
Dominos Hakkında detaylı bilgi almak ve sipariş vermek için: https://www.dominos.com.tr/kampanyalar/pizzetta-ve-yatistirmaliklar?utm_source=podcast&utm_medium=ortamlardasatilacakbilgi&utm_campaign=pizzetta
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Dominos" hakkında reklam içerir*
Transkript
Dominos'un sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugünkü konumuz çok önemli hayır diyememek bunu konuşacağız.
Bence çağımızın hastalığı şu anda.
Hani Jim Carrey'nin Bay Evet'i vardı ya onun hastalığından.
Şimdi bu konuyu Instagram'dan takipçilerime sordum.
Dedim ki hayır demeyi biliyor musunuz arkadaşlar?
%50'ye yakını hayır çıktı.
Hatta biri demiş ki belki de hayatımda ilk defa hayır dediğim olay buydu demiş.
Sonra tekrar sordum peki dedim sizce neden hayır demeyi bilmiyoruz?
Gelen cevaplar şöyleydi.
Karşı taraf kırılmasın diye yazmışsınız.
Yalnız kalmaktan korktuğum için diyenler var.
Çünkü hayır demek bize, karşımdakine seni önemsemiyorum demek gibi öğretildiği için, kabalıkmış gibi öğretildiği için hayır diyemiyorum.
İnsanları kaybetmekten çok korktuğum için.
Çünkü bana biri hayır dediği zaman çok üzülüyorum diyenler olmuş.
Onaylanmamaktan ve dışlanmaktan çok korkuyorum demiş biri.
İnsanlara gerçeği söylemekten çekiniyorum ve istemediğim şeyleri yapmaya mecbur kalıyorum demiş biri.
Başkalarını memnun etmek gerekiyormuş gibi hissediyorum çünkü küçükken böyle öğrenmiştim.
Herkes beni sevsin diye her şeye evet diyorum demiş birisi.
Ailemi mutlu etmek için her şeye evet derdim üzülmesinler diye ve şimdi görüyorum ki herkesi mutlu etmeye çalışıyorum aksini bilmediğim için demiş biri.
Hayır dediğim zaman sebep soruyorlar ve mantıklı bir sebep bulamıyorum demiş birisi.
Buraya geleceğiz. Elalem ne der diye büyütüldüğüm...
için demiş birisi beni kötü bilmesinler diye diyen var hayır dediğim zaman suç işlemiş gibi hissediyorum vicdanım asla rahat etmiyor demiş birisi Karşımdaki de bana hayır diyemesin diye diyen
var. Başkalarının düşüncelerini daha çok önemsediğim için diyen var.
Babam da annem de kimseye hayır demezdi.
Biz böyle gördük böyle büyüdük şimdi de ben böyle oldum diyen var.
İnsanları mutlu etmeyi kendi mutluluğumun önüne koyduğum için diyen var.
Özgüvenim düşük ve çok zayıf bir karakter olduğum için hayır diyemiyorum diyenler olmuş.
Genel olarak gelen cevaplar böyleydi arkadaşlar.
Sonra şunu sordum. En son kime hayır diyemediniz ve kendinizi nasıl hissettiniz diye sordum.
Eğer yeni dinleyen biriyseniz beni bunu kendinize sorun.
Çok çarpıcı cevaplar verdim.
Mesela işte sevgilimin evlilik teklifine hayır diyemedim ve şu an evliyim ve mutsuzum.
Bunu yazan çok fazla kişi vardı.
Şok oldum arkadaşlar. Bence siz de şok oldunuz.
Devam edelim. Doktora tezimin teslim aşamasındaydım ve çocuklarını bana bırakıp alışverişe giden görümceme hayır diyemedim.
Çok mutsuz oldum. Flört ettiğim kişinin cinsel isteklerine hayır diyemedim ve kendimi bir obje gibi hissettim demiş birisi.
Çok yorgun olmama rağmen yemeğe misafir kabul ettim ve bütün gece kendimi yiyip bitirdim.
Müdürüme hayır diyemedim.
Bütün işleri bana yıktı.
Kendisi gezip tozarken ben pazar günleri bile çalışıyorum demiş birisi.
Kapalıyım, tokalaşmak istemiyorum, dini görüşüme ters ama hayır diyemediğim için erkeklerin de elini sıkıyorum demiş bir takipçim.
Kendi param yokken arkadaşıma borç verdim, hayır diyemedim ve şu an ödemediği için çok büyük bir borç batandayım demiş birisi.
Çok önemsemediğim birinin hayır diyemediğim için buluşma teklifini kabul ettim.
Üstelik tek izin günümdü.
Mutsuz oldum demiş birisi.
Yakın arkadaşımın benimle aşk yaşama isteğine hayır diyemedim.
Pişmanım diyen var. Zart zurt gelen facetime'lardan nefret ettiğim halde açıyorum diyen var.
Borç isteyen birine asla geri vermeyeceğini bildiğim halde borç verdim.
Sevgilime hayır diyemediğim için maddi gücüm yetmediği halde istediği hediyeleri aldım.
Kara kara nasıl ödeyeceğimi düşünüyorum şu anda.
Kullanılmış hissediyorum demiş bir erkek takipçim.
Nikahta hayır diyemedim.
Çok isterdim diyenler var.
Hatta en çok bu gelmiş.
Çok enteresan ya. Erkek arkadaşıma büyük bir kredi çektim.
Hayır dersem benden vazgeçer diye düşündüm.
Çocuğumun adını kayınvalidem koydu.
Ona hayır diyemediğim için çok pişmanım demiş birisi.
Ve son olarak biri demiş ki önceliği kendime vermediğim her an için milyonlarca kez pişmanım demiş.
Bakın mevzu gerçekten çok mühim.
Yani işimizi, evliliğimizi, çocuğumuzu...
Tüm hayatımızı etkiliyor, psikolojimizi etkiliyor.
Tamam da bizler neden hayır diyemiyoruz?
Buraya gelelim. Çünkü çocukken bize sadece uslu bir çocuk olursak şirinleri görebileceğimizi söyleyen şirin babalarla büyüdük.
Yani iyi bir çocuk olmanın şartı hatta sevilebilmemizin ön şartı büyüklerimize, anamıza, babamıza hayır dememekti.
