
14 Mart Dünya Uyku Günü’nde sağlıklı bir yaşam için kaliteli uykunun önemini vurgulayan SAREV, uyku deneyimini iyileştiren doğal ve konforlu ev tekstili ürünleriyle fark yaratıyor. “SAREV ile Doğal Olarak Kaliteli Uyku” felsefesini yatak odalarına taşıyarak kaliteli bir uyku deneyimi sunuyor.
Pamuk, keten ve ipek gibi doğal liflerden üretilen nevresim takımları, yastık ve yorganlar yumuşak dokularıyla cildi tahriş etmeden vücut sıcaklığını dengeleyerek kesintisiz ve sağlıklı bir uyku deneyimi sağlıyor. SAREV’in doğal ve nefes alabilen kumaşlar ile üretilen ürünleri, gece boyunca vücudu destekleyerek rahat bir uykuya da zemin hazırlıyor.
Kaliteli bir uyku deneyimi için 14 Mart Dünya Uyku Günü’ne özel SAREV mağazalarında geçerli %20 indirim fırsatını kaçırmayın!
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri:https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Sarev" hakkında reklam içerir
Transkript
Sarev Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün yine çok ilgimi celbeden konularla buradayım arkadaşlar.
Bugün ne anlatacaksın Merve bize?
Neden uyuyamadığımızı konuşacağız ve insan uykusunun tarihine şöyle kısaca bir göz atacağız arkadaşlar.
Tabii bunları yaparken yine bu işin uzmanı olan bir isimden destek aldım.
Darian Leder, İngiliz psikanalist bir yazar kendisi.
Hatta Kadınlar Neden Yazdıkları Mektubu Göndermezler diye bir kitabı var.
Çok ilgimi çekmişti başlıktan dolayı.
Onunla başlamıştım onu okumaya ve daha sonra da sevdim arkadaşlar yapmış olduğu araştırmaları.
Ve dilini beğendim.
Dilini beğendim deyince.
Şimdi arkadaşlar insan uykusunun tarihine dair bir şeyler anlatacağım size.
Ama öncelikle rüya deyince uyku deyince ilk aklımıza gelen kişi kim?
Tabii ki. Freud arkadaşlar.
Freud ne diyor biliyor musunuz?
Rüyaların yorumu kitabında.
Ben mükemmel bir uykucuyum diyor.
Ama herkes tabii onun kadar şanslı değil.
Her üç yetişkinden biri uykusuzluktan muzdaripmiş arkadaşlar.
Yani eğer rahat bir uyku çekebiliyorsanız gerçekten çok şanslısınız.
Çünkü dünyada şu an resmen uykusuzluk salgını gibi bir durum söz konusu.
Hatta aklıma şu an insomnia filmi geldi Nolan'ın yönetmiş olduğu.
Ya da işte makinist filmi olabilir.
Fight Club olabilir arkadaşlar ki en sevdiğim filmlerden biri.
Taksi Driver olabilir.
Elm Sokağı'nda kabus.
1, 2, Freddy geldi sana.
3, 4, kapını kilitle hemen.
5, 6, haçı al eline.
7, 8, geç yat bu gece.
9, 10, asla uyuma sakın.
Bence bir dönem uyuyamayan insanların nedeni Freddy olmuştur.
Ne biçim bir filmdi o ya?
Başka neler var uykusuzlukla ilgili?
Paprika olabilir film olarak ya da işte Gizli Pencere diye bir film vardı o olabilir.
Böyle meraklıları için bunları önermiş olalım ve devam edelim.
Şimdi arkadaşlar önceden de uyuyamayan insanlar vardı ama bu kadar çok değillerdi.
Peki neden bu kadar büyük bir artış var derseniz?
Akıllı telefonlar tabii ki ya da işte bilgisayarlardan çıkan o mavi ışık.
Bunlar zaten biliyorsunuz uykuya dalma sürecimizi çok büyük bir ölçüde etkileyen şeyler.
Bu arada uzmanlar yatmadan önce ve uyanır uyanmaz lütfen ekranlarınıza bakmayın diyor.
Ama biz ne yapıyoruz? Bazen gece yarısı bile uyandığımızda hemen o telefonları elimize alıyoruz.
İşte arkadaşlarımıza Reels atıyoruz falan.
Sonra uyu uyuyabilirsen değil mi?
Yani sürekli böyle Reels izlemekten, o ekranı kaydırmaktan artık hiçbir zaman kapalı konumda ya da uçak modunda olamıyoruz.
Hep böyle ulaşılabilir bir durumdayız gece yarısı bile.
Hep uyarılıyoruz, hep açığız arkadaşlar.
Ve tabi bu da uykusuzluk yapan etkenlerden biri.
Peki kaç saat uyumamız gerekiyor?
Şimdi bu konuda kafalar epey karışık ama hani böyle 8 saat diye bir klasik vardır bilirsiniz.
1950'lerin sağlık bilgisi kitapları herkesin 8 saatlik uykuya ihtiyaç duyduğunu söylüyor arkadaşlar.
Ama 1960'ların kitaplarına bakacak olursanız özellikle de popüler bilim kitaplarına bu 8 saatlik uyku olayı bir safsata olarak görülüyor.
Hatta alay etmişler.
Uyku konusunda yazan iki Amerikalı yazar var.
1968 yılında şöyle demişler.
Pek çok etmen tarafından birlikte belirlendiği için doktor ayrımı gözetmeksizin her hastadan erken yatmasını ve hemen uykuya dalmasını veya genel olarak
kurala uygun süre boyunca uyumasını talep etmek çok saçma diyorlar.
Bunu talep edemezsiniz diyorlar.
Yani ne 8 saati böyle bir kural olamaz böyle bir kuralı kimse koyamaz bu bireysel bir ihtiyaçtır diyorlar.
Uyku çalışmalarına baktığımız zaman bunlar 19.
yüzyılın sonlarına doğru başlıyor ve özellikle de 1960'lardan yani 2.
Dünya Savaşı'ndan bir tık sonra ivmelenmeye başlıyor.
Ve fakat bu kuralcı uyku kavramları 1840'larda fabrika gününün artık böyle yaşama geçmesiyle yani sanayi devrimi sırasında ve sonrasında yaygınlaşıyor kuralcı
uyku kavramları. Neden?
Çünkü arkadaşlar işçilerin biliyorsunuz eskiden 12 ile 16 saat arasında çalışması bekleniyordu.
Peki benim günde 16 saat çalışmam şakom mu?
Sonra işte 20.
yüzyıla baktığımız zaman birçok batı kültüründe artık 8 saatlik bir iş gününe geçildiğini görüyoruz.
