
Terappin Hakkında detaylı bilgi almak için: www.terappin.com
OSB20 koduyla ilk terapi seansın %20 indirimli * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir*
Transkript
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün daha önce hiç konuşmadığımız bir konu hakkında konuşalım istedim arkadaşlar.
Öfke. Neden bu kadar öfkeliyiz değil mi?
Bunu konuşalım bugün. Geçen pazartesi sormuştum ya arkadaşlar konu önerileriniz var mı diye.
Konu önerilerinden biri de buydu.
Hatta birkaç kişi yazmış Merve neden bu kadar öfkeliyiz, öfkeyi anlat diye.
İlhan Şeşen diyor ya bana esmeyi anlat.
Niye esip gürlüyoruz ya bu kadar?
Şimdi bunu konuşacağız ama öncelikle öfkenin bir tanımını yapmak istiyorum.
Sözlük de şöyle geçiyor arkadaşlar.
Engellenmek, saldırıya uğrama, tehdit edilme, yoksun bırakılma, kısıtlanma ve benzeri gibi durumlarda hissettiğimiz ve genellikle neden olan şeye veya kişiye yönelik
şu veya bu şekilde saldırgan davranışlarla sonuçlanabilen oldukça yoğun negatif bir duygu olarak tanımlanıyor öfke.
Hiddet ve gazap ile eşdeğer öfkemiz.
Saldırganlık, düşmanlık bunların yerine de kullanılıyor bazı araştırmalarda.
Niye peki? Çünkü varlığımızı korumak için verdiğimiz bir tepki bu aslında.
Yani yaratılıştan gelen bir şey.
Neden? Çünkü hayatta kalmak için bizim buna da ihtiyacımız vardı değil mi bir zamanlar?
Dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı bir bariyer oluşturuyor.
Yani hayvanlarda da var içgüdüsel bir şey öfke.
Hepimizde var. Gerçi humanist yaklaşım böyle bakmıyor olaya ama.
Öfke aynı zamanda bir güçlü olma, bir söz geçirme çabası değil mi arkadaşlar?
Bir heyecan çıkışı.
Öfkeli bir insanın karşısına çıkan her türlü engeli zorla ve çabucak ortadan kaldırabileceğini görmüşsünüzdür eminim.
Böyle işte bir anda gözü dönüp bir yan kesiciyi kilometrelerce kovalayan insanlar var.
Aslında bacakları tutmuyor mesela.
Nasıl oluyor bu?
Öfkenin gücüyle koşuyor değil mi?
Öfke orada itici bir güç.
Ve o esnada gerçekten gözü bir şey görmüyor.
Yani belki adam çok tehlikeli arkasından koştu ama gerçekten gözümüze perde inebiliyor.
Bir anda amok koşucusuna dönüşüyor.
Zaten bu kısa süreli bir delilik hali arkadaşlar öfke.
Çünkü ne oluyor? Bir anlığına bile olsa aklımız orada olmuyor.
Kontrol dışı kalıyor aklımız ve kendimize hakim olamıyoruz.
Ve o esnada ne utanma kalıyor ne başka bir şey.
Yani akrabanmış bu benim eşimmiş sevgilimmiş arkadaşımmış.
Yok öyle bir şey. Gözüne perde indi mi bitti.
Coştukça coşuyoruz.
O yüzden çok tehlikeli bir şey.
Yani ne demek aklın bir anlığına bile olsa gitmesi ortadan kaybolması.
olması korkunç bir şey. Ve bu ikinci bir duygudur arkadaşlar öfke.
Ne demek ikinci bir duygu?
Şöyle şimdi çoğunlukla öfkemiz nasıl gelişiyor?
Başka bir duygudan sonra geliyor değil mi?
Mesela ben önce inciniyorum.
Birisi beni kırıyor, döküyor değil mi?
Sonra deliriyorum.
Öfkeleniyorum. Ya da çok korkuyorum bundan dolayı ve öfke duyuyorum.
Neden? Çünkü bu duygular bana utanç veriyor.
İşte kırılmak, korkmak bunlar nasıl duygular arkadaşlar?
Zayıf olarak adettiğimiz duygular değil mi?
Öyle gördüğüm için ben bunu belli etmek istemiyorum karşı tarafa.
Kamufle etmek istiyorum.
E ne çıkacak ortaya bir şey çıkması lazım değil mi?
Öfke çıkıyor işte o zaman.
Ya pasif agresif bir tavır sergiliyorum.
Karşımdaki insanı incitiyorum da incitiyorum sözlerimle aşağıda.
Neden bunu yapıyorum? Yani bazen sözlerimizde de karşı tarafa bir saldırıda bulunuyoruz ya da işte fiziksel olarak.
Bunlar hep bir öfke çıktısı.
Ve hiç düşündünüz mü?
Aslında öfkeli insanların arkasında nasıl bir duygu var?
Bu insanlar neyi saklıyor olabilirler diye.
O kişinin belki değiştiremeyeceği bir durum var ve bunu kabul etmesi gerekiyor.
Bu derin duygularıyla yüzleşmesi gerekiyor olabilir.
Ve bu o kadar kolay bir şey mi?
