
Tam 15 yıldır Türkiye'nin Cici Bebeği olan Cicciobello, bu özel yılı miniklere unutulmaz bir hediye sunarak kutluyor!
Giochi Preziosi Türkiye, 15. yıla özel ninni ve masallardan oluşan eşsiz bir seri hazırladı. Hayal gücünü besleyen 15 Cici Masalı hemen şimdi keşfetmek için linke tıklayın: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Giochi Preziosi" hakkında reklam içerir.
Transkript
Jocky Preciosi Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve'niz. Bugün biraz çocukluğumuza gideceğiz arkadaşlar.
Bir çocuğun hayatındaki en vazgeçilmez parçalardan biri olan oyuncakları konuşacağız.
Geçmişten günümüze ve dünya kültürlerinde oyuncağın yerine ve önemine bakacağız.
Oyuncak kültürel bir ürün.
Bu açıdan da çok önemli. Dünyada özellikle de gelişmiş ülkelerde oyuncak müzeleri var arkadaşlar.
Mesela Londra'da iki tane büyük oyuncak müzesi var.
Bunun dışında zaten bu türde birkaç düzine müzeleri var.
Oyuncak Ayı Müzesi'nden tutun, Bebek Müzesi'ne kadar.
Çünkü dediğim gibi oyuncaklar tarihsel, toplumsal, kültürel bir ürün ve insanlar eski çağlardan beri bir takım oyun nesneleri üretiyor.
Peki ama neden?
Yani insanlar neden oyuncaklara gerek duymuşlar tarih boyunca?
Bu soruya müzeci Anthony Burton çok güzel bir cevap vermiş.
Diyor ki, oyuncakların en büyük çekiciliği bize dünyayı minyatür haline...
Arkeologlar çeşitli uygarlıklardaki birçok minyatür nesneyi ortaya çıkardılar.
Bunların oyun nesneleri oldukları kesin değil.
Hatta bunlar özellikle mezarlarda bulunmuşlarsa dünyayı denetleme gücünü onlara sahip olanlara verme amacına yönelik Büyü nesneleri olabilirler diyor müzeci Anthony
Burton. Bu bilgi beni şaşırtı arkadaşlar.
Bütün oyuncakların bu büyüye belirli ölçüde sahip olduğunu söylüyor.
Çünkü oyuncaklar çocukların kendi güçlerini fark etmelerine ve yetişkinin dünyasına uyum sağlamalarına yardımcı olurlar diyor.
Gerçekten oyuncaklar bir çocuk için bence de büyü gibi.
Benim çocukken bir tane bebeğim vardı.
Cinsiyetsiz bir bebek.
Adı Pıtırcık'tı. Çok enteresan yani küçükken bebeğimin cinsiyeti yokmuş.
Bunu seneler sonra fark ettim.
Hani soruyorlar kız mıydı, erkek miydi?
Cinsiyet sesi sadece bir adı var Pıtırcık diye.
Ve kıyafetleri de öyleydi.
Ve senelerce ben onunla uyudum, onunla uyandım, onunla yemek yedim, onunla misafirliğe gittim, onunla ağladım.
Dertlerimi ona anlattım ve sanki böyle beni anlıyormuş gibi geliyordu.
Öyle hissediyordum ve rahatlıyordum.
Hiç hayali arkadaşım olmadı benim ama Pıtırcık'ım vardı ve gerçek arkadaşım gibiydi.
O yüzden oyuncak deyip geçmeyin.
Ama şu an çocuk olsam ve bir oyuncağım olsa...
Muhtemelen Chichabello'm olsun isterdim.
Chichabello zaten et bebek kategorisinde en çok satanlardan biri.
Chichabello çok hastayım fonksiyonlu bir ürün arkadaşlar.
Hasta oluyor, yanakları kızarıyor, stetes kopu var, onunla sırtını dinliyorsunuz, iğnesi var, iğne yapıyorsunuz, ballı sütü, şurubu, vitaminleri var, bunları içiriyorsunuz.
