
Samsung Galaxy A34 5G Hakkında detaylı bilgi almak için: Samsung Galaxy A34
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri için: Tıklayın
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "Samsung Galaxy A34 5G" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy A34 5G'nin katkılarıyla hazırlanan Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugün ne konuşacağız?
Mükemmelliyetçilik. Bunun üzerine konuşalım istedim çünkü uzun zamandır beklenen bir bölüm.
Bu bölümde mükemmelliyetçilik nedir?
Biz öyle miyiz? Olumlu ve olumsuz tarafları nelerdir?
Nasıl kurtulabiliriz?
Ve bunun altyapısında yatan psikolojik sebepler nelerdir?
Yani çocukluğumuzdan yiyeceğiz yine.
Yani kısacası en iyiyi ararken...
İyiyi kaybedenlere gelsin bu bölüm.
O zaman dövüş kulübüne hoş geldiniz arkadaşlar ve ben Jack'in kırık kalbiyim diyerek açmak istiyorum bu podcast'ı.
Hatta onun şu sözleriyle, Hiçbir zaman kusursuz olmayayım.
Kurtar beni Tyler. Kusursuz ve tamamlanmış olmaktan kurtar.
Çok seviyorum ya.
Hadi başlayalım. Psikoloji bu konuyu nasıl ele alıyor?
Oradan başlayalım. David Burns, kendisi Stanford'dan emekli bir profesör psikiyatr.
Mükemmelliyetçiliği şöyle tanımlar.
Dikkat! Standartları ulaşılabilir sınırların ve sebeplerin çok ötesinde, dürtüsel olarak imkansız hedeflere ulaşmak için aralıksız didinen ve kendi
değerine buraya dikkat!
Üretkenlik ve başarıya göre ölçen kişiler.
Şimdi bu tanım beni anlatıyor diyenler el kaldırsın.
Bir de şöyle tanımlıyor.
Mükemmelin mümkün olduğuna inanma ve ona ulaşma çabası.
Yani kişinin kendi ve başkaları için böyle yüksek standartlar belirleme eylemi.
Bir de şöyle bir şey var. Ben şimdi sokağa çıksam desem ki insanlara mükemmelliyetçi misiniz?
Sorsam %90'ı evet mükemmelliyetçiyim der ama hiç alakası yok.
Yani bildiğimiz mükemmelliyetçilik tanımı hatasız iş yapıyorum, bayılıyorum hatasız iş yapmaya.
Bu, bu değil ama.
Çünkü aynı zamanda kişinin kusursuz olma çabasını da içeriyor.
Şöyle şimdi kusurlarını kabul eden insanlar kendilerine bir şekilde tolerans gösterebilirler.
Bir hata yaptıkları zaman derler ki tamam neyse bu seferlik olmadı bir dahakine daha iyisini yaparım.
Canım sağ olsun ben de insanım ben de hata yapabilirim bunları söyleyebilirler.
Ama mükemmelliyetçi bir insan için bu namümkün olmadı diye bir şey yok onların lügatında.
Niye biliyor musunuz? hatalarıyla ve kusurlarıyla kabul edilmeyeceklerini düşündükleri için en büyük endişelerinden biri budur çünkü.
Merve yine çocukluğumuza mı ineceğiz?
Tabii ki ineceğiz. Sıkı tutun az sonra derin dalışa geçeceğiz.
Şimdi mükemmelliği için kişilerin kendilerine güven duyma ve böyle kendilerini yeterli hissetme konusunda Ve bir takım sorunları vardır.
Yani tüm çabası değerli ve anlamlı bir varlık olduğunu kendine onaylatmaktır.
Hatta diğer insanların da onayını almaktır.
Ve mükemmelliyetçilik hayatın her alanında olabilir.
Biz bunu şey genelliyoruz işte mükemmelliyetçiliğim her alanda öyle bir şey yok.
Kimi işte olur, kimi aşkta, kimi ev işlerine kafayı takar, kimisi bedeni konusunda böyledir.
Yani farklı farklı alanlarda olabilir.