Değil. Yani inanın gerçekleri kabul etmektense bu öfkeyi sahiplenmek, öfkeli gibi davranmak çok daha kolay.
Ve biliyorsunuz ki insanların çoğu kolaya kaçar.
Yani o yüzleşmeden kaçmak için işte ben utandım, ben incindim, ben kırıldım demek yerine öfkelenir.
Mesela öfkemiz eğer bir kek olsaydı içine neler koyardık?
Bir tutam sinir.
Biraz hiddet, birazcık engellenme ve incinme bunları koyardık.
Peki bu keki yedikten sonra ne olur?
Öfke kekini. Vücut nasıl bir tepki verir?
Genelde saldırganlıkla tepki verir.
Çok hoşnutsuz olurum.
Böyle mideme bir şey oturmuş gibi olur.
Büyük bir üzüntü hissederim değil mi?
Ve bu bir davranış tarzı değil.
Önlenebilen bir şey. Etkisiz hale getirilebilir.
Oldukça doğaldır. Ama sağlık için çok çok zararlıdır.
Yani öfkelendiğimiz zaman kalp atışımız hızlanıyor.
Adrenalin salgımız artıyor.
Kan akışımız anında hızlanıyor.
Sindirimimiz yavaşlıyor.
Kas gerilimimiz artıyor.
Böyle elimiz ayağımız titriyor.
Nefes alamıyoruz bazen değil mi?
Solunumumuz bile güçleşiyor.
Midemiz bulanıyor. Bayılacak gibi oluyoruz.
Terliyoruz. Burnumuzdan soluyoruz.
Çenemizde kasınma oluyor. Yüzümüz kızarıyor.
Yani bakar mısınız?
Vücudun fizyolojik tepkisine bakın.
Çok fazla. Yani öfke anında insan...
Beyni 3 tane kimyasal salgılıyor arkadaşlar.
Bunların karışımı da kılcal damarlarda hasar oluşturabiliyor.
Ve bu öfke hali devam ettiği zaman ne oluyor?
Vücut artık savaş durumuna geçiyor.
Ve öyle bir adrenalin salgılıyor ki tansiyonumuz hop diye fırlıyor.
Ve öfke neye sebep oluyor?
Kalp krizine değil mi?
Kalp krizine yol açabiliyor.
Hem bastırılan öfke hem ifade edilen öfke.
tehlikeli kalp krizi açısından öfkelendiğimiz zaman kalp atışımız 180'nin üstüne çıkabiliyor arkadaşlar normali ortalama 80 ne demek 180 bakar mısınız ve kalp atışı kan basıncı
bu şekilde aniden arttığı zaman ne oluyor beden şoka giriyor bir anda diyor ki ne oluyor ya ve kendisini yaralanma ve ölüm tehlikesi altında zannediyor vücudumuz bakın sadece öfkelendim
ya öfkelendim olaylara bakın gerçek bir yaralanma durumu Bunda olduğunu zannedince ne oluyor?
Vücudumuz biz kan kaybından ölmeyelim diye hemen kanımızı pıhtılaştırmaya çalışıyor değil mi?
Bir kimyasal salgılıyor.
İyi de ortada bir yaralanma yok.
Ölüm tehlikesi yok. Ben sadece öfkelendim ve kanım pıhtılaştı.
Ne olacak şimdi? O pıhtı ne olacak?
Atıyor işte arkadaşlar beynimize kalbimize.
Bu da kalbe ve beyne giden o damarları tıkıyor.
Ani ölümlere sebebiyet verebiliyor.
Ya da felç. Yani bakar mısınız?
Öfkenin sebep olduğu.
Bu şeylere bakın değer mi?
Duygularla ilgili yapılmış olan bir çalışma var.
Burada kalp atışını en fazla artıran etkenin yine öfke olduğu saptanmış.
Yani öfke eşittir.
Kalp krizi hipertansiyon.
Yüksek tansiyon demek zaten eşittir.
Kalp hastalığına yakalanma riski değil mi?
Ve hipertansiyon en sık görülen kronik hastalıklardan biri.
Ve biliyorsunuz ki çok tehlikeli.
Yani değer mi? Bu kadar öfkenin hiç kimseye, hiçbirimize bir faydası yok.
Hele ki o birikmiş öfkenin iç dünyamızda yarattığı o sıkışmışlık, onun o dışarıya kontrolsüz yansıması, ilişkilerimizi mahvetmesi.
O yüzden bu öfkeyi bizim bir şekilde yönetmemiz lazım ve tabii öfkemizin sebebini bulmamız lazım.
Ana sebep ne? Bu konuda da tabii ki uzman psikologlar bizlere destek oluyorlar sağ olsunlar.
Çünkü burada anlattıklarım aslında buzdağının görünen kısmı bile değil arkadaşlar.
Çok daha derin bir mevzu.
Öfke çok geniş bir konu.
Altında pek çok neden yatıyor olabilir.
Bu podcastı dinleyenler uzun zamandır çok severek online bir terapi platformundan destek alıyor.
Tabii ki terapim.
Yani terapini sadece burada size tavsiye etmiyorum.
Gerçekten çevremde kimin ihtiyacı varsa arkadaşlarım, akrabalarım herkese öneriyorum.