Bu arada elektronik fonksiyonlu bir ürün olmasına rağmen gövdesi yumuşacık, tam sarılmalık bir bebek.
Ve bu sene Coki Preziosi Türkiye'de 15.
yılını kutluyor. Çiçebello markası da 15 senedir Coki Preziosi ile birlikte Türkiye'de arkadaşlar.
Çiçobello, Türkiye'nin cici bebeği o slagonu ile yola çıktı ve kahramanlığının Çiçobello olduğu 15 cici masal ve bir ninni yayınladılar.
Çiçobello, İdil ile birlikte farklı maceralara atılıyor ve bir yandan da çocuklara yepyeni şeyler öğretiyor.
Ayrıca Menkeviç Türkiye destekçisi olarak çocukların hayallerini gerçekleştirmeye yardımcı oluyor.
Bu arada çok hoşuma giden bir detay var.
Çiçobello'nun paketi mavi.
E ne de olsa kız çocukları da maviyi sever.
Az önce dediğim gibi çocuklar oyuncaklarıyla derin bağlar kuruyorlar.
Benim pıtırcıkta kurduğum bağ gibi.
Ve çocuklar oyun yoluyla öğreniyorlar.
O yüzden oyunlar ve oyuncaklar çocukların dünyası için çok önemli.
Cicobello çocukların senaryolar oluşturarak yaratıcı oyunlar oynamalarını teşvik ediyor.
İşte hasta oluyor, bakım ihtiyaçları var.
O yüzden çocuklar bu oyuncakla oynarken güçlü bir bağ kuruyorlar.
Yani Cicobello...
Çocukların duygusal zekalarını geliştirmelerine yardımcı olan bir oyuncak ki bu devirde duygusal zeka biliyorsunuz ki çok önemli.
Merve çok merak ettik bu tatlı bebeği diyenler için açıklamalara bir link bırakıyorum.
Genç dinleyenlerimizden çiçebellosu olan varsa ya da küçükken oynayanlar varsa aranızda story olarak beni etiketleyebilirsiniz.
Instagram'da yorumlara da bekleriz.
Yalnız bu zamanın çocukları bence çok şanslı çünkü günümüzdeki oyuncaklar çok daha renkli ve neşeli.
Oyuncak deyip geçmeyin çünkü oyuncaklar bize geçmiş hakkında yapıldıkları dönemin ekonomik, toplumsal ve kültürel özellikleri hakkında bilgi veriyor.
Mesela 19. yüzyılda Osmanlı çocuk şehzadelerinin ve sultanların...
oyuncaklarına şöyle kısaca bir bakalım.
Zaten sarayda sırf çocukları eğlendirmek için bir oyun ekibi var.
Bu ayrı ama çıngırak ve bebekler sarayda yaşayan çocukların vazgeçilmesi olmuş daima Osmanlı'da.
Bunlar dışında işte arabalar, porselen, çay ve yemek takımları, mobilya takımları çocuklar için, zeka gelişimine yardımcı olan inşaat küpleri, yapbozlar, çocuklar Osmanlı sarayında bunlarla oynuyorlar.
Dediğim gibi bunlar şehzadeler ve sultanlar.
Hatta Sultan 2. Abdülhamit'in küçük o...
Oğlunun oyuncak inşaat küpleriyle oynarken çekilmiş bir fotoğrafı var.
2. Abdülhamit'in kızı Zekiye Sultan henüz 3-4 yaşındaymış sürgüne gönderildikleri zaman.
Ve yolda ben oyuncaklarımı özledim eve gitmek istiyorum diye ağladığı anlatılıyor.
Oyuncaklara minyatür oyuncak hayvanlar ve Osmanlı'da oyuncakçılığın merkezine baktığımız zaman karşımıza Eyüp çıkıyor.
Daha sonra da Üsküdar.
Eyüp ve Üsküdar oyuncakçılığın merkezi.
Ahşaptan yapılan topaçlar var, demir bilyeler var, kaytan ipler.
uçurtmalar. Bunlar ilk oyuncak türleri.
