
Transkript
Agese Hayat ve Emeklilik Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugünkü konumuz büyümeyi reddeden, yani hiç büyümeyen erkekler.
Psikanalist Dr. Dan Kiley'nin 1983 yılında yapmış olduğu bir tanım bu.
PPS sendromu da deniliyor.
Yani Peter Pan sendromu arkadaşlar.
Günümüzde büyümekte zorlanan yetişkinler için kullanılıyor bu tanım.
Psikolojik bir terim bu. Olgun olduğu halde hala böyle çocuk gibi davranan yetişkinler yani en çok da bekarlarda görülüyormuş ve sosyal görevleri olduğu andan itibaren başlıyor.
G.M. Barrie'nin 1911 tarihli meşhur kitabı Peter and Wendy adlı roman.
Orada da belirtildiği gibi biri hariç tüm çocuklar büyüyor.
Önce dünyanın en ünlü kitaplarından biri olan Peter Pan'in yaratıcısı James Mattaway'in hayatından bahsetmek istiyorum sizlere.
Neden böyle bir kitap yazmış merak edenler için.
İpuçları tabii ki yine nerede saklı.
Çocukluğunda çocukluğuna ineceğiz.
James Mattaway'in İskoçyalı bir yazar.
9 Mayıs 1860'da İskoçya'da doğuyor, 10 kardeşin 9.su ve Barry 6 yaşındayken 14 yaşındaki abisi David maalesef kayak yaparken düşüyor ve hayatını kaybediyor.
Ailesi işte bu olaydan sonra bir daha eski haline dönmüyor diyeyim yani çok derinden sarsılıyorlar.
Bir de 10 çocuk olduğu için geçinmeleri de çok zor.
En büyük çocukları Alec, üniversiteyi bitiriyor ve işe giriyor, onlara destek oluyor.
Alec, Matthew'in en büyük destekçilerinden birisi ve küçük yaşına rağmen Matthew annesine destek olmaya çalışıyor, yani yazarımız.
Onun acısını hafifletmeye çalışıyor.
Peki ama...
Nasıl? Küçük yaşına rağmen oldukça iyi bir okuyucu ve annesini kitaplar okuyarak onun acısını bir şekilde dindirmeye çalışıyor.
Sonra işte tiyatro metinleri tasarlıyor, oyuncaklarla işte tiyatro yapmaya çalışıyor, canlandırmalar yapıyor.
Bütün bunlar onu yazarlık kariyerine hazırlıyor.
Hani geçen çarşamba bir bölüm yapmıştım.
Yaşam görevimizi nasıl buluruz diye bir bölüm.
Bakın yine çocukken ortaya çıkan bir potansiyel var.
Burada da aynısıyla rastlaştık farkındaysanız.
İşte bu tiyatro metinlerini tasarlaması, oyuncaklarla bir takım canlandırmalar yapması, bütün bunlar onu aslında yazarlık kariyerine hazırlayan aşamalar.
Bu arada dediğim gibi oldukça kalabalık bir aileler ama çocuklarının eğitimini önemseyen bir aile.
En büyük oğulları Alec üniversiteden mezun olur olmaz kardeşi Matwin yeteneğinin farkında olduğu için onun edebiyat öğrenimi görmesini istiyor ve tüm masraflarını karşılıyor ve onu üniversiteye kaydettiriyor.
Fakat James üniversitede bir takım sorunlar yaşıyor.
Çünkü 18 yaşına gelmesine rağmen hala küçük bir çocuk gibi görünüyor James.
Yani fiziksel gelişimini henüz tamamlayamamış, boyu oldukça kısa ve bu durum onun çok utangaç biri olmasına yol açıyor.
İnsanlarla konuşmak da epey zorlanıyor.
Üniversitenin ilk yıllarında bir yandan bu şahsi meseleleriyle uğraşırken bir yandan da durmadan gazetelere, dergilere, tiyatro eleştirileri yazıyor.
Bu durum onun özgüvenini böyle biraz geliştiriyor.
Zaten okuldan mezun olur olmaz hemen bir gazetede işe başlıyor.
Yine tabii oyunlar, hikayeler yazmaya devam ediyor ama bunlar daha ağır basıyor ve gazeteden ayrılıp artık kendini komple bu işlere adıyor.
Kitaplar yazmaya başlıyor.
Kitapları ayda ardına yayınlanıyor.
Oyunları sahneleniyor.
Sanat çevrelerine dahil olmayı başarıyor ve dönemin en ünlü yazarlarıyla tanışma imkanı buluyor.
İşte H.E. Wells, Thomas Hardy ve dönemin en ünlü oyuncularından biri Mary Ansel ile evleniyor.
15 yıl evli kalıyorlar.
İşte bu süreçte bu ünlü romanı Peter Pan.
Penny kalemi alıyor ama bu hikayenin en başına dönecek olursak kim vardı?
Hayatını kaybeden bir abi ve onun kaybı aslında yazarımızın hayatının en önemli olayı olmaya hep devam etmiştir.
Çünkü David o 10 çocuğun içerisinde en çok sevilen çocukmuş ve James 6 yaşından neredeyse 20 yaşına kadar Aynı onun gibi davranıyor.
Onun kıyafetlerini giyiyor.
Onun gibi konuşuyor. Onun gibi ıslık çalıyor.
Yani bunları yapıyor. Hep abisi gibi davranıyor ki hani beni de sevsinler onun kadar.
O gitti ama hani beni sevsinler en azından diye bu şekilde davranıyor.
İlk başta hani bunları böyle annesine teselli verebilmek için yapsa da bu böylece sürüp gidiyor arkadaşlar.
Ve derken kendini rolüne o kadar kaptırıyor ki bu ailesinin de etkisiyle oluyor tabi.
Ruhunda böyle derin psikolojik yaralar açılıyor.
Hatta bir geç... Gece şöyle bir olay gerçekleşmiş.
Yine abisinin kıyafetlerini giyiyor.
Annesinin karşısına çıkıyor.
Annesi de diyor ki oğlum David sen mi geldin diyor ve sarılıyor James'e.
Bu olay onu o kadar çok etkiliyor ki.
Çünkü artık şunu anlıyor.
Hani ben ne yaparsam yapayım.
Yani anneme onu unutturamayacağım.
Onun kadar beni sevmeyecek bunu düşünüyor.
Ve ondan sonra bir daha ne David'in odasına giriyor.