Bir de terapini gerçekten benim takipçilerim çok severek kullanıyorlar ve çok güzel geri dönüşler alıyorum.
İşte Merve 8. seansıma girdim.
Gerçekten hayatım değişti diyen o kadar çok insan var ki mesaj atan.
Ama beni en çok mutlu eden erkek takipçilerimin özellikle terapinden destek alması.
Neden? Çünkü daha önce kanser bölümünde konuşmuştuk hatırlıyorsanız.
Erkekler duygularını daha çok bastırıyorlar.
Yani kadınlar bir şekilde eşlerine, dostlarına, kendilerine ifade edebiliyorlar.
Duygularımızı biz çok bastırmıyoruz ama erkekler maalesef böyle değil.
O yüzden onların terapi almasını çok çok kıymetli görüyorum.
Hatta geçen biri demiş ki Merve keşke eşimden boşanmadan önce terapi alsaydım demiş.
O beni biraz üzdü ama. Ama olsun bundan sonraki hayatı bence çok daha iyi geçecek terapi sayesinde.
Çünkü bir insanın gerçekten kendine yapabileceği en iyi yatırımlardan biri o 45 dakika.
O yüzden lütfen buradan beylere sesleniyorum lütfen duygularınızı bastırmayın öfkeniz varsa eğer lütfen bir terapi desteği alın bunda utanılacak çekilecek hiçbir şey yok ki zaten terapinde kamera kapatma
özelliği var illa görüntülü görüşmek zorunda değilsiniz ya da anonim bir isimle de katılabilirsiniz gizliliğiniz esas.
Bir de arkadaşlar burada alanında uzman birbirinden kıymetli 300'den fazla klinik psikolog var ve 6 farklı kategoride hizmet veriyorlar sorununuz ne olursa olsun ailenizde sorununuz var.
Sorun yaşıyorsunuz belki eşinizle yaşıyorsunuz ya da işte ergen çocuğunuz küçük çocuğunuz nasıl davranacağınızı bilmiyorsunuz.
Ya da hiç kimseye anlatamadığınız mahrem gördüğünüz bir takım cinsel problemleriniz olabilir.
Cinsel terapi de var. Yani sorununuz ne olursa olsun.
Orada sana bu konuda destek olabilecek birilerinin varlığının olduğunu bilmek bile gerçekten çok iyi hissettiriyor.
Çünkü 7-24 online bağlanabiliyorsunuz.
Benim en sevdiğim kısım bu.
Çünkü gece 12'de bile online bir uzman olabiliyor.
Konuşup derdimizi anlatabiliyoruz.
Öyle günlerce işte seans günümü bekleyeyim, seans saati mi bekleyeyim, bu acıyla yanayım kavrulayım gerçekten bazen çok zor olabiliyor.
Başarısızlık korkusu, işte geçmişte takılıp kaldığımız şeyler, ilişki sorunlarımız, çatışmalı aşk ilişkileri yaşıyorsunuz belki.
Belki stres içerisindesiniz ve yönetemiyorsunuz o stresi.
Gelecek kaygısı yani her birimizin hikayesi, her birimizin sorunu başka başka.
Ama seni anlıyorum diyen birinin varlığı ve onun desteğine olan ihtiyacımız aynı değil mi?
O yüzden terapini canı gönülden öneriyorum.
Bir dost gibi öneriyorum. Çünkü anlaşılmak iyi gelecek.
Bunu çok iyi biliyorum ve inanın.
eşinize dostunuza anlatmakla terapistinize bir uzmana anlatmak arasında çok büyük farklar var yani öyle sorular soruyorlar ki bazen böyle kalıyorsunuz hayatı sorguluyorsunuz aa öyle
miymiş ben bunu niye daha önce düşünmedim O yüzden derdinizi bir uzman ile paylaşmak isterseniz OSB takipçilerine özel indirim kodu OSB20 ve ilk terapi seansınız
%20 indirimli.
Terapinde uzmanlar kendi seans ücretlerini kendi belirliyor.
O yüzden merak etmeyin her bütçeye uygun hatta öğrenci çok giden var terapine benim takipçilerimin arasında.
Açıklamalardaki linkten terapine hemen bir göz atabilirsiniz ve hemen bir destek alabilirsiniz.
Hadi devam edelim. Az önce dedim ki öfke eşittir, hiddet, gazap, kin ve nefret, düşmanlık dedik değil mi?
Bunlardan en beteri gazapmış arkadaşlar.
Çünkü öfkenin en uç hali.
Yani sıra dışı bir öfke.
Neden? Çünkü gazap duygusu bizi saldırmaya, şiddete teşvik eden bir şey.
Hani derler ya Tanrı bizi onun gazabından korusun diye.
Hiddet içinde şunu söyleyebiliriz.
Böyle bir mücadele etme vardır burada.
Yine öfkenin ötesinde ama böyle bir tık ötesinde.
Hani neredeyse aynı diyebiliriz.
Burada bir de düşman olma var arkadaşlar.
Saldırganlık var. Bakın başkalarına fiziksel ve psikolojik olarak zarar verme niyetiyle yaptıklarımız da olabilir bu öfkenin kapsamında.
Neden? Çünkü öfke duygularımızın bir dışa vuruş şekli değil mi?