Anadolu'ya baktığımız zaman çocuklar işte aşık kemikleriyle oynuyor.
Hayvanlardan elde edilmiş kemikler.
Ya da çelik çomak oynamak için kuru dalları kullanıyorlarmış.
Toprakla oynuyorlarmış o dönem.
Fakirin hiç yüzü gülür mü Müge abla?
19. yüzyılın sonlarına baktığımız zaman artık yurt dışından böyle zengin ailelerin çocukları için oyuncaklar getiriliyor.
Sonra İstanbul halkı Beyoğlu'nda açılan mağazalarla birlikte bu yabancı oyuncaklarla tanışıyor.
Beyoğlu çağdaşlaşma ve batılılaşmanın üst bölgesi arkadaşlar o zaman İstanbul'da.
Osmanlı döneminde çok hoşuma giden bir şey var bu oyuncak konusunda.
Oyuncağı olmayan fakir çocukların yararlanabilmesi için kurulan oyuncak vakıfları varmış.
Bu çok hoşuma gitti şu anda da var mı bilmiyorum ama bence çok ince bir düşünce o zamanlar için.
Bisiklet ise ilk kez 31 Ağustos 1855.
yılında gelmiş Osmanlı'ya.
Hatta bu haber gazetede çıkıyor.
Monsieur Thomas Ferenc şeytan arabası adı takılan bisikletle Selanik'ten İstanbul'a geldi.
Haber böyle. Daha sonra Velespit adı veriliyor.
Bu üç tekerlikte olan çocuk bisikletlerini.
Şu testere filminde var ya ondan bahsediyorum.
Bir de yine bu dönemin hatıralarını okurken dikkatimi çeken bir detay var.
2. Abdülhamit'in kızlarından Ayşe ve Şadiye Osmanoğlu diyorlar ki saraya alınmış kızlardan küçük yaşta olanlarının oyunlarda kendilerine arkadaşlık ettiklerini söylüyorlar.
Ayşe Osmanoğlu küçük arabamıza binerek sarayın bahçesinde dolaşırdık diyor.
Hatta 4-5 yaşlarına geldiğinde onu eğlendirebilmek için.
Onunla aynı yaşta olan 5 küçük kızı saraya aldıkları söyleniyor.
Hep birlikte en sevdiğim çalgılı bebeklerimle oynardık deniliyor.
Dışarıdan çocuk almışlar arkadaşlar.
Sırf sultan sıkılmasın, eğlensin diye.
Niyesi enteresan geldi.
Hatta bir cüce varmış onları eğlendiren.
Ve her cuma günü sabahtan kalfalar geliyormuş.
Ellerinde böyle iki tane büyük kutu.
Birinden yeni elbise çıkıyor.
Diğerinden de yepyeni bir oyuncak çıkıyor.
Bu her cuma bir rütbelmiş.
Ara sıra akıl oyunları oynuyorlarmış.
Osmanlı kısaca böyle arkadaşlar yer yer tekrar değineceğim.
Çocuk oyunları deyince Peter Brugel'in 1560 tarihli çocuk oyunları adlı resmini de es geçmeyelim.
Çünkü batı sanatında çocuk ve oyun temasına ilişkin en önemli görsel örnek niteliğinde bu resim.
Neden önemli? Çünkü Flaman ressam 200'den fazla çocuğu yaklaşık 90 kadar oyunu oynarken burada betimliyor.
Ve bu eser çocuk oyunlarının bütün türlerini gösteren bir başyapıt arkadaşlar.
Neler var bu resimde? Topaç çevirme, fıçı yuvarlama, tahta ata binme, ağaca tırmanma, körebe, halat çekme, uzun eşek, beş taş, aşık kemiği oyunu bunlar var.
Bu oyun çok meşhur bu arada aşık kemiği bizde de oynanıyor biliyorsunuz.
Küçük baş hayvanların arka bacaklarındaki aşık kemiği ile oynanan bir oyun bu.
Bir tür şans oyunu arkadaşlar.