Bu 8 saatlik iş günü tabii her yerde yok arkadaşlar ama çalışma ve dinlenme süresi herkesin iyi oluşuna, buradaki herkes çalışanlar, çalışanlarım sağlıklı olsun, onlar iyi olsun, uykularını iyi alsınlar.
Böyle bir kaygıyla değil, fabrikaların üretim süreçlerinin talepleri doğrultusuyla belirlendi.
Ve sürekli kesintisiz performans işçilerin arzu etmeye mecbur tutulmuş olduğu bir ideal haline geldi zamanla.
Mesela 24 saat üretim gerektiren petrol ve işte çelik gibi sanayilerin büyümesi verimli bir şekilde çalışmalarına yetecek süre uyumuş olan işçilere ihtiyaç duyuyordu
değil mi? İşte bu nedenle uyku iş gücünün devamlılığı açısından hesaplanması gereken ve 8 saat dilimine sıkıştırılan bir faktör haline geldi değil mi?
Vardiyalı çalışmalar falan. 20.
yüzyılda uyku biliminin öncülerinden biri olan Nathaniel Clayton.
1939'da uyku üzerine bir kitap yayınlıyor arkadaşlar.
Burada uyku süresinin önemini vurguladığını görüyoruz.
Peki sonra ne oluyor? Kendisi Şikago Üniversitesi'nde bir takım araştırmalar yapıyor uyku üzerine ve Bilin bakalım bu araştırmalarını destekleyen kurumsal sponsorlar kimler?
Kimler tarafından finanse ediliyor?
Daha üretken işçiler tasarlamaya hevesli olan kurumsal sponsorlar tarafından finanse ediliyor.
Hatta hemen bir örnek vereyim.
Bir yerel et işletmecisi var.
Et yedikten sonra insanların o dop dolu mideyle daha iyi uyuyacaklarını göstermek üzere Çalışmalar yapması için Clayton'a 10 bin dolar bağışlıyor ve Clayton henüz 5 haftalık
olan küçücük bebeklere saf sığır eti püresi bile yediriyor.
Bilimi çıkarları için kullanan insanlardan çok korkuyorum.
Şimdi uyku burada gördüğünüz gibi insanların böyle yaşamlarını daha daha iyileştirmek amacıyla değil de sanki üretkenliği arttırmak için kullanılmış değil mi?
Veya işte ordu açısından bakacak olursak mümkün olan en az uykuyla günlerce uyanık kalabilecek askerleri eğitmek amacıyla manipüle edilecek bir şey olarak kullanılmış.
Mesela ABD ordusu Vietnam savaşı sırasında birliklerini uyanık tutabilmek için büyük miktarda amfetamin dağıtıyor.
Ve hatta daha yakın bir zamana gelecek olursak uyku ihtiyacını böyle geçici süreliğini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir proje başlattılar.
Sürekli desteklenen performans diye bir proje.
Yani arkadaşlar günümüzde pek çok uyku bilimcinin böyle sponsorlar almaktan çekinmediğini unutmayın.
Bir de şu var bir insan böyle bir gece azıcık kötü uyuduysa ya da az uyuduysa o günkü performans düşüklüğünü hemen işte az uyumasına 8 saat uyumamasına bağlayanlar var.
Halbuki gece çok iyi uyuyan birinin de performansı gayet düşük olabilir değil mi?
Yani tek kıstas o gibi davranmak niye?
Şimdi kronik uykusuzluk çeken insanların uyuyamamasının sebebi gayet psikolojik de olabilir.
Ben mesela işte gece televizyon izlerken çok çabuk uyuyorum.
Film açın bana gece ben hemen kütleye giderim.
Filmin sonunu getiremem. Televizyon açıldığı anda uyuyorum öyle söyleyeyim.
Yani bunun sebebini kendimce böyle seleler sonra çözdüm.
Tabii eğer doğruysa.
Bence şundan dolayı benim annem asla televizyon açmadan uyuyamaz.
Yani muhtemelen ben bebekken de beni bu şekilde uyuttu televizyon açıkken.
O yüzden ben karanlık ve televizyon sesini duyduğum anda şak diye hemen gözlerim kapanıyor uyuyorum.
Bence bundan dolayı bilmiyorum doğru mu.
Bir de biliyorsunuz çocuklarda uyku güçlüğü çok daha belirgin biz yetişkinlere göre.
Çocuklar sıklıkla ölümlülük ve bedenle ilgili kaygıları nedeniyle uykuya dalamazlar diyor Daryan.
Çünkü muhtemelen bir yetişkin işte ona ölümden bahsederken işte korkma yavrum ölümde uyku gibi falan dediyse çocuk tabii ki korkuyor ve işte ya hiç uyanamazsam korkusuyla.
uyumaya korkabiliyor. Hatta 20.
yüzyılın başlarında bile çocukların etmiş olduğu çok yaygın bir uyku öncesi duası var.
Bu duada bile uykumda öleceksem gibi bir ifade var.
Çocukların ettiği bir duadan bahsediyorum uyku duası.
Ya da biliyorsunuz bez bırakma döneminde yatağımı ıslatırsam gibi bir korkuyla da uyuyamayabiliyorlar.
Bir de çocuklarda gece terörü denen bir şey var.
Uykuda korku. Çocuk böyle ağlayarak feryat figan uyanıyor.
Ve çok uzun bir sürede sakinleştirilemiyor.
Mesela 4 yaşında bir kız çocuğu meğer 2 sene önce çok acil bir şekilde hastaneye kaldırılıyor.
Ve hemşireler iki koluna birden hızlıca kanül takmaya çalışıyorlar.
Ve çocuk gece terörü yaşarken aslında hala o anı yaşıyor.
O travmatik deneyimi yani gerek yetişkin gerek çocuklarda bireysel yaşamlarında ne yaşadıklarını eğer göz ardı edersek o kişinin niye uyuyamadığını açıklayabilmemiz
çok da anlamlı değil. Bir de ekonomik şartları aynı olmayan insanların uyku kalitesi.
Sizce bu aynı olabilir mi arkadaşlar?
ABD'de 50 bin çalışanı olan dev bir sigorta şirketi.
Çalışanlarına giyilebilir bir uyku takip cihazı taktırmış arkadaşlar ve günde 7 saatten fazla uyuyanlara Ayda 20 defa uyuyanlara bu şekilde ikramiye veriyorlar.
Hani kulağa çok iyi geliyor olabilir.
Ama düşünsenize işvereniniz sizi geceleri bile takip ediyor.
Yani üzerinizdeki o baskıyla zaten nasıl uyuyacaksınız değil mi?
Aslında gördüğünüz gibi uyku hayatımızın en temel ihtiyaçlarından biri olmasına rağmen genellikle göz ardı edilen veya ihmal edilen bir konu olabiliyor.
