
Oscar Wilde Biyografisi ve Aşkları - Dorian Grey -Narsisizm - Mutlu Prens
23 Mart 2021 · 38 dk
PlatformlardaSpotify
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Dünya edebiyatının mihenk taşlarından birisi ve İrlanda edebiyatının aynı şekilde.
Oscar Wilde'dan bahsedeceğim.
Sırf eşcinsel olduğu için hapse atılan, itilip kakılan ve zirveden aşağı düşen bir adamdan bahsedeceğim bugün size.
Ve o zaman herkes öldürür sevdiğini ama herkes öldürdü diye ölmez diyen ölümsüz yazar Oscar Wilde'dan bahsetmeye başlayalım.
Şimdi öncelikle neden onu seçtim?
Biraz bunu söyleyeyim. Çünkü benim hayatımda en sevdiğim kitaplardan biri.
Doreen Gray'in portresi.
Hatta ilk onuma girer bu kitap.
Ona ait. Ve yine en sevdiğim masallar da ona ait.
Misal Mutlu Piraz Masalı.
Çok severim. Doreen Gray Oscar Wilde'ın ilk ve tek romanı.
Ve adam öyle bir roman yazmış ki yani 10 tane romana bedel diyebileceğim bir kitap.
Ve resmen zirvede bırakmış diyebilirim bu kitap için.
Ve bu kitap öyle bir kitaptır ki defalarca filmleri çekildi.
Hatta öyle bir kitaptır ki Oscar Wilde'ın laneti oldu bu kitap.
Kitaptan dolayı mahkemede davacıyken sanık durumuna düşmüş ve hapse atılmıştır.
Ve orada akıl sağlığını yitirmiştir.
Ve bu kitap Dostoyevski'nin suç ve cezası gibi düşünebilirsiniz.
Adam böyle bir kitap yazıyorsa kesin katildir diye düşünüldü ya Dostoyevski için.
Ya da Nabokov'un maritası gibi düşünebilirsiniz.
Orada da hani Nabokov o kitabı yazdıktan sonra bu adam kesin pedofili falan diyenler muhakkak olmuştur.
İşte Oscar White da Dorian Gray'in portresini yazdıktan sonra...
Kitabın konusuna bakarak çok homoerotik ögeler içerdiği için yani 3 erkek üzerinden eşcinsel içerikler barındırdığı için kesin yazarı eşcinsel diye düşündüler.
Ve bu kitabı önüne böyle şak diye mahkemede atıp al sana kanıt dediler ve Oscar Wilde'ı cezaevine attılar.
Şimdi bu kitabı okumayanlar için çok fazla spoiler vermeden biraz böyle üstün körü de olsa anlatmam gerekiyor.
Çünkü bu temada değerlendireceğiz Oscar Wilde'ı.
Kitapta kendisi yerine tuvaldeki portresinin yaşlanmasını isteyen ve bu dileği gerçekleşince yoldan çıkıp yozlaşan haz ve güzellik tutkunu yakışıklı bir
adam var. İşte bu Dorian Gray.
Yani Dorian Gray'in dileği gerçekleşiyor.
Hani İrlanda Celt mitolojisinde şöyle bir şey vardır ya ne dilediğine dikkat et belki gerçek olur.
Bu sözü zaten duymuşsunuzdur.
Celt mitolojisi demişken zaten Oscar Wilde İrlandalı ve zaten ataları Celt.
Sanki bu fikri böyle biraz yedirmiş gibi hissettim kitabın içerisinde bilmiyorum doğru mu.
Dediğim gibi Dorian Gray'in dileği gerçekleşiyor ve daha sonra olan şeyleri okuyacaksın zaten.
Bir de şunu söylemek istiyorum.
Kitapta iki karakter daha var.
Birisi Basil Hallward bu portreyi yapan adam zaten ressam.
En iyi karakter o diyebilirim.
En iyimser en iyi karakter o.
Bir de Lord Henry var ki yani gerçekten bu zamana kadar okuduğum kitaplardan en etkileyici karakter diyebilirim.
Yan karakterde ama gerçekten bana sorsalar bir kitap karakteri canlansa ve bir sohbet etme imkanın olsa deseler kesinlikle Lord Henry'i seçerim.
Öyle bir adam. Adamın inanılmaz aforizmaları var.
Hedonist, güzellik ve gençlik bağımlısı diyebileceğim bir tip.
Kibirli, oldukça küü, böyle çok kültürlü bir adam.
Ve girdiği her yerde inanılmaz insanları etkileyen bir tip Lord Henry.
Zaten kitabı okurken Lord Henry için okuyacaksınız öyle söyleyeyim.
Dorian Gray'i unutacaksınız öyle bir karakter.
Ve aslında kitapta biraz da şu tema var.
Dış görünüşün ne kadar önemli olduğu.
Ya böyledir ya hep böyle sadece çirkinler kötülük yapabilir.
Güzeller hep masumdur.
Böyle bir imaj çiziyor bu kitap.
Hatta geçenlerde Netflix'te Ted Bundy'nin belgeseli yayınlardı.
İzlerseniz gerçekten çok iyiydi belgesel.
4,5 saat sürüyordu.
Ve ben izlerken dedim ki bu adam kesinlikle Dorian Gray yani dedim.
Niye onu söylediğimi de hemen açıklayayım.
Çünkü bu adam Amerikalı bir seri katil ve 30 kadına...
kadın diyorum bakın vahşice tecavüz edip öldürdü parçaları falan ayırdı ve tek sorun şuydu niye Dorian Gray diyorum Adam çok yakışıklı Ted Bundy.
Ve adam avukat. Çok kültürlü bir adam.
Ve görenler diyorlar ki Ted Bundy bu adam cinayet işlemiş olamaz.
Niye? E çok yakışıklı çünkü.
Çok düzgün bir tipi var. Adam böyle mahkemeye bir giriyor takım elbise.
Herkesi etkisi altına alan bir adam yani.
Ben onu izlerken dedim ki aa dedim Dorian Gray gerçek olmuş.
Yani hani ruhunu şeytana satmış diyorlar.
Öyle bir adam Ted Bundy yani.
İzleyin değişik bir belgesel.