Asi olmamaktı çünkü bu onunla eşdeğer tutuluyordu.
Çoğumuz koşullu sevildik.
Yani şunu şunu yaparsan seni severim.
Belki bunu demediler ama hissettirdiler.
Ve bir insanı unutabilirsiniz.
Size neler yaptığını da unutabilirsiniz.
Ama ne hissettirdiğini asla unutamazsınız.
İşte o hisler de bizimle beraber büyüdüler.
Hayır dersek asi ilan edildik.
İşte bu da pek dik başlı dediler.
Pek saygısız dediler. Koşulsuz itaat beklentisiyle büyüdük biz.
Terbiyeli çocuk olmak hayır dememekti çünkü.
Bazen bir sözü vardır der ki sevgili çocuk terbiye başkaları uğruna kendini geri plana atmış izlenimi vermektir ki zaten öyle kendimizi geri plana atıyoruz başkaları için.
Neden hayır diyemiyoruz?
Çünkü ailemizde yeterince onaylanıp yeterince sevilemediysek hala yıllar geçtikten sonra kendimizi onlara ispat etme çabasına giriyoruz ve hayır diyemiyoruz.
Eğer çok kardeşiniz varsa yani evde bir rekabet varsa veya son çocuksanız yine değer görme çabamızdan dolayı olabiliyormuş.
Eğer istenmeyen kız çocuğuysanız ki hala var böyle aileler.
Bu da bir sebepmiş.
Hayatımızda kendimizi var edebilmemiz için ne istediğimizi bilmemiz lazım.
Ne istemediğimizi de bilmemiz lazım.
Hatta geçen hafta Kubrick Podcast'ımda demiştim.
Kubrick'in sözüdür bu. Ne istediğimi bilmiyorum ama ne istemediğimi çok iyi biliyorum demiştik.
Zaten Kubrick'in kişiliğini, karakterini hatırlayın.
Sizce o hayır diyemeyen biri miydi bir düşünün derim.
Terk edilme korkusu var hayır diyemememizin altyapısında.
Sevilmeme korkusu, onaylanmama korkusu, yalnız kalma korkusu.
Ana sebepler bunlar. Öz değerimiz olmazsa zaten hayır diyemiyoruz.
Bu da ailede başlıyor.
Aileniz varlığınızı gördü mü, onayladı mı ve saygı duydu mu sizlere?
Size değerli olduğunuzu hissettirdi mi?
Bu soruları lütfen kendinize bir sorun.
Yani hayır diyemiyorum ama niye diyorsanız bu soruları bir soralım kendimize.
Bir de herkese evet derken aslında kendimize en büyük hayır demiyor muyuz?
Şöyle düşünün küçüksünüz eve geldiniz okuldan canınız kek çekti.
Annenize dediniz ki anneciğim bana kek yapar mısınız?
Ve yapmadı. Dedi ki çok yorgunum şu an canım istemiyor yapamam.
vesaire bir şey söyledi. Yalvardınız ve o kek yapılmadı.
Sonra aradan bir yarım saat geçti ve komşuların size geleceğini öğrendiniz.
Komşunun çocuğu da keki çok seviyor ve anneniz bırakın kek yapmayı sofra şovu yapıyor adeta yarım saat içerisinde.
Ne hissederdiniz o an?
Şunu demez miydiniz? Demek ki bana onun kadar değer vermiyor dediniz değil mi?
İçiniz burkuldu. Yani kendimize yaptığımız şeyin aslında bu örnekten farkı var mı sizce?
İşten eve geliyorsunuz.
Böyle yorgunluktan ölmüşsünüz.
Ayaklarınızı uzatacaksınız.
İki keyif yapacaksınız. O anda telefonunuz çalıyor.
Bir arkadaşınız arıyor. Diyor ki yoldayım diyor.
Sana geliyorum. Çoluk çocuk tonmalak.
Tamam diyorsunuz. Gel diyorsunuz.
Aslında hiç öyle yemek yapacak bir takatiniz yok.
Kendinizi bir anda çok meşakkatli bir sofra hazırlarken buluyorsunuz.
Ama... Böyle meşakkatli sofralar hazırlamanıza da gerek yok.
Bu noktada ben de size asla hayır diyemeyeceğiniz bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Domino's'un dört köşe pizzası Pizzetta.
Hem cebinizi hem sizi zevkten dört köşe yapacak bir lezzet.
Fiyatı küçük ama lezzeti büyük.
Pizzetta herkesin zevkine ve damak tadına uygun.
Böyle çat kapı gelen misafirler için hem oldukça hızlı hem çok lezzetli hem de çeşit çeşit.
Hatta şimdi Pizzetta ailesine yeni üyeler eklendi.
Söylerken bile canım çekiyor.
Pastırmalı sucuklu, kaburmalı sucuklu, sosisti ve margarita.
Öncelik Galal'da Pizzetta 24.99'dan başlayan fiyatlarla pizzaya benim gibi böyle asla hayır diyemeyenlere duyurulur.
Açıklamalara bırakacağım linkten siz de pizzettanızı hemen seçebilirsiniz.
Benim pizzetta margarita bayılıyorum.
Şimdiden afiyet olsun ama domino's olsun.
Hadi devam edelim. Sosyal psikoloji teorisinde özbenlik çelişki kuramı diye bir şey var benlik uyuşmazlığı kuramı diye bir şey.
Kendi benliğinizde çatışmaya girme pahasına karşı tarafa öncelik verdiğimiz zaman ruhumuz yorgun düşüyor.
Benliğimizdeki o tutarsızlık var ya yani yapmak isteyip ricam minnet yaptırılan şeyler hayır demek isteyip diyemediğimiz o şeyler ne oluyor günün sonunda bize hava su.
Yol olarak geri dönüyor arkadaşlar.
Sonra ne oluyor? Midemiz ağrıyor.
Boynumuz tutuluyor. Sırtımız ağrıyor.
Gastrit, depresyon, saç dökülmesi.
Yani bunlar psikosomatik olarak bir yerlerden çıkacak.
O bastırdığımız hayırlar bir yerlerden çıkmak zorunda.
Çizemediğimiz o sınırlar var ya gün gelecek bizim üstümüzü böyle hop diye karalayacak.
Peki Merve hayır demezsek ne olur?
