç öyle bir tavrı yokmuş.
Bundan da 4 sene sonra zaten ilişkileri başlıyor.
1986'da Muhterem Nur Müslüm Gürses'e evlenme teklifi etmiştir.
Ve zaten ölene kadar sürdü bu beraberlikleri.
Bu arada izlemediyseniz Müslüm filmini mutlaka izleyin derim.
Timuçin Esen'e bir kez daha hayran oldum o filmde.
Bu arada Müslüm Gürses Adanalı biliyorsunuz ve 90'larda Adana'nın müzik peygamberi diyorlar ona.
Zaten baba diyorlar öyle de bir sevgi var orada ve elini öpmek için sıraya giriyorlarmış.
Korkunç bir sevgi tarifi yok.
Ben gayrimüslim değilim arkadaşlar.
Damar arabeskten peş...
arabesk yalnız arabeskten pek hoşlanmam ama Müslüm Gürses'in yorumculuğuna hayranım o duygularını katmasına şarkıların içine sonuna kadar şarkısına kattığı yorum Tarkan'ın ikimizin
yerine parçası Teoman'ın paramparçası Sensiz Olmaz şarkısı.
Olmasa Mektubun, Haydar Haydar ve tabii ki en en en favorim takipçilerim biliyor Nilüfer parçası.
Yani saçımın teline kadar ruhuma işleyen bir şarkıdır.
En sevdiğim şarkılardan biri diyebilirim.
Hani ilk beşe rahat girer ama sadece Müslüm Gürses yorumu.
Sözleri de zaten kalemini çok sevdiğim bir İsmail Murathan Mungan.
Ve bu şarkı bence zamanın...
Aşkın bir insanı ne kadar derinden değiştirebileceğini anlatan en iyi şarkılardan birisi bilmiyorum.
Daha iyisi var mı? Benim için yok diyebilirim.
Sunay Özgür bestelemiş.
Murat Anbungan yazmış.
Müslüm Gürses okumuş.
E daha ne olsun? Bir de Müslüm Gürses'in Sezen Aksu ile yaptığı bir düet var.
Sabahat Abla parçası. Onu ne zaman dinlesem gerçekten böyle gözyaşlarımda boğulacak bir pozisyona geliyorum.
Benim için anlamı çok büyük. O zaman Müslüm Gürses'i yine çok sevdiğim Bir Ömür Yetmez şarkısıyla uğurlayalım.
Bir ömür yetmez sana doymaya demek istiyorum.
Bu arada bu şarkının orijinalini de çok severim ama James Bond'u değil sadece şarkısını seviyorum.
Bu şarkıyı da playliste ekliyorum.
Sırada Hekimoğlu türküsü var.
Bu türkü Kadir İnanır'la özleşleşmiştir.
Zaten türküyü bulup gün yüzüne çıkaran da ta kendisidir.
Ordu Fatsalı biliyorsunuz.
Şimdi aranızda biliyorum Kurtlar Vadisi izleyenler fanları falan var.
O yüzden bu türküyü seçtim.
Hekimoğlu türküsünü. Ben hiç izlemedim o diziyi.
Ama izleyenlere gelsin.
Şimdi bu türküyü bir de Erol Büyükburç'tan dinleyin derim.
Hatta Özdemir Erdoğan'dan çok soft versiyonları da var.
Kim bu Hekimoğlu Merve?
Şimdi Hulusi Ağ diye bir gürcü beyi var arkadaşlar.
Ve vakti zamanında onun yanında çalışan Fatsalı İbrahim'dir aslında Hekimoğlu.
Ağa'nın yanaşması ve Hekimoğlu ona köylülerin taktığı bir isimdir.
Hekimoğlu Fatsalı İbrahim Ağa'nın kızına aşık oluyor arkadaşlar.
Ağa'nın kızının adı da Fadime.
Fadime de ona aşık fakat kızı başkasıyla zorla sözlendiriyorlar.
Seyyid diye bir sözlüsü var.
Seyyid ikisinin arasındaki aşkı bir şekilde öğreniyor.
Ve Hulusi Ağa İbrahim'i yanından kovuyor.
Daha sonra olaylar büyüyor ve Seyyid İbrahim'i yanına çağırıyor.
Bağa gelsene diyor. Gel diyor konuşalım ama aslında niyeti başka.
Hekimoğlu gelir gelmez tabi silahlar patlıyor ama kurtuluyor Hekimoğlu ve dağa kaçıyor.
