
Ortalık biraz sakinleştiğinde kendi sesini duymak, zihinsel ve bedensel iyi oluşuna odaklanmak istersen OSB25 koduyla Terappin'deki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli! 💜 #AnlaşılmakİyiGelecek
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
Transkript
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba.
Türkiye'nin en çok dinlenen podcast'indesiniz.
Ben Merve. Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar dedim.
Yanlış duymadınız. Bu yeni bir bölüm arkadaşlar.
Eski bir bölüm değil.
Çünkü terapinle biliyorsunuz 2024 yılı boyunca beraberdik ve bu sene 2026 yılında tekrar...
Terapinle yolculuğumuza devam edeceğiz.
Yani yeni gelmedik, geri geldik arkadaşlar.
Niye bu kadar mutluyum?
Çünkü çok sevdiğim bir marka biliyorsunuz terapin.
Az sonra böyle geniş geniş bahsedeceğim size terapinden.
Ama şimdi esas konumuza geliyoruz.
Bugün size olimpiyat tarihi bölümünde söz verdiğim üzere Naim Süleymanoğlu'nu, nam-ı diğer Cep Herkül'ümüzün hikayesini anlatacağım.
Gerçekten olimpiyat tarihi bölümünde böyle gözlerimin dolduğu bir andı Naim Süleymanoğlu'nu anlatırken.
O yüzden dedim ki benim kalbimi bu kadar titretiyorsa kesinlikle anlatmam gerekiyor.
Ve bu bölümü arkadaşlar ne tesadüftür ki Bulgaristan'dan yayınlıyorum.
Oralara geleceğiz az sonra.
O yüzden özel bir bölüm.
Dünya halter tarihine adını altın harflerle yazdıran efsane bir sporcumuz Naim Süleymanoğlu.
3 kez olimpiyat altın madalyası kazanan, sayısız dünya rekoruna imza atan ve bize ülkemize uluslararası aranada ilkleri yaşatmış bir efsanenin hikayesi bu.
O bize gücün sadece fiziksel olmadığını aynı zamanda bir milletin umudunu taşımak olduğunu bütün dünyaya gösterdi.
Ve en büyük gücü kalbindeki vatan sevgisindeydi bence.
Halter'deki o insanüstü başarılarıyla 100 yılın haltercisi ünvanını kazandı.
Küçücük bedenine devasa başarılar sığdıran bir sporcunun hikayesi bu.
Ama aynı zamanda baskıya boyun eğmeyen özgürlüğün.
dik duruşun ve direnişin sembolü olan bir adamın hikayesi bu.
Bu bölümde Rodob Dağları'nın eteklerindeki bir köyden çıkan bir çocuğun nasıl dünya çapında başarılara imza attığını, yürekleri ağza getiren o ilticasını ve sonunda ulusun
bağrına bastığı bir esnanenin vedasını anlatacağım size.
O zaman hazırsanız Türk bayrağımızı defalarca gönderecektiren, istiklal marşımızı dünyanın dört bir yanında yankılandıran, Time dergisine kapak olan, zulme direnişin sembolü
olan cep herkülümüzün doğumundan başlayarak hayat hikayesini bir konuşalım.
Önce doğduğu topraklara, çocukluğuna bir gidelim, ilk adımlarına gidelim.
Naim Süleymanoğlu'nun hikayesi 23 Ocak 1967 günü, yani geçen hafta Cuma günü, doğum günüydü.
23 Ocak 1967 gününde Bulgaristan'ın güneyindeki Rolob Dağları'nın eteklerinde başlıyor hikayesi.
Bulgaristan'ın Kırcaali'nin Mestanlı şehrine bağlı olan Ahatlı köyünde bir Türk ailenin oğlu olarak dünyaya geliyor.
Bu bölge zaten Türklerin oldukça yoğun yaşadığı bir bölge.
Naim ailenin 3 erkek çocuğunun ortancası.
Muharrem ve Rahim adında 2 kardeşi var.
Annesinin adı Hatice, babasının adı da Süleyman Bey.
Ahatlı köyünde doğan Naim Süleymanoğlu 2 yaşından sonra ailesiyle beraber Mestanla kasabasına yerleşiyor.
Yani köyden kasabaya göçüyor aile.
Şimdi buraya bir parantez açmak istiyorum.
Naim Süleymanoğlu'nun doğmuş olduğu bu Ahatlı köyü ve daha sonra yaşayacağı Mestanlı kasabası Kırcaali şehirleri 1912-1913 yıllarında Balkan Savaşı sonunda Türk topraklarından
koparıldı. Bu bölgeler Bulgaristan'a bağlandı.
O yüzden bu bölgede yaşayanların %90'ı Türktür arkadaşlar.
Kapatalım parantezi. Şimdi babası Süleyman Bey dedim.
Süleyman Bey Mestanlı Kırcaali otobüs hattında çalışan bir şoför.
Annesi Hatice Hanım da Ziraat Kooperatifi'nin sebze bahçesinde çalışan bir işçi.
1974 yılında Naim Süleymanoğlu 7 yaşındayken Mestanlı'da ilkokula yazılıyor.