Çünkü dediğim gibi genelde mükemmelliyetçiyim deyince aa hiç öyle durmuyorsun diyenler olabilir.
Herkesin alanı başka.
Mesela ev temizlik konusunda düşünelim.
Böyle olan birisi mükemmel temizlikte bir evim olmalı der.
Ve bunu yapmak için ne yapar?
7-24 temizlikle uğraşır.
Standartları çok yüksektir.
Çünkü yani o ev böyle bal dök yala olmalıdır.
Ya ben elektrik prizinin içini kulak çubuğuyla temizleyen birini gördüm.
Şahidim. Elf gözlerim neler görüyor Legolas.
Evde en ufak bir dağınıklık olsa böyle çıldırırlar.
Kendilerini başarısız hissediyorlar.
Çünkü alttan alta dediğim gibi bunun çeşitleri olabiliyor.
Ama en baştan şunu söyleyeyim.
Bir yararlı mükemmel niyetçilik var.
Bu güzel bir şey. Bir de yararsız olanı var.
Hepsi de kötü değil arkadaşlar.
Buradaki ayrım bu tarz olumsuz sonuçlara rağmen işte misal evi bir gün temizlemedim diyelim.
Bunalıma giriyorsam eğer yani olumsuz bir etkilenme varsa ve ben buna rağmen hala o çok yüksek kişisel standartlara ulaşmaya devam ediyorsam çabanın içerisindeysem ve kendi değerim burası
çok Kendi değerimi bu standartlara göre belirliyorsam ne kadar yaklaştığıma göre o standartlara bunun üzerinden belirliyorsam işte bu zararlı mükemmelliyetçiliktir.
Sonuç önemli burada. Şimdi siz gerçek bir mükemmelliyetçi misiniz ona bakalım.
Birinci sorum şu. Yaşamınızda tesadüflere yer var mı?
Sürprizlere açık bir insan mısınız?
Yoksa bir işin nasıl yapılacağından tutun.
Nerede, ne olacağı, önceden her şeyi bilmek mi istiyorsunuz?
Bütün ayrıntılara hakim olmak gibi bir derdiniz var mı?
Çünkü mükemmelliyetçiler hayatlarını hep böyle kendi denetimleri altında tutmak isterler.
Sürprizleri sevmezler.
Nereden mi biliyorum? Aman Emrah üzümünü ye de bağını sorma.
İkinci sorum.
Kendinizi bunharca eleştiriyor musunuz?
Hani hiç kimseye gerek yok. Ben zaten kendimi ölümüne eleştiriyorum diyenler.
Diğer insanların sizi ancak mükemmel olduğunuz zaman böyle değerli görüp sevineceğini düşünüyor musunuz?
Yani ben kusurlarımla kabul edilmem inancı var mı içinizde bir yerlerde?
Ya da doğru olanı yapmak için ne kadar zaman harcıyorsunuz?
Böyle 30 saat incik cıncık uğraşıyor musunuz?
Karar alırken çok zorlanıyor musunuz?
Bu da önemli bir detay. En ufak bir kararda bile atıyorum bir ayakkabı alacaksınız.
8 tane AVM gezmem lazım diyor musunuz?
Ayrıntılar da boğuluyor musunuz?
Ya da işte konuşurken karşı taraftan gelecek tepkilere karşı çok duyarlı mısınız?
Mesela en basiti böyle biriyle konuşurken sürekli çok özür dilerim diyenler vardır.
İki lafından biri budur. Çok özür dilerim ama öyle demek istememiştim.
Çok affedersiniz pardon. Yani ufacık bir kelime hatası yapsa hemen böyle düzeltmeye çalışan insanlar vardır.
Yanlış anlaşılmaktan o kadar çok korkarlar ki.
Veya işte sürekli siz konuşurken düzeltenler de vardır.
Bazen gıcık olursunuz. Onlarda da var aynısı.
Yani yanlış anlaşılmaktan çok...
büyük bir korku duyma. En ufak bir sorun yaşadığınız zaman hemen böyle şikayet edip sızlanır mısınız?
O işin olumlu yönlerini bir anda bırakıp...
Olumsuza mı odaklanırsınız?
