
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar mini mini podcastlerimden birine hoş geldiniz.
Bu podcastimi de diğerleri gibi sıcağı sıcağına çekiyorum.
Bu aralar çok beğendiğim bir kitap okuyorum.
Mina Urgan'ın Bir Dinozorun Anıları adlı kitabını okuyorum.
Mina Urgan kimdir?
Türk İngiliz Edebiyatı profesörü 1915-2000 yılları arasında yaşamış.
Fakat biz onu yani Türk halkı olarak Bir Dinozorun Anıları adlı kitabından okuyoruz.
Hemen sonra daha yakınen tanımaya başladık.
Bu kitabın içerisinde anılar var.
Mina Urgan'a ait anılar var.
Ve 1915-2000 yılları arasında yaşadığı için Atatürk dönemini görüyor.
Uzunca bir dönemde yaşadığı için çok güzel anıları var.
Ve çok ünlü isimlerle edebiyat dünyasından yakınen tanıdığımız, siyaset dünyasından, edebiyat dünyasından yakınen tanıdığımız, bugün çoğumuzun kitaplarını okuduğumuz, şiirlerini sevdiğimiz insanlarla da anıları var.
Bu arada ünlü isimlerle yakın demişken, Mina Urgan'ın babası, üvey babası Falih Rıfkı Atay.
Kendisini Çankaya adlı kitabı okuyanlar tanıyacaktır.
Türk edebiyatın önemli isimlerinden, gazetecilik anlamında Cumhuriyet dönemi yazarlarından ve gazeteci Falih Rıfkı Atay'ın da üvey kızı Mina Urgan.
Aslında anlatacağım konu Necip Fazıl Kısakürek ama ondan önce Mina Urga'nın Atatürk'te olan bir hikayesi var.
Çok hoşuma gitti. Atatürk'ün gençlere bakış açısı, davranışları gerçekten takdire şahin.
O yüzden bunu da paylaşmak istiyorum sizinle.
Bir gün annesi ve üvey babası...
Ankara Palası'na gidiyorlar yani Fale Hırkı zaten Atatürk'ün dediğim gibi çok yakınıydı.
Annesi de dolayısıyla Ankara Palası'daki davete izabet ediyor.
Ve daha sonrasında Mustafa Kemal ile Şefika Hanım yani Mina Urga'nın annesi konuşuyorlar.
Burada şöyle bir şey oluyor.
Mina Urgan'ı götürmek istemiyorlar.
Çünkü o çocuk daha yani onlara göre.
Çocuk dediğim ergen yani.
Götürmek istemiyorlar ama o bir şekilde oraya gelmeyi başarıyor.
Ve annesi tabii Mina Urgan'ı görünce şok oluyor bir anda.
Çünkü onu götürmemişti. Ve hiç bozuntuya vermiyor ama kızı da görmemezlikten geliyor annesi.
Ama Mustafa Kemal hemen anlıyor bu durumu.
Ve diyor ki hanımefendi bu çocuk kim diye soruyor.
Annesi de diyor ki kızım efendim diyor.
Mustafa Kemal de hemen Mina Urgan'ın karşısına geliyor.
Elini uzatıyor. Mina Organ da elini öpeceği yere sıkı sıkı tutup Atatürk'ün elini sallıyor.
Ve annesi yine böyle öp der gibi böyle belli belirsiz bir hareket yapınca Mustafa Kemal bunun da farkına varıyor hemen.
Ve diyor ki hanımefendi o benim arkadaşım niye elimi öpsün ki diyor.
Sonra Mina Organ'a dönüyor diyor ki komik bir şekilde yiyecekmiş gibi niye öyle bakıyorsun bana diyor.
O da diyor ki efendim ben sizi daha önce hiç görmedim de o yüzden diyor.
Atatürk de diyor ki görmediysen senin kabahatin Çankaya'daki evimi bilmiyor musun?
Oraya pekala gelebilirdin artık beni tanıyorsun.
Canın istediğin zaman oraya gelebilirsin beni görmek istediğini söyleyebilirsin diyor.
