
QNB Finansbank hakkında detaylı bilgi almak için: http://fnb.mn/acikbankacilik
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi * Bu bölüm "QNB Finansbank" hakkında reklam içerir
Transkript
Dijital çözümleriyle herkesin hayatını kolaylaştıran QNB Finance Bank'ın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz, ben Merve.
Bugün ne konuşacağız?
Varlığı bir dert, yokluğu yara olan şeyi konuşacağız.
Napolyon'un o meşhur sözünü, para, para, para.
Az sonra paranın tarihine doğru kısa bir yolculuğa çıkıyoruz, hazırsanız.
Ama önce size Büyük İskender'in vasiyetini anlatmak istiyorum.
Büyük İskender bir gün vezirlerini etrafına topluyor ve onlara vasiyetini aktarıyor.
Diyor ki ben öldüğüm zaman cenaze merasimimi söylediğim gibi yapın.
Ülkenin dört bir yanından tebaamdan olan insanları çağırın.
Cenazemin önünden askerlerim silahlarıyla yürüsün.
Cenazemin sağından alimler kitaplarıyla yürüsün.
Cenazemin solundan...
zenginler yürüsün mallarıyla ve cenazemin arkasından fakirler ve garipler yürüsünler, gözyaşları ve dualarıyla demiş.
Sağ elime altın bir küre verin, sol elimi ise boş bırakın, ta ki beni mezara koyana kadar demiş.
Vezirler tabii çok şaşırmışlar İskender'in bu vasiyetine, bir anlam verememişler.
Ve demişler ki bunu bilse bilse Büyük İskender'in hocası Diyojen bilebilir.
Ve ona sormaya karar vermişler.
Diyojen'in yolunu tutmuşlar.
Vezirleri dinleyen Diyojen demiş ki Büyük İskender'in ne kadar büyük olduğunu bir kez daha anladım.
İskender sizlerden bunları talep ederek aslında şunu söylemek istiyor.
Cenazenin önünden yürüyen askerler ölümüme silahlarıyla dahi engel olamadılar.
Cenazenin sağından yürüyen alimler ölümüme...
Kitaplarıyla dahi engel olamadılar.
Cenazenin solundan yürüyen zenginler ölümüme mallarıyla bile engel olamadılar.
Ve cenazenin arkasından yürüyen fakirler ve garipler ölümüme, gözyaşı ve doğalarıyla dahi engel olamadılar.
Sağ elindeki altın küre ise bu dünyada sahip olabileceği her şeye sahip olduğunu, sol elinin boş olması ise bu dünyadan eli boş geldim.
Eli boş gidiyorum anlamına geliyor.
Çok anlamlı buluyorum bu vasiyeti ve sizlerle paylaşmak istedim başlamadan önce.
Hikayelerim devam edecek arkadaşlar.
Aslında paranın tarihi insanlık tarihi kadar eski biliyorsunuz.
Yani paranın tarihi bizim de tarihimiz bir yerde.
Çünkü her bir sikki, her bir değerli taş, deniz kabukları ki bunlar vakti zamanında para niyetine kullanılıyordu.
İşte bunların her biri bizim değer verdiğimiz şeylerin hatta hizmet ettiğimiz kişilerin ve kültürümüzün nasıl evrildiğinin bir göstergesi.
Tarihin ilk dönemlerine gidelim.
Hatta Aristoteles'in bir malın diğeriyle değiş tokuş edildiği sistemi ticaretin en eski türü olarak tanımladığını duymuşsunuzdur.
Belki yani takası kastediyor.
Şimdi şöyle düşünmenizi istiyorum.
Avcı toplayıcı dönemdesiniz.
Bundan 10 bin yıl önce bir klanda yaşıyorsunuz.
Ve hayatta kalmak tabii ki tek derdimiz ve en önemli mal ne olacak?
Tabii ki yiyecek olacak değil mi?
Hayatta kalmamız gerekiyor.
Bugün bile biz nasıl paraya ihtiyacımız varsa hayatta kalabilmek için.
Bizim aslında ilkel beynimizde kodlu bu.
Yani o zamanda hayatta kalabilmek için insanlar daima takas yapmak durumundalardı.
Çünkü ihtiyaç duydukları şeyi alabilmelerinin tek yolu buydu.
Ve bu ilkel zamanda tabii ki en değerli, en ticaret yapmaya elverişli olan şeyler can güvenliği için ilkel silahlar ve açlıktan ölmemek için tabii ki de yiyecekler.
Bunlar dünyada ilk takas edilen şeyler silahlar ve açlıktan ölmemek için yiyecekler dedik.
Ve bu takasta ne oluyor?
Aslında böyle bir nevi barış sağlanmış oluyor.
Çünkü takas bir nokta dışı anlama geliyor.
Şimdi ben bu malı sana veriyorum.
Sen belki bana ve kabileme güvenmiyor olabilirsin.
Ama bu mala güven. Çünkü bu sayede zamanla bana da güvenmeyi öğreneceksin anlamına geliyor.
Bu takas olayına trampa sistemi deniliyor.
Para karşılığı olmadan bir malla değiştirilmesi.
Değiş tokuş. Aslında bu çok zor bir olay.
