
Diploma onaylı psikolog ve diyetisyenlerle internetin olduğu her yerden online görüşme yapabileceğiniz Eczacıbaşı Evital 'le şimdi tanışın.
Görüşmelerinizi %20 indirimle planlamak için OSB25 kodunu kullanabilirsiniz. Evital'i indirmek için: Tıklayın*
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Edzancıbaşı Evita'nın destekleriyle Ortamlarda Satılacak Bilgi başlıyor.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün hayattaki en önemli şeyin mutluluk ve buna giden yolunda haz olduğunu söyleyen Epikür'ü konuşacağız, onun felsefesini konuşacağız.
Size Epikür'ü ne kadar yanlış tanıdığınızı anlatmaya geldim.
Önce biraz ondan bahsedelim.
M.Ö. 341 yılının Şubat ayında Atina'da Samos adasında dünyaya geliyor Epikür ve çocukluğu sonradan müritleri olacak olan 3 erkek kardeşiyle birlikte oldukça güzel, keyifli bir çocukluk geçiriyor.
Ki zaten bence bu yapmış olduğu felsefeye de yansıyor.
Hani yüzündeki banyo pembeliğinin sebebi bence bu olsa gerek.
Çocukluk travmaları yok. Meymenetsiz Chopin Ağrı ne yapsın?
Yazık annesi hayatının ortasına dinamit koymuş adamın.
Nasıl bir felsefe bekliyorduk ki ondan?
Bu arada ona da podcast yapacağım merak etmeyin.
Ama başlığını meymenetsiz yapsam acaba başına bir şey gelir mi?
Neyse dönelim Epikür'e.
Epikür oldukça basit bir köy hayatı yaşıyor.
14 yaşındayken babası onun zekasını fark ediyor.
Oğlunun iyi eğitimler alması için uğraşıyor.
İlk başta Platon öğretilerine göre eğitilmiştir Epikür.
Ondan sonra babası eğitimini yeterli bulmadığı için Demokritos'un öğrencisinden ders almaya başlıyor.
Ve Epikür'ün felsefesine baktığımız zaman...
Demokritos'un etkisi çok büyüktür.
Platon karşıtı görüşleri ise onun felsefesinin temelini oluşturuyor diyebiliriz.
Çünkü 49 dilinin yarısından fazlası Platon karşıtı görüşlerdir.
Epikür iki yıl boyunca Atina ordusunda hizmet verdikten sonra kendini komple felsefeye alıyor arkadaşlar.
Şimdi buraya hemen bir parantez açıp Epikiros'un yaşadığı döneme gidelim arkadaşlar.
Çünkü her insan yaşadığı dönemin özelliklerinden etkilenir.
Yani bu adam ne yaşadı da böyle hazcı oldu değil mi?
Büyüdüğü dönem klasik Yunan döneminin son yıllarına tekabül ediyor.
Büyük İskender Epikür 7 yaşındayken artık Çanakkale'ye geçmiş Pers Krallığı'na saldırıyor.
Antik çağ döneminde Aristoteles'in ölümünün ardından başlayan ve orta çağ dönemine kadar olan sürece Helenistik dönem diyoruz.
Ve Büyük İskender'in seferleriyle beraber hem tarihsel süreçte hem de felsefe tarihinde çok önemli bir yer tutar bu dönem.
Batı ile Doğu arasındaki ilk büyük savaş.
Helenlerin Perslerle 200 yıl süren savaşı ve İskender'in Persleri tarih sahnesinden silişi bunlar çok önemli.
Doğu ve Batı kültürleri arasında müthiş bir etkileşim oldu.
Kozmopolit bir kültür doğdu arkadaşlar.
Bir yandan Yunan kültürü ve düşüncesi Doğu'ya yayıldı.
Bir yandan da Doğu'nun dini düşünceleri Batı'ya geldi.
Hani Sezen Aksu'nun şarkısı var ya Doğu'dan Batı'dan kopta gel.
Onu dinleyince benim aklıma epikür geliyor.
Orada şey diyor ya dibe vuruyor her şey ta dibe.
Analizi sentezi var bir de.
Doğu'dan Batı'dan kopta gel.
Just do it. Hadi. E fikir ne yapsın hani doğudan batıdan böyle etkiler geliyor işte helenistik dönemler savaşlar bilmem neler adam bunların arasında ne yapacak yani ki bu dönemin filozofları ağırlıklı
olarak düşüncelerini ruhun dinginliği işte huzura nasıl ulaşırım mutluluğa nasıl ulaşırım hani bu yönde görüşlerini çerçevelendirmeye çalışıyorlar.
Çünkü helenistik dönemini uzun süren savaşlarını düşünün arkadaşlar insanlara artık böyle bir nalet olsun bir bıkkınlık gelmiş psikolojik durumları ne kadar iyi olur.
olabilir değil mi? O dönemin insanlarının öyle bir ortamda.
E ne yapacaklar? Kendilerine yaşamak için bir şeyler bulmak zorundalar.
Bir kaçış yolu arıyorlar değil mi?
O yüzden pratik yaşama, işte böyle daha pratik eylemlere yönelik bir yaşam sürmeye çalışıyorlar.
Ve bu yaşamlarındaki pratiklik onları tabii ki düşünsel olarak da etkiliyor.
Şimdi o dönemin felsefesinde sorulan soru tarzlarına bakın arkadaşlar.
Sorular bile değişmiş.
Nasıl mutluluğa ulaşabiliriz?
Bu tarzda sorular gelmeye başlıyor haklı olarak.