Dediğim gibi önce öfkeleniyorum sonra ya karşımdaki insanı sözlerimle incitiyorum ya da fiziksel olarak bir saldırıya geçiyorum.
Bu arada her saldırganlığın altında öfke olmayabilir.
Yani tepkisel saldırganlık böyledir.
Ama proaktif saldırganlık diye bir şey varmış.
Bu da daha çok işte maddi ve bölgesel kazanç için sosyal hakimiyet elde edebilmek için böyle planlı projeli yapılan bir saldırı bu.
Yani çok öfke diyemeyiz bunun için.
Biyolojik açıdan baktığımız zaman içgüdüsel olarak olaya bakarsak.
Darwin hayvanlar üzerinde yapmış olduğu gözlemlere dayanarak diyor ki hayvanlarda da var.
İşte gurur var, utanç var, sıkılma var, merak var, kıskançlık var, öfke var.
Onlarda da var diyor. İnsanların yaşadığı tüm duyguları onlar da yaşıyor diyor bu Darwin'in iddiası.
Siz ne düşünüyorsunuz arkadaşlar?
Yani sizce Darwin haklı mı?
İnsanların yaşadığı tüm duyguları onlar da yaşıyor mudur?
Peki duyguların ifadesi hayvanlarda ve insanlarda?
Aynı amacama yönelik evet diyor Darwin.
Çünkü bir canlının kendini savunması...
düşmanına saldırması ve dolayısıyla kendi varlığını sürdürebilmesi için öfkenin ve saldırganlığın içgüdüsel varlığından söz ediyor Darwin.
Hayvanlar bir tehdit ya da bir tehlike algıladıkları zaman tıpkı bizim öfke tepkisine verdiğimiz gibi bir takım tepkiler gösteriyorlar.
İşte tüyleri diken diken oluyor, göz bebekleri büyüyor, kas gerginlikleri artıyor, kendine özgü bir takım sesler çıkarıyorlar ve kavgaya hazır bir pozisyona geçiyorlar değil mi?
Psikanalitik değerlendirme yapacak olursak öfke ve saldırganlık ölüm içgüdüsünün veya ayrılık endişesinin bir ifadesi olarak görülüyormuş.
Buna çok şaşırdım. Psikanalitik yaklaşımda öfke saldırganlığın bir boyutu olarak ele alınıyor.
Şöyle şimdi psikanalitik yaklaşıma göre insan davranışları iki temel içgüdü tarafından yönlendiriliyor arkadaşlar.
Biri yaşam diğeri de ölüm içgüdüsü.
Freud yaşam içgüdüsünün türevinin cinsellik olduğunu iddia ediyor.
Şaşırdınız mı? Ölüm içgüdüsünün temelinin ise saldırganlık olduğunu düşünüyormuş.
Nasıl yani? Şimdi cinsel içgüdünün amacı Freud'a göre türümüzün devamlılığını sağlamak.
İşte sürekli ilişkiler, bağlantılar.
kurmak bu yani yaşamın devamlılığını sağlamak kısaca ama ölüm içgüdüsünün amacı ne tam tersi bağları ve ilişkileri kopartıp nesneleri ortadan kaldırmak değil mi ölüm yok edici ve
Freud'a göre saldırganlık içgüdüsü bizim ölüm içgüdümüzle alakalı Ölüm içgüdüsü cinsellikle birleşirse ne olur peki?
Sadizm ve mazoşizm gibi böyle zarar verebilecek dürtülere dönüşebilir.
Ve Freud'a göre öfke ve saldırganlığın kaynağında haz, libido güdüsü vardır ve bunun engellenmesi vardır.
Yani bunun sonucunda olur.
Saldırganlık insanın kendine dönük yıkıcı eğilimlerinin dış dünyadaki objelere çevrilmesi.
Hani derler ya sevgi ve nefret kardeştir diye.
Belki ne alaka dediniz bunun için.
Çünkü arkadaşlar sevgi cinsel içgüdümüzün bir türevi değil mi?
Nefret ne? Ölümün yani ölüm müçküdüsünün bir türevi sevgi nefreti ne yapabilir?
Etkisiz kılabilir ya da sevgi ve nefret yer değiştirebilir.
O yüzden şimdi size çok çarpıcı bir Freud düşüncesi anlatmak istiyorum arkadaşlar.
Freud'a göre bizim öfkemiz çocukken böyle işte kişiliğimizin o temel gelişim dönemleri var ya o zaman başlıyor.
Mesela oral dönemimizde başlayalım.
Çocukluğumuzun ilk evresi değil mi?
Ne yapıyoruz oral dönemde?
Ağızda türeyen bir haz var değil mi bu dönemde?
İşte annemizi emiyoruz, çiğneme, tükürme, ısırma, ağlama bunlar hep böyle bir insanda olan yıkıcı eğilimlerin ilk belirtileri.
Ve bebek karnı tok olduğu halde hala annesini emmek isteyebiliyor.
Böyle artık istifra edene kadar emen bebekler var biliyorsunuz.
Ya diyorsunuz bu çocuk tok niye hala emiyor?
Ya da işte emziğini çekiyorsunuz ağzından cinnet geçiriyor.
Neden? Çünkü haz onun için oral yani ağızda türüyor arkadaşlar.
