
Paribu ve OMM - Odunpazarı Modern Müze iş birliğiyle her çarşamba öğrencinin günü. Öğrenciler, gün boyu müzeyi ücretsiz ziyaret edebilecek. Detaylar için Tıklayın * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba.
Programımızı Türkiye'nin alanında öncü teknoloji şirketi ve lider kripto para işlem platformu Paribu'nun katkılarıyla hazırlıyoruz.
Bugün yine çok istenen bir biyografi bölümüyle geldim.
Uzun zamandır bir ressam anlatmadığımı fark ettim ve bugün sizlere Salvador Dali'nin hayatını anlatacağım.
En baştan uyarım yapayım.
Küçük çocuklarınızla lütfen bu bölümü dinlemeyin.
Dünyanın en tanınmış sanatçılarından biri Salvador Dali.
Müsrif yaşantısı, sıra dışı bıyıkları ve tarzı, megalomanlığı, eşi gala ile olan açık ilişkisi.
Şüphesiz 20. yüzyılın en ünlü sürrealist ressamı o.
Çocukluğundan başlayarak yaşamının son günlerine doğru şöyle kısa bir yolculuğa çıkacağız.
Kendi söylemiyle başlayacak olursam adım Salvador Dali yani modern resmin kurtarıcısı anlamına geliyor.
Geleceğin resmine ulaşan ana yolu bulduğum inancındayım der.
Şimdi ben de size geleceğin resmine ulaşan ana yollardan birinden bahsedeceğim.
Paribu, Eskişehir'de yer alan Odunpazarı Modern Müze ile yaptığı iş birliğiyle kültür-sanat alanındaki desteklerine yenisini ekledi.
Paribu'nun desteğiyle Odunpazarı Modern Müze, Paribu ile her çarşamba öğrencinin günü uygulamasını başlatarak çarşamba günleri öğrencileri ücretsiz ağırlıyor arkadaşlar.
Uygulama her çarşamba Türkiye'de öğrenim gören Tüm öğrenciler için geçerli olacak.
Gerçekten harika bir işbirliği olmuş.
Odun Pazarı Modern Müze'nin güncel sergi ve programlarını incelemek isterseniz aşağı açıklamalara bir link bırakıyorum.
om.art web adresine göz atabilirsiniz.
Paribu'nun bu işbirliğine özel reklam filmini YouTube kanalından izleyebilir.
Detaylı bilgi için de Paribu Log'u ziyaret edebilirsiniz.
Hadi devam edelim. 11 Mayıs 1904'te İspanya'nın Katalonya bölgesinde doğuyor.
Annesinin adı Felip, babasının adı Salvador Dali Ikusi.
Ailenin ikinci çocuğudur.
Kendisinden bir sene önce doğan abisinin adı Salvador.
Kendisiyle aynı. Fakat abisi mide iltihabından dolayı hayatını kaybediyor.
Ve hayatını kaybeden çocuklarının adını ikinci doğan çocuklarına veriyorlar.
Merve biz bu hikayeyi bir yerlerden hatırlıyoruz diyenler oldular el kaldırsın.
Bence Van Gogh bölümünü hatırladınız.
Aynı hikaye onda da vardı.
Hatta Peter Pan bölümünde de bundan bahsetmiştim size.
Salvador'a sürekli vefat eden abisinden bahsediliyor küçükken.
Hatta yatağının baş ucunda hep abisinin fotoğrafları asılı.
O fotoğraflara bakarak geçiyor çocukluğu ve sürekli bir mukayeseye sokuluyor ölen abisiyle.
Bu da onun erken yaşta böyle bir kimlik karmaşası yaşamasına neden oluyor.
Dali bu durum için otobiyografisinde şöyle demiş.
İki su damlası gibi bir...
Birimize benziyorduk fakat yansımalarımız farklıydı.
O herhalde benim mutlak olarak tasarlanmış ilk versiyonumdu.
Son cümleye dikkat Van Gogh da böyle benzer şeyler söylemişti.
Dali bir de diyor ki ölen abimin cesedi kalbimde ve ruhumda takılı kaldı.
Çünkü annemle babam sürekli diğer Salvador'u anlatırdı ve onu benimle kıyaslarlardı.
Derlerdi ki sonu Salvador gibi olmasın.
O üşütmüştü. Kısacası sürekli beni kıyaslıyorlardı.
Benden söz ederken diğerinden de söz ediyorlardı.
Sonra kendimi ölen abimden ayırt etmek için dahi rolü oynamak zorunda kaldım.
Sürekli o olmadığımı göstermeye çalıştım.
Ölmediğimi göstermek için ve bu yüzden her türlü antikalığı yapmak zorunda kaldım.
Bu da insanların Dali'de gördüğü tuhaflığın sebebi ama aslında varlığımın en trajik kısmı bu demiştir.
Salvador Dali'yi... En iyi anlatan cümle bana göre bu arkadaşlar.
Aynı Dali şunları da söyler.
Hayat en somut gerçek ihtişamıyla ebedidir.
Ebediyete kadar kendim olmak istiyorum.
Bakın burada aslında çok derin anlamlar var onun hayatına dair.
Dali 3 yaşındayken kız kardeşi Anna Maria doğuyor.
Otobiyografisinde kız kardeşiyle ilgili şöyle bir anısı var.
Dali'nin saykoluğunun erken dönem alametlerinden biri bence bu hadise.
Hani hep şey diyoruz ya dikkat çekmek için bütün bunları yapıyordu.
Hayır bence gerçekten tuhaf bir adamdı.
Mesela 6 yaşındayken Halley Kuyruklu Yıldızı'nın o görüldüğü günlerde babasının ofis memurlarından biri diyor ki işte Kuyruklu Yıldızı diyor terastan görebiliriz.
Hadi oraya çıkalım bakalım diyor.
Koridordan terasa doğru giderlerken 3 yaşındaki kız kardeşi bir kapı aralığından...
Sizce emekleyerek çıkıyor.
Dali de bunu görüyor. O sırada etrafta hiç kimse yok.
Durdum diyor. Bir an tereddüt ettim ama sonra kafasına bir topa vurur gibi korkunç bir tekme savurdum 3 yaşındaki çocuğa.
Ve bu vahşi eylemin çılgınca neşesine kapılarak koşmaya devam ettim diyor.
Fakat arkamdan gelen babam beni yakaladı.
Ofisine götürdü ve ceza olarak akşam yemeğine kadar orada kalmıştım diyor.
Böyle bir anısı var. Yani Dali'nin inanılmaz derecede şiddete meyli var.
Mesela 5 yaşındayken küçük bir çocuk.
Asma bir köprüden aşağı atmış.
Yine 5 yaşındayken yaralı bir yarasa buluyor yolda.
Onu alıyor teneke bir kutuya koyuyor.
Ve ertesi sabah uyandığında o yarasanın her yerini böyle karıncaların kapladığını görüyor.
Yarasayı alıyor. Üzgünüm bunu anlattığım için.
Ağzına atıp ısırıyor.
Yani şu olayı öğrenince aklıma en az kendisi kadar sayko olan Louis Buniel ile çektiği film geldi.
Endülüs Köpeği. Benzer sahneler vardı izleyenler için.
Dali rüyasında bir adamın elini...
yiyen karıncalar görüyor arkadaşlar ve o filmdeki karınca sahnesi Dali'nin enteresan düşlerinden biridir.
Bu yarası olayı dedim belki de bilinç altında kaldı.
Ondan mı böyle şeyler yapıyor bilemiyorum Altan.
Hemen hemen çoğu eserinde karınca görüyoruz.
Dali küçükken çocuk erkil bir ailede büyümüş.
Çocuk erkil ne Merve diyenler için ben uydurdum.
Yani aileyi çocuğun yönetmesi.
Ata erkil değil çocuk erkil.
Yeni nesil ailelerin pek çoğunda olduğu gibi artık çocuklar yönetiyor aileleri.
Onlar ne derse o oluyor değil mi?
Bilmiyorum ne kadar sağlıklı tartışılır.
Dali'ye göre çocukken ev halkının kralı oydu.
Çocuk kraldı. Cananın istediği her şeyi yapma özgürlüğü vardı.
Hatta 8 yaşına kadar sırf zevk aldığım için Yatağımı ıslatmaya devam ettim diyor.
Evin mutlak hükümdarı bendim diyor.
Hiçbir şey benim için yeteri kadar iyi değildi.