İşte 3 sene burada okuyor.
Şimdi burada en büyük şansı şu.
Mestanlı'da taşındıkları evlerinin hemen böyle yanı başında bir spor kompleksi var.
O da işte enerjisini burada spor yaparak atıyor.
Daha 7-8 yaşında başlamıştır spora.
Bu arada çocuğu olanlar ve beni şu an dinleyenler dikkat.
Lütfen çocuklarınızı küçük...
yaşlardan itibaren spora yönlendirin.
Hatta bu bölümü beraber dinleyebilirsiniz.
İşte küçük Naim'in sporla tanışması aslında dediğim gibi ilk başta evinin yanındaki spor tesisinde başlıyor.
Önce yüzme deniyor. Sonra atletizm deniyor.
Ondan sonra güreş deniyor. Kendini deniyor böyle spor dallarında ama henüz bulamamış.
Hani net bir şey yok. Sonra bir gün 8-9 yaşlarındayken Mestanlı'da bir halter antrenörü var Hilmi Pekün'ün.
Naim Süleymanoğlu böyle bir gün işte stadyumda koşuyor, atlıyor, zıplıyor yine bir şeyler yaparken Hilmi Pekünlü'nün dikkatini çekiyor.
Yani onda bir cehher olduğunu fark ediyor bu antrenör.
İşte bakmakla görmek arasındaki fark.
Çünkü Naim Süleymanoğlu çok çevik bir çocuk.
Yani dikkatini çekme sebebi de bu.
İşte onun kader anı bu.
Bu arada Muhammed Ali bölümümü dinlemediyseniz onu da dinleyin.
Onun da böyle bir tanışma hikayesi var.
Çocukken işte antrenörüyle tanışma hikayesini anlatıyorum.
Çok benzettim bunu. Ve dediğim gibi kader anı bu.
Yani o tanışmadan sonra zaten hayatı komple değişiyor.
En önemli adım hayatındaki.
Bir de şöyle bir şey var. Bulgaristan'da o dönem halter çok popüler bir spor.
Yani Naim Süleymanoğlu belki dünyada başka bir yerde doğmuş olsaydı halterle hiç tanışmamış bile olabilirdi.
O yüzden doğduğu yerde aslında onun için bir şans olmuş.
Dediğim gibi Bulgaristan'da o dönem halter çok popüler bir spor.
Hatta dünya ve olimpiyat şampiyonları çıkarıyor sürekli.
O yüzden çocuk Naim de onlara özeniyor.
Hani onlar gibi olma hayali var.
Derken antrenörüyle sabah akşam idman yapmaya başlıyor.
Ama yaşıtlarına göre o kadar hızlı bir gelişim gösteriyor ki hatta halter'e başladıktan 5 ay sonra, bakın başladıktan 5 ay sonra diyorum 1976'da Mestanlı'da yerel halter şampiyonası yapılıyor
ve 25 kiloyla silkme yaparak izleyenleri şaşkına çeviriyor.
Düşünün daha 9 yaşındayken 25 kilo silkme yapmış halter'de.
Tabii çevredeki spor otoriteleri hemen diyorlar ki bu çocukta bayağı bir iş var.
Hani bunun üzerine gidilmeli. Arkadaşları ona bir lakap takmış.
Kalemendo diyorlarmış küçükken ona.
Bu Meslanlı yöresinde korkusuz, gözü pek anlamına gelen bir şey.
Kalemendo. Tam da onun karakterine uygun bir lakap.
Çünkü daha çocuk yaşta ailesinden ayrı kalıyor.
Çok sıkı bir disipline girme pahasına çok büyük hayallerin peşinden koşuyor.
Yani yalnız başına yatakhanelerde geçen bir çocukluk aileden ayrı.
Sürekli idman idman kolay değil yani bir çocuk için.
Bu arada okul ne oldu derseniz şöyle.
Ailesi evde hep Türkçe konuşuyor.
Kendisi ve kardeşleri de Türkçe konuşuyor o yüzden.
Pek Bulgarca bilmiyor.
Ama ülkedeki asimilasyon politikaları nedeniyle Türk çocukları için ayrı bir okul yok.
O yüzden mecburen Bulgar okuluna gidiyor.
Okulda Bulgar olmaya zorlanıyor.
Eve geliyor Türk gelenekleri var.
Onlarla büyüyor ki zaten bu ikilem hani Bulgar Türk Bulgar Türk bu ikilem onun karakterinde çok derin izler bırakmıştır.
Zaten ileride yaşayacaklarının da zeminini hazırlıyor.
Az sonra geleceğiz oralara.
1977 yılına geldiğimizde artık Naim Süleymanoğlu 10 yaşında ve Kırcaali'de bir okul açılıyor.
Yine şansına Sofya Spor Okulları Birliği diye bir okul açılıyor.
Buraya kaydoluyor ve antrenörü Hilmi Bey zaten babasını böyle zar zor ikna ediyor.
Hani bu çocuk gerçekten gelecek madediyor.
Lütfen hani buraya kaydettirelim diye bayağı bir uğraşmış antrenörü.