Diş çıkması ile karakterize edilen bir evre bu.
Ve oral saldırgan haz diş çıktıktan sonra ortaya çıkan hazımız oluyor.
Peki bu oral dönemde çocuğun ihtiyaçları giderilmezse ne olur?
Freud'un görüşüne göre o çocuk büyüdüğünde bile o dönemde takılı kalabilir.
İleriki yaşamında kişiliği temelden etkilenebilir.
İşte bu dönemde takılıp kalma ya da işte bu döneme geri...
dönüş saldırgan davranışlarınızın temeli olabilir diyor.
Sözel saldırganlıktan cinayete kadar yolu var diyor ve bu dönemi başarısız geçmiş olan insanlar oral ihtiyacını giderememiş olan insanlar bebekken ileride işte çok konuşan çok geveze başkalarını
kötüleyen alay eden iğneleyen böyle saplantılarının tutsağı olan belki çok çabuk öfkelenen bağıran çağıran işte kıran döken insanlar olabilirler diyor.
Bakın oral dönemin tatmin edilmemesi.
İşte bu evrede ihtiyaçları çok fazla karşılanan çocuklar da olabilir ya da hiç karşılanamayan çocuklar.
Bunlar ileride ağız tatmininde problem yaşayan insanlara dönüşebiliyorlar.
Sigara bağımlılığı, alkol problemi ya da işte günde belki 10-20 fincan kahve içen insanlar ya da korkunç yemek yiyenler, tırnak yiyenler, çok konuşmak isteyen böyle insanlara
dönüşebilirler diyor bu dönemde problem yaşayanlar.
Bakın 0-1 yaş dönemimiz.
Biz hayatımızı nasıl etkiliyor Freud'a göre.
Gelelim ikinci döneme.
Bu dönem anal dönem değil mi?
Bir ile üç yaş arası anal dönem.
Artık oral yolla yani ağız yoluyla değil işte emziklemeyle değil haz anal yola geçiyor.
Yani çocuk artık tuvalete gitmeyi öğreniyor ve kakasını tutmayı öğreniyor.
Bazen günlerce tuvaletini yapmıyor ve anneler çıldırıyor.
Halbuki haz alıyor belki o tuvaletini tutmaktan çünkü o dönemde ve anal dönemde öfkenin temellerinin atıldığını söyler Freud.
Dışkı ile öfke eş anlam taşır diyor bu dönemde.
Çocuğun o kızgınlık duygularının baş aracı konumunda ne var?
Dışkılama. Yani sinirlenince o ettiğimiz küfürleri hatırlayın.
Ne deriz? Hep böyle dışkı içerikli değil mi?
Neden? O yüzden.
Bakın öfkemizi ifade ederken bile o dönemi anıyoruz aslında.
Bu dönemde çocuğun tuvalet eğitiminde aşırı katı davranmak, onu ayıplamak, utandırmak, kötü şeyler yapmak o çocuğu oral dönemine geriletebilir arkadaşlar.
Ya da işte uyumsuz bir karaktere dönüşebilir ileride.
Çünkü kızgınlık duygusunu bastırıyorsunuz o çocuğun.
Öfkesini baskılıyorsunuz o çocuğa o şekilde tuvalet eğitiminde kötü davranarak.
Duygularını ketlemesine bile neden olabilirsiniz.
Ve bu çocuklar ileride işte böyle her şeye karşı çıkan özellikle de otoriteye karşı çıkan kişilere dönüşebilirler.
Hani böyle her şeye muhalefet tipler vardır.
İnsanları gıcık ederler.
Hani siz ne derseniz o tam tersini söyler.
Tek amacı sizin dediğinizin tersi olmaktır.
ve tersini söylemektir doğru ya da yanlış hiç fark etmez sen ne diyorsan ben karşı çıkacağım kafası işte bu dönem sonra arkadaşlar ne geliyor fallik dönem yani 3 ile 4 yaş arası artık anal
dönem bitiyor artık falliğe geçiyor çocuk bu dönemde de artık öfke ve saldırganlığı gitgide gelişmeye başlıyor ve tuvalet eğitiminde almış olduğu haz nereye dönüyor sadece kaslarını tutup gevşetmek değil artık
aldığı haz cinsel organında yoğunlaşan bir haz var bu dönemde ve artık çocuk İlk erotik duygularını yaşıyor Freud'a göre bu dönemde.
Anlamlandıramıyor ama yine de yaşıyor.
İşte anneyi babayı kıskanma dönemi değil mi?
Freud'un Oedipus kompleksi, elektra kompleksi dediği dönem.
Erkek çocuğu babayı bir rakip olarak görüyor ve ondan nefret edebiliyor.
Kız çocuğu da aynı şekilde anneyi rakip görüp annesinden nefret edip babasına sahip olmak isteyebiliyor.
Bunlar tabi bilinçli yaptığımız şeyler değil.
Daha bebeğiz. Yani psikanalitik yaklaşım öfke davranışımızın altında yatan güçlerin bilinç dışında gizlenmiş olduğunu vurguluyor arkadaşlar.
Eğer biz bu nedeni çözersek bunun üstüne gidersek ki bunun için terapiler, psikologlar, psikiyatrlar var.