Ne onun gibi ıslık çalıyor.
Ne de onun gibi giyiniyor.
Bırakıyor. Ama annesi ve babası onu hep David...
diye sevmeye devam ediyor.
Aslında burada bir Van Gogh hikayesi var.
Dikkat ettiniz mi? O podcastta anlatmıştım bunları.
Yine Van Gogh'da da böyle benzer bir hikaye vardı.
Ona karşı hep ilgisizler yani.
İşte annesi acısını böyle çabuk atlatsın diye yapmış olduğu bu fedakarlıklar girmiş olduğu bu rol aslında onu asla büyümeyen, büyümeyi reddeden biri haline getiriyor.
Tıpta psikolojik cücelik olarak adlandırılan bir gelişim bozukluğuna yol açıyor arkadaşlar bu.
İkinci Dünya Savaşı sırasında kimsesiz kalmış çocuklarda da psikolojik cücelik görülmüş.
Sevgisizliğin nelere yol açabileceğinin kanıtı gibi adeta.
Yorgunluk, duygusal stres, ihmalin neden olduğu bir sendrom genelde bu.
Psikososyal cücelik hem yetişkinlerde hem de çocuklarda görülebiliyor.
Genellikle çocuğun aile ortamından uzaklaştırılmasıyla ortaya çıkan bir değişikliğin baş göstermesiyle.
oluyormuş. İşte 2. Dünya Savaşı'ndaki çocukların yetimhaneye gönderilmesi gibi.
Bu çocukların büyüme hormonu seviyeleri son derece düşük arkadaşlar.
Çok kısa bir boy ve o boya uygun olmayan bir kilo iskelet yapısına sahip oluyorlar.
Hani Orman Çocuğu Mogli vardı hatırlarsınız.
Filmi de var, kitabı da vardı.
Jungle Book. Çok ünlü bir çocuk kitabıdır.
Ormanda işte kurtlar tarafından büyütülen Mogli adlı bir çocuğun hikayesi.
Çoğunlukla böyle vahşi bir ortamda büyüyen çocuklarda görülüyor.
Savaş da aslında kurtlarla büyütülmekten farksız bir vahşiliğe sahip bence.
Ve uzun süre kötü muameleye kalan kapalı ortamda böyle hapis hayatı gibi yaşayan çocuklarda da aynısı olabiliyormuş.
Aşırı stres altındaki çocuklarda görülebiliyormuş.
Geçici olabiliyor hani stres kaynağı ortadan kalkınca o büyüme devam edebiliyor.
Ama dediğim gibi psikolojik cüceliğin en çok görüldüğü zaman dilimi 2.
Dünya Savaşı süreci. Hatta o zamanlarda iki yetimhane var ve bu yetimhane birbirlerine çok yakın.
Bir yetimhanedeki çocuklara böyle anne şefkati veren bir bakıcı var.
Öbür yetimhanede çok böyle ilgisiz, sevgisiz, alakasız bir kadın büyütüyor çocukları.
Ve görülüyor ki bu çocuklar diğerlerine göre çok az gelişmiş, çok az büyümüş.
Sevgisizlik büyümeyi bile durduracak kadar güçlü.
Başka bir örnek vereyim 1987'de Avustralya'da bir tarikata polis baskın yapıyor ve oradaki çocuklardan biri 12 yaşında olmasına rağmen 20 kilogram ve boyu 1.20'nin altında
arkadaşlar. Yani yaklaşık 6-7 yaşlarında bir çocuk gibi düşünün kilosunu boyunu ama oradan çıktıktan bir yıl sonra uygun koşullarda büyütülünce hemen boyu uzuyor büyüme hormonu
düzelmeye başlıyor. İşte psikososyal cücelik deyince tüm dünyada ilk akla gelen isim Peter Pan'ın yaratıcısı James Matthew arkadaşlar.
Boyu üniversiteye giderken 1.42'ye düşünebiliyor musunuz?
Ve o kitap yani Peter Pan durup dururken yazılmamış gördüğünüz gibi.
Hani gideyim de hiç büyümeyen bir çocuğun hikayesini anlatayım.
Öyle bir şey olmamış arkada büyük bir hayat hikayesi var.
Boyunun 1.42 olması yüzünden büyük psikolojik sorunlar yaşıyor.
Okulda ona bir lakap takıyorlar.
Yarım bilet diyorlar.
İşte bu yüzden ulaşım araçlarını bile hiç kullanmıyor.
Her yere yürüyerek gitmeye çalışıyor.
Utandığı için, aşağılanmamak için.
Ve ilk defa sahnelenecek olan öyküsü Bandolero the Bandit kilise tarafından sakıncalı görülüyor.
Ama ilk başarısı Trams adlı öyküsü.
Bu büyük bir ilgi görmüştür.
Ve bundan sonraki dönüm noktası Tommy ile Grisel.
adlı roman bu çok beğeniliyor ve bu romanın hikayesi hep çocukluğunda yaşamak isteyen hiç büyümeyen bir çocuk aslında Peter Pan gördüğünüz gibi bunun bir evveliyatı var yani aslında kendi hayatından izler
taşıyan bir şeyler yazmaya çalışmış ve en sonunda da Peter Pan ile başarıya ulaşmış Barry hiç büyümeyen bir çocuk olmak ve bir kuş olup bu çirkin dünyadan kaçabilmeyi düşlemiş hep ve bu düşlerini
de Peter Pan sayesinde gerçekleştirmiş eşine ve başkalarına gösteremediği sevgi çocuklara gösterebiliyormuş ve çok sayıda çocuğu evlat edinmiş.
Bu hayata veda ettiğinde kitabının tüm yayın haklarını bir çocuk hastanesine devretmiştir.
Peter Pan hikayesini kısaca hatırlayalım arkadaşlar.
Büyümeyi reddeden haylaz bir çocuk Peter Pan ve zamanın hiç akmadığı bir yerde yaşıyor.
Hep çocuk olarak kaldığı bir yerde yaşıyor.
Buranın adı da Neverland arkadaşlar.
Burası var olmayan bir ada.
Peri arkadaşı vardı Tinkerbell.
Hepiniz hatırlarsınız onu böyle peri tozu serpiyordu çocukların üstüne.
Ve kayıp çocuklar adlı bir çocuk çetesi var.
Peter düşler adasında yaşıyor, uçabiliyor, hiç yaşlanmıyor ve hiç büyümüyor.