Kısaca şöyle. Oyunun kökleri antik Yunan'a dayanıyor ve aşık kemiğinin dışa bakan yanı köpek, içe bakan yanı ise Venus olarak adlandırılıyor.
Kemiğin Venus yanına atarak kazanan oyuncunun aşk ve evlilikte tarihli olacağı düşünülüyor.
Brugge'nin resmine dikkatli bakarsanız bu aşık oyununu oynayan kızlar var.
Kızın yüzü, bakışları Venus'u denk getiremediğini gösteriyor.
Böyle üzülmüş gibi bir yüz ifadesi var.
Gördüğünüz gibi geç...
Geçmişten günümüze hep oyun ve oyuncak olmuş insanların hayatında.
Aristo'ya göre oyunlar çocukların daha sonra ciddi olarak plan yapacakları şeylerin provası olmalıdır.
Düve'ye göre oyun haz ve mutluluk veren belirli bir sonuca varma amacı olmadan yapılan faaliyetlerdir.
Kısaca oyun çocuğun ilk dili arkadaşlar ve aynı zamanda evrensel.
Tek dilidir çocukların ve doğada oyun oynayan tek canlı türü sadece insan değil tüm memeli, yavruların ve kuşların oyun davranış biçimi sergilediği biliniyor.
Bir de arkadaşlar madem oyunlardan, oyuncaklardan bahsediyoruz bu konuda yazılmış çok güzel bir kitap önermek istiyorum size.
Sevgili Sunay Akın'ın Kırdığımız Oyuncaklar kitabı.
Sunay Akın 23 Nisan 2005 yılında 20 yıl boyunca dünyanın dört bir yanından 40 ülkeden toplamış olduğu oyuncaklarla İstanbul Oyuncak Müzesi'ni açtı arkadaşlar.
Bu müze ülkemiz açısından çok kıymetli.
Gitmediyseniz mutlaka gidin.
Oynayan insan gelişime açıktır.
Sorular sorar, merak eder.
Elindekiyle yetinmez, kaşiftir.
Oynayan insan serüvenci.
Devrimci ve öncüdür.
Oynamayan yani hayallerini terk edenden ne bilim insanı olur ne de sanatçı der sevgili Sunay Akın.
Çocukların gelişimi için büyük önem taşıyan oyuncakların tarihinin aynı zamanda hayallerin tarihi olduğunu söylüyor Sunay Akın.
Ve diyor ki hayaller bu bitmek bilmeyen oyunda hep gerçeğin önündedir ve oyunun kurallarını da hayaller koymuştur.
Gökbilimci yıldızlarla oynar.
Müzisyen notalarla, matematikçi rakamlarla, ornitolog kuşlarla, şair sözcüklerle der.
Peki neden oyun oynuyoruz?
Neden çocukların dünyasında ve gelişiminde oyun bu kadar önemli bir yere sahip?
Bu sorunun cevabını ise Sunay Akın şöyle vermiş.
Uygarlığı ortaya çıkaran oynayan insandır diyor.
Eğer homoludens yani oynayan insan olmasaydı bilim ve sanat adında iki kanadı kollarına takarak bilginin rüzgarında insanlık uçamazdı.
Asıl olan hayallerdir çünkü.
Gerçek hayallerin ayak izini takip eder ve hiçbir zaman ona yetişemez, onu yenemez.
Öyle bir oyundur ki bu, evet çocuklukta başlar ve çocukluğun sona ermesiyle tamamlanır.
Ve özgürlüğü elinden alınan çocuğa büyük denir diyor Sunay Akın.
Özgürlüğü elinden alınan çocuğa...
Büyük denir demiş. Ve oyuncaklarla kültürel yapı arasında da sıkı bir ilişki var.
Hatta ülkelerin coğrafi ve kültürel özellikleri oyuncaklar üzerinden okunabilir.
Mesela Peru'da bir oyuncakta doğum yapan bir kadın görüyoruz arkadaşlar.
Avrupa'da oyuncak atlarının altına tekerlek takılmış.