Eşyalarınızı saklama konusunda nasılsınız?
Mesela istifçi misiniz? Hiç atmayan, hiç kimseye vermeyen bunlar da da olabiliyormuş.
Arkadaşlarınızdan böyle yakınlarınızdan bir şey isterken çekiniyor musunuz?
Çünkü diğer kişilerin sizin kadar o işi iyi yapmayacağını düşünebilirsiniz.
En iyi ben yapıyorum. En mükemmel ben yapıyorum.
O yüzden bu işi de tek başıma kotarırım deyip haydi böyle 8 kişinin yapacağı işi tek başına yapmaya kalkıyor musunuz?
Sırf güvenmediğiniz için o mükemmel olmayacak diye.
eve temizlik için yardımcı alıp ondan daha çok yorulan insanlar tanıyorum.
Mükemmelliyetçi olduğu için. Veya bir işi böyle başkasına devredip sürekli kontrol eder misiniz?
Yaptı mı? Yapmadı mı? İyi yaptı mı?
Benim istediğim gibi oldu mu? O standartı yakaladı mı?
diye. Ya da bir iş yaptığınız hani normal bir insan 2-3 kere kontrol eder.
Mükemmelliyetçi bir insan ona 30 kere bakar, kontrol eder.
Böyle didik didik eder. Mükemmel yetişsin sizinle program yapmak çok zor olur.
Çünkü programı hep böyle kendisine uyana kadar 30 kere değiştirir onlar.
Ya şöyle mi yapsak böyle mi yapsam bu olmadı ya sanki falan.
Böyleler yani. Zaman ve yer konusunda da kendi öncelikleri vardır o insanların.
Yani karşısındaki insan ona uyusun ister.
Ve yaptıkları her işte başarılı olmak isterler.
Başarı hırsı oldukça fazladır.
E tabi sevgililerin olması da çok zordur çünkü kafalarında kurdukları bir imaj var.
O kişiyi ararlar daima ve bulamayınca da ya da buldukları insanlara da bir kusur takıp ayrılırlar.
İş bağımlısı olabiliyorlar çünkü bir iş yapıyor olmak onlar için çok önemlidir.
Hata toleransları çok düşüktür.
Zamanında yapılmayan, eksik bırakılan işler inanılmaz öfkelendirir onları.
Ve yaptıkları iş için böyle olumsuz yoruma çok fazla açıktırlar.
Ama şöyle düşünün bunu size bin tane güzel mesaj geliyor.
İçlerinden sadece bir tanesi çok kötü ve siz o bin mesajı unutup...
Onun yasını tutuyorsanız eğer o bir mesajın o işte orada bir sıkıntı var.
Yine mükemmel geçiye çıkıyormuş o kapı.
Ya da iyi, güzel, başarılı olduklarını düşündükleri zaman rahattırlar bu insanlar.
Artık hangi konudaysa mükemmel geçiniz o alanda.
Tipiniz konusunda mı?
Ne bileyim giyiminiz konusunda olabilir.
İşiniz konusunda, aile çevrenizde, fedakarlığınızda.
Dediğim gibi çeşitli alanlar var.
Yani kendilerini bu konularda rahat hissetmeyecekleri bir ortama da girmezler bu arada.
İnsanlarla olan ilişkilerinde de genelde zihinlerini meşgul eden o olumsuzlukları konuşurlar.
Hatta insanlar onları bu yüzden çok negatif, hep böyle sorunlara odaklı yaşayan biri gibi düşünebilir.
Ve sürekli kullandıkları bir söz vardır.
En iyisi, en iyisi, daha iyisi, en daha.
Bunları söylerler. Onların hayatında ortalama diye bir şey yoktur.
Yaptıkları iş daima en iyisi olmalıdır.
Ama enteresandır da böyle son dakikaya kadar da yapmazlar işlerini.
Ertelerler çoğu mükemmelliyetçi insan.
Çünkü ertelemenin de altında konuşmuştuk daha önce o podcastimde, erteleme podcastimde.
Ne demiştim? Mükemmelliyetçilik var demiştim değil mi?