Sonra yaşını soruyor gittiği okulu hangi oyunları sevdiğini kitap okuyup okumadığını nelerden hangi kitaplardan hoşlandığını büyüyünce ne olmak istediğini bunları soruyor.
Ve esas güzel yer şurası bir anda orkestra wild çalmaya başlıyor.
başlıyor. Ve Atatürk diyor ki hadi gel seninle dans edelim diyor.
Tabii Mina Organ, Weiss falan bilmiyor.
Çünkü zaten çok erkeksi bir kızmış.
Böyle şeylerde merakı yok.
Weiss de bilmiyor dolayısıyla.
Ve Atatürk biraz çabalıyor göstermek için ama beceremiyor tabii ki Mina Organ.
Sonra o sırada Atatürk sen bu işi yapamayacaksın diyeceği yerde Mina Organ'a dönüp diyor ki ben senin için biraz fazla ihtiyar bir kavalyeyim.
Hadi gel yaşına uygun genç bir kavalye bulalım sana demiş.
Ya hikaye bakar mısınız yani içinde Atatürk var ve böyle bir hikaye yaşıyorsunuz muhteşem bence.
Böyle paylaşmak istedim bunu ama bugün esas paylaşmak istediğim şey sizinle.
Necip Fazıl Kısa Kürek Edebiyatta haşır neşir olanlar onu zaten yakından tanıyordur.
Şair ve romancı Necip Fazıl Kısakürek ile ilgili bu kitapta çok fazla detay var.
Çünkü Mina Urgan'ın önceden yakınen arkadaşıymış ama daha sonra İslami ideolojiyi benimseyip bir tarikata girdikten sonra biliyorsunuz ki Necip Fazıl Kısakürek saf değiştirdi diyebileceğimiz isimlerden birisi.
Benim de bu saf değiştirmeden önceki Necip Fazıl Kısakürek'ten sevdiğim dizelerden şu en sevdiğim dizesidir.
Ne hasta bekler sabahı ne...
taze mezar ölüyü ne şeytan bir günahı benim seni beklediğim kadar en sevdiğim dizelerinde sahibidir kendisi ama dediğim gibi 30'umdan sonra değiştirdiği ideolojiden sonra Necip Fazlı'dan
kokmuş isimlerden biriyim ben de ama bugün anlatacaklarım bilmiyorum beni çok enterese etti çünkü çok ayrıntı vermiş Mina Urgan onu anlatmak istiyorum size kitaptan detaylardan okuyacağım şimdi
şöyle Mina Urgan'ın soyadı biliyorsunuz Atatürk döneminde herkes kendi soy ismini seçebiliyordu yani anneniz farklı soy isim alabiliyordu siz farklı alabiliyorsunuz bence bu da süpermiş çünkü çok korkunç soy isimleri var şu an Urgan
soy adına gelince bunu nasıl almış kendi ağzından ben okumaya çalışacağım size diyor ki ben bu soy ismini kendim isteyerek aldım 18 yaşına geçmiştim bekardım ve istediğim soy adını alabilirdim
işte böyle güzel özgürlükler vardı bu dönem diyor bizim ailemizde çok aşırı bireysel bir aile olduğu için herkes farklı soy isimleri aldı İşte bu Urgan soyadını da bana kim önerdi diyor Necip
Fazıl Kısakürek. Evet iyi bir şair ve yetenekli bir oyun yazarı olarak bildiğiniz ve henüz dinciliğe soyunmamış olan bizim arkadaş grubundan Necip Fazıl Kısakürek.
Çalışkan, erdemli, ulu gönüllü gibi manevi anlamlar taşıyan bir soyadı değil.
İçinde çok sevdiğim U harfi bulunan bir nesne adı istiyordum diyor.
Ve Necip Fazıl demiş ki Mina Urgan'a Urgan ismini seç demiş.
Urgan ne demek demiş. O da demiş ki Anadolu'da ip anlamına geliyor demiş.
Ne alaka demiş yani Anadolu'da ip anlamında ne alaka.
O da demiş ki sen çok solcu olduğun için solculuğundan ötürü günün birinde nasıl olsa asacaklar seni demiş.