Yani yapıversem ne olur şu işe elime mi yapışır ya?
Diyorsanız evet elimize yapışıyor.
Hatta elimizi yakıyor. Bırakın elimizi hayatımızı yakıyor hayır diyememek.
Hastalanıyoruz abi. Yani psikosomatik hastalıklar çıkıyor bir yerlerden dediğim gibi.
Sınırlarımızı ihlal ediyorlar ki sınırlarımız bizim kim olduğumuzu gösterir.
Çok önemlidir. Değersiz görülüyoruz.
Zannediyoruz ki fedakarlık yaptığımız zaman bize çok değer verecekler.
Ayakta alkışlayacaklar.
Bravo sana canım diyecekler.
Öyle bir şey olmuyor arkadaşlar. Hatta size bir örnek vereyim.
Bir tanıdığımın annesi böyle adeta melek gibi anılıyor.
Yani fedakarlığın nirvanası diyorlar.
Tam böyle hayallerdeki anne.
Hatta anne dememeliyim.
Ana demeliyim ona. Ama çocukları tarafından gram değer görmüyor.
Onlara çok değer verdiği halde, hiçbir şeylerine hayır demediği halde, hep fedakarlık yaptığı halde hiçbir şekilde değer görmüyor.
Jack London'ın bir kitabında şöyle bir cümlesi vardı.
Çok severim. Çiçekler hep varsa kim ne yapsın onları diye bir sözü vardı.
Başka bir tanıdığımın annesi de çocuklarına çocuğu gibi değil adeta düşmanı gibi davranıyor.
Ama bir görün böyle nasıl el üstünde tutuluyor her istediği yapılıyor.
Çok enteresan ama benim genel gözlemim bu arkadaşlar.
Yani nerede çok fedakarlık yapan böyle kendini paranayan birileri varsa onun orada hep iyi niyeti suistimal ediliyor.
Bunu gördüm. Neden?
Çünkü karşı taraf sizin sevgi ve değer görme açlığınızı hissediyor.
Çocuğunuz da olsa yaralarınızı kullanıyor.
Sizi bir yerden vuruyor. Fedakarlık çok güzel bir şey.
Bundan bahsetmiyorum. Ben aşırısından bahsediyorum.
Kendimizi öne koyup yaptığımız o fedakarlıklardan bahsediyorum.
Hayır diyemezsek ne olur diyorduk.
Maddi zarara uğrarız.
Az önce gördüğünüz örneklerde.
Stresimiz artar. İş yükümüz artar.
Değersiz görülürüz.
Benliğimiz kaybolur. Saygınlığımız azalır.
Her zaman her şeye müsait olan birine kim saygı duyabilir soruyorum size.
Ya geçenlerde bir tweet okumuştum çok hoşuma gitti.
Diyordu ki sevdiğin insana karşı zor olmamak için o kadar basitleşiyorsun ki sana değer vermeye bile gerek duymuyorlar.
O kadar doğru ki. Bir de hayatımızı yaşayamıyoruz hayır diyemediğimiz zaman.
Kendimize ait bir hayat var fakat bunu başkalarının için yaşıyormuş gibi oluyoruz.
Geçen bir arkadaşımla konuşuyorduk bu konuyu.
Dedi ki annem 65 yaşına geldi ve en büyük sorunu buydu Merve dedi.
Hayır diyememek. Sülalede herkes bütün işlerini ona yıkarmış.
Yemeği ona yaptırmışlar.
Hastalarını ona baktırmışlar.
Ve bu hastalar yedi kat el.
Yani bakabilecek bir sürü insan var ama diyorlar ki o bakar ona götürelim.
Hayır diyemiyor ya. Çamaşırlarını bile ona yıkatmışlar.
Daha neler neler. Ve diyor ki yani ne bize ne babama vakit ayıramadı.
Herkese evet demekten bizi unut.
Bize hayır dedi. Sonra işte çocuklar evlenip gidince boş yuva sendromu eşiyle beraber kalıyor.
Herkesin işi bitiyor. Artık hiç kimseler aramaz oluyor.
Yani o anda anlıyor bir ömrünü boşuna harcadığını, heba ettiğini.
Ve hayattaki en büyük pişmanlığım diyor hala.
El alem ne der? Bana kötü demesinler.
Aman beni iyi bilsinler diye.
Hayatımı yaşayamadım diyor.
Başkaları için hayatımı yaşayamadım.
Hayır demeyi bilmediğim için.
Bu örnek de akrabaları tarafından suistimal edilen analarımıza babalarımıza gelsin.
Aslında bu sessiz kuşak dediğimiz dönem var ya işte 1925-45 bandı baby boomerlar ya da işte 46-60 arası ya da x kuşağı 61 ile 80 arası onlara hitap eden bir örnekti.
Günümüzdekilerin ben daha bilinçli olduğunu düşünüyorum.
Özellikle de alfa kuşağı çok bilinçli bence bu konuda.
Çok kolay hayır diyebiliyorlar çünkü daha bilinçli ebeveynler tarafından yetiştirildiklerini düşünüyorum.
İşte böyle yani başkaları için kendinizi unuttuğunuz zamanlarda sizi daima hatırlayacaklardır.
Hiç merak etmeyin. Çünkü siz feda ede ede zarara girerken onlar çok güzel kar ettik.
Yani sömürülürsünüz iliklerinize kadar hayır diyemezseniz.
Sınırlarımızı ihlal ederler, yaşam kalitemizi düşürürler.
Kendi kendimize kızarız, küseriz, öz saygımızı kaybederiz.
Özgürlüğümüzü kaybederiz en önemlisi.
Neden? Çünkü hayatımızın ipleri başkalarının elinde olur, onların kuklası gibi oluruz.
Hayır diyemezsek insanları da küstürürüz.
Niye küserler? Atıyorum sizi biri arar bir şey rica eder ama çok da olmayacak bir şeydir o.
Hayır diyemezsiniz.
Tamam hallederim falan diye geçiştirirsiniz.
Sonra aradan bir zaman geçer o işi halledemezsiniz.
O kişi tekrar arar ama siz o telefonu açamazsınız.
Arar arar arar açamazsınız ve daha sonra da küserler telefonu açmadığınız için.