Ve başarısızlık korkuları onları adeta felç eder çünkü.
O yüzden ertelerler.
Ve hedefledikleri standartlara ulaşınca da yine memnun olmaz.
Bunu şöyle düşünün. Mükemmelliyetçi insan bir dağa tırmanıyormuş gibi düşünün.
Hedefi var dağın tepesine çıkmak.
Çok yüksek bir standart.
Bu standartı yakalar dağın tepesine çıkar ama bu onu mutsuz eder.
Kendine yepyeni bir dağ bulur acilen.
Böyledir. Bir iş yapacakları zaman şartların istediği gibi olmasını beklerler.
Derler ki ama şu an bu böyle değil ama masam düzenli değil.
Ben şunları bir şöyle yapayım ondan sonra.
O yüzden de dediğim gibi yine ertelemeye giderler.
Kısaca toparlarsam en önemli özellikleri şunlardır.
Birincisi zorlayıcı standartlar ve öz eleştiri yaparlar.
İkincisi olumsuz etkilerini bilmelerine yaşamalarına rağmen o zorlayıcı standartlara hala hala ulaşma çabaları vardır.
Üçüncüsü de en önemlisi.
öz değerlerini o yüksek standartlara dayandırırlar.
Kendi öz değerinizi ne olduğunuza göre değil, ne yaptığınıza göre belirlersiniz eğer bir mükemmelliyetçiyseniz.
Şimdi eminim çevrenizde çok vardır.
Ben mükemmelliyetçiyim ya diyenler.
Artık onlara bir dur deme zamanı bence.
Hayır abi değilsin. Çünkü çoğumuz bunu dediğim gibi en iyiye ulaşmak için gösterilen çaba olarak algılıyoruz.
Ama gördüğünüz gibi mükemmelliyetçi olmak o kadar kolay değil.
Yani o maddelerden...
yüzde kaçı size uydu mesela değil mi?
Merve ben mükemmelliyetçi miyim acaba?
Yani kendim için hep en iyisini isterim diyenler de olabilir.
Hayır çoğumuz bunu isteriz.
Önemli olan en iyiyi ararken iyiyi kaybetmemektir diye düşünüyorum.
Ve şimdi size Acayip iyi bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Samsung A34 5G.
6.6 inç sonsuz U ekranı ile görüşünüzü genişletmek ve FHD Plus süper AMOLED ekranı ile ışığın en parlak olduğu dış mekanlarda bile sevdiğiniz her şeyin keyfini
canlı yüksek çözünürlük ve gerçek hayattaki de benzer renklerle yaşamanız mümkün.
Pil ömrü sıcaklık ve belleğini optimize etmek için oyun oynama alışkanlıklarınızı izlerken arka plan aktivitelerini ve bildirimleri engelleyerek daha fazla odaklanmanızı sağlıyor.
Stereo hoparlörleriyle oldukça güçlü bir ses deneyimi sağlıyor.
Ultra geniş ana makro olmak üzere 3 adet arka kamerası mevcut.
Samsung üst düzey güvenlik ve kullanım güvencesi sunmak adına her daim cihazınızı güncel tutuyor.
4 işletim sistemi güncellemesi ve 5 yıl boyunca güvenlik güncellemeleri desteği sunuyor.
Sade ve şık hatlara sahip cam gibi glastik kaplama ile çerçevelenmiş ve asla modası geçmeyecek 3 renk seçeneği var.
Acayip iyi yeşil, acayip iyi gümüş ve acayip iyi siyah rengi.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten siz de acayip iyi Samsung A34 5G'yi hemen inceleyebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Son yıllarda yapılan psikoloji alanında yapılan çalışmalarda mükemmelliyetçinin farklı boyutları konusuna dikkat çekiliyor.
Mükemmelliyetçiliğin üç farklı boyutundan bahsedeceğim size.
Eğer hani bunlardan biri sizde varsa diye.
Birincisi arkadaşlar ben merkezli mükemmelliyetçilik.
Bu hiç gerçekçi olmayan ulaşılması imkansız standartlara yönelik olmaktır.