Ve şunu da söylemek istiyorum.
Bir de bu hikayede. Bu arada ben Can yayınlarından çıkan Dorian Gray'i okudum.
Onu da belirteyim. Yani sansürlü olanını okudum.
Bir de bu kitabın sansürsüzü var.
Everest yayınlarından çıkan.
Ama o biraz eksiltilmiş metin.
Benim önerim şu olacak size.
İkisini... Birden okuyun derim.
Hem sansürlü hem sansürsüz.
Daha fazla kafanızda oturur.
Ama illa ben birini okuyacağım diyorsanız sansürlüyü okuyun.
Çünkü diğerinde zaten hiçbir şey yok. Hani sansürlenmiş ne var diyebilirsiniz.
Burada benim okuduğum kitapta Dorian Gray portresinde.
Kitabın kapağını ben çok beğenmiştim.
Orada zaten kitap kapağıyla içi çok uyumluydu.
Bakarım ben kitap kapaklarının içi uyumlu mu diye.
Orada Narcissus'un portresi vardı.
Hani böyle suya eğilip bakan Narcissus vardır ya.
Suda kendini seyreder, aşık olur kendine.
Aslında bizim bildiğimiz anlamıyla narsizm.
Dediğimiz olay var ya kendine aşık olma durumu.
Bu kitabın kapağında da bu vardı.
Gerçekten de çok ilintili dediğim gibi.
Hem Dorian Gray ile ilintili hem Oscar Wilde ile ilintili.
Hatta Narcissus demişken hemen hikayesinden de bahsetmek istiyorum.
Narcissim dediğimiz o kendine aşık olma halinin mitolojik hikayesi.
Yani şu an anlatacağım şey.
Yunan mitolojisine göre Echo adlı çok güzel bir peri var.
Ve bu peri Narcissus adlı avcıyı görüyor ve aşık oluyor.
Ama Narcissus ona karşılık vermiyor ve Eko kara sevdaya düşüyor aşkından yataklara düşüyor vesaire ölüyor en son.
Ve bütün vücudundan artık kalan kemikler kayalara dönüşüyor ve sesi ise bu kayalarda Eko dediğimiz yankılara.
Hani bu müzik şargonunda sık kullanılır ya ekolu ses dediğimiz şey işte oradan geliyor.
Eko'dan geliyor bu hikaye.
Eko dediğimiz şey bu Eko işte.
Ve Eko'nun bu trajik ölümü Olimpos dağındaki o tanrılar var ya hep böyle sinirlidir onlar zaten.
Onlar çok kızıyorlar bunun ölümüne.
Ve Narcissos'u cezalandırma kararı alıyorlar.
Ve Narcissos doğmadan önce annesine bir kahin gelip diyor ki dünyada sadece kendi yüzünü görmezse eğer.
Bu çok uzun bir süre yaşayabilir diyor.
Kendi yüzünü gördüğü anda ölecek diyor kahin.
Ve tanrıların tabi ki cezası çok acımasız oluyor.
Narcisos bir gün nehir kıyısına gidiyor su içmek için ve suya eğiliyor.
Ve o anda kendi silüetini görüyor.
Ve daha önce hiç görmediği hiç fark etmediği bu güzellik karşısında büyüleniyor.
Ve kendi kendine aşık oluyor.
Kendisine aşık oluyor. Ve hem de inanılmaz bir aşk.
Artık böyle ne su içebiliyor ne yemek yiyebiliyor.
Ve günden güne erimeye başlıyor.
Çünkü sürekli kendisini izliyor.
Ve orada sadece kendi suretine baka baka baka ölüyor.
Ve öldükten sonra vücudu nergis çiçeklerine dönüşüyor.
İşte narsis olsun yani narsizm.
dediğimiz şeyin hikayesi bu aslında mitolojik olarak Şimdi beni yeni dinleyen arkadaşlar şunu diyor olabilirler.
Ya biz Ramiz dayıdan Nergis çiçeğine nasıl geldik?
İşte narsizmden Amerikalı seri katile nasıl çıktık gittik falan filan.
Ama beni dinleyenler artık aşikar diye düşünüyorum bu duruma.
Çünkü ben böyle podcast'ı açıp tek düze bir şekilde Oscar Wilde şurada doğdu vesaire falan diyecek bir tip değilim.
Böyle daldan dala konarım.
Normal konuşmalarım da bu şekilde bu arada.
Hani karşımda olsanız da ben böyle konuşuyorum.
Belki biraz yorucu olabilir ama kendinizi benim bilinç akışı...
MacArthur'ın gideni demek istiyorum ve sonunda sadece Oscar Wilde değil bir sürü şey anlatmış olurum diye umuyorum şimdi bu muhteşem kitap için şunu söylemem gerekiyor kitabı okurken şu dediğimi mutlaka hatırlamanızı isteyeceğim
Oscar Wilde diyor ki Lord Henry o kitaptaki o etkileyici karakter var ya Lord Henry dünyanın ben olduğunu sandığım kişidir.
Yani işte benim bu kahve içmek istediğim adam var ya işte Lord Henry o.
Oscar Wilde aynı zamanda Lord Henry gibi bir adam.
Çünkü çok zeki, çok nüktedan, deha bir zekası var.
Hedonist, ondan sonra güzellikte, gençlikte kafayı bozmuş.
Esprili, ondan sonra bir kere konuşan etkisinden çıkamıyor.
Lord Henry böyle bir karakter. Aslında Oscar Wilde evet ve aşırı iyi bir konuşmacı.
En önemli özelliklerinden birisi.
Ve Oscar Wilde evet en iyi konuşmacılarından iyi.
etmiş durumda. Döneminin en iyi konuşmacılarından birisi.
Hatta filmleri var Oscar Wilde'ın.
Yani biyografik film dediğimiz kategoride iki filmi var.
Bir tanesi Mutlu Prens filmi.
O kitabından esinlenerek bu ismi koymuşlar Mutlu Prens'e.
Okumadıysanız lütfen o hikayeyi okuyun.
Hüngür hüngür ağlarım her okuduğumda Mutlu Prens kitabını.
Filmi izlerken de ağladım itiraf ediyorum.