Hani böyle şey diyoruz işte takas yapıyorlar falan.
Gerçekten çok zor. Çünkü birbirinin malına ihtiyaç duyması gerekiyor iki kişinin.
Ve bunların karşılaşmaları gerekiyor.
Hadi bir de anlaşmaları gerekiyor da bıdı bıdı bıdı.
Çok zor yani. Şu zamanda yaşasam diyorum ki ben neyimi neyle takas edip hani yiyecek bulacaktım ki falan diye.
E zaten bu iş kolay ve zahmetsiz olsa para diye bir şey icat edilmezdi değil mi?
Yani ticaretin atası değiş...
Tokuştur, takastır diyebiliriz.
Latince'de pakunia para demek ve kökene de sığır anlamına gelen pakustan geliyor.
Ne alaka demiş olabilirsiniz.
Çünkü büyükbaş hayvanlar da takas ediliyordu ki büyükbaş hayvanlar çok kıymetli bir takas aracıymış o zamanlar.
Ve ilkel dünyaya baktığımız zaman para fikri aslında Yunanistan, Atina, Agora denen o pazar yerlerinde doğdu diyebiliriz.
Çünkü Agora antik Yunanlıların o zamanı alışveriş merkezi.
Bugünün AVM'leri gibi düşünün açık AVM.
Ve Sokrates bölümünden hatırlarsınız anlatmıştım.
Burası ilkel dünyanın merkeziydi arkadaşlar bir zamanlar.
Tüm dünyadan pek çok insan kendi memleketlerinde bulamadığı malları bulabilmek için bu Agora'ya geliyordu.
Dolayısıyla burayı sadece mal ve hizmet takası yapılan yer gibi düşünmemeliyiz.
Çok önemli bir yer Agora. Köleler, tüccarlar, devlet erkanlığı burada herkesi görmeniz mümkün.
Ve fikir alışverişlerinin de yapıldığı bir önemli bir lokasyon.
Burada para kazanmak için insanlar kendi aklını ve kendi kapasitesini kullanıyorlar.
İnsanlar kendi çabalarıyla...
Bir şekilde zenginleşebiliyorlar.
Ehaliyle de sınıf farkı oluşuyor tabii.
Kendilerini ifade ediyorlar.
Kendilerini ve kendi mallarına bağlayabiliyorlar.
Burası çok ömerli. Yani bireysel özgürlük var ki demokrasinin de buradan doğduğu söyleniyor biliyorsunuz.
Agora'daki esnaflar özgür vatandaştır.
Hatta Yunan vatandaşı olmayan veya azat edilen kölelerde esnaflık yapabiliyorlar burada.
Ama gelin görün ki paranın takasla bile olsa hipnotize edici.
Böyle baştan çıkarıcı bir gücü var.
Tıpkı Kral Midas mitinde olduğu gibi.
Eşek kulaklı Midas mutlaka duymuşsunuzdur.
O aslında bize her şeye böyle ticari bir değer biçmenin.
Açgözlülüğün insanlığımızı nasıl alıp götüreceğini gösteren bir mit bence.
Tarihin en gizemli krallarından biri olarak anlatılır.
Frigye kralı Midas. Biz onu eşek kulaklı Midas olarak biliyoruz.
Hani böyle dokunduğu her şeyi altına çeviren kral.
Ne halkı ondan haz etmiştir ne de o halkını seven bir kral olmuştur.
M.Ö. 738'de M.Ö.
696 yıllarında iktidarda olmuştur.
Ve efsaneye göre bir gün kır tanrısı Pan ile müziği...
din, sanatın, şiirin, güneşin tanrısı Apollon arasında yapılacak olan bir müzik yarışması var.
Ve Kral Midas burada yargıç olarak görevde bulunuyor.
Ve Midas bu müzik yarışmasındaki oyunu pandanyana kullanıyor.
Diğer yargıç tabii ki Apollon'a veriyor.
Çünkü Apollon müzik tanrısı dediğim gibi.
Apollon, Midas'ın...
Pana oy verdiğini duyunca çok sinirleniyor.
Ve diyor ki güzel müziği ayırt edemeyen kulak insan kulağı olamaz.
Sana ancak eşek kulağı yakışır diyor.
Ve Midas'ın kulaklarını eşek kulağına çeviriyor.
Midas kulaklarını saklamaya çalışsa bile berberi tabii ki bunu fark ediyor.
Ve bu sırrı içinde daha fazla tutamayıp kuyuya gidip fısıldıyor.
Midas'ın kulakları eşek diye sesleniyor kuyunun içinde.
Ve bu sır kuyudaki su ve sazlarla beraber rüzgar...
da salına salına yayılıyor ve herkesin kulağına gidiyor.
Duymaması gereken herkes duyuyor ve Midas utancından gidip kulaklarını kestiriyor ama lanet bu ya yenisi çıkıyor o kulağın ve bunun üzerine Midas Tanrı'ya yalvarıyor.
Ya benim kulaklarımı düzelt ya da bütün servetimi al razıyım ne olur diyor Tanrılara.
Tanrı onu bağışlıyor ve Midas'ın kulakları eski haline dönüyor.
