
Kod: 60OSB
Cambly Kids Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/60OSBKIDS
Kod: 60OSBKIDS
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Anadili İngilizce olan deneyimli eğitmenlerle ister birebir ister grup derslerine katılabileceğiniz online bir eğitim uygulaması olan Cambly'e bugün başla en büyük yatırımı geleceğine yap.
60 OSB kodu ile tam %60 indirimle ilk ve son kez ayda sadece 199 TL'ye abone ol.
Ayrıca ilk dersin ücretsiz.
Bugün kendin için bir adım at.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün başarı ve başarılı olmanın önündeki engellerden bahsetmek istedim.
Dün İlber Hoca'nın bir röportajına denk geldim.
Orada demiş ki İlber Hoca, eğer iyi değerlendirirseniz yaşam uzundur.
Çünkü herkes değil mi bir şekilde hayatın kısa olduğundan yakınıyor.
Soruyorlar İlber Hoca'ya, diyorlar ki peki hocam nasıl bir hayat?
iyi değerlendirilmiş bir hayattır.
O da diyor ki, buraya dikkat, önüne çıkan alternatiflerden tatmin olmayıp kendi yolunu arayıp bulan insanların hayatlarına bakın.
Çünkü bu insanlar yol yoksa o yolu bizzat kendileri yapmışlardır.
Başkalarının aşındırdığı yollarda yürümemişlerdir diyor.
Bu söze vuruldum adeta.
Başkalarının aşındırdığı yollarda yürümemek.
İlber Ortaylı'nın tavsiyeleriyle bu podcast'ı açmak istedim.
O zaman hadi başlayalım.
Öncelikle başarılı insanı şöyle genel bir tanımını yapmak istiyorum.
Arkasında böyle bir desteği olmasa da ağası, paşası, dayısı olmasa da kendi gücüne dayanarak yola çıkan insandır.
Başlangıçta kaybetme ihtimali olduğu halde ki bu ihtimal kazanma ihtimalinden.
Belki daha fazla görünüyor bazılarına.
Yine de başaracağına inanma cesareti gösteren insandır.
İmkansızlıklar içinde olsa da hedefine giderken o hedefe kitlenen zorlukları, o büyük engelleri bir şekilde aşan insandır.
Ve bu yolda tabii ki geçici başarısızlıklar uğrayacaktır.
Bu noktada yine de yılmayıp kendini amacına tekrar tekrar yöneltebilen insandır.
Ve en önemli noktalardan biri de şudur bence.
Başladığı nokta ile...
geldiği nokta arasında büyük bir fark olan insandır.
Ve öyküsünü duyduğumuzda böyle önünde saygıyla karışık bir şaşkınlık yaşadığımız sonra da içten içe takdir ettiğimiz insanlardır.
Hem kendini hem de başkalarına faydalı olan insandır.
Tamamen bu profile uyan biri var mı Merve derseniz?
Tabii ki de var bu podcast'ın içerisinde bahsedeceğim.
Kısaca başarılı insan tanımı bu diyebiliriz.
Baya da zor yani öyle kolay değil.
O zaman bu bölüm bana da motivasyon ve ilham olsun diyerek başlıyorum şimdi konuya.
Şimdi öncelikle bu işin psikolojisiyle başlayalım tabii ki.
Başarısızlık şemasıyla başlayalım.
Tabii ki yine bunun da kökenleri çocukluğumuza dayanıyor.
Çocukken ebeveynlerimizin veya öğretmenlerimizin, arkadaşlarımızın, akrabalarımızın herhangi birilerinin bizimle alay etmesi ve sürekli böyle eleştirilere maruz kalmak.
Yani bir düşünsenize çocuksunuz ve tepenizde sürekli sizi eleştiren birisi var, sürekli sizi aşağılıyor ve diyor ki sen yapamazsın ya, sen başaramazsın, sen zaten aptalsın.
Bunları bir şekilde beyninize kazır mısınız, kazımaz mısınız?
Ve bir süre sonra gerçekten şöyle düşünmez misiniz?