Ama filmi çok beğendim mi?
Hayır. Çok beğenmedim.
Niye beğenmediğimi söyleyeyim.
Çünkü Oscar Wilde'ı böyle çok o kadar düşmüş görmek istemedim belki.
Bilmiyorum. O yüzden olabilir. Tamam okey gerçek ama gerçekte...
yüzleşmek belki hoşuma gitmemiştir bir de Wild diye bir film var Oscar Wilde'ın soyadı bu film bir tık daha iyiydi diğerinden izlerseniz zaten nasıl bir karakter olduğunu net bir şekilde görebilirsiniz
güzel göstermişler yani iyi yansıtmış karakteri diye düşünüyorum şimdi şunu söyleyeceğim.
Ne demiştim ilk başta? Lord Henry dünyanın ben sandığım kişidir.
Ben olduğumu düşündüğünüz kişi Lord Henry'dir diyordu.
Dorian Gray içinde diyor ki bu kitap karakterimiz var ya Dorian Gray.
Oscar Wilde bunun içinde diyor ki Dorian Gray benim olmak istediğim kişidir der her zaman.
Ve evet tam olarak olmak istediği kişi Dorian Gray.
Çünkü güzellik odur.
Wilde dediğim gibi güzelliğe çok takık bir adam ve hatta Yunan mitolojisiyle ve oradaki erkek güzelliğiyle çok haşır neşir ve bu üç karakterden de Basil Hallward dediğimiz adam.
Kitabın en masumu en iyisi diyebileceğim karakter.
Bu da ben kendimi öyle zannediyorum diyor.
Hani Oscar White ben olduğumu zannettiğim kişi de Basil Hallward karakteri diyor.
Bu enteresan gelmişti bana ama öyle diyor.
Bir de bu kitabı okurken Kraliçe Victoria dönemini de net bir şekilde görebiliyorsunuz.
Kraliçe Victoria 18 yaşında tahta geçiyor ve 64 yıl tahta kalmış.
Filmini izleyenler zaten görmüştür ne kadar güçlü bir karakter olduğunu.
Aslında içinde ne kadar fırtınalar koktuğunu Kraliçe Victoria filminde.
Bu arada Kraliçe Victoria demişken aklıma...
Bu kadının adı geçince aklıma hep bu geliyor.
Yani İlber Ortaylı bunu anlatmıştı bir yayınında.
Beşinci Murat'la Kraliçe Victoria torununu böyle baş göz etmek istemiş.
Evlendirmek istemiş. Ve o dönemde işte Abdülaziz var.
Sultan Abdülaziz. Bunu duyunca şey demiş.
Tövbe estağfurullah tövbe demiş.
Yani bunu hiç unutamıyorum Kraliçe Victoria deyince.
Ve bu dönemi Oscar Wilde dediğim gibi çok sık eleştiriyor.
Çok ikiyüzlü buluyor.
200'lü bir ahlak anlayışınız var diyor ki gerçekten de öyle.
Çünkü şöyle bir dönem.
Herkeste böyle bir ailevi değerlerle saygın olma, öne çıkma merakı var.
Lordlar, düşesler, işte kontlar bilmem neler.
Ve fakirleri zaten asla saygın bulmuyorlar adamla.
Değerli ve saygın bulmuyorlar fakirleri.
Bir insan ayrımı had safhada.
Sevgisiz evlilikler zaten kutsanmış bu dönemde.
İşte cinsel konularda hep bir çekingenlik var.
Sadece üreme amaçlı cinsellik.
ve evlilik söz konusu gibi düşünebilirsiniz ki zaten burada şunu belirtmek istiyorum Lord Henry dediğim karakter var ya kitapta aforizmaları çok iyi demiştim evlilik üzerine öyle bir aforizmaları var ki
hatta bir yerde şey diyordu sevgili yavrum ömürlerinde tek bir kez sevenlerdir asıl sığ olanlar Onların vefa, sadakat diye adlandırdıkları şey aslında alışkanlığın
verdiği o rahatlıktır.
O hayal gücünün yoksunluğudur diyordu Lord Henry mesela.
Yani millete diyor ki siz sırf bu yüzden evli kalıyorsunuz ama oho hani sadakatsizliğiniz had safhada demek istiyor.
İki yüzlüsünüz diyor. Gerçekten üzerine düşünülmesi diye düşündüm ben.
Ayrıca kitapta şöyle bir şey var İzmir'le ilgili yazmış oluyor.
İrlandalı bir adam İzmir'le ilgili bir şeyler yazmıştı.
Valla okuyun anlatmayacağım.
Yani bir İzmirli olarak hoşuma gittiğini belirtmek isterim.
Ve kitabın en sevdiğim bölümü de 11.
bölümmüş. Şöyle bir geri dönüp baktım.
Ben bu kitabı okuyalı yıllar oldu.
11. bölüme böyle kalpler çizmişim, yıldızlar falan atmışım.
Çünkü hep söylüyorum ya da pragmatik bir insanın kitabı da öyle okuyorum diye.
Yani en faydalandığım bölüm orası olmuş.
Çünkü Oscar Wilde gerçekten orada size kültürünün ne kadar üst olduğunu ve dehasını orada net bir şekilde yansıtmış diyebilirim.
O zaman Oscar Wilde'ın hayatına böyle ufaktan bir geçiş yapmak istiyorum.
Nasıl bir çocuktu, ailesi, nasıl da eğitim hayatı vs.
vs. Şimdi Dublin'de doğuyor.
1854 yılında İrlanda Dublin'de doğuyor.
Tıpkı James Joyce gibi İrlandalı bir yazar.
İrlandalıların atası Celtler'di.
Hani mitolojik isminde bahsetmiştim ya.
Ve Oscar Wilde'ın bu estetizm, bu güzellikle kafayı bozması sanki biraz böyle atalarıyla alakalı bir durum gibi geliyor bana.
Celtler'de şöyle bir şey vardı.
Göbeklenen erkekleri kırbaçlıyor.
Keltler dövüyorlar yani göbeklendi diye.
Çünkü ideal kemer ölçüsü diye bir ölçü var.
Eğer o ölçüyü biraz olsun aşarsanız dayağı yiyorsunuz.