Afrika'da atın yerini zürafa almış.
Amerika'da New York kentinin teneke oyuncakları yapılmış.
Fransa'ya bakıyoruz Eyfel'in masa oyununu görüyoruz.
Uzay konulu ilk oyuncaklar daha bin...
1920'li yılların Amerikası'nda karşımıza çıkıyor.
Bir de hani bebek evleri vardır görmüşsünüzdür.
Böyle gerçek bir ev gibi inanılmaz ayrıntılı kat kat bir ev.
Kesin görmüşsünüzdür.
Ben Ankara Oyuncak Müzesi'nde görmüştüm.
Yani benim evimde o kadar ayrıntı yoktur öyle söyleyeyim.
Ve bu bebek evleri az sonra detaylara gireceğiz ama Alman üretimi arkadaşlar.
Sunay Akın diyor ki bu bebek evleri için bu oyuncaklarla oynayan çocukların hayalleri bebek evlerinin bu ayrıntılarla dolu dünyasında genişler ve güçlenir.
Otomobil konusunda da motoru en güçlü araçları yine Almanlar üretiyor.
Gidin diyor Almanya'da üretilen bir arabanın kaputunu açın ve motoruna bakın demiş.
Siz ne görürsünüz bilmem ama ben bebek evlerini görürüm diyor.
Kim üretecekti o motorları?
Topaç ve misketle oynayan bir milletin çocukları mı diye sormuş.
Bir de arkadaşlar yakın zamana kadar insanlar kendi oyuncağını kendisi yapıyordu biliyorsunuz.
Böyle dedelerimiz, ninelerimiz duymuşsunuzdur.
Kapitalizmin bize dayatmış olduğu oyuncaklar yerel oyuncakların üretimini bayağı bir etkiliyor.
Oyuncak dünyasının genişlemesinde ve çeşitlenmesinde başrol çizgi romanın.
Çünkü çizgi romanın üretildiği ülkelerde sanayide gelişmiş oluyor, teknolojide gelişmiş oluyor ve bundan sinema endüstrisi de tabii ki çok büyük bir pay alıyor.
Kapitalist anlayışın dünyaya yayılması da işte bu kanalın kullanılmasıyla oluyor arkadaşlar.
Süper kahramanlar mesela oyuncak, sinema, fast food üçgeni değil mi?
Bir kültür emperyalizmini dayatıyor toplumlara.
Dünya ülkelerinin geleneksel kültürel oyuncaklarına da baktığımız zaman neler çıkıyor karşımıza?
Mesela Japonya deyince aklınıza ne geldi?
Hangi oyuncak geldi? Benim direk...
Kağıt katlama sanatı origami geliyor.
Origami sözcüğü Japonca oru katlamak demek kami kağıt demek arkadaşlar.
İlk origami figürleri ise ibadet için kullanılmış ve bu da yapılma tekniğinde iz bırakmış.
İlk origami Japon kültüründe kutsal kabul edilen Kare şeklinde yapılıyormuş ve Japonya 140 yılı aşkın süredir okul öncesi eğitiminde bile origami sanatından faydalanmaya devam ediyor ki çocukların
matematiksel gelişimini, el göz koordinasyonunu ve bilissel performanslarını geliştirmesi için.
Gelelim Rusya'ya. Rusya deyince aklınıza hangi oyuncak geliyor?
Tabii ki matruşka.
Matruşka oyuncağı 1890'lı yıllarda...
Tüccar Sava Mamontov'un çocuk eğitimi atölyesine ortaya çıkıyor.
19. yüzyıl Rusyası için büyük bir ekonomik ve kültürel gelişimin yeni akımlar oluşturan birçok sanatçının yetiştiği bir dönem ve birçok meşhur Rus sanatçı bu dönemde Sava Mamontov'un
atölyesinde çalışıyor. Mamontov'un en büyük amacı Rus kültürünü anlatan yeni ürünler üretebilmek.