O gün dağa kaçıyor. Türküyü hatırlayalım.
Hekimoğlu derler benim aslıma.
Aynalı Martini yaptırdım da narinim kendi neslime.
Aynalı Martini Martini olarak algılayanlar.
Aynalı Martin Demerve.
Şimdi bu bir çeşit uzun namlulu tüfek arkadaşlar ve gerçekten aynası var.
Düşmanı aynadan yansıyan güneş ışığıyla hedefini şaşırtmasına sebep oluyor.
Aynada arkadan gelen düşmanı da gösteriyor bu arada.
Hekimoğlu bunu özel yaptırmış.
Ayna taktırmış. Neyse işte Hekimoğlu intikam için dağa çıkıyor arkadaşlar ve eşkıya alıyor.
Sonrasını türküden söyleyeyim.
Hekimoğlu derler bir küçük uşak.
Bir omuzdan bir omuza narinim.
On arma pişek.
Konaklar yaptırdım mermer direkli.
Hekimoğlu dediğin de narinim aslan yürekli.
Konaklar yaptırdım döşetemedim.
Ünye-Fatsa ordu da narinim baş edemedim.
Ünye-Fatsa arası ordu da kurulu.
Hekimoğlu dediğin orada vuruldu.
Bu da böyle bir hikaye arkadaşlar. Sanki Yaşar Kemal yazmış gibi değil mi bu hikayeyi?
Sırada Gesi Bağları var.
Anonim bir türkü. Gesi Bağları da Kayseri ile Sivas arasında bir bölge arkadaşlar.
O kadar çok okuyan var ki bu türküyü ama Neşet Ertaş geliyor değil mi ilk akıllara?
Kanalımda Neşet Ertaş'ın da bir biyografisi var.
Merak edenler muhakkak dinlesin.
Ama ben Barış Manço yorumunu çok seviyorum.
Ceyhan Babur ve Cem Adrian da yorumladı.
Böyle farklı bir tat, lezzet arayanlar onları da dinlesin mutlaka.
Türküyü anımsayalım. Gesi bağlarında dolanıyorum.
Yitirdiğim yarimi aranıyorum.
Bir çift selamına güveniyorum.
Burası çok güzel. Gel otur yanıma hallerimi söyleyeyim.
Sevdiğim kısmı da burası.
Halimden hiç bilmez ben o yari neyleyim.
Ve şu kısmı. Hey Allah'tan korkmaz.
Sana bana ölüm var.
Ölüm varsa şu dünyada.
zulüm var. Ben bu sözü bayağı düşündüm.
Bayağı böyle uzun uzun tartışılacak bir dize.
Siz ne düşünüyorsunuz?
Ölüm varsa şu dünyada zulüm var.
Yazın bana ne düşündüğünüzü merak ediyorum.
Şimdi bu türkünün hikayesi çeşitli versiyonları var ama hepsinin ortak bir noktası var.
Çaresiz bir kızın ağzından söylenmiş olması.
Bu genç kız sevdiğinden zorla ayrılarak bağlarda yaşayan bir adamın yanına verilmiş.
Öyle olduğu düşünüyor. Veya Gesi'ye gelin olarak gelmiş, gurbette çalışan bir eş.
Eşi var. Eşi gidiyor ve bir daha gelmiyor.
Onun ardından ettiği yaz gibi düşünebilirsiniz.
Ahmet amca Tanpınar çok severim.
Çok. Bu türkü için der ki bir avuç zehre benzer der.
Gesi bağları için. Sırada Teoman'dan Paramparça var.
Bugün benim doğum günüm.
Hem sarhoşum hem yastayım.
Bir bar taburesi üstünde.
babamın öldüğü yaştayım diyor ya.
Şarkının hikayesi değil anısını anlatacağım sizlere.
Teoman için çok önemli bir parça bu.
Neden? Çünkü Müslüm Gürses bu şarkıda geçen şu kısma vurulmuş adeta.
Babamın öldüğü yaştayım diyor ya.
Ve bunu duyduktan sonra Teoman'ı aramıştır.
Yıl 2002. Bu parçayı bana ver ben de yorumlayayım demiş.
Albüme koymak istiyorum demiş.
Hatta Müslüm Gürses demiş ki bizim güzel olan her şeye kapımız açık.
İster rock olsun ister sanat müziği olsun, gönlümüze hitap ediyorsa her şey güzeldir.
Bu şarkıyla da zaten Teoman'la Müslüm Gürses dost olmuşlardır.