Annem ve babam adeta bana tapıyorlardı diyor.
İnanılmaz çımartılmış bir çocuk Dali.
Ve daha küçücükken başlıyor böyle megalomanca söylemleri.
Hatta Secret Life adlı yapıtında doğumunu kendince şöyle tanımlamış.
Çalsın çanlar. Didinen köylülerin zeytin gövdesi gibi eğilmiş sırtları ayağa kalksın.
Tozlu, derin kırışıklı yanakları, nasırlı elleri bir an için soylu ve düşünceli bir Eda ile rahata kavuşsun.
Bakın Salvador Dali doğdu.
Böyle diyor. Yani megalomanlığa bakın.
Arkadaşlar çocukluğunu biraz uzun anlatmak istiyorum.
Çünkü Dali'yi gerçekten tanımak istiyorsak en önemli kısım bence çocukluğu.
1973'te vermiş olduğu bir röportajda şöyle söylemiş.
Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım.
Beni severken aslında hala onu seviyorlardı.
abisini kastediyor. Belki de benden çok onu seviyorlardı.
Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinden itibaren çok büyük bir yara oldu benim için diyor.
İşte Dali böyle bir ruh haliyle büyüdü.
Sürekli abisinin bir renkarnasyonuymuş muamelesi görüyor.
Tıpkı Van Gogh gibi. Yarattığı eserlerin dikkat ederseniz eşi benzeri yok.
Sıra dışı, özgün.
Ne demişti Dali? Ebediyete kadar kendim olmak istiyorum.
Dali'nin ne kadar şımartılırsa şımartılsın kendi olarak sevildiğine inanmadığını düşünüyorum.
Bu benim kendi yorumum. Doğruluğu tartışılır.
Van Gogh da abisinin yerine konmuş bir çocuktu.
Onda da aşağılık kompleksi vardı.
Dali de bence tam tersi.
Üstünlük kompleksi var ama üstünlük kompleksinin de altyapısında ne var?
Aşağılık olma hissi var diye biliyorum.
Aşağılık olma hissinin aşırı telafisi.
Aslında düşük benlik saygısı var.
Kendini çok yetersiz hissediyor.
Ama bunu bize yansıtma şekli aşırı özür.
güvenli gibi. Narsist olduğunu da düşünüyorum ben onun.
Zaten Freud'a hayran biliyorsunuzdur.
Freud da buluşmaya giderken de yanında Nergis Metamorfozu eserini götürüyor.
Yani Nergis Narsist eseri.
Neyse devam edelim.
Dali küçükken sahte histeri krizleri geçiriyor arkadaşlar.
Sırf ailesinin dikkatini çekebilmek için ve asla başkalarına benzememek gibi bir arzusu var.
Başkalarına benzemek istemiyor.
En büyük korkusu bu. Ve 4 yaşında devlet okuluna başlıyor.
Güncesinde şöyle demiş.
Hiçbir zaman sıradan bir öğrenci olmadım.
Bakın yine sıradan olmamaktan bahsediyor.
Küçükken babasının kütüphanesinden hiç çıkmıyor ve o kütüphanede aradığı kitaplar hep böyle ateizm üzerine tanrı tanımaz kitaplar.
Dali'nin babası ateisttir arkadaşlar.
Annesi de koyu katoliktir.
Böyle bir çelişki yumağı içerisinde büyüyor.
Kendime tanrının yokluğunu kanıtlamaya çalışıyordum sürekli diyor.
Nitekim o dönemde ateist oluyor.
Gittiği ilkokuldaki çocuk Çocukların çoğunluğu yoksul ailelerden geliyor ama Dali...
okula öyle bir gidiyor ki böyle prensmiş gibi o şekilde giyinip gidiyor ve zorbalığa uğruyor.
Çünkü çok göze batan bir çocuk.
Çok da mutsuz, çok soyutlanmış ve yalnız hissediyor kendini.
Ama bu yalnızlığını bile bir üstünlük işareti olarak görüyor.
Derken iki yıl sonra dersleri tepe taktak gidince babası onu alıp Fransızca eğitim veren bir okula gönderiyor.
Bir de unutmadan şunu belirteyim.
Dali böyle geçmişini süsleyerek anlatır.
Çoğu zaman yalan söyler.
Kendini... sahneleştirmek için yapıyor bunu ama zaten babası da böyleymiş Dali'nin.
Babası kendi babasının yani Dali'nin dedesinin doktor olduğu yalanını söylemiş yıllarca.
Herkese bunu söylemiş ama babası aslında mantar ticareti yapan bir adammış ve intihar etmiş dedeleri.
Trajik bir ölüm var aile hikayesinde.
Yani tıpkı Dali gibi babası da böyle süslü hikayeler anlatmayı seven bir tipmiş.
Dali diyor ya işte 6 yaşındayken aşçı olmak istiyordum.
7 yaşındayken Napolyon.
Hırsım o günden beri aynı şekilde artmaya devam ediyor.
Bir de küçükken isteklerini yaptırana kadar uğraşırmış.
Böyle kendini yerlere atan çocuklar vardır ya aynen öyleymiş.
İstediği şey alınmazsa ya da yapılmazsa korkunç öfke nöbetlerini geçiriyormuş.
Öyle böyle değil yani bezdirene kadar ailesi artık başa çıkamıyormuş.
Kabul ediyormuş yani öyle bir ağlama.
Hediye vermeyi hiç sevmezmiş Dali ama hediye almak onun alışkanlığı haline gelmiş.
Annesi halk müziğini çok seven bir kadın.
Komşularıyla sürekli matineler düzenliyor.
Evlerinde dans var, eğlence var.
Dali ailesi uzun yaz tatillerini Kadekes sahilindeki evlerinde geçiriyor.
Burası Dali için çok önemli arkadaşlar.
Yani Dali eşittir Kadekes diyebiliriz.
Burası onun sanat kaynağıdır çünkü.
Sanatını anlamak için bu kısım da çok önemli.
Birincisi kesinlikle çocukluğu, abisinin trajik ölümü.
Ve ikincisi bence burası.
Çünkü Dali'nin evi...
dediği yer, atölyem dediği yer burası.
Hatta eşi Gala ile evlenip buraya yerleşiyorlar.
Burada da okul açılana kadar resim yaparmış.
Böyle rüya gibi bir köydü burası diyor.
Kadakesi için. Özgürlük, renk ve ışık demek burası Dali için.
Saatlerce gezdiği bir sahil var.
Burada oldukça etkileyici bir manzarası varmış evlerinin.
Ve şimdi Dali'nin resimlerini şöyle bir gözünüze getirin, aklınıza getirin.
Ne vardı? Genelde sahil kenarı görüyoruz değil mi resimlerinde?
Acaba neden? Çünkü Dali küçükken burada gün doğumundan gün batımına kadar saatlerce hiç yorulmadan resim yapıyor.
Sonraları şöyle demiştir.
Port Liga dünyanın en çorak madenli ve gezegene benzeyen yerlerinden ve bu mütemazı doğada ironi prensibini kavradım.
Bu hareketsiz taşların nasıl hareket ettiğini gözlemledim.
Kendi taşlarımı düşündüm.
Düşüncelerimin taşlarını diyor.
Şimdi tekrar Dali'nin eserlerini hatırlamanızı istiyorum.
Kadekes'teki o büyük kayalar yerel kültürün bir parçası ve Dali o kayaların her çizgisini adeta ezberebilir.
Onların şekillerini zaten resimlerinde görüyorsunuz yeniden yorumlanmış haline.
Dali için bu kayalar çok önemlidir çünkü bu kayaların mükemmel özelliği metamorfoz geçirerek yeni formlara girmiş gibi görünmeleridir.
Bir de Port Ligakoy'un da deniz kenarında kulübeler var, balıkçı kulübeler.
Ve bu yıkık dökük yapılara balıkçılar eşyalarını koyuyorlar.
Böyle bir nevi depo gibi kullanıyorlar.
Bu kulübelerden biri bir balıkçının dul eşine ait.
Bu kadının adı da Lydia.
Genç Dali ile Lydia arasındaki dostane ilişki Lydia'nın ölümüne kadar devam etmiştir.
Dali bu kadına adeta hayran oluyor.
O da ona kulübesini tahsis ediyor.
Stüdyo gibi kullanması için.
Yıllar yıllar sonra burası Dali'nin evi olacak arkadaşlar.