Mesela benim de COVID dönemindeki psikolojimde Bu rejime baktığım zaman asla şu anki psikolojimle aynı değil.
Hayat bir anda o kadar anlamsız gelmeye başlamıştı ki o dönem bana.
Bu sadece işte evde yalnız kaldım, sosyal izolasyon, dışarı çıkamıyorum, evde ekmek yapıyorum öyle bir şey değil.
Yani etrafında görüyorsun insanlar işlerini kaybediyor, hayatlarını kaybediyor.
Saçma sapan bir süreç, belirsiz, ne zaman biteceği belli değil ki.
Bence insana belirsizlik kadar yoran bir şey yok bu hayatta.
Her anlamda söylüyorum.
Aşk anlamında, iş anlamında, gelecek anlamında.
O belirsizlikle mücadele etmek gerçekten bence çok güçlü insanların yapabileceği bir şey.
İşte o dönemin filozofları da o savaş atmosferinden ki covid ne ki savaşın yanında savaş atmosferi korkunç.
Onlar da işte o belirsizlikten bir kaçış arıyorlar.
Nasıl mutlu oluruz ne yapabiliriz hani daha böyle praksis yani eyleme yönelik bir geçiş var düşünsel anlamda.
Yani nasıl mutlu olunur sorusuna verilen cevap.
Daha eyleme dönük, pratiğe dönük olacak şekilde bu dönemin filozoflarında yaşamlarını daha anlamlı kılacak olan bir mana arayışı ve ona ulaşma yönünde istekler görüyoruz.
Ve ahlak konusundaki sorunlar ve konular toplumsal bir boyutta incelenip çözüm aranması yerine birey üzerinden çözüm aranıyor.
Dolayısıyla ahlak felsefesinin amacı birey olan insanın mutluluğu denilebilir.
Zaten ahlak dediğimiz şey nihayetinde bizim vicdanımız, bizim irademizle alakalı.
Bireysel ve öznel ama sonuçları itibariyle elbette toplumu etkiliyor.
Toplumsal bir boyutu da var.
Benim bugün anlatacağım bireysel boyutta olan.
Şimdi bu dönemin felsefesine baktığımız zaman 5 farklı okul görüyoruz arkadaşlar.
Epikirosçular, Stoacılar, Septikler.
Kinikler ve yeni platoncular.
Ben bunların arasında kesinlikle Epikirosçulara katılırdım.
O bahçede ben de olurdum.
Stoğacılarla devam edebilirdim.
Septikler zaten kalsın.
Kinikler tövbeler olsun yani önünden geçmem.
Yeni platoncular da kalsın.
Şimdi bu beş okul Helenistik dönemi şekillendiren okullar.
Ve bu okulların filozoflarının görüşleri günlük yaşamın...
geneline yayılıyor arkadaşlar.
Dediğim gibi savaş var, sefalet var, kargaşa var.
İnsanlar bir çıkar yolu arıyorlar.
O korkudan, o huzursuzluktan, o kaostan kaçmanın bir yolunu arıyorlar.
Bir de şu var arkadaşlar. Şimdi antik Yunan'daki mutlulukla şu an bizim bildiğimiz mutluluk aynı anlama gelmiyor.
Bir röportajda adam diyor ya ne mutluluğu.
Kız soruyor, sizce mutluluğu formülü nedir?
Ne mutluluğu?
Anlamadım ki diyor. Mutluluğun formülünü vermek istemeyen dayı.
Ben bugün size vereceğim o formülü.
Şimdi o zamanın mutluluğu böyle günümüzdeki gibi değil arkadaşlar.
Hani gelip geçici, çok hızlı tüketilebilen fast food bir mutluluk anlayışı yok.
Kolaylık olsun diye mutluluk olarak çevrilmiştir bu kelime.
O yüzden böyle bir karışıklık yaşanıyor.
Aslında iyi kader, iyi yaşama, gelişmek gibi kapılara çıkıyor diyebiliriz.
Yani mutluluk gibi bir duygu durumu değil arkadaşlar bu.
Hani bir etkinlik...
durumu gibi düşünebilirsiniz.
O yüzden de tam karşılığı yok.
Mutluluk özellikle epikirosta bir yaşam felsefesi haline geliyor.
İyi bir yaşam sürme saadet gibi değerlendirebiliriz bunu belki ama dediğim gibi tam karşılığı değil.
Şimdi yavaş yavaş artık epikirosa geçebiliriz.
Merve buraya kadar anlattıkları neydi derseniz ısınma turu attık arkadaşlar öyle kolay değil.
Şimdi Epikür antik Yunan'da felsefenin artık böyle Platon ve Aristoteles'in fikirleriyle doruğa ulaştığı bir dönemde büyüdü.
Elbet etkilenecek bunlardan.
Felsefi düşüncenin ana odak noktası artık bu süreçte metafizikten etiğe ve aynı zamanda politik etikten kişisel etiğe doğru kayıyor.
amacının zihnin huzuru ya da dinginliği olduğu görüşüne dayanıyor.
Hoş bir yaşam sürmeden bilgece, onurlu ve adaletli yaşamanın mümkün olmadığını öne sürer Epikür.
Ve Epikürosçuluk genellikle böyle duyumsal zevklerin, hazların peşinde koşmakla haksız yere suçlanmıştır.
Az sonra anlatacağım. Öyle değil aslında.
Epikür için en büyük zevk nedir biliyor musunuz?