Müslüm Gürses'in Duman grubuyla da arası çok iyi.
Konserleri var, izleyin.
90'larda Teoman, Müslüm Gürses'in kasetini almış.
Haydar Haydar'ı dinlemiş, çok etkilenmiş.
Koşarak gidip kasetini almış ve bundan 12 yıl sonra Müslüm Gürses ona gelip şarkısını istemiş.
Hatta Teoman paramparça ediyor.
Ben kendi yorumumdan çok Müslüm Gürses'ten dinlemeyi seviyorum.
Onun yorumunu daha çok beğeniyorum demiş.
Melankolik, bariton bir ses.
Ne söylerse söylesin, inandırıcılık katıyor şarkıya demiştir Teoman.
Sırada Fesupanallah, Çöpçüler, Öyle Bir Geçer Zaman Ki böyle bir dizi vardı ya çok güzel bir diziydi.
O zaman kimden bahsedeceğimi anladınız?
Erkin Koray tabii ki.
O 50'li yıllarda daha henüz Alman lisesi öğrencisiyken 4 kişilik bir okul grubuyla konserlerine başlıyor arkadaşlar.
Okulda ilk başta başlamış ve memlekette ilk rock müziği yapanlardan Erkin Koray.
O dönemler bana fersah fersah uzak ama bir zaman makinem olsa 60'lara falan ışınlanmak isterdim ya da 80'lerde olabilir.
60'lı yıllarda hard rock tarzıyla böyle geniş paçalı pantolonlar, omuzlara uzanan saçlar Erkin Koray ortalığı yıkıp geçiriyor.
Ve 70'lerde zaten alıp yürüyor, yok satıyor plakları.
Hayranları sahnede üstünü falan yırtıyorlar.
El üstünde taşınarak çıkıyor o konser alanından.
Öyle bir sevgi. Sonra ne oluyor Merve derseniz.
Erkin Koray bir anda sırra kadem basmış arkadaşlar.
Üstelik de listelerde bir numarayken böyle bir şey yapıyor.
Bir anda ortadan hop kayboluyor.
Niye yaptın diyorlar. Bunlar da diyor benim tuhaflıklarım kardeşim.
Ve bir rivayete göre Erkin Koray ve Rakçı arkadaşları bir gece kafaları çok güzelken Fesuphanallah şaşkın ve komşu kızını yazmıştır.
Sadece bir gecede diyor.
Hatta şaşkın şarkısını...
Plak şirketine olan borcunu ödeyebilmek için yapmıştır.
Borcu da 40 ev kirasına bedel bir borç arkadaşlar ve plak şirketi diyor ki Erkin Koray'a ya bize diyor 16 şarkı yaparsın borcunu sileriz ya da sen bilirsin.
O da diyor ki yani bir şarkı bile diyor benim yıllarımı alıyor bazen bir şarkıyı yapabilmek bazen aylarımı alıyor diyor nasıl yapayım diyor 16 şarkı birden haklı derken Anadolu'da bir turneye çıkıyor Erkin
Koray. Gündüzleri şehri dolaşmak için dışarı çıkıyor ve dükkanlarda çalan plakların...
O sesleri yankılanıyor her yerde sesler var plak sesleri.
Daha sonra otele dönüyor. Böyle vuracak kafayı yatacak ama şöyle bir şey oluyor.
O gün çarşıda dolaşırken duyduğu bir müzik beyninde yankılanıp yankılanıp duruyor.
Sabaha kadar uyutmuyor düşünüyor sürekli.
Hatta o an için diyor ki Erkin Koray biz diyor müzikçiyiz ya bu tarz şeyler bizde diyor büyü etkisi yaratır diyor.
Sabahı zor ettim diyor Erkin Koray ve sabah koşarak soluğu plakçının kapısında alıyor arkadaşlar.
Gittiği yerin adı da Mazmanlar Plak Evi.
Hemen içeri giriyor diyor ki abi diyor dün çalan şarkının adı neydi içerideki adama.
O da diyor ki o Arap müziğiydi.
Yani düşünsenize içeriye böyle hard rock bir tip giriyor ve diyor ki o müziğin adı neydi Arap müziği.
Bunun üstüne işte Erkin Koray diyor ki bana diyor oradan bir karışık kaset doldur tamamen senin zevkine bırakıyorum abi diyor.
Kaseti alıyor koşarak otele gidiyor ve diyor ki Bu müzikte yani Arap müziği bir sihir vardı diyor.
