
Cambly ile İngilizceni geliştir ve hedeflerine ulaş! %55 indirimden faydalanmak için: https://cambly.biz/55osb
İndirim Kodu: 55osb * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi * *Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugün kendi deyimiyle ölümün ta kendisi, atom bombasının babası Robert Oppenheimer'ı konuşacağız.
Aylardır heyecanla beklenen Christopher Nolan imzalı Oppenheimer filmi bugün vizyona girdi.
Filme gidecek olanlar için baştan söyleyeyim, Nolan filmi Oppenheimer'ın gözünden aktarıyor.
Eğer vakit kalırsa filmden de biraz bahsetmek istiyorum.
O yüzden jet hızıyla başlayalım.
Oppenheimer 22 Nisan 1904'de New York'ta doğuyor.
Babası Julius Seligman Oppenheimer bir Yahudi ve 1888'de Almanya'dan Amerika Birleşik Devletleri'ne göç ediyor.
Üstelik ABD'ye geldiğinde beş parasız, dil bilmiyor, eğitimi yok ama bir tekstil fabrikasında işe başlıyor ve şansı yaver gidiyor.
10 sene içinde bu işten öyle büyük bir servet sahibi oluyor ki oldukça başarılı bir tekstil ithalatçısına dönüşüyor.
Yani Amerikan rüyası dediğimiz şeyi Oppenheimer'ın babası bizzat yaşamış sıfırdan zirveye vurmuş diyebiliriz.
1912'de Manhattan'da lüks bir daire satın alıyor.
Oppenheimer daha 8 yaşındayken bu muhteşem malikanede oturuyor.
Annesi bir ressam.
O yüzden evin duvarlarında orijinal Van Gogh tabloları var.
Picasso tabloları var.
Daha sonra bir erkek kardeşi oluyor.
Adı Frank. Çok sıkı, çok iyi ilişkileri var erkek kardeşiyle.
Ve böyle sanat koleksiyonlarıyla dolu bir evde büyüyorlar.
Ve daha sonra her ikisi de fiziğe ilgi duyuyor iki kardeş de.
Ama Frank'in resme de ilgisi var.
Robert'ın ise inanılmaz bir şiir yeteneği var.
Şair olabilecek kadar öyle bir yetenek.
Biriler ama dindar olmayan bir Yahudi aile Oppenheimer ailesi ve o doğduğu zaman 20.
yüzyılın başında doğuyor. Artık böyle at arabalarının yerine arabaların aldığını görüyoruz.
Hatta doğduğu yıl işte 1904 dedik New York metrosu açılmış artık seferlere başlamış.
Zaten 1914'de o 10 yaşındayken Birinci Dünya Savaşı başlıyor.
1915'de ilk kez telefon konuşması yapılıyor dünyada ve o da konuşmuş telefonla.
Elektriğin artık iyice yaygınlaştığını binalara kadar girdiğini görüyoruz.
Bence bu da bir şans. 1917'de Ekim devrimi oluyor.
Yani icatlar açısından çok güzel bir dönem ama savaşların da çok yoğun olduğu bir dönemde doğmuş ve elbette etkilenmiş.
Daha küçücükken Latince, Almanca, Yunanca, Fransızca bunları okuyup konuşabiliyor.
Herkesin hayran olduğu bir zekası var.
İlk gittiği okul seçkin özel bir okul.
1911'de Ethical Culture School'a başlıyor.
Adı üstünde etik ve ahlaki değerleriyle öne çıkan bir okul.
Belki de atom bombası atıldıktan sonra duyduğu vicdan azabının temelinin atıldığı okul burası olabilir.
Bir de bu gittiği okulun kurucusu Felix Adler çok önemli bir profesör bu.
Teolojiyi ortadan kaldırarak işte deistleri, ateistleri her ne görüşten olursa olsun bunları bir çatı altında birleştirme düşüncesinde olan bir profesör.
O da Yahudi. Ve Oppenheimer'ın babası bu okulun mütevelli heyetinde yer almış yıllarca.
Oppenheimer 3. ve 4.
sınıfı bir sene içerisinde tamamlıyor.
8. sınıfı da yarım dönemde bitiriyor.
Mezun oluyor hemen 1921'de.
Ve artık o son senesinde kimyaya olan ilgisi artıyor.
Özellikle de mineraloji.
Hatta 18 yaşında ailesiyle Almanya'ya bir yere tatile gidiyorlar.
Tatil yaptıkları yerin de toprağı çok zenginmiş.
Hani baya hoşuna gidiyor buralar.
Ama bu tatil esnasında bağırsaklarında çok ciddi bir rahatsızlık başlıyor.
Ülseratif kolit yani kalın bağırsakta kanamalı yara çok ağır atlatıyor bu hastalığı.
Bu yüzden bir sene boyunca okula gidemiyor.
Böyle doğayla iç içe temiz havada yürüyüş falan yapıyor.
İşte bu yürüyüşleri yaptığı yer hastayken ona iyi gelen yer.
Yıllar sonra aslında kaderinin dönüm noktası olacak lokasyon Los Alamos.