Lydia için der ki benimki dışında gördüğüm en muhteşem paranoyak beyne sahip kişi o.
Lydia dünyanın en büyük paranoyadır ona göre.
Hatta Dali'nin söylediğine göre sonraları paranoyak eleştirel yöntemini Lydia'nın paranoyak ruhsal durumundan esinlenerek oluşturmuştur.
Dali gerçekten arkadaşı Carlos Lozano'nun dediği gibi sürekli bir entelektüel ereksiyon halinde arkadaşlar.
Çocuk kral Dali 8 yaşındayken yeni taşınmış oldukları evde çatı katındaki çamaşır odasını stüdyo odası yapıyor.
Babası onun için sanat kitapları topluyor ve bunlardan birinde Ingress'in kaynak isimli eseri var The Source adlı eser.
İşte bu resimdeki çıplak kadına Dali aşık oluyor hatta resimlerle konuşmaya başlıyor bu dönemde.
Tiziano'nun resmettiği kırlardan birinde yürüdüğüme emindim bile demiş.
Dali sinema ve fotoğraf döneminde yani görsel devrim sürecinde büyüdü.
Bunun da etkisi büyük. Yaşadığı yerdeki ilk sinema Dali doğduğu yıl açılmıştır ve Dali'yi hediye olarak sinemaya götürmüş.
Ailesi resmen büyülendiğini söylüyor.
Annesi ona bir el projektörü alıyor ve onunla evde böyle kısa filmleri duvara yansıtırmış.
Dali sinema ve fotoğrafçılıktaki gelişmeleri de yakından izliyor.
Hatta eserlerinde de kullanmıştır o sinema efektlerinin benzerlerini.
Bir de küçükken babasının yakın bir arkadaşı var.
İzlenimci ressam. Ramon Pica.
Onu resme karşı cesaretlendirenlerden biri de odur.
Hatta onun önerisiyle 12 yaşında akademik bir sanatçı ve Roma ödülü almış Nunez'in sınıfına yerleştiriliyor.
Ona çok şey borçlu olduğunu söylemiştir Dali ve Ramon Picalar'ın evinde misafir olarak kaldığı zamanlarda Panidağ'ın gölgesiyle Kadekes manzarası adlı bir resim yapıyor.
Daha 12 yaşında ve bence o resimden bile dehası belli.
İzlenimci bir resim bu. Hani tam olarak Dali'yi yansıtıyor diyemem ama Dali'nin ilk Zamanları zaten izlenimcilikle geçmiştir bir deneme mahiyetinde.
1921'de ise Dali annesini maalesef kanserden kaybediyor.
Ve bu Dali'nin tabiriyle hayatında deneyimlemiş olduğu en büyük patlamadır.
Çünkü annesini taparcasına seviyormuş.
Ama az sonra bir şey anlatacağım.
Taparcasına seven insan nasıl bunu yapmış diyeceksiniz.
Şöyle demiş annesinin arkasından.
Yemin ettim. Bir gün benim yüce adımın etrafında vahşice parlayacak ışığın kılıçlarıyla annemi Ölüm ve kederin elinden zorla alacağım demiştir.
Dali'nin babası annesinin vefatından hemen sonra baldızıyla evlenmiştir.
Dali buna tabii ki çok kızıyor.
Ve sonraki yıl Dali Madrid'deki San Fernando Güzel Sanatlar Kraliyet Akademisi'nde okumak üzere evden ayrılıyor.
Ve burada yazar Federico Garcia Lorca ile tanışıyor.
Kendisinden 18 yazar 18 kitap bölümünde bahsetmiştim.
ve ileride birlikte film projeleri yapacağı yönetmen Louis Bunuel ile tanışıyor.
Çok sıkı arkadaş oluyorlar.
Endülüs Köpeği filmi az önce bahsettiğim ve tabii bir de Altın Çağ filmi var.
Bunuel, Dali'yi oldukça etkilemiş bir isimdir ve onu Paris'teki gerçek üstücülerle tanıştıran kişidir.
Bu arada girdiği Güzel Sanatlar Okulu'nda öğretmenlerinin yeteneklerini sorguluyor Dali.
Yani kendini onlardan daha ileri bir seviyede görüyor.
Onları geri kalmış buluyor.
O yüzden de okuldan uzaklaşıyor.
Hatta öğretmenlerinin onun işlerini inceleyecek kapasitede olmadığını söylüyor ve okuldan atılıyor.
1922'lerde artık yavaş yavaş kübizmi denemeye başlıyor resimlerinde.
Yani böyle yavaş yavaş ilgi çekmeye başladığı dönemler diyebiliriz.
Dali anarşist eğilimini ortaya koyan ilk hareketini de bu süreçte yapıyor.
1923 yılında okul yönetimine isyan ediyor.
Hatta anarşist eylemlere katıldığı için Girono da 35 gün boyunca hapis yatmıştır.
25'de okula geri dönüyor.
26'da da bir final sınavı var.
O süreçte zaten kişisel sergisini de açmış.
Bu final sınavına girmeyi reddediyor.
Çünkü akademisyenler benim yeteneğimi sorgulayacak kapasitede değil diyor.
Ve okulu bırakıyor.
Erken dönem yapıtlarında özellikle aile üyelerini görüyoruz.
Kadekas manzaralarıyla resmetmiştir onları.
Dali'nin sanatsal gelişiminde özellikle klasisizmin etkisinin, izlenimci ve avangard atmosferin izleri vardır.
Bu sıralar bir de Freud'un eserleri, rüyaların yorumu eseri.
Yeni yeni İspanyolcaya çevriliyor ve Dali'nin altını çizmediği yer yok öyle söyleyeyim bu kitapta.
Rüyaların yorumu kitabı için hayatımdaki ana buluşlardan biri der Dali.
Bu öyle beylik bir laf değil gerçekten öyle.
Hani Dali için Freud çok önemli, rüyalar çok önemli.
Tabii ki Bunuel ile Lorca.
Bu arada ilk başlarda Lorca'yı çok kıskanıyor.
Çünkü o grubun lideri gibi.
Demiş ki hatta Lorca'nın ışıltılı bir pırlanta gibi parlayacağını biliyordum.
Bunu söyledikten sonra koşup uzaklaşmış.
Günlerce hiç kimse Dali'den haber alamamış.
Öyle de bir kıskanç.
Yani arkadaşını kıskanıyor.
Ama sonra zaten çok sıkı arkadaş oluyorlar.
Dali Lorca'yı kutsal bir figür olan Aziz Sebastian gibi resmetmiştir.
Bu ikilinin bu arada tutkulu bir aşk yaşadığı söylenir eminim.
Kulağınıza çalınmıştır bu dedikodular.
Hatta Robert Pattinson'ın başrolde oynadığı Küçük Küller filmini izleyenler hatırlayacaktır.
O film Lorcan'ın Dali'ye yazmış olduğu şu şiirle başlar.
Kumsalda çatırdayan şeylerin ve küçük küllerin resmini yaptığın zaman beni düşün.
Ah benim küçük küllerimi, ismimi de resmin bir köşesine yaz ki hatırlanabileyim yazmıştır.
Ama Garcia Lorca henüz 38 yaşındayken İspanya İç Savaşı'nın başında kurşunu dizilerek maalesef öldürüldü.
İspanya faşizmine direnen sembol isimlerden biridir Lorca.
Dali ne yaptı peki? Faşist rejimi yani Franco'yu destekleyenlerden biri oldu.
Dali o yüzden pek sevilmez arkadaşlar kendi ülkesinde bu siyasi görüşleri yüzünden.
Çünkü ciddi anlamda...
dönek yani bunu söyleyebilirim net bir şekilde.
İki bayrakta gezdiği de söylenir.
Hani hangi taraf galip gelirse onun bayrağını çıkaracak çünkü öyle bir insan.
Ama sanatı ayrı tabii ki onu tartışmıyorum bile.
Lorca'ya geri dönecek olursam Lorca Dali'ye aşık oluyor ama Dali'nin aseksüel olduğunu duymuşsunuzdur.
Eşi Gala'yla hayatı boyunca hiçbir şekilde cinsel ilişki yaşamadığı söylenir.
Ama Merve adamın neredeyse tüm eserleri erotik öğeler barındırıyor diyenler.
Evet öyle cinsellikten çok Çok ilham almıştır bunu da hep söyler.
Hatta tanrının kutsal ruhuna giden yol erotizmden geçer bile demiştir Dali.