Yani çocuk ama büyük bir insan gibi aslında.
Oyunda ve kitapta çocukluğun bencilliği simgeleniyor.
Unutkan, çok ben merkezci, kayıtsız, umursamaz bir tavrı var.
Bir de bu hikayede meşhur Darling ailesi vardı hatırlarsanız.
Mutlu, huzurlu bir aile.
Üç çocukları var. Wendy, Misal ve Jen.
Üçü de çok hayalperest bu çocukların.
Bir gün yine odalarında hayal kurarken Peter Pan camdan içeri giriyor ve macera başlıyor.
Üç kardeşi hayatlarında hiç yaşamadıkları bir maceraya sürüklemişti Peter Pan.
Bir de ezeli düşmanı vardı.
Kaptan. kanca, çocukları hiç sevmeyen, hayal gücünü reddeden acımasız bir adam ve Peter Pan'in perisi Tinkerbell'in peritozu da meşhur dediğim gibi.
O peritozuyla dünyayı seyahat ettiler.
O seyahat duraklarından biri de üç kardeşin odası olmuştu.
Neverland sorumlulukların olmadığı, hayatın sadece bir oyundan ibaret olduğu bir ülke.
Burada her şey çocukları için.
Hani kurallar var ama gerçek dünya kadar katı ve kalıcı kurallar değil bunlar.
Neverland'ın en önemli özelliği ise orada hayal gücünün yaşam kaynağı olması ve bir çocuğun mutluluğunun en önemli şey olması.
Gerçek dünyanın tam aksi gibi düşünebilirsiniz.
Ve bu gerçek dünyadan kaçma, hayaller dünyasına gitme ve hep çocuk kalma meselesi Vander'in de ilk başta çok hoşuna gidiyor.
Çünkü artık o da bir genç kız olmak üzere.
Sorumlulukları onu bekliyor.
Ondan beklenen bir takım davranışlar var.
Artık oyun oynamayı bırakıp bir yetişkin gibi davranması bekleniyor Wendy'nin.
Sonunda Peter ilk görüşte aşık olduğu Wendy'yi büyümek istemediği ve dünyada kalmayı kabul etmediği için ne yapıyor?
Sonsuza dek kaybediyor.
Gerçek hayatta da aslında böyledir bu hikaye.
Bir yetişkinden yetişkin gibi davranması beklenir ama içimizdeki çocuğun da orada kalması gerekir.
Büyüyünce ne olacaksın diye sorduklarında çocuk oldu.
Diyenler Neverland'e gitmenize Peter Pan olmanıza gerek yok.
İlla çocuk gibi davranmamıza da gerek yok.
Çünkü AGC hayat ve emeklilik var.
Büyüyünce ne olacağım diye düşünenler emekli olduğumuz zaman da içimizdeki o çocuğu kaybetmemek lazım.
Ne kadar büyürsek büyüyelim o çocuk orada durmalı.
Herkesin bir emeklilik planı vardır eminim.
Benimki dünyayı böyle daha çok gezip yeni yeni yerler görmek mesela.
Bu sefer de eminim gördüklerimi sizinle paylaşırım.
Onlara podcast çekerim.
Yani yaşlanınca böyle bir köşeye çekilip oturacağımı hiç zannetmiyorum.
Eğer benim gibi düşünüyorsanız.
AGES'e hayat ve emekliliğin bireysel emeklilik sisteminden bahsedeceğim sizlere.
Gelecekte iyi ki demenin ve emeklilik hayallerini gerçekleştirmenin en güzel yollarından biri.
%30 devlet katkısına ek fon getirileriyle birikimler daha da çoğalıyor.
Oldukça kazançlı ve güvenli bir emeklilik sistemi.
Ödeme periyodunuzu kendiniz belirleyebiliyorsunuz.
İster 3 aylık ister yıllık bir ödeme planı yapın.
Tamamen size kalmış bu.
Eşiniz ve 18 yaş üstü veya 18 yaş altı çocuğunuz varsa hiç fark etmiyor.
Bu bireysel emeklilikten yine devlet katkısıyla faydalanabiliyorsunuz.
Emer ve enflasyon ne olacak dediğiniz şu an biliyorum.
Artık sizi tanıyorum çünkü benimle konuşuyorsunuz podcastlerde.
Paranız enflasyona yenik düşmüyor arkadaşlar.
Neden? Çünkü sistem sizi fon çeşitliliği sayesinde olası piyasa dalgalanmalarından koruyor zaten.
Piyasa koşullarına göre birikimlerinizi altın, döviz, hisse senedi, tek...
Sürdürülebilirlik fonlarını da değerlendirebiliyorsunuz.
Tamam da Merveciğim biz bu işlerden hiç anlamıyoruz ya diyorsanız önemli değil.
Çünkü AGES'e hayat ve emeklilikte fon danışmanlığı hizmeti var.
Fon Pro ile isterseniz fon yönetiminizi işin uzmanlarına bırakabilirsiniz.
İsterseniz de fon tavsiyesi alabilir.
İsterseniz de fonlarınızı kendiniz yönetebilirsiniz.
2013'te biliyorsunuz ki devlet tüm bireysel emeklilik katılımcılarına ödedikleri o katkı payının %30'u oranında ek katkı sağlamaya başladı.
Çok da iyi oldu. Mesleğiniz ne olursa olsun ister ev hanımı olun ister doktor avukat hiç fark etmiyor.
18 yaş altı bile olsanız bireysel emeklilik yaptırabiliyorsunuz mümkün.
Emeklilikte bu hayat standardınızı korumak için hatta daha da yükseltmek için bu gerçekten harika bir sistem.
AGESA hayat ve emekliliğin bireysel emeklilik sistemini incelemek isteyenleri, ileride keşke demek yerine iyi ki demek isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Ayrıca AGESA mobil uygulamasını hemen indirerek dilediğiniz her an birikimlerinizi detaylı olarak takip edebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Peter Pan'ın Neverland'i size bence bir yerlerden tanıdık geldi.
Tüm zamanların en pahalı malikanelerinden biri Kaliforniya'daki Neverland Ranch.
Burası bir çiftlik ve Michael Jackson'a ait.
Michael çocukların asla büyümediği bir ülke hayal ediyor ve burayı inşa ettiriyor.
İçinde tam teşekkülü bir eğlence parkı bile var.