Ya ben öyle miyim acaba?
Herkes böyle diyorsa vardır bir bildiği diye düşünürüz değil mi?
İşte bunu büyüdüğümüz zaman biz iç sesimize dönüştürüyoruz.
Küçükken bu duyduğumuz o hakaretleri, eleştirileri bir şekilde iç sesimize dönüştürüyoruz.
Hatta içselleştiriyoruz ve belki de ne yazık ki kabul ediyoruz.
Ben zaten yapamam. Kendimden örnek vereyim.
Küçükken matematiğim çok kötüydü.
Hala çok kötü. Ama bunun sebebi yani öğretmenimin sürekli bana gelip sen zaten yapamıyorsun bırak falan demesiydi.
Yani matematik öğretmeni beni hiç desteklemedi.
Ailem de destek olmayınca ben de kendi kendime dedim ki tamam okey Merve sen yapamıyorsun bunu.
Daha küçüktüm ve bu şema bende çok güzel işledi.
Sonra üniversiteye girdim.
Bir baktım o teknik resim diye bir ders var ve sınavda böyle hüngür hüngür ağladığımı biliyorum.
Çünkü kalem oynatamadım ya.
Hani ben çalışmaya bile gönlüm yoktu öyle söyleyeyim.
Çünkü diyorum ki zaten yapamazsın.
Sen bunu yapamazsın.
Çünkü ben kendi kendime şunu empoze etmişim.
Sen matematikten anlamıyorsun, kuş beynisin kendime hep söylüyorum bunu.
Geometriden de anlamıyorsun.
E sen bırak zaten bunu yapamazsın.
Mimari çizim yapmak senin neyine?
İşte bütün bunlar benim iç sesim ve sınavda ağlıyorum hüngür hüngür.
Sonra tabi deliler gibi çalışıyorum hani yine yapmaya çalışıyorum bir şekilde.
Hatta şeyi hatırlıyorum öyle dini bir yapı çizdim.
Götürdüm hocaya dedim ki hocam nasıl olmuş falan böyle.
Sanki yapmışım gibi gerçekten.
Sonra hoca baktı şöyle dedi ki Merve içeridekinin nefesi herhalde çok kuvvetli.
Çünkü uçuyor dedi yani daha ayakları bile yere basmıyor yaptığım şey.
O kadar yani o kadar kötüyüm ve zaten teknik resmi bırakmama kalmadı.
O beni bıraktı kaldım.
Hayatımda ilk kez bir dersten kaldım o da odur yani.
Benim başarısızlık şemam bu şekildeydi diye düşünüyorum.
Gelelim bir başka etkene o da şu ki yetersiz özdisiplin.
Bugün daha çok bunun üzerinde durmaya çalışacağım.
Peki bu neden oluyor? Yani neden özdisiplinimiz yetersiz kalıyor?
Çünkü bir noktada hayal kırıklığına uğramaya tahammül edemiyoruz.
Hedonist zevklerimizi erteleyemiyoruz.
Sabırlı olamıyoruz.
Bunlar tabii ki çok büyük etken.
Peki bütün bunlar bize ne hissettiriyor sonuç olarak?
Hisler çok önemli. Tabii ki de kendimizi çok yetersiz hissediyoruz başarısız olduğumuz zaman.
Ve bazen affedersiniz böyle aptalmış gibi hissettiğimiz anlar oluyor.
Neden? Çünkü diğerleri böyle başarıdan başarıya koşarken sen böyle kenarda oturup izleyince diyorsun ki ben zaten buyum ya.
Ben bu kadarım abi yani kaybetmeye mahkumum ben.
Böyle bir his veriyor sana. Ve sonuç olarak da bu duyguya sahip olan insanlar 3 şekilde davranış gösteriyorlar.
Birincisi teslim oluyorlar.
Tamam diyor. Başaramadım.
Okey. Savaşmama gerek yok.
Benim adım Hıdır. Elimden gelen budur diyor.