Yani kişi kendisine kendisine başkasına değil bunları empoze eder yüksek standartları.
Ve kendini habire eleştirir.
Kendi kendine zarar verir.
Başkasına gerek yok. Kendi inandığı bir en iyi vardır ve ona ulaşmak için her şeyi yapar.
Kendini tüketir ve sonunda kendini yetersiz hisseder.
Ve ruhu sıkıntıya düşer.
Yorulur bu tempodan ve depresyona girebilir.
Ve yeme bozukluğu da olabiliyormuş bunun sonucu.
Az sonra psikolojik sebeplere değineceğiz.
İkincisi öteki merkezli mükemmeliyetçilik.
Burada az önce kendimize yaptığımız zulüm var ya bunu...
Karşımızdaki insanlara yapıyoruz.
Çuvaldızı başkalarına batırdığımız yer burası.
Eşini, çocuğunu, iş yerindekileri, arkadaşlarının herkesi darlarlar.
Mükemmel olmalarını beklerler bu ikinci kategoridekiler.
Yani kendi mükemmellerini dayatırlar karşı tarafa.
Ve bunu işte bir taleple işte sözleriyle yani bir şekilde ima ederek empoze etmeye çalışırlar kendi doğrularını karşı tarafa.
Üçüncüsü de toplumsal olarak emredilen mükemmel yetkiliktir.
Bu grupta el alem ne der?
Yani bunun üzerine kurmuştur hayatını.
Toplumun mükemmel standartlarına göre hayatını idame ettirir.
Herkesle iyi geçineyim aman kötü olmasınlar fedakar olayım.
Benim düşüncelerim değil toplumunkiler önemli işte eşimin dostumun akrabalarımın.
Herkesin görüşleri önemli benimki değil.
Onların bir mükemmeli var ve ben onlara göre yaşamalıyım.
Başkalarıyla en ufak bir sorun yaşasalar günlerce gecelerce onu düşünürler kafaya takarlar.
Yani başkaları onların cehennemidir açıkçası.
Ve böyle başkalarıyla en ufak bir sorun yaşasalar günlerce gecelerce onu düşünürler kafaya takarlar.
Ve bu sorunu hemen çözmek isterler.
Çünkü bekledikçe kaygıları şaha kalkar dayanamazlar.
Ve az önce dedim ya mükemmel yetiler belirsizliğe aslanlar.
tahammül edemezler. Çünkü plancılardır, kontrolcülerdir dedim.
İyi ama neden böyleler?
Çünkü bu insanların aile yapıları oldukça karmaşık ve zorlayıcıdır arkadaşlar.
Tutarsız bir ailede büyümüşlerdir.
Küçükken annesinin babasının tam olarak neye kızacağını kestiremez bu insanlar.
Hangi davranışımı onaylarlar?
Acaba neye tepki gösterirler?
Bunu yapsam bana kızarlar mı?
Çocuk bunu kestiremez.
Sadece ve sadece tahmin etmeye çalışır.
Ve davranışlarını da o tahminlere göre ayarlar.
Düşünsenize sürekli böyle itilip kakılıp azarlanan bir çocuk düşünün.
Annesinin babasının yüz ifadelerine bakmaz mı?
Tahmin yürütmeye çalışmaz mı?
Bana nasıl davranacaklar acaba?
Ben yüz ifadelerine bakayım öyle bir hani davranışlarımı ona göre ayarlayayım.
Çocuğun düşüncesi bu. Ve böylece ne oluyor?
Zamanla olaylar üzerinde kontrol sağlar kendince değil mi?
Sonra o çocuk büyür, yetişkin olur ve aynısını etrafındakilere yapar.
İnsanların sözlerine ve gözlerine bakarak ayarlamaya çalışır davranışlarını.
Ona göre bir tahmin yürütür.
Eğer bu tahmini yürütemezse o belirsizliğe, o kaosa gelemez.
Tahammülünün olmaması sebebi bu.
Plancılığı, kontrolcülüğü, altyapısında bu var.
O yüzden çocuklarınızla davranışlarınızda tutarlı olun der pedagoglar değil mi genelde?