Çocukken kadın olmak istermiş.
Hatta kadın aşçı olmak istermiş.
Bir de çocukken cinsel organından çok utanırmış.
Yani o cinselliği böyle bedenen değil de zihnen yaşayan biri.
Kendisine great masturbator der.
Yani büyük mastürbasyoncu.
Evine çağırdığı çiftleri sevişirken izlemeyi çok severmiş.
Yani adamın seks anlayışı bu.
Hatta eşi Gala'yı da başkalarıyla sevişir.
Yani Dali büyük röntgencidir arkadaşlar.
Neyse az sonra zaman kalırsa oralara gireceğim.
Dali'nin arkadaşları böyle lüks yaşam tarzları olan şık giyimleriyle bilinen...
Dendi dediğimiz züppelerden oluşuyor.
İlk başta böyle sanat okuluna gittiği zaman baştan aşağı simsiyah giyiniyor, işte tenini beyazlatıyor, saçını simsiyah yapıyor, gözlerine siyah sürmeler çekiyor.
Sonradan kraliyet ailesi üyesi gibi davranmaya başlıyor.
İşte züppe gibi giyiniyor, öğrenci geliriyle gidiyor Madrid'in en büyük otellerinde yemekler yiyor.
Aşırı müsrif bir insan ve çok...
gösterişçi, çok şöhret meraklısı.
Bu da insanlar oldukça rahatsız ediyor Dali'nin bu özellikleri.
Bir dönem Nietzsche'ye kafayı takıyor.
Çok okuyor onu, çok etkileniyor.
Böyle buyurdu Zerdüşt.
Onu okuyup etkileniyor.
Zerdüşt'ü okuduğunun ikinci günü Nietzsche hakkında kendince bir karara varmış.
Demiş ki bir deliyle aramdaki tek fark Benim deli olmamamdır diyor.
Hadi oradan. Bunu duyduktan sonra çok sinirlenmiştim.
Nietzsche çiçeğime laf ettirmem ya lütfen.
Post bıyıklı yârimiz değil mi?
Nietzsche'den erde kalan tek şey bıyığı olmuştur Dali için.
Bıyık konusunda Nietzsche'yi geride bırakacaktım diyor.
Ama benimki Wagner müziğinin ağırlığı ve pusuyla sarkmış felaket habercisi.
İç karartan bir bıyık.
Olmayacaktı. İnce, emperyalist, ultra rasyonalist, cennete doğru uzanan bir bıyık olacaktı diyor.
Zerdüş'te okuduktan sonra favorilerimi dudaklarımın kenarına kadar bıraktım.
Parlak siyah saçlarımı bir kadın gibi uzattım diyor.
Sonra Dali'nin babası kitaplarının tanrı tanımaz ve anarşist öğretilerini fazla ciddiye aldığı için Dali'yi evden kovuyor.
Ve Dali bu evden kovuluşu bir de şöyle yorumluyor kendince.
Her şeyde onu geçmeme kat...
Yatlanamadığı için babam beni evden kovdu diyor.
Aslında başka başka sebepler var.
Az sonra geleceğim oraya. Evden kovulmadan önceki o 4 sene boyunca...
Nietzsche yıllarımdı benim diyor.
O yılları böyle tanımlıyor. O 4 sene hep böyle ruhsal bir ayaklanma halinde geçti benim için diyor.
Bir de hani az önce hapse atıldı dedim ya.
35 gün boyunca hapis yattı dedim.
İşte onun sebebi de şuydu.
Bir resim yapıyor ve bu resim ahlak dışı kabul edildiği için Barcelona'daki bir sergiye kabul edilmiyor.
Ondan sonra bu iyice delleniyor.
Bu Nuen'le beraber zaten aynı kafadalar.
Bu Nuen'le beraber İspanya'daki tüm saygın kişilere sanki onların ne suçu varsa hakaret dolu mektuplar.
gönderiyor böyle zehir zemberek.
O yüzden hapse atılıyor.
Hani anarşikliği bu aslında.
Ve bu taşkınlıklarım çoğunlukla haksızdı diyor.
Haksız olduğunun farkında ama bu şekilde güç istemimi ifade etmeyi ve pişmanlığa karşı bağışıklıkta olduğumu kanıtlamaya çalışıyordum diyor.
Yani güç istemi biliyorsunuz Nietzsche'nin olayı.
Kardeş sen yanlış anlamışsın.
Dediniz değil mi şu anda?
Ve diyor ki pişmanlığa karşı bağışıklıklı olduğumu kanıtlamaya çalışıyordum.
Üst insanımın yine Nietzsche'nin tabiridir.
Süper kadın gala kimliğinde bir kadın olarak karşıma çıkması alnıma yazılmıştı diyor.
Oradan da kadere bağlamış o zaman Amor Fati diyelim Dali'ye.
Dali'nin sergilerde eserleri çoğunlukla çok yönlü tarzların tuhaf bir türü olmakla eleştiriliyor.
İzlenimcilik var, yeni izlenimcilik var, avantgard Avrupalı tarzı var.
Futurizm var, kübizm var ne ararsanız var Dali'de.
İlk tek kişilik sergisinde bir resmi var Dali'nin pencerede duran kız.
Bunu Picasso görüyor ve çok beğeniyor.
Sonra onun sanat tüccarlarını öneriyor.
Hatta Paris'e geldiğinde Dali'ye yardım etmek istiyor.
Onu patronlarıyla tanıştırıyor.
Ve 1926'daki bu tanışma onun resimlerine hemen yansıyor Picasso etkisi.
Dali diyor ki onun stüdyosuna vardığım zaman derinden duygulandım ve sanki Papa'ya saygı duyuyormuşum gibi bir saygı duydum diyor.
Ama zamanla Picasso bu havalı adamla arasına bir mesafe koyuyor.
Bu arada aklıma Paris'te bir gece yarısı filmi geldi.
İzlemediyseniz mutlaka izleyin.
Oradaki Dali sahnesi geldi aklıma nedense.
Dali Paris'te Miro ile de tanışıyor.
Miro onu da daist ve sürrealistlerle tanıştırıyor.
Daizm bir karşı sanat akımı arkadaşlar.
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından insanlar takdir edersiniz ki büyük bir umut.
düşüyorlar ve artık çevrelerindeki her şeye kuşkuyla bakmaya başlıyorlar.
Aklın bir değeri olmadığını düşünüyorlar.
Çevrelerindeki insanları şaşırtmak için bilinen estetik kurallarını yıkmaya çalışıyorlar.
Sözde bourgeois değerleriyle alay ediyorlar ve sanatta anlam yoktur arkadaşlar Dada'da.
Dada isteyen etkiyi yarattı mı?
Pek yarattığını söyleyemeyeceğim.
Onun yerini zaten sürealizm alıyor.
Dali'de zaten 1929'da resmen sürealistlere katılıyor ve bu grubun benim Kimsediği otomatizm yani kendiliğindenlik kavramını paranoyak eleştiren bir üslupla yorumluyor.
Dali zaten bunun evveliyatında sanattaki o güzelleştirme, idealleştirme eğilimini reddetmişti.
Bunların öncesinde de öyleydi.
Dışa vurumcu sanatı zaten kınıyordu.
Hatta duygularla alakalı olan sanatı tarif etmek için çürümüşler.
Peter Fact terimini kullanır.
Evine yollamış olduğu bir mektupta Dali şöyle söylüyor.
Yeni bir yol keşfediyorum.
Bunu söylüyor ve Dali dünyaya kendi deyişiyle şöyle görüyor.
En açık gözün kirpiksiz uyuşturulmuş.
bakışıyla dünyayı gözlemlediğini söylüyor.
Aa Endülüs köpeği usturalı göz sahnesi değil mi Merve bu?
Ne ürpermiştim o sahnede.
Yani Dali'nin bazı resimleri de bu film kadar ürpertiyor beni.
Mesela The First Days of Spring kız kardeşi bile bu resmi için diyor ki tuvalin üzerindeki kabus bence de öyle.
Şimdi bu resimde sağda kahverengi takım elbise giymiş bir ihtiyar göreceksiniz.
O Freud'un ta kendisi arkadaşlar.
1929 yılında Dali'nin sürrealist dönemi resmen başlıyor diyebiliriz.
Rüyalarının ve hayal dünyasının bir yansıması sayabileceğimiz bu dönemin eserleri Rönesans sanatçılarının geleneğiyle birleşiyor.