Sadece Bilgi ve dostluk aracılığıyla elde edilebilen, acı ve korkulardan azade olmuş, aşırılığa kaçmadan bir hayat sürebilmektir.
Epikiroz huzurlu bir zihnin önündeki en büyük engellerden birinin ölüm korkusu olduğunu düşünür arkadaşlar.
Ve bu korkunun kaynağı nedir?
Bir insanın günah işlediği takdirde öteki alemde tanrıların gazabına uğrayacağı korkusudur.
Ölüm korkusu budur ona göre.
O yüzden de bu korkunun karşısına...
Ölümsüzlük haliyle çıkmamıştır.
Böyle bir öneriyle çıkmamıştır.
Onun yerine ölümün doğasını açıklamaya çalışıyor epekür.
Ve bunun için der ki ölüm geldiğinde biz artık onu hissedemeyiz der.
O yüzden korkmanıza gerek yok der.
Belaların en korkuncu sayılan ölüm bizim için bir hiçtir der.
Biz var oldukça ölüm yoktur.
Ölüm varken de artık biz yokuz der ve bütün bunları açıklamak için de Demokritos ve Levkipos'un tüm evrenin atomlardan ya da boşluktan olduğu görüşünden yola çıkar.
O da kısaca şöyle arkadaşlar ruhun bir boşluk olamayacağını söylüyor.
Çünkü bedenle birlikte dinamik şekilde hareket ettiğini söylüyor ruhumuzun.
Bu yüzden de atomlardan yapılmış olması gerektiği sonucuna varıyor.
Ruhun atomlarının bedenin her yanına dağıldığını söylüyor.
Ama öldüğümüz zaman dağılacak kadar kırılgan olduklarını da söylüyor.
Bu yüzden de ölüm anında hiçbir şey hissetmeyeceğimizi iddia etmiştir.
E hiçbir şey hissetmeyeceksen niye korkuyorsun diyor.
Bu çok saçma diyor yani. Genel olarak Epicure diyor ki hayatın amacı mutluluktur abi.
Hani ne yaparsan yap hayatın amacı mutluluktur.
Ve ölüm dediğin şey duyumların sona ermesidir.
Niye korkuyorsun diyor. Duyumların sona ereceği için o yüzden fiziksel bir acı vermeyecektir diyor.
Ölüm bilinç halinin sona ermesidir.
O yüzden duygusal acı vermez.
Mutsuzluğumuzun nedeni korkularımızdır ve en çok korktuğumuz şey ölümdür.
Ölüm dediği öte alemdeki Tanrı'nın gazabını kastediyor.
Eğer sen o ölüm korkunu yenersen mutlu olabilirsin diyor.
Dediğim gibi Platon karşıtı bir duruş sergiliyor ki Platon'un meşhur idealar dünyasına karşıdır mesela Epikür.
Ona göre yalnızca bu maddi alem gerçektir arkadaşlar.
falan böyle fasafiso şeylerdir.
Maddi dünya yani üzerinde yaşadığımız dünya tamamen gerçektir.
Yani öyle insanlara yanılsama falan sunmuyor.
Platon gerçek bilginin duyularla değil akıl yoluyla yani düşünsel yolla elde edilebileceğini savunuyordu ve ona göre duyularımız bizi yanıltabilirdi.
Hiç de güvenli şeyler değildir.
Platona göre duyularımız.
Epikür ne diyor? Yok abi diyor öyle bir şey.
Bilginin kaynağı duyularınızdır.
Duyularınız gerçek dünyayı gayet güzel size anlatır diyor.
Yani onlar temel araçlardır.
Gerçek dünyayı algılamanız için diyor.
Platon'a göre gerçek mutluluk ve erdem ruhumuzu mükemmelleştirmek de olur.
Daha böyle ahlaki bir yerden bakıyor.
Yüksek ahlaki idarelere ulaşmakla diyor mutlu olursunuz.
Epikür hayır diyor.
Mutluluk öyle bir şey değil. Daha basit, daha dünyevi bir şekilde tanımlar mutluluğu Epikür.
Ruhun huzuru ve bedensel acıdan uzak olmayı mutluluğun temeli olarak görüyor Epikür.
Ona göre zaten mutluluk asıl hedeftir.
Ahlaki erdemler zaten bizi mutluluğa götürecek olan araçlardır epiküre göre.
Öğrenmek, işte dostluk kurmak, ölçülü yaşam bunlar zaten mutluluk demek epiküre göre.
Ve epiküre göre mutlu olmak için ruhsal dinginlik gerekiyor arkadaşlar.
Bedensen acının yokluğu gerekiyor.
Hani sağlığımız. Haz gerekiyor ama bu hazlar böyle aşırıya kaçmayan, ölçülü bir yaşamla elde edilen basit zevkler.
Öyle çılgın şeyler. Hayal etmeyin.
Ve bedensel zevklerin değil daha çok zihinsel huzurun peşindedir epikür.
Öyle zannediliyor ya bedensel hazlar falan öyle değil.
Yani Platon mutluluğu ideal ve böyle daha soyut bir anlayışla tanımlamaya çalışıyor.
Epiküre baktığımız zaman daha eline tutulabilir bir mutluluk var burada.
Daha dünyevi, daha ayakları yere basan, daha pratik ve daha eylemsel.
O yüzden ben sonuna kadar epikürcüyüm.
Bu arada kanalımda Platon'un mağara alagörüsünü anlattığım bir bölüm var dinlemek isterseniz.
Epicure'a göre olası en iyi yaşam tabi ki bedensel ve zihinsel acıdan azade olan yaşamdır.