Yani tutarlı olmadığınız zaman elbette olabilir ama bence bunu açıklığa kavuşturmalıyız.
Neden bu davranışı sergilediğimizi çocuğa anlatmalıyız diye düşünüyorum ben.
Ve yetersizlik duygusuna geleceğim.
Yetersizlik duygusu neden var mükemmeliyetçilerde?
Şimdi yetersizlik deyince direkt tabii ki Alfred Adler'den bahsetmem gerekiyor.
O bu konuda çok çalışmıştır.
Ve Adler'e göre insan zaten sürekli olarak fiziksel ve ruhsal, eksikliklerini ve bunu izleyen yetersizlik duygusunu gidermeye çalışır.
Hani eksiktir ve bu yetersizliği gidermeye çalışır.
Ama yine altyapısında çocukluğumuz var.
Şimdi örnek vereyim size. Zaten bu duyguyu geliştirenler ebeveynlerimiz.
İşte çocukken üşümüşsündür çorabını giy.
Acıkmışsındır yemeğini ye.
Hayır daha karnın doymadı bunu da yiyeceksin.
Tuvaletin gelmiştir hadi.
Halbuki çocuk konuşabilecek bu yaşta bebek değil söyleyebiliyor.
Ya geçen çocuk diyor ki anne doydum.
Hayır diyor yiyeceksin doymamışsındır.
Ya bu ne demek biliyor musunuz?
Sen ihtiyaçlarının farkına varamayacak kadar yetersizsin.
Çocuğun dünyasında bu bu.
Çocuk da bunu aşmak için adlere göre konuşuyorum.
Uğraşıyor. Yetersizlik duygusunu aşmaya çalışıyor.
Dinliyor değil mi? Herkesten daha olursa artık o daha neyse yeterli olabileceğine inanıyor.
Yani o çok mükemmelliyetçisin ya dediğimiz insanlar.
Genelde çocukken örselenmiş olanlar.
Bu arada şey değil sadece işte acıkmışsındır bilmem ne.
Bunu çoğu ebeveyn yapıyor zaten.
Bu değil. Daha ileri safhaları var bu yetersizlik hissine.
Geleceğim az sonra. Sonra ebeveynlere değineceğiz.
Bir de mükemmelliyetçiler anın tadını çıkaramazlar genelde.
Yani arkadaşınıza gidersiniz.
Tam bir mükemmelliyetçiden bahsediyorum.
Sohbet, muhabbet, ortam çok güzeldir.
Ama siz o esnada içinizden plan proje yaparsınız.
Evet taksiyle mi gitsem?
Yok yok çok yazar. Bu saatte otobüse binsem olur mu?
Başıma bir şey gelir mi acaba? Yoksa metroya mı binsem?
Mesro'dan insem taksiye mi insem acaba?
O orada konuşur, sohbet ediyor sizinle.
Siz aklınızda o planlar, projeler.
Yani mükemmelliyetçi insanlar gündelik olayları bile çok büyük bir problem haline getirir.
Siz varın o büyük olaylara nasıl bir tepki verdiğini düşünün.
Yani zihinleri bütün gün bu şekilde çalışıyor.
Hesap, kitap, plan, proje en ufak şeyleri bile mesele haline getirebiliyorlar.
Bir de mükemmeliyetçiler karşılarındaki insanla öyle kolay kolay çatışmaya falan girmezler.
Neden? Çünkü kusursuz imajları sarsılır, mükemmel görüntüleri.
Herkesin suyuna giderler.
Düşüncelerini açıkça ifade etmezler.
Aa evet kanka haklısın ya ben de öyle düşünmüştüm der.
Aslında öyle düşünmüyor. Sürüye ayak uydururlar genelde.
O yüzden hani şey diye düşünmeyin.
Mükemmeliyetçi ne kadar zormuş ya bunlarla nasıl arkadaş olunuyor?
Hayır genelde böyle çok uyumlu bir tavır sergiliyorlar.
Kendilerine dediğim gibi bir hedef...
koyarlar. Oraya ulaşmak için varını yoğun ortaya koyarlar.
Ulaşınca da o hazları uzun sürmez.
