
getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. kredi faiz oranı düşüktür. aidatsız kredi kartı sunar. para transferinden ücret almaz.
sen de getirfinanslı ol! TIKLAYIN
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "getirfinans" hakkında reklam içerir
Transkript
Getir Finans, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Arkadaşlar, size daha önce çekeceğime söz vermiş olduğum bir bölüm vardı.
Hatta Antik Dünya'da Para Kazanma Sırları bölümünde bahsetmiştim.
Barnum'un para kazanma sanatının altın kuralları.
Bugün bunu konuşacağız arkadaşlar.
P.T. Barnum, Amerikalı bir iş insanı.
Şovmen ve politikacı 60 yaşındayken bir sirk işi yapmaya başlıyor ve şöhretini de buna borçlu.
Aranızda halkla ilişkiler okuyanlar varsa kendisini iyi bilir.
Çünkü aynı zamanda bir pazarlama dehasıdır arkadaşlar.
1890'lı yıllarda düzenlemiş olduğu sirklerle meşhur oluyor.
Ama bu sandığınız gibi bir sirk değil, freak show bence.
Yani Barnum hem tüm zamanların en iyi şovmenlerinden biri olarak kabul ediliyor.
İşte sirkleri var, harikalar müzeleri var.
Ne kadar harika tartışılır.
Yani bugün yapsalar insan hakları mahkemesine yargılanır bence.
Ve bugün bile hala arkadaşlar işte fikirleri pazarlamacılar tarafından incelenen bir tanıtım dehası.
Dolayısıyla yazmış olduğu bir kitap da çok tutuyor.
Adam çünkü pazarlama dehası.
E kitabının tutması da normal.
Kitap da böyle zengin olmak için çok ayrıntılı.
bir fikir işte finansal bilgiler teknik analizler falan yok onu söyleyeyim ama bugün yeteneklerini ve şansını en iyi şekilde kullanmak isteyenler için önemli kendi deneyimlerini sunuyor.
Bir de bu kitap vakti zamanında dünyanın en çok satanlarına girmiş.
Finansla ilgili o yüzden ilgimi celbetti.
Elbette günümüzde çok çok daha iyileri var.
Ben size bugünle mukayese ederek anlatmaya çalışacağım ama önce şöyle kısaca hayatını anlatmak istiyorum size.
1810'da Amerika'da doğuyor.
İşte 5 çocuğun en büyüğü.
Babası bir otel işletiyor, bir dükkan işletiyor.
12 yaşındayken iş hayatına atılıyor.
İlk başta piyango bileti satıyor.
İyi de para kazanıyor buradan.
15 yaşında babasını kaybettikten sonra artık böyle iyice çalışma hayatına girmek.
sorunda kalıyor. Gazete işine giriyor.
1834'de New York'a taşınıyor ve show dünyasında kendisine bir yer buluyor.
Çok popüler bir gösteri hazırlıyor.
Ama bu gösteride esas ilgi çeken şey George Washington'ın bebekken dadısı olan ve 160 yaşında olduğunu söylediği siyahi bir köle arkadaşlar.
Ne? 160 mı?
Değil arkadaşlar. Tabii ki 80 yaşında kadın ama Barnum dikkat çekmek için böyle bir şey atıyor ortaya.
Sonra işte bir müze satın alıyor.
Bu müzede böyle çok enteresan şeyler sergiliyor.
Milyonları eğlendirmeye başarıyor.
Sonra o müze yanıyor tekrar müze açıyor o da yanıyor falan derken 60 yaşında sirk işi yapmaya başlıyor.
Merve bir sirkten nasıl bu kadar para kazanmış diyorsanız bu sirk 5 dönüm büyüklüğünde ve bütün Amerika'yı dolaşıyor arkadaşlar.
Dünyadaki en iyi şov kabul edilmiştir o zamanlar için.
E tabi korkunçta bir para kazanıyor buradan.
Sonra siyasete giriyor işte iki dönem hizmet ediyor belediye başkanlığı falan yapıyor.
Böyle yani otobiyografisinde telifsiz bir şekilde yayınlıyor.
Bu da aslında bir pazarlama tekniği.
Ve 19. yüzyılın sonunda basılı kitaplarda İncil'den hemen sonra onun ikinci sırada geldiği söyleniyor.
Kısaca böyle. Şimdi arkadaşlar ufaktan başlayalım bakalım bize ne gibi tavsiyelerde bulunmuş.
Diyor ki arkadaşlar hayatta başarının temeli sağlıktır.
Servetin de mutluluğun da kaynağı budur diyor.
Yani bir insan hastayken doğru düzgün bir servet biriktiremez diyor arkadaşlar.