Bence haklı bu konuda.
Eğer benim sağlığım yerimde değilse ki buna ruhsal sağlığım da dahil dünyanın en güzel yerine bile gitsem yine mutsuz olurum.
Ama eğer sağlığım yerindeyse iç huzurum varsa beni öyle zor şartlar kolay kolay yıldıramaz değil mi?
Bir İngiliz atasözünün dediği gibi sağlıklı olmak varlıklı olmaktan değer.
O kadar doğru bir söz ki bu yani sağlığın yerinde değilse ne karpe diemia neyin anını yaşıyorsun değil mi neyin mutluluğu.
En büyük yatırım aslında sağlığımıza yaptığımız yatırım en karlı yatırım bizi şimdi ve gelecekte mutlu edecek olan en büyük yatırım sağlığımız.
Size sağlık en büyük hazinedir sözünün gerçek anlamını hayata geçiren bir platformdan bahsetmek istiyorum.
Evital arkadaşlar. Evital, sağlık danışmanlığı arayan bireyler ve sağlık profesyonelleri için uzaktan sağlık danışmanlığı hizmeti sağlanmasına imkan sağlayan bir platform.
Evital ile ihtiyacınız olan sağlıklı yaşam desteğine, internetin olduğu her yerden planladığınız zamana ulaşmanız mümkün.
Oldukça sade ve kullanıcı dostu bir arayüzü var.
Herkesin kolaylıkla kullanabileceği özelliklere sahip bir uygulama.
Evital uygulaması üzerinden sağlık profesyonelleri ile kolaylıkla iletişim kurabiliyorsunuz arkadaşlar.
Mesela gece yarısı çocuğunuz ateşlendi diyelim ama çok endişe edilecek bir durum da yok.
Yine de bir uzmana sormak istiyorsunuz içiniz rahat olsun diye.
Evital uygulaması üzerinden randevu oluşturarak ihtiyacınıza en uygun olan uzmanla online olarak görüşebiliyorsunuz.
Ya da bazen konulan bir tanı için farklı farklı uzmanlardan görüş almak istiyoruz.
Bunun için de ben...
Bence Evital harika bir platform.
Diyetisyene gitmek istiyorsunuz ama saatleriniz uymuyor diyelim ya da psikoloğa gideceksiniz.
Bir türlü zaman bulamıyorsunuz.
O gideceğiniz yollar gözünüzde büyüyor, büyüyor.
İşte bu noktada da Evital aracılığıyla sağlık profesyonelleri tarafından sunulan sağlık hizmetlerine internetin olduğu her yerden hemen bağlanıp randevu oluşturarak destek alabilirsiniz.
Ayrıca ücretsiz bir öngörüşme yaparak sağlık uzmanını daha yakından tanıyarak beraber program belirleyebiliyorsunuz.
Avantajlı seans paketleri var.
Sistemdeki bütün sağlık profesyonellerinin diploması onaylı.
Evital Sağlık Bakanlığı tescilli bir platform.
Evital hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Epikür yaklaşık 30'lu yaşlarındayken artık eğitimler vermeye başlıyor.
Atina'da M.Ö.
306'da oldukça geniş bir bahçede Epikürcü okulunu kuruyor.
Onun buradaki takipçilerine bahçe filozofları adı veriliyor arkadaşlar.
Öğrencileri dostluk içerisinde gösterişten uzak bir biçimde yaşıyorlar.
Dostluk deyince de Epikür be kardeşim.
Bu arada buraya kadınlar da girebiliyorlar.
Zaten ben gitsem de diğer okullar almayacaktı muhtemelen.
Orada bir artistlik yaptılar.
Baktım ya az önce biz zaten seni almıyoruz diyeceklerdi.
Kadınların da her dönemde zorbalanması.
Bu bahçenin girişinde şöyle yazıyor arkadaşlar.
Ey yabancı burada oyalanmakla iyi edersin.
Çünkü bizim için en yüce şey zevktir yazıyor.
Düşünsenize şu anda kapınızın girişinde böyle bir şey yazıyorsun.
Düşünemedim. Adam iyi cesaret etmiş.
Ama zevk deyince de hemen boşun dünyevi zevkler bahçesi tablosu gibi bir şey hayal etmeyin.
Yani adam içsel huzuru işte dinginliğin verdiği hazı kastediyor aslında.
Epikür'ün söylediğine göre 300 civarında eseri var arkadaşlar ama çoğu kaybolmuştur ve Epikür 36 yıl boyunca öğrencilerinden çok büyük bir saygı ve sevgi görmüştür.
Bu şekilde öğretilerine devam ediyor ve 72 yaşında hayata veda ediyor.
Kötü bir hastalık geçirmiş baya böyle acılar içerisinde hayatı son bulmuş ama o süreçte bile mutlu olmak için bir çaba göstermiş ve bu veda öncesinde çok değer vermiş olduğu dostlarına bir takım mektuplar yazmış.
Bu mektuplar çok önemli arkadaşlar.
Çünkü onun felsefesine daha iyi ışık tutuyor bence ve hep o zamanlarda da şöyle bir görüş var işte bir epikürcü keyfinden başka bir şey düşünmez işte çok müsrifler şehvet düşkünü insanlar çok
kurnazlar çok benciller yani hep böyle şeyler yayılmış o dönemde de.
Oysa durum bunun tam tersidir arkadaşlar.