Az sonra oraya geleceğim.
İşte bu hastalıktan dolayı Harvard'da olan kaydı bir sene kadar uzuyor.
Bu hastalık olmasaydı 17 yaşında Harvard'da girmiş olacaktı.
Ama zaten Harvard'da da 4 sene yerine 3 sene de bitiriyor.
Ve bu süreçte ABD'nin en eski ve en prestijli onur topluluğuna girmeyi başarıyor.
5ED Kepa buraya kabul ediliyor.
En seçkin bilim ve sanat öğrencilerinin olduğu bir topluluk burası.
Ve sadece olağanüstü başarılılar girebiliyor buraya.
İşte bu noktadan sonra fizikle ilgilenmeye başlıyor.
Termodinamik dersleri onun deneysel fiziğe olan ilgisini bayağı arttırıyor.
Bu arada termodinamik dersi aldığı kişi Nobel ödüllü bir fizikçi Percy Williams.
3 yıllık eğitim sonrası en yüksek dereceyle mezun oluyor ve 1924'te Cambridge'e gidiyor.
Buradaki meşhur deneysel fizik laboratuvarında Cavendish laboratuvarında çalışmaya başlıyor.
Ama termodinamik hocası Bridgman onun laboratuvarda pek başarılı olmadığını söylüyor.
Senin alanın deneysel fizik değil.
Teorik fizik diyor Oppenheimer'a.
Ve sadece temel laboratuvar kursları alıp Cambridge'e başlıyor artık.
Ama o kadar mutsuz oluyor ki Cambridge'de.
Bu okul ona yaramamış diyebiliriz.
Yani depresyona giriyor. Ağır bir depresyon.
Çünkü kendini çok yetersiz hissediyor.
Yazdığı mektuplarda da bunu belirtmiş.
Hatta İngiliz bir öğretmeni var.
Nobel ödüllü bir fizikçidir aynı zamanda.
Patrick Blackett. Onunla da baya sürtüşüyor.
Hani hoca bana taktı deriz ya.
Oppenheimer'da bunu yaşamış.
Ama onun yaptığının yanında bizimkisi bence çok masum kalıyor.
Çünkü adama o kadar sinir oluyor ki.
Onu zehirlemek için bir elmaya kimyasal maddeler enjekte ediyor ve öğretmenine ikram ediyor bu elmadan.
Hani yesin de zehirlensin diye.
Tamamen hayal kırıklığı ve kıskançlık duygusuyla yapıyor bunu.
Neyse ki öğretmeni o elmayı yemiyor.
Yeseydi kim bilir neler olacaktı.
Bu arada hani sadece bir başkasına değil kendisine de zarar verme yemeğiyle Oppenheimer bunu söylüyor yakın arkadaşları.
Ve hayatı boyunca akıl hastalığıyla mücadele etmiş.
Yani sürekli... Kaygı nöbetleri, depresyonlar geçiriyor.
Şizofren olduğunu söyleyenler de var duyacaksınızdır ama direkt öyle diyemeyiz.
Demans teşhisi almış erken bulama genç yaşında ama bu hastalığın zaten neticesi kişilikte dağılma, duygusal hayatta bozulma bunlar olduğu için şizofreniyle benzediği için muhtemelen böyle
bir teşhis koyuluyor. Hani direkt böyle şizofren diyemeyiz yani.
Skeletor ona diyor ki umutsuz bir vaka.
Yani bu da söylenmiş.
Ve bir keresinde çok yakın bir arkadaşı var.
Ona sinirleniyor ve boğmaya çalışıyor.
Boğazına sarılmış. Zor kurtarmış adam kendini düşünün.
Bu arada Oppenheimer hakkında pek Türkçe kaynak maalesef yok.
Ama vizyona girecek olan film Pulitzer ödüllü bir kitap.
American Prometheus'dan ilham alınarak senaryolaştırıldı.
Bu kitabı merak edenler için maalesef Türkçe çevirisi yok.
İngilizcesini okuyabilirsiniz.
İngilizce demişken uzun zamandır Merve yeni Cambly indirim kodumuz yok mu?
Duyan takipçilerim vardı.
Müjde indirim koduyla geldim.
Şu an Cambly'de %55 indirim var.
Ayda sadece 349 TL.
Müthiş bir kampanya. Bize özel kod 55OSB.
Kariyerinde daha başarılı olmak isteyenler, yurt dışına taşınmak isteyenler, yeni kültürler, yeni yeni insanlarla tanışmak isteyenler ve İngilizcesini geliştirip daha üst seviyelere taşımak isteyenler, Cambly'de
günün istediğiniz her saatinde online bağlanarak istediğiniz konuda konuşabileceğiniz ve kendinizin seçebileceği native öğretmenler var.
Türkçe düşünüp İngilizce ifade etmeye çalışmaya son vermek isteyenler açıklamalardaki linke tıklayarak ne zaman isterse, O zaman İngilizce öğrenmeye başlayabilir.
7-24. Denemek isteyenler için ilk ders ücretsiz.
Açıklamalardaki linke tıklayıp 55OSB koduyla hemen başlayabilirsiniz.