Bu sözünü duyunca aklıma Vehbi Koç'un şu sözü geldi.
Hani diyor ya. Evin varsa bir sıfır koymalısın varlıklarhanene.
İşin varsa bir sıfır daha koymalısın.
İşsenizse üç sıfır daha koymalısın.
İşin iyi gidiyorsa üç sıfır daha.
Araban varsa bir sıfır.
Yazlığın varsa bir sıfır daha.
Daha sıralanabilir sıfırlarhanese.
Ancak sağlığın varsa...
Bir koyarsın bunların başına işte o zaman bütün sıfırlar anlamlı bir değere ulaşır diyor.
Yoksa sonuç sıfırdır diyor.
Uğraşmayın boş yere. Yani Barnum'un da dediği gibi hayatta başarının temeli sağlıktır.
Bence de doğru arkadaşlar. Yani bu çok sık göz ardı ettiğimiz bir konu değil mi?
Bazen o kadar çok paraya, para kazanmaya odaklanıyoruz ki sağlığımızı unutuyoruz.
Hatta insanlar önce çok para kazanmak için kendini yırtıyor, paralıyor.
Sonra da o kazandığı paraları giden sağlığı için harcıyor.
Hatta bahsetmiştim. Bir arkadaşım bir ara hırs yapmıştı.
Gece gündüz çalıştı. İyi de para biriktirdi.
Sonra o kazandığı parayı fizik tedavisi için harcadı.
Hani gülmüştüm bunu anlatırken yine güleceğim.
Allah'ım yarabbim ya.
Başıma gelmesin. Bana da aynısı oldu aslında.
Ben niye venöz yetmezliği yaşıyorum değil mi?
Otur otur çalış çalış çalış yani.
Ne oldu? Venöz yetmezlik oldu.
Şimdi onun için koşturuyorum.
Bakın aynı şey. Güldüm başıma geldi.
Yani ne anladın?
Yurda gül demek istiyorum burada.
Arkadaşım bu bölümü dinlemez umarım.
Neyse şimdi o zaman para kazanma sanatının altın kurallarından ilki sağlık ve servet ilişkisi ki bence de çok doğru.
Başarılı olmak için önce sağlığımızın yerinde olması gerekiyor.
Zenginlik peşinde koşmak fiziksel ve zihinsel bir haz gerektiriyor çünkü.
Bu arada arkadaşlar Barnum sigara ve alkol içinde şöyle söylüyor.
Para kazanmak parlak bir beyin gerektirir diyor.
Bir insanın iki kere ikinin dört ettiğini görmesi gerekir.
Tüm planlarını düşünüp taşınarak öngörüyle yapması, iş dünyasının bütün ayrıntılarını ve girdi çıktılarını yakından incelemesi gerekir.
Eğer beyni bulanıksa ve muhakemesi alkollü içkilerle saptırılmışsa işini başarıyla yürütmesi imkansızdır.
Bir adam arkadaşıyla bir sohbet kadehi yudumlarken Kim bilir ne fırsatlar kaçtı ve asla geri gelmedi diyor.
Alkolün ilk başta böyle insanı işte her şeye gücü yeten biri gibi hissettirdiğini böyle baştan çıkardığını ama sonra o kişinin bütün hayat enerjisini çekip aldığını söylüyor ki bence bu konuda
da haklı. Her şey dozunda güzel ya hani şifa olsun diye içtiğimiz ilaçlar bile fazla içince zehirliyor.
Dünya anca ünlü isimler var değil mi?
Kariyerlerinin, zenginliklerinin zirvesindeyken işte alkol yüzünden ya da başka şeyler yüzünden hayatları karardı.
Amy Winehouse, Mel Gibson, Led Zeppelin, Jack Kerouac, Hemingway, Britney Spears, Sting, Elton John.
Bunlar ilk aklıma gelenler.
Tabi bazıları kendini kurtardı.
Bu arada Barnum da bunları deneyimlemiş ve deneyimlediği bir yerden bunları söylüyor.
Hatta diyor ki tecrübelerime dayanarak konuşuyorum.
Bir kavak yaprağı gibi titreyene.
Kanım başıma hücum edene ve kalp hastası olduğumu düşünmüş olduğum bir kalp çarpıntısı geçireceğim zamana kadar sigara içtim.
Neredeyse korkudan ölecektim.
Sadece sağlığıma zarar vermekte kalmıyor.
Büyük miktarda para harcıyor.
Aynı zamanda çok kötü örnek oluyordum diyor.
Sonra bırakıyor tabii. Yani ilk madde sağlığımızı korumak arkadaşlar.
Biliyorum çok basit bir tavsiye gibi görünüyor ama şöyle bir düşününce sağlık olmadan yani milyonlarınız olsa bir faydası yok değil mi?