Ancak uyku kalitesinin fiziksel ve zihinsel sağlığımız üzerinde doğrudan bir...
etkisi olduğu zaten artık tartışmasız bir gerçek.
Sağlıklı uyku alışkanlıklarını geliştirmek için doğru uyku ürünlerini seçmek çok büyük bir önem taşıyor arkadaşlar.
Bu noktada Sarev hem nevresim takımı seçenekleriyle hem de kaliteli bir uykunun temeli olan yorgan ve yastık koleksiyonlarıyla da yanınızda.
Sarev'in yastık ve yorgan seçenekleri yüksek kaliteli kumaşlar ve inovatif dolgu malzemeleriyle üretilerek konforlu bir uykunun Mevsime göre ısı ayarı yapabilen
kumaşlar, nemi emen özellikleri ve gelişmiş hafızalı elyaf teknolojileriyle tasarlanan ürünler uyku kalitenizi en üst seviyeye çıkarıyor.
Sar ev ile doğal olarak kaliteli uyku demek, uyku sırasında cildin nefes almasını sağlamak ve vücut ısısını dengelemek demek.
Pamuklu kumaşlar konforlu bir deneyim sunarken keten kumaşlar sıcak havalar için ideal bir seçim.
İpek saten kumaşlar ise cildinize nazik bir dokunuş yaparak daha rahat bir uyku ortamı yaratıyor.
Ayrıca Sarev yastık ve yorgan seçenekleri hafızalı elyaf teknolojisi sayesinde vücuda tam uyum sağlayarak ve basıncı dengeleyerek gece boyu size destek oluyor.
Sarev yalnızca uyku ürünleriyle değil ev kozmetiği, banyo grubu.
Tekstil ürünleri ve daha birçok farklı kategorideki geniş ürün yelpazesiyle de yaşam alanlarınıza şıklık, rahatlık ve konfor katmayı hedefliyor.
Her bir ürün doğallığı ve kaliteli işçiliğiyle tasarlandı ve evinize hem estetik hem de fonksiyonellik sunarak yaşam alanlarınızı daha keyifli ve huzurlu bir hale
getiriyor. Sarı ev ürünlerini daha detaylı incelemek için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Şimdi tekrar sanayi devrimine dönecek olursak önceden zaman geçirilecek bir şeyken zamanla zaman harcanacak olan yani metaya dönüştü bir para birimi
haline geldi. Sanayi devrimi sonrası insanlar artık aynı zamanı paylaşmıyordu arkadaşlar.
Yani işçinin zamanıyla patronun zamanı bir değildi.
İşçilerin dinlenme zamanı efendinin.
Kaybettiği zamandı değil mi?
Derken meydanlara dev gibi sanat kuleleri dikildi.
Halbuki eskiden insanlar ne yapıyordu?
Zamanı doğal döngülere göre yaşıyorlar dedim.
İşte gün batımına göre, gün doğumuna göre.
Hatta köylerde hala böyle yaşayanlar var.
Ama sanayiyle birlikte zaman ne oldu?
Artık işte saatler ve vardiyalar üzerinden ölçülmeye başlanan bir şey oldu.
19. yüzyılın sonu ve 20.
yüzyılın başlarında birçok ülkenin artık yaz saati uygulamasını benimsediğini görüyoruz.
Ama bu uygulama sadece bir saat kaybetmekten ibaret değil.
İnsanların zamanı algılama ve yaşama biçiminde de köklü bir şekilde değişiklik olduğunu görüyoruz bundan sonra bu uygulamadan sonra.
Yani önceden doğayla uyumlu bir zaman anlayışı varken insanların Artık ne oldu?
Çalışma saatlerine göre şekillenen mekanik ve katı bir zaman düzeyine geçirdi ve bu devam ediyor.
Halbuki bizim 24 saatlik bir döngüde ilerleyen içsel sirka diyen bir ritmimiz var değil mi?
Ve bu ritmimizin düzenlemiş olduğu bir döngüye sahibiz.
Yani içimizde biyolojik bir saatimiz var hepimizin.
Fransızların metro iş uyku diye bir tabiri varmış arkadaşlar.
Bu aslında modern yaşamın nasıl bir döngüde sıkıştığını çok güzel gösteren bir ifade.
Metro iş uyku. Yani işe git gel uyu kalk tekrar işe git gel uyu tekrar iş uyku iş uyku.
Halbuki bu bizim doğamıza aykırı.
Biz de ne yapıyoruz? Uyku intikamı değil mi arkadaşlar?
Yani kendimize vakit ayıramadığımız için uykuyu erteliyoruz, erteliyoruz ve daha az uyuyarak zaman kazanmaya çalışıyoruz.
Mesela anneler bunu çok yapıyorlar.
Çocuk uyuduktan sonra azıcık keyif yapayım diye sabahlara kadar oturuyorlar ve uykusuz kalıyorlar.
Uyku intikamı ya da işte kafeinlerle ayakta kalmaya çalışıyoruz değil mi?
Ertesi gün nasıl yüksek bir performans gösterelim uyku intikamından sonra?
Bu arada sanırım...
Ben de uyku intikamı denilen o şeyi yapıyorum hala.
Eski dinleyicilerim bilir.
2018'den beri sabah 4-5 gibi kalkıyorum.
İşte kitap okumaya kalkıyorum.
Ve bunu herkese tavsiye etmediğimi daha önce söylemiştim.
Sabah 5 ile ilgili bir bölümüm var orada anlatmıştım.
6 saat uyumaya çalışıyorum 6-7 saat ama bazen yetmiyor.
Dediğim gibi herkesin uyku ihtiyacı farklı arkadaşlar.
Ben belki buna alışmış olabilirim ama gerçekten son dönemlerde yetmiyor.
Yani 7-8 saat uyumak istediğim zamanlar oluyor.
Bence benim de bu yapmış olduğum bir uyku intikamıydı.
neden buna başladığımı düşündüm.
O bölümde de anlatmıştım.
Kendime hiç zaman ayıramadığım bir dönemdi.
İşte 2018 yılı.
O şekilde başladığımı hatırlıyorum.
Ama eğer böyle gece çok erken yatabilirsem uykumu alabiliyorum.
İntikam falan almamış oluyorum.
Hani diyorsanız ki Merveciğim ben 9'da yatarım problem değil.
O zaman bence 5'te kalkmanın bir problem yaratacağını düşünmüyorum.
Ama dediğim gibi bu bir tavsiye değildir.
Ben gündüz insanıyım arkadaşlar.
Hep söylüyorum. Güneşi selamlayan tele tabii.
Asla gece insanı değilim.
Gece çalışamıyorum, okuyamıyorum ve üretkenliğim çok çok düşüyor.
Şimdi konumuza dönecek olursak arkadaşlar.
Tarihçiler hani az önce bahsetmiş olduğumuz sirkadyen saat, biyolojik saatler dedik ya.