Boyun eğiyor, kaderine razı oluyor, edilgen oluyor, teslimiyetçi oluyor.
Hatta bununla ilgili bir deney anlatayım size.
Bir deneyde çok aç bir köpek balığını alıyorlar bir akvaryumun içerisine koyuyorlar.
Sonra akvaryuma küçük bir balık koyuyorlar.
Köpek balığı küçük balığı tabii ki görür görmez ona saldırmak istiyor.
Ama bir anda sert bir şeye çarpıyor.
Ve akvaryumda ikisini böyle tam ortadan ayıran cam bir bölme var.
Köpek balığı defalarca cama çarpıyor ve her defasında canı çok yanıyor, başarısız oluyor ve aradan iki gün geçiyor.
Deneyi yapanlar görüyorlar ki köpek balığı zaten çoktan savaşmayı bırakmış.
Derken o aradaki camı kaldırıyorlar ve küçük balık köpek balığının etrafında böyle gezinip gezinip duruyor.
Ama köpek balığı onu yemek için asla bir hamle yapmıyor ve artık açlıktan ölmek üzereyken Deneyi sonlandırıyorlar.
İşte buna öğrenilmiş çaresizlik diyoruz.
Deneme cesaretini bile kaybetmek.
Nasıl olsa başaramayacağım diyerek savaşmamak, teslim olmak.
Peki başka ne yaparız bu menem duygu karşısında?
Sadece öğrenilmiş çaresizlik mi?
Tabii ki hayır. Kaçarız.
En basit yolu budur zaten insanoğlu için kaçmak.
Yani başarısız olacağımız şeyleri düşündüğümüz zaman, olacağımız şeyleri İzmirliliğim tuttuğu olacağımız şeyleri düşündüğümüz zaman kılımızı bile kımıldatmayız.
Hatta böyle erteleriz erteleriz erteleme hastalığı podcast'ımda bunu uzun uzun anlatmıştım ve bu olay o kadar ileri safhalara varır ki bir noktada iş başvurusunda bile bulunamaz hale geliriz.
Bunu yaşayanlar varmış. Bir başka geliştirdiğimiz duygu ise telafi etmek.
İlk başta ne dedim teslim oluruz erteleriz üçüncü olarak da telafi ederiz.
Bu nasıl bir şey? Şöyle ki başarısızlık şeması olan kişiler Aşırı çalışarak ve belki işkolik olarak bu arada asla bu çalışma esnasında zeki ve becerikli olduklarına da inanmayarak çalışırlar
ve bunu telafi etmeye çalışırlar.
Ve belki de böyle çok çalıştıkları için neticede başarılı olurlar ama bu sefer de içten içe buna asla inanmadıkları için başarılarına inanmıyorlar.
Kendilerini adeta bir böyle sahtekarmış gibi hissediyorlar.
Buna da psikolojide imposter sendromu diyorlar.
Yani bu şu demek.
Diyelim ki muazzam bir başarı elde ettiniz ama içten içe diyorsunuz ki ya bu kesin şansım oldu ya.
Nasıl olur böyle bir şey?
İçinizden buna inanmıyorsunuz.
Sahtekar gibi yani hissediyorsunuz.
Mesela Einstein ölmeden önce arkadaşına demiş ya çalışmalarıma böyle çok abartılı bir saygı gösteriyor insanlar ve bu beni çok rahatsız ediyor demiş.
Ya bunu Einstein söylemiş inanabiliyor musunuz?
Bu durumu yaşayan insanların zaten ortak noktası gerçekten başarılı olduğunu düşündüğümüz kişiler.
Mesela Oscar ödülü almış bir isim Kate Winslet sık sık bu sendromu yaşıyor imposter sendromunu ya da Fareler ve İnsanlar kitabından sevdiğimiz Steinbeck de aynısını düşünüyor.
Ben yazar falan değilim kendimi de insanlara da kandırıp duruyorum diyor.
Neden böyle davranıyorlar?
Çünkü başarılarını içselleştiremiyorlar ve kendilerini İster istemez sürekli yetersiz hissediyorlar.