Böylelikle hiç gerek yokken insanları kaybederiz.
Halbuki işte kırmadan, üzmeden, güzelce, nazikçe hayır demeden.
Bir şekilde hayır demenin yolları var.
Geri çevirebilsek bu senaryo yaşanmamış olacaktı.
Yani millete yapamayacağımız sözler verirken buluyoruz kendimizi.
Hayır demezsek kendi hayatımızdan çalarız.
Sezen Aksu'nun dediği gibi o şarkıda.
Kendimizi sürekli birilerine bahaneler üretirken, yalanlar söylerken buluyoruz ve kendi benliğimizle çelişiyoruz belki bir yerde.
Ya tacize uğradım ve sustum diyenler var.
Hayır demeyi bilmediğim için.
Bakın bunu yaşayanlar var.
Abartmıyorum. O yüzden bir ebeveynseniz ve beni dinliyorsanız lütfen çocuğunuza hayır demeyi öğretin güzel bir şekilde.
Bir de hayır diyemediğimiz için zamanımızı da yönetemiyoruz.
Yani kendimizi istemediğimiz şeyleri yaparken buluyoruz ve bu şekilde zamanımız da gitmiş oluyor.
Hani Nasrettin Hoca'nın meşhur bir fıkrası vardır.
Hocanın komşusu bir gün ondan ip istiyor.
Hoca da diyor ki ya diyor ipimi verirdim ama bizim hanım diyor ipe un sermiş o yüzden veremem diyor.
Komşusu da tabii şaşırıyor.
Aman hocam diyor ipe hiç un serilir mi diyor.
Nasrettin Hoca da vermek istemiyorsan diyor öyle bir serilir ki diyor.
Yani hayır diyemediği için böyle bahaneler uyduranlar.
El kaldırsın. Bir de böyle emrivaki yapar bazıları.
Küserim der, trip atar, kırılır, sizi mecbur bırakır evet deme.
Halbuki sen o kişiye hayır demiyorsun ki yani onun isteğine hayır diyorsun.
Bunu idrak etmemiz lazım aslında.
Bir de dikkat ettiniz mi bilmiyorum Avrupa ülkelerinde bu hayır deme muhabbeti yok.
Yani bizimkisi gibi işlemiyor.
Biz hayır diyemediğimiz için genelde böyle açık kapı bırakan bir milletiz.
Atıyorum arıyorlar bizi hadi diyorlar sinemaya gidelim ya da işte gece kulübüne gidelim.
O anda müsait değiliz ya da gitmek istemiyoruz.
Diyoruz ki... işte belki gelirim.
İşim bitsin ben sana döneyim.
Ben sana haber vereceğim. Böyle açık kapı bırakıyoruz.
Arafta bırakıyoruz karşı tarafı.
Bu batılı kafasına çok aykırı bir şey.
Çünkü onlar bunu saygısızlık olarak görüyor.
Neden? Çünkü sen karşı tarafın vaktini çalıyorsun.
Bekletiyorsun onu. Açık kapı bırakıyorsun.
Belki diyorsun. Halbuki gelemem diyeceksin.
Hayır diyeceksin. Öyle desen ne olacak yani?
Kibarca söyleyeceğiz tabii ki bunu.
Küsecek mi kibar söyledikten sonra?
Küssün. Çünkü kendi çıkarlarını hep böyle sizden öne koyan birileri varsa, sizin önceliğinizi düşünmen, hep ben, hep ben diyen biri varsa ondan gerçek bir dost olur mu?
Soruyorum sizlere. Bu arada ben de yeni yeni öğreniyorum o hayır deme kasımı.
Bayağı geliştirdiğimi düşünüyorum son zamanlarda.
Ama kendi kendime şaşırdığım bir anı anlatmak istiyorum size.
Vedat Türkal'in çok sevdiğim bir kitabı var.
Bir gün tek başına kitabı.
Orada bir Kenan karakteri vardı.
Pardon karakter sizi.
Karısı Nermin işte bir aile dostları vardı Rasim diye.
Onlar arıyor. Diyorlar ki size geleceğiz akşama.
Hiç böyle müsait misiniz?
İşte uygun musunuz?
Öyle bir şey sormak falan yok. Nermin de hemen gelin diyor.
Sonra Kenan işten eve geliyor.
Bunu duyuyor. Geleceklerini duyuyor.
Adamı arıyor ve gelmeyin diyor.
Ben diyor yatıp dinleneceğim. İşten geldim.
Çok yorgunum. Mesela ben bunu okunca çok şaşırmıştım.
Sonra düşündüm kendi kendime niye şaşırdım dedim.
Çünkü ben bunu yapamazdım.
Bana çok aykırı ve çok uç gelmişti bu hareketi Kenan'ın.
Demek ki ben böyle bir durumla karşılaşsam hayır diyemem diye düşündüm o an.
Ki Kenan'ın karakteri böyle inanılmaz bencil narsist bir adamdı.
Belki bazen böyle olmak gerekiyor diye aklımdan geçirmiştim.
Kendimizi öne koymak gerekiyor bazen.
Birey olmak için zaten hayır demeyi bilmemiz gerekiyor.
Ve birilerine hayır derken aslında kendimize evet diyoruz o anda.
Yani bu motivasyonla diyelim bence o hayırları.
Size narsist olun, egoist olun, bencil olun, kenan olun demiyorum.
Önce kendimizi öne koyalım diyorum.
Sonra insanlara yine koşalım diyorum.
Ya uçaklarda bile önce oksijen maskesini kendinize sonra çocuğunuza takın diyorlar.
Neden? Çünkü önce sen o nefesi alacaksın ki karşı tarafa nefes verebilesin sağlıklı bir şekilde.
Bir de hayır diyemeyenlerin yedek bir cümlesi var arkadaşlar.
O da şu. Fark etmez.
Fark etmez. Bunu da çok kullanmamamız lazım.
Yani uyumlu bir insan olalım derken kendimize yabancılaşıyoruz günün sonunda.
Her şeye böyle fark etmez diyen biri hakkında ne düşünürsünüz soruyorum.
Fark etmez diyor. Ne derseniz deyin.
İlk başta şöyle düşünürsünüz muhtemelen.
Aynı kadar uyumlu, ona kadar tatlı biri dersiniz.