Şimdi bu birinci efsane bir de Midas'ın askerleri bir gün Böyle ormanda gezerken ormanda sarhoş yaşlı bir satir görüyor.
Yani keçi ayaklı insan gövdeli bir yaratık satir.
Bu yaratığın adı Silenos ve şarap tanrısı Dionysos'un öğretmeni Midas onu götürüyor sarayına ve günlerce ağırlıyor ve sonra Dionysos'a götürüyor.
Dionysos öğretmeni Silenos'u görünce çok seviniyor ve Midas'a dönüp diyor ki dile benden ne dilersen.
Ve Midas tabii ki açgözlü biri olduğundan dolayı diyor ki dokunduğum her şey altın olsun.
Böyle bir dilekte bulunuyor.
Dileği de kabul oluyor haliyle.
Dokunduğu her şey altın oluyor Midas'ın ve yanlışlıkla kızına dokunuyor.
Kızı da altına dönüşüyor ve hayatını kaybediyor.
Midas'ın dokunduğu her şeyin işte bitkiler, yiyecekler her şeyin altına dönüşmesi adeta Midas'ın laneti oluyor.
İşte açgözlülüğün sonu Midas altından dağlar yapabilecek.
O kadar mutsuz oluyor ki bu parası yüzünden, altınları yüzünden.
Tanrılara yalvarıyor. Ne olur diyor bu dileğim son bulsun yalvarıyorum.
Bence çok anlamlı bir mit bu.
Yani aşk özlüğün sonu.
Midas parayla aslında hayatını kolaylaştırabilecekken çok zora sokmuş.
Merve bizim Midas kadar servetimiz yok.
Ama bizi de bu bankacılık işlemleri çok yoruyor.
Yapacağımız şey çok basit arkadaşlar.
Cep telefonumuzdan QNB mobil uygulamasını indiriyoruz.
Eğer QNB finansbank müşterisi değilseniz hızlıca oluyorsunuz ve QNB mobilin açık bankacılık teknolojisiyle bankacılık işlemlerimizi hızlıca hop hallediyoruz.
Vakit nakittir derler.
Artık böyle diğer bankalardaki hesaplarımızı farklı farklı uygulamalardan görüntülemeye çalışmıyoruz.
Çünkü QNB mobilden tek tıkla hepsini görüntüleyebiliyoruz ve istediğimiz hesaptan hızlıca para transferi, EFT, havale ve...
FEST gibi işlemleri yapabiliyoruz.
Bir de bu uygulamanın en sevdiğim özelliklerinden biri teknolojiyi yakından takip etmeleri.
Çünkü bir yapay zeka hizmeti olan Q-Digital asistan sayesinde hayatımız oldukça kolaylaşıyor.
Merve biz QNB Mobile'i hemen indirmek istiyoruz ama bil bakalım neyimiz yok cep telefonumuz.
Saçmalama Merve hepimizin cep telefonu var ama keşke bir iPhone 14'ümüz olsaydı olarak düzeltiyorum bu espriyi lol.
Nisan ayı boyunca QNB Mobile'e giriş yaparak 3 adet iPhone 14'ten birini kazanma şansı yakalayabilirsiniz.
Diğer banka hesaplarınızı da QNB Mobile'e eklerseniz bir ekstra çekiliş hakkı daha kazanıyorsunuz haberiniz olsun.
Umarım benim dinleyicilerimden biri kazanır.
Aşağı bırakmış olduğum linkten QNB Mobile uygulamasını indirip hemen kullanabilirsiniz.
Hadi devam edelim.
Dönüyorum takasa.
Şimdi en başta takas vardı dedim.
İnsanların toprakla olan ilişkileri geliştikçe, tecrübeleri arttıkça zamanla tabii ki ihtiyaçları da çeşitlenmeye başlıyor.
Bu da ne demek? Yeni yeni manlar üretiliyor değil mi?
Buna vesile oluyor. İnsanlar değişen coğrafi ve iklim şartlarından dolayı bazı ihtiyaçlarını kendi yaşam alanında karşılayamaz bir duruma geliyor.
Bu da farklı kabilelerden takas yoluyla.
karşılama noktasına getiriyor insanları ve ilk takas işlemleri sopalar üzerine çantik atılarak kaydedilmeye başlanıyor.
Trampa ekonomisinin doğuşu aslında böyle takas Trampa ekonomisi.
Sonra yerleşik hayat daha da oturuyor.
Mezopotamya tabii burada başat bir rol üstlenmiştir.
Tarım faaliyetleri burada bayağı bir coşuyor arkadaşlar.
Ürün çeşitliliği çok artıyor.
Mezopotamya çünkü bu süper bir şey ürün çeşitliliğinin artması.
Ama ne oluyor?
Bu sefer artık takas yetiyor.
Çünkü mal değişimi yapacaklar ama malın dayanıklılığı, kıtlık dönemi, bolluk dönemi bunlar takasın işlevselliğini aslında biraz kırıyor diyebilirim.
Şöyle ki mesela benim canım taze meyve istiyor ama elimde sana verebileceğim sadece tahılım var ve o da olgunlaşmamış.
Sen istemiyorsun benim tahılımı ben de meyve alamıyorum.