Gider kendine yeni bir hedef belirler.
Onu bırakıp ona geçerler.
Sonra o hedefi de başarıp daha başka başka şeyler bulurlar.
Yani anlattıklarımın hepsi olacak diye bir şey yok.
Çeşitleri var. Ben mükemmel geçeyim diyorum ya size.
Bende belki yüzde kırkı falan vardır bu anlattıklarımın ki fark ettikten sonra ben aşmaya çalıştım.
Daha önce söylemiştim size bir bölümde.
Bir de şu var. Çocukken böyle el bebek gül bebeksinizdir.
Derken Bir kardeşiniz olur işte anne babanızın ilgisi full kardeşinize kayar.
Bir rekabet duygusu olur kardeşinizde gizlice böyle.
Ve annenizin babanızın işte o sevgisini ilgisini yeniden üzerinize çekmeye çalışırsınız.
Hele bir de aile o çocuğu diğerleriyle kıyaslıyorsa o çok fena.
Sonra o çocuk büyür ve diğer insanlarla rekabet etmeye başlar.
Daha iyisi olmak için her yarışı kazanmak için çabalar durur.
Diğerlerini geçmeye çalışır aslında o geçmeye çalıştığı şey içten içe kalır.
İsterler ki patronları, öğretmenleri onlara böyle tebrik mesajları atsın, takdir edilsin sürekli.
Ve daha çok işte onları sevsin patron, onları çok sevsin.
Ne kadar çalıştığımı görsün, en çok beni görsün.
Hatta iş yerlerinde böyle işte grup çalışması yapmayı sevmezler.
Kendi performansları çünkü arada kaynayacaktır.
O yüzden istemiyorlar. Ve bu tabii sadece kardeşle alakalı bir durum değil.
Ben en bilineni söyledim rekabetçilikle alakalı.
Ve mükemmel yetçiler duygularını kolay kolay dışarıya yansıtırlar.
Olayların kendilerine ne hissettirdiklerinden çok hadisenin nedenlerini, sonuçlarını ve neler yapmaları gerektiğini düşündürürler.
Öyle duygulara odaklı gitmezler.
Hep neden, niçin, doğrular, yanlışlar bunların üzerine kafa yorarlar.
Ve onlara dışarıdan baktığınız zaman mükemmel bir evlilikleri olabilir, harika bir işleri de olabilir.
Siz öyle görüyorsunuzdur veya işte inanılmaz güzel bulursunuz.
Ama o kendi içinde hep yetersiz ve mutsuzdur.
Ya mesela kıza bakıyorsunuz 90-60-90.
Diyorsunuz muhteşem bir vücut.
Yani gerçekten on numara.
Hiçbir kusuru yok size göre görüyorsunuz.
Ama kız diyor ki yok hayır ya ben mutsuzum, yetersizim.
Daha iyisi olmalıyım der mesela.
Ve sürekli zaten kurdukları cümleler meli malı ifadeleriyle doludur.
Akşama üç çeşit yemek yapmalıyım.
Bunu dememeliyim.
Dikkat etmeliyim.
Bunları melin malı hep duyarsınız.
Sizi değiştirmeye çalışır bir mükemmel yetçi.
Sizi beğenmez. Sadece kendini değil sizi de beğenmeyebilir bazı mükemmel yetçiler.
Giyiminizi beğenmez.
Gider der ki hadi alışveriş yapalım.
Kendine göre giydirmeye çalışır sizi.
Çünkü kafasında yarattığı bir imaj vardır.
Size ona uydurmaya çalışır.
Kendi doğrusuna daha doğrusu uydurmaya çalışır.
Ya da başka bir mükemmel yetçi.
Gardırobunun önünde saatlerce zaman geçirir.
Onu mu giysem bunu mu giysem?
Çünkü dış görünüşüyle alakalı büyük kaygıları vardır.
Bir eleştiri almak istemez.
O yüzden kafasını buna yorar.
Ama dediğim gibi herkesin mükemmelliyetçilik alanı başka.
Dediğim gibi kimi iş alanında böyle, kimi giyimi kuşamında, kimi vücuduna takmış.