O zamanlardan onun felsefesini çok iyi bilen biri onun için der ki bütün insanlara karşı beslemiş olduğu asil düşünceleri vardı Epekül'ün ve şehre Tunç'tan heykelini diktiler.
Şehir dolusu dense bile az olacak kadar kalabalık dostları, büyüleyici felsefesine bağlanmış taraftarları vardı.
Ana babasına karşı olan minnettarlığı.
Esirlerine karşı olan şefkati, tanrılarına karşı duyduğu saygı ve vatanına olan sevgisi dille anlatılamaz, sonsuz adalet duygusu yüzünden de siyasette uğraşmamıştır
deniliyor. İşte zevki hayatın amacı olarak gösteren adam böyleydi arkadaşlar.
Epikürcüler her zevke el atmazlar ve Epikür kesin olarak şunu söyler.
Ziyafetler, içki alemleri, rastgele sevgi zevkleri bunlar da bir şey bulamazsınız.
Yani aramaya değer olan hakiki zevki bu şekilde elde edemezsiniz diyor.
Zenginlik, şan ve nüfusta da hiçbir değer vermemek lazımdır diyor.
Politika ya da çok mecbur kalmadıkça bulaşma.
Sadece hiçten ibaret bir hayalin bize değerli gibi gösterdiği sahte zevklere ve yalancı servetlere ihtiyacımız yok diyor.
Çünkü bizim tabiatımız basit nimetlerle de yetinebilir.
Servet ve makam için sonsuz tasalar içinde yaşamaktansa mütevazı ihtiyaçlar içerisinde o sakin mutluluğu kendi kendimize yaratmalıyız diyor.
Bu da suçsuz bir vicdandan, düşüncede ve işte haktan ayrılmamaktan doğar.
Zevkleri özenle seçmeliyiz ve onların değerlerini birbirinden ayırt etmesini bilmeliyiz.
Onlar içerisinden kişilik özelliğimize en uygun olanları ve en işe yarayanları arayıp bulmalıyız der Epikür.
Ve eğer acıların arkasında o nispetli büyük ve değerli zevkler bizi bekliyorsa o acılara da cesaretle dayanmalıyız diyor.
Yani aslında baktığımız zaman Epikür'ün felsefesi bir yaşama sanatıdır arkadaşlar.
Pratiğe dökülmüş bir şey var burada.
Epikür'e göre tek bir defa doğuyoruz ve ölünce de artık bütün ebediyet boyunca bir daha asla var olmayacağız.
Yani yeniden yaşama geleceğim bilmem öyle bir şey yok.
Renkarnasyonmuş, öteki alemmiş bunlar yok.
O yüzden çok kasmayın diyor adam yani kısaca bunu söylüyor.
Bu hayata diyor bir kere geldiniz lütfen hayatınızı güzel yaşayın.
Onun hakkından o hayatın hakkından layığıyla gelmeye çalışın diyor.
Çünkü hayatın kendisi zaten bizim karşımıza muazzam bir gaye olarak çıkıyor diyor.
Hayatın hakkından gelmek için ne yapmamız gerekiyor?
Epiküre göre en üstün mutluluğa ve zevke erişebilmek için bizde saklı olan tabiatımızın bize vermiş olduğu bütün kuvvetleri hepsinden fazla ruhumuzdakileri seferber
etmemiz gerekir diyor. Ölüm artık korkunç değil.
Bizim için bir hiçtir diyor.
Çünkü dediği gibi eğer biz varsak ölüm orada yoktur.
Eğer ölüm orada ise zaten o zaman artık biz yokuz diyor.
Epikür ne yapıyor? Hem ölüm korkusunu nakavt ediyor hem de ahiret korkusunu.
Çünkü ona göre tanrılar bize aldırış bile etmeyecek yücelikteler.
Yani senin günahınla mı uğraşacak, sevabınla mı?
Onların seninle ne işi olur diyor.
Onlar o kadar yüce ki senin gibi küçük bir atom parçasın onlar için.
Hiçbir önemin yok. Onların kozmik oluş ve yok oluşta herhangi bir alışverişleri yok Epikür'e göre.
E ne yapıyor bunları söyleyince?
Din adamlarının dikkatini çekiyor değil mi?
yoksa, ölüm korkusu yoksa din adamlarına ne olacak?
Hani onlara bir iş kalmıyor. Neyle korkutacaklar insanları?
Ne şekilde rant sağlayacaklar değil mi?
Bunların önünü kesiyor.
O yüzden epikürü dindarlar sevmiyor.
Münafık ve zındık kategorisindedir onlar için.
Lol. Yani adam diyor ki ya diyor sizin aklınız var kardeşim.
Doğru kullanın aklınızı.
Düzgün yaşayın. Ölçülü yaşayın.
Aklınızı kullanın. Zaten mutlu olacaksın diyor aklını kullandığın zaman.
Hani ölçülü yaşarsın diyor aklını kullanan bir insan.
Zaten güzel ya. Zaten taşkınlık yapmaz.
Zaten ahlaksızlık yapmaz.
Vicdanı buna el vermez zaten.
Tabiatın çizdiği bir yol var ve aklın idare ettiği bir hayat var.
Bunları birleştirirseniz zaten diyor mutlu bir hayat süreceksiniz diyor.
Ve ona göre değişmez bir alın yazısı diye bir şey yok arkadaşlar.
Geleceğimizi kendimiz tayin edebiliriz.
Bunu aklımızı kullanarak yapabiliriz.
Ama şunu da söylemiyor. İşte kaderiniz tamamen sizin elinizdedir.