Bir de şu var illa böyle aileniz sizi eleştirdiği için olmuyorsunuz.
Fazla öven bir aileniz varsa eğer bu da sıkıntı.
İşte sen ağasın sen paşasın diyen aileler onlar da sorun yaratabiliyor bir noktada.
Çünkü böyle büyütüldüğünüz zaman böyle her şeyi yapabileceğinize mükemmel olduğunuzda inandırılıyorsunuz.
Sonra hayatınızda bir şey oluyor.
Atıyorum bir iş görüşmesine gidiyorsunuz ya da Ne bileyim bir aşk ilişkisi yaşıyorsunuz.
Kendinizi bir şey zannediyorsunuz değil mi?
Çok mükemmelim ben. Ve öyle olmadığınızı gördüğünüz anda büyük bir yıkım yaşıyorsunuz.
Hatta burada aklıma bir şey gelmişken anlatmak istiyorum.
Bir arkadaşımın tanıdığı genç kızı var.
Onu alıyor özel bir okula gönderiyor.
Koleje gönderiyor. Neyse işte sınavlar oluyor bilmem ne oluyor falan.
Kızın notları mükemmel.
Ve öğretmenler diyor ki kızınız şöyle yetenekli, kızınız böyle.
Ve aile çok mutlu tabii.
Derken o büyük sınav geliyor ve kızın gerçekten başarılı olmadığı ortaya çıkıyor.
Tabii ki de kız da kendini belki öyle zannediyor ve bir yıkım yaşıyor.
Derken alıyorlar devlet okuluna veriyorlar.
Devlet okulunda sınıfta kalıyor.
Kolejde en yüksek notları alan çocuk ve öğretmen diyor ki sana hiç mi bir şey öğretmediler?
Yani kızın dünyası başına yıkıldı.
Çünkü sürekli aileden de aynı şekilde sen ağasın, sen paşasın, sen şöylesin, sen böylesin.
Okuldan da notlar şişirildi, şişirildi.
Bir anda gerçeklerle yüzleşince bir yıkım yaşadı.
Yani çocuklarınızı böyle gereksiz yere şişirmeyin arkadaşlar.
Şimdi bunun psikolojisini anlattım artık.
Başarının önündeki engellere geçmek istiyorum.
Dediğim gibi başarmak için çaba göstermemek en büyük engellerden birisi bu.
Yani amiyane tabirle ölü taklit yapmak hatta hiç çaba göstermemek.
Çünkü diyecek ki ben zaten çalışmamıştım ki bu bir savunma mekanizması.
Çalışmadığım için başarısız oldum diyebilmek için çalışmıyor.
Bir de şu var yapabileceği şeyin farkında potansiyelini biliyor ama...
gidip bunu kullanmıyor. Ne yapıyor?
Daha alt seviyelerde işlerde çalışıyor.
Ona aslında uygun değil. Aslında daha yukarıda olması gerekiyor ama kendine daha alt pozisyonlarda işler bakıyor.
Hatta benim yakın arkadaşım tam olarak böyle inanılmaz bir potansiyeli var.
Herkes söylüyor ama o asla olmaması gereken bir yerde çalışıyor şu an.
Aynı o Can Dostum filmindeki dahi Hademe gibi kendini gerçekleştirmekten kaçıyor.
Hatta geçen dedim ki sende Yunus kompleksi var.
Hazreti Yunus kompleksi. Jonah kompleksi diyoruz.
Buna ayrı bir bölümde anlatacaktım ama genel olarak bir değineyim.
Piramit adam var ya Mostov diyor ki insanların büyük kısmı kendilerini gönüllü olarak sakatlıyor diyor Mostov.
Bu ne demek? Yani olduğundan...
Azınızı gösteriyorsunuz.
Aşırı tevazu. Neden?
Çünkü kişi kendi yeteneklerinden ve potansiyelinden hatta sorumluluklarından korkuyor.
Kısaca kendi ayağına sıkıyor demek istiyorum ben burada.