Freud'la tanışması, onun kitaplarını okuması sürrealist çalışmalarının mihenk taşı gibi oluyor.
Çünkü sanatsal yaratıcılığını bilinç dışına yapmış olduğu yolculuklardan alır Dali.
Dali'nin resimleri rüyadan ziyade kabus gibidir der kız kardeşi.
Sanki açıklanamayan bir şeyi açıklamaya çalışır gibi der.
Hüzünlü oyun tablosu mesela ruhunda yaşamış olduğu o derin değişimi çok iyi yansıtan bir eserdir.
1929 yılı Dali'nin hayatına dönüm noktası arkadaşlar.
Çünkü ilham perim dediği üst insanım dediği sevgilisi Gala ile tanışır.
Gala'nın gerçek adı Helena Ivanova Rus asıllı ve Helena yani namı diğer Gala aslında Dali'nin çok yakın Bir gün
kocasıyla
birlikte Dali'nin evini ziyaret ediyor.
Tanışıyorlar sonra...
Sonra yasak aşk başlıyor aralarında.
Ve Gala kocasıyla çocuğunu Dali için hiç düşünmeden terk ediyor.
Gidiyor onunla evleniyor.
Ama Dali'ye annelik ediyor.
Ona minik bebeğim oğlum falan diyor Dali'ye.
Ve Dali'nin cebinde hiç parası yokken her şeyi Gala hallediyor.
Faturaları ödüyor. E Dali'nin cebinde niye parası yok?
Çünkü tüm parasını Gala'ya veriyor.
Tüm para idaresi onda.
Menejerliğini yapıyor. Tüm satışlarını, sergilerini o düzenliyor.
Her şeyini o çekip çeviriyor.
Misallerini bile artık Gala Salvador Dali olarak imzalıyor.
Bir keresinde arabasının tekeri bozuluyor.
Gala o yağmurun altında inip tekeri değiştiriyor.
Dali de arabada oturuyor.
Aslında roller değişmiş gibi bir ilişki bu.
Hani Gala çok böyle maskülen bir tip.
Dali de çok efemine.
Gala çok sevilmeyen bir arkadaşlar.
Hani etrafındaki insanlar çok hoşlanmıyor ondan.
Çünkü çok baskıcı tavırları olduğunu söylüyorlar.
Bir de çok tuhaf bir ilişkileri var.
Hani çok aykırı. Bunlara ayrı bir podcast yapmalıyım.
Yani bugün... anlat anlat bitiremem.
O yüzden çok derin kazmayacağım bu kısmı.
Biraz da olsa değinmem gerekiyor ama.
Mesela Dali'nin ona yazmış olduğu şu şiire bakın.
Yani gülmemek için kendimi zor tutuyorum ama söyleyeceğim.
Dali diyor ki gözleri Anüs'e benziyor.
Anüs'ü dizlerine benziyor.
Dizleri kulaklarına benziyor.
Kulakları göğüslerine benziyor.
Devamını okumayacağım.
Utanıyorum ama tüm evlilikleri boyunca hiçbir şekilde cinsellik yaşamamışlar denir.
Yani şu şiirden sonra zaten yaşamasınlar.
O ne ya gözlerin Anüs'e benziyor.
Çünkü Dali'nin gençliğinde frengi çok yaygınmış arkadaşlar ve babası habire böyle cinsel yoluna bulaşan hastalıklar kitabı alıp etrafa koyuyormuş.
Herhalde Dali görsün diye ama...
Bilmiyorum ondan mı olumsuz etkilendi.
Bir de Dali hastalık kapmaktan ölümden çok korkan bir tip.
Sebebinin de bu olduğu söylenir hani frengi muhabbeti ama Dali iktidarsız olduğunu düşünüyor ve sürekli mastürbasyon yapıyor.
Cinsel organından utanıyor dediğim gibi.
Gala bir süre sonra Dali'ye evlilik dışı birliktelikler yaşamak istediğini söylüyor.
Hani ondan izin alıyor.
Dali de bunu kabul ediyor.
Gala arada eski kocasına gidiyor cinsellik yaşamak için.
Başkalarıyla da birlikte oluyor.
Aktif bir cinsel hayat.
toğlan bir kadın. Açık ilişki yaşıyorlar ve Dali bir gün Gala'yı bir başkasıyla beraber olurken izliyor.
Çektiği acıyı da tuvaline yansıtmış.
Sonra bundan beslendiğini fark ediyor ve Gala'yı izleyerek sanat yapıyor.
Ruhundakileri oraya döküyor.
Garip bir sanat anlayışı.
Ve babası bu ilişkiyi duyduktan sonra son derece karşı çıkıyor.
Hatta mirasından men ediyor onu.
Bir de üstüne şu geliyor.
Dali kutsal kalp resminde diyor ki bazen annemin portresinin üzerine zevkle tükürüyorum.
İşte bunu duyduktan sonra iyice deliriyor.
Çünkü ölmüş karısının ruhuna hakaret edilmesine dayanamıyor.
Ve evden kovulma sebeplerinden biri de buydu arkadaşlar.
Dediğim gibi 1929 yılı Dali için bir dönüm noktasıdır.
Paris'e taşınıyor, aşık oluyor, gerçek üstücüleri katılıyor.
İyice dengesizleşiyor, evden kovuluyor.
Endülüs Köpeği filminin senaryosuna imza atıyor.
Gala ona diyor ki oğlum hiç ayrılmayacağız diyor.
Dali de ona... Benim Gradivam olmak, Gradiva, Freud okuyanlar hatırlayacaktır Gradiva hikayesini, bir Pompei düşü, Freud'un edebiyat eserindeki bir aşkı, psikanalitik yöntemle ele alıştır.
Benim Gradivam olmak onun kaderiydi, ilerleyen zaferim.
Karım diyor ama bunun için beni iyileştirmesi gerekiyordu ve beni Gala iyileştirdi diyor.
Dali babası tarafından evden kovulduktan sonra ilk kişi saçlarını kazıtıyor.
Gidiyor o saçlarını plajda bir çukura gömüyor.
Hatta fotoğrafı var. O gün işte kafasına böyle bir deniz kestanesi koymuş kel kafasına.
Böyle bir fotoğraf çektiriyor.
Sonra Dali Gala ile beraber Kadekası'na dönmek istiyor arkadaşlar.
Orada yaşamak istiyor. Babası bunu duyduktan sonra iyice delileniyor.
Gidiyor bunu ele bir mektup yazıyor arkadaşı olduğu için.
Ona söyle buralara sakın gelmesin ona saldırırım bile demiş o mektupta.
Dali diyor ki annemlerin evinin kapısını açtım ve Gala kapının arkasında çıplak duruyordu.
Sonra hemen keçi dışkısıyla bir karışım hazırladım.
Çünkü keçi dışkısı beni heyecanlandırır diye düşündüm.
Sonra ona balık tutkalı ekledim.
Sonra da bir yılan kullandım.
Çürümeye başlamış bir yılan kullandım.
Çürümeye başlamış bir yılan.
Hepsini kokladım. İnanılmazdı ve baştan çıkmaya başladım.
Çok iyi geçti. Sözün özü kısa bir sürede bir hafta içerisinde Gala bana aşık oldu diyor.
Böyle de bir ilişki var. Bu arada dediğim gibi Dalide nekrofil yani ölü sevicilik cesetlere ilgi duyma var arkadaşlar.
Bir tür cinsel yöneli bozukluğu, cinsel sapkınlıkları var.
Bunu kendi otobiyografisinde söylemiş zaten.
Şiddete de oldukça meyili var.
29 yaşındayken genç bir kadını yere deviriyor.
Üstünde tepiniyor. Kadın kanlar içinde kalıyor.
Elinden zor almışlar.
Bence sanatçı olmasa Jeffrey Dahmer olabilecek bir potansiyele sahip, katil olabilme potansiyele sahip.
Akıl sağlığından ciddi şüphe duyduğum biridir Dali.
Gelelim 1930'lara.
Yine Louis Buniel ile yapmış olduğu Altın Çağ filmi o dönem için fazla müsteşem ve sapkın bulunuyor.
Skandala yol açıyor ve 50 yıl boyunca yasaklanmıştır bu film.
Sonraki 10 yıla baktığımız zaman aklın direnci, akışkan saatler, William Tell'in enikması, sonbahar yamyamlığı, narsistin başkadaşı mı?