Yani öyle bir saykolar. O kadar estetik bir güzellik demişken yani.
Düğün ki kendi kendime bunu okurken.
Keltler dedim keşke bizim Türk erkeklerimizi görseler böyle.
Şey diyorlar ya göbeksiz erkek balkonsuz eve benzer deyip karalarını A4 kağıdı boyutunda inceliğinde isteyen o piknikçi amcalarımızı keşke görseler dedim.
Neyse Türk kadınımızın yarasını deştiğime göre devam edeyim.
Oscar Wilde bu arada Oscar diyenler de var arkadaşlar ama ben Oscar diyorum.
Çünkü hatta Oscar diye okunuyor ama kendi vatandaşları bu şekilde telaffuz ediyor.
O yüzden hani bu şekilde Oscar diyorum.
Sonra şey demeyin neden bu değişik Oscar'a Oscar falan diyor demeyin.
Oscar Wilde Anglo İrlandalı protestan bir aileden geliyor ve babası göz doktoru kulak doktoru aynı zamanda uzman.
Oscar White böyle güzelliğini annesinden aldığını düşünüyor ve annesi de gerçekten kendisine de benziyor huyu olarak benziyor annesi annesinin hatta bir sözü vardı ben çok şaşırmıştım şey diyordu kadın hayatım boyunca bu
ortodoks sürünme bana çok fazla diyen bir kadın Oscar ailenin ikinci çocuğu ve annesi onu aslında kız bekliyormuş kız olsun istiyormuş bakmış erkek çocuğu demiş ki olsun ya sıkıntı yok ben buna elbise
falan giydiririm demiş adamın fotoğraflarına baktım yıllarca elbise giymiş yani Şimdi şey diyenler olacaktır işte elbise giymiş annesi ona yıllarca elbise giydirdiği için eşcinsel oldu falan.
Hayır böyle bir şey yok yani bilimsel olarak da böyle bir şey mümkün değil.
Zaten adamın doğasında var bu içinde olan bir şey.
Yani elbise giydi diye kimse eşcinsel olmuyor onu belirtmek isterim.
Şimdi şöyle. Daha sonra 18 yaşına geliyor ve Dublin'deki Trinity College diye bir okul var.
Çok meşhur bir okul. Klasikler okumak için oraya gidiyor.
Çok iyi bir okul. Yani orada da burs kazanıp yürüyor hatta.
Hatta ilk eşcinsel deneyimini burada yaşadığı söylenene geliyor.
Bir erkekle bir münasebeti olmuş.
Ama burada şunu söylemek istiyorum.
O dönemlerde bu aslında yatılı okullarda erkek erkeğe ilişki çok sık görülen bir şeymiş.
Fakat okuldan mezun olduktan sonra bunun devam etmesinde bir sıkıntı görüyorlarmış.
Bu bana çok garip gelmişti açıkçası.
Aslında burada bir iki yüzlülük var.
Neyse ondan sonra burada bir antik çağ profesörüyle tanışıyor.
Bu Trinity College dediğim yerde.
O da onun Yunanca'ya olan aşkını, Latince'ye olan aşkını körüklüyor.
Pardon Yunanca'ya olan aşkını körüklüyor.
Bu rahip ve 1875'ti galiba bir madalya alıyor.
Berkeley'in madalyası çok ünlü bir ödülmüş bu.
Ve üç yıl sonra da ver elini.
Oxford Üniversitesi ve yine Bruce da Oxford kazanıyor.
Hatta sınava girenlerden en yüksek notu alan Oscar Wilde.
Çok zeki bir adam zaten.
Neyse Oxford'da da Oxford Üniversitesi'nde mason oluyor.
Lütfü zaten çok abartılı, kıyafetleri çok gösterişli, çok seviyor giyinmeyi, kuşanmayı falan.
Hatta yeşil rengini de çok seviyor.
Bu arada neden yeşil rengini çok seviyor?
Çünkü... İngiltere'de bu kraliyet döneminde yeşil renk eşcinselliği temsil eden bir şey.
Hatta böyle hep ışıl ışıl giyiniyor, rengarenk giyiniyor Oscar Wilde.
Ve o yüzden de çok böyle efemine bulunuyor ve alay ediyorlar.
Çok efeminesin falan diye.
Ama adam cinsel yönelimini hiç saklamamış zaten.
Hatta yakasına yeşil renk karanfil falan takıyormuş.
Zaten kendini deşifre ediyormuş.
Zaten başta dediğim gibi çiçekleri de çok seviyor adam.
Hatta babasından okul için aldığı paralar var.
İşte babacığım kitap alacağım falan deyip çiçek alan bir insan Oscar Wilde öyle bir tip.
Neyse Oxford'dan mezun olduktan sonra babası arkasında böyle bir sürü borç bırakarak ölüyor.
Ve annesi tabii Karayaslar'da eve sürekli avukatlar geliyor alacak.
Ve Oscar da annesine şöyle diyor.
Diyor ki anneciğim üzülme benim deham var.
Yani avukatlar bunu elimizden alamaz.
Benim deham kimsenin elinden alabileceği bir şey değil.
Adam kendisine deha diyecek kadar aslında biraz kendini seven narsist bir adam.
O narsist sos hikayesini boşuna anlatmadım.
Biraz onu da seziyorum çünkü Oscar Wilde'da.
Bir de hayattaki en büyük isteklerinden birisi zaten ünlü olabilmek.
Bir şekilde ünlü olmak istiyor.
Hatta şöyle söylüyor. Ben ünlü olacağım.
Ünlü olamazsam da kötü şöhretli olacağım ama insanlar beni tanıyacaklar bir şekilde diyor.
Ve dediği de oluyor. Victoria döneminin en tanınmış adamlarından birisi haline geliyor.
Ki bence hak edilmiş bir ünlü oluş bu.
Yani bu Andy Warhol'un hatırlıyor musunuz kitle iletişim araçları çıktık.
Bir söylemi vardır ya, herkes bir gün 15 dakikalığına meşhur olacak falan diye ki şu anda öyle bir durum söz konusu bütün dünya içerisinde.
Ama Oscar Wilde'inkisi öyle bir ünlülük değil.