Fakat dikkat edin bu noktada başarısızlık değil başarı korkusu var.
Kendi yeteneklerini budama durumu var.
Ki bu konuda şöyle bir söz vardır.
Eğer bile bile gücünüzün yettiğinden daha azını almayı planlıyorsanız o zaman size uyarırım.
Hayatınızın geri kalan kısmında.
Mutsuz olacaksınız. Kendi yeteneklerinizden ve olanaklarınızdan kaçıyor olacaksınız.
Arkadaşıma da çaktırmadan seslendiğime göre devam edebiliriz.
Şimdi şunu demiş olabilirsiniz.
Merve sende hiç mi yok ya başarısızlık korkusu?
Olmaz olur mu? Tabii ki var.
Yani hepimizin içinde vardır diye düşünüyorum azıcık da olsa.
Şimdi biraz daha kendimi linçlemek istiyorum.
Şöyle ki tamam matematikte zaten çok kötü olduğumu söyledim.
Ama İngilizce ile de böyle aram çok yoktur.
Çünkü hiçbir zaman özel okulda okumadım.
Babam sağolsun özel okul düşmanıdır.
O yüzden İngilizcem çok iyi değil.
Ama böyle kurslara gittiğim halde de çok ilerletemedim.
Tamam en üst seviyeye çıktık orada ama çok ilerlediğimi düşünmüyorum.
Çünkü hani şöyle tipler vardır ya anlıyorum anlıyorum ama...
Konuşamıyorum. Niye konuşamıyorum?
Çünkü sanki yanlış konuşsam bir başarısız olacağım ve bana güleceklermiş gibi.
Şu an bana çok saçma geliyor bu yaptığım ama işte yaptım.
Sonra da pek üstüne düşmedim ama çok pişmanım.
Şimdi de o açığı kapatmaya çalışıyorum.
Şu anda Cambly Kids'de yılın en büyük indirimi var.
60 OSB Kids kolu ile %60 indirimden faydalanın.
Çocuğunuza özgüvenli İngilizce konuşma becerisi hediye edin.
Hadi devam edelim.
Şimdi başarısızlık korkusundan bahsediyordum.
Bu öyle bir korku ki günlük hayatın içine bile sızabiliyor bazen.
Hatta geçen çok komik bir şey fark ettim kendimde.
Böyle ev işleri yığılıyor yığılıyor.
Ben diyorum ki sonra yaparım.
Sonra kendi kendime dedim ki niye ben sonra yapıyorum?
Çünkü mükemmel yapamayacağım için erteliyorum.
Hani en iyisini yapamayacağım ya başaramayacağım.
Orada bir başarısızlık var. Ne bileyim 300 jilet gibi yapmasam ne olur?
Bana kim hesap soracak yani?
3'ü oluyor dağ gibi bekliyor bekliyor.
Sonra yaparım ama en iyisini yaparım.
Bu da bir sıkıntı. Komik ama günlük.
ev işlerime bile sızmış durumda.
Mükemmelliyetçili bir podcast gelecek merak etmeyin.
Bir de şu var unutmadan.
Yıllarca tezimi yazamadım bu tavrımdan dolayı.
Sürekli erteledim çünkü hocam aşırı mükemmelliyetçiydi ve kahretsin ki ona benzediğim için onu seçmiştim ve böyle iki aynı karakter bir araya gelince ne oldu?
O tez o kadar zor ilerledi ki ve işin sonunda bütün arkadaşlarım böyle ooo kervan yolda düzülür deyip başlamışken ben böyle sürekli şey modundayım.
Şimdi yazarsam çok başarısız olacağım.
Başarısız olmak demiyorum.
Yani mükemmeli yazamayacağım için tizi erteledim ve bunun altyapısında başarısızlık korkusu vardı.
Ve bir de şu var mesela başarılması zor hedefler belirlemek.
Bu da bir başarısızlık korkusuymuş.
Sanki böyle bu dünyada yüzlerce yıl yaşayacakmış gibi kazık çakmışız gibi davranmak.