Haşlanmış fasulyelerle yumuşak konstrüksiyon eserlerini ortaya çıkarıyor.
Bu arada Gala ile beraber Kadakes'e yerleşmek istiyorlar ama babası izin vermiyor.
Hem de yeterli paraları yok zaten yerleşmek için.
Derken William Tell'in yaşlılığı tablosunu satarak kazandıkları parayla hani Lydia vardı ya en başta bahsetmiştim.
Balıkçı kulübesi olan yaşlı bir kadın vardı.
Onun kulübesini satın alıyorlar ve Gala ile birlikte buraya yerleşiyorlar.
Burası 22 metre karelik bir kulübe arkadaşlar.
Ali'nin niyeti daha büyük bir ev yaptırmak ama Türkiye'de yaşadığı için kira fiyatları çok.
Ama bu kulübe için diyor ki çok küçük bir mekandı.
Eşyalarını arasından yan geçiriyordu.
Küçük olsun istedim.
Ne kadar küçük olursa o kadar rahme benzerdi diyor.
Yanlış duymadınız rahime benzetiyor bu 22 metrekareli küçük alanı.
Bu kulübede tam bir sofu hayatı yaşıyor.
Hiç yani Salvador Dali ve sofu hayatını bağdaştıramadınız biliyorum.
Elektrik yok, su yok.
Sonra bu kulübeyi gitgide genişletiyorlar zaten.
Sürekli ek ek ek kulübeler geliyor yanlarına.
Bu arada ailesiyle de 1929 yılından beri hiç görüşmüyor.
Aradan 6 sene geçiyor ve buzlar eriyor, barışıyorlar.
Dali evini genişletiyor, işte inşaatlara başlıyor, bir şeyler yapıyor.
O sürede işte Paris'e gidiyor, geliyor, New York'a gidip geliyor.
Realist grup içerisinde gitgide önemi artmaya başlıyor.
Tam evinin inşaatı 1936 yılında bitiyor.
Derken İspanyol iç savaşı başlıyor 1936'da.
Dali ve Gala İspanya'yı terk ediyorlar.
İtalya ve Fransa'da takılıyorlar genelde.
Arada ABD'ye gidiyorlar.
1936 ve 48 arası evlerine gitmiyorlar.
İkinci Dünya Savaşı da var zaten o süreçte.
Bir ara babasını görmeye gidiyor savaş zamanı.
Her yer harabeye dönmüş.
Diyor ki Goya'nın korkunç savaşı.
Savaş çizimleri gibi kalbim savaşın sefaletinin labirentinden geçerken küçüldü diyor.
Yani bir ressamın savaş tabiri Goya'nın çizimleri gibi diyor.
O arada evine uğruyor.
O çok özenerek yaptırmış olduğu evine.
Kütüphanesinde hiçbir şey kalmamış.
Her yeri talan etmişler.
Sonra New York'a yerleşiyor.
Amerika'nın yüksek sosyetesi.
Çılgın partiler. Ama kalbinde hep Kadekes var arkadaşlar.
Hep orayı özlüyor. Hatta Walt Disney ile yapmış olduğu kısa bir animasyon filmi var.
Destino isminde. Burada Port Liga hatıralarını görebiliyorsunuz zaten.
Kısa bir animasyon filmi ve Dali'nin resimlerinin filmi gibi düşünün.
Bu film için Dali... Zaman labirentinde hayat sorununun büyülü bir anlatımı demiştir.
Film 2. Dünya Savaşı çıkınca mali zorluklar dolayısıyla rafa kaldırılıyor ama 57 yıl sonra tekrar canlandırıldı ve 2003'te en iyi kısa animasyon filmi ödülünü kazanmıştır.
Bu filmi mutlaka izleyin arkadaşlar.
1938'de Stefan Zweig onu Freud'la tanıştırıyor ve Freud'un portrelerini yapıyor.
Gerçek bir Freud hayranı.
Zaten gerçek üstücüler biliyorsunuz Freud'dan çok etkilenmişlerdir.
Özellikle André Breton gerçek üstücülüğü yani sürelizmin kurucusu olarak kabul edilen isim.
Zaten Freud da bunu söylüyor.
Beni koruyucu Aziz olarak seçti gerçek üstücüler diyor.
Dali'nin eserlerini Freud çok beğeniyor.
Zaten onun eserlerinde de rüya var, halüsinasyon var, bilinçaltı öğeleri var.
Hep diyorum ki Freud bir ressam olsaydı muhtemelen Dali olurdu.
Dali'nin en ünlü eseri Eriyen Saatler Hepiniz Görmüşsünüzdür Belleyin Azmi diye de geçer.
Burada uykudan uyanan insanın gerçekle rüya arasındaki o bilinçaltıyla dünya arasındaki ikiliye aktarılıyor.
Sürrealist resim akımının mihenk taşlarındandır bu eser çok önemli.
Freud'un Rüyaların Yorumu adlı kitabında bahsetmiş olduğu rüya ve bilinçaltı üzerine görüşlerinden etkilenmesinin bir örneği Dali'nin.
Bu bölümde onun eserlerine pek değinmeyeceğim, hayatını anlatacağım dedim ama bundan böyle birazcık bahsedelim.
Neden saat demiş olabilirsiniz?
Çünkü o dönemlerde Einstein'ın genel görelilik ve izafiyet teorisi kavramları bilim dünyasına sarsmış bir durumda.
E Dali de bundan etkileniyor, onu alıyor, Freud'la birleştiriyor.
Belki hani bu sebeple böyle bir eser yapmış olabilir.
Dali eserleri hakkında çok konuşan bir tip değil.
Genelde kendi hakkında konuşmayı tercih ediyor.
Gerçek öğelerle gerçeküstü öğeler yine burada iç içe geçmiş.
Yani bilinçaltıyla bilinçüstü.
Dali çoğu gece kalkıp görmüş olduğu rüyaların hemen bir taslağını çizermiş unutmamak için.
Hani bazı insanların bir rüya defteri vardır rüyalarını yazarlar.
Dali'nin de böyle resim çizdiği taslaklarını çizdiği bir defteri var.
Dali ve Freud açıkçası rüyalarının ekmeğini yiyenler diyebilirim.
Saatler niye erimiş Merve diyorsunuz şu anda eminim.
Dali'nin görmüş olduğu Halis...
kombinasyonlarda eriyen peynir varmış ve onun o böyle yapış yapış görüntüsünü kafasında saatlerle özdeşleştirmiş.
Hatta Dali bir röportajında diyor ki zaman şekeri ister istemez sinekleri cezbeder.
Taparım sineklere.
Yanlış duymadınız Dali taparım sineklere diyor.
O kadar çok seviyor ki onları.
Bir tek güneş altında ve sineklerle kaplıysam kendimi mutlu hissederim diyor.
Sinekler huzursuz edici düşünceler bütünüdür onun için ve bu düşünceler sanatçının belleğini Deri tutar der Dali.
Aklınıza şu an Sokrates geldi eminim.
Onun da kanalımda podcastı var.
Ona at sineği diyorlardı ya.
Onu anlatmıştım. Bu arada Dali de tıpkı Picasso gibi sevgilisini resmetmiştir.
Picasso sevgililerini resmetmiştir.
Dali ise tek aşkım dediği Galay'ı resmediyor.
Neredeyse her resminde Galay'ı görüyoruz.
Bu arada Dali sadece resim yapmıyor.
Sinemaya el atmış bir isim.
Taş baskı eserleri, kitap ilistirasyonları, tiyatro dekorları, kostüm bile ürettiği olmuştur.
1944'te Alfred Hitchcock saykosunun Spillbound filmi için sahne tasarımları yaptı.
Dediğim gibi moda dünyasına da el atmıştır.
Coco Chanel ile adı aşk dedikodularına karışıyor.
Yasak bir aşk yaşadıkları söylenir.
Chanel'in filminde de vardı izleyenler hatırlayacaktır Dali ile olan ilişkisi.
Chanel ile birlikte sıra dışı kıyafetler tasarlıyorlar.
Dişlerle kaplı, kabarık, çemberli bir etek, kırmızı ıstakozlarla süslenmiş bir erkek takımı ki kırmızı ıstakozu Dali daha sonra da kullanıyor cinsel sembol olarak.
Dali Coco Chanel için şöyle der, Chanel'in özgünlüğü benimkinin tam tersiydi.