Hadi devam edelim. Cambridge sonrası Avrupa'daki en önemli teorik fizik merkezlerinden biri olan Gattingen Üniversitesi'ne gidiyor.
Burada Werner Heisenberg, Paul Dirac, Enrico Fermi ve Edward Taylor ile tanışıyor.
Ve bu adamların hepsi kendi alanlarında çok önemli isimler.
Öğretmenleri de Nobel fizik ödüllü Max Born kuantum mekaniği alanında en önemli isimlerden birisi ve Oppenheimer doktorasını Max Broad ile yapıyor.
Doktora sonrası yine ABD'ye dönüyor işte Harvard'da Caltech'te araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlıyor.
1927-28 yıllarında henüz 23 yaşında ve burada Linus Pauling ile çok yakın bir dostluk kuruyor.
Dünyanın en etkili 20 bilim insanından biri Linus Pauling ama sonra Oppenheimer'ın karısına çok yaklaştığını düşündüğü için dostlukları bitiyor.
Çünkü Oppenheimer Linus evde yokken evine gidiyor ve karısını yemeğe davet ediyor ve karısı rahatsız olduğunu söylediği halde devam ediyor ve dostlukları bu şekilde bitmiş.
Bence iyi ki de küsmüşler yoksa Linus'un da eline bir şekilde kan bulaşacaktı.
Bu arada Nobel barışı almış bir isim pasifist aynı zamanda.
Savaş karşıtı neyse Oppenheimer bu süreçte Amerika'da parlak bilim insanları arasına artık adını altın harflerle yazdırmaya başlıyor.
Gerek meslek alanında yapmış olduğu yayınlar işte gerek makaleleri çalışmaları araştırmaları derken baya baya göz önünde bir fizikçi o alanda çok iyi.
Fakat teorik fizikçi Wolfgang Pauli onda çok kötü bir şey tespit ediyor.
Otoriteye koşulsuz şartsız itaat edebileceğini fark eden ilk insan.
Bu da ne demek? Devlet tarafından kullanılmasına sebep olacak şey demek ki 1930'larda Avrupa'da faşizm iyice yükseliyor işte 29'da Wall Street çöktü biliyorsunuz ağır endüstriye sahip
ülkeler krize girdi bir anda işte enflasyon aldı başını gitti iç savaş çıktı şeyde İspanya'da ortalık karıştı Oppenheimer ne yaptı bu süreçte çalışmalarına o kadar daldı ki olayların hiç farkında
değildi gerçekten haberi bile yok yani gerçek dünyayı görmeyecek kadar dünyadan kopuk yaşayan bir insan düşünün adam bir 1936'ya kadar oy bile kullanmamış.
Wall Street olayını 6 ay sonra öğrenmiş.
O kadar kopuk yaşıyor. Zaten bu kopukluğu onun aslında başına bela olmuş.
Bu arada Berkeley'de profesörlüğe başlıyor ve o kadar çok seviyor ki öğrencileri onu.
Dersine girmek için adeta yarışıyorlar tıpkı Feynman gibi.
Eve bir ara Hollanda'ya seminere gidiyor.
6 hafta içerisinde Flemenkçe öğrenmiş yani Hollanda dili.
Onlarla daha iyi bir iletişim kurabilmek için bunu yapıyor.
Hatta orada ona OP adını takıyor öğrencileri.
Aynı dediğim gibi Feynman gibi ilişkileri öğrencileriyle.
Onun da bu arada podcastı var kanalımda.
Dinlemek isterseniz Richard Feynman.
Oppenheimer nükleer fizik işte kuantum mekaniği teorisinde önemli çalışmalar yapıyor.
Astrofizikle de ilgileniyor.
Hatta bir makalesinde uzayın derinliklerinde kütle çekim kuvveti ürettiği enerjiyi aşan ölü yıldızların olması gerektiğini söylemiş.
Yani kara deliklerden bahsediyor ve yıl 1939.
1930'lara dönelim Oppenheimer komünist düşüncelerin etkisine girmeye başlıyor ama komünizmi bildiği için değil sırf kardeşi öyle diye kız arkadaşı öyle diye.
Düşünün hiçbir şeyden haberi yok ve aldığı maaşın bir kısmını Nazi Almanya'sından kaçan Alman fizikçilerini desteklemek için kullanıyor.
Sonra babasından yüklü bir miras kalıyor.
Onu da alıyor. Kaliforniya Üniversitesi'nde okuyan lisansüstü öğrencileri bırakıyor.
Ve şimdi artık yavaş yavaş esas olaya doğru gidiyoruz.
O dönemde biliyorsunuz ki bir Hitler belası var ve Alman bilim insanlarının nükleer silah yapacağından hatta Hitler'in bunu kullanacağından çok korkuyorlar sürekli.
bunu düşünüyorlar ve Einstein de bu arada bundan korkuyor.
Naziler 1939'da Polonya'yı işgal ediyor.
Bu korku iyice artıyor.
Derken yıl 1942 yakın zamanın en önemli tarihlerinden Amerika Birleşik Devletleri Hitler'in atom bombasını kendilerinden önce yapmasından
o kadar çok korkuyor ki devreye Manhattan projesini sokuyor ve bu proje 2.