Sağlıklı bir köylü olmak hasta bir imparator olmaktan çok daha iyidir.
Bu dün de geçerliydi bugün de geçerli bir tavsiye bence.
Devam edelim. Şimdi arkadaşlar para kazanmak ne kadar kolay olursa olsun o parayı elde tutamadıktan sonra aslında hiçbir önemi yok.
Mesela 20 bin kazanıp 26 bin harcıyorsak neyin zenginliği değil mi?
E ne yapalım tasarruf mu yapalım?
Şimdi Barnum bu noktada şöyle diyor.
Tasarrufun yalnızca peynir kırıntılarından.
Mumuçlarından kesinti yapmaktan ya da çamaşırcı faturasından indirim yapmaktan ibaret olduğunu zannedenler var.
Oysa ekonomi cimrilik değildir.
Sorun şu ki bu tür insanlar tutumluluklarını yalnızca bir alanda uyguluyorlar.
2 kuruş harcamaları gereken yerde yarım kuruş tasarruf ederek kendilerini son derece tutumlu zannediyorlar.
Bu nedenle başka alanlarda israf etmeyi göze alabileceklerini düşünüyorlar.
Tıpkı musluktan tasarruf edip fıçıdan israf etmeye benzer.
Yani küçük paralara takılıp büyüğü kaçırmak gibi arkadaşlar.
Bu şekilde bir ekonomi anlayışı olup başarılı olabilen tek bir insan bile tanımadım diyor.
Ve diyor ki gerçek tasarruf her zaman gelirin gideri aşmasını sağlamaktan ibarettir.
Bakın gelirin gideri aşmasını sağlayın diyor.
Kazandığınızdan daha az harcayın diyor arkadaşlar.
Bu finansal istikrarın temel ilkelerinden biri zaten.
Şimdi bunu günümüze uyarlayacak olursak ne yapabiliriz?
Gereksiz tüketimi azaltmakla başlayabiliriz.
Yani akıllı olmayan harcamaları kısmaktan bahsediyorum.
Eğitim ve sağlık gibi masraflar dışında olan harcamalarımıza dikkat çekiyor burada.
Akıllı tasarruf dediği sadece kısmak değil.
Önceliklendirmekle alakalı.
Mesela. İhtiyaçlar ve lüksler olarak ele alacaksak bunu.
İhtiyaçlar nedir? Gıda, kira, fatura, sağlık, ulaşım gibi zorunlu giderlerimiz değil mi?
Lüksler ne arkadaşlar? Dışarıda yiyip içme, çılgınca kıyafet alma, yılda 30 kere tatile gitme, kozmetik alışverişi, durmadan online alışverişler falan filan.
Ya da bir rujun aynı renginin 30 tonunu birden almaya çalışmak.
Onlar anladı beni şu an.
Sonbaharda yere düşen yaprak rengi der susarım.
Anlayanlar instagramda gönderi postunun altına bekliyorum.
Sizler gerçek bordo berelisiniz.
Bu arada Barnum'cum yani Türkiye'de yaşayanlar için zaten lüks diye bir şey kalmadı.
İnsanlar kirasını zor ödüyor.
Hani Victor Hugo gelsin de sefilleri yiyorsun demek istiyorum.
Bunları anlatırken bile utanıyorum arkadaşlar.
Tasarruf edin demeye utanıyorum inanın.
Yani yapabilecekler varsa aranızda, imkanı olanlar varsa belki onlara bir faydam dokunursa ne âlâ.
Devam edelim. Ne yapabiliriz?
Bir kalem alın, bir kağıt alın, yazın arkadaşlar.
Her gün yapmış olduğunuz harcamaları, ihtiyaçlar, lüksler olarak tek tek yazın.
Ben yazmak istemiyorum. Göreceğim şeyden çok korkuyorum.
Barnum diyor ki yani bu şekilde göreceksiniz ki çoğunuzun aslında lüksleri ihtiyaçlarını geçmiş.
Ben mesela canım sıkkınsa kendimi alışverişe vurmak istiyorum.
Bunu fark ettim ve çoğu kadının bunu yaptığına eminim.
Ama ben ne yapıyorum? AVM'ye gidiyorum ve hiçbir şey almadan geri gelmeyi başarıyorum.
Artık bir çöp bile almadan geliyorum arkadaşlar.
Çünkü buna ihtiyacım yok demeyi öğretmişim kendime.
Biraz olsun bunu başarıyorum.
Bence moraliniz bozukken hem telefondan uzak durun online alın.
Hem de AVM'lerden uzak durun.
Gidin gram alın arkadaşlar.
Çeyrek altın alın altın alın.