Ben her zaman utanmadan düşüncelerimi sergilerdim.
Oysa o kendi düşüncelerini ne saklıyor ne de sergiliyor.
Bunun yerine... Onları giydiriyor demiştir Dali.
Ve moda dünyasının önemli isimleriyle çalışıyor.
İlham oluyor onlara. Sadece Chanel değil Dior'la da çalışmıştır.
Ve 1945 yılı geldiği zaman Japonya'ya atılan o atom bombası Dali'nin sanatında yeni bir dönemin başlangıcı oluyor arkadaşlar.
Bu olay sonrası kendi deyimiyle nükleer mistisizme ilgi duymaya başlıyor.
Yani onun klasik döneminin kapanışıdır atom bombası sonrası.
Bu dönem Dali'nin nükleer ya da atomal dönemi.
olarak adlandırılıyor. Zaten 1951'de mistik manifestosunu yayımladı ve en meşhur dini temalı resimlerinden biri olan Çarmıhta Aziz John adlı tablosunu yaptı.
Çok etkileyicidir benim için bu tablosu.
Son akşam yemeği var göğe yükselen Aziz Sesilya bu dönemin eserleri.
Yani atom bombası olayı 1945 sonrası ruhu derinden sarsılıyor dalinin ve diyor ki o dönemde yapmış olduğum pek çok resim o bombanın atıldığını duyduğum zaman yaşadığım korkunun yansıması.
Dünyayı çözümleyebilmek için eleştirici paranoya yöntemine başvurdum.
Her olgunun gizli güçlerini ve yasalarını bulmak istiyorum.
Çünkü onlar üzerinde ancak...
Böyle üstünlük sağlayabilirim diyor.
Şu sözleri beni çok etkiledi.
Hatta dün de arkadaşımla bunu konuştuk.
Dedim ki yani kendimde aradığım ve çözümleyemediğim bir şeyler var.
Bunu Dali'de bulmak çok enteresan geldi.
Çünkü Dali ile tek ortak noktamız ikimiz de altın severiz.
Hani Dali gerçi ona meta olarak bakıyor ama ben hani rengini seviyorum.
Hep söylüyorum size. Şu sözleri beni etkiledi açıkçası.
Hani her şeyin işte böyle gizli güçlerini, yasalarını bulmak istemesi.
Ben de bilinmeyene ilgi duyuyorum ama.
Manevi hayatta öyle söyleyeyim size yani gerçek hayatta ben belirsizlikten nefret eden bir insanım biliyorsunuz.
Grileri sevmem her zaman söylüyorum.
Acaba dedim nedeni bu olabilir mi?
Hani onlar üzerinde ancak bu şekilde tahakküm kurabilirim bilmek istiyorum.
Çünkü burada da bir kontrol üstünlük sağlama çabası var hani bilemediklerime karşı.
Çünkü hani öngörülebilir olsun istiyorum belki de bilemiyorum altan.
Ve Dali diyor ki gerçekliğin özünü kavrayabilmek için gerekli olan...
Görkemli bir esin kaynağım var.
Mistizizm. Tanrı'nın gerçeklerin özünü kavrayabilme gücü diyor bunun için.
Sonra da tabii kendini övmeyi ihmal etmiyor.
Ben Dali. İspanyol mistizizmini dirilten Dali diye kendini övüyor.
Bir de o atom bombasının patlama esnasında Dali böyle Galan'ın göğüslerini resmediği o sırada o sismik şoku hissetmiş ve dehşete kapıldım diyor.
Niye dehşete kapılmış? Çünkü...
O sırada Galam'ın mükemmel göğsünü bitiremeden ya tüm dünyaya ulaşabilecek bir patlamalar zinciri olursa diye korkmuş.
Yani göğüsleri yarım kalırmış Galam'ın.
Ve diyor ki vakit kaybetmeden değerli varlığımı yani bu resmi ölümün pençesinden kurtarmanın en iyi yollarını araştırmaya ve ölümsüzlüğün formülünü bulmaya çalışmaya başladım diyor.
Bu nasıl bir kafa ya dediğiniz şu an eminim.
Sen ne anlatıyorsun be abla?
Gözünü seveyim be abi.
Neyse 6 Ağustos 1945'te yapmış olduğu Atomik Melankoli adlı tablo Dali'nin o içinde doğan şüphe ve belirsizlikleri ifade eden tablolardan biri önemlidir.
Dali ve Gala savaş bittikten sonra artık en sevdikleri yere geri dönüyorlar yani Kadekas'taki evlerine ve Dali'nin o dönemdeki şöhreti Ancak film yıldızlarıyla yarışabilir öyle bir şöhret tüm
dünyada. Bunların hepsini bırakıyor ve çocukluğunun ana vatanı olan Port Liga'ya geri dönüyor.
Bu dönemde artık Freud'un psikolojisi ilgimi çekmiyor diyor.
Bu mitolojinin yaşadığı yerin coğrafyası yani Kadekas, Port Liga oralar ilgimi çekiyor diyor.
Kız kardeşi Dali'nin otobiyografisini yayınlıyor arkadaşlar.
Hani barışmışlardı ya. Sürelizmi kötülüyor, galayı kötülüyor ve tekrar aile bağları kopuyor bu olaydan sonra.
Babası da gidiyor kızının safını tutuyor.
Hatta ona sormadan Dali'nin eski tablolarını satıyorlar.
Dali buna çok kırılıyor ve ailesine bir daha evinin kapılarını asla açmıyor.
Ta ki babasının ölümüne kadar.
Babasının ona söylediği şu söz hiç aklından çıkmıyor.
Yalnız ve fakir öleceksin diyor.
Belki de bundan dolayı...
Dali bu küçük kasabada yaşarken yine tüm dünyanın gözü onun üzerinde.
Basın sürekli peşinde.
O da zaten bundan çok hoşnut.
Hep böyle evine basın gelip gidiyor.
Gala ise tam tersi.
Hiç böyle çıkmıyor, röportaj vermiyor.
Çok gizemli bir kadın. Beni öldükten sonra konuşursunuz.
Şu an istemiyorum diyor. Dali şöyle demiş arkadaşlar.
Bence televizyon, sinema, basın, gazetecilik...
En önemlisi modern itibarsız medya kitlelerin aptallığı.
Ama onları kullanmayı çok seviyorum.
Çünkü pratik bakış açısıyla daha çok insan Dali'yi takip ettikçe tablolarım daha pahalı olur.
Ve böyle olduğu için bundan faydalanamadığım için tam bir aptal olurum diyor.
Günümüze dair bir açıklama gibi değil mi?
Bence Dali şu an yaşasaydı sosyal medya fenomeni olurdu kesin.
Hani oradan da parayı vurmaya çalışırdı.
Ve Dali'nin Gala'ya vermiş olduğu bir şato sözü var.
Yanlış duymadınız şato almak istiyormuş eşi.
O da o sözünü tutuyor ve 12.
yüzyıldan kalma bir şato satın alıyor.
Bu arada Dali bu gotik şatoya Gala'dan izin alarak geliyor ama öyle bildiğiniz izinlerden değil yazılı bir kağıt göndermek zorunda önden.
Dali Gala'ya Rönesans ressamlarına ilham veren kadınlar gibi bir isim takıyor.
Galarina hani Rafael için La Fornarina neyse o da Gala.
Bence gala olmasaydı Dali'yi bu kadar tanımazlık gibi geliyor ya da bu tarz sanat eserleri üretemezdi.
Gerçekten ilham kaynağıdır o onun.
Dali bir kibritse onu yakan kişi gala olmuştur.
Yani tam anlamıyla birbirini tamamlayan bir çifttir.
Ne kadar tuhaf olurlarsa olsunlar.
Ve gala 10 Haziran 1982'de Port Liga'da hayatını kaybediyor.
Çok sevdiği şatosu Pibol'a gömülüyor.
Dali onun ardından şöyle demiştir.
Son mızrak darbesi.
Ve ondan sonra cidden babasının dediği gibi yapayalnız kalıyor.
Hani bazen kalabalıklar içerisinde yalnızsınızdır arkadaşlar.
Öyle bir yalnızlık. Etrafında insanlar var ama kendini yalnız hissediyor ve o şatoya kapatıyor kendini.
Hiç kimseyle görüşmüyor. Görüşeceği kişilerle sadece karanlıkta görüşüyor o şartla.