Tarihçiler diyorlar ki bu işte biyolojik saatlerin 19.
yüzyılda kısmen artık böyle yapay aydınlatma geliyor ya.
Ve bu yapay aydınlatmanın artık böyle her yerde kullanılmaya başlamasının etkisiyle biyolojik saatlerimizin hafifçe kaydığını iddia ediyor tarihçiler.
Neden? Çünkü bedenimiz artık dışarıdan bu tarz müdahalelere açık bir hale geliyor.
Yani o yapay aydınlatmaya mecburuz her yerde ve maruz kalıyoruz.
Hani önceden sokaklar böyle aydınlatılmıyordu değil mi?
Etraf böyle yapay ışıklar yoktu.
Ama şu anda mecburuz.
Gece yarısı bir sokağa da çıksanız her yerde bir yapay aydınlatma var.
Buna maruz kalıyoruz. Tarihçi Robert Eckert Eight Days Close adlı kitabında diyor ki 19.
yüzyıldan önce insan uykusu 2 fazlıydı.
Bunu ileri sürüyor. Şimdi insanlar 19.
yüzyıldan önce akşam 9-10 gibi yatıyorlarmış.
Gece saat 12-1'e kadar uyuyorlarmış.
Ondan sonra kalkıp 2 saat oturduktan sonra tekrar yatıp sabaha kadar uyuyorlarmış.
Buna gerçekten çok şaşırdım.
Daha önce duymamıştım. Bu zaman aralıkları tabi tarih boyunca coğrafyalara da bağlı olarak değişmiş ama 2 fazla uyku diye bir şey varmış.
Asıl enteresan olan arkadaşlar o 2 saatlik arada ne yapıyorlardı?
Cinsellik, dikiş nakış, yemek pişirme, rüyalar üzerine düşünme ya da işte kitap okuma falan bunları yapıyorlarmış.
Hatta size tam bir ortamlarda satılacak bilgi vereyim arkadaşlar.
Bazı kültürlerde insanların ilk uykuda hani iki fazla uyku dedik ya ilk uykuda sağ taraflarına ikinci uykuda ise sol taraflarına yatması gerekiyormuş.
Ve bu da nihayetinde...
Kişinin yatağın ters tarafından kalktığı ifadesini doğurmuş.
Hani yatağın ters tarafından kalktın herhalde diye bir ifade vardır.
O buradan geliyor. Bir de arkadaşlar 17.
yüzyılda sokaklarda önce kandiller vardı değil mi?
Sonra işte gaz geldi işte ardından elektrik lambaları geldi.
Bu ne demek oluyor? Artık insanlar geceleri çok daha geç saatlere kadar sokakta durabiliyorlar.
İşte mağazalar, işletmeler daha geç saatlere kadar açık kalabilir demek.
Yani yepyeni bir gece kültürü ortaya çıktı demek değil mi?
İşte balolar, gece eğlenceleri falan görüyorsunuz bunlardan sonra.
oluyor. Yani uyku yüzyıllar boyunca arınma ve dinlenme zamanı anlamında manevi bir değer kazanmışken bu değerlerin gitgide işte bu yapay ışıklarla birlikte aşındırıldığını
görüyoruz. Sanayi devrimiyle birlikte uyku Gitgide böyle yenilenme için çok değerli olan ve belki de kişisel bir alan olmaktan çıkıyor.
Artık ne anlama geliyor biliyor musunuz?
İşte olmamak anlamına geliyor.
İnsanlar işte olmadığı vakitlerde o gece kültürünü yaşamak istiyorlar.
Ve uyku gitgide bakın boyut değiştiriyor.
Şimdi burada yine çok enteresan bir deney var arkadaşlar.
Bundan bahsetmek istiyorum. Şöyle ki denekleri modern yaşamın yapay aydınlatmasından izole ediyorlar.
Ve içlerinden birçoğunun yine az önce anlatmış olduğum insanlar gibi iki fazla uyuduklarını tespit ediyorlar.
Çok şaşırdım. Yani insanlar yapay ışıktan arındırıldığı zaman uzun bir süre iki fazla uykuya geçmişler.
Tabii hepsi değil bir kısmı.
Ve uykusuzluğumuzun büyük bir nedeni bu yapay ışıklar olabilir.
Ve tabii kapitalizm bunu da unutmamak lazım.
Kapitalizm de aslında uykusuzluğumuzun nedenlerinden biri.
Hatta iki ünlü Wall Street filmi reklam sloganlarına şöyle bir bakın yıllar içinde nasıl değişmiş.
1987'deki afişte böyle finansal açgözlülüğe eşlik eden o ahlaki yoksulluğa işaret edecek bir biçimde slogan şöyle.
Her hayalin bedeli var.
Bakın 1987'de böyle afiş.
2014 yılına gelelim.
Hemen bir devam filmi Wall Street.
Slogan şöyle değişmiş.
Para... Asla uyumaz arkadaşlar.
Yeni slogan bu.
Yani kapitalizm ve uyku ilişkisine bence çok iyi bir örnek.
Hatta arkadaşlar İspanyolların siestaları vardı bir zamanlar.
Şu an o kadar yok. Tatlı öğlen uykusu değil mi siesta?
Ya da Japonların inemuri dedikleri bir şey var.
Benzeri bu siestanın.
Bunlar sizce nasıl böyle yavaş yavaş ortadan kalktı değil mi?
Neden? Çünkü para asla uyumaz.
Çin'de öğle yemeği zamanında kestirmeye 1950 yılında anayasada yer veriliyorken sonradan bunun yasaklandığını görüyoruz 1950 sonrası.
Ve hatta öğle molasının süresinin epey bir düştüğünü görüyoruz.
Daha sonra işte uyku sağlığı uzmanları iş yerinde öğlen böyle siesta yapmanın hani böyle tatlı bir uyku uyumanın verimliliğin aslında ne kadar arttırabileceğine dikkat çekmeye çalışıyorlar.
Ama bu girişimlere pek de başarılı olmuyor.
Neden acaba? Yani arkadaşlar bir zamanlar insanlar öğlen vakitlerinde iş yerlerinde uyuyabiliyorlarmış.
Matthew Walker'ın Niçin Uyuruz diye bir kitabı var.
Buna da bir bölüm yapmayı düşünüyorum daha sonra.
Burada hayvanlar arasında şampiyon bir tür olarak insan övülüyor ve uykusundan eşsiz bir akılcılık ve yaratıcılık güçleri aldığı için diğer tüm hayvanlardan
üstün. olduğunu söylüyor.
İnsanın hızlı bir şekilde evrimsel yükselişini kazanmasına ve küresel ölçüde baskın bir toplumsal üst sınıf oluşturmasına yine uykunun yardımcı olduğunu kaydediyor.