Dünya Savaşı'nda İlk nükleer silahı üretebilmek için yapılan ve binlerce bilim insanını bir araya getiren gizlilik içerisinde yürütülmüş bir proje.
Projenin başına da Oppenheimer getiriliyor.
Hatta bir iddiaya göre pek çok bilim insanına teklif götürülmüş ama hiç kimse kabul etmemiş.
En sonunda ihale Oppenheimer'a kaldı diyorlar.
Bu arada bu nükleer silah düşüncesinden 1913 yılında H.G.
Wells The World Set Free kitabında bahsediyor zaten ve atom bombasının icadının 1933 yılında olacağını da söylemiş burada.
1933'de bu kehanet tekrar gündeme geliyor ve dünya adım adım felakete koşuyor gerçekten.
Almanya'da ve ABD'de yapılan deneyler zincirleme reaksiyonuna böyle bir şeyin mümkün olabileceğini gösteriyor.
İşte o zaman Edward Taylor sonradan Oppenheimer'a düşman olacak bilim insanı Einstein'a bir mektup yazıyor.
Bu endişesini iletiyor.
Einstein'da bunu ABD üst mercilerine iletiyor.
Hepimiz bu konuda çok endişeliyiz diyor.
Einstein'ın meşhur mektubu bu.
11 Ekim 1939'da ABD Başkanı Roosevelt'a iletiliyor ve 10 gün sonra da Uranium Danışma Komitesi kuruluyor.
Dediğim gibi en başta amaç bombayı Hitler'den önce yapabilmekti.
Kullanmak değil göz korkutmakta amaçları.
Ve Manhattan projesi ABD ve Kanada'da birçok büyük alana yayılmış çok kollu bir organizasyon ve 13.000 kişi çalışmış bu projede.
O kadar gizli bir proje ki milleti böyle gece yataklarından kaldırıp alıp götürmüşler.
Hani devlet için çalışacaksınız gizli görev diye.
Böyle bir süreç ve 1942'den 46'ya kadar Tüm general Leslie Grove'un yönetimi altında bu süreç ilerliyor.
Bombaları tasarlayan ekibin başında da Oppenheimer var.
Bu arada projeyi yürüten tesislerin de aslında birbirinin ne yaptığından haberi yok.
Bir tesiste radyoaktif malzeme ayrıştırılıyor.
Yani bence çoğu kişi neticeden habersizdi.
Ne yaptıklarını bilmeden orada çalışıyorlardı diye düşünüyorum.
Ve Oppenheimer bu projenin başına getirilince New Mexico'da Los Alamos'ta kullanılmayan bir yatılı okulu araştırma tesisi olarak kullanıyor.
Ve burada bizzat kendi seçtiği çoğu Nobel ödülü almış olan bilim insanlarını bir araya getiriyor Los Alamos'ta.
Ve burası adeta böyle bir toplama kampı gibi.
Bilim insanları ailelerini de yanlarına alıp getiriyorlar ve gizlilikten dolayı öyle çok dışarıda çıkamıyorlar, sürekli çalışıyorlar.
Ve burası Oppenheimer'ın 17 yaşında hastalandığı, bir sene geçirdiği, doğasını çok sevdiği geceleri ateş yakıp at sürdüğü yer.
Bu Los Alamos'taki bölge.
3000 bilim insanını buradan koordine etmeye çalışıyor ve ABD hükümeti bu projeye korkunç miktarda paralar saçıyor.
En başta 6 bin dolarlık bir bütçe ayırıyorlar ama 1945'te 2 milyar dolara ulaşıyor bu bütçe.
Korkunç paralar. Ve işte bu tesiste üretilen iki bomba insanlık tarihinin aldığı en ağır darbelerin müsebbibi oluyor.
Kod adları Little Boy ve Fat Man ve bu iki bomba savaşın sonunu askerler değil fizikçiler getirdi dememize sebep oluyor.
Hem de en acımasız şekliydi.
Oppenheimer'ın deyişiyle söyleyecek olursak dünyanın doğasını aniden ve köklü bir biçimde değiştiren bir iş en korkunç silahı yaptık.
Ve bunu yapmakla bilimin insanlığın iyiliğine olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getirdik.
Önce 16 Temmuz 1945'te başarılı bir test atışı yapılıyor Trinity testi.
Ve bu test atışında görüyorlar ki insanoğlunun bu zamana kadar ürettiği en korkunç silah bu.
Ve bu bombanın ışığı tam 3 eyaletten görülebilmiş ve patlama sonrasında mantar şekilli bir bulut yerden yaklaşık 10 km kadar yükseliyor.
Patlama noktasında 800 metre çapında dev bir krater oluşuyor.
Ve bu an öyle bir an ki tanık olanların asla unutamayacakları bir an.
Çoğunluk bu test atışı esnasında mutlu ama Oppenheimer'ın hislerinin çok karışık olduğunu söylüyorlar.