Neyse ikna ediyor ve buraya başlatıyor.
Önce bu okula sonra Filibe'de bir spor okuluna kabul ediliyor ve 10 yaşından itibaren artık yatılı hayatı başlıyor.
Yani yatılı spor okullarında ailesinden kilometrelerce uzakta yaşamaya başlıyor.
Ve Naim adeta çocukluğunu halter platformlarında bırakıp geleceğin şampiyonu olabilmek için o ağır demir parçasının altında cebelleşiyor.
Bu dönem Naim'in yeteneği Bulgaristan Halter Camiası'nın efsanevi baş antrenörü olan İvan Abeç.
Şiev'in dikkatini çekiyor ve Naim'i himayesine alarak onu dünya çapında bir sporcu yapabilmek için kolları sıvıyor.
Bu arada Abet Şiev'in süt annesi bir Türk o yüzden Türk sporculara ayrı bir sempatisi var.
Derken Naim 14 yaşına geliyor ve 1981'de Bulgaristan'da gençler ve yıldızlar halter şampiyonu oluyor.
44 kilo sikletinde 100 kilo koparma, 130 kilo silkme kaldırarak yaş kategorisinde rekorlar kırıyor ve yıldızını iyice parlatıyor.
Koparma dediğim şey ondan da bahsedeyim silkmeden daha zor arkadaşlar.
Çünkü koparma halterin bence en zor, en rafine ve en hata affetmeyen harekete.
Koparma şöyle ağırlığı böyle yerden alıyorsunuz.
Tek bir kesintisiz hareketle.
Başınızın üzerinde kilitliyorsunuz.
Bakın kesintisiz. Böyle aldın çat kaldırdın.
Sonra o bar göğse gelmeden yapıldığı için durak yok.
Yani barı göğsünüze getirmeden.
Tak diye kaldırıyorsunuz. İkinci bir hamle yok.
Umarım anlatabilmişimdir.
Bam bam bam yani.
Silkmede ne yapıyorlar? Ağırlık önce omuzlara alınıyor.
Sonra ikinci bir hamleyle baş üstüne itilerek kilitleniyor.
Yani silkme dediğim şey iki aşamalı.
O yüzden sporcunun kendini böyle bir toparlama şansı var silkmede.
Ama koparmada öyle bir şans yok.
Dediğim gibi tak tak tak. Şöyle söyleyeyim.
Silkme güç işi arkadaşlar.
Koparma... Yani Naime dönecek olursak 44 kilo sikletine yani 44 kilo ağırlığıyla 100 kilo koparma yapmış.
Tak tak tak aldı koydu kafasının üstüne.
Tek seferde ve 14 yaşında bunu yapıyor.
Kendi ağırlığının 2-3 katını kaldırıyor.
İnanılmaz bir şey gerçekten.
O sırada bugün market poşetlerini taşıyamayan Merve.
2 kilo bir şey.
Şimdi arkadaşlar halterdeki asıl ölçü.
Kaç kilo kaldırdığınız değil.
Bence bunu yanlış biliyoruz.
Kendi ağırlığınıza göre ne yaptığınız önemli.
Yani olay çok güçlü olmak değil.
Vücudu kusursuz bir makine gibi kullanmak.
İşin özü bu. Sanatı bu yani.
Şimdi 1982 yılına geldik.
Artık onun için ilk büyük uluslararası başarı yılı 1982.
Çünkü daha 15 yaşındayken...
Brezilya'da düzenlenen Dünya Gençler Halter Şampiyonası'nda 52 kiloda 2 altın madalya kazandırıyor Bulgar milli takımına ve Dünya Gençler Şampiyonu oluyor.
Halter tarihinde dünyanın en genç dünya rekortmeni oluyor ki o güne dek bu yaşta bakın 15 yaşında böyle bir dünya rekoru yok bu alanda.
1983 yılına geldik 16 yaşında ve büyükler kategorisinde boy gösteriyor artık.
Şubat 1983'de ABD'de düzenlenen rekortmenlerin turnuvası adlı yarışmada 56 kilo sikletinde 160 kilo silkme yapıyor ve toplamda 285 kilo kaldırarak.
yeni bir dünya rekoru kırıyor ve birinci oluyor.
Tabii Amerikalılar şaşkınlık ve hayranlıkla Naim Süleymanoğlu'nu izlerken ona bir lakab takıyorlar.
Cep Herkül'ü diyorlar.
Yani bu lakabı onu Amerikalılar takmıştır.
Sonra bu lakab artık onunla özdeşleşiyor.
Ve Amerikan gazeteleri manşetlerine Cep Herkül'ü ifadesini atıyor.
Ve uluslararası medyada Naim Süleymanoğlu artık bir efsane oluyor.
Nasıl olmasın ya? Bakar mısınız?
Yani 16 yaşında 56 kilo sikletinde toplam 285 kilo kaldırıyor.
Dünya rekoru kırıyor. Birinci oluyor.
1983'te Moskova'da Büyükler Dünya Halter Şampiyonası'nda 56 kiloda koparmada koparma neydi?
Bam bam bam tek sefer.