Çünkü ben bakıyorum mesela o parayı harcayacağım tamam.
Az sonra para gidecek yani belli.
Saçma sapan bir şey alacağım belli.
Koşarak kuyumcuya gidiyorum.
Böylece harcayacağım parayı harcayamamış oluyorum.
Saçma sapan bir şey harcayamamış oluyorum.
Merve tavsiyesi lol.
YT'de değildir. Bir de online'dan böyle bir şey alacağınız zaman sepetinizi atın arkadaşlar.
Bir iki gün bir bekleyin.
Bir iki gün sonra hala istiyorsanız alırsınız.
Şöyle bir durun bir soluklanın.
Bu da iyi bir taktik işe yarıyor.
Yani kısaca arkadaşlar mesele sadece para kazanmak değil gördüğünüz gibi.
O parayı doğru zamanda doğru yerde değerlendirebilmek de önemli.
Hatta... Tam da bu mantıkla tanıştığım bir şeyi size anlatmak istiyorum.
Getir Finans arkadaşlar. Getir Finans Türkiye'de servis bankacılığının ilk ve tek örneği bankacılık hizmetlerini Fiba Banka altyapısıyla veriyor.
Peki ne gibi avantajları var?
Düşük faiz oranlarıyla ihtiyaç kredisi kullanabiliyorsunuz.
Üstelik tahsis ücreti ödemeden hem de çok hızlı bir şekilde.
GetirFinance'da olduğunuzda hesabınız otomatik günlük vadeli hesap olarak açılıyor ve iyi faizde günlük kazanıyorsunuz.
Para transferlerinizden EFT, FEST, havale ücreti, günün hangi saati olursa olsun herhangi bir ücret ödemiyorsunuz.
Aidatsız kredi kartı imkanı sunuyor.
GetirFinance kartınızda yapacağınız ödemelerden getir para kazanıyorsunuz ve kazandığınız getir parayı getir siparişlerinde kullanabiliyorsunuz.
Ayrıca Parana iyi bak platformu sayesinde bankacılık işlemlerini herkes için çok kolay ve anlaşılabilir bir hale getirmeyi amaçlamışlar.
Finansal okur yazarlığını arttırmak isteyenler için gerçekten harika bilgiler var.
Üstelik çok sade ve anlaşılabilir bir dilde.
Kısaca getir finansla.
Kazancımızı sadece ekranda görüntülemiyoruz onu yönetip değer katıyoruz.
O zaman sizleri getir finansla hemen tanışıp her gün kazanmaya başlamak için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Şimdi arkadaşlar Dr.
Franklin demiş ki bizi mahveden kendi gözlerimiz değil başkalarının gözleridir.
Kendim dışında tüm dünya kör olsaydı güzel giysiler ya da mobilyalar umurumda bile olmazdı diyor.
Yani bu söylenen aslında bugün için de geçerli bence arkadaşlar.
Sırf başkalarına daha iyi gözükmek için ya da sosyal medyada böyle bir ilizyon yaratabilmek için kredi çekenler var ya.
O yüzden bu sosyal karşılaştırmalardan kaçınmak lazım ne kadar kaçabiliyorsak.
Sosyal medyada gördüğümüz hayatlara özenip kendimizi böyle bilinç dışında yetersiz hissetmeyelim.
Ben niye böyle gezemiyorum?
Niye benim işte öyle çantam yok?
Neden böyle işte görünemiyorum deyip ihtiyacımız olmayan şeyleri almaya ya da işte mış gibi yaşamaya yapmaya çalıştıkça bence daha da dibe batıyoruz.
Bu kıyas, bu rekabet bu sosyal medyadan sonra bence daha da arttı.
Gösteriş tüketimi diye bir şey var artık arkadaşlar.
Bakın tüketim değil gösteriş tüketimi.
İnsanlar artık bir ürünü ihtiyacı olduğu için değil statü göstergesi olarak alıyor.
Sırf sosyal medyada daha böyle wow görünebilmek için.
Modern toplum sahte ihtiyaçlar üretiyor.
Ve aslında hiç de ihtiyacımız olan şeyleri bize bir eksiklikmiş gibi sunuyor.
Böyle hissettiriyor. Mimetik arzumuzun esiri oluyoruz arkadaşlar.
Bir şeyi kendimiz istediğimiz için değil başkasının istediğini gördüğümüz için alıyoruz.
Başkasına özendiğimiz için aldığımız o kadar çok şey var ki ki bu sosyal medyayla arttı.
Neden herkes birbirinin kopyasına dönüştü zannediyorsunuz?
Mesela normalde hiç aklınızda olmayan bir çanta modelini ya da ne bileyim bir makyaj malzemesini bir influencer da görünce.