Bana ne kadar uzaksa bir o kadar da yakındı diyor.
Gerçekten o dönemki o müzik değişimini çok iyi ifade eden bir cümle bu bence.
Hele diyor bu dinlediklerimin arasında Ya Ayn Müleyd'in adında bir parça vardı.
Sanki bu parça diyordu ki bana beni sen besteledin.
İşte bu parça şaşkın şarkısı arkadaşlar.
Aşk şarabı içmesi hoştur şaşkın, şarap peşinden koşmak boştur şaşkın, bir o yana bir bu yana yatma şaşkın, tenhalarda menhalarda bitmiş şaşkın.
Arabesk değil mi resmen böyle yani o kadar şey ki alakasız ki aslında baktığın zaman Erkin Koray'la ama bunu...
Nasıl değiştirip dönüştürmüş ya.
O müziğine entegre etmiş. Harika bir şey gerçekten.
Arabesk rock yapmış.
Ayrıca bağlama da çalar Erkin Koray.
Hatta Orhan Gencebay ile bayağı böyle çalışmıştır.
İlerletmiştir bağlama çalmasını.
Yani böyle çok çok yönlü bir müzisyen.
Ve 1971'de...
Cannes Film Festivali'ne gidiyor ve John Lennon'la tanışıyor orada.
Mesafeler diye bir şarkısı var.
Erkin Koray'ın John Lennon'a bu şarkıyı dinletiyor ve Lennon diyor ki Avrupa'da kal.
Yani bunu teklif ediyor ona ama geri dönmüştür ülkesine.
Ve 1974 yılı zaten Erkin Koray'ın altın yılı diyebilirim.
En çok bildiğimiz o eserleri bu zamanda yapmıştır.
Ve Erkin Koray'ın çok güzel bir sözü var arkadaşlar.
Diyor ki kuru kalabalıklar karşısında söylemektense beni yürekten dinleyen birkaç kişiye söyle.
Çerçeveledip asasım gelen sözlerden biri.
Sırada benim çok sevdiğim bir Metin Özülkü, Eda Özülkü bestesi var.
Geçenlerde de paylaşmıştım.
Ajda Pekka'nın Eğlen Güzelim parçası.
Bilmiyorum beni çok iyi hissettiren parçalardan birisi.
Bir ağlarım, bir gülerim.
Sanma senden vazgeçerim.
Alışamam inan yokluğuna.
Eğlen güzelim gününü günet.
Ben vazgeçmişken eğlen.
Karaları ben bağlarım.
Sen de vakit çok erken.
Bu şarkının hikayesini çok seviyorum.
Olay şöyle 90'lı yıllarda geçiyor.
Eda Özülkü böyle güzel güzel yemekler yapıyor.
Eşi Metin Özülkü'yü bekliyor.
Her akşam böyle bir ritüelleri var.
Beraber yemek yerlermiş. Hiç ayrı yemezlermiş.
Bekliyor, bekliyor, bekliyor.
Ama ne gelen var ne giden.
Çok geç geliyor gece Metin Özülkü.
Eşi işte kapıyı açıyor ve içeri girip yatıyor.
Tavırlı tabii biraz. Hiçbir şey söylemiyor.
Giriyor içeri yatıyor. Ve Metin Özülkü mutfağa bir giriyor.
Bir bakıyor Eda Özürkü'nün hazırladığı sofra orada öylece duruyor.
Çok üzülüyor tabii bunu görünce.
Ve masanın üstünde iliştirilmiş bir mektup var.
Az önce söylediğim sözler yazıyor.
Ve Metin Özürkü tabii çok üzülmüş bunu görünce.
Hemen o mektupları alıyor.
Şarkı sözü yapıyor. Sabaha kadar uyumamış bu şarkıyı yapmak için.
Sonra kahvaltıyı hazırlıyor.
Ve kahvaltıda dizinin dibine oturup bu mektubu şarkı olarak ona söyledim diyor.
Eşime söyledim diyor. Bu hikayede böyleydi arkadaşlar.
Şimdi hafta sonu eğlendik.
Bu güzel şarkıları dinledik belki.
Bugün pazartesi. Sendromsuz pazartesi diliyorum sizlere.
Bunun için de aşağı bir link bırakıyor olacağım.
Bu linke tıkladığınız zaman wow diyeceksiniz.
Çünkü Alternatif Bank pazartesiyi sendromsuz geçirmemiz için bize muhteşem fırsatlar sunuyor.
O zaman bu çarşamba tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Şarkılarla kalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