Bu öfke sorunumuzu çözebiliriz.
Çözülmeyecek bir şey değil. Yani öfke gibi çok güçlü bir duygunun bastırılması zaten sağlıksız görülen bir şey.
Yalnız şunu kastetmiyorum.
İşte öfkelendik bunu göstereceğiz.
Hadi gidelim ortalığı yakalım yıkalım.
Her öfkelendiğimizde çığdıralım.
İnsanlara salça olalım saldıralım.
Yoksa işte bastırırsam çok kötü olur.
Bunu demiyorum. Yani sağlıklı bir şekilde öfkenin ifadesinden bahsediyoruz burada.
Aman diyeyim beni yanlış anlamayın.
Şimdi olaya Freud'a göre baktık.
Bir de davranışçı yaklaşıma göre bakalım.
Davranışçı yaklaşım dediğimiz ne?
Uyarıcı davranış psikolojisi.
Yani arkadaşlar dışarıdan gözlemlenebilen bir şey.
Mesela öfkelendiğiniz zaman nasıl bir tepki veriyorsunuz?
Masaya mı vuruyorsunuz?
Duvara bardak mı fırlatıyorsunuz?
Korkunç küfürler mi ediyorsunuz?
Böyle sinkaflı küfürler.
Yani öfkeli insanlar bu tarz edimsel davranışları yapmaya tabii ki daha yatkın arkadaşlar.
Ya da işte gidip birilerini dövüyorsunuzdur belki.
Artık o son nokta yani saldırıya geçiyoruz.
Peki ben bütün istediklerimi bu şekilde elde edebilirsem ne olur arkadaşlar?
Bu davranışımı pekiştirmiş olursunuz değil mi?
Bana her delirdiğimde tamam canım okey yeter ki sen sinirlenme dur ne istersen yapayım derseniz ne olur?
Ben de derim ki aa okey ben öfkelendim bunlar da boyun eğdiler ve istediğim oldu.
Benim öfke duygum gitgide pekişir çünkü bunu karşı taraf sağlıyor.
İşte çocuklar da aynı şekilde arkadaşlar.
Davranışçı akıma göre etkiye tepki var ve biz bunu öfkemizi...
öğreniyoruz pekiştireçler sayesinde.
Ben evde sürekli öfkeli bir babayla büyüdüysem eğer bunu öğrenmez miyim ya?
Yani o kötü davranışı da kazanmaz mıyım?
Ya da ne gördüysem sonra onun çıktısını vermez miyim karşı tarafa?
Davranışçı psikologlara göre saldırgansam, öfkeliysem ben bunu öğrenme ve taklit etme yoluyla edinmiş olabilirim.
Bakın dikkat edin evinde şiddet gören çocuklar küçükken büyüdükleri zaman eşlerine de aynısını yapıyorlar.
Neden? İşte bunu bu şekilde açıklayabiliriz çünkü öğrenmiş.
Bilissel davranışçı yaklaşımda diyor ki sen diyor ne yaşadın arkadaş?
Sen hangi olaya?
Hangi duyguyu yükledin de yaşamda karşılaştığın şeylere böyle öfkeli tepkiler veriyorsun diyor bilissel davranışçı terapiyi.
Yani düşünce sürecinle seni o öfkeye götüren sen nasıl bu noktaya geldin diyor.
Çünkü diyor seni çıldıracağım bir şeye ben aşırı sakin yaklaşabilirim.
Neden? Çünkü bizim yaşanmışlıklarımız başka değil mi?
Yani bireyselciler diyor ki öfke duygusunun ortaya çıkmasına neden olan şey uyarıcı değil benim o uyarıcıyı algılama şeklim.
Benim o uyarıcıya yüklediğim anlam.
Yani her o ekolde başka bir ifadesi var bakın öfkenin.
Mesela Maslow'a göre sağlıklı insanlarda öfke yaşanan duruma bir tepki olarak ortaya çıkıyor.
Öyle Freud gibi içgüdüseldir falan demiyor.
Carl Rogers diyor ki küçükken yaşamamız gereken o sağlıklı bir duygu, öfke.
E sen bunu bastırırsan atıyorum işte kardeşim benim oyuncağımı almış.
Ben orada çıldırıyorum.
Annem de gelip bana diyor ki aa ne öyle bebek gibi ağlıyorsun.
Hiç yakışır mı sana?
Erkek adam ağlar mı erkek çocuğuna?
Nedir canım bu öfken? Kardeşin o senin diyor.
Ben haklıyım diyorsun anne diyorsun.
Oyuncağımı aldı bana vurdu.
Hayır diyor sus kes sesini ağlama diyor.
Kardeşine sinirlenemezsin diyor.
Ya niye benim doğal duygumu baskılıyorsun?
bir sal ya değil mi? İşte bu da sebep olabilir diyor.
İnsancıl ve varoluşçu yaklaşıma göre baktığımız zaman öfke insanın ölüme karşı bir tepkisi gibi arkadaşlar.
Ve aynı zamanda insanın işlenmemiş potansiyeline ve yaşamının anlamsızlığına da bir tepkisi olabilir diyor bu öfke.
Hümanistik bakış açısında diyor ki öfkeyi bireyin bir takım ihtiyaçları için gösterdiği doğal bir tepki diyor humanistik yaklaşım.