Ve şatonun bahçe duvarlarını gitgide daha da yükselttiriyor ki kimse onu görmesin diye.
Yani bu kadar görünür olmayı seven bir adam artık bunu istemiyor.
Nasılsın diye soranlara ölüyorum diye cevap vermiştir.
Galadan sonra ve ancak 6 ay sonra zoraki bir şekilde dostlarının artık hani böyle itmesiyle yeniden resme dönüyor.
Bu dönemde yapmış olduğu bir resim var.
Saat 5 gibi geleceğiz adlı eser.
O dönemin yani yaz sürecinin eseridir.
1983'te şatoda bir yangın çıkıyor.
Dali ağır yaralanıyor.
Bunun bir intihar girişimi olduğunu düşünenler de var.
Ama şu ihtimal de var.
O süreçte hasta olduğu için başucuna bir zil bırakıyorlar hani.
Kendini kötü hissedince basıyor zile.
Hemşireler geliyor. Zile o kadar çok basmış ki hani elektrikten yangın çıktı da deniliyor.
Bilemiyorum altan. Sonra artık zaten kulede o yangın çıktıktan sonra onun tadilatı uzun sürecek vs.
Gidiyor Torre Galatia'ya.
Oraya yerleşiyor. Orayı yeniletiyor.
Burası Dali Müzesi.
Gerçekten sıra dışı bir yer.
Böyle bir bakın fotoğraflarına.
Dali kendini buraya kapatıyor.
Sadece birkaç kişiyle görüşüyor ve hayatının son dönemlerinde Stephen Hawking'in Zamanın Kısa Tarihi adlı kitabını okumalarını istiyor kendisine.
Geceleri uyurken de Wagner'dan Tristan ve Isolda'yı dinliyor.
Son zamanlarında da şöyle bir açıklama yapıyor.
Tanrı'ya inanıyorum ama inançlı değilim.
Matematik ve parçacık bilimlerinden Tanrı'nın var olması gerektiğini kesinlikle biliyorum ama buna inanmıyorum.
Bu korkunç bir şey ve giderek yaklaşıyorum ama inanmıyorum diyor.
Ve Dali... 23 Ocak 1989'da ardında 1500'den fazla resim, onlarca heykel ve bir dolu sanat eseri bırakarak bu dünyadan ayrılıyor kalp yetmezliğinden
dolayı. George Orwell kendisini 1984'den tanıyoruz.
Feci distopya kitabının yazarı.
Pardon kahini diyecektim.
Şu dönemde yaşıyoruz çünkü onları lol.
Orwell diyor ki Dali için kendisinden pek haz etmez.
Sınavı geçebilecek kadar iyi bir resamsanız.
Her yaptığınız yanınıza.
Dali'nin sıradan insanların ahlak kurallarından sırf bir sanatçı olduğu için, iyi bir sanatçı olduğu için sorumlu tutulmamasını eleştiriyor.
Hatta onu bir de Fransa tehlikeye girdiği zaman fare gibi kaçmakla suçluyor.
Evet kaçtı. Adam kendi vatanından da kaçtı.
Çok şaşırmamak lazım. Franco'yu destekledi.
Hani sevilmemesinin birçok sebebi var Dali'nin.
Önce cumhuriyetçileri destekledi.
Baktı ki onlar kaybediyor.
Gitti General Franco'yu destekledi.
Yani faşistleri. O yüzden.
Ben de dediğim gibi İspanya'da Picasso daha çok sevinir.
Dali pek sevilmez. Hitler'e de ilgisi var dediğim gibi.
Diyor ki Hezeyanlı mı bana her zaman bir kadın gibi görünen Hitler'in kişiliğine yansıttım diyor yerseniz.
Gerçek üstücülüğün babası Andre Britton'la da çok kapışmışlardır.
William Tell'in Gizemi adlı eserinde Lenin'i çiziyor.
Böyle yarı çıplak yerde sürünür bir vaziyette Lenin'i resmediyor ve ipler kopuyor o saatten sonra.
Hitler'e olan hayranlığı zaten gerçek üstücüleri iyice çil eder.
çıkarıyor. Zaten sonra onu gruptan atıyorlar.
Orada da artistlik yapıyor.
Hani siz beni gruptan atsanız ne olur ben zaten sürrealizmin ta kendisiyim demediği kalmış bir.
Daha Dali ile ilgili anlatacak o kadar çok şeyim var ki ama sanıyorum bu bölüm bir saati buldu.
Son olarak birkaç şey daha söyleyeceğim.
Mesela Gala ile olan ilişkisinden dediğim gibi belki ayrı bir bölüm yaparım onlar için ama Gala 1963'de işte 60'lı yaşlardayken Dali'yi aldatıyor.
Evsiz, uyuşturucu bağımlısı olan bir genç.
İşte yani bunu aldatmada denmez aslında gidip söylemiş.
Hani açık ilişki yaşamak istediğini o da kabul etmiş.
William Rothlein diye birisiyle beraber oluyor.
Sonra şarkıcı aktör Jeff Fennelt'la bir ilişki yaşıyor.
Dali buna çok üzülmüş çünkü hani bayağı böyle baba bir aşk yaşıyorlar.
Hatta gidiyor adama milyon dolarlık bir ev satın alıyor Dali'nin parasıyla.
Dali havalı bir manken olan ve cinsiyeti tartışmalı olan Amanda Lear'la uzun bir ilişki yaşıyor.
Bu arada Coco Chanel de biseksüeldir.
Amanda Lear içinde aynısını...
söylerler. Ama ne olursa olsun Gala ile asla ayrılmıyorlar.
Ama şu da var. Dali son dönemlerde kendini Gala tarafından yalnız bırakılmış hissediyor.
Hani bu şato aldı dedim ya oraya izinle gidiyor.
O süreçte böyle bir baya bir yalnızlık çekiyor.
Bu arada unutmadan Dali'yi biliyorsunuz ki dünyaca ünlü fotoğraf sanatçımız Ara Güler ziyaret etmiştir.
Onunla çekim yapmak için otel odasına gidiyor ki o zaman time muhabiri Ara Güler.
Dali kapıyı açıyor.
Elinde bir baston. Bu arada bastonları meşhurdur Dali'nin.
Elindeki bastonla böyle her an kılıcını çekip saldıracak gibi bakıyor bana diyor Ara Güler.
Korkmuş. Neden beni çekmek istiyorsun demiş Ara Güler'e.
Çünkü sen Salvador Dali'sin diyor o da.
Benim bir dakikam 25 bin dolar eder.
Senin o kadar param var mı diyor.
Ara Güler o kadar param yok deyince Dali de onu kolundan tutup odanın dışına atıyor.
Sonra Ara Güler araya birini sokuyor.
İşte vaftiz babasıymış Salvador Dali o araya soktuğu kişinin.
Tekrar gidiyor. Bu sefer çok eğlenceli bir çekim yapıyorlar.
İnternetten bakarsınız böyle perdeleri aşağı indiriyorlar.
Salvador Dali o perdeleri sarınıyor.
Böyle koltukta değişik değişik pozlar veriyor.
Hatta o sırada böyle başka muhabirler de gelmiş Dali'yi çekmek için.
Ara Güler diyor ki hayır hani birinizden birini seç.
Ya onları seç ya beni. Ben hep beraber çekim yapmak istemiyorum.
Dali onları gönderiyor.
Ara Güler'le kalıyor. Ve Dali öldükten sonrasında da planlamıştır.
Bedenini ve bıyığını mumyalatmıştır.
Sade beyaz bir...
Tunik içerisinde müzesindeki kümbete defnediliyor.
Dalin'in şu sözleriyle kapatıyorum bu bölümü.
Yanlışlar her zaman kutsaldır.
Onları hiçbir zaman düzeltmeye çalışmayın.
Tam aksine onları rasyonalize edin, bütünüyle anlayın.
Dali deli mi dahi mi bilemem ama sıra dışı benzersiz bir sanatçıydı.
Benim için burası kesin.
Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Kendinize iyi bakın.
Bu cömertesi çok iyi bir bölümle tekrar görüşeceğiz.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Genç öğrenci arkadaşlarım dediğim gibi Odunpazarı Modern Müze Paribu ile her çarşamba öğrencinin günü uygulamasıyla çarşamba günleri öğrencileri ücretsiz ağırlıyor.
Detaylar açıklamada. Hoşçakalın.
Kendinize iyi bakın. Sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