Ama sonra o insan sizin nazarınızda giderek böyle görünmez biri olur.
Çünkü bir fikri yok, bir düşüncesi yok.
Kendine ait özel bir zevki bile yokmuş gibi görünecektir size.
saygı duymayacaksınız bir yerden sonra fark etmez hiçbir şey fark etmiyor onun için bir de şu var ki istemediğimiz şeylere hayır demeyi öğrenip hayatımızın kumandasını ele geçirdiğimiz zaman yani hayat filmimizde
o başrolü kendimize verdiğimiz zaman başkalarının istediği kişi değil kendi istediğimiz kişi olmayı başarıyoruz kendimiz oluyoruz Peki kimlere hayır diyemiyorsunuz?
Bunu hiç düşündünüz mü? Ve onlara hayır diyememenizin altyapısında hangi duyguyu barındırıyorsunuz?
Sevilmemek mi? Onaylanmamak mı?
Terk edilmek mi? Aslında bu korkularımız, bu kaygılarımız bizim davranışlarımıza yön veriyor.
Yani ağzımızdan çıkan her evet bunların yüzünden çıkıyor.
Ve kökleri yine çocukluğumuzda.
Annemin sözünü dinlersem bana aferin der.
Bu büyüyünce ne oluyor? Patronumun sözünden çıkmazsan bana aferin der.
Buna dönüşüyor. Üniversitede babamın istediği bölümü okursam babam çok mutlu olur.
Yani hep böyle birilerini mutlu etmek için kek kalıbına konmuş hamur gibi yaşıyoruz hayatımızı.
Yani millete göre şekil alıyoruz.
Benlik sınırı diye bir şey var ama biz onu bilmiyoruz küçükken öğretilmediği için.
Geçenlerde bir pedagog demişti ki eğer çocuğunuz böyle her şeye tamam anneciğim diyen hiç arıza çıkartmayan bir çocuksa orada bir kendinizi bir sorgulayın.
Ne kadar bu çocuğu törpülemiş olabilirim diye.
Ama atıyorum işte bir şey giydirmek istiyorsunuz diyor ki size anneciğim ya da işte babacığım ben bunu giymek istemiyorum bu benim tarzıma uymuyor diyebiliyorsa.
Kahrolacağınıza deyin ki ben bu çocuğun demek ki benlik sınırlarını iyi çizmeyi öğretebilmişim.
Bunu diyebilirsiniz. Çünkü onların şirin babayı görmek gibi bir dertleri yok belli ki.
Tek dertleri kendileri olabilmek.
Kendilerini yaşayabilmek belki de bilemiyorum.
Ya burada çakileri övmüyorum.
Lütfen yanlış anlamayın. Hani bazı anneler şey diyor ya çocuk mu doğurmuşum deccal mi?
Belli değil. Bu arada merak edenler varsa hadi Merve nasıl bir çocuktu?
Deccal kategorisinde mi yoksa usta olursa şirinleri göreceğine inanan çocuklar kategorisi mi?
Tabii ki şirinler kategorisi arkadaşlar ama şirinleri görmediğim gibi hayatta daima gargameller ve azmanlarla karşılaştım hayır demeyi bilmediğim için.
Bence böyle benlik inşası düzgün bir zemine oturan çocuklar yetişkin olduğu zaman sınırlarını çok iyi çiziyor.
Hayatta yaptığı seçimlerin neticesini çok güzel bir şekilde kestirebiliyor.
Ama çocukluğundan beri böyle kişisel sınırları tanınmamış, özel alanına saygı gösterilmemiş, hep kaybetme ve reddedilme korkusu yaşamış, ailesinin neredeyse her istediğini kendine
görev, misyon edinmiş, fedakarlığı refleks haline getirmiş olan bir çocuk nasıl yetişkin?
Yani neyi seçip seçemeyeceğini nasıl kendi kendine karar verebilecek ki zaten?
Bütün bu korkular ve kaygılar bizim kişiliğimize sinmiş ya seçimlerimize onlar yön veriyor.
Ve insanlar benlik sınırlarımızı o kadar kolay yıkıyorlar ki ben dediğimiz zaman bunu ego olarak algılamaktan vazgeçelim.
Bu ayrı bir şey çünkü bencillik de değil bu.
Yani insan ne kadar ben diyebiliyorsa yaşam içerisinde gerçekten o kadar görünür olabiliyor, o kadar var olabiliyor.
Bencillik dediğimiz şey mesela şudur.
Benim canım işte balık yemek istiyor.
O yüzden şimdi hep beraber bir balıkçıya gidiyoruz.
Yani siz de yiyeceksiniz. Mecbursunuz abi.
Çünkü benim canım istedi. Bu bencillik işte.
Orada yapmamayı tercih ederim diyebilmeliyiz.
Bu da Kağıtı Bardleby'nin sözü.
Böyle bir kitap var. Herman Melvin'in kitabı.
Çok severim. Çok kısa ama çok etkileyicidir.
Sayfalarca nota aldığım kitaplardan birisi.
Ve şu sözü hafızama kazınmıştır.
Zaten kimin kazınmamıştır. Yapmamayı tercih ederim.
Hayır demenin, hayır diyebilmenin dayanılmaz hafifliği.
Hiç sorgulamadan otopilotta böyle görev bilinciyle yaptığımız bütün evetlere hayırlı bir bireysel direnişin hikayesi sisteme uyum sağlayalım derken aslında o sistemin dişli çarkları
arasında öğütülüyoruz arkadaşlar.
Çünkü hayır diyeni toplum da sevmiyor.
Bizler misafirperver bir toplumda büyüdük.
Sistem şöyle işliyor her zaman.
İşte önce misafirini mutlu edeceksin.
Kendin gerekiyorsa yer yatağında yatacaksın ama belki de özünde hiç sevmediğin, hiç saymadığın o insanı.
Geldiği zaman kuş tüyü yataklarda yatıracaksın.
Çok güzel ağırlayacaksın. Kendin gerekirse aç yatacaksın ama onu tok yatıracaksın.
Yani bize daima kendini arkaya koy.
Bu öğretildi. Bizim bir suçumuz yok.
Ailemiz bize sınır çizmeyi öğretse, elinden geleni yapsa yine toplum sizi bir yerde etkileyecek.