Peki ama neden popun kralı kendini Peter Pan ile özdeşleştirdi ve neden Neverland gibi bir malikane inşa ettirdi kendini?
Çünkü aslında... O da bu hikayenin yaratıcısı gibi çocukluğunu dilediği gibi yaşayamayanlardan.
Çünkü daha çocukken şöhret olmuş bir isim.
Bu şöhret ve kariyer onun çocukluğuna mal oldu.
Hatta bir keresinde hayatının ilk yılları hakkında çocukların yaptığı o eğlenceli şeyleri yapma fırsatım hiç olmadı demiş röportajında.
Kendini tamamen Neverland'ın kayıp çocuğu Peter Pan ile özdeşleştirmiş.
Bunu da söylüyor zaten. Ve Peter gibi giyinirmiş.
Böyle bir sürü fotoğrafı var.
Bazen evde bu şekilde giyinip gezermiş.
Michael Jackson'ın gençliğe olan takıntısını biliyorsunuz zaten.
Hani genç görünme takıntısı var.
Belki de çocuk kalamayacağını bildiği için yüzünün en azından genç kalmasını istedi.
Ve bu yüzden sayısız estetik yaptırdı.
Yaşıtları dışarıda oynarken o saatlerce prova yapıyormuş ve babası zaten çok acımasız biri.
Yani kendi yaşıtlarından yalıtılmış, izole bir çocukluk geçiriyor.
Ve Michael Jackson biliyorsunuz her zaman ilgi odağı olmuş bir isim.
Hani şöhret sonrası. E çocukken zaten şöhret oldu.
Ne oldu? Yaşanmamış çocukluğu hep içinde kaldı.
Hatta ilk burun estetiğini bile Walt Disney filmindeki Peter Pan'e benzemek için yaptırdığı iddia edilir.
Yaşanmamış gençlik var ya bence hayatımızın bir evresinde bir yerlerden çıkıyor diye düşünüyorum.
Hani beni yaşa diye çıkıyor.
Sonra da sıkıntılar olabiliyor.
Şimdi gerçek hayattaki Peter Pan'lere gelelim.
Aslında bu terimi ortaya atan 1983'te psikanalist Dr.
Dan Kiley Peter Pan Sendromu Hiç Büyümeyen Adamlar adlı bir kitabı var ve bu kitap çok popüler oluyor.
Bu arada sonradan itiraf ettiği üzere kendisi de aslında bir Peter Pan yani o tarz bir hayat yaşamış.
Ona gelen genç adamların çoğunda da gözlemlediği şey buymuş.
Hiç büyümeyen ve yetişkin sorumluluklarını almaktan kaçan adamlar, danışanları bunları gözlemleyip kitaba dönüştürüyor.
Ve bu insanların hayatlarında...
büyük büyük sorunlar yaşadığını görmüş ama Kylie'den önce zaten 1962'de Aldous Huxley'in Ada romanında geçen bir olay var.
Peter Pan'ler diye bahsettiği bir erkek grubu var ve bu tarz erkekleri şöyle tanımlıyor Huxley.
Okulda umutsuz.
Ne rekabet edebilir ne iş birliği yapabilir.
Normalde başarılı olan tüm oğlanları kıskanıyor ve kıskandığı için onlardan nefret ediyor.
Ve kendini daha iyi hissetmek için onları aşağı varlıkları olarak görüp küçümsüyor demiş.
cins için kullanılabilir arkadaşlar ama genelde hiç büyümeyen çocuk adamlar anlamında kullanılıyor.
Ama şöyle de bir şey var yine tekrar edecek olursam Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanınmış bir tanı değil.
Peter Pan Neverland'e gitmeden önce hatırlarsanız annesi tarafından unutulduğu için anneye olan bir takıntısı vardı.
Babasıyla da mesafeli soğuk bir ilişkileri var ve hikayedeki Peter yetişkin yaşamının sorumluluklarından kaçan bundan dolayı tedirgin olan sürekli oyun peşinde sürekli haz peşinde olan
büyümekten korkan çünkü büyümek demek eşittir sorumluluk demek kendisinin harika bir insan olduğuna inanan kendini daima lider gören kadınlarla ilişkileri böyle hep annelik boyutunda
olan ve yalnızlıktan çok korktuğu halde bunu asla belli etmemek için çabalayan bunun içinde böyle umursamaz küstah bir tavır sergileyen bir çocuk bu sendrom kendini 12-18
yaş aralığında belli etmeye başlıyormuş.
Şimdi Peter Pan sendromunun...
6 belirtisi var arkadaşlar.
Bunlardan en büyüğü şu sorumsuzluk belirtisi.
Hala çoraplarını bile kirli sepetine atmayıp bunu eşinden bekleyenler var.
Sanki küçük bir çocukmuş gibi ve eşi de onun annesiymiş gibi böyle bir hayatları var.
Yani günlük rutin işlerde bile destek bekliyorlar.
Bunları az sonra açacağım.
İkinci belirtisi ise böyle aşırı duyarsız, umursamaz davranışlar hatta özür bile dilememek.
Bunun nedeni tabii ki yine geçmişimizle alakalı.
geçmişteki o aile çatışmalarına çok defa şahit olan çocukların bir yerde çözümsüz kalması çocuk çünkü ne yapabilir ki ve tüm olanlardan kendini sorumlu tutması bir iç çatışma
yaşaması çünkü çocuklar biliyorsunuz kendine mal eder çoğu şeyi ailede yaşanan çatışmaları kendinden sorumlu bilir kendini mesul tutar çözümsüz kaldığı için de çok Böyle ağır bir suçluluk duygusu altında izlenebilir.
Sürekli tedirgin bir ruh haline bürünebilir bu çatışmalardan dolayı ve en sonunda da ne olur bunca ağır yükün altında izlenirken hep duyarlılık gösterirken bu sefer tam tersi bir istikamete geçer.
Artık umursamaz ve duyarsız davranmaya başlayabilir.
Bu da sanırım kendimizi korumanın bir yolu arkadaşlar.
Hani hep duyarlı olmuşsundur olmuşsundur en sonunda artık kapatırsın o sistemi yani ve bu tarafa geçersin.
Romlu erkeklerinde en umursamaz davrandığı an aslında en kırılgan oldukları andır diyor Kylie.
Çünkü sizden özür dilerse eğer kendini suçlu hissedecek.
Neden? Çünkü geçmişin hayaletleri peşinde değil mi?
O yüzden özür dilemek ona kendini kötü hissettiriyor.