Öyle bir şey söylemiyor. Diyor ki insanız diyor.
da yapabiliriz kiniklerde olduğu gibi şey yok yani böyle işte yoksulluğa katlanalım acılara katlanalım böyle bir şey yok epikürcülükte aksine Daima ruhumuza neşe sağlayan, bizim kişiliğimizi
soylulaştıran, yücelten, ruhumuzu yücelten şeyler var.
İçimizdeki ve dışımızdaki nimetlere yönelme var epikürcülükte.
Ve epikürosa göre mutlak iyi, mutlak kötü böyle şeyler yok arkadaşlar.
Sadece haz ya da acıya yol açan düşünce ve eylemler var.
Bir epikürosçu her zaman arzularını gözden geçirir.
Ve bu arzuların gerçekten doğal ve gerekli olup olmadığı...
Kendisine sorar. Yol açtığı zevki, acıyı ve sakıncasını düşünür bir epikürosçu.
Mesela arkadaşlar sigara içmek.
Bu arada kanalımda sigarayı bırakmak üzerine bir bölüm var.
Onu da dinleyebilirsiniz. Dinledikten sonra sigarayı bırakanlar çok oldu.
Geri dönmediler. Aralarında tiryakiler vardı.
Mutlaka bir şans verin derim o bölüme.
Kapa parantez.
Sigara içmek gayet zevk veren bir şey değil mi?
İçenler için çok keyifli olduğunu söylüyorlar.
Epikürosçu olsak şöyle düşüneceğiz.
Okey bu anlık bir haz veriyor belki.
O an benim stresimi de alıyor.
Ama uzun vadede baktığım zaman sigara içmek bana neler yapacak?
Buna değer mi? Şu an aldığım haz için geleceğimi yaktığıma değer mi?
Bunu soruyorlar. Yani hazzı acıyla kıyaslama var burada.
Akılcı bir hedonizm.
Anlatabildim mi? Ya da atıyorum lüks bir hayata özeniyorsunuz.
İşte çok lüks çantalar almak istiyorsunuz ama öyle bir maddiyatınız yok.
İşte borca giriyorsunuz, harca giriyorsunuz, lüks lüks harcamalar yapıyorsunuz.
Anlık mutlu oluyorsunuz.
Evet alıyorsunuz onları da ama sonra ne oluyor?
Nasıl ödeyeceksiniz? Gerçi sugar dadisi olan, sugar mamisi olanlar var değil mi?
Hep bir sponsor arayışı lüks hayat için.
Sonra ne oluyor? Böyle geçen bir ömür.
Hani kişilik kaybı bence onursuz bir hayat.
Ya da sürekli çalışacaksın.
O lüks harcamalara yetişebilmek için.
Epicure diyor ki arzularınız ne kadar az ve yalınsa tatmin edilmeleri o kadar kolay olur.
Tekrar ediyorum. Arzularınız ne kadar az ve yalınsa tatmin edilmeleri o kadar kolay olur.
O kadar az çalışmanızı gerektirir ve dostlarınızla geçirecek daha fazla zaman bulursunuz.
Kemal Sayır'ın çok güzel bir sözü var arkadaşlar.
Diyor ki kazanırken neleri kaybediyorsunuz?
Tekrar soruyorum. Kazanırken neleri kaybediyorsunuz?
Şöyle bir düşünsenize Epikür'e göre iyi bir hayat için bütün gereksinimimiz temel bir güvenlik, sağlığımız, aklımız ve tabii iyi dostlarımız arkadaşlar.
Çünkü Epikür iyi dostluğu hayatın merkezine koyar.
İyi bir dostluk ona göre aşktan hatta aileden bile çok daha önemlidir ki kendisi hiç evlenmemiştir.
Epikürosçular yozlaşmış kent devletini reddederek kendi küçük dost topluluklarını oluşturmuşlardır.
Bu benim çok hoşuma gidiyor. Epicure bizlerin mutlu olma konusunda çok kötü olduğumuzu, kendimize mutsuzluklar icat etmede çok yetenekli olduğumuzu söylüyor arkadaşlar.
Mesela şöyle düşünün, ruhunuzu öldüren bir işte çalışıyorsunuz ve o işi sürdürürken kendi kendinize sürekli işte gelecekte terfi edeceğim, emeklilikte mutlu olacağım, şöyle bir zaman diliminde mutlu olacağım, kendi kendinizi
böyle avutuyorsunuz değil mi? Gelecekte mutlu olma umuduyla bugünün mutluluğunu erteliyoruz.
Ama bu sırada yaşadığımız anın güzelliği...
Elimizden kayıp gidiyor.
Yani Epikürosçu deyişle sevincimizi niye erteliyoruz arkadaşlar, mutluluğumuzu?
Ya da kendimize geçmiş yüzünden mutlu olamayacağımızı neden söyleyip duruyoruz?
Geçmişte ne yaşadıysak yaşadık diyor Epikür.
Ama şu an senin geçmişin yok, geçmiş geçmişte kaldı.
Hayatının dizginleri artık şu an senin elinde.
Ve şu an sana acı çektiğinden şey geçmişin değil, sensin.
Seneca da epikürosçuluğun bu yanını çok beğenir ve der ki geçmiş acıları peşimiz sıra sürüklememizin bize ne gibi bir yararı var der Seneca.
Epikürosçuluk bilisten terapilerle çok benziyor arkadaşlar bu yanıyla fark ettiyseniz.
Zen hocası Alan Watts der ki Şeyler der geçmişle açıklanmaz.