130 kilo kaldırıyor ve dünya şampiyonu oluyor.
Zaten bu onun büyüklerdeki ilk dünya şampiyonluğu.
Ve 1984 yılında İspanya'da düzenlenen Avrupa Halter Şampiyonası'nda artık 17 yaşında Naim Süleymanoğlu ve 3 ayrı dünya rekoru kırmıştır.
3 ayrı dünya rekoru diyorum bakın.
Ve toplamda sıkı tutunun 299,5 kilo.
İnanılmaz dereceler elde ediyor burada.
Silkmede 168 yapmış.
İnanabiliyor musunuz? Dünyada görülmemiş bir başarı o zamana dek.
Ve 1983 ile 86 arasında gençler ve büyükler kategorisinde toplamda 63 dünya rekoru kırıyor arkadaşlar.
Kendi rekorunu da kırıyor o yüzden 63 dünya rekoru.
Ve dünyada yılın hal tercihi seçiliyor.
Yılın hal tercihi 100 yılın hal tercihi hatta.
Ve henüz 20 yaşına gelmeden spor otoriteleri ona dünyanın gelmiş geçmiş en iyi hal tercisi olabilir gözüyle bakıyor.
Öyle de oluyor zaten. Ve fakat arkadaşlar yıl 1984.
Spor sahnesindeki bu başarılar Naim'in kişisel hayatında ve kimliğinde çalkantılar yaşadığı bir döneme denk gelmiştir.
Çünkü Bulgaristan hükümeti Türk azınlığa karşı uzun yıllardır yürüttüğü simülasyon politikasını 84 sonrasında böyle iyice sertleştiriyor.
Neler oldu Merve derseniz 1984'ten itibaren yeniden doğuş süreci adını verdikleri bir sürece giriyorlar.
Ve bu noktada Türkleri zorla Bulgarlaştırmaya çalışıyorlar diyebilirim.
Türkçe konuşmaları yasak. İsimlerini zorla Bulgar ismi koymaya çalışıyorlar Türklerin.
Dini pratikler engelleniyor.
Camiler kapatılıyor.
Sünnet bile yasaklanıyor düşünün.
Çocukların kültürel kimlikleri yok sayılıyor.
Direnenlere zaten sürgün ve hapis yolu direkt.
Ve 600 senelik Türk kimliği o topraklardan silinmek isteniyor arkadaşlar.
Sistematik bir şekilde, baskıyla, zorlamayla.
Yani Türklerin dilinin...
Adının ve aidiyetinin devlet eliyle zorla değiştirilmeye çalıştığı bir dönem arkadaşlar.
Naim Süleymanoğlu yaşadığı dönem.
Ve bu dönemde aslında bu başarıları elde ediyor ki bu politika Naim'in gençlik yıllarına tekabül ediyor.
Ve gençlik yıllarına damgasını vuran en büyük gölge diyebilirim bu kimlik aidiyet sorunları.
Şöyle söyleyeyim. 1984 yılının Aralık ayından 1985 yılının Şubat sonuna kadar.
Bakın bir ay ya bir şey değil bir iki ay.
310 bin civarında.
Divanında Türk'ün ismi değiştiriliyor.
Bulgar adı olarak değiştiriliyor.
Ve Naim Süleymanoğlu'nun adı da değişiyor.
Naum Şalamanov oluyor.
Zorla adını değiştiriyorlar.
Soyadını değiştiriyorlar. Bir düşünsenize ya.
Kendi adınızı taşımanız yasak.
Bir suç. Diyorlar ki hayır abi sen Naim değilsin.
Naum Şalamanov olsun diyorlar.
Tabii Naim'in bu dünya çapındaki başarıları onu...
İyice böyle devlet tarafından böyle vitrine koyulan bir sporcu haline de getiriliyor.
Ve inanılmaz bir baskı var üzerinde.
Bulgar hükümeti onu uluslararası arenada bir propaganda aracı olarak kullanıyor arkadaşlar.
Ve Naim kazandıkça ekranlarda Türk asıllı Bulgar sporcu.
İşte milli bayrağımızı dalgalandırıyor.
Manşet manşet manşet. Düşünün Türk olarak böyle bir şey yaşadığınızı.
Hatta onun Türkçe değil Bulgarca konuşmasını, Bulgar adıyla anılmasını şart koşuyorlar.
İşte gazetelerde sürekli yalan haberler yapılıyor.
İşte Güya demiş ki Bulgar olmaktan büyük bir gurur duyuyorum.
Ben Bulgar milletinin evladıyım.
Bu tarz haberler yapılıyor.
Hani Naim Süleymanoğlu demiş gibi.
Böyle bir beyanı yok bu arada.
Tamamen asılsız uydurma haberler.
Kendimi yerine koyuyorum.
İnanılmaz üzülürdüm böyle bir şey yaşasaydım.
Kimlik krizi gerçekten çok acı.
Ama kendisinin de dediği gibi bu öyle bir dönem ki...
Tek parti rejimi var ve yani itiraz etme gibi bir imkanınız yok arkadaşlar.
Sonra işte TRT röportajında diyor ya Türkleri...