Gayet hak edilmiş bir ünlülük olduğunu düşünüyorum ben.
Adam hem şair hem yazar hem oyuncu.
Bu tanınırlığı da Oxford'dan mezun olduğu zaman zaten şiir yazmaya başlıyor Oscar Wilde ve bu şiirlerle ilk başta tabi alay etmişler falan ama daha sonradan tabi adam almış yürümüş o onlarla alay etmiştir.
O şiirlere baktım ben yine böyle homo...
Erotik ögeler içeriyor şiirler.
Yine erkek güzelliğini betimliyor.
Ve Yunan mitolojisindeki bu ünlü erkek aşıklar falan var ya onlardan da bahsediyor.
Ve tabi bu şiirlerin üstüne insanlar boş durmuyorlar.
Zaten efemini buluyorlar Oscar Wilde'ı.
Ve hakkında çok fazla dedikodular yayılmaya başlıyor.
Ne yapacak Oscar Wilde?
Dedikodulara yuka çıkıyor.
İşte yok çok renkli giyiniyor.
Yok çok efemine tavırları var.
Ay şiirleri de şöyle falan denilince adam diyor ki benim bir şekilde evlenmem lazım.
Bu insanların çelesini kapatmam lazım.
Ki günümüzde de böyle evlilikler yapılıyor.
Biliyorsunuzdur zaten. Milletin ağzı kapansın diye.
Ve Oscar Wilde eşcinselliğini kamufle etmek için işte bir arkadaşının kız kardeşi var.
Oxford'da bir arkadaşı var.
Onun kız kardeşine evlenme teklifi ediyor.
kız da kabul etmiyor sonra Oscar Wilde diyor ki senin diyor paran var zenginliğin var işte benim de deham var aslında bir lese süper olurdu ama neyse ya sen çok şey kaçırdın diyor kıza bu nasıl bir
kendini beğenmişlik bir de lüksüne zaten düşkün adam acayip lüks seviyor giyinmeyi kuşanmayı seviyor dediğim gibi ve Adam öyle fakir bir kadın aramıyor yani.
Zengin olacak diyor evlendiğim kadın.
Zengin bir kadınla evlenmek en büyük hayallerinden birisi.
Ve zaten şimdi diyeceksiniz ki adam çok efemineyse kadınlar ona niye baksın?
Yok bakıyorlar. Çünkü Oscar Wilde her girdiği ortamda kendine hayran bırakıyor herkesi.
Çok ünlü bir konuşmacı da aynı zamanda çok güzel konuştuğu söylenile geliyor.
Bu efemine tavırları ben biraz araştırdım.
Yani gerçekten efemine miydi diye Oscar Wilde.
Amerikalı ünlü bir şahin var Walt Whitman.
Duymuşsunuzdur zaten. Bu adamla birlikte olduğu söyleniyor Oscar Wilde'ın.
Ve Walt Whitman demiş ki hayır hiç efemine değil gayet erkeksi buldum ben onu falan demiş.
Bilemem doğru mu. Bu arada şunu söylemeden geçmeyeyim.
Ben Oscar Wilde'ın en son By W.
Hayne'in Portres diye bir kitabı var.
Onu okumuştum. Ve bu kitapta da kitabı nasıl yazmış önce onu söyleyeyim.
Yine size ortamda. satılacak bir bilgi.
Sevgilisi var ya Robbie.
Robbie ile beraber sabahlara kadar muhabbetler ediyorlar falan filan.
Oradaki aslında kitabın fikir babası Robbie.
O kitabını da okursanız zaten ufkunuz çok açılacaktır.
Kitapta böyle Shakespeare sevenleri özellikle okusun.
Kitapta Shakespeare'in bu ünlü soneleri var ya o ünlü soneleri ithaf ettiği Bay W.
Hay'nin kendince hikayesini yazmış Oscar Wilde ve Shakespeare'in o sonelerin aslında genç bir erkeğe ithaf ettiğini.
Zaten bu yıllardır konuşulduğu gelen bir şey ama bunun kim olduğunu kendince bulduğunu söylüyor falan.
Enteresan bir kitaptı. Ben bunu neden söyledim?
Çünkü Oscar Wilde kendini Shakespeare ile özdeşleştiriyor.
Yani bu kitapta ben hayretler içerisinde kaldım gerçekten.
Çünkü inanılmaz benzer yönleri de var.
Ne mesela işte Shakespeare de oyun yazarıydı.
Oscar Wilde de oyun yazarı.
Okey başka ne var? İşte ikisi de sırf eşcinselliğini kabufle etmek için bir kadınla evlendi.
Shakespeare için tam eşcinsel diyebilir miyim?
Hayır yani Shakespeare kadınlara da aynı zamanda ilgi duyan aynı zamanda erkeklere de ilgi duyan bir adamdı ama öyle olduğu söyleniliyor yani büyük bir ihtimalle ama Oscar Wilde direkt yani eşcinsel.
İkisi de aynı şekilde eşcinsel dediğim gibi ve kamufle etmek için bir kadınla evleniyor ikisi de ve ikisinin de çocukları oluyor.
Mutsuz bir evlilikleri oluyor ve Shakespeare'in sonelerine baktığınız zaman hep böyle erkek sevgilisi için onun yaşlanmamasını, hep genç kalmasını dilediğini zaten görüyorsunuz.
Tıpkı Doreen Gray'in ya da işte Oscar Wilde'ın o genç sevgilisi Bossy gibi.
Ve gençlik ve güzellik saklantısı bu ikisinde de var.
İkisi de ölene kadar böyle sadık olmasa bile yani bir adama aşık kalıyorlar.
İkisi de Yunan mitolojisi de erkek güzelliğine...
Meftunlar. Hatta güzel sevmek sevaptır der Oscar Wilde.
Biz bunu söyleriz ya Türkçe'de de çok kullanına gelen bir şeydir.
O oradan geliyor. İkisinde de böyle şiirlerinde homoerotik ögeler mevcut zaten.
İkisi de kraliyet dönemlerinin tanınmış oyun yazarlarından.
İkisi de erkekleri yüceltiyor.
Kadınları bir tık aşağıda görüyor.