Bu soyadı sana çok uygun.
Urgan yani ip demiş. Böyle bir hikayesi var soyadının.
Hemen bir parantez açıp benim bildiğim bir şeyden bahsedeyim.
Aziz Nesin'in bu arada Aziz Nesin de Mina Urgan'ın çok yakın arkadaşı.
Aziz Nesin'in soyadı da Nesin yani Nesin.
Hiçbir zaman kim olduğumu unutmamak için soyadımı Nesin koydum diyor Aziz Nesin.
Müthiş bir detaydır bu da.
Bahsetmek istedim hemen parantezi kapatıp devam edelim.
Evet Necip Fazıl Kısa Kürek böyle söylüyor.
Çünkü o sıralar kendisi de böyle bir tıynet içerisinde diyelim.
Burada verdiği detaylardan biraz bahsedeyim diyor ki 1930'lu yılların Necip Fazıl'ı ile 1940'lı yılların Necip Fazıl'ı arasında uzaktan yakından en küçük bir benzerlik yok diyor.
Bunlar iki ayrı kişidir sanki diyor ve birincisini çocukluğumdan beri çok iyi tanırım gerçekten bayağı iyi tanıyor evlerine girip çıkan bir adam zaten.
Annesinin bir yakın arkadaşına da aşıkmış Necip Fazıl kısa kürek bu da enteresan geldi bana ve bizim evimizden çıkmazdı o yüzden sık sık gelirdi diyor.
Necip Fazılı ise tarikata girdikten sonraki Necip Fazıl ben hiç tanımadım hiç görmedim diye ondan sonra irtibatı koparıyor bütün arkadaşları onunla selam sabaha kesiyorlar
bundan sonra hatta süper mürşit diye de bir isim takmışlar sanırım hayretler içerisinde izledik diyor hani bu süper mürşiti daha sonrasında yavaş yavaş değişmedi diyor yani birdenbire çok keskin çok radikal
bir şekilde değişmiş Necip Fazıl bu da benim ilgimi çekti ben hani bu detayı bilmiyordum şöyle olmuş dinle hiç alakası yok bir anda sadece diyor dindar değil bir anda
dinci oluverdi bakın dindar ve dinci çok ayrı kavramlardır karıştırmayalım ve diyor ki o sıralarda duyduğumuza göre bu şaşırtıcı değişimin nedeni tik sorunuymuş o da şu Necip
Fazıl'ın bir yüz tiki varmış arkadaşlar ve kaşı gözü acayip şekilde oynuyormuş sürekli oynuyormuş ve bu biçimsiz bir tik olduğu için bundan kurtulmak için bir şeyhe gitmesini söylemişler ama adam hiç o taraklarda bezi olmayan
bir adam tamam diyor şeyhe gidiyor ve daha sonra şeyh efendi Dici Fazıl Kısa Küre'yi okuyor üflüyor ve daha sonra bu bir haftalık süre içerisinde tikinden kurtuluyor işte bu kurtuluş onun aslında
değişimine sebep olan esas olay buymuş arkadaşlar Daha sonra diyor ki bizim bildiğimiz Necip Fazıl çok çılgın bir gençti.
Ve çılgınlığını abartmaktan ve bu çılgınlığın diyormuş ki benim bunlar kalıtımsal kökenlerim.
Bunu belirtmekten de hoşlanırmış.
Ve hatta şöyle bir hikayesi var çok şaşırdım.
Necip Fazıl Kısaküre'nin babası o kadar deliymiş ki affedersiniz deli demek istiyorum.
Çünkü Mina Urgan öyle demiş. O kadar deliymiş ki bu adam eşiyle gerdeğe girdikten sonra bu gecenin sabahında kalkıp diyormuş ki hanım hanım.
Hanım oğlum nerede? Neden hala doğmadı?
Diye hesap sorup kadının gırtlağına sarılmış.
Boğmaya kalkmış kadını.
Böyle bir babası var.
Düşünebiliyor musunuz? Kadını zor almışlar adamın elinden.
Ve içki içen bir adam.