Bu şekilde yok sayanlar için ter dökmek istemiyorum diyor.
Özellikle isminin bu şekilde zorla değiştirilmesi çok gücüne gidiyor.
Koskoca halteri kaldırmış ama bir taraftan o yüreğindeki o ağırlık yani onu kaldıramıyor arkadaşlar.
O kimlik mücadelesinin ağırlığı.
O kadar yıpranmış ki psikolojisi bu süreçte.
Düşünsenize dünya şampiyonu oluyorsunuz.
Ertesi gün gazetelerde işte damarlarımda Bulgar kanı akıyor falan.
Böyle dediğiniz yazılıyor ama öyle bir şey dememişsiniz.
Türksünüz yani böyle bir beyanınız yok.
Sonra işte mektuplar alıyor.
İşte sen şan şöhret için vatanını sattın bizi sattın mektuplar ile böyle şeyler.
Yazıklar olsun bizi bıraktın diyorlar Türkler.
Çok kötü ya çok korkunç tepkiler alıyor.
Zaten ondan sonra o kadar yıpranıyor ki psikolojisi.
Dizinden sakatlanıyor.
Yani öyle bir stres yaşıyor ki ondan sakatlanıyor.
Kaldıramadığını söylüyor bunları.
Arkadaşlar bu anlattıklarım sadece bir spor hikayesi değil.
Bir insanın sırtına yüklenen kimlik.
Aidiyet, yalnızlık, suçluluk, yanlış anlaşılma bunların da hikayesi var burada.
Ve beden bazen ruhun taşıyamadığı o yükü de sırtlanmaya çalışıyor.
Ama bazen de kaldıramıyor işte taşıyamıyor.
İçinden sakatlanıyor ruhundan.
Hani biz sporda sakat da hep böyle fiziksel bir şeymiş gibi bakıyoruz ama bazı sakatlıklar böyle görünmeyen yerlerden geliyor.
İşte uykusuz geceler, sürekli tetikte olma hali, herkesin senden bir şey beklemesi, ben kimim sorusu.
Ve bu sorunun ağırlığı altında ezilmek, Emer ve sen beni anlatıyorsun diyorsanız, bu yükü tek başınıza taşıyanlardansanız, bu bölümün destekçisi Terapin'den bahsetmek istiyorum sizlere.
Terapin, bütünsel iyi oluş yolculuğuna başlamak isteyenlerin en uygun uzmanı bulduğu online bir sağlık platformu.
Destek almanın asla bir zayıflık değil, farkındalık ve öz şefkat göstergesi olduğunu bilen old takipçilerimin çok severek.
uzun zamandır kullandığı online bir sağlık platformu terapin.
Bütünsel iyi oluş yolculuğu dedim az önce.
Çünkü terapinde sadece terapi değil, aynı zamanda sağlıklı beslenme danışmanlığı için diyetisyenler, hareket ve postür desteği için fizyoterapistler, aktif yaşamı desteklemek için spor eğitmenleri yer alıyor.
Terapinde 600'ü aşkın bir uzman kadrosu var.
Merve kendime uygun uzmanı nasıl bulacağım diyorsanız başlangıç testleri var arkadaşlar ve uzmanların yorumları var.
O yorumlardan okuyarak kendinize bir yol haritası oluşturabilirsiniz.
Seçeceğiniz uzmanla randevu oluşturarak 7-24 dilediğiniz yerde, dilediğiniz zamanda seans alabiliyorsunuz.
Her bütçeye uygun fiyat seçenekleri var merak etmeyin.
Ama benim en sevdiğim kısmı şu.
Anonim görüşme yapabiliyorsunuz.
Hani illa kamera açmak zorunda değilsiniz.
Mahremiyet seçeneği var.
Kimliğini ifşa etmek istemeyenler için harika bir seçenek olduğunu düşünüyorum.
Seans sonrası mesajlaşma desteği var.
Ama bence en önemlisi şu.
anlaşıldığınızı hissediyorsunuz.
En iyi gelen kısmı bu bence.
Bize özel indirim kodumuz OSB25 koduyla terapindeki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli terapin hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke
davet ediyorum. Hadi devam edelim.
Naim Süleymanoğlu böyle bir kimlik mücadelesi içindeyken Artık bu noktada Naim Süleymanoğlu için bıçak kemiğe dayanıyor ve tek bir çözüm kalıyor onun için.
O da Bulgaristan'dan kaçmak.
Türk kimliğini özgürce yaşayabileceği, Türk olarak onur duyacağı bir yere gitmek ve tabii çok geçmeden dünyanın spor manşetlerini süsleyecek inanılmaz bir firar kararı alıyor Naim Süleymanoğlu.
Şimdi bu firarı anlatıyorum size.
1986 yılının Kasım ayına gidiyoruz.
Avustralya Melbourne'de yapılacak Dünya Halter Şampiyonası.
Onun Bulgaristan'ın dışına çıkması için...
Belki de son şansı bu.
Çünkü artık Bulgar makamları Naim'in yurt dışına gitmesine izin vermiyor.
Kaçacağından korkuyorlar.