Çok güzel ya ben de alayım diyorsunuz.
Ama aslında o çantayı kendiliğinden istemedin ki.
Onun istediğini, onun beğendiğini, onun arzuladığını ve aldığını gördün.
Sen de istemeye başladın.
Vimetic arzu işte ya da çok popüler olan bir mekanda eşin dostun story atıyor diye çok da ünlü bir tatlısı var diyelim o mekanın.
Koşarak oraya gidiyorsun. O mekandan fotoğraf atıyorsun, story atıyorsun.
O tatlıyı da yiyorsun ki lezzeti hiç umurunda bile değil.
Sadece o anı yaşamak ve o...
Göstermek için aslında onu tüketiyorsun.
Anlatabildim mi? Yani oraya gitme arzun oraya giden diğer insanları taklit etmenden mi kaynaklanıyor?
Bunu bir sor kendine.
Hani arzularımda özgür müyüm yoksa ben başkalarının seçimlerine mi bağlayayım?
Bunu gözden kaçırıyoruz. Farkında değiliz.
Ve bu beni başkalarının seçimlerine bağımlı bir hale mi getiriyor diye.
Kendimize bir soralım arkadaşlar. Guy Debord'un gösteri toplumu dediği o şeyi bu çağda bence iliklerimize kadar yaşıyoruz.
Sanırım artık böyle bir şeyin nasıl hissettirdiğinden çok nasıl göründüğü önemli çoğumuz için.
tatile bile böyle sırf story atmak için giden insanlar var.
Bakın Barnum bundan neredeyse bir asır önce ne demiş?
Kendilerine aristokrat diyen bir avuç insanın sahte bir mükemmellik standardı oluşturmasına izin veriyoruz ve bu standarda ulaşmaya çalışırken sürekli fakirleşiyoruz.
Dış görünüş uğruna bütün kazandıklarımızı harcıyoruz diyor.
Bunlar bence bugün de pek değişmedi arkadaşlar.
Hatta katlanarak arttı diye düşünüyorum.
Bir de şöyle bir şey demiş ki bu söylediklerini ben Didero'nun kırmızı sabahlık hikayesine çok benzettim.
Diyor ki zengin bir adam tanıyordum ve ilk zengin olmaya başladığında karısının yeni ve şık bir kanepe alacağını söylüyordu.
Bu kanepe bana 30 bin dolara mal oldu dedi.
Çünkü o kanepe geldiğinde ona uygun sandalyeler alıyorlar, ona uygun halı, ona uygun mobilyalar derken sonunda o evin, o kanepeye, o mobilyalara Çok eski kaldığını düşünüp yepyeni bir ev inşa
ediyorlar. Dolayısıyla bir kanepe bu adama 30 bin dolara mal oluyor.
Bu direkt Fransız filozof Diderot'un kırmızı sabahlık olayına benziyor arkadaşlar.
O da şöyle tüketimin zincirleme etkisine bence çok iyi bir örnek.
Diderot 18. yüzyılda böyle kendince gayet sade mütevazı bir hayat sürerken bir gün kendisine çok şık kırmızı bir sabahlık alıyor arkadaşlar.
Ve bu sabahlık o kadar güzel ki Diderot kendi eşyalarının bu sabahlığın yanında çok sıradan kaldığını düşünmeye başlıyor.
Önce sandalyelerini değiştiriyor sonra halısını değiştiriyor ondan sonra masasını derken evindeki birçok eşyaya yeniliyor ve maddi bir zorluğa düşüyor.
Kırmızı bir sabahlık yüzünden ya adam bu hallere düşüyor.
Ve buna biz Didero etkisi diyoruz.
Kendi içinde bir nesnenin diğerlerini değersiz hissettirmesiyle başlayan bir tüketim dalgası gibi düşünebilirsiniz.
Devam edelim. Barnum'un dediklerini günümüz perspektifiyle değerlendirmeye çalışıyorum arkadaşlar.
Diyor ki meslek seçiminiz konusunda Hata yapmamaya çalışın ki bence çok haklı bu yine günümüz için geçerli.
Diyor ki hepimiz şüphesiz makul bir amaç içinde olduk.
Tıpkı yüzlerimiz gibi beyinlerimiz de çeşit çeşit.
Kimileri tamirci olmak için doğmuştur, kimileri ise makinelerden son derece nefret eder.
Bir insan doğa tarafından kendisine verilen ve özel yeteneğine en uygun olan iş ile uğraşmazsa başarıya asla ulaşamaz diyor.
Bu konu hakkında bir bölümüm var arkadaşlar.
Yaşam görevimi nasıl bulurum bölümü.
O bölümü de mutlaka dinleyin eğer bu konuda bir problem yaşıyorsanız.