Üçüncü belirti ise yalnızlık.
Bu yalnızlığın gelişi de 15-16'lı yaşlar.
Çünkü neden? Ailesinin evinde değersiz olduğunu düşünüyor.
Ve bu genelde maddi durumu iyi olan ailelerde daha sık görülen bir aşama.
Bu yalnızlık aşaması. Neden?
Çünkü eğer çocuğa böyle bankamatik babalığı yapan bir babası varsa veremediği sevgiyi parasıyla örtbas etmeye çalışan materyalist bir aileyle büyüdüyse o çocuk böyle bir sevgi varsa o
ailede hani buna sevgi de denmez.
Materyalist bir sevgi varsa o ailede çocuk kendini yapayalnız hissediyor.
Değersiz hissedebiliyor. O kadar tarikatlar podcast'ı yaptım arkadaşlar.
Sizce niye zengin ailelerin okumuş eğitimli varsıl çocukları bile gidip bu tarikatlara giriyor?
Hiç düşündünüz mü hani eğitimli insanlar bunlar paraları da var.
Ne işleri var orada? Çünkü böyle büyütülmüş kendini bir yere ait hissetmiyor.
Bir gruba aslında dahil olamadığı ailenin temsili o grup dediğimiz şey.
Oraya dahil olmak istiyor.
Hani ben bir yere ait olayım da bu yerin ne olduğunun hiçbir önemi yok.
Bir tarikat olur, çok leş bir arkadaş ortamı olur.
Hiç fark etmez. Hani ben bir yere ait olayım, ben de kabul göreyim.
Alt metni bu. Hani ben bunun için her şeyimi feda ederim gerekirse.
Şu an aklıma nedense Otomatik Portakal'ın Alex'i geldi.
Alex'in ailesi.
İşte o kardeşlerim demezse o çocuklara.
Alex'te de empati kurmazsın be Merve.
Ya da Osho'nun tarikatına katılanları hatırlayın.
Yüksek mühendisler, mimarlar, avukatlar hani böyle dünyanın dört bir yanından gelip adamın müridi oldular.
Neden acaba? Çünkü bir gruba ait olmak istemişlerdi.
Ailede olmayan şeyi orada bulacaklarını zannettiler değil mi?
Benim gözlemlerim bunlar. Bilemiyorum Altan ben böyle düşünüyorum.
Dördüncü belirte cinsel rol çatışması Peter Pan sendromunun dördüncü belirtisi olabilir.
Bu kendini 17-18 yaş aralığında belli edebilir.
Hani gençliğe adım atan bir erkek var orada.
Bir yanda karşı cinse yakınlaşmaya arzuluyor.
Ama bir taraftan da hala annesinin kanatlarının altına saklanmak istiyor.
Kylie bunun sebebinin toplumun dayattığı erkek modelinden kaynaklandığını söylüyor.
İşte erkek dediğin sert olur.
Erkekler ağlamaz.
Erkekler duygusal olmaz.
Bunlar toplumun dayatmaları ve ben bunları çok saçma buluyorum.
Hani erkekler üzerinde gerçekten böyle bir baskı var ya bu konuyla ilgili.
Çok üzücü yani ağlayan bir erkek görünce hemen şey derler ya işte karı gibi ağlamı affedersiniz öyle derler ne kadar çirkin bir laf.
Eğer böyle işte ağlıyorsa kadınsı bulunur falan.
Ve o çocuk içsel bir çatışma yaşar.
Yetişkin olduğu zaman da dengisiz bir adama dönüşebilir.
Bir bakarsınız böyle çok sıcak, sevecen, saran, sarmalayan biri bir anne gibi anne şefkatiyle.
Bir bakarsınız öfke nöbeti geçiriyor.
Kin ve nefret dolu hakaret eden birine dönüşmüş.
Angry Birds evin içinde.
Ve bütün bunları yaparken sizden tıpkı annesi gibi davranmanızı bekler.
Hani ben ne yaparsam yapayım şu an evet öfke nöbeti geçiriyorum.
Hakaretler ediyorum. Sen orada dur.
Tıpkı annem gibi benim sırtımı sıvazla.
Bu. Affedici ol.
Beni koşulsuz şartsız sev.
Annem gibi. Hani ama ben seni sevmesem de olur kırsam da olur.
Hani ben her türlü şeyi yaparım.
O da beni annem gibi...
bağışlar vs. Peter Pan sendromu bu.
Bir başka belirti narsisizm.
Bunu uzun uzun anlattım narsis misiniz bölümünde.
PPS kurbanları 4 temel aşama sonrası artık bu 5.
seviyeye geliyor arkadaşlar. Bu da 19-20 yaş bandında kendini göstermeye başlıyor.
Senelerce özgüvensiz olan bu genç adamlar bu özgüvensizliğini fark ettiği anda bir anda böyle mükemmel olma arayışına girebiliyor ve çevresindeki insanlara da bunu inandırmaya çalışıyor.
geçen yine Gökhan Çınar'ın o Katarsis'ini izliyorum.
Bir erkek fenomen çıktı onu da izleyeyim dedim.
Yani net yani gözlemlerim Peter Pan'dı yani.
Bütün özelliklerini bence taşıyordu.
Kendine böyle yeni bir dünya yaratmış.
Orada bir işte role bürünmüş falan.
32 yaşında ama söyledikleri çok çocukça.
Geçmişi de zaten benzer örüntülere sahip.
Ezilip örselendiğini de söylüyor.
Öyle bir geçmişi var ama şu an baksanız dünya onun etrafında dönüyor.
Öyle zannedersiniz. Kadınları aşağılıyor.
İşte erkek Yeterince erkek olmamakla suçluyor.
Pik mi ap hani en iyi erkek benim.
Beni al. Mükemmel olmadığının farkındadır elbet ama insanları buna inandırma gayretinde.
Kimse mükemmel değil narsistler dışında.
Onların Neverland'inde böyle tabii ki ama gerçek hayatta değil.
PPS sendromlu erkekler yine narsisizm üst seviyelerde olabilir ve her zaman o suçlayan parmak sizi gösterir.
Kendine dönmez. Asla onda hata yoktur.
Her zaman hata sizdedir.
İşte ben kendimi yücelteyim de.
Diğer insanlara verdiğim zararın, ruhsal zararın hiçbir önemi yok.
Ben bunun için her şeyi yaparım.