Ama dünya şampiyonasını da kaçırmak istemiyorlar.
Mecburen Naim'i Avustralya'ya götürüyorlar.
Götürüyorlar ama her adamını takip ediyorlar.
Hatta şampiyona sırasında odasını bile değiştiriyorlar.
Şüpheleniyorlar kaçmasından.
Yanına da birini koyuyorlar.
Yani kaçmasın diye adeta etrafına görünmez bir duvar örülüyor Naim Süleymanoğlu'nun.
Ama Avustralya'da yaşayan...
Yani Türkler onun bu durumunda haberdarlar ve tıpkı kendisi gibi bir Bulgaristan Türkiye olan...
Bekir Selemoğlu diye birisi var.
O da gizlice onu kaçırabileceğini söylüyor.
Böyle bir haber gönderiyor. Ve şampiyona bittikten sonra 10 Aralık 1986 gecesi sporcular için yapılan bir veda yemeği var.
Naim Süleymanoğlu işte bu yemeğe katıldıktan sonra yemek esnasında işte lavaboya gidiyorum diye çıkıyor.
Hızlı hızlı adımlarla hemen otelin arka çıkışına ilerliyor.
İşte orada Bekir Bey'in ayarlamış olduğu bir araba var.
Bu arabaya atlayıp Kaçmayıp başarıyor.
Ama tabii yokluğu hemen anlaşılıyor.
Bulgar yetkililer bir anda panik oluyorlar onu bulamayınca.
İşte Türk teröristler şampiyonumuzu kaçırdılar diyerek Avustralya makamlarına şikayette bulunuyorlar.
Avustralya'da yetkililer tabii ilk başta bu iddiayı ciddiye alıyor.
Ve Melbourne'de yaşayan bazı Türklerin evine baskınlar düzenleniyor.
Yani naime arama operasyonları yapılıyor.
Ama hiçbir yerde bulamıyorlar.
Bulamıyorlar çünkü Avustralya'daki Türkler onu bağrına basmışlar.
Sır gibi saklıyorlar evlerinde.
Naim Süleymanoğlu'nu ve bu sürecin geçmesini bekliyorlar.
Bulgar kafilenin dağılıp Bulgaristan'a dönmesini bekliyorlar.
Nihayet 11 Aralık'ta Naim Süleymanoğlu Türkiye'nin Melbourne Başkonsolosluğu'na götürülüyor ve burada koruma altına alınıyor.
Ve Bulgaristan onu geri getirmek için tabii çok uğraşıyor.
Fakat Avustralya kanunlarına göre bir kişi eğer böyle kendi isteğiyle iltica ediyorsa onu zorla iade edemiyorsunuz.
Tabii bu arada Türk hükümeti de devreye giriyor.
Haber Ankara'ya ulaşıyor ve ulaştıktan sonra işte dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal bizzat ilgilenmiştir bu meseleyle.
Ve hızlı bir diplomatik...
hamleyle Özel kendi özel uçağını Naim'i almak için gönderiyor.
Hatta kaçışının gizli tutulması için rotayı böyle doğrudan Avustralya'dan Türkiye'ye değil de Londra'da böyle bir mola verecek şekilde yapıyorlar.
Londra'da Türk elçiliğinde bir gece kalıyor Naim Süleymanoğlu.
Hatta Londra'dayken Özel Naim Süleymanoğlu'nu aramış.
Merak etme evladım her şey yoluna girecek.
Biz burada seni bekliyoruz diyor.
Ona böyle bir moral vermiştir.
Tabi bu sırada Naim Süleymanoğlu'nun Türk vatandaşlığına alınmış.
işlemleri yapılıyor Ankara'da böyle jet hızıyla.
15 Aralık 1986'da resmen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oluyor.
13 Aralık 1986 tarihinde Turgut Özal'ın göndermiş olduğu uçak Ankara'ya Etimeskut Askeri Havalimanı'na iniyor ve Türk milleti Naim'ini bağrına basıyor arkadaşlar.
Çıktığı ilk yayında Bulgaristan'da Türklere yaşatılan zulmü bütün dünyaya haykırıyor.
Tabi bu mesele bu şekilde dünya gündemine yansıyor arkadaşlar.
cesareti oradaki Türklere moral veriyor.
Nitekim 1989'da patlak veren komünist rejimi sarsan Türklerin kitlesel protestoları sırasında Naim'in adı sıkça geçmiştir.
O dönemde Jilkor rejimi var ve Jilkor rejimi diyor ki işte Bulgaristan'daki Türklere isteyen Türk Türkiye'ye gitsin.
Dönemin Başbakanı Turgut Özal bu sözlere istinaden sınırlarımızı açmıştır arkadaşlar ve 1989 yazında 360 bine yakın Bulgar Türk'ü yıllardır yaşadıkları toprakları
bırakıp Türkiye'ye zorunlu bir şekilde göç etti.
Çünkü bu bir seçim değil.
Yani ya kimliğinden vazgeçeceksin ya da burayı terk edeceksin politikası.
Sürgün diyebiliriz bunun için ve 1989 yılının yazında haftalar içerisinde binlerce insan böyle evlerinden koparıldı.