Uzun uzun vadeli planlar yapmak.
Alt yapısına bir bakın böyle o başarısızlık korkusu sinmiş olabilir.
Bir de şu var tam hazır olmayı beklemek var ki ben bunu çok yapardım önceden.
Böyle bir işe başlayacaksam derdim ki her şey dört dörtlük olsun öyle başlarım.
Tüm şartlar elverişte olsun eksik gedik olmasın anca o zaman başlarım.
E bir baktım hayatım tam hazır.
Hazır olmayı beklemekle geçmiş bazen ama bu podcast'a başlarken hiç bunu yapmadım.
Kervan yolda düzülür dedim ama onu bana sorun ya o kadar zor oldu ki bu duygumu yenmek zor oldu ama yaptım.
Hatta bu konuyla ilgili çok sevdiğim tarihi bir hadise var.
Felsefeler felsefeler sizi de anlatayım.
Eğer siz de benim gibi böyle hissediyorsanız bazen işte her şeyim tam olsun o zaman başlarım kafası yaşıyorsanız lütfen bu bölümü açıp açıp dinleyin.
Bir gün ünlü düşünür Platon ülkenin önde gelen bilgelerinden biriyle sohbet ediyormuş.
Platon Bilge'ye demiş ki sen bu dünyanın en bilge insanlarından birisin ve hayata dair her şeyi bilebilirsin.
Bana öyle bir anahtar ver ki tüm kapıları açmamı sağlasın demiş.
Bilge merakla Platon'a bakmış.
Olur demiş ben bu sırrı sana veririm ama sen bu yükü taşıyabilecek misin diye sormuş.
Çünkü bu sırrı bilmek omuzlarına çok büyük bir sorumluluk yükleyecek.
Eminim demiş Platon ve Bilge şöyle demiş.
Bu sırrı öğrendiğin zaman saklaman mümkün olmayacak.
Mutlaka uygulaman gerekecek.
Eğer ki öğrendikten sonra uygulamazsan bu sırrı seni içten içe yavaş yavaş yiyip bitirecek.
Unutma kullanmazsan bu sır senin başına bela olacak demiş.
Hazır mısın diye sormuş ve Platon söz vermiş Bilge'ye.
Bütün sorumluluğu kabul ediyorum demiş.
Bilge o zaman yaklaş yanıma ve kulaklarını dört aç sana dünyanın en büyük sırrını vereceğim demiş ve hafifçe kulağına eğilerek sırrını vermiş.
Sır şuymuş yap sadece yap.
Tabi Platon da sizler kadar şaşırmış bu basit talimata ama tam bu çok basit diyecekken Bilge sözünü kesmiş ve yüksek sesle tekrar etmiş.
Yap demiş soru yok yorum yok endişe yok.
Yalnızca yap. İşte sana dünyanın tüm kapılarını açacak tek sır bu demiş.
Bence bu hikaye çok etkileyici ve üzerine düşünülmesi diye düşünüyorum.
Devam edelim. Şimdi bu başarı konusunda bayağı kafa yormuş bir isim var.
Shed Helmsteader. Onun başarılı ve başarısız insanları birbirinden ayırt eden 12 seçimi var.
Bundan bahsedeceğim size. Birincisi gücünüzün farkında olmak, dürüst olmak, kendinize güveninizin olması, hedefinizi ve yönünüzü tayin etmeniz ki bu bence çok önemli çünkü hedefinizi
ve yönünüzü belirlemediğiniz zaman, kararlı davranmadığınız zaman ömrünüzün sonunda hiçbir yere gidemediğini görüyorsunuz ve farkında olmadan kahretsin ömrümü harcadım diyebiliyorsunuz.
Onun için sınavada hazırlanırken ya da hayatta her zaman şimdiden hedefimizi ve yönümüzü belirlememiz gerektiğini söylüyor.
Bunun dışında insanları olduğu gibi kabul etmemiz.
Kendi kararlarınızı kendiniz ve vermeniz gerektiğinizi söylüyor.