İkimizin de gönlü olmuyor.
İkimizin de talepleri tatmin olması gerekiyor.
Yoksa takas olmaz. Veya benim elimde tuz var.
Ki çok kıymetli tuz.
Adeta bir buzdolabı görevi görmüştür vakti zamanında.
Niye? Çünkü yiyecekleri tuzluyorlar.
Tuzlayarak saklıyorlar. Uzun uzun süreler.
Hatta Roma'da bir dönem maaşlar bile tuzla ödenmiştir arkadaşlar.
Tuz için beyaz altın derler.
Çok kıymetlidir. Şimdi benim tuzum var diyelim.
Sen bana balık vermek istiyorsun.
Sen kardasın.
Ben zarardayım. Balık çünkü ertesi gün bozulacak bir şey.
Yani bayağı senelerce giden bir şey.
İşte takası zorlaştıran şeyler bunlar.
Düşünüp taşınıyorlar ve takasın uzun ömürlü.
Dayanıklı ve herkesin talep edeceği bir aracı mal ile yapılması mecburiyeti doğmaya başlıyor.
İstek değil ihtiyaç diyoruz ya aynen öyle.
İlk olarak M.Ö.
4. 5. yüzyıllarda istiridye kabukları kullanılmış para niyetini düşünün.
Hani para olarak kullanılmasa bile tek başına bir değeri olan nesnelerin değişim aracı olarak kullanılmasına da mal para sistemi deniliyor.
Örnek ver Merve işte demir, ipek, kürk, deri, balta, kürek, kazan gibi nesneler.
Nesneler hep böyle para niyetine kullanılmış ve zamanla sikkeler ortaya çıkmış arkadaşlar ki ticaret daha kolay olsun diye.
Alışveriş esnasında kullanılan ve fiyat ölçüsünü sağlayan değerli madenlerden üretilmiş nesnelere sikke diyoruz.
Bunlar işte iklimden etkilenmiyor, kıtlıktan, bolluktan hiçbir şeyden etkilenmiyor, deforme de olmuyor.
O yüzden sikke muhteşem bir buluş ve sikke zamanla takasın yerine geçiyor.
Ekonominin büyümesine ve alışverişin artmasına vesile.
oluyor. Bir de o ilkel kabile döneminde böyle insanlar savaşıyorlar, birbirini bıçaklıyorlar falan.
O da bitiyor artık. Hani ticaret diye bir şey var.
Hani parasını veriyorum, alıyorum.
Öyle şeylere gerek yok.
Hani dedim ya takasta barış sağlanıyordu diye işte bana ve kabileme güvenmiyorsun ama malıma güven diye bir şey söylemiştim.
İnsanoğlunun içgüdüsel olarak şiddete bir meyili var.
Bunu inkar edemeyiz ama ticaret...
Tüm savaşma içgüdüsünün bir kısmını kenara itmemizi sağladı ki bunu yapmamızın sebebi ticaretin karışık ve gelişmiş bir psikolojiyi gerektirmesi.
Yani şöyle ticaret yoluyla aslında savaşarak elde edeceğimizden daha fazlasını alabileceğimizi keşfettik.
Benim iyi yapamadığım bir şeyi karşı taraf yapabiliyorsa ya da benim ulaşamadığım kaynaklara sen ulaşabiliyorsan ticaretten her ikimiz de faydalanabiliriz.
Yani seni bıçaklamama, öldürmeme, bölgemden atmama gerek yok.
Seninle iş birliği yapabilirim ticaretle.
Bu bana fayda sağlayacak.
İşte zamanla sikke çıkıyor arkadaşlar ve takasın yerine geçiyor.
Ekonominin büyümesine vesile oluyor dedim.
Bir de şöyle bir olayı var.
Tabii başta bulunan hükümdarın adına basılıyor o sikkeler.
Bunun siyasi bir boyutu var.
Devlet para ilişkisinde iktidar ve hakimiyetinde bir gösterge aracı o sikkeler.
O yüzden bu şekilde de kullanılması önemli.
Nereye geldim? Tabii ki Lidyalılara geldik artık.
Paranın yani sikkenin ticarette kullanılması.
İlk olarak tarihte ilk defa 6.
ve 7. yüzyıllar arasında yaşamış olan Lidyalılar tarafından gerçekleşiyor.
Bunu biliyoruz. Lidyalılar bugün Manisa ve Uşak illerimize tekabül eden bölgede yaşadılar.
Zaten deniz ticaretinde de oldukça gelişmiş bir uygarlık ve antik dünyada büyük bir ticaret merkezi.
Paradan sonra hele Karun gibi zengin oluyorlar.
Karun kadar malı olmak deriz ya.
Bu sözü günlük hayatta çok kullanıyoruz.
Kim bu Karun? Neden onun malı bizim?
Çenemizi yoruyor yıllardır.
Karun dünyanın en zengin ölümlüsü olarak anılıyor arkadaşlar ve Lidya kralıdır.
Tarihte parayı icat edip ilk defa para kullanan kral, kral Karun'dur.
Ve M.Ö. 566'da Lidya kralı olduğunda henüz 35'indedir.