Necip Fazıl öncesinde. Kumar tutkusu olan bir adam.
Bir de beni çok şaşırtan bir hikaye var ondan bahsedeyim size.
Eşref Şefik diye o dönem İstanbul'un tanınmış yazar çizerlerinden olan bir adam var.
Bu adam da Mina Urga'nın annesinin çok yakın arkadaşıymış.
Bu hikayeyi de o aktarmış yani güvenilir bir kaynak diyebiliriz.
Bir gün Eşref Şefik çok hastalanıyor ve Necip Fazıl onu yoklamaya gidiyor sırada.
Ve Eşref Şefik ilaç alması için Necip Fazıl Kısa Küre'ye bir miktar para veriyor.
Necip Fazıl diyor ki ben ilaçları hemen alıp geliyorum.
Evden çıkıyor. Eşref Şefik bekliyor bekliyor ama ortada ne ilaç var ne de Necip Fazıl Kısa Kürek yok.
Sonra sabaha doğru bir lazımlığı affedersiniz şişle dolduruyor ve ateşi çok yükseldiği halde pencerenin önüne pusu kuruyor adam lazımlığı da kumarhaneden eli boş dönen necip
fazılın başından aşağıya döküyor Böyle bir adam yani biraz yüzsüz bir yanı olduğunu söylüyor Mina Urgan.
Hatta biraz değil bayağı diyor daha sonrasında.
Çünkü başkalarının evinde kendi evindeymiş gibi davranıyor.
Ve hatta bir gün şöyle bir olay yaşanıyor.
Üvey babası Falih Rıfkı Atay demiş ki günün birinde bir bakacağım demiş.
Herif benim pijamaları giymiş yatağımda yatıyor.
Çünkü sürekli sık sık gelip gittiğini söylemiştim zaten.
Hatta böyle bir durum yaşanıyor.
Bir cumartesi öğlen vakti Mina Urgan okuldan eve geliyor.
Bir bakıyor Necip Fazıl.
Bazı Mina Urgan'ın kırmızı sabahlığını giymiş yatakta böyle oh boylu boyunca uzanmış.
Mina Urgan tabii şok oluyor bir anda onu yatağında o şekilde odasında görünce.
Ve Mina Urgan hep söyler ya ben çok terbiyeli bir insan değilim.
Terbiyeli bir kadın değilim diyor.
O zamanlarda aynı şekilde diyorum ya daha böyle erkekvari bir genç kızmış.
Diyor ki adama Necip Fazıl'a ulan diyor bu ne hal diyor.
Necip Fazlı tabi hiç kılını kıpırdatmıyor.
Böyle çok pişkin pişkin bir şekilde açıklama yapıyor.
Diyor ki Tepebaşı Şehir Tiyatrosu'nun o sırada Necip Fazlı'nın çok sevilen bir oyunu var.
Tiyatro oyunu. O oynuyormuş.
Temsil bittikten sonra onu alkışlamak için hep sahneye çağırıyorlarmış.
O da Bu ev yakın diye hemen oraya geliyor.
Paçaları çamurlu. Ütüsüz.
Bu şekilde bu pantolonuyla seyircilerin karşısına çıkamayacağı için.
Bunların evine gelip burada room bir hizmetçi var.
Ona işlerini gördürüyor. O sırada da çıplak kaldığı için Mina Organ'ın kırmızı geceliğini giyip yatakta yatıyor.
Adamın yüzsüzlüğü bu.
Bu şekilde yani. Ama diyor ki çok sevimli olduğu için biz onu hep böyle şey yapardık.
Hani hoş görürdük diyor. Benim yine çok şaşırdığım hikayesi şu.
Necip Fazıl fotoğraflarına bakmışsınızdır mutlaka.
Çok kısa boylu. Ve hani yakışıklı olmadığını söylüyor Mina Organ.
Gençliğinde de yakışıklı değilmiş.
Bunu söylüyor. Çok kısa boylu ve gövdesine göre diyor bacakları çok kısaydı diyor.
Ama kendisi o kadar çok beğeniyormuş ki diyormuş ki ben erkek güzeliğim.