Çünkü yıllar sonra o anı anlatırken antik bir Hindu metni olan Bhagavad Gita'dan alıntı yapıyor ve tarihe geçen o meşhur sözleri söylüyor.
Şimdi ben ölümün kendisine dönüştüm.
Dünyaları yok eden.
Bir de bu Trinity testinin adı neden Trinity demiş olabilirsiniz.
Ona da değineyim. Trinity biliyorsunuz ki kutsal üçleme.
Baba, oğul, kutsal ruh demek.
Testis yani. Matrix Podcast'ımda uzun uzun anlatmıştım Trinity isminin üzerinden.
Oppenheimer'da ilk atom deneyine Trinity adını veriyor.
Bu aslında onun bir şiirden ilhamla vermiş olduğu isim.
O şiirde şöyle. Yüreğimi yumrukla.
Oysa şimdiye kadar.
Üç kişilik tanrı.
Kapıyı çalar, soluk alır, parıldar ve iyileşmeye uğraşır.
Oysa ben doğrulurum ve ayakta kalabilirim.
Fırlat at beni, boyu neydir?
Hırpala, patlat, yak.
Yeni beni yapmak için.
Yani bu şiirde aslında baya düşüncelerini yansıtıyor.
Sonra 6 Ağustos 1945'te Küçük oğlan yani Little Boy bombasını Japonya Hiroshima'nın üzerine atıyorlar maalesef.
Tarihe dikkat ettiniz mi bu arada 6 Ağustos 1945 dedim.
Almanya zaten kayıtsız şartsız 7 Mayıs 1945'te teslim olmuştu.
E hani Hitler korkusundan bu bombayı yapmıştınız diye sorarlar adama.
6 Ağustos 1945 günü saat sabah 08.15'te Hiroshima'ya atılan atom bombasıyla 140 bin kişi hayatını kaybetti.
Sağlık personellerinin de %90 hayatını kaybettiği için yaralarını saracak hiç kimse yoktu.
Ve size bu uçağın pilotunun hikayesini bir bölümde anlatmıştım.
Sanırım otoriteye itaat bölümü tam hatırlamıyorum ama uçağın adına annesinin adını koyduğunu söylemiştim.
Pilot Paul Tibbets'ın annesinin adı ve uçaktan atılan bombanın adı da Little Boy.
İşte bu olaydan dolayı Paul Tibbets hiç pişman olmadığını söylemişti.
Bizi de şaşırtan bir ifadeydi bu.
Hatta geceleri rahatça yastığa kafamı koyuyorum bile demişti.
İnanılır gibi değil ama bunlar yaşandı.
Japonya 8 Aralık 1941'den beri yani Pearl Harbor olayından beri ABD ve müttefikleriyle zaten savaş halindeydi.
ABD Başkanı Truman Japonya'nın koşulsuz şartsız teslim olmasını istedi ve ultimatom verdi.
Japonya tabi ki kabul etmedi.
Peki neden Japonya'ya atom bombası atıldı?
ABD aslında Sovyetler Birliği'ne gözdağı vermek için bunu yaptı.
Bu arada bombayı atacakları an Oppenheimer'ın böyle zar zor nefes aldığını söylüyorlar o geri sayım esnasında.
Benim de açıkçası filmde en merak ettiğim sahne burası.
Bir de şöyle bir detay var bomba atılmadan önce hani Japonların başına gelecek şeyi bildiği için.
Yani bir iki hafta öncesinden böyle zavallı küçük insanlar diye ortalıkta dolandığını söylüyorlar.
Ama bombadan sonra böyle çok muzaffer bir edaya girdiğini söyleyenler de var.
Ruh hali gördüğünüz gibi çok karışık.
Hatta bir sözü var Oppenheimer'ın diyor ki en çok hayran olduğum insan türü pek çok şey yapmakta olağanüstü iyi hale gelen ama yine de gözyaşı lekeli yüzünü koruyan kişidir
demiş. Bir de en başta dediğim gibi otoriteye oldukça itaat eden bir Oppenheimer.
Hiroshima'ya atılan bombadan 3 gün sonra Japonya'nın Nagasaki şehri bombalanıyor.
Bu sefer Fatboy bombası atılıyor.
74.000 kişi bu bomba ilk atıldığı anda hayatını kaybediyor.
Kalanların çoğu radyasyondan dolayı zaten.
Hayatını kaybediyor ya da sakat kalıyor.
Japonya 6 gün sonra teslim oluyor.
Ve 2. Dünya Savaşı bu şekilde sona eriyor.
İşte aslında Oppenheimer'ın yaptığı şey bu.
Yani kendisine dünyaların yok edicisi demek de çok da haksız değil gördüğünüz gibi.
Sonradan pişman olduğu söyleniyor.
Ve olaydan sonra Beyaz Saray'a giderek bizzat başkanla görüşüyor.
Vicdanen çok rahatsız olduğunu dile getiriyor.
Bilim insanlarının eline...
Kan bulaştığını söylüyor.
Başkan da bir daha onunla görüşmek istemiyor.
Hatta çok ağlak bir bilim insanı demiş arkasından Oppenheimer'ın.