Neden? Çünkü uyku bizim böyle çevremizdeki toplumsal dünyayı okuyan sağduyulu bir yetenek geliştirebilelim diye duygusal beyin devrelerimizi yeniden ayarlıyor ve ertesi günün
sosyal ve psikolojik zorlukları arasında soğukkanlı ve dengeli bir biçimde yön bulmamıza yardım ediyor.
Şimdi buraya kadar arkadaşlar yapay aydınlatmadan bahsettik işte kapitalizmle bağlantılı değişikliklere böyle kısaca değindik ve yeni iş ahlakı sanayi devrimi sonrasındaki yeni iş ahlakının aslında uykunun
yorumlanma şeklini nasıl değiştirdiğinden ve işte 19.
yüzyılın sonlarına doğru o iki fazla uyku dediğimiz uykudan bahsettik.
Şimdi bu iki fazla uyku olayı bir zamanlar gayet normal kabul edilirken 19.
yüzyılın sonlarına doğru artık sorunlu kabul edilir oluyor.
Yani yüzyıllar boyunca.
Gece uyanmak, iki fazla uyumak az önce anlattığım gibi herhangi bir endişe ya da korku nedeni sayılmazken hatta sadece hayatın gidişatının bir parçası iken oldukça normalken artık
19. yüzyılın sonunda ve günümüze kadar bir anomali sıfatıyla bir hastalık olarak görülmeye başlanıyor diyor Darien.
Hem tıp kitaplarında hem de kişisel gelişim kitaplarında gece yarısı uyanmanın tehlikeleri anlatılıyor arkadaşlar uyarılarda bulunuyor o dönem sonrası.
Ve buna ilişkin çarelerden, ilaçlardan falan bahsediliyor ve bunların çok geniş çapta reklamları yapılıyor.
Halbuki dediğim gibi geceleri uyanıp böyle bir iki saat uyanık kalmak, çift fazla uyumak dediğimiz olay atalarımızdan kalma bir şeydir diyor Daryan.
Hani bu konuda panikleyecek bir şey yok anlamında söylüyor.
Ama şimdi çift fazla uyku dediğimiz şey artık öcü gibi değil mi?
Çünkü artık konsolide uyku dediğimiz tek fazla uyku var.
Yatıyoruz, uyuyoruz, sabah kalkıyoruz.
Derken insomnia terimi yani uykusuzluk terimi 19.
yüzyılın sonunda artık sözlüklerde yerini alıyor.
Ve daha önce taşımış olduğu o genel uykusuzluk anlamının da ötesinde tıbbi bir anlamla yer almaya başlıyor.
Bakın artık tıbbi literatüre giriyor.
Artık uyku getirecek her şeyin Satışı başlıyor arkadaşlar.
Depresif durumlar bir zamanlar keder ve bastırılmış öfkeyle sonraları da beyindeki bir kimyasal dengesizlikle ilişkilendirilirken artık genellikle uyku yetersizliğine
atfedildiğini görüyoruz.
Bakın depresif durumlar artık uyku yetersizliğine atfediliyor bir zaman sonra.
Yani arkadaşlar uykuya bakış tarih boyunca.
Gördüğünüz gibi hep belli etkenlere bağlı olarak değişmiş ve şu anda da bakışımız tabii eskisiyle aynı değil.
Peki uyku ne işe yarar?
Uykunun, organizmanın bir pil gibi böyle yeniden şarj etmesini sağlayan bir şey olduğu söylenir ve Bu da tartışmalı arkadaşlar.
Şimdi bu haliyle insan etkinliklerini izleyerek yorgunluk ve bitkinlikten ileri gelen doğal bir durum olabilir.
Ama uyku üzerine inceleme yapanlar bu konuda net konuşmuyorlar.
Çünkü arkadaşlar tüm gün hareketsiz kalan oturan biriyle atletizm yapan biri Aynı süre boyunca hatta oturan kişi belki daha uzun bir süre bile uyuyabilir.
O yüzden etkinlik ile uyku arasındaki bağlantı belirgin değildir arkadaşlar.
İsviçreli bir psikolog Edward Clapright diyor ki uykunun aslında yorgunluğun bir sonucu değil yorgunluğa karşı bir savunma olduğunu savunuyor ve çeşitli deneyler yapıyor bununla ilgili.
İnsanların uzun süre uyanık tutulduğunda uykuya dalmakta gerçekten zorlanabileceğini göstermiştir.
Gerek 24 saatlik ve diğer ritmik süreçler gerekse vücuttaki bazı kimyasalların böyle birikip tükenmesi bizi uykuya doğru sürükleyebiliyor.
Ve uyku sırasında bağışıklık işleminin ve doku onarımının kuvvetlendiğini biliyoruz.
Ve bundan dolayı uyku yoksunluğunun vücudun hastalıklardan korunmasını tehlikeye atacağını da biliyoruz arkadaşlar.
Peki ama neden dinlenme değil de uyku?
diye soruyor Daryan. 1950'lerin sonunda arkadaşlar EEG cihazları iyice gelişmeye başladı ve ondan sonra işte REM uykusu denilen şey keşfediliyor.
Aslında daha önceden keşfedilmiş ama açığa çıkmamış bu kitap yakma olaylarından dolayı işte 2.
Dünya Savaşı'ndan sonra. Yani arkadaşlar hızlı göz hareket uykusu değil mi?
REM dediğimiz şey. Ama o zamana kadar uykuya böyle pasif bir durum gözüyle bakılıyor.
Yani 1950'lere kadar.
Sonra işte kafa derisine yerleştirilen bu elektrotlarla beynin çeşitli bölgelerinin etkinliğini gösteren dalgalanmaları kaydetmeye başlıyorlar ve görüyorlar ki gece böyle biz mışıl mışıl
uyurken beynimiz gayet aktif bir şekilde çalışıyor ve hatta Tıpkı uyanık olduğumuz zamanlardaki gibi çalışıyor.
İşte bundan ötürü arkadaşlar pek çok araştırmacı REM dönemlerinin uyku olarak adlandırılmaması gerektiğini bile iddia etmiş.
İşte aktif uyku diyelim, rüya uykusu, hızlı uyku falan diyelim demişler bu uykuya, REM uykusuna.
REM dönemlerindeki o EEG dediğimiz cihazla yapılan okumalar açıkça uykudaki deneyin aslında bir anlamda bize uyanık olduğunu gösteriyor.
Freud 1899'da Rüyaların Yorumu adlı eserini yayınladığında tüm kitap yoğun bir ruhsal aktivitenin gece boyu sürdüğünü ve uykunun hem düzenlenmesi
hem de sürdürülmesi gereken bir durum olduğunu söylüyor.