Yani inanılmaz kendini beğeniyor.
Ve bunu dile de getiriyor.
Hatta şöyle bir olay yaşanmış.
Buna çok güldüm.
Kahkaha attım. Mina Urgan 14 yaşlarındayken Necip Fazıl'ın üstündeki gömleği çok beğeniyor.
Zaten bu kadın erkek gibi giyiniyor Mina Urgan.
Çok beğeniyor. Sonra bu güzel mavi gömleği benim diyor eski gömleğimle.
Hadi gel değiş tokuş edelim.
Beraber bunu değiştirelim.
Necip Fazıl hay hay diyor.
Sonra dönüp diyor ki ama ben diyor şey iken ben odadayken sen diyor buradan çık.
Yani ben gömleğimi çıkartacağım.
Sen bu odadan çıkman gerekiyor.
Neden diyor. Niye çıkıyorum ki ben buradan.
Pantolonu çıkartmıyorsun ki diyor.
Sadece gömleğini çıkartacaksın diyor.
Necip Fazıl'ın verdiği cevap çok komik.
Diyor ki. Senin yaşında bir kız çocuğunun.
Böylesine güzel bir erkek torsosu.
Torsoyu çok kullanırmış Necip Fazıl.
Bu kelimeyi. Bu da gövde demek.
Yani beden gövde. Torsosunu görmesi.
Daha sonra çok etkili olabilir senin üzerinde.
Yani şunu demek istiyor. onun torsosunu görürsem diyor Mina Urgan ömrüm boyunca bu güzellikte bir torsonun özlemiyle yanıp tutuşurmuşum bunu hiçbir erkekte başka hiçbir erkekte
bulamayacağım için hiç kimseye aşık olamazmışım ve cinsel hayatım bitermiş bunu söylemiş Necip Fazıl Kısakürek Mina Urgan'a gerçekten çok şok oldum ve çok güldüm hatta çok fazlasıyla
erkekliğiyle gururlanan bir kişiymiş Necip Fazıl buna da çok gülmüştüm bir de şöyle bir olay yaşanıyor Necip Fazıl bir gün işte bunların oturma odasının ortasına geliyor böyle dikiliyor diyor ki ben erkeğim
ben erkek erkek erkek sürekli böyle ben erkeğim diyerek gezilip duruyormuş ve göğsünü yumrukluyormuş şaka gibi değil mi yani Necip Fazıl Saküre'yi böyle bir şey yapmazsan hayal bile edemiyorsunuz
ama bunu yapmış. Daha sonra da o sırada Halet Çambel diye bir Türkiye eskrim şampiyonu incecik genç bir kız var odada.
Hatta Berlin olimpiyatlarına katılmış ve karate o zamanlar moda.
Ve jiu jitsu yapıyor o sıralar.
Yani bir güreş tekniği jiu jitsu.
Ve sinir oluyor Halet.
Yavaşça ayağa kalkıyor.
Kadın yalnız 50 kiloluk kadın ayağa kalkıyor.
O sırada Necip Fazıl ben erkeğim erkek diye göğsünü yumrukluyor.
Hemen sol ayak bileğiyle sağ bileğini tutuyor.
Ve 80 kilo Necip Fazıl hop diye omzuna atıyor.
Necip Fazıl bağırıyor. Bırakın beni rezil oldum bırak beni.
Kadına bağırmaya başlıyor. Herkes gülmekten ölüyor o anda tabii.
Ve sonra şunu söylüyor Mina Organ.
Tamam orada diyor erkeklik gösterisi bitti ama Necip Fazıl genel olarak zaten sadece erkeklik gösterisi değil her türlü gösterişi seven bir adamdı diyor.
Bu hikayede çok güldüm.
Şöyle bir olay yaşanıyor. Bir gün Beylerbeyi tepelerinde eski bir konak varmış.
Bu kalabalık burada kalabalık bir aydın grubuna Necip Fazıl Kısakürek bir şölen vereceğini söylüyor.
Neyse herkes çok işte merak ediyor falan gidiyorlar.