Ama yıllar sonra kişisel sorumluluktan uzaklaşarak vicdanımda hiçbir ağırlık taşımıyorum.
Çalışmamız insanların içinde yaşadığı koşulları değiştirdi.
Evet ancak bu hükümetlerin sorunu bilim adamlarının değil demiştir.
Ve savaş sonrası ABD atom politikası konusunda önemli bir danışman oluyor.
Nükleer silahların araştırma geliştirilmesi.
Fakat Aralık 1953'te Başkan Eisenhower Oppenheimer'ın komünist bir casus olduğundan şüpheleniyor.
Ama gerçek şu ki aslında ayrıldığı eski sevgilisi komünist, kardeşi o şekilde ve 1940'da evlenmiş olduğu Kitty o da komünist düşüncelere sahip.
Ki zaten Manhattan projesine seçilirken böyle bir gündem vardı.
Yani güvenlik soruşturması geçiriyor.
Yine de o projeye alınıyor.
Bir de şu var Sovyetler Birliği 1949'da ilk başarılı nükleer testini gerçekleştiriyor.
Bu çok önemli bir detay. O yüzden zaten Oppenheimer o şüphe okların üzerine çekiyor.
İddialar çığ gibi büyüyor hakkında.
Sovyet ajanı diyorlar işte ellerinde hiç somut bir kanıt yok bu arada.
Ve Oppenheimer mahkemeye çıkarılıyor.
4 hafta süren gizli...
İzli bir duruşma yapılıyor.
Önceleri kahraman ilan ettikleri bu adamı vatan hainliğiyle yaptırıyorlar.
Ve bu davada Oppenheimer çok küçük düşürülüyor.
ABD hükümeti artık ABD hükümetinin en iyi atom fizikçisine güvenmiyor düşünün bunca yıldan sonra.
Ve bilimsel akranları bu karara oldukça öfkeleniyor.
Özellikle de Einstein. Ama içlerinden biri var ki oldukça sevinçli.
Yani onun itibarsızlaştırılmasına işte o kişi.
Edward Taylor arkadaşlar aralarındaki sürtüşme Manhattan projesinde başlamıştı zaten.
Sonradan bilim camiasının kan davaları arasına katıldı Taylor ve Oppenheimer.
Taylor en başta atom bombasının geliştirildiği ekipte yer alıyor.
Savaş sona erer ermez atom bombasından daha güçlü bir füzyon bombasına odaklanıyor.
Yani aralarında gizli bir rekabet var.
Sonra Oppenheimer'ın şüpheli bir komünist olduğu haberi çıkınca atom enerjisi komisyonu güven...
Benlik iznini askıya alıyor Oppenheimer'ın.
Taylor da işte o mahkemede onun aleyhine ifade veriyor.
Hatta mahkemede diyor ki ben diyor pek çok kez onun anlaşılması çok zor biri gibi davrandığını düşündüm ve gördüm.
Bu ülkenin hayati çıkarlarını...
Daha fazla güvendiğim ellerde görmek istediğimi hissediyorum diyor Taylor.
Oppenheimer'ın güvenlik izni iptal oluyor bu olaydan sonra ve ABD'den Virgin Adalarına gidiyor ve nükleer silahların yayılmasının önleme hareketinde yer almak için nükleer araştırmalardan ayrılıyor.
Aslında Virgin adalarına gidiyor.
Hani bu gönüllü bir sürgün gibi düşünün ama Taylor'ın bu yaptıkları kendi camiasında hiç hoş karşılanmıyor.
Aslında hani biri gönüllü sürgünde biri gönülsüz çünkü dışlanıyor Taylor.
Neyse başkan Truman 1949'da bir hidrojen bombası yapılmasını istiyor arkadaşlar ve Taylor'ın öfkesine rağmen Oppenheimer buna karşı çıkıyor.
Her şeye rağmen hidrojen bombası maalesef yapıldı.
Termonükleer silah. 1954'te Marshall Adaları'nda test edildi.
Atılan bomba Hiroshima ve Nagasaki'ye atılan atom bombalarından bin kat...
daha güçlü. Yani atom bombasının babası Oppenheimer, hidrojen bombasının babası ise Edward Teller arkadaşlar.
Oppenheimer daha sonraları o davadaki gizlilik kalktıktan sonra ve yüzlerce sayfa ortaya saçıldıktan sonra bu davayla alakalı ne oluyor?
Sonuç olarak onun sadakatsiz olmadığı ispatlanıyor.
ABD Enerji Bakanlığı bu sonuca varıyor.
Bu ölümcül silahın yani hidrojen bombasının sivillere karşı kullanılmasından Oppenheimer çok endişeleniyor.
Atom Enerjisi Komisyonu'ndaki konumunu Sovyetlerle nükleer silah yarışından kaçabilmek için yani nükleer silahın o uluslararası kontrolü için lobi yapma amacıyla kullandığını öğreniyoruz
sonradan. Ve Başkan John Kennedy onu 1962'de Beyaz Saray'a davet ediyor.
Nobel ödülü alanların katıldığı bir akşam yemeği var buraya davet ediliyor.