Hani Cahit Sıtkı Tarancı diyor ya, yaş 35 yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Böyle 35'i de kim istemez kral Karun gibi.
Antik adı Crezusus'tur yani Croesus.
Karun hazineleri meşhurdur zaten duymuşsunuzdur.
Hatta daha önce ülkemizden çalındı maalesef.
Yurt dışına kaçırıldı bazı değerli parçaları.
Geri aldık ama çok zor bir hukuki süreç yaşandı.
Bu hazineleri merak edenler Uşak Arkeoloji Müzesi'ni ziyaret edebilir.
Bu arada kanatlı deniz atı broşu kalp ben.
O kadar güzel bir şey ki o.
İşte Lidyalılar sayesinde artık bir aracıya gerek kalmıyor.
Herkes sikkesini verip mal alabiliyor.
Her şeyin pazarlığını yapmak zorunda kalmıyorlar.
Benim balığım var abi ne olursun yalvarıyorum al bana bir adet elma ver devri kapanıyor.
Ama bu sefer ne oluyor? Evet sikkeler demokratikleştirdi.
Belki toplumun bir bölümüne ticaret yapmak için bir fırsat olanak verdi ama şöyle bir şey oldu.
Yeni bir itibar ve güç simgesi yarattı.
Paraya tamah devri başladı diyebilir miyiz?
İhtiyaçlarınız, arzularınız hepsi.
Ama hepsi sahip olduğunuz sikke sayısına göre şekil almaya başladı.
Yani kısaca Lidyalılar dünyada kullanılan ve değeri devlet tarafından garanti altına alınmış ilk parayı kullananlardır.
Para kullanımı tarihte böyle değişik evrelerden geçerek günümüzdeki halini alıyor.
İşte mal para, takas ekonomisi.
Değişim araçlarının işte midye kabuğu, deri, tuz gibi ürünlerin değişim edildiği dönem.
Malın malla değiştirildiği dönem.
Sonra madenlerin kullanıldığı dönem.
Altın, gümüş, bakır paralar.
Lidyalılar dedim ve şimdi sırada ne var?
Temsili para yani kağıt para.
Neden böyle bir ihtiyaç doğdu?
Hani kağıt paraya neden ihtiyaç duyduk?
Çünkü şöyle düşünün.
Size benim 100 trilyon borcum var tamam mı?
Ben bunu nasıl taşıyacağım ya?
Hani altın sikkeler halinde nasıl taşıyıp size getireceğim?
Taşıması çok zor zaten.
Yani alışverişe... gideceğim paramı taşıyamıyorum düşünsenize.
İşte bundan dolayı yeni bir ihtiyaç doğuyor.
Kağıt para. Dünyada ilk kağıt para Tabii ki kağıdın icat edildiği yerde görülüyor.
Çin'de. M.Ö.
2. yüzyılda Çinli bir saray görevlisinin kağıdın mücidi olduğu düşünülüyor.
Tısayi Lun diye bir adam.
İlk kağıt paranın da M.Ö.
806 yılında yine Çin'de ortaya çıktığı düşünülüyor.
Hatta bir rivayete göre. Niye rivayet diyorum?
Çünkü bunu Marco Polo söylüyor.
Yani Marco Polo da biraz bizim Evliya Çelebi gibi geliyor bana.
Her şeyine güven olmuyor her söylediğine.
1271-1295 yılları.
Arasında Marco Polo İpek yolunu izleyerek Çin'e geliyor ve Moğol hükümdarı Kubilay Han'ın karşısına çıkıyor.
Buraya gelmeden önce şundan da bahsedeyim.
4000 yıl önce Mezopotamya'da tüccarlar ilk büyük ticaret ağlarını kuruyor.
Binlerce kilometrelik mesafede böyle maden, baharat, tahıl hatta köle ticareti yapılıyor.
Ve bu yol meşhur İpek yolu arkadaşlar.
Hemen bu yoldan da kısaca bahsedeyim.
Şimdi İpek tarihin seyrini değiştiren bir kumaş.
Çok önemli bir kumaş. Dinleri yaymıştır.
Çünkü öyle lüks bir kumaş ki bu altın cinsinden ederi kendi ağırlığından kat kat fazla öyle bir kumaş.
Ve bu ipek talebini karşılayabilmek için böyle bir ticaret rotası ortaya çıkıyor.
Çin'den başlıyor Anadolu ve Akdeniz hattı aracılığıyla Avrupa'ya kadar uzanan meşhur ticaret yolu, ipek yolu.
Ve bu yolla sadece mallar taşınmadı, fikirler taşındı, Budizm, İslam, Hristiyanlık gibi dini öğreten tüccarlar.
kıtalar arasında yayıldı.
İşte Marco Polo da bu meşhur ipek yolunu kullanarak Çin'e geliyor.
Dediğim gibi Moğol hükümdarı Kubilay Han'ın karşısına çıkıyor Marco Polo ve buradan bu seyahatten geri döndüğünde Venedik'e kendisinden yolculuk hakkında bilgi edinmek isteyenlere çantasından böyle bir kağıt
para çıkarıp gösteriyor. Şöyle ki Kubilay Han büyük Moğol imparatoru dünyanın en büyük krallıklarından birinin imparatoru biliyorsunuz Kubilay Han.