Bu açıdan pek hoşlanmıyorum.
tavırlarından ama öyle. Ve bir rivayettir ama bu Shakespeare'in eserkeş olduğu söylenilir.
Ve White'ın da böyle bağımlılıkları var.
Tek farkları ölüm şekilleri.
Oscar White Paris'te beş parasız öldü bir otel odasında.
Zavallı bir şekilde zaten geleceğim oraya ama Shakespeare öyle değil.
Şimdi gelelim evliliğine.
Şimdi dediğim gibi tek niyeti bu dedikoducuların ağzını tıkamak ve rahat bir yaşam sürebilmekti.
Kendine de eş olarak Londralı bir avukatın kızı olan Constance diye bir kadın var.
seçiyor ama ilginç olan şu şimdi Constance'ın abisi diyor ki bak kardeşim bu adam hetero değil Sen bununla evlenme diyor Constance'a gidip.
O da diyor ki hiç umurumda değil.
Heteroymuş bilmem neymiş. Kardeşim ben Oscar'da evlenmek istiyorum diyor.
Neyse Constance için de çok erkeksi bir kadın olduğu söylenile geliyor.
Ben baktım fotoğraflarına Constance'ın çok güzel bir kadın.
Çok beğendim. Öyle çok maskülen de bulmadım açıkçası bilmiyorum.
Ama öyle söyleyenler var.
Yani sırf Constance çok erkeksi bir Oscar Wilde onu seçti diyenler var.
Ama ben tamamen duygusal olduğunu düşünüyorum.
Sağ derken para açısından bu arada.
Evlenir evlenmez de pişman oluyor Oscar Wilde.
Ama yine de iki çocuk yapmış.
İki tane oğlu oluyor bu evliliğinden.
Neyse işte evleniyorlar baklanıyorlar derken.
Kayınpederi zaten zengin bir kayınpeder var.
Onlara işte dört katlı bir ev yaptırıyor.
Ve Oscar Wilde karısını bu evlilikte finansörü olarak görüyor.
Belki de onu hiç sevmedi bilmiyorum.
Bana geçen duygu oydu hani okuduklarımdan.
Ve evlendikten sonra Oscar Wilde böyle...
Allah ona yürü ya kulum diyor artık ve bir kadın moda dergisinin editörü oluyor.
İyice böyle bir immeleniyor şöhreti.
Hatta o dönemin editörleri haftanın 6 günü sabahtan akşama kadar mesai yapıyorlarmış.
Ve Oscar Wilde o kadar şey hani dedim ya kendini deha görüyor çok önemsiyor kendini falan.
Haftanın 2 günü işe gidiyor ve zaten gitmemiş gibi bir şey yani o kadar kısa bir süre gidiyor ki.
O kadar rahat ki adam böyle bir adam yani patronuna karşı da rahat.
Yani burada çalışma üssü bunu da anlayın diye söylüyorum.
şey yaşıyor. Hazcı yaşıyor.
Bir de kadınların ne giydiğine değil diye Oscar Watney'in düşündüğüne bakalım biraz da bu dergide.
Bravo yani canım benim.
Ne kadar güzel söylemiş. Zaten yaşadığı döneme bakıyorsunuz.
İngiltere'de bu sanayileşmenin neden olduğu bu insan emeğine sırt dönüldüğü bir dönem var.
Tam o dönem yani. Çocuk işçileri bile sömürüyorlar o dönem ve kadınlar sömürülüyor ucuz işçi diye.
20 saat çalıştırılıyorlar kadınlar.
Çok kötü bir dönem ve haliyle Oscar Wilde de bundan etkileniyor.
Hatta ve hatta sosyalist olduğunu söylemiş.
Belki buna inanmazdım biliyor musunuz?
Sosyalist olduğuna inanmazdım böyle bir adamın ama Mutlu Prens gibi bir...
Hikayeyi yazan bir adamın tabii ki de sosyalist olduğuna inandım daha sonradan.
Gelelim ilk ve lanetli romanına Dorian Gray.
Şimdi bu kitabı Oscar Wilde 1890'da yazmıştı galiba ve ilk başta bir dergide yayınladı Dorian Gray'i.
Fakat çok büyük bir sansasyon oldu.
Yani aman sandım kitap yayınlandı insanlar diyor ki bütün ahlakımız bozuldu bu ne biçim kitap Allah seni kahretsin falan filan.
Oscar Wilde herkes bir sataşıyor falan filan derken bütün ahlak şövalyeleri.
Çünkü kitapta dediğim gibi üç erkek üzerinden eşcinsel ögelerle bir konu işleniyor.
Ama oradaki olay aslında eşcinsellik değil.
Yani konuya adapte olması gerekirken insanlar oradaki eşcinsel temaya takılıyor.
Aslında kitapta çok fazla şey var.
Yani niye onu görüyorlar anlamadım.
Gerçekten de öyle okuduğunuz zaman zaten anlayacaksınız.
Böyle ahlakım bozuldu aman tanrım öyle bir durum yok yani.
Neyse herkes o kısmına takılıyor.
Oscar'da durur mu? Tabi cevabı yapıştırıyor Oscar Wilde.
Diyor ki dünyanın ahlaksız diye nitelendirdiği kitaplar dünyaya kendi utancını gösteren kitaplardır diyor.
Kardeşim siz kendinize bakın diyor.
Siz kendinizle yüzleştiniz aslında diyor.
Neyse kitap defalarca defalarca sansüre uğradıktan sonra çıkıyor.
Ve bu kitabı yazmasının sebebi ne derseniz eğer John Gray diye bir genç sevgilisi var.
Bunun çok yakışıklı bir şair ve John'u eski bir Yunan kavmi olan Dor kavmi ile değiştiriyor ve John'un ismini Dorian yapıyor.
Dorian Gray yani Dorian yapıp soyadını aynen kullanıyor.
Daha sonra millet işte araştırıyor falan kim bu Dorian Gray falan derken altından John Gray çıkıyor tabi.
Tabi John Gray durur mu diyor ki tövbeler olsun o ben değilim falan deyip inkar edip adam kaçma yönünde eğilim gösteriyor.
Fakat kitap çıkınca herkes anlıyor ki %90 bu John Gray dediğimiz şair.