İşte mesela arkadaşlar bir ergen ailesine tepki gösteriyor, öfke gösteriyor.
Niye? Çünkü ben diyor artık...
Sizden farklıyım ben bir bireyim ya bunu anlayın diyor.
Bunu kanıtlama girişimi var orada.
Öfkesinin sebebi bu olabilir.
Geçtaltçılara göre baktığımız zaman öfke bizim çevremizden kaynaklanan böyle biyolojik, sosyolojik özellikleri olan duygusal bir yaşantı.
Yani kişi çevre etkileşiminin sonucunda oluyor.
Ne sadece benden kaynaklı ne de sadece çevremden kaynaklı.
İkisinin bir etkileşimi sonucudur diyor.
İşte çocukluk dönemine de odaklanıyor Geçtalt.
Bugünden ziyade çocukluk diyor.
Mesela işte boş sandalye tekniği diye bir şey var.
Duymuşsunuzdur. İşte öfkeli kişiyi oturtuyorlar bir yere karşısına da boş bir sandalye koyuyorlar.
Diyorlar ki öfkeli olduğun kişi şu an karşında onunla hayali bir konuşma yap.
Böylece kişi o bastırdığı öfkeye tanık oluyor.
Kendi öfkesine tanık oluyor.
Kendi bakış açısına tanık oluyor ve kendisini başkasının bakış açısından görüyor bu sayede.
Viktor Frank'la göre insanın hayatta kalabilmesi için geleceğe yönelik inançlarının olması gerekiyor.
Yaşadığı acılara bir anlam bulması gerekiyor.
İnsanın anlam arayışı hatırlayın.
Bundan bahsediyordu. Yaşamın anlamı herkes için aynı mı?
Değil. Yani genel geçerli bir kuralı yok.
Herkes için farklı değil mi yaşamın anlamı?
İşte insan o anlamsızlığa düşüp kederlenince o içinde yaşadığı o cebelleştiği hayatın içinde neye tutunacak arkadaşlar?
Öfkesine değil mi? Acılarına derin bir anlam katan o öfkeye tutunacak diyor Viktor Frankl.
Bütün bunların yanı sıra arkadaşlar öfke, alkol, uyuşturucu kullanımı işte eleştirilmek, tehdit edilmek, saldırıya uğraşmak.
Uyaramak aldatılmak kullanılmak değersiz görülmek umursanmamak tacize uğramak ne bileyim tehdit edilmek hayatımı bir anda alt üst olması beni birinin reddetmesi çok
kötü ekonomik bir durumum varsa o kronik hastalığım var belki ya da işte benimle alay ediyorlar bunlardan da kaynaklı olabilir.
Yani psikolojik içsel nedenlerle de gelebilir dışarıdan kaynaklı da olabilir.
Bizler duygusal canlılarız değil mi?
Duygusal ihtiyaçlarımız var hepimiz değerli hissetmek istiyoruz.
Kimse suçluluk hissetmek istemiyor.
Utandırılmak, aşağılanmak istemez değil mi hiç kimse?
Yani o öfkenin nedeni bizim aslında kendi suç ve yargı düşüncelerimizde de saklı olabilir.
Duygularımızın nedeni sadece karşımızdaki kişinin davranışı olmayabilir.
Belki benim kendi ihtiyaçlarımla alakalıdır oradaki öfke.
Ve ben eğer ki kendi ihtiyaçlarımın farkındaysam kendi yaşam enerjimle bağlantıdayımdır demektir.
Yoksa öfke zaten bize bir kimlik veriyor.
Belki onun için ona sığınıyoruzdur.
Hayatımızdaki bir şeyleri değiştirmek için öfkeye ihtiyaç duyuyor olabilir miyiz?
İşte açık ve doğrudan ifade edilen öfkemizin sebebi duygusal olarak olgunlaşmamış olmamızdan kaynaklanıyor.
Dediğim gibi bunu sürekli yaparak istediğimi elde edebildiysem o yüzden de sürekli ben öfkemle bir şeyleri elde etmeye çalışırım o saatten sonra.
O şekilde de hayatımı idame ettiririm.
Suçluluk duygusu, utanç duygusu bunlar da öfkeyi besleyebiliyor.
Özellikle... Utanç ile yersiz öfke arasında çok sıkı bir bağ olduğunu söylüyorlar arkadaşlar.
Suçluluk duygusu da aslında gizli düşmanlık besleme, sürekli başkalarını suçlama yine böyle öfkeyle ilinti de olabiliyor.
Ve araştırmalara göre düşük benlik saygısı yani kendine böyle pek öz saygısı olmayan insanlar daha kolay bir şekilde öfkelenebiliyorlarmış.
Şimdi öfkenin çeşitlerine bakalım arkadaşlar.
Maskelenmiş öfke çeşidi mesela pasif agresif değil mi?
Bildiğimiz öfke çeşidi. Böyle sizi acımasızca kıran insanlar vardır.
Hani dersiniz ki ya beni dövseydin daha iyiydi bundan.
Ruhumuzu öyle bir örseler ki öyle bir döver ki.
Pasif agresif ne olduğunu da anlamazsınız.