Marco Polo'nun dediğine göre ağaç kabuğu ile para basmaya başlamış ve kendi parasını kağıda basıyor.
Yayınladığı fermanla da bunu duyurup dağıtıyor.
E tabi biraz zor kullanıyor.
Kağıt paramı kullanmazsanız ve olur da bu paranın sahtesini basarsanız sizi öldürürüm.
Dememiş ama demiş aslında hayal etmesi bile zor aslında düşünsenize yani o zamana kadar işte hadi altın veriyorlar işte bakır parçası gümüş parçası falan artık olay buraya dönmüş sikkeler falan bir anda adamın biri çıkıp diyor ki ben sana diyor bir kağıt
parçası veriyorum. Ama bak bu kağıt diyorum altın kadar değerli.
Sen bakıyorsun biliyorsun bu kağıt bildiğin kağıt yani.
Hadi diyebiliyorsan de Kubilay Han'a.
Hadi bakalım. İşte hayal etmesi zor.
Yani şu an buna alıştık.
Yani bir kağıdın değeri olduğuna alıştık.
Tüm dünya buna ikna oldu ama öyle kolay olmadı.
Ama bir kere kabul görünce de artık kağıdın zaten kendisi döviz muamelesi görmeye başladıktan sonra olaylar bu raddeye geldi.
Sonra ne oldu? Fazlasını basmaca.
Cazibesi ortaya çıktı değil mi? İhtiyaç duyduğumuz kadarını basalım.
Çünkü kağıt yani basalım duralım.
Altın değil. O yüzden ne oldu?
Hükümetlerin geçmiş yıllarda kapıldığı cazibedir.
Bu fazlasını basalım. Çok para basmak ne demek?
Hiper enflasyon demek. Yani kağıt paranın cidden kağıt olması demek.
Pul kadar değersiz olması demek.
Ki 1930'lar Almanya'sının yaşadığı olayı hatırlayın.
Gelelim 17. yüzyılın sonlarına.
Avrupa'da ilk kağıt paralar kullanılmaya başlanıyor bu dönemde.
Banknot yani temsili itibari para sisteminin aracı.
Temsili para sisteminde de paranın mal olarak bir değeri yok.
İtibari para yani gücünü devletin hukuki varlığından alan para.
Aslında bu para bir senet bir yerde arkasında kim var hükümet var değil mi?
Bir de tarihte şöyle bir olay yaşanıyor 1640 yılında yani 17.
yüzyılda İngiltere'de.
Kralın Londra Kulesi'nde saklanan altın külçelerine el konuluyor arkadaşlar.
Bu da kağıt paraların yaygınlaşmasında önemli bir olay.
Neden? Çünkü ellerinde altın ve gümüş birikimi olanlar daha önce güvenli diye maalesef Londra Kulesi'nde saklamışlar bu altınlarını, gümüşlerini.
Bunun üzerine Gold Schmitt adı verilen tüccarlar ortaya çıkıyor.
Kuyumcu bunlar. Bugünkü Rolex saatlerinde kökeninde bunlar vardır.
Ve elinde altın tasarrufu olan kişilerin...
Altınlarını saklamaya başlıyorlar ve karşılığında yazılı bir belge alıyorlar arkadaşlar.
Sonra bu tüccarlar zamanla ellerinde altının altı durumda kaldığını işte birikimi olan kişilerin hiçbir zaman tüm birikimlerini aynı anda talep edemediklerini fark edince bunun üzerine kendilerinden
borç isteyenlere Goldschmidt Notes adı verilen senetleri vermeye başlıyorlar ve bu senetler piyasada ticarette dolaşmaya başlıyor.
İlk banknot sistemi böylece ortaya çıkmış oluyor.
İngiltere-Fransa Savaşı başlayınca da savaş giderlerinin finanse edilmesi mecburiyeti ortaya çıkıyor ve bu finansmanın sağlanması amacıyla 1694 yılında İngiltere ne yapıyor?
Merkez Bankası'nı kuruyor ve kağıt para kullanımı yaygınlaşıyor.
Gold Schmittler de piyasada böyle çek ile ödeme yapma alışkanlığını sağlıyor ve modern bankacılığın temelleri atılıyor.
Sonra diğer ülkelerde de işte merkez bankaları kuruluyor.
Bugün en iyi bildiğimiz Amerikan dövizi arkadaşlar.
Nedenini zaten dolar nasıl icat edildi bölümünde anlatmıştım uzun uzun dinleyebilirsiniz.
Bu arada Amerikan dövizi dünyada en çok sahtesi basılmaya teşebbüs edilen para olabilir.
Ama dolarda öyle işte sıradan uyduruk kağıtlar kullanılmıyor.
Kaliteli doğal lif kullanılıyor.
Pamuk ve keten lif. Ağaç hamurundan böyle sıradan kağıt kullanılmıyor.
O yüzden sahtesini yapmak çok zor.
Güvenliği çok sıkı tutuluyor.
Bu yüzden de güvenilir arkadaşlar.
Yani her bir banknotu oluşturan liflere kadar güvenliği korunuyor.