Bir google atırsanız fotoğraf olması gerekiyor.
Neyse orada böyle fırtınalar koparken Oscar Wilde ne oluyor?
Hayatımın aşkı dediği Lord Alfred Douglas ile tanışıyor.
Diğer namı değer ismi Bossy yani Oscar Wilde ona Bossy diye sesleniyor.
Eğer yani bu Oscar Wilde'ı bilmek istiyorsanız kesinlikle Bossy'i de bilmeniz gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü ikisi bir ayrılmaz bütün benim gözümde de öyle.
Neyse Bossy tanıştıkları zaman 22 yaşında Oscar Wilde de 36 yaşında.
Bossy böyle ilk başta Oscar Wilde'ın tipini hiç beğenmiyor.
Bu ne diyor işte yaşlı falan diyor 36 yaşında adama yaşlı diyor.
Ve Bossy yine böyle Zaten Dorian Gray gibi Bossy de çok yakışıklı böyle bebek suratlı.
Bu arada zaten Oscar Wilde sakal bıyık hiç sevmezmiş.
Hatta Frank Myers diye bir sevgilisi var.
Sırf bu sebepten dolayı adam bıyık bıraktı diye adamı terk etti Oscar Wilde.
Yani bıyık Oscar Wilde'ın ince çizgisi.
Bu şekilde Bossy ve Dorian Gray büyük bir aşk yaşamaya başlıyorlar.
Ve Oscar Wilde Bossy ile tanıştıktan sonra böyle otellerde kalmaya başlıyor.
Eve hiç gitmemeye başlıyor.
Ne karısını görüyor ne çocuklarını görüyor.
Böyle iyice kopma başlıyor aralarında.
Neyse işte karısında da bu arada ilişkilerinin haberleri var.
Herkesin haberi olduğu gibi karısının haberi var.
Ama kadın göz yumuyor.
Ve Bossy'nin babası da ünlü bir markey.
Yani kontrol edük arası bir şey gibi düşünebilirsiniz.
Ve bu adam bu ilişkiyi öğreniyor.
Bossy'nin babası ondan sonra...
Sıldırıyor. Diyor ki oğlum önce okulunu bitir.
Bossy de bu arada Oxford'da okuyor.
Ama Bossy babasını dinlemiyor tabii ki de.
Hatta babası bunun eve dönmeyeceğini anlıyor.
Okula da dönmeyeceğini anlıyor.
Diyor ki oğlum diyor sana bundan sonra miras falan yok diyor.
Tehditler savuruyor falan. Bossy de diyor ki ah diyor ne kadar komiksin.
Ne kadar küçük bir adamsın diyor babasına.
Buna ben bir şok olmuştum açıkçası.
Neyse babası da işte deliriyor tabii.
Adama böyle söyleyince adam da deliriyor.
Ve o sıralar Oscar Wilde sahnede çok başarılı bir dönemde böyle çok güzel oyunlar yapıyor.
Baya da ünlenmiş. Ama Marked'e bir taraftan çok kimli Bossy'nin babası.
Ve diyor ki seni bitireceğim Oscar Wilde diyor.
Ve gerçekten dediğini de yapıyor.
Oyunların olduğu yere gidiyor.
Oscar Wilde'ın oyunlarının sahnelendiği yere.
Notlar bırakıyor.
Bu adam sodomist. Bu adam sodomist diye notlar bırakıyor.
Ve Oscar Wilde bu oyunlarını sabote ettiği için Bossy'nin babasına şikayetçi oluyor.
Mahkemeye gidiyor vesaire derken.
Ve bir anda oklar Oscar Wilde'a dönüyor.
Aslında adam davancıyken sanık durumuna düşürülüyor.
Sodomist ilan ediliyor.
Yani Sodom şu demek hani eski ahitte eşcinsel kavmin tanrı tarafından böyle ateş yağdırıldı falan ya kükürt ateş yağdırılarak yerle bir edildiği bir bölge var ya o işte
yani bizim Lut kavmi dediğimiz kişiler Sodomi olarak adlandırılıyor.
Yani eşcinsel kişilere Sodomi deniliyor.
Ve bu dönemde yani Victoria döneminde Sodomi olmak Cinayetle eşliler o derecede bir suç.
Hatta hapis cezası bile var.
Eşcinselsen hapse atılıyorsun.
Ve mahkemede de bu Oscar Wilde'ın kaldığı otelin Bossy ile kalıyorlar diye çalışanları tanıklık yapıyorlar.
Diyorlar ki evet bu adam geliyordu bir otele.
Bir sürü adam geliyordu falan diye.
Böyle çıkıp adamın hakkında ileri geri konuşuyorlar.
Öyle mi? Evet öyle.
Bossy ve Oscar Wilde böyle biraz serbest ilişki yaşayan tipler.
Yani okey hani bir cinsel beraberlik.
Tabii ki var ikisinin ama aynı zamanda ikisinin farklı farklı kişilerle de beraberlikleri oluyormuş ve birbirlerine bu anlamda çok müdahale etmiyorlarmış karışmıyorlarmış değişik bir kafa ve daha sonra işte bu otel çalışanları
da tanıklık yapınca Oscar Wilde yine kendini savunmaya çalışıyor ama en son önüne al bu kitabı sen yazmadın mı şak diye Dorian Gray'in portresini atıyorlar ve diyorlar ki içinde eşcinsellik var sen eşcinselsin falan deyip
adamı hapsediyorlar. Ve zaten hapse gireceğini de tahmin ediyordu.
Mesela sevgilisi Bossy tahmin ediyordu.
Ve hatta gel kaçalım falan dedi.
Ama Oscar Wilde dedi ki hayır aşkım için savaşırım.
Aslında burada aşk için savaşmak değildi mesele.
Yani dedim ya biraz aykırı bir tip zaten Oscar Wilde.
Yani biraz da şeyi savunmak istedi aslında.
Böyle şeyler de mümkün. Hani eşcinselim ve hani normalleştirmeye çalıştı belki anlatabiliyor muyum?
Bunu yapmak istedi.
Direkt aşkı için savaştı demeyin yani direkt.