Trenlere, kamyonlara, otobüslere bindirildi ve yanlarında sadece bir bavul, bir bavulla yola düştüler.
Evlerini satamadan, tarlalarını, hayvanlarını, anılarını.
Komşularını öylece bırakıp gitmek zorunda kaldılar ve Türkiye'de insanlar elbette kardeşlerini kucakladı, Türk kardeşlerini ama göç kurtuluş olsa da yine de bir travma kim ne derse desin.
Yeni bir ülke, yeni bir düzen, işsizlik, yoksulluk, kimlik karmaşası.
Yani bir yandan vatanımıza geldik, duygusu var okey ama öte yandan evimizi kaybettik.
Bunun acısı var ve bu göçten sadece birkaç ay sonra Rivkov rejimi çöktü.
Yeni yönetim geldi, insanların isimlerini geri verdiler, yasakları kaldırdılar.
Asimilasyon politikasını resmen bitirdiler ama iş işten geçmiş oldu.
Yani göç oldu, sürgün oldu.
Naim Süleymanoğlu'nun işte 1986'da yakmış olduğu bu meşale uluslararası farkındalığı arttırdı, bu süreci hızlandırdı diyebiliriz ki Türkiye'ye ayak bastığında henüz 19 yaşındaydı Naim
Süleymanoğlu. Yani gencecik bir delikanlının böyle meselelere kafa yorması, o dik duruşu.
Kendi insanını unutmaması gerçekten bence takdire şayan.
Zaten Türk milletinin ona sevgisi sonsuz.
Ve artık Türk milli formasıyla tarih yazacak Naim Süleymanoğlu bu noktadan sonra.
Göz yaşları içinde elimden geleni yapacağım dedi Naim Süleymanoğlu.
Ve yaptı da. Daha gelir gelmez katılmış olduğu Antalya'daki bir turnuvada 10 yeni dünya rekoru kırmıştır.
Ve 1986'da Seul'da ülkemiz adına olimpiyatlarda yarıştı.
Ve tabi Bulgaristan buna engel olmaya çalıştı.
Çünkü şu an var mı bilmiyorum ama o dönem içerisinde eğer bir sporcu ülke değiştiriyorsa eski ülkesinin onayı olmadan hemen böyle gidip yeni ülkesi adına yarışamıyor.
Böyle bir şey var. Ve olay öyle bir noktaya geliyor ki Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı araya giriyor.
İki ülke arasına giriyor ve diyor ki bu meseleyi kendi aranızda çözün.
Yoksa diyor ben devreye gireceğim.
Ve sonuçta spor tarihine geçen ilginç bir anlaşma yapılıyor.
Türkiye Naim'in olimpiyatlarda yarışabilmesi için Bulgaristan'a 1 milyon dolar ödüyor o zaman için.
Aslında bu para bir anlamda bir bonservis gibi düşünebilirsiniz.
Bu şekilde yarışmaya girmiştir Naim Süleymanoğlu ülkemiz adına.
Türkiye güreş dışında olimpiyatta hiç madalyası olmayan altın madalyası olmayan bir ülkeyken ilk başta Avrupa halter şampiyonasında 3 altın madalyamız oluyor sayesinde.
Sonra 1988'de Seul olimpiyatlarında Naim 60 kilo sikletinde silkmede tam 190 kilogram kaldırıyor.
Arkadaşlar Naim Süleymanoğlu'nun boyu 1.47 o yüzden cepherkülü deniliyor.
Kilosu 60. Tamam mı?
Ve kaldırdığı halter 190 kilogram.
Kendi kilosunun kaç katı?
Lütfen bir hayal edin.
60 kilo 1.47 boyunda ve 190 kilogram kaldırıyor.
Neredeyse 200 kilogram.
Silkme ve koparmada toplam 342.5 kilogram kaldırıyor.
Ve Seul'da Türk bayrağımızı göndere çektiriyor.
Bu başarısıyla altın madalyayı getiriyor ülkemize.
Ve tabii o an milyonlarca Türk vatandaşı televizyonları karşısında böyle hüngür hüngür ağlamış.
Öyle bir mutluluk anı.
Ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Samarong Naim Süleymanoğlu için diyor ki tüm zamanların...
en iyi haltercisi.
Bu rekoru geçen de olmadı bir daha zaten.
Sonra Avrupa şampiyonası oluyor.
91'de Bulgaristan'da buna katılmıyor.
92'de Barcelona'dan yine 3 altın madalyayla dönüyor üst üste.
Bakın üst üste 2 kere dünya rekoru 2 olimpiyatta altın madalya kazanan ilk halterci unvanını elde ediyor.
Ve aynı sene Uluslararası Halter Basın Komisyonu onu Dünyanın en iyi sporcusu seçmiştir.
Tüm spor dalları içerisinde yılın sporcusu ilan ediliyor.
Ve bir süre haltele ara veriyor.
1995'de geri dönüyor.
Yine rekor üstüne rekorlar kırıyor.
Ve artık yaşı ilerlemiş olmasına rağmen rekorları devam ediyor.