Bu fikre dayanıyor. Şimdi size anılarımızla rüyalarımız arasındaki bir bağlantıdan bahsetmek istiyorum arkadaşlar.
Durian diyor ki anıların bir telefonda saklanan fotoğraflar gibi olmadığını söylüyor hatta bilakis psikologların 20.
yüzyılın başlarından beri gösterdiği üzere anılarımız daimi bir yeniden yazılma sürecinde arkadaşlar ve biz bunu fark ettiğimizde iş daha da talihsiz bir hal alıyor çünkü bazı
deneyim örneklerinden farklılıkla Anılar hayatın değişen kaygılarına ve yaşanmasını dilemiş olduğumuz şeylere göre yeniden şekillendiriliyormuş ve düzenleniyormuş ve gözden
geçiriliyormuş. Daha sonra da tekrar yönlendiriliyormuş.
Bazı şeyler hatırlandığı gibi değil hissedildiği gibidir diyorum.
Şimdi bunun REM uykusuyla ne alakası var?
Anılarla uykumuzun ne alakası var?
Bazı uyku bilimciler non-REM denilen o uykunun görevinin gereksiz sinirsel bağlantıları ayıklamak ve ortadan kaldırmak olduğunu söylüyor.
Öte yandan REM uykusunun ikisi farklı şeylerdir.
Non-REM ve REM uykusu ayrı şeyler.
REM uykusu ise onları güçlendirmek için çalışıp çabalar diyor bazı araştırmalar.
Bu arada arkadaşlar non rem uykusu dediğimiz şey uykumuzun %75'ini oluşturan kısım.
Rem ise %25'lik kısım.
Non rem gereksiz maddeyi ortadan kaldırıyor ve ardından rem kalan bağlantıları geliştirmeye çalışıyor.
Ve geriye ne kalıyor?
Sadece güçlendirilmesi ve geliştirilmesi gereken unsurlar kalıyor.
Yani bir nevi bellek sistemimize doğal seçilim yapıyor diyebiliriz değil mi?
Güya anormal olanı atıyor normal olanı bırakıyor.
O zaman uyku beynimizi böyle bu şekilde derinlemesine temizliyorsa uykusuz kalanlar ne oluyor arkadaşlar?
Toplum için bir tehlike arz edebilir değil mi?
Bu yorumla uykusuz kalanlara ne yapıyorlar?
Anormalmiş gözüyle bakıyorlar.
Onların dünyayı sosyal ve duygusal kavrayışlarında bir takım hatalar olabilir.
Yani ağır sonuçlar doğurabilecek böyle uygunsuz karar ve eylemlere yol açabilecek insanlar olarak görüyorlar onları.
Ve toplum açısından bir tehlike olarak görülüyor uykusuz insanlar bu bakış açısıyla.
Yani uykusuzluk ve işte uykusuz kalanlar öcü gibi bir şey.
Peki bu kötü şeylerin hatta işte travmatik anıların uykuyla silinmesi gerekiyor da demek değil mi arkadaşlar?
Uyuyalım uyanalım travmalarımız silinsin oh ne güzel böyle bir şey var mı?
Rem uykusunun gündüz deneyiminin ve işte kısa süreli depolama alanında tutulan anıların uzun süreli belleğe aktarılmasına bu yönde işe yaradığına dair eski bir fikir var.
Ve buna göre arkadaşlar travma sonrası stres bozukluğunun travma kısa süreli bellekte takılıp kaldığında meydana geldiği ve çevresel ipuçları aracılığıyla Tekrar böyle hızlı bir şekilde tetiklenmeye
ve hatırlamaya neden olduğu ileri sürülüyor.
Kapı zilinin çalışını veya işte ani beklenmedik bir gürültüyü duymamız ne yapıyor?
Bizi anında savaş alanına geri götürebiliyor.
Eğer böyle bir şey yaşadıysak savaşla ilgili travmatik bir deneyimiz varsa buradan bile tetiklenebiliyoruz demek istiyor.
Travmatik anıların diğer depolama sistemine gitmesi gerekiyor ve bize söylenene göre bunu uyku gerçekleştirebiliyor değil mi?
Ama kısa süreli bellekte sıkışıp kaldığı varsayılan ve geçmişe dönüşler işte ve belki de kabuslar şeklinde deneyimlediğimiz o şeylerin çoğunun aslında kişinin başına hiç gelmemiş
bir şey olduğunu söylesem size hiç yaşanmamış bir şey olduğunu söylesem.
Mesela Vietnam gazileri uzaylılar tarafından kaçırıldıkları rüyaları anlatıyorlar ve bunları anlattıkları sırada vücutları gerçekten öyle bir şey yaşamışlar gibi böyle travmayla ilişkide olan fizyolojik
tepkileri veriyor. enteresan değil mi?
Tramva kısmı çok karmaşık arkadaşlar ve çoğu kez kafamızı böyle sürekli meşgul eden en istilacı anıların aslında bakın kendimize ait zannettiğimiz anılar aslında sizin
bir yakınınızdan duymuş olduğunuz hatta bir televizyon programından duymuş olduğunuz anılar bile olabilir ve siz böyle dayanılmaz bir deneyimle karşı karşıya kaldığınız zaman kendi anınız yerine o anıları
yani kendinize ait olmayan o ödünç anıları koyup Dehşet içinde uyanabilirsiniz diyor Darwin.
Ödün çalınmış anılara size bir örnek vermek istiyorum.
Ronald Reagan'ın 1980'deki seçim kampanyası arkadaşlar.
Bu seçim kampanyası esnasında anlatmış olduğu bir savaş dönemi anısı var Ronald Reagan'ın.
Şöyle bir bombardıman uçağının işte vurulduktan sonra nasıl tahliye edildiğini anlatıyor.
Ve uçağın arkasındaki o genç topçunun ve diğer askerlerin artık böyle kurtarılamayacak kadar çok büyük bir yara aldıklarını söylüyor.
Ve uçağın pilotunun işte boşverin ben de uçakla birlikte ineceğim dediğini söylüyor.
Ve sonra aslında arkadaşlar bu sahnenin 1944 tarihli Wing and Prayer adlı filmden olduğu anlaşılıyor.
Fakat Reagan bunu kendi anısı zannediyor.
Yani bunu kendi anısı haline dönüştürmüş ve o şekilde anlatıyor.
Halbuki öyle bir şey yok. Yani travma meselesi bize uyku hakkında da bir şeyler söyleyebilir arkadaşlar.
Travmada öznellik kırılır.
Fiziksel ve ruhsal sınırlar parçalanır.
Bu ise böyle hoş ve düzgün bir hikaye yaratmaz değil mi?
Çelişkiler, tutarsızlıklar, bir takım hatalar içeren sahte anılarla dolu bir hikaye de üretebilir.
Başkasından ödünç aldığımız.