Yeter ki ben kendimi yücelteyim, öyle göstereyim.
Sömürürüm, hakaret ederim, seni dibe çekerim kendim boğulmamak için.
Ben narsistleri şöyle düşünüyorum.
Hani iki insan düşünün tamam mı?
Bunlar denizdeler. Narsist olan yüzmeyi bilmiyor.
Hadi böyle iyi bilmiyor yani. Kurban kişi de iyi bir yüzücü ve narsist onu öyle bir manipüle ediyor ki öyle bir aşağılıyor ki yüzme konusunda.
Sen şöyle yüzüyorsun sen böyle yüzüyorsun ve kendini de yüzme bilmediği halde o kadar iyi gösteriyor ki.
Ve en sonunda yüzme bilen kurban yüzmeyi bile unutacak kadar acemileşiyor, afallıyor, demoralize oluyor ve batmaya başlıyor psikolojisi bozulduğu için.
Narsist de böyle o dibe batarken hop onun omuzlarına basıyor yüzme bilmediği için yüzeyde kalıyor.
ve nefes almaya devam ediyor.
Onun sayesinde ama. Ayaklarının altında can çekişenler hiç umurunda değil.
Ama dışarıdan bakanlar ne diyor?
Vay be adam ne güzel suyun üstünde duruyor.
Ne kadar güzel yüzüyor.
Yani bunu dese zaten yeter.
Yeter ki o imajı sarsılmasın.
Bilmiyorum ben böyle düşünüyorum.
Bir başka PPS sendromu şovanizm arkadaşlar.
Bu da 20'li yaşlarda netlik kazanıyor şovanizm.
Çünkü bu yaşlarda artık toplumun bir genel kabulü var ve bu ayyuka çıkıyor bu yaşlarda.
Artık çalışman lazım 20 yaşına geldin ne yaptın?
Yetişkin kabul ediliyoruz yani sorumluluktan kaçamadığımız bir nokta 20'li yaşlar.
Buradaki şovanizm toplumsal cinsiyet eşitsizliğini erkekten yana pozitifleyen bir tanım.
Şöyle ki şimdi buradaki erkekler az önce o kadar...
Siz de bahsettiğim kişi gibi.
Kadınları ikinci varlıklar gibi görüp böyle ikinci plana atıyorlar.
Kendilerini yüceltmek için kadınları ezmeye çalışıyorlar.
Ve bunu örtülü de yapabilirler bu arada.
İlla böyle gözümüze sokarak değil.
Gizli kapaklı da yapabiliyorlar.
Hani eski kafalı adamlar gibi davranıyorlar.
İşte kadın dediğin şöyle olur.
Erkekliğin alfalığın kuralı budur.
gibi raconu budur gibi ve bunu yaparak hem cinsleriyle ilişkisini sağlamlaştırıyor.
Toksik maskülünite yani sırf egosunu tatmin etmek için pek çok kadınla beraber oluyor ve bunu bir skor sayıyor.
Hanesine yazıyor bunu. Kadın listesi kabardıkça ne oluyor?
Aslında içindeki o yalnızlığın dolacağını zannediyor bu liste kabardıkça ama öyle bir şey olmuyor.
Hiçbir zaman o içsel huzurunu yakalayamıyor bu yüzden.
Hayatını hedonistçe yaşıyor.
İşte eğlence, Cinsellik, geçici hazlar dünyası ve 30'lu yaşların ortalarında artık kendini tükenmiş olarak bulması çok muhtemel.
Ruhu tükeniyor çünkü böyle yaşadıkça.
PPS sendromunun altında yatan sebepler gördüğünüz gibi yine çocukluk örüntülerimiz.
Sağlıklı bir aile yapısından yoksunluk.
Peki Peter Pan'lara aşık olan kadınlar yani Vendiler orada mısınız?
Onlar neden bu çocuk adamlara kapılıyor?
Peter Pan'ların aradığı kadınlar aslında aynı annesi gibi dedik.
Hani ne yaparsa yapsın orada kalan.
Anaç, korumacı.
Asla terk etmeyen, koşulsuz sevgi ve itaat gösteren kadınlar.
Daha önce size Cinderella kompleksini anlatmıştım.
Orada da aslında büyümeyen kadınlar vardı değil mi?
Hani bağımsızlıktan korkan kadınlar.
Bir erkeğin kanatlarının altına sığınan, çalışmak istemeyen kadınlar.
Aslında onlar da bir sorumluluktan kaçıyordu.
Erkeklerde de Peter Pan sendromu var.
Wendy sendromu dediğimiz şey ise Peter Pan gibilere böyle kendini feda eden, oldukça empatik, çok anlayışlı, çok anaç kadınlar.
Erkeğin... Hani bir oğlan çocuğu zannedenler ve onu öyle muamele edenler.
Ama şöyle de bir gerçek var.
Peter Pan'ler gerçekten çok eğlenceli, çocuksu, karizmatik adamlar.
Hani onların büyüsüne hemen çekilmek zor değil.
Wendy sendromlular Peter'ları destekliyor.
Hani ben onu büyütürüm. diye yola çıkıyor ama büyümüyor onlar.
Hiç büyümeyen bir çocukla kala kalıyor eninde sonunda.
Duygusal olarak tükeniyor vendiler.
Sürekli veriyor, veriyor, veriyor ama karşılığını alamıyor bir türlü.
Sağlıklı sınırlar yok o ilişkide.
Hep ihlal edilen sınırlar var.
Çünkü karşındaki bir çocuk nihayetinde.
Sorunu çözmek isterse çözemezsin.
Çünkü dediğim gibi bir erkek çocuğuna yetişkin dünyasına ait bir sorunu çözemezsiniz.
Çünkü dediğim gibi bir çocuk o.
Hani özür diler bugün ama yarın daha...
beterini yapabilir. Bir garantisi yoktur yani.
Dan Kiley Peter Pan sendromu için diyor ki artık olmak istemeyen adam ile olamayacağı çocuk arasında cehenneme, kapana sıkışmış biri olarak tasvir ediyor onları.
Çocuk kalmayı ve böylece ebeveynlerinin korumasını sürdürmeyi içeren bir sendrom bu.
Çocuklukla erkeklik arasındaki o tutuk olgunlaşma 30'lu yaşların sonrasında da devam edebiliyor bu arada.