Eylemlerinizden daima sorumlu olmanız, doğruyu yanlıştan ayırt edebilmeniz.
İnandığınız şeyler uğruna çalışabilmeniz, hatalarınızdan ders alabilmeniz, burada neleri daha iyi yapabilirim, ne yaptım, neleri iyi yaptım, nelerin farkına vardım, neleri öğrendim diye kendimize sormamız, sevmeyi
ve sevilmeyi seçebilmemiz ve yapabileceğinize inanmanız en önemli noktalardan birisi de buydu.
Hani bir söz var ya hayatta tek bir başarısızlık vardır.
O da denememektir.
Çok doğru bence. Ve şöyle toparlayacak olursam.
Başarılı olmanın önündeki engeller ne derseniz.
Disiplinsiz olmak. Çünkü bir yol planımızın olmaması, hedef koymamamız.
Bu bizi başarısızlığa götürüyor.
Bu bir engel. Sabırsız olmamız ki bununla ilgili bir bambu ağacı diye bir podcast yapmıştım.
Dinleyebilirsiniz. Olumsuz düşünmek, negatif olmak, sürekli acaba beni linçlerler mi, ben bu işe girdim ama zarar eder miyim, bu sınava hazırlanıyorum ama olmaz mı acaba diye düşünmemiz.
Yanlış çevreler, yanlış arkadaşlar, yanlış aşklar, yanlış referanslar.
Bunlar da sizin önünüzdeki engeller olabilir.
Kaybetme korkusu. Ya kaybedersem?
Ne biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını demiş Şems Tevriz.
Zamanı düzgün kullanmamak, disitinsiz olmak, tam hazır olmayı beklemek bunların hepsi bir engel.
Şimdi son bir engel kaldı.
Onu podcast'ın sonunda açıklayacağım.
Çünkü çok önemli bir engel o.
Ama burada bir es vermek istiyorum.
Bazen başarısızlıklar da bize ilham olabiliyor.
Yani illa işte başarılardan ilham alalım falan demiyorum.
Mesela benim başarısızlıklarından ilham aldığım isimler var.
Onlardan da bahsedeyim ki sizlere de ilham olsun.
Woody Allen mesela çok büyük bir yönetmen akademi ödülü sahibi ama üniversitedeyken film yapımı dersinden kalıyor.
Ya da Marilyn Monroe'yu diyorlar ki ilk gittiği ajansta.
Ya sen git de sekreterlik yap yani ya da evlen demişler kadına.
Düşünebiliyor musunuz? Marilyn Monroe'dan bahsediyorum.
Ya da Edison elektrik ampulünün icat edildiği zaman ampulü çalışır hale getirebilmek için adam 2000'in üzerinde deney yapmak zorunda kalıyor.
Hatta bir gazeteci Edison'a diyor ki bu kadar başarısızlığa uğradınız.
Yani gerçek. Gerçekten ne hissediyorsunuz çok merak ediyorum diye soruyor.
Edison da diyor ki ben elektrik ampulünü icat ettim ve bu icat sadece 2000 aşamalı bir süreçti diyor.
Helal olsun abi ben 2000 kere dener miydim bilmiyorum.
Ya da Abraham Lincoln geldi aklıma 8 kez seçimlerde yenilmesine rağmen ya ben başarısız oldum bir daha da seçimlere girmeyeceğim demedi.
Devam etti ve sonunda kazandı.
Bir de böyle illa uç örnekler vermeye gerek yok.
Geçen bir arkadaşımla buluşmuştum ve bu arkadaşım yıllarca KPSS'ye hazırlandı.
İyi notlar almasına rağmen maalesef atanamadı.
Ama şansını denemekten asla vazgeçmedi çalışmaktan.
Ve en son atandı, yıllar sonra atandı.
Hatta o gün ona sordum.
Dedim ki o kadar uğraştın ki, o kadar ağladın ki hiç vazgeçmeyi düşünmedin mi dedim.