Ayrıca temsil edilemez olan acının yerine zaman zaman başkalarının anılarını ve deneyimlerini ödünç alabiliriz.
Klinisyenler, travmatik olaylar rüyalarda kaydedilmeye başlandığında bir tür ruhsal değişimin gerçekleştiğini gösteren bir ilerleme anı olduğunu düşünüyorlarmış.
Uyku için Freud'un önemli öğrencilerinden biri şöyle demiş arkadaşlar ki Daryan da bu konuda onunla hemfikir.
Diyor ki uyku bilinç dışının okuyucu rolü taşıyıp yeni materyalleri yorumladığı ve önceden var olan yapılar çerçevesinde özümsediği bir bireysel
psikoterapi biçimidir.
Bu yüzden çoğu insanın deneyimlerinden bir şeyler öğrenmesi çok zor ve dolayısıyla hayatımızı aynı eski yollara saplanıp aynı kalıpları ve aynı hataları tekrarlayarak
geçirme eğilimindeyiz.
Hem de bunun bir sefalet kaynağı mı yoksa tatmin kaynağı mı olduğuna bakmaksızın demiş.
Belki de bilinç dışının uykumuz sırasında yapmış olduğu şey çocukluğumuzda kurulmuş olan yapılara rahatsız edeceği yenilerini kazımaktır diyor Darwin.
Ve bilinç dışı Bunu yapamadığı takdirde travma sonrası stres bozukluğu ile ilgili bazı olgularla karşılaşabiliriz.
Ama burada travma geçinen kişilerin ille de böyle modern teşhisin gerektirdiği semptomları göstermek zorunda olmadığını da hatırlatıyor bize.
Rüya görmenin gündüz deneyimlerini bilinç dışı komplekslere bağlayışı bir tür yorumlama ve okumadır arkadaşlar.
İşte okunamayan şeyler sonradan travmaya dönüşebilir.
Yani bazen non rem uykusu sırasında bu gece terörü dediğim az önce anlattığım şey ve diğer şiddetli olgular biçiminde korkunç bir netlikle de ortaya çıkabilir diyor.
Şimdi birçok araştırmacı non-REM uykusunun daha az psikolojik aktivite içerdiğine inanıyor arkadaşlar.
Çünkü non-REM esnasında görülen rüyaların çoğunu hatırlayamıyoruz.
Sabah uyanıp da bu hatırladığımız rüyalar aslında REM uykusundan kalma olan rüyalarımız.
Ve uyuyamama nedenlerinden biri de ki bunu insomya hastaları iyi bilir uykuya olan aşırı bir istek.
Bu uyumaya engel olabiliyormuş.
Çünkü arkadaşlar zihnin uyuma isteğine bu kadar fazla odaklanması aslında bir tür kendine hipnozu tetikliyor.
Kendi kendine hipnozu tetikliyor.
Ve uykunun hipnotik bir durumla eş tutulması geçmişte epey popülerdi.
Uyumayı istemek dikkatimizin odak noktasına dönüşüyor.
Ne kadar çok uyumaya çalışırsak bunu o kadar az başarabiliyormuşuz arkadaşlar.
Charles Dickens'ın dediği gibi uyku kaygısının uykusuzluğun başlıca nedenlerinden biri olduğunu düşünmeden edemiyoruz.
Yani uykuyu engelleyen şey uyku isteği.
Tıpkı pembe fili düşünme olayı gibi arkadaşlar.
Şimdi onu düşündünüz değil mi? Pembe fil geldi aklınıza.
Düşünme dedim düşündünüz. Uyku da böyle.
Şair John Sackling'in uyku için söylemiş olduğu bir şey var.
Ben ona kur yaptıkça o benden.
kaçıyor demiş doğru çünkü bunu o kadar çok düşünüyoruz ki yani işte uyuyacağım uyuyacağım uyuyacağım bazen haftalarca aylarca uyuyamayan insanlar var çok çok az uyuyan insanlar ve böyle uykuyu özlemle bekleyen insanlar var ve
düşünsenize bu insanlar sabahtan akşama kadar uykuyu düşünüyorlar acaba uyuyacak mıyım akşam uyuyabilecek miyim yani bu endişe içerisinde nasıl uyuyacaksınız arkadaşlar bu kadar düşündükten sonra değil mi her şey uyku
etrafında dönüyor bütün endişeniz bütün korkunuz bütün beklentiniz Burada odaklanmış yani nasıl o gece yatıp böyle rahat rahat uyuyacaksınız değil mi?
Şimdi arkadaşlar bu sorunu yaşayanlara Robert Burton Melancholy'nin Anatomisi adlı kitabında uyuyana dek hoşa giden bir yazarı okumayı tavsiye ediyor.
Bu zihninizi temizlemenin en güzel yollarından biridir diyor arkadaşlar.
Bunu söyleyen epey bir doktor var.
Mesela işte psikanalist Vincent Daşi diyor ki uykudan önce anlatılan hikayelerin sırf stres düzeyini kasıtlı bir biçimde yükseltip kaygı yerleşmeden...
hemen önce sizi yatıştırmak üzere kurnazca tasarlandığını söylüyor.
Tabi burada seçmiş olduğunuz kitaplar da çok önemli.
Freud uykuya dalmanın sadece uyaranları ortadan kaldırmakla ilgili olmadığını aynı zamanda bu uyaranlarla kurulan ilişkimizi değiştirmekle ilgisine dikkat çekiyor.
Bazen gün içinde yaşamış olduğumuz üzücü şeyler o yatağa yattığımızda aklımıza hücum ediyor değil mi?
Bunlar da bir uyaran hani cep telefonu gibi televizyon gibi bunlar da bir uyaran o üzücü düşünceler.
Başımızı yastığa koyduğumuz anda düşüncelerimiz kendi başına buyruk bir hale geliyor.
bu uykuya dalışı engelliyor ya da bizi hop diye uyandırıyor gece yarısı.
Aslında ayrılamadığımız şey o kafamızdaki düşünceler değil ya da işte kafamızdaki imgeler değil.
Onların bize seslenme şekli değil mi?
Halbuki uyku dediğimiz şey nedir?
Uyku bize hitap edilmemesini.
Düşüncelerin artık bizimle konuşmamasını gerektirir.
Yani yapamadığımız şey bu bazen.
Bir de arkadaşlar uyuyabilmek için bir başka öneri mış gibi yapmakmış.
Tıpkı bir danışanın doktoruna dediği gibi uyuyabilmek için uyuyor numarası yapmak gerekir diyor.
Bir de bazı bebekler biliyorsunuz pek uyumazlar.
Sanford Gifford diyor ki bu konuyla ilgili.