Atlanta'da 4. dünya rekorunu kırmıştır.
Toplam 335 kilogram kaldırmıştır.
Ve 3. olimpiyat zaferimiz.
Halter tarihinde 3 farklı olimpiyatta altın madalya kazanan ilk sporcudur Naim Süleymanoğlu.
Gerçekten tüm zamanların en iyi haltercisi.
Tüm zamanların en iyi hal tercihsi ilan ediliyor.
Sayısız ödül, madalya, sarsılamaz bir üstünlük diyebiliriz.
Ve 1996 sonrası artık yaşı ilerliyor arkadaşlar.
Bir süre ara veriyor ama 2000 yılında Sydney Olimpiyatları'nda tekrar yarışıyor.
Fakat zaman acımasız.
Maalesef bu sefer başarılı olamıyor.
Yani istediği başarıyı elde edemiyor ve halteri kesin olarak bırakıyor.
Bırakıyor ama arkasında 3 olimpiyat altını, 7 dünya şampiyonluğu.
6 Avrupa şampiyonluğu ve 46 dünya rekoru bırakmıştır.
Ve tabii Türk milletine sonsuz bir gurur.
Bu arada okul hayatını bırakmıyor Naim Süleymanoğlu.
Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu'ndan mezun oluyor.
Kariyerini idarecilik alanına taşıyor.
2000 yılında henüz 33 yaşındayken Uluslararası Halter Federasyonu'na as başkanı olmuştur.
Bakın 33 yaşında diyorum ki tarihin en genç as başkanı olmuştur.
Ve onun yolunu takip eden, onun ilham verdiği...
bir isim var. Halil Mutlu arkadaşlar.
O da Bulgaristan'dan göçüp Türkiye'ye gelen bir hal tercimiz.
Naim'i örnek alarak yetişmiştir ve o da ileride 3 altın olimpiyat madalyası alarak ülkemizi gururlandırdı.
Halil Mutlu. Ve her fırsatta Naim abi benim idolümdür der.
Ve aynı kasabadan çıkmışlardır.
Ne tesadüftür. Ve 1997'de Naim Süleymanoğlu'na devlet üstün hizmet madalyası veriliyor arkadaşlar.
Bu madalya Türkiye Cumhuriyeti'nin sporcu olarak bir vatandaşa verebileceği en en yüksek.
onur diyebiliriz. Fakat sporcu yaşamının bedelleri ağır.
Yani sonradan onu çok zorluyor bu bedeller.
Yıllarca ağır kilolarla boğuştuğu için, çok sıkı diyetlere girip çıktığı için, kariyeri boyunca defalarca kilo alıp vermek zorunda kaldığı için karaciğeri artık bu strese daha fazla dayanamıyor ve
2017 yılına geldiğimiz zaman Naim Süleymanoğlu maalesef siroz kaynaklı karaciğer yetmezliğiyle mücadele ediyor.
Yılların yorgunluğu, hani belki stres birikimi, Belki genetik yatkınlık bilmiyorum sebepleri tartışılır ama sonuçta vücudu alarm vermeye başlıyor.
2017 yılının Eylül ayının sonunda artık apar topar hastaneye kaldırılıyor.
Doktorlar tek çarenin kara ciğer nakli olduğunu söylüyor.
Tüm Türkiye seferbara oluyor bir donör bulunabilmesi için.
Nihayet uygun organ bulunuyor.
6 Ekim 2017'de nakil yapılıyor arkadaşlar.
Ameliyat başarılı geçiyor fakat maalesef 11 Kasım 2017'de beyninde oluşan bir kanama sebebiyle ameliyata alınıyor.
18 Kasım 2017'de acı haberi aldık.
Naim'imizi, cep herkülümüzü kaybettik.
Henüz 50 yaşındaydı.
Cenazesine 10 binler akın etti arkadaşlar.
Türkiye ciddi anlamda yasaba oldu.
Ve bu kalabalık Naim'in bir sporcu olmanın ötesinde milletin ortak değeri haline geldiğinin de en somut göstergesiydi.
Cenazesinde halter platformundaki rakiplerini de gördük.
Yunan halterci Leonidis, Naim Süleymanoğlu için Dünyanın en iyi sporcusuydu.
Dünyada bir eşi yok.
Bundan sonra da gelir mi?
Çok zor demiştir. Ve o benim rakibim değil dostumdu diyor cenazesinde.
2019 yılında yönetmen Özer Feyzoğlu'nun Cep Herkül'ü Naim Süleymanoğlu adlı filmi vizyona girdi.
İzlemediyseniz mutlaka izleyin.
Bence çok güzel bir filmdi.
Bugün hep birlikte bu bölümde bir efsanenin hikayesine ortak olduk arkadaşlar.
Ve unutmayalım ki efsaneler anlatıldıkça yaşar.
Biz de bugün Naim Süleymanoğlu'nu anlatarak onu yaşattık.
Teşekkürler Naim Süleymanoğlu.
Bize gösterdiğin yol, kaldırdığın yükler ve taşıdığın onur için.
Seni asla unutmadık ve unutmayacağız.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Terapin hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