Özellikle de doğru meslek seçimi konusunda endişeleri olanlar dinlesin.
Barnum bu konuda ebeveynlere de çok büyük bir iş düştüğünü söylüyor.
Hani çocuğunuzun yeteneğini, onun doğal eğilimlerini, ilgisini keşfedin ve o alana yönlendirmeye çalışın diyor.
Ve diyor ki eğer babam benim gibi bir adamı alıp Mesela saatçi falan yapmaya kalksaydı ben 5 ya da 7 yıl gibi falan bir sürede o çıraklık dönemini atlatıp belki anca o işi öğrenirdim.
Çünkü çok mekanik bir iş diyor.
Hani gram ilgisini celp etmeyen bir şey.
Mekanik şeyler. E hadi babasını dinledi diyelim çocukken.
Onun istediği mesleği yapmaya devam etti.
Para da kazanıyor diyelim.
Sonra ne olacak arkadaşlar?
Hayatı boyunca o işi yaparken içsel bir rahatsızlık hissedecek değil mi?
Ve o işi bırakıp zamanını boşa harcayabilmek için saatleri kovalayacak, bahaneler arayacak.
Yani arkadaşlar bir insan doğası gereği kendisi için öngörülen ve kendine özgü zekasına en uygun olan mesleği tercih etmedikçe Başarılı olamaz.
Bu da tabii kendimizi yine iyi tanımaktan geçiyor.
Kendi yeteneğimize ve doğamıza uygun olan meslek seçimi bunu severek yapacağımız için o mesleği severek yapacağımız için ne olacak?
Çalışırken yorulmayacağız arkadaşlar ve o iş bize hani iş gibi değil de hayatımızın bir parçası gibi görünecek.
O yüzden bize para getirme olasılığı daha da yükselecek.
Daha fazla para kazanma olasılığımız yükselecek ve tabii ki başarılı olma şansımız da artacak.
Barnum birçok insanın gücünü farklı alanlara yönlendirdiğini söylüyor.
Ama aslında tek bir göreve odaklanmanın bize başarı getireceğini söylüyor.
Ve bence bu konuda yine haklı.
Yani Leonardo da Vinci değiliz ki 30 parçaya bölünüp 30 alanda da başarılı olalım değil mi?
Ha ben hazer fanim arkadaş ben yaparım diyorsanız ne mutlu size.
Şimdi bunu da bir bölümde konuşmuştuk hangi bölüm hatırlamıyorum.
Tek bir alan içinde bunu yapıyorsanız bu bölünmeyi yani yine başarılı olma şansınız yüksek.
Atıyorum ressamsınız diyelim.
Ekstra bir sanat dalıyla daha uğraşıyorsunuz.
İşte seramik, heykel gibi alanlara buralara da kayabiliyorsunuz.
Çünkü çok uzak değil arkadaşlar. Aynı alanın içinde gidip geliyorsunuz.
Hatta aklıma şu an Michael Jordan geldi.
Kanalımda onun da bölümü var.
Bir ara hatırlıyorsanız basketbolu bıraktı ve beyzbola başlamıştı.
Aslında depresyon dolayısıyla bunu yapmıştı ama orada da baya bir yükseliş gösterdi.
Yani Barnum'un dediği...
Ve şu arkadaşlar kısaca bir koltukta bir sürü karpuz taşımaya çalışmayın.
Her çiçekten bal almaya çalışmayın.
Çünkü bir alanı bütün ayrıntılarıyla bilmeden başarılı olmak çok ama çok zor.
Bir de Barnum diyor ki arkadaşlar Amerikalılar bir millet olarak fazla yüzeyseller.
Hemen zengin olmaya can atıyorlar ve işlerini gerektiği kadar ciddiye alıp derinlemesine yapmıyorlar.
Fakat... Kendi çizgisinde diğerlerinden daha iyi iş çıkaran biri eğer alışkanlıkları düzgünse ve dürüstlüğü şüphe götürmüyorsa çok sayıda müşteriyi ve doğal olarak ardından gelen
serveti elde etmekte başarısız olamaz diyor.
Buna da yine çok hayatın içinden bir örnek vereyim aklıma gelmişken.
Bundan 3 sene önce falandı.
Böyle ev işlerinde haftada bir gün bana yardım edecek birini arıyordum.
Buldum ama hiç böyle yaptığı iş içime sinmedi.
Böyle çok baştan savma yapıyordu hissediyordum ve görüyordum.
Kadın da arkadaşlar hep böyle işsizlikten şikayet edip duruyordu.
Ve tek geldiği kişi bendim bu arada.
Oradan anla değil mi Merve?
Sonra işte Safiye ablanın günlerinden biri boşaldı.