Geleneksel toplantıların birinde Mamontov Japon Budist Fururama'nın Honshi adasından getirmiş olduğu iç içe geçmiş ahşap figürlerini görmesiyle ve yanında yetiştirdiği bir sanatçının bu figürlerin benzerini
yapmaya karar vermesiyle Matryoshka tasarımı ortaya çıkıyor ve Matryoshka bebekleri zaten biliyorsunuz iç içe geçmiş bebeklerdir.
Niye Matryoshka? O dönemde Matryana ismi çok popülermiş arkadaşlar ve bu ismi daha sevimli bir hale getirerek Matryoshka diyorlar bu bebeğe.
Matryana isminin kökeni...
Yani latince materden geliyor.
Yani anneden geliyor.
Matruşka'da da ilk bebek anne biliyorsunuz.
İçinden çıkanlar da erkek ve kız evlatları.
Matruşkalar anneliğin.
sağlığın ve doğurganlığın sembolü arkadaşlar.
Ruslar tek sayıların uğur getirdiğine inandığı için matruşka bebekler her zaman tek sayılardan oluşuyor.
Gelelim Fransa'nın kurşun askerlerine ve porselen bebeklerine.
Ben çok tırsıyorum bu porselen bebeklerden pek hoşlanmıyorum.
Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcından itibaren çocuklar okullarda eğitim, kiliselerdeki vaizler, çeşitli oyuncaklar ve kitaplar aracılığıyla tüm ülkelerde gerçek bir seferberlik projesinin
hedefi konumudur. Bu dönemin yaygın hediyesi savaş oyunları ve oyuncakları.
Bunlar vatanseverlik ve ulusuz savunma gibi nitelikler taşıyor.
Kurşun askerler falan hatta masalı bile var hatırlarsanız.
Savaş yıllarında en çok üretilen oyuncaklar bu askerler arkadaşlar.
Porselen bebeklerde Fransız porselen endüstrisinin rekabetçi gelişimine katkıda bulunuyorlar.
1768 yılında Fransa'nın güney batısında yer alan Limorş şehri.
Orada çıkarılan kilin seramik ve porselen yapımında kullanılması sayesinde dünya çapında bir üne kavuşuyor.
İşte bu özel kilden üretilen porselen Limorş porseleni olarak biliniyor arkadaşlar.
Aslında erken dönem Fransız bebekler Almanya'dan getiriliyor.
Fransa'da tamamlanıyor.
Ondan sonra Fransız usulü...
giydiriliyor ve Fransız markası başlığıyla satılıyor.
Gerçek Fransız üretim bebekler ise 19.
yüzyılın ortalarında ortaya çıkmaya başlıyor.
Bunlara moda bebekleri deniyormuş arkadaşlar.
Başları sırsız porselenden, gözleri camdan, Vücutları ise deriden ve bu türün en önemlilerinden biri Parizyan adı verilen bebekler.
Çünkü dönemin şık giyimini bunlar yansıtıyor.
Paris'ten uzakta yaşayan kadınlar bile bu bebeklerden alıp onların üzerlerindeki giysilerden diktirip o şekilde giyiniyorlarmış.
Öyle bir moda. Merve bizde yok mu?
Bize özel oyuncaklar yok mu?
dediğinizi duyar gibiyim. Misket var, uçurtma var, topaç var, bilye, bebek bunlar en çok bilinenler.
Ama Osmanlı döneminde anı yazarlarının bahsettiği enteresanlar.
Dinsen nedenlerle bilye ve kardan adam yasaklanmış arkadaşlar bir dönem.
Kardan adam insan figürü diye dinsen nedenlerle yasaklanmış.
Tarihi seyirde oyuncağın gelişimine şöyle kısaca bakacak olursak.
1700 ile 1850 arası el yapımı oyuncakların dönemi diyebiliriz.
Bu dönemde becerikli ustalar basit ama ustalıklı oyuncaklar çıkarıyorlar.
1820 ile 1900 arası ise romantik oyuncak dönemi.
Çünkü romantizme ilişkin duygular ve tutumlar işte.