Bu arada Oppenheimer... Oppenheimer fizik dalında 3 kez aday gösterildi ama ödül alamadı.
Kennedy yönetimi de aslında iade-i itibar yapmaya çalıştı.
Yani böyle bir duruşma falan teklif etti.
Hani yeniden değerlendirmek adına ama Oppenheimer bunu reddetti.
1963'de Fermi ödülüne layık görüldü.
Yani bunlar aslında dediğim gibi devletin geri adım atma çabaları, yumuşatma çabası gibi düşünebilirsiniz.
Ve 18 Şubat 1967'de 62 yaşında gırtlak kanseri nedeniyle Oppenheimer'de Oppenheimer hayatını kaybetti.
Çok erken yaşta zaten sigaraya başlamış ve korkunç bir sigara içicisi.
Öyle söyleyeyim zaten filmde de göreceksiniz.
Şimdi biraz farklı bilgiler vermek istiyorum onunla ilgili.
Filme gidecek olanlar için iyi olur diye düşünüyorum.
Oppenheimer bütün bu olaylardan sonra 5 Eylül 1960'da nereye gidiyor biliyor musunuz?
Japonya'ya ziyarete gidiyor.
Tabii ki ailesi diyor ki gitme hani sana zarar verirler.
Buna rağmen gidiyor eşi Kitty ile beraber ve başına hiçbir şey gelmiyor.
Hatta belki inanamayacaksınız ama Japonlar tarafından oldukça saygıyla karşılanıyor.
Japonlar gerçekten çok farklı bir millet.
Hani şu olaydan sonra daha iyi anladım diyebilirim.
Ve bence onların bu saygısı Oppenheimer'a vicdan azabı çektirmiştir diye düşünüyorum ben.
Ve Oppenheimer'ın pişmanlıklarından biri bombayı...
Almanya'ya karşı kullanabilmek için zamanında bitirememiş olması.
Yani keşke Almanya'ya atsak gibi bir durum söz konusu.
Aslında dediğim gibi hedef Almanya'ydı ama Japonya nasibini aldı.
Bir test atışı yaptılar gibi bir şey oldu.
Yani bu kadar anlattım ve bence sonuç olarak bu adam nükleer yanlısı mı yoksa karşıtı mı bence siz de çözemediniz.
Zaten çoğu bilim insanı da sizinle aynı görüşte.
Çözülmesi çok zor bir adam.
Çok karışık bir karakter. Dinini belki merak etmiş olabilir bazılarını.
Evet o bir Yahudi'di en başta anlattığım gibi ama ne ailesi ne de kendisi hiçbir zaman hani o bildiğiniz Yahudilerden olmadı.
Hani dinine bağlı bir adam değil ve Oppenheimer Yahudi olarak anılmaktan da hoşlanmıyor ki zaten adının en başında Julius Robert Oppenheimer.
Oradaki Julius'ı kullanmıyor çok Yahudi ismi diye bunu kullanmak istememiş.
Sonra bir dönem Sanskritçe uzmanı Prof.
Arthur Ryder ile çalışıyor ve bu dili öğreniyor.
Eski Hindu diline merak salıyor ve öğreniyor.
Hindu kutsal metinlerini orijinal dillerinden okuyor ve çok etkilenmiştir bunlardan.
Ki dediğim gibi ilk test atışı hani Trinity'ye yapıldı ya ondan sonra Bhagavad Gita'dan alıntı yaptığını söylemiştim.
Şimdi dünyaların yok edicisi ölüm oldum demişti ya bu oradan bir alıntı ve bu kutsal metini yaşam felsefesini En çok şekillendiren kitaplardan biri olarak görüyor.
Hatta Oppenheimer'ın arabasının adı Hindu tanrıçası Vishnu'nun dağ kuşu olan Garuda.
Arabasına Garuda ismini takmıştır.
Merve bugün biz bu filme gideceğiz artık gitmeliyiz diyorsanız.
Universal Studio'larının bu sene en çok beklenen filmi şüphesiz Oppenheimer kendimden biliyorum.
Yönetmen koltuğunda Christopher Nolan var ki bu da benim heyecanımı bin kat arttırıyor.
Ve ben bugün yolda olacağım için maalesef bu filme hemen gidemeyeceğim.
Gidenler bana Instagram'dan yorumlarını yazarsa çok sevinirim.
Filmi dediğim gibi Nolan yazıp yönetti.
Filmde dünyayı kurtarmak için onu yok etme riskini almak zorunda kalan esrarengiz bir adamın paradoksunu izleyeceğiz.
IMAX'de çekilmiş epik bir gerilim ve filmi izleyenlerin yani Nolan'ın yakın çevresi ilk başta izledi ya.
İlk yorumu bu film bir korku filmi olmuş yani insanların yapabileceklerinin korkunçluğu anlamında bir korku filmi.
Filmin müziklerini de gönül isterdi ki Hans Zimmer yapsın ama maalesef yok artık ben de küs olduklarını düşünmeye başladım.
Ben bu davada Nolan'ı haklı buluyorum kusura bakmayın yani sen yıllarca benimle çalış çalış.