Toplumdan bağımsız düşünemeyiz.
Çünkü aile dediğimiz şey zaten toplumun bir parçası ve dikkat ettiyseniz mesela Avrupa'da büyüyüp Türkiye'ye gelen çocuklar bizden çok farklıydı küçükken benim gözlemlediğim böyleydi orada yetişmiş olanlar daha böyle düzgün
bir şekilde sınır çizmeyi biliyorlardı farklı bir kültürde büyüdükleri için.
O yüzden hayır deme noktasında toplum çok önemli arkadaşlar.
Hani Adler'in gözüyle bakarsak olaya o böyle bireyi toplumdan ayrı ele almaz ya bir bütün olarak bakar.
İşte yaşadığımız toplumun dini olsun, geleneği olsun, kültürü olsun hepsi bizim ruh sağlığımızda çok etken bir rol oynar.
Yani Adler'in dediğine göre ki bence de öyle.
Sokak röportajlarını hatırlayın.
Ya batıda evet daha bireyci bir toplum var.
Ama bizim için bunu söyleyebilir miyiz ya?
Biz bireyci bir toplumuz.
Na mümkün. Böyle bir şey asla olamaz.
Bizde sürüden ayrılanı kurt kapar abi.
Böyle bir atasözümüz var. Bu sözü duyduğum an şunu yapıştırmak istiyorum.
Thomas Hobbes'ın bir sözü var ya.
Koyunlar ömrünü kurttan korkarak geçirir.
Halbuki sonunda onu yiyen çobandır.
Çok seviyorum bu sözü.
Sürüden ayrılmayanların akıbeti belli arkadaşlar.
Bir de hayır dediğimiz zaman deliren insanlar olacak hayatımızda.
Genelde narsistler yani hayıra tahammülü olmayan kişiler.
Bizi en çok zorlayacak bunlar arkadaşlar.
Dikkat edin. Yani onlar az önce işte bencil demiştim ya.
tam karşılığı kimse için böyle bir şeylerini feda etmezler sizin zamanınızın hiçbir önemi yoktur bir narsist için sadece onun zamanı değerlidir planlarını sizin için asla bozmazlar ama size bozdururlar
kendilerine bağımlı insan ararlar daima ve bulacakları insanlar genelde böyle hayatta yalnız kalamayan daima bir koltuk değneği arayan işte hayatını başkalarının isteklerine göre şekillendiren ve hayır diyemeyenler
boyun eğenler bunları bulurlar narsistler çok güzel bulurlar o yüzden narsistler Sizlere dikkat etmemiz gerekiyor.
Peki Merve sınırlarımızı nasıl koruyacağız?
Sınırlarımız neler? Öncelikle bundan bahsedeyim.
Şimdi bedensel sınırlarımız var arkadaşlar.
Rahatsızlık hissettiğimiz bir temasta bulunulduğu zaman bedenimizi korumaya geçiyoruz değil mi?
Veya geçemiyoruz.
Niye? Çünkü hayır diyemiyoruz.
Hayır diyemediği için tacize uğrayan kadınlar var.
Dediğim gibi en başta söylemiştim.
En özel sınırımız bedenimiz değil mi?
Bu bile ihlal edilebiliyor.
Kişilik sınırlarımız var ki bu sınırlar bizim kendimizle alakalı tercihlerimiz ve işte diğer kişilere karşı tepkilerimiz değil mi?
Duruşumuz, hayattaki duruşumuz, kişilik sınırlarımız.
Örnek ver Merve. Bu arada bunu söyleyen çok varmış.
Diyorlar ki Merve işte kendimi senin gibi konuşurken buluyorum.
Neden diyorum sürekli.
Örnek vermem. Mesela şahsi arabasında sigara içilmesine izin vermeyenler var.
Veya işte diyor ki yanımda sigara içemezsin, evimde sigara içemezsin.
Hani en basit örnek bu. Bir arkadaşım bebeği doğduktan sonra işte annesi sigara içiyordu.
Balkonda bile içmesine izin vermedi.
Kadın en son sigarayı bıraktı diye biliyorum.
Öyle bir sınır çekti ki.
Ya duygusal sınırlarımız var.
İşte bunlar da kişisel sınırlarımızdan.
Duygularımızın yok sayılmaması, buna izin vermememiz.
İşte bunlar sınırlarımız.
Ve bu sınırlarımız bazen gevşek olabiliyor, geçirgen olabiliyor.
Yani çok kolaylıkla ihlal edilebiliyor.
Veya çok katı olabiliyor.
Ya da yarı geçirgen olabiliyor.
Yani duruma göre esneyebiliyor bu sınırlar.
Ben şu an bu kategorideyim.
Yani hayatımın bu döneminde.
Çünkü hayır diyebilmenin sonradan öğrenilebilen bir şey olduğunu öğrendim.
Hayır diyemememizin bir sebebi de kişisel sınırlarımızı çizmeyi ve onları korumayı bilmememiz.
Değersiz hissetmemiz ki zaten buna podcast yapmıştım.
O yüzden bu konuya girmeyeceğim.
Değersizlik duygusu bölümümü dinleyebilirsiniz.
Öz saygımızın eksik olması çünkü insanlardan onay ve takdir görmek için hayır diyemiyormuşuz.
Psikologların ortak buluştuğu nokta bu.
Yani kendimizi onlardan aşağı görüyoruz.
Onaylasınlar bizi istiyoruz.
Her dediklerine he canım olur canım okey canım diyoruz.
Halbuki bizi biz olduğumuz için sevenler lazım.
Yani onay beklemekten vazgeçmemiz lazım.
Kendi kendimizi onaylamamız lazım belki de önce.
Neden? Çünkü acil çıkışta ilk kırılan cam.
Biz olacağız. Bir de herkese evet derken hangi beklentiyle evet diyoruz?
Bunu hiç düşündünüz mü? Tamam evet diyorum ama niye evet dedim abi ben bu adama?
Ya da işte neden hayır diyemiyorum?
Bunu bence bir düşünmemiz gerekiyor.
Hatta burada yoğunlaşmamız gerekiyor.
Onun altı metninde bir şey var.
Dışlanmamak mı istiyorsun? Ay beni takdir etsin mi istiyorsun?
Onaylasın beni, sevsin beni.