Ve o güne değin Veoğlu'nda böyle kıytırık Rum pansiyonlarında oturan Necip Fazıl bir anda böyle bir konakta bu insanları işte davet ediyor.
Şatafatlı bir mobilyalar, şatafatlı döşenmiş bir ev, lüks içerisinde bir ortam.
Diyor ki Minarga unutamam yani o kadar şeydi ki diyor hatta kocaman çok güzel bir akvaryum bile vardı salonda diyor.
Çok gösterişli bir yemek takımı, pahalı lezzetli yiyecekler böyle çok güzel bir ortam var ama Necip Fazıl o değil anlatabildim mi?
Normalde dediği gibi kıytırık Rum pansiyonlarında kalan bir adam.
Bunlar diyor ki nereden buldu acaba bu kadar parayı?
Sonra yemeğe başlamadan önce Necip Fazıl diyor ki ya ben hani bir istirhamım olacak.
Benim diyor büyükannemim vardı diyor onun elini öper misiniz?
hemen şeyde aşağıda bahçede bunlar aşağıya iniyorlar bahçeye bütün aydın takımı orada o sırada hepsi işte teker teker yaşlı kadının başörtülü bir kadın elini öpüyorlar
teker teker kadın da hiç konuşmuyor sadece diyor ki sağ olun evladım sağ olun sağ olun evladım sonra meğersem ortaya çıkıyor ki bu kadın Necip Fazıl'ın büyük annesi değil Konağın sahibesiymiş
ve Necip Fazlı burada bir süredir kalıyor.
Kira veremediği için bu el öpme törenini düzenliyor.
Sahte bir tören ve bu kadının gönlünü bu şekilde alacağını hesaplıyor.
Ama arkadaşlarına tabii söylemiyor bunu.
Yalan söylüyor büyükannem diye.
Bunlar tabi olaylardan haberdar olmadıkları için sabaha kadar yiyip içip eğleniyorlar.
Gayet güzel bir ortam var.
Necip Fazıl çok mutlu böyle herkesi güldürüyor.
Ama sabah saatlerine doğru sabah saat 4'e kadar eğlence devam ediyor.
Necip Fazıl git gide gerilmeye başlıyor.
Ve bunlara diyor ki siz artık hani gitseniz ufaktan falan ama kimsenin gitmeye niyeti yok.
Derken sabahın 7'si oluyor ve herkes hala orada.
Eğlence sabaha kadar devam ediyor.
Sabah 7'de Bu konağın bahçesine bir kamyon geliyor.
Kamyondan 3 tane hamal iniyor ve bu hamallar o görkemli mobilyalar, o şatafatlı yemek takımları bunları tek tek alıp kamyona taşımaya başlıyorlar.
Ve olay ortaya çıkıyor.
Diyor ki Mina Urgan şeytanın aklına gelmeyecek şeyler Necip Fazıl'ın aklına geliyordu.
Ve bu adam diyor bütün bu lüksü sadece bir geceliğine kiralamış.
Ve daha sonra da başına bu iş geliyor.
Çünkü dediğim gibi kirayı da ödeyemiyor ve Necip Fazıl rezil oluyor arkadaşlarına.
Yani gördüğünüz gibi inanılmaz bir gösteriş merakı da var.
Kendini övmeyi de çok seviyor.
Erkek olarak kendini çok beğendiğini zaten söylemiştim size.
Bunları öğrendim ve bugün sizinle bunları paylaşmak istedim.
Beni çok şaşırttığı için.
Böyle dediğim gibi aralarda mini mini podcastlerim olacak yine.
Özellikle yaz döneminde çok sıklıkla yapmayı düşünüyorum.
Çünkü yaz dönemi biraz yoğun geçecek.
O yüzden yine hiç ara vermeden bu şekilde en azından irtibatı koparmamış oluruz diye düşünüyorum.
Ben de enteresan bilgilerimi size anlatmış ve aktarmış olurum.
Bu arada Ortamlarda Satılacak Bilgi instagram hesabından bana ulaşabilirsiniz.
Podcast önerileriniz olursa bunlara da açığım ve beni kimlerin dinlediğini görmüş olurum.
Şimdi kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