Avrupa'da ayyuka çıkıyor, 19.
yüzyılda yayılıyor ve etkisini oyuncaklarda da görüyoruz.
Daha böyle düşsel, daha idealize edilmiş oyuncaklar karşımıza çıkıyor.
Doğayı yüceltme olduğu için hayvan temalı oyuncaklarla karşılaşıyoruz.
İşte tahta atlar var, ahşap kuklalar, porselen yüzlü bebekler, müzik kutuları, işte o dans eden balerinler falan.
1880-1915 yılları arasında artık oyuncağın altın çığ denilebilecek bir dönem.
19. yüzyılın sonu ve 20.
yüzyılın başı ise kültürde, toplumda, tarihte olduğu gibi oyuncak üretimde de bir değişim süreci yaşanıyor arkadaşlar.
Zanaatçıların çoğu oyuncak sanayisine katılıyor.
1920-1940 dünya savaşları arası bu dönemde oyuncaklar yeni siyasal ve askeri olaylar ilişkin duyguları bile getirmeye yöneliyorlar.
Teknolojik araştırma ve...
tasarımlar gelişiyor. 20'li ve 30'lu yıllarda artık yeni fabrikalar kurulmaya başlanıyor.
Bunlar en güncel malzemeleri ve en iyi işçileri kullanıyorlar.
50'li yıllara baktığımızda ise geçmişle gelecek arasında bir köprü diyebiliriz bu yıllar için.
Teknoloji, bilim, kitlesel iletişim ve telekomünikasyon yılları uzaya bakış zamanı ve elektronik çağı artık başlamak üzere ve değişen bu çağ elbette oyuncaklar üzerinde de gözlemlenebiliyor.
Bir de arkadaşlar ülkelerin gelişmişlik seviyesi.
Oyuncaklar arasında elbette bir ilişki var.
8 ila 5 yaşları arasındaki Batı Afrikalı çocuklar zamanlarının yalnızca %25'ine oyunu ayırabiliyormuş ne yazık ki.
Çocukların zamanlarının yarısı çalışmayla geçiyor Batı Afrika'da.
Oyuncakları da oldukça az ve çoğunu da zaten kendi imkanlarıyla yapıyorlar.
Bir araştırmacı şöyle söylüyor.
Gelişmekte olan ulusların çocukları tipik olarak kullanılıp atılan şeyleri, düşsel ve yaratıcı oyun nesnelerine...
Gelişmekte olan ulusların çocuklarının çoğu ise oyuncağı hem kendi zevki için hem de satmak için yapıyor diyor.
Oyuncak gelişmiş toplumda bireyselliği, sahip olmayı ve tüketiciliği yansıtıyor.
Geleneksel toplumda ise varoluşun, üretmenin, yaratmanın önceliğini gösteriyor.
Bakın oyuncak deyip geçmeyin.
Gördüğünüz gibi çok fazla detay var.
Ve arkeolojik kazınlarda ortaya çıkan oyuncaklara bakacak olursak bunlar bize Mısır, Yunan ve Roma çocuklarının da...
Tıpkı bizim çocukluğumuz gibi eğlendiğini gösteriyor.
M.Ö. 3. bin yıla tarihlenen oyuncaklar arasında pişmiş topraktan çıngıraklar var.
Tekerlikte hayvanlar var.
Küçük küçük mobilyalar var.
Mısır'da çocuk mezarlarından çıkan topraktan bebekler görüyoruz, deliden toplar görüyoruz.
Antik Yunan'da Aristofanes'in aktarımıyla Yunan gençleri de zamanlarının diğer çocuklarından farklı değil.
Bu çocuklar minyatür evler yapıyorlar, gemiler yapıyorlar, küçük küçük arabalar inşa ediyorlar.
Oyuncağın bu kadar eski zamanlarda bile var olabilmesinin nedeni ise yetişkinlerin tıpkı modern zamanlarda olduğu gibi eski çağlarda da çocuğu gelecekteki rollerini hazırlamak için oyuncağı
kullanması olabilir. Çocukların oyuncaklarla oynayarak yetişkin toplumundaki rollerine hazırlanmasının...