Kylie'ye göre yetişkin olmayan, yetişkinlik ve çocukluk arasında sıkışıp kalmış olan kişilerin yaşadığı sorumsuzluk, tedirginlik, yalnızlık, cinsel rol çatışması, narsisizm,
şovanizm, sosyal iktidarsızlık ve 30'undan sonra ümitsizlik olmak üzere 8 karakteristik özelliği var bunların.
PPS'lerin düzeyleri bunlar ve diyor ki bu genellikle istikrarsız bir anne baba ilişkisinden kaynaklanır.
Çocuğun sağlıklı bir o...
ortamının olmaması, onun kimlik gelişimini tabii ki olumsuz etkiliyor.
Peter Pan sendromlu erkeklerin çoğu önce annelerinden kurtulmak istiyorlar.
Çünkü onların büyüyememelerinin sebebi onlara göre anneleri.
O yüzden onlara aşırı düşkün olan anneleri, sürekli küçük çocuk muamelesi yapan anneleri var ve dediğim gibi ilk başta onlardan kurtulmak istiyorlar.
Eğer annesine duymuş olduğu bağımlılığı aşmayı başaramazsa ne oluyor?
Kendisine gidip annelik edecek bir eş arıyor.
Eşi öyle değilse ne oluyor Merve?
Ondan da o bağlılığı bekliyor.
Hani bana annelik yap bunu bekliyor.
Hani tabi suratını öyle söylemiyor ama beklenti bu yönde.
Eğer baba kendi üstünlüğünde çok ezici bir güç olarak görünürse o çocuğa yani onun varılamayacak bir örnek olduğunu çocuk öyle zannediyorsa kendini aşağılık duygusu içinde bulabilir ve bundan sonraki
süreçte kendinden üstün gördüklerine ya da hayran olduklarına düşmanlık besleyebilir.
İşte bu nedenle fallik dönemde...
Ana, baba, çocuk ilişkilerindeki o aksaklıklar ilerideki yaşamın nevrotik belirtilerine temel oluşturabiliyor.
Peter Pan'lar bazen hayatındaki kadını bile baskıcı annesinin isteğine göre seçebiliyor ya da gidip ona benzeyen bir kadın bulabiliyor.
Peter Pan'la erkeklerin babalarıyla ilişkisi yok denecek kadar az ya da aynı evin içerisinde iki yabancıyı oynuyorlar.
İktidar olan babadan bir kaçış var ve ona benzeyen ama onun temsili olan şeylerden.
Yani otoriteden, sorumluluktan, yetişkinlikten bunlardan da bir kaçış var.
Ve en nihayetinde aileyle komple iletişimi de koparabiliyorlar.
Amaçsız, işsiz, aylak olabiliyorlar.
Yusuf Atılgan'ın aylak adamı geldi şu an aklıma.
Üşengeç dener. Adeta böyle duygusal bir felçli gibi.
Hayatta kalma becerilerinden yoksun.
Hislerini ifade ederken kızgınlıkları genellikle yoğun bir öfke olarak patlayabilir.
Mutlulukların neşe histerisine dönebilir.
Belli olmaz ve hayal kırıklıkları kendine acımaya bile dönüşebilir nihayetinde.
Aşırı ben merkezci olabilirler.
Ne hissettiklerini bile bilmedikleri için bunu tanımlayamadıkları için umursamaz bir tavra da bürünebilirler.
Temel kişisel bakım becerilerini bile yapamazlar.
Hani bırakın o patlayan ampulü değiştirmeyi bunu bile yapamazlar.
Sorumluluk namına hiçbir şey yok arkadaşlar.
Hatalarını kabul etmek yok.
Hep böyle bir kaçış, bir iletişim kuramama hali.
Hep çevresi tarafından yönlendirilen işte doğruyu yanlışı bile ayırt edemiyor.
Çocuk dediğim gibi gerekirse arkadaşlarını alır ailesinin önüne koyar.
Arkadaş satın almayı bile dener.
Hani gerekirse bunun için tüm varlığını feda eder birileri uğruna.
gerçekleşmeyecek ütopik düşünceleri vardır.
Böyle hayaller dünyasında yaşar.
Ayakları yere basmaz. Sanki böyle zihinsel bir büyüye maruz kalmış gibilerdir.
Bağımlılıklar geliştirebilir.
Sevgiyi alınıp satılabilecek bir şey zannedebilir.
Kusurlarını saklamak için onu hatalı bulan insanları suçlayabilir.
Sık sık iş değiştirebilir Peter Pan'lar.
Hani böyle geçici işler, ayakları yere basmayan fikirler.
Bunların peşinde koşabilir.
Mesela cebinde hiç parası yoktur, bir yeteneği yoktur, becerisi yoktur ama o gördüğü malikaneyi isteyebilir.
Hani onu alacağını düşünür.
Boş bir özgüven. Nasıl elde edebileceğini düşünmeden böyle saçma sapan hayaller kurar.
Hep anı yaşamak ister, işinde çabalamadığı için ve sürekli işini ihmal ettiği, geç kaldığı için sorunlar yaşar, işsiz kalır.
Hayatı böyle istikrarsızlıklarla doludur.
Hep kendine odaklı dediğim gibi ve arafta kalmış bir kimlik aslında.
Kimlik de yok, kimliği bulamamışlık var.
Ya da evlenir, eşini çocuğunu mutsuz eder.
Çünkü sorumluluk namına bir şey yok.
Özgürce yaşama isteği var.
O evliliğin sorumluluğunu bir türlü üstlenemez.
Yürütemez. Hep onun ihtiyaçları ön plandadır.
Çocuğunun ve eşinin değil. Önce kendi ihtiyaçları.
Yani olgun bir erkekle değilim de sanki küçük bir oğlan çocuğuyla beraberim gibi hissedersiniz.
Ya da ergen bir delikanlıyla.
Günümüzde arkadaşlar çocuk erkek aileler var biliyorsunuz artık.
Otoriteyi komple çocuklara bırakan aileler.
Onlara böyle sürekli metiyeler düzen.
Onları her türlü olumsuz eleştiriden koruyan.
Sadece parayla ebeveynlik yapanlar ve eksikliklerini parayla kapatanlar.
ailelerden bahsediyorum. Hani Charlie'nin çikolata fabrikasında Veruca vardı hatırlıyor musunuz?
Veruca Salt mıydı neydi onun babası geldi aklıma.
Bankamatik babası. Ve hani istediği her şeyi böyle elde etmeye çalışmış.