Bana yer açıldı. Şükürler olsun.
Onunla devam ettim. Onlar bilir Safiye ablayı.
Kanalımda ikimizin bir bölümü var.
Geçim sıkıntısı diye. Dolar 10 TL iken çekmişiz o bölümü düşünün.
Ve Safiye ablanın bir gün bile boş günü yok.
Yıllardır arayan arayana ve hayatımda tanımış olduğum en güvenilir, en dürüst insanlardan biri.
Hani derler ya böyle malımı mülkümü üstüne yaparım.
Öyle güvenilir bir insan. Ve senelerdir bu işi yapıyor.
Ve kendi evini aldı arkadaşlar.
Kadın çalışa çalışa kendini...
Kendi evini aldı. Evinin geçimini de kendisi sağlıyor.
Yani Barnum'un dediği aslında ne kadar doğru.
Kendi çizgisinde diğerlerinden daha iyi iş çıkaran biri eğer düzgünse dürüst bir insansa çok sayıda müşteriyi çeker ve parayı da o çeker diyor.
Alın size hayatımın içinden bir örnek verdim.
Şimdi doğru mesleği bulduk.
Okey çok da dürüst bir insanız ama doğru zamanda doğru yerde değilsek bu da sıkıntı arkadaşlar.
Diyelim ki siz muhteşem bir otel işletmecisisiniz ve bunun için yaratılmışsınız.
Bir otel açmaya karar verdiniz.
O oteli gidip böyle dağın başına bir yer açarsanız ne olur?
Yani kuş uçmaz, kervan geçmez bir yere.
İflas edersiniz muhtemelen.
Mesela Barnum Londra'da bir adama rastlıyor.
Adam çok böyle ilginç şeylerin yer aldığı bir müzeyi işletiyor.
Çok da iyi iş yapıyor ama hiç müşterisi yok.
Barnum diyor ki adama Amerika'ya taşın.
Hatta diyor gel 2 sene benimle çalış.
Adam gerçekten arkadaşlar Amerika'ya taşınıyor.
2 sene sonra da zengin oluyor.
Yani aslında işini iyi yapan bir adam.
Çok yetenekli bir adam ama bulunduğu yer doğru bir yer değil.
Bunu da bir düşünün derim.
Barnum borçtan mümkün olduğunca kaçının diyor arkadaşlar.
Çünkü borç kadar insanı aşağı çeken çok az şey olduğunu söylüyor.
Eğer borçlanacaksanız bir ev, bir arsa yani bir mal için borçlanın diyor.
Ama yediğiniz, içtiğiniz, gezdiğiniz şeyler için sakın borç yapmayın demiş.
Çünkü dünyada alacaklılar kadar iyi bir hafızaya sahip başka bir insan sınıfı yoktur arkadaşlar.
Ve para bazı açılardan ateşe benzer.
Harika bir hizmetkardır ama korkunç bir efendidir.
Aman dikkat. Şimdi parayı kendiniz için çalıştırın diyor.
Yani pasif gelir elde etmekten bahsediyor.
Ya da yatırım yoluyla zamanınızı harcamadan kazanç sağlamaktan bahsetmiş.
Ta o zamanlar bunu söylüyor.
O yüzden bunu nasıl yapabileceğinizi araştırın.
Bu konu üzerine biraz mesai yapın derim.
Hani pasif gelir elde etme konusunda.
Bir başka kural azim.
Mutlak azim çoğu zaman başarılı olanla başarısız arasındaki farktır Barnum'a göre.
Bir fırsat gördüğünde onu böyle bekleyerek kaçırmayın, yakalayın diyor, üstüne gidin diyor.
Ve başarılı olmak için elinizden geleni yapın o fırsatı ele geçirdiğinizde.
Hayatta ne yaparsanız yapın, tüm gücünüzle yapın diyor.
Ve hiçbir şeyi sakın ola ki yarım bırakmayın.
Yani yapabileceğiniz bir işi asla ertelemeyin ve yarım bırakmayın diyor.
Çünkü eski bir atasözünün de dediği gibi her ne yapmaya değerse, İyi yapmaya da değer arkadaşlar.
Baştan savma iş yapmayın.
Çalışanlarınızı işe alırken en iyisini seçmeye özen gösterin diyor.
Ve her ne yapacaksanız bunu kendi sermayenizle yapmaya çalışın diyor.
Bakın bunun altını çizmiş gençler için özellikle.
Çünkü başkasının parasının bir değeri olmaz.
Yani çünkü o parada sizin emeğiniz yok arkadaşlar.
Daha kolay gözden çıkarılabilir ve kaybedilmeye meyilli olan bir para olur o.
Yani başkalarının sermayelerine güvenmeyin.