Şimdiyle açıklanır.
Bu sorumluluğun doğuşudur.
Yoksa her zaman omzunuzun üzerinden geriye bakıp ben nevrotiyim çünkü annem beni terk etti.
O da nevrotik çünkü annesi de onu terk etmiş diyebilirsiniz.
Bu da böylece Adem'le Havva'ya kadar gider.
Bütün bunları yaptığınızda yüzleşmeniz gerekiyor.
Mazeret diye bir şey yoktur der.
Ya da mutluluğunuzu geleceğe ilişkin kaygılarla mahvedebilirsiniz.
İşte ya başarısız olursam, ya sevgilin beni terk ederse, ya aldatılırsam, ya hastalanırsam gibi gibi değil mi?
Epikrosçular işte bütün bunlara bakıp o mu silkerler arkadaşlar?
Ne olur öyle olursa?
Hani niye hiç olmamış ya da belki hiç olmayacak bir şey için kendimi neden bugünden üzeyim?
Niye ben şu anda anımı berbat edeyim olmamış bir şey için ya da hiç olmayacak bir şey için?
Epikrosçu Horas der ki...
An ile mutlu olan ruha gelecekte olabileceklerden kaygılanmaktan nefret etmeyi öğretelim der.
Anı yaşarken de gelecek yani ahiret tasası yok dediğim gibi.
Hatta Epikirosçuların mezar taşında yoktum oldum yokum aldırmam yazar.
Mezar taşıma bunu yazdırmak istiyorum ama öbür tarafta yaşayacaklarımı bir düşünüyorum yani.
Demek yoksun ha aldırmıyorsun.
Zemani kardeş bir dakika dinler misin?
Ben Epikür'ün kurbanıyım.
Şimdi arkadaşlar Karl Marx tezini Epikür üzerine yapmıştır.
Hatta komünizm fikirlerinde onun şekillendirdiği söylenilir.
Thomas Jefferson kendisine Epikür oscu der ve Amerikan bağımsızlık bidirgesine mutluluk peşinde koşmayı eklemeyi başarmıştır.
Şimdi size Epikür'ün mektuplarından böyle aralarda yakalayıp beğenmiş olduğum detayları paylaşacağım arkadaşlar.
Der ki size mutluluk verecek şeyleri zamanında öğrenin yani çok yaşlanmadan öğrenin kim mutlu değilse onu elde etmek için mutluluğu elde etmek için her zahmete katlanmalıdır der
yalnız bu mutluluk tanımı en başta dediğim gibi bunu unutmayın içsel huzur anlamında iyi bir yaşam sürme anlamında ölümden korkanlara da diyor ki aslında diyor hayatı yaşamamak daha korkunç bence doğru
imza kaşe mühür diyor ki bize göre kendi kendine yeterlilik çok iyidir ama bu her zaman en azla yetinmek gerektiği için değil aksine çoğu bulamadığımız zaman azı
hoş görebildiğimiz içindir.
Çünkü biz şuna inanırız ki zenginlikten en büyük zevki ona en az muhtaç olanlar duyar.
Ve Epikür der ki bütün tabi olan şeyler en kolay elde edilendir.
Boş olanlarınsa sağlanmaları güçtür.
Sözlere bakar mısınız?
Muhteşem. Ve şu söz çok hoşuma gitti.
Zenginlikten en büyük sevki ona en az muhtaç olanlar duyar diyor.
Harika. O yüzden arkadaşlar sade yaşayın diyor.
Hani günümüzde minimalizm konuşuyoruz ya kanalımda onun da podcastı var.
Hala çok isteyip yapamadığım bir şey.
Demek ki çok istemiyormuşum.
Şimdi arkadaşlar neden böyle söylüyor?
Çünkü biz sadece yaşadığımız zaman hayattaki başımıza ne gelirse işte maddi zorluklar vesaireler bunları daha kolaylıkla öfkelebiliriz diyor.
Çünkü çok fazla şeye ihtiyacın olmadığı için sana çok fazla koymuyor bir şeylerin yokluğu.
Bir de arkadaşlar epiküryen mutfak diye bir şey var.
Hani duyarsanız onu da bilin epiküryen mutfak.
Nasıl epikürün haz anlayışı yanlış anlaşıldıysa e tabi mutfak olayını da yanlış anlamışlar.
Epiküryen mutfakta böyle işte çok lüks şaraplar, en kaliteli yiyecekler.
İşte en organik en zor bulunan yiyecekler falan var ki öyle bir şey yok.
Yani epikürde öyle bir şey yok.
Her şeyin en pahalısını işte en güzelini yemeliyim demiyor epikür.
Çünkü ben her şeyin en iyisine layığım lanet olası pislikler.
Öyle bir şey yok yani son derece basit besleniyor epikür.
Bazen bir lokma ekmek bir tas su içiyor hırka diyecektim.
Dilime dolanmış.
Yani o da yetiyor. Adam mutlu çünkü.
Epikür arzuları üçe ayırıyor arkadaşlar.
İşte bir tanesi doğal ve zorunlu olan arzular.
Ki bu da aynı Maslow'un piramidinin basamaklarındaki o zaruri ihtiyaçlarımıza benziyor.
Gerçi o basamaklar bize bir şeyler oldu.
Hayatta kalacak kadar beslenmek, işte barınmak, sağlıklı olmak değil mi?
İkincisi doğal ama zorunlu olmayan arzularımız.
Yani olmasa ölmeyiz arkadaşlar.
da hani fena olmaz diyeceğimiz şeyler.