Paranın ipinin içinde bile yazı var.
Yani her şey özel. Kabartması, portresi, seri numarası hepsi özel bir teknikle basılıyor.
O yüzden taklidi de en zor para.
Para aslında insanlığın hikayesini anlatan bir şey.
Türümüzü birleştirdi evet ama ayırdı da.
Para bizi özgürleştirdi evet ama bazılarının her şeyi böyle satılacak, ticareti yapılacak bir şeye dönüştürme isteğini de tetikledi.
Ve ne oldu? Kölelik değil mi?
Köleliğe yol açtı. Geldik 18.
yüzyılın sonlarına dünyanın en karlı nakliye işi Afrika köle ticareti ne yazık ki köle ihracatı.
Buna üç köşeli ticaret deniyor arkadaşlar.
Yani Avrupa, Afrika, Amerika kıtaları üçgeninde gerçekleşen devasa ticaret ağına üç köşeli ticaret ağı diyoruz.
15. yüzyılla 19.
yüzyıl arasındaki o 400 yılda En az 15 milyon kişi köle tüccarlarının ağına düşmüş ve transatlantik köle ticareti yani üç köşeli ticaret gemileri Avrupa'dan
Afrika'ya oradan da yeni dünyaya yolculuk yapan kölelerle dolu.
Ve bu köle ticareti 1794'te Portekiz menşeili bir köle gemisinin Güney Afrika sularında batmasıyla aslında daha da açığa çıkıyor diyebilirim.
Çünkü burada 212 köle karaya vuruyor mallarla beraber o gemideki mallarla beraber karaya vuruyorlar.
Daha da aydınlığa kavuşuyor bu köle ticareti.
Bu arada bu ilk batan gemi değil daha önce bir sürü gemi batmış ve bu batan gemide görülüyor ki kölelerin 3'te 2'si erkek ve köleler 4 asır boyunca bir yatırım aracı olarak kullanılmış.
New York ticarethaneleri kölelerle desteklenen malların ticaretini yaptı senelerce ve kölelik sayesinde Amerika hatta Amerika kıtasındaki şehir merkezlerinin çoğu kuruldu ve bu zalim
ticaretten günümüze kalan mirasta Afrika'yı.
İşte hala düzelmedi. Fakirlik, savaşlar, az gelişmişlik.
Ve bu köle ticaretinin yapılmasında aslında alt metninde şu da var.
İşte zengin insanlar parayla bir köle satın alarak, Afrika'dan getirerek bir köle satın alarak kendilerine boş zaman yaratıyorlar.
Yani onlara iş yaptırıp kendilerine boş zaman yaratıyorlar.
Böylece başka şeylerle ilgilenebiliyorlar.
Ve bu arada bu üç köşeli ticaret falan dedim ya.
Bugünkü ticaret de aslında hani günümüzde yaptığımız alışverişin çoğu deniz yoluyla taşınıyor.
Dünyanın en yoğun 3 seyf limanı Şangay, Singapur ve Shenzhen.
Yaklaşık 100 milyon konteyner bu 3 noktadan geçiyor arkadaşlar sürekli.
Şangay ve Shenzhen demişken Çin'den bahsedelim o zaman.
Ticaret deyince, para deyince anmadan geçmeyelim.
Şöyle ki Çin ile İngiltere arasında 19.
yüzyılın ortalarında gerçekleşen bir savaş var.
Birinci Afyon Savaşı.
Bu olay nereden çıkıyor biliyor musunuz?
İngilizlerin çay tutkusundan.
İngilizler için Çin'den yüklü miktarda çay getirilmesi gerekiyor ve Çinliler sadece gümüşle ödeme kabul ediyorlar.
Bu da İngilizler için büyük bir sorun.
Çünkü bulabildikleri bütün gümüşü çay alabilmek için Çinlilere veriyorlar.
Ben de bir çay kolik olarak anlayabiliyorum bu tutkuyu.
Sonra İngiltere afyon karşılığında Çin'den çay almaya karar veriyor.
Tabii bu afyonu da yasa dışı yollarla sokuyorlar Çin'e.
Bir de para yerine afyonla ödeme yapıyorlar.
Düşünsenize parayı tarz...
Karla da ağaçta falan yetiştirdiğinizi düşünün.
İstedikleri kadar para yani afyon yani döviz üretebiliyorlar.
Sonuçta küçük Çinliler birer afyon bağımlısı olup keş oluyorlar arkadaşlar İngilizlerin yüzünden.
İngiltere Hindistan'da ürettiği zehri Çin'e satıp karşılığında çay alıyor, porselen alıyor, ipek alıyor.
İşte Çin de buna karşı çıkmak adına afyonu yasaklıyor ve birinci afyon savaşları patlıyor.
1839-1842 arası İngiltere kazanıyor.
Tabii ki Nanking Antlaşması imzalanıyor ve Çin, Hong Kong ve...
En önemli limanı Şangay limanı da dahil bunları İngiltere'ye bırakıyor.
İşte o üç köşeli ticaret olmasa aslında Hong Kong hiç olmayabilirdi.
Sömürge düzeni dünyanın en büyük pazarını ele geçiriyor arkadaşlar.