Özellikle de Miraslardan işte kolay paralardan kaçının diyor.
Kolay paradan kaçının diyor altını çizerim.
Ve ilk sermayenizi yaratırken öğreneceğiniz dersler, özveri, çalışkanlık, azim ve sabır paha biçilemez.
Barnum'un zamanında bile başarılı iş insanları oldukları konuma kendi kendilerine gelmişlerdir arkadaşlar.
Yani bunun altını çiziyor.
Bulunduğunuz konuma kendi sermayenizle, kendi emeğinizle, kendi tırnaklarınızla kazıyarak gelirseniz daha başarılı olacağınızı söylüyor.
Mesela onun dönemindeki iş insanlarını örnek verecek olursak Steven Gerard fakir bir kamerat olarak başladığı hayatına 9 milyon dolarlık bir servette veda etmiş ki o zamanın parasıyla çok iyi bir servet.
A.T. Stewart yoksul bir İrlandalı çocukken ileride vergi beyannamesinde yıllık 1,5 milyon dolarlık.
bir gelir gösteriyor.
John Rockefeller podcastını yaptım.
Fizi de özel bölüm olarak. O da arkadaşlar biliyorsunuz sıfırdan böyle tamamen kendi sermayesiyle bir şeyler yapmıştı.
John Jacob Astor çiftçi bir ailenin çocuğu olarak başlıyor hayatına ve bu dünyadan ayrıldığında 20 milyon dolar bırakıyor arkasında.
Cornelius Vanderbilt Steven Island'dan New York'a bir kayıkla kürek çekerek gidiyor ve iş hayatına atılıyor.
Buharlı bir gemisi oluyor daha sonra ve 50 milyon dolarlık bir servete sahip oluyor.
Yani bunların hiçbiri taşıma suyuyla değirmen döndürmeye çalışmamış, kendi kendilerine bir yerlere gelmeye çalışmış insanlar.
Elbette o günün şartlarıyla bugün bir değil ama yine de kendi sermayeniz, kendi emeğiniz inanın çok kıymetli.
Yani bunu oluşturmaya çalışmamız çok kıymetli.
Çok fazla hayalperest olmamamızı söylüyor.
Sistemli çalışın diyor. Dünya gündemini mutlaka takip edin diyor.
İşinizin reklamını yapın diyor arkadaşlar.
Çünkü çok iyi bir ürününüz olsa da eğer hiç kimse bu üründen haberdar değilse, sizden kimsenin haberi yoksa bunun zaten size hiçbir faydası olmaz diyor.
Her zaman müşterilerinize karşı nezaketli ve sabırlı olun diyor.
Hayırsever olun diyor. İnsanlara işinizle ilgili sırlarınızı çok fazla anlatmayın diyor.
Bu konu hakkında ne düşünüyorsanız açıklamalarınızı, yorumlarınızı bekliyorum.
Instagram gönderi postunun altına.
Ve parayı dürüst yollarla kazanın diyor.
Çünkü namuslu bir kazanç elde etmek bu hayattaki en önemli şeylerden biri imza kaşığı mühür.
Çünkü paranın elinizden kirini çıkarabilirsiniz arkadaşlar.
Bir şekilde onu sabunla temizlersiniz ama haksız kazancın kirini hiçbir sabun, hiçbir su...
Temizleyemez ve bence para kazandıran yol artık hangi yolu seçtiyseniz sizi insan yapan değerleri yanında alıp götürüyorsa ileride çocuklarınıza bırakacağınız o en değerli mirası
dürüst bir yaşam örneğini alıp götürüyorsa eğer bence o paranın hiçbir önemi yok.
Bugün anlatacaklarım bu kadar arkadaşlar Charles Dickens'ın büyük umutlarında dediği gibi gerçek zenginliğin.
parayla satın alınamayan şeyler olduğunu sizlere hatırlatmak isterim.
Zamanımız, sağlığımız, gerçek bir sevgi, gerçek bir aşk, sadakat, dostluk, güven, vicdan, huzuru, güzel anılar, saygı, hayal gücü değil mi?
Bunlar parayla satın alınamayan, dünyanın en güzel, en paha biçilemeyen lüksleri.
Gerçek lüksler bunlar, unutmayın.
Jim Carrey'nin şu harika sözüyle bu bölümü kapatmak istiyorum.
Ne diyordu? Umarım bir gün herkes ünlü ve zengin olur, hayal ettiği şeye kavuşur ve böylece asıl cevabın bu olmadığını anlar.
Asıl cevap az önce söylediğim şeyler arkadaşlar.
Parayla elde edilemeyecek lüksler.
Kendinize iyi bakın. Getir Finans Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Getir Finans hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'da da bekleriz.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