Yani ne istiyorsun? Talep edilmek mi istiyorsun?
Hangi ihtiyacımızı gidermeye çalışıyoruz?
Herkese evet derken.
Zaten bunu çözdüğümüz zaman otomatikman olay çözülüyor.
Mesela işte sevilmiyor.
Bu benim çekirdek inancım olsun.
Benden isteneni yapmazsam kimse beni sevmez.
Bu da benim ara inancım.
Kimseye hayır dememeliyim de otomatik düşüncem.
Yani hepsi böyle bir silsile halinde geliyor ve en sonunda da otomatik bir düşünce çıkıyor ortaya.
Kimseye hayır dememeliyim ama alt metnini gördünüz.
Sevilmiyorum değil mi metni? Sağlıksız düzeyde sevgi açlığı çeken kişiler zaten en çok hayır demekte zorlanan kişilermiş.
Sevgiyi edde etme uğruna.
aşırı fedakarlık yapmaya böyle kendimden vazgeçmeye meyilliysem orada sağlıksız düzeyde bir sevgi açlığı var diyorlar psikologlar sizi evet demeye iten o motivasyonu bulun önce diyorlar bu iş bu şekilde
çözülecek kendinize bile itiraf edemediğiniz şeyleri itiraf edin kimlere hayır diyemiyorsunuz buna da bir değinmek istiyorum mesela aşırı kibarlara Hayır diyemiyoruz.
Zerafetini çünkü silah olarak kullanıyor.
Ay senin kadar duyarlı biri buna kayıtsız kalamaz diye düşündüm canım.
Sen aynı yardımı benden istesen ben yapardım.
Beni yalnız bırakmayacağına çok eminim bu durumda.
Yardım elini benden esirgemezsin değil mi canım?
Bakın en zoru kibar, kibar suistimalciler.
Bunlar zor, zor grup.
Duygusallar var. Duygusallara da hayır diyemiyoruz.
Çünkü onlara hayır dediğimiz zaman dünyaları başına yıkılıyor.
Neredeyse yani ölüm fermanlarını imzalamış gibi oluyoruz.
size inanılmaz bir vicdan yaptırıyorlar ağlatıyorlar sizi kötü hissettiriyorlar kendinizi işte ben sana güvenerek yola çıkmıştın beni yarı yolda bıraktın sen yoksan ben de yokum beni sakın reddetme
bunlar duygusal suistimacılar bunlara dikkat Muhtaçlar var mesela bunların da mağduriyetleri hiç bitmiyor.
Hep size güveniyorlar işte borç yapıyorlar harç yapıyorlar ama hep size güveniyorlar.
Hep de bir beklenti içindeler ve o verdiğiniz borçların üstüne bence bir bardak soğuk su için derim.
Emri bakiciler var uygun musun değil misin hiç sormazlar işte ayıp olur mu olmaz mı hiç umursamazlar.
Benciller var bunlar sınır hat hudut bilmezler anlayışsızlar.
Gücünü kullananlar var mesela patronlarınız özellikle veya sevdikleriniz de üzerinizde güç kullanabilir.
Mesela çocuğunuz sevginizden emin olduğu için duygusallığınızdan faydalanır bu grup.
Israrcılar var. Siz hayır dedikçe başka cephelerden hücuma geçerler.
Bu kültürümüzde çok var.
Özellikle diyetteyken mücadele ettiğimiz grup diyorum ben buna ısrarcılar.
Ölümü gör yemezsen.
Abi bunu başka bir millette duyamazsınız ya.
Neden ölünü görüyorum ya?
Yemedim diye o sarmayı.
Ben neden senin ölünü görmek zorundayım?
Peki nasıl hayır diyeceğiz Merve?
Öncelikle hayattan beklentiniz, öncelikleriniz ne?
Atıyorum işte bu sene siz KPSS sınavına hazırlanıyorsunuz.
Bir önceliğiniz var değil mi hayatınızda?
Bir beklentiniz var o sınavı kazanmak.
O zaman bir takım şeylere hayır dememiz gerekiyor değil mi?
Bu noktayı bir belirlememiz lazım.
Bir de her reddettiğimiz şeyi bencillik olarak algılıyoruz.
Bunu yapmayalım. Bencillik değil bu başka bir şey.
Mesela bir komşum defalarca çağırdı beni ve gidemedim.
Hani 4-5 kere gelemeyeceğimi söyledim.
Hayır demek durumunda kaldım.
Çok da üzüldüm bunu söylerken.
Ama beni anlayışla karşıladı.
Çünkü dedim ki çalışıyorum. Çok yoğunum gelemiyorum.
Ama gelmek istediğimi de belirttim.
Çünkü orada bir önceliğim var.
Benim o işi halletmem gerekiyor ki ben rahat rahat oturabileyim orada.
Sadece böyle önceliklerimizle hiç uyuşmayan ve önemli ölçüde sizin enerjinizi...
Vaktinizi alacak talepleri reddedin diyorum.
Ve bir şeye hayır dediğimiz zaman lütfen savunmaya geçmeyin diyor psikologlar.
Öyle mazeret bulmaya çalışmayın.
Gerekirse sessiz kalın.
Çünkü mazeret bulduğunuz zaman karşı taraf onun devamını getiriyor.
Bir de hayır dememize gerek yok.
İlla böyle hayır insanlara set çekmeye gerek yok.
Hayır demeden hayır demenin bir takım yolları var.
Kaba ve kırıcı olmaya gerek yok arkadaşlar.
Örnek ver Merve. Mesela işte hayır.
Kusura bakma ama cumartesi satışında sana destek olamam.
Hayır o raporu bitirmemin imkanı yok.
Ne yazık ki benim de vaktim yok.
Hayır akşama başka planlarım var.
Bakın kesin benet başka bir planım var.
Bir de bunları söylerken gülümseyerek söylerseniz telefonda bile olsa.
Çünkü gülümsediğiniz zaman karşı taraf o enerjiyi alıyor.
Telefonda sesinizden inanın buna enerjiniz geçiyor.
Karşı tarafa iyi niyetinizi göstermiş oluyorsunuz.
Bir de arkadaşlar net olun.
Yani hiç böyle yapmayı sevmediğiniz bir şey varsa bunun için açık kapı bırakmayın zaten karşı taraf.