Yine bir sömürge düzeni var.
Çinliler bu süreç için onursuzluk yüzyılı derler ve Çin'in Avrupa'nın ortak sömürgesi haline gelişini bu şekilde adlandırıyorlar.
Bakın çok minnoşça takaslardan nerelere geldik sömürü düzenlerine kölelere geldik afyon satıyorlar neler neler oldu.
Oluyor tarihte. Hepsinin altyapısında ne var?
İşte bu ticarete geçişimizde mi?
Para var. Para hırsı, açgözlülük.
Türkiye'ye bakacak olursak Türkiye'de banknot basımının tarihi Osmanlı dönemine dayanıyor.
Para olarak nitelendirebilecek ilk kağıt paralarda Sultan Abdülmecit döneminde 1840'da tedavüle giriyor.
Sonra 19. yüzyıl savaşlar, isyanlar, yeniçeri ocağı falan kalktı derken Osmanlı bayağı böyle bir hazinede kayıp veriyor.
Paralar suyunu çekiyor.
Ve 1839'da Tanzimat Fermanı yayınlanınca Maliye'de de yenilik yapmak durumunda kalıyorlar.
Sultan Abdülmecit döneminde basılan ilk kağıt paralar görülüyor.
Adı da Kayme.
Kayme diyoruz da K-İ-M'ymiş aslında bu.
Hani eski Türk filmlerinden kaç Kayme falan diyorlar ya oradan aklımızda kaldı bence.
K-İ-M'ymiş normali.
Ve bu paralar matbaadan çıkmamış el yazısıyla yazılmış böyle mühürlü paralar senet gibi.
Sonra piyasadan toplatılıyor çünkü çok fazla sahtesi yapılmış.
1842 sonrası matbaada basılıyor.
Üzerine seri numarası ekleniyor ve sadece İstanbul'da kullanılıyor.
Taşra'da kullanılmıyor sahtelere yapıldığı için.
Ama yine de sahtesinin önüne geçemedikleri için tamamen tedavülden kaldırılıyor.
Çok uzatmıyorum bu kısmı.
Zaten çok güzel böyle detaylı bir podcast gelecek.
Paralarla ilgili paraların üzerindeki isimlerle ilgili size detaylı bir bölüm yapacağım.
Cumhuriyetin ilanından sonra da Merkez Bankası kuruluyor 1930'larda.
İşte günümüzde paranın...
geldiği noktalar geçmişte bence tahayyül bile edilemezdi kripto paralar düşünsenize yani ilkel insanlar bunu hayal bile edemezdi podcastını yapmıştım bu arada dinlerseniz paranın gerçekten haz veren bir
tarafı var biz insanlar için insanlar neden böyle 100 lirası varken 200 lira ister hiç düşündünüz mü yani sadece açgözlü olduğumuz için mi Hayır bu insani bir içgüdü.
Parayla ticaret yapıp çalıştığımız zaman beynimizin ödüllendirme sistemi var ya o kısmını uyarıyormuşuz.
Hatta uyuşturucu madde etkisinde olan insanların beyin taramalarına bakıyorlar ve para kazanmak üzere olan insanlarla kıyaslıyorlar.
Ve ne çıkıyor Merve?
Taramalar neredeyse aynı.
Yani para kaybettiğiniz zaman da beynin korku merkezi uyarılıyormuş.
Paranın üstümüzde gördüğünüz gibi çok içgüdüsel bir etkisi var.
Bu iyi değil belki sadece sahip olma ve tüketme ihtiyacıyla güdülendiğimiz bir dünya yaratmak iyi değil.
Ama geldiğimiz noktada bu açıkçası.
Para gördüğünüz üzere zamanla araç olma özelliğinden çıktı ve maalesef amaç haline geldi bazıları için.
Ve son olarak para iyi bir uşak kötü bir efendidir arkadaşlar.
Bu podcast'ın kapanışını Haluk Bilginer'in o muhteşem sesiyle çok etkilendiğim bir şiir var, onunla yapacağım.
Dijital çözümleriyle herkesin hayatını kolaylaştıran...
QNB Finans Bank'ın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten sizler de QNB Mobil'in açık bankacılık hizmetlerinden hemen yararlanmaya başlayabilirsiniz.
Bu çarşamba yeni bölümümle tekrar karşınızda olacağım.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için de adresim aşağıda olacak.
Tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay. Vaktiyle biri mi söylemişti yoksa bir yerlerde mi konuştum?
Hatırlayamadım şimdi. Şiirdi belki de.
Parayla diyordu şair. Her şeye sahip olunacağı söylenir ama olunamaz diyordu.
Yiyecek satın alabilirsin ama iştah alamazsın.
İlaç alırsın ama sağlık alamazsın.
Bilgi alırsın ama bilgelik alamazsın.
Gösteriş alırsın ama güzellik alamazsın.
Eğlence alırsın ama neşe alamazsın.
Tanıdık alırsın ama dost alamazsın.
Hizmetçi alırsın ama sadakat alamazsın.
Boş vakit alırsın ama huzur alamazsın.
Parayla her şeyin kabuğunu alır...
...hiçbir şeyin çekirdeğini alamazsın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