En eski örneği minyatür hayvan oyuncaklar.
Çünkü bu oyuncaklar eski çağlarda bile çocukların evcil hayvanlarla uğraştıklarını gösteriyor bize.
Eski çağlarda dediğim gibi oyuncaklarla kutsal nesneler arasında da bir ilişki var arkadaşlar.
Arkeoloji müzesinde rastlamış olduğumuz birçok minyatür nesnenin oyuncak mı yoksa böyle bir tapınma nesnesi mi olduğu hala tartışmalı.
Her ikisi de olabilir. Ve antik çağda oyuncak yalnızca eğlendirici değil.
Bazen nazarlık, bazen muska bu rolleri de oynuyor ve oyuncakları tanrıya adamak sevap o zamanlar.
Mesela Roma'da bebeklerin oynamış olduğu oyuncaklar Bacchus'e veriliyor ama çocuk ergenlik yaşına gelir gelmez bu armağanlar.
Eğer çocuk Romalıysa Jüpiter'e, Merkür'e, Diana'ya falan gidiyor.
Yunanlı bir çocuk ise Zeus'a, Hermes'e, Artemis'e veriliyor.
Kız çocuklar bebeklerini evleninceye kadar tutuyorlarmış ve bebeklerini Venus'e ya da Diana'ya adıyorlarmış.
Eski Yunan'da kız çocukları.
Bebeklerini Artem ise, oğlan çocukları ise çemberlerini ve topaçlarını Tanrı her mesele armağan ediyor.
Böyle bir gelenekleri var. Bu bize ne gösteriyor?
Hem o çağın oyuncaklarını hem de o oyuncaklarla dinsel nesneler arasındaki ilişkiyi gösteriyor değil mi?
Ve son olarak arkadaşlar ünlülerin çocukluk oyuncaklarına şöyle bir bakacak olursak.
Einstein'ın çocukken bir pusulası varmış ve bu onun bilimsel merakını tetiklemiş.
Marie Curie'nin yapbozları var ve daha çok eğitsel oyuncakları var.
Da Vinci oyuncaklarını kendi tasarlıyor.
Şaşırdınız mı? Mozart'ın küçükken bir klavseni varmış.
ve bu oyuncak onun müzik kariyerini başlattı derler.
Prenses Diana'nın oyuncak bebekleri varmış ve dünyanın tanıdığı en ünlü masalcılardan Hans Christian Andersen'ın yoksul babasının elinden çıkan bez kuklaları var ve onları oynatmış olduğu bir sahnesi
var. Ve kim bilir belki de bu oyuncaklar sayesinde hayal dünyası bu kadar genişledi ve ardında bir sürü güzel masal bıraktı.
Bu bölümü sevgili Sunay Akın'ın şu sözleriyle sonlandırmak istiyorum.
Bir coşkudur çocukluk.
Bir umuttur, en tazesinden bir sevgidir, saf.
Dahası bir aşktır, en sakınılasından.
İster sokakta, ister sıcak, büyük güvenli bir aile ortamında geçsin.
Küçük mutlulukların cennetidir çocukluk.
Kiminde bir çikolataya, kiminde bir oyuncağa, kiminde ise...
Yalnızca bir kucaklamaya bakar.
Yüzlerine yayılan eşsiz kocaman gülümseyiş.
Bir renktir çocukluk.
Her çocukluk başka bir renk dünyada ve bir oyundur çocukluk.
Bir oyun çocukluk.
İçinizdeki çocuğu hiç kaybetmemeniz dileğiyle.
Birlikte hayal ediyoruz, birlikte büyüyoruz mottosuyla çocukların geleceğinde iz bırakan, unutulmaz çocukluk hikayelerinin parçası olma vizyonuyla hareket eden Coki Pretziosi Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi
sundu. 15. yaşın kutlu olsun Çiçebello.
Bu pazartesi yepyeni bir bölümle.
Tekrar görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