Şöyle deyin işte kusura bakmayın ama ben gece hayatından hoşlanmıyorum deyin direkt.
Yani sizi bir daha çağıramasınlar bir daha teklif edemesinler.
Ama şöyle derseniz ya gelirdim ama hiç zamanım yok şu an derseniz tekrar çağıracak sizi bir hafta sonra tekrar ısrar edecek.
Yine aynı şeyleri yaşayacaksınız o yüzden kestirip atın net olun ama teşekkür etmeyi de unutmayın.
Bir de özür dileyen bir tavıra bürünmeyin.
Yani kibar olun ama kararlı bir tavır sergileyin.
Merve ben neye hayır diyeceğimi hala kestiremedim diyorsanız şunu sorun kendinize.
Evet demek hayatınıza ne gibi bir değer katacak?
O insana evet dediniz.
Eee sonra yine pragmatik Merve sorusu.
Karşınızdaki kişi bazen size gaz vermek isteyebiliyor.
Hani size o işi yaptıracak ya sen ağasın, sen paşasın bunlara dikkat edin.
Böyle bir şey varsa zaten direkt hayır.
Şunu sorun kendinize.
Hayır diyeceğiniz zaman ben bunu neden yapıyorum abi?
Birini mutlu etmek için mi yapıyorum?
Karşı taraf mutlu olsun diye mi yapıyorum şu an yaptığım şeyi?
Eğer sorunun cevabı evetse hayır diyeyim bence.
Kullanılıyor muyum acaba diye bir hissiyat varsa orada da bir durun.
Ve buna hayır derken kendim için.
Neye evet dedim şu an diye sorun kendinize.
Bir şeyleri kaçırma korkusundan mı evet diyorsunuz bunu tespit edin.
Fırsat kaçırma korkunuz olabilir FOMO.
Bu işi yaparsam eğer kendi hayatımda bir şeyleri erteliyor olacak mıyım bunu sorun kendinize.
Dinlenmek ve şarj olmak için zamana ihtiyacım var.
Eğer buna evet dersem şu an kendimi ihmal ediyor olacak mıyım diye sorun.
Buna evet dersem ailemi ve sevdiklerimi ihmal eder miyim diye sorun.
Ya ben buna evet dedim ama içim çok huzursuz ya kendimi kötü hissediyorum dediğiniz anlarda bir durup düşünün.
Çünkü sınırlarınızın ihlal edildiğini hissetmiş olabilirsiniz.
Ve son olarak şunu da asla unutmayalım.
Yani gerçek sevgi...
Tek taraflı fedakarlıkla olmaz.
Yani insanların sevgisini kazanmak için böyle her şeye evet demek, o sevgiyi elimizde tutacağımız anlamına gelmez.
İçimizdeki kafeste tutmaya çalışıyoruz o sevgiyi ama tutulmuyor.
Yani terk edilme korkusuyla, reddedilme korkusuyla, onaylanmama korkusuyla biz hayır diyemiyorsak eğer, sevgimizle, iyi niyetimizle, fedakarlığımızla insanları hayatımızda tutmaya çalışıyorsak
orada bir sorun var. Aslında o kafese kendimizi hapsediyoruz.
Çok sevdiğim bir masal vardır sizlerle de paylaşmak isterim.
Çok eski zamanlarda bilgi bir öğretmen varmış ve bu bilgeliğini tüm sevdikleriyle paylaşırmış.
Bir gün bu bilgi öğretmene çok uzak diğerlerden bir tüccar hediye getirmiş.
Dünyanın diğer bir ucunda ormanda yakalanmış olan çok nadide bir kuş.
Tüyleri altın rengi, sesi dünyalar güzeli bir kuşmuş bu.
Bilge kuşu görür görmez çok sevmiş onu.
Avucunu almış ve kulağına şarkı söylemesini dinlemiş.
Kuşun şarkısı bitince Bilge camı açmış ve onu özgür bırakmış.
Tüccar bunu görünce şaşkınlıkla sormuş.
Bilge ne yaptın?
Yoksa hediyeni beğenmedin mi diye sormuş.
Bilge demiş ki hayatımda aldığım en güzel hediye, gördüğüm en güzel canlı.
Onu tüm kalbimle sevdim ve tüm kalbimle dinledim.
Ve onu dinlerken kulağıma şunu söylediğini işittim.
Lütfen Bilge beni serbest bırak.
Aramıza kafesler girmesin.
Bana duyduğun sevgiye ihanet etme demiş.
O yüzden onu özgür bıraktım.
Ne kadar mutlu olduğunu görmedin mi uçup giderken demiş.
Ertesi sabah Bilge uyandığında çok güzel bir şarkı işitmiş.
Bu o güzel kuşun sesiymiş.
Onu selamlamak için geri gelmiş camına.
Bilge ona biraz yiyecek ve su vermiş.
Kuş güzel şarkılar söyleyip tekrar uçup gitmiş ve çok uzun yıllar bu süreç böyle devam etmiş.
Her sabah gelip penceresinde şarkılar söylemiş dünyalar güzeli bu kuş.
Derken Bilge Bir gün hayata gözlerini yummuş.
Kuş açık pencereden içeri girmiş ve yaşlı bilgenin avucuna yatmış ve oracıkta ölmüş.
Şehirdeki alimler yıllar yılı bu olayı tartışmışlar.
Gerçekte hangisi diğerini serbest bıraktı?
Kuş mu yoksa bilge mi?
Bu masal sevgiyi tek taraflı fedakarlıklarıyla elde etmeye çalışanlara gelsin.
Gerçek sevgi budur. Warren Buffett der ki, başarılı insanlarla çok başarılı insanlar arasındaki fark, çok başarılı insanların hemen hemen her şeye hayır demesidir.
Ve son olarak bizim Reşat Nuri Güntekin'imiz de der ki, biz hayır demeyi, işimiz var demeyi, olmaz demeyi beceremeyen insanlarız.
Yorgunluğumuz bitmez bizim.
Yorgunluğumuzun bitmesini ve bu podcast'ın hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Domino's'un sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten sizler de hemen pizzayetlerinizi seçip zevkten dört köşe olarak yiyebilirsiniz.
Şimdiden hepinize afiyet olsun.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