Oscar'dan Oscar'a koşalım beraber sonra.
Tam benim filmim çıkacakken git başkasının filmine müzik yap.
Beni seçme. Yani yıllardır çalıştığın insanı.
Hans Zimmer biliyorsunuz Tenet'ı seçmemişti.
Dune filmini seçmişti müzik yapmak için.
Arkadaşını satan hain.
Şaka bir yana yani Yıldızlar Arası filminin o müziklerinin ekmeğini hala yiyoruz.
Instagram'da bütün reels'larda.
Yani o olmasa ne koyacakmışız arkaya çok merak ediyorum.
Christopher Nolan. En iyi film adaylığı da dahil 11 Oscar ödülü aldı ve 36 adaylık kazandı.
Nolan diyor ki bu film izleyicinin insanların yaptıkları şeyleri neden yaptığını anlamalarına yardım ederken aynı zamanda yaptıkları şeyleri yapmalılar mı diye sorduracak.
Film bir hikaye aracı olarak izleyiciyi subjektif bir deneyime çekmek, olayları karakterlerin yaşadıkları gibi yargılamalarına izin verirken aynı zamanda bu karaktere biraz daha objektif bakmalarına
olanak vermek için çok uygun demiş.
Çeşitli noktalarda Oppenheimer'ın zihnine girmeye ve izleyiciyi onun duygusal yolculuğuna çıkarmaya taşımaya çalışıyoruz diyor.
Ve zaten filmin zor yanı da bu.
Çünkü son derece yıkıcı sonuçları olan Ama haklı sebeplerle yapılan olaylara dahil olan bir kişinin hikayesini göreceğiz.
Onun bakış açısından anlatmak istiyorum demiş.
Haklı sebeplerle yapılan olaylar derken pardon.
Filmde Nolan bizi Oppenheimer'ın kafasının içine sokmak istiyor.
Onun gözleriyle bakacağız olaylara ve omzunun üstünden bakacağız hatta.
Her yere onunla birlikte gideceğiz.
Böyle bir film. Gerçekten bu kısmı da çok heyecan verici.
Ve başrolde Cillian Murphy var.
Bu rolü için biçilmiş bir kaftan olduğunu düşünüyorum.
Genç kızların rüyası Cillian Murphy.
Ve bu role hazırlanırken Oppenheimer'ın bütün o röportajlarını izlemiş.
American Prometheus kitabını okumuş.
Piposu, tutuşu, sigara.
şapkası, duruşu gerçekten neredeyse birebir aynı olmuş ve hatta Oppenheimer'ı anlamak için ünlü fizikçi Kip Thorne'a danışmış 6 ay sırf bu mevzulara çalışmışlar beraber ve filmde Oppenheimer'ın
eşini yani Kitty karakterini Emily Blunt oynuyor ödüllü bir oyuncu.
Oppenheimer'ın eşi Kitty daha önce 3 defa evlenip boşanmış ve Oppenheimer onun 4.
eşi ondan 2 çocuğu oluyor ve Los Alamos yıllarında onu annelikten böyle memnun olmayan yalnızlıkla ve bağımlılıkla mücadele eden bir kadın olarak izleyeceğiz.
Ve aynı zamanda da ihanete uğrayan çünkü Oppenheimer eski sevgilisiyle görüşüyor evliyken.
Ve sisteme karşı çıkan biri Kitty.
Yani aslında kendisi de bir bilim insanı.
Botanikle uğraşıyor. Ama evde ütü masasında harcanan bir kadını oynuyor.
Kitty karakterini de gerçekten merak ediyorum.
Bir de internette şöyle bir dedikodu var.
Christopher Nolan güya hani o ikonik Trinity testinin nükleer ateşini ve mantar bulutunu çekebilmek için New Mexico'da gerçekten gerçek bir atom bombası patlatmış denildi.
Öyle bir şey yok arkadaşlar. Tabii ki atom bombası patlatmamış.
Bu görüntünün nasıl yapıldığı hala bir sır.
Yakında ortaya çıkar.
Tabii ki gerçek atom bombası değil de hani normal bir bomba kullanmış olabilir.
Ama Nolan Psychos'un diğer filmlerini izleyenler onun efekt kullanmamak için yaptıklarını bilenler böyle bir beklentiye girmeleri çok normal zaten.
Daha fazla anlatmayayım bir an önce filmi izleyelim.
Kararınızı kendiniz verin Oppenheimer hakkında.
Oppenheimer yaşasaydı ona son pişmanlık neye yarar parçasını gönderirdim muhtemelen.
Ve dilerim insanlık tarihi.
Bir daha böyle bir olaya asla tanık olmaz.
Yarın sabah 5'te yepyeni bir bölümle tekrar görüşeceğiz.
Sakın o bölümü kaçırmayın.
Beni hangi platformdan takip ediyorsanız bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Ve beni Instagram'da takip etmek isteyenler için adresimi aşağıya bırakıyor olacağım.
Merve biz de buradayız seni dinliyoruz demek isteyenler bana bu adresten yazabilir.
Son olarak Cambly için özel kodumuz 55OSB.
Yarın sabah tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