Ve bir anda ülkenin en tanınmış adamlarından biriyken büyük bir itibarsızlaştırmaya uğradı ve iki yıl boyunca hapiste yattı.
Böyle bir adamın hapse atılması zaten korkunç bir şey.
Çünkü dediğim gibi size baştan beri anlatıyorum.
Çiçekleri seven şöyle böyle lüksüne düşkün bir adam ve o seviyeden çok ünlüyken bu seviyeye düşmek.
Ki hapis hayatına baktım ben adama her gün 6 saat koşu bandında yürütmüşler adamı.
Her gün 6 saat koşu bandında yürüyorsunuz aralıksız olarak.
Ve ceza olarak da bu yani cezası adamın.
Bir de dizanteri kapıyor zaten hastanede, hapishanede.
Akıl sağlığı bozuluyor ve o çok sevdiği Bossy var ya hapisteyken 50 bin kelimelik mektup yazdığı Bossy gününü gün ediyor Oscar Vard içerideyken.
Bu arada mektubu okumak isteyenler için Deprofondisti galiba kitabın adı.
Orada vardı bu olaylar yani o mektup.
Hatta orada diyordu ki ben sana hayatımı verdim ama sen benim hayatımı harcadın diyordu Bossy'e.
Ben üzülmüştüm onu okuyunca.
Ve karısı ne yaptı o süreçte?
Karısı Constance. Bu da çok çileli bir kadın ya.
Dedi ki Oscar Wilde'ın ziyaretinde gel dedi bu sodomilikten vazgeç.
Gel eşine dön. Ama tabii ki de Oscar Wilde.
Ben böyleyim arkadaşlar.
Beni böyle kabul ediyorsan et.
Neyse hapisteyken bile mahkumlarla bir beraberlik yaşadığı da söyleniliyor Oscar Biden.
Ve daha sonra daha insani bir hapishaneye transfer ediliyor.
Reading Hapishanesi.
Ve 1896'da hapisten çıkıyordu.
Ve 1897'de işte büyük eserlerinden birisi Reading Balladını yazıyor.
Burada zaten İngiltere'nin adalet sistemini görmek isteyenler Reading Balladını okuyabilir.
Burada bir mahkumdan etkilenerek yazıyor.
Mahkum da şöyleydi. Karısını öldürüyor adam.
İhanete uğradığı için karısını öldürüyor.
Ve mahkum oluyor. Ama arkasına da halka alıyor.
şekilde yani halk adamı masum buluyor ve Oscar Wilde da sanırım masum bulmuş ki böyle bir şiir yazmış o meşhur şiir işte ilk başta koyduğum var ya Tuncay Kurciz'in sesinden dinlediğimiz herkes öldürür
sevdiğini şiiri işte bunun üzerine yazmış olduğu bir şiir yani Bossy için falan değil neyse hapisten çıkınca da koşarak ne yapıyor bilin bakalım Bossy'e koşarak gidiyor yine ve kitabında diyordu ki Dorian
Gray portresinde çok sevdiğim bir söz vardır.
Hatta bu bir dizide de bir replik olarak geçiyordu.
Bu gece günceme yazacağım.
Neyi? Ateşten eli yanan çocuğun ateşi çok sevdiğini.
Yani ne kadar güzel değil mi söz?
Ve filmde bu sahnelerde de çok ağladım bu arada.
Bu Bossy'e koştuğu bir sahne vardı.
Hangi filmdeydi o? Mutlu Prens değil.
Mutlu Prens evet Mutlu Prens filmindeydi.
O sahnede ağladım. İzlerken trenden inip Bossy'e koştuğu sahnede.
Ve karısı da bu artık kavuşmalarını duyunca Bossy ile hapisten çıkıyor adam.
Karısına ve çocuklarına değil Bossy'e koşuyor.
Ve karısı da bunu duyunca diyor ki Oscar artık bu iş bitti.
Sana da para da yok. Artık ne yapıyorsan yap diyor.
Tabi ikisi de aşık Oscar'a bu arada.
Bossy ve karısı hala Oscar'ı seviyor.
Sonra Bossy artık Oscar'ı artık eskisi kadar beğenmemeye başlıyor.
Ve belki de onlandır bilmiyorum Napoli'ye gidiyor.
Ve ondan önce Oscar Wilde hep Bossy'den ayrılıyormuş.
Yani Bossy hep terk edilen tarafken şimdi tam tersi oluyor.
Ve zaten önceki ayrılıklarında da nasıl geri dönüyorlarmış.
Bossy sürekli diyormuş ki bak intihar ederim falan deyip adamı geri döndürüyormuş Oscar Wilde'ı.
Bossy gittikten sonra Oscar darmadağın oluyor ve Paris'e gidiyor.
Orada bir takma isim kullanıyor.
Sebastian Mahmur'tu galiba.
Ve Paris'te böyle içki, seks, uyuşturucu vs.
bu şekilde iki sene geçiriyor.
Üretkenlik zaten bitik durumda.
Ve o sırada karısı da ölüyor Oscar Wilde'ın.
Karısının ölümleri pek üzülmüyor.
Gördüğüm kadarıyla ve okuduğum kadarıyla.
Ama kadın Oscar'ı o kadar çok seviyordu ki öldükten sonra bile sırf o mağdur olmasın diye ona Para yollamalarını istemiş.
Bu nasıl bir aşktır ya? Ve Oscar Wilde de en son Paris'te yatalak bir şekilde akut menenjit ve kulak enfeksiyonu geçirerek hatta akıl sağlığında yitirdiği söyleniyor.
Bu şekilde ölüyor.
İşte böyle yani Mutlu Prens hikayesini yazan ama sonu mutsuz biten bir edebiyat dehasından bahsettim bugün.
Ve son olarak onu şu çok sevdiğim sözüyle bitirmek isterim.
Çünkü birisini etkilemek ona ruhunu vermektir.
der Oscar Wilde ve bana kitaplarıyla ruhunu veren bu dehayı bugün size anlatmaya çalıştım.
Onun da dediği gibi özgürlüğe, kitaplara, çiçeklere sahip olan kim mutsuz olabilir ki?
Mutlu kalın, kitaplarla kalın, hoşça kalın.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