Mesela lezzetli yiyecekler.
İşte lüks bir ev değil mi?
İşte estetik ya da sanat salazlar.
Hani hiç kimse şey demez. Aman tanrım bugün hiç müzik dinlemedim az sonra öleceğim dostum demiyoruz değil mi?
Ama dinlersek iyi olur.
Hayattan daha çok keyif alırız.
Üçüncüsü ise doğal olmayan gereksiz arzularımız.
Bu arzular böyle insan doğasına uygun olmayan, mutluluğa zarar veren gereksiz arzular.
Ki epiküre göre bunlar tatmin edilmemelidir bu üçüncü olanlar.
Doğal olmayan gereksiz arzularımız.
Çünkü bunlar kişiyi tatminsiz yapar.
susuz bir hale getirir ve bu arzular genellikle dış etkenlerden ya da toplumun dayatmış olduğu yanlış inançlardan kaynaklanır.
Tatmin edilmeleri kısa vadeli bir zevk verse bile uzun vadede çok daha büyük acılara yol açabilir.
Mesela zenginlik arzusu az önce söylediğim gibi, sınırsız güç, sınırsız iktidar isteği, şöhret arzusu olabilir, ultra ultra lüks şeyler olabilir.
Bunlar doyurulmamalı diyor, yapmayın diyor.
Yani bunların peşinde koşanlar zaten hiçbir zaman, tam anlamıyla tatmin olmayacaktır.
Sürekli sürekli daha fazlasını isteyeceklerdir diyor.
Bence bu konuda haklı ve bazen daha çok paramız olursa daha iyi bir işimiz olursa para anlamında daha iyi bir evimiz olursa muhteşem bir arabamız olursa daha çok mutlu olacağımızı zannediyoruz
değil mi? Halbuki bunun böyle olmadığını o kadar iyi biliyoruz ki içimizde bir yerlerde mutluluğumuzu sürekli erteliyoruz ve mutluluğu hep bir şeylere endeksliyoruz.
Instagram'da gördüğümüz sahte hayatlara özeniyoruz.
Sosyal medya, kariyer hedefleri, sürekli değişen moda trendleri, bilmem neler derken bu akışın içinde kaybolup gidiyoruz.
Ama Epicure bize şunu söylüyor.
Bir durun diyor. Bir durun ve sadeleşin.
Hayatımızda bizi mutlu edecek birkaç temel şey var.
Onlara odaklanmamızı söylüyor.
Yeterince yemek yemek, güvenli bir barınak, sağlıklı olmak ve iyi dostlarımızın varlığı.
Ömer Hayyam ne diyor?
Varsa sana yetecek kadar yiyeceğin, bir de başını sokacak kadar evin, insanoğluna kulluk etmiyorsan sevin be gözüm.
Zaten cennettesin diyor.
Kanalımda Ömer Hayyam'ın da podcastı var dinlemek isterseniz.
Bu arada Epikür'ün geçmişte ölüm korkusu dediği şey bence bu zamanın insanlar için ölüm korkusu değil gelecek kaygısı.
Sürekli başımıza gelmemiş belki de hiç gelmeyecek olan şeylerin kaygısını güdüyoruz.
Onların yasını tutuyoruz.
O günü belki kendimize zehir ediyoruz.
Anda kalamıyoruz ve sanıyoruz ki mutluluk bu kapitalist düzende sürekli yeni bir şeyler satın almakla gelecek ki bize dayatılan şey.
Tüketim odaklı yaşıyoruz ve tüketim odaklı yaşarken en çok tükenen...
Biz oluyoruz. Mesela geçen gün bir arkadaşıma ısrarla arabasını yükseltmesini söylüyorum.
İşte arabanın eskidi yolda kalacaksın bilmem ne korkuyorum falan diyorum.
O da bana dedi ki ben dedi artık borca falan girmek istemiyorum.
Çünkü yarına çıkacağımın bir garantisi yok.
Ben o parayla gezerim tozarım dedi.
Yeni anılar biriktiririm dedi.
Yani bu araba bana yetiyor dedi.
Ayağımı yerden kesiyor. Şöyle bir düşündüm.
Gerçekten hayat dersi gibi doğan.
O kadar haklı ki. Niye ya?
Niye kendini bu kadar zora soksun değil mi?
Epicure için gerçek dostluk bu dünyadaki en kıymetli hazinedir arkadaşlar.
Ve diyor ki eğer birbirimizi göremezsek, birbirimizle buluşamazsak ve bir arada kalamazsak çok geçmeden sevgi duygusu...
kaybolup gider diyor.
Yani sanal ve sahte dostlukları bırakın diyor.
Ta o zamanlardan sezmiş bu zamanları.
Gerçek dostlarınıza zaman ayırmayı ihmal etmeyin arkadaşlar.
Ve Epicure der ki elinde olanı küçümseme çünkü bir zamanlar buna sahip olmayı dilemiştin.
Bu sözü unutmayın arkadaşlar.
Bence çerçeveletip duvara asılacak bir söz.
İnsan bazen ulaştığının nankörü olabiliyor değil mi?
Bu bölümü şu sözleriyle sonlandırmak istiyorum.
Kendine en yetebilen insanın bile Başka birine ihtiyaç duyduğu anlar vardır.
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Evital'de sağlık alanında ihtiyaç duyduğunuz her an bir tık yakınınızda açıklamalara bırakmış olduğum linkten Evital'i daha detaylı inceleyebilirsiniz.
Bu çarşamba yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