Asla dedi. Belki de başarının sırrı bazen vazgeçmemekte yatıyor.
Şimdi az önce başarının önündeki engellerden bahsetmiştim.
Bir engel kaldı ve çok önemli demiştim.
İşte bu engel bahanelerin arkasına sığınmaktı.
Hani podcast'ın başında demiştim ya işte bütün bunları yapabilen biri var mı Merve diye soracaksınız.
Ben de size var diyeceğim demiştim.
O kişiden bahsetmek istiyorum.
İlber Ortaylı'nın röportajını okurken aklıma gelen tek isim oydu zaten.
Kapanışa geçmeden önce aşağıya bırakmış olduğum linke tıklamayı ve korku 60 kodunu kullanarak Cambly'nin muhteşem indirim fırsatlarından faydalanmayı unutmayın.
Şimdi size hayatı çaresizliklerle dolu bir adamın öyküsünden bahsederek kapatacağım bu bölümü.
7 yaşındayken babasını kaybetti.
ve yetim kaldı. 8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşamaya başladı.
10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde yeni okulundaki hocasından dayak yedi.
17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
24 yaşında tutuklandı günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
25 yaşında sürgüne gönderildi ve 27 yaşında kendisinden 1 yaş büyük Meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edildi
ama kendisi hiç önemsenmedi ve doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken o kalabalıklar arasında yalnız başına kaldı.
30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
30 yaşında amiri onu kendisinden uzaklaştırmak için başka bir göreve atanmasını sağladı.
Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı ve aylarca boş kaldı.
37 yaşında böbrek hastalığından Niyana'da 2 ay hasta ve yalnız başına yattı.
37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu dağıtıldı.
38 yaşında...
savunma bakanı tarafından görevinden atıldı.
38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu.
Başkasından ödün çaldı.
Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı.
38 yaşında en yakın 5 arkadaşından 3'ü onun kongre temsil heyetine üye olmaması için aleyhine oy kullandı.
39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.
Sonra ne mi oldu? 42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu.
İşte bu anlattığım öykü efsanevi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'e aitti.
Şimdi tekrar düşünelim bizim başarılı olmamızı engelleyen ama Atatürk'ün karşısına çıkmamış herhangi bir engel var mı?
Başarınızın önündeki engel ne?
Paranız mı yok Atatürk'ün de yoktu.
Sağlığınız bozuksa onunki de bozuktu.
Çevrenizde bizi çekemeyenler varsa Atatürk'ün de vardı.
Bazı yakın arkadaşlarınız sizi sırtınızdan mı vurdu?
Atatürk'ün de vurdular.
Ailenizin durumu mu yoktu, maddiyatı mı yoktu?
Atatürk'ün de yoktu. Amirleriniz hakkınızı mı yiyor?
Atatürk'ün de hayli hayli yediler.
Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar sizden daha hızlı yükselip size şu an amirlik mi yapıyor?
Atatürk'ün de başına geldi.
Geçmişte bazı denemelerinizde başarısızlık mı yaşadınız?
Atatürk de başarısızlık yaşadı.
Kişisel sorunlar büyük başarıların önünde engel değildir.
Mustafa Kemal kişisel kurtuluş savaşı ile ülkeyi kurtarma savaşını birlikte götürebilmişti.
Bu çok önemli ve çok güzel bir şey.
Hatta bilinen bir deyişle ona Para yok dediler, bulunur dedi.
Düşman çok dediler, yenilir dedi.
Ve sonunda tüm dedikleri oldu.
Şimdi gençliğe hitabeyi hatırlayın.
Vazifeye atılmak için içinde bulunduğun şartların imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin.
Neden Atatürk bunu dedi?
Umarım daha iyi anlamışızdır.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Cambly'nin %60 indiriminden yararlanmak için 60OSB kodunu, Cambly Kids'in
%60 indiriminden yararlanmak için ise 60OSB Kids kodunu kullanarak hemen abone olabilirsiniz.
Sınırlı sayıda kişi için geçerli.
Bu büyük indirimi kaçırmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