Annenin kendi uyuma ve uyanık kalma isteğini nasıl ifade ettiğine karşı çok hassastır ve bu nedenle çocuğun uyku ritminin evrimine kısmen annesiyle kurmuş olduğu ilişki
ortamı hazırlar diyor. Gerçekten çok enteresan ve bu düzenin doğduktan sonra 3 aya kadar oturabileceğini söylüyor.
Hatta arkadaşlar bu süre zarfında bebekle anne ne kadar çok etkileşim kurarsa ne kadar çok böyle el ele göz göze bir iletişim sıcaklığı varsa aralarında bu sürecinde o kadar güzel bir şekilde
ilerleyebileceğini söylüyor bebek araştırmacıları.
Ama tabii her bebekte aynı olacak diye bir şey yok.
Bazı bebekler gerçekten hiç uymuyorlar.
Daha enteresan bulduğum bir şey var.
Birçok çalışma çocukların travmatik ya da rahatsız edici bir şey yaşadıktan hemen sonra uykuya daldığını gösteriyor arkadaşlar.
Bebekleri uyutmak için kullanılan popüler yöntemler var biliyorsunuz.
Birçoğu da zaten bu şekilde yorumlanıyor.
Travmatik olarak yorumlanıyor.
Nedir bu popüler yöntemler?
Mesela işte ebeveyn çocuğu tamamen böyle ağlamaya bırakıyor.
Ağlayarak uyusun.
Hani ben hiç gitmeyeyim. Kendi kendine o uyumayı öğrensin.
Ağlaya ağlaya. işte kademeli bir şekilde bunu uzattıkları programlar var ya işte uyku saatinde o şekilde bırakıyorlar öğlen ya da işte gece boyunca böyle kademeli bir şekilde arttırıyorlar gerçekten de çocuklar uyuyor yani en
azından ebeveyninin istediği gibi uyuduğu gözlemleniyor bu yapılan şeylerden sonra ama Deryan diyor ki arkadaşlar bu uykunun besleyici kollarına dalmak değil çocuk için travmaya bir tepki
vererek umutsuzca kendini kapatmaktır diyor arkadaşlar o yüzden yapmayın hatta daha önce bunu bir bölümde Konuştuk çocukları bu şekilde kesinlikle uyutmayın.
Hani kendi kendilerine böyle ağlaya ağlaya uyumasınlar diyordu.
Hatta doktor Gabor Mate bunu söylüyor.
Ben de onunla aynı fikirdeyim.
Lütfen böyle bir şey yapmayın.
Darian Leder diyor ki arkadaşlar bu şekilde uyutmak çocukları hayatlarının geri kalanında Uykularına damgasını vurabilir.
Yani bu yaptığınız şey. Özellikle de büyük çocuklarda ve yetişkinlerde bunu gözlemleyebilirsiniz.
Bu şekilde uyutulduysa eğer.
Mesela 2. Dünya Savaşı'nda hava saldırıları düzenli aralıklarla gerçekleşirken sirenlerin hemen ardından gerçek bir saldırı gelmediği oluyormuş.
Ve bazı askerler bu esnada karşı konulamaz bir uyku haline giriyorlarmış.
Bu sıklıkta rapor edilmiş. Düşünün yaklaşan bir saldırıyı beklerken derin bir uykuya dalabilmişler.
Çok enteresan. Şimdi uyku araştırmacılarının gözden kaçırdığı bir şey var diyordu arayın.
İnsan gelişiminin ilişkisel yönü.
Bunu gözden kaçırıyorlar. Başkalarıyla kurmuş olduğumuz ilişkilerin Bazı yönlerini içselleştiriyoruz arkadaşlar ve bu da bizi hayatımız boyunca etkiliyor.
Mesela uykuya dalmanın anne ile kurulan erken dönem ilişkiyle bağlantısı var diyorlar.
Ve uyanmak da aslında onunla ilişkisel bir süreç olarak anlaşılabilir deniliyor.
Anne ile aramızda olan ilişki bebeklik dönemimizde.
Bebekler ve küçük çocukların uyanması genellikle açlıkla açıklanıyor biliyorsunuz ama açlığın kendisi de aslında çok hızlı bir şekilde o bakım verenle.
Etkileşim sürecine bağlandığı için uyanış her zaman için birini veya bir şeyi bulmak üzere bir uyanıştır.
Yani çocuk burada uyanmayı basit beslenme ihtiyacından ayırarak Temas ve diyalog arıyor olabilir deniliyor.
Hatta daha da ötesi sanki uyandıktan sonra o ilk anda kim olduğumuza dair koordinatları almayı bekliyormuşuz gibi insanların en derin kimlik kaybı deneyimlerini yabancı bir yerde
uyandıklarında yaşadıklarını anlatmaları kesinlikle tesadüf değildir diyor.
Enteresan bir bakış açısı değil mi?
Hiç böyle düşünmemiştim. Kısaca uyku da tıpkı dil gibi öğrenmemiz gereken bir şey olabilir.
Zira çocukluğumuzda uyumuyor.
daha ziyade Ve daha sonra yetişkinliğimizde de giderek daha karmaşık şekillerde kendimizi uyutmak zorunda kalıyoruz diyor Daryan.
Ve son olarak da arkadaşlar uyuyabilmek için ekstradan rahat bir vicdana da ihtiyacımız olduğunu söylüyor.
Kesinlikle katılıyorum. Bugün şöyle kısaca bir insan uykusunun tarihine baktık ve bu konudaki farklı araştırmaları ve farklı bakış açılarını konuştuk.
Bu konuların elbette devamı gelecek uykuyu konuşmaya devam edeceğiz.
Yine farklı araştırmalar ve bakış açılarını konuşacağız.
Bakış açılarıyla Cahit Sıtkı Tarancı'nın şu dizeleriyle kapatalım bu bölümü.
Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama çok da takılmıyorum artık bu uyku konusuna.
Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana diyor Cahit Sıtkı Tarancı.
O zaman uyandığımızda o dertlerden o stresten arınmış o kadar güzel uyanabileceğimiz kaliteli uykular diliyorum hepimize.
Sar evle bu mümkün.
Dediğim gibi sar ev yalnızca uyku ürünleriyle değil.
Ev kozmetiği, banyo grubu, tekstil ürünleri ve birçok farklı kategorideki geniş ürün yelpazesiyle de yaşam alanlarınıza şıklık, rahatlık ve konfor katmayı hedefliyor.
Sarayev ürünlerini daha detaylı incelemek isteyenlere açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Sarayev Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Bu arada unutmadan şöyle bir dipnot atmak istiyorum buraya.
Sponsorluk ve işbirliklerim için sadece Ortamlarda Satılacak Bilgi at gmail.com ve ajansım podcast.pt ile iletişime geçiniz.
Bu detayları da açıklamalara bırakıyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Hepinize iyi uykular.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