Bir de sürekli böyle kendilerini suçlayan insanlar vardır.
Dünya yıkılsa sebebi ben derler.
Onların da aslında kendilerine korkunç bir öfkesi var.
Yani çok uçlarda bir öfke.
Bir de patlayıcı öfkelerimiz var arkadaşlar.
İşte böyle saman alevi gibi deriz ya aniden öfkelenip.
söneriz. Bu da tahammül seviyesi çok düşük olan insanlarda olan bir şey.
Yani bir sürü öfke çeşidi var.
Planlı öfke var. Utanca dayalı öfke var.
Kronikleşmiş öfke var ve bence pek çoğumuzda olan öfke durumluk öfke.
Mesela bu şöyle böyle işte sabrediyorsunuz sabrediyorsunuz sonuna kadar gidiyorsunuz.
Ondan sonra o kadar saçma bir şey oluyor ki bir anda çok önemsiz bir anda belki patlama yaşıyorsunuz.
Halbuki zaten biriktirmişsiniz siz onu.
O zaten geçmişten gelen bir şey.
Birikmiş bir patlama ve bu geçici duygusal bir durum arkadaşlar ama tehlikeli de olabilir.
Kolay kolay öfkelenmem ama çıldırdığım zaman tam çıldırırım diyenlerin öfkesi.
Kendimi tanıyamadım deriz ya öyle.
Ve durumluk öfke yaşayanlar genelde geçmişte öfke sorunum yoktu.
Daha sonradan ortaya çıktı diyenler özellikle de aşk ilişkilerinde ortaya çıkanlar.
Ya ben acaba böyle bir öfkeye mi sahibim diye düşündüyseniz şu anda belirli ve tekrarlayan kışkırtıcı durumlarla karşılaştığınız zaman işte atıyorum trafikte biri sürekli önünüze
kırarsa ne yaparsınız?
Bugün kırdılar yarın kırdılar öbür gün nasıl bir tepki veriyorsunuz buna?
Kendinizi bir gözlemleyin sürekli tekerrür eden şeylerle.
Ben daha hiç levye ile inmedim zaten levye de yok ne olduğunu da bilmiyorum yani biri levye ile inse anlamam camı açarım.
Sürekli öfke diye bir şey var bir de arkadaşlar.
Bu da hep böyle kalıcı, olumsuz inançlara sahip olan kötümser insanların öfkesi.
Sürekli öfke. En kötüsü bu bence ya.
Yani herhangi bir şey yok ortada ama hep öfkeliler böyle.
Ve dışarıya karşı yapıcı bir şekilde ifade edemedikleri için öfkelerini, duygu kontrolleri çok zayıf bu insanların öfke kontrolleri.
Ve genellikle aşırı duyarlı ve güvensizlik problemi olan insanlarmış.
Sosyalleşmede sorun yaşayanlar hep böyle bir güçlü olmuş.
Çabası olan insanlar ama o çabalarının altında aslında aşağılık duygusu da olabiliyor güçlü olma çabasının altında yani hep o haklıdır özür dilemez her şeye muhalefettir tam böyle bir nefretçi
şirin diyebilirim bunun için koskoca dünyada sadece o yaşıyormuş gibi davranır hep böyle başkalarını küçümser alay eder iğneler kıskançtırlar yani o yetersizlik duygularını sürekli
öfkeyle kamufle eden insanlar bunlar düşmanca eğilimleri olabilir hep böyle kızgındır.
Hayata hep bir öfkesi vardır.
Depresiftirler. Özgüven eksiklikleri vardır.
Zaten o yüzden konuşmalarında hep böyle size aşağı dibe çekmek isterler.
Pek arkadaşları yoktur.
Yalnızlardır genelde ve kendi aileleri içinde de dışlanırlar.
Pek kabul görmezler. Kontrolden çıkacaklarını bildikleri için de bazen insanlardan kendiliğince uzaklaşırlar ve duygusal sorunlarını kontrol etmekte çok zorlanırlar bu insanlar.
Eleştiriye, yenilgiye asla açık değillerdir.
Eleştirirseniz ya da sizin karşınızda yenildiğini düşünürse çok büyük bir öfke sergileyebilirler ve bütün bunların yanı sıra narsist böyle kendini beğenmiş de olabilir bu insanlar ama genelde
aşağılık duygusundan kaynaklanıyor bu sürekli suçluluk dediğimiz olay ne demiş Confucius insanları tanışırken değil tartışırken tanırsınız çünkü Öfke saklanan
kişiliği ortaya çıkarır demiş.
Öfkeyle kalkıp zararla oturmayalım.
Sağlıklı öfkeyi ifade etmenin yollarını arayalım arkadaşlar.
Bu konunun devamı gelecek.
Çok geniş, çok kapsamlı bir konu ve bence çok önemli.
O yüzden muhakkak devamı gelecek arkadaşlar.
Hatta kadınların öfkesi için ayrı bir bölüm çekmeyi planlıyorum.
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
OSB20 koduyla ilk terapi seansınız %20 indirimli.
Açıklamalardaki linkten detaylara ulaşabilirsiniz.
Bu bölüm Angry Birdsler için hazırlandı.
Artık bırakırsınız Angry Birds'lüğü.
Kendinize iyi bakın. Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