Bataryalist bir çocuktu Veruca.
PPS çocuklara hiç sorumluluk vermeyen ailelerde aslında daha sık görülüyor.
Hani çocuğa öz saygı aşılamak isterken ona böyle kendini özel hissettirelim derken tamamen iyi niyetli bir şey bunu anlayabiliyorum.
Narsist eğilimli bireylere zemin hazırlıyor olabilir.
Çocuğa özgürlük verelim derken onun kölesi olan ebeveynler ortaya çıkıyor.
Hani çocuğa böyle aşırı veren.
Sürekli veren, onlardan hiçbir şey istemeyen anne babaların çocukları ne oluyor?
Doğuştan bir onaylanma isteğiyle değil mi?
Devam ediyor hayatına. Hep onaylıyorlar beni zaten.
Ben hep onaylanıyorum. Statü gereksinimi duyan bireyler halini alabiliyor ileride.
Uzmanlar söylüyor bunu.
Helikopter ebeveyn dediğimiz ebeveynler var.
Çocuğa aşırı korumacı davranan aileler.
Bu çocuklarda da ne oluyor?
Kendine bağımlı kılıyor değil mi?
Ebeveyn çocuğunu kendine bağımlı kılıyor.
Çocuk ne derse anında yapılıyor.
Anında. O hiç yorulmasın, o hiç iş yapmasın, aman çocuğuma bir şey olmasın diye büyütülen çocuk tabii ki o yetişkinliğin getirdiği becerileri geliştirecek bir fırsat bulmuyor.
Karşılaşmamış ki nereden bilsin, öyle bir şey görmemiş.
Nasıl olsa ailesi her şeyi hallediyor, her şeyi yapıyor.
PPS'tiler yani Peter Pan sendromlular.
Evlendiği zaman bile hani ailem bize bakar nasıl olsa diyebiliyor.
Hani ev kirasını hala ailesine ödetenler, harçlığını hala annesinden alanlar var evli olduğu halde.
Eğer bir ebeveynseniz ve şu an beni dinliyorsanız lütfen çocuğunuza sorumluluklarını küçük yaştan itibaren öğretmeye çalışın.
Kendi yemeğini yemesini, kendisinin giyinip soyunmasını, o çoraplarını kirli sepetine atmayı, banyosunu yapabilmeyi, ödev sorumluluğu.
yatak toplama bunları bilebilsin hatta alarm kursun kendi uyansın harçlıklarını nasıl değerlendireceğini bilsin arkadaşları da bir problem olduğuna koşarak size gelmesin kendi başına halledebilsin hemen araya girmeyin aman çocuğum
üzülmesin üzülsün ya biraz da üzülsün değil mi sorumluluk alması için her şeyi siz hallederseniz eğer o çocuk tabii ki büyümek istemez çünkü çocuk olmak çok güzel değil mi sorumluluk yok hiçbir şey yok hani hep böyle eğlence
mutluluk mis gibi yani kim ister ki büyümeyi ama büyümemiz lazım çocuğu Yorulmasın diye okula kadar sırtınızda taşıdığınız o çanta.
İleride o çocuğun en ağır yükü olmasın.
Bir ebeveyn olarak kendi ayakları üstünde sağlam durabilen bir çocuk yetiştirmek önceliğimiz olsun ki Peter Pan'ler de büyüsün değil mi?
Erkekler bunu kadınlara göre dediğim gibi daha yoğun yaşadığı için erkeklere mal edilen bir sendrom bu.
PPS'de erkekler. Bunlar evlenince en ufak bir kararı bile annelerine danışabiliyorlar.
Ve onların hala kendi adına karar vermesini bekleyebiliyorlar.
Tıpkı küçük bir çocuk gibi.
Hani fikir almak demiyorum bakın.
Benim adıma sen karar ver diyorum ayrı şeyler.
Bu da evlilikleri tabii ki sarsan bir durum değil mi?
Çünkü eş ister ki bana danışasın birlikte bir istişare edelim konuşalım.
Yok öyle bir şey yok.
Yani saatlerce bilgisayar başında oyun oynayabilirler.
Aynı eline böyle tablet verilen bir çocuk sevinciyle saatlerce bıraksanız oynarlar.
Evde tek başına bıraksanız evi savaş alanına çevirebilirler.
Hani çocuk gibi ya hani arkasını toplamanız gerekiyor.
Bunu sizden sürekli talep ederler.
Ebeveynlerin hani ben yaşayamadım evladım yaşasın hiçbir şeyden mahrum kalmasın demesi ve dünyayı ayaklarının altına sermesi ve tabii ki aşırı tavizkarlığı o çocuğun
sınırlarını çizmesini hayatta yol almasını zorluyor.
iyilik yaptığınızı sanarken ileride kendinizi şöyle bulabilirsiniz.
Oğlum okul bitti.
Hani ite kaka o okulu bitirdin.
Eee hani hadi ne zaman işe başlayacaksın?
Ne zaman iş güç sahibi olacaksın derken bulabilirsiniz.
Hobiden hobiyi atlar.
O işten o işe geçer.
Canı istemez işe gitmez.
Aylarca oturur evde.
Çünkü herkesi sizin kadar tavizkar zanneder.
Patronunu da aynı şekilde. Ben bugün işe gelmiyorum ya.
Niye? Canım istemiyor. Peter Pan kitabından şu alt Tını çizdiğim yerle kapatıyorum bu bölümü.
Çocukların tek düşündüğü kimsenin onlara haksızlık etme hakkının olmayışıdır.
Siz onlara haksızlık etseniz de sizi yine de sever ama bir daha asla aynı çocuk olmaz.
Yıldızlar çok güzeldir fakat herhangi bir olayda fiili bir rol üstlenemezler.
Sonsuza kadar seyirci kalmak zorundadırlar.
Ve sevgili Doğan Cüceloğlu hocamızın şu sözleriyle bitiriyorum bu bölümü.
İzin verin çocuğunuz yaşamını tribünlerde seyirci olarak değil sahada oyuncu olarak geçirsin.
AGES'e hayat ve emeklilik Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Yarınlarını şimdiden güzel kılmak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
AGES'e hayat ve emekliliğin bireysel emeklilik sistemini buradan detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Ve bütün Peter Pan'lere Sertab Erener'den Büyü de Gel parçasını armağan ediyorum ve bu bölümü kapatıyorum.
Pazartesi günü yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın, bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