Herkesin alanı başka bir tane diye düşünmeyin.
Bir de şimdi tüm dünyada böyle görsellik çok ön planda.
Sosyal medya yüzünden biliyorsunuz.
Kredi çekip üst baş alanlar var ya.
Estetik olanlar var kredi çekip yıllarca ödeyenler.
Neden? Çünkü diyor ki ben sosyal medyada mükemmel görünmeliyim.
Like almalıyım. Ve aldığım like ve...
Takipçi sayısına, yorum sayısına göre kendi değerini belirleyenler var.
Bakın burada bir değer belirleme varsa, kendi öz değerini belirliyorsa orada işte bir mükemmel yetkilik var arkadaşlar.
Sıkıntı burada. Ha diyorsak önemli değil ya ben kendim için yapıyorum bunu orada sıkıntı yok.
Peki böyle biriyle yaşamak acaba nasıldır Merve dediğinizi duyar gibiyim.
Bence bir süre sonra tükenirsiniz.
Hep sabırlı olmak zorundasınız.
Düşünsenize ev için alışverişe çıkacaksınız bu bile bir kabusa dönebilir.
Kararsızdır ya da o kadar incığına cıncığına iner ki her şeyi o kadar ince ince hesap eder ki artık böyle kafayı yeme noktasına getirir sizi.
Hatta işte 40 tane yeri arar ayrı ayrı fiyat alır sizden ne dersiniz ne kadar cimriymiş aman tanrım.
Hiç alakası yok mükemmeli arıyor cimri değil.
Sonradan pişman olmamak için eleştirilmemek için ve kendini de eleştirmemek için bunu yapıyor.
Ya da işte bazı anne babalar çocukları için böyledir.
Onları böyle kendi mükemmellerine göre büyütmeye çalışırlar.
Her şeyi yaparlar.
İşte bir gün yoğurt mayalamasa sanki o çocuk bir kaşık hazır yoğurt yese komaya girecek.
Böyle anneler var. Neden?
Çünkü mükemmel yapmalı ya anneliğini.
Dört dörtlük yapmalı.
Dışarı çıkmaz hiç kimseyle görüşmez.
Kendine bakmaz. Kendini çocuğuna adadığını söyler.
Aslında o adama değil.
Hayalindeki mükemmel bir anne var.
O imajı yakalamaya çalışıyor.
O standarta ulaşmaya çalışıyor.
O yüzden hayatı kendine zindan ediyor.
Ya da eşi için de bunu yapanlar var.
Kendini tüketircesine işte diyor ki beş çeşit yemek yapmalıyım eşime.
Evi muhteşem böyle temizlemeliyim.
Ütüler jilet gibi olmalı falan.
Niye abi? Niye böyle bir şey yapıyorsun yani?
Kendini neden bu kadar tüketiyorsun?
Bir düşün bakalım. Dediğim gibi eğer size zarar veriyorsa yaptıklarınız yani şikayetçi olmuyorsanız bundan yorulmuyorum ya bana da iyi geliyor psikolojime hiç sıkıntı yok diyorsanız zaten sorun yoktur.
Dediğim gibi eğer öz değerinizi...
Burada belirliyorsanız orada sorun var.
Şimdi buraya kadar anlattıklarımdan yola çıkarak kendi kendinize belki şöyle söylemiş olabilirsiniz.
Merve insanın hedeflerinin olması onlara ulaşmaya çalışması kötü bir şey mi?
Miskin mi olalım demiş olabilirsiniz.
Hayır. Mükemmelliyetçilik de.
Sağlıklı bir mükemmel anlayışı.
Bunu ayırt etmeye çalışıyoruz.
Zorlu bir hedefimiz olabilir.
Evet. Buna ulaşmaya çabalayabiliriz.
Çok güzel. Bu bize başarma ve tatmin duygusu verir mi?
Tabii ki verir. Ama şu var.
Hedefe ulaşamazsak, kendimize hayatı zindan ediyorsak orada bir sorun var ya.
Ya ben insanım abi. Denedim.
Olmadı. Çalıştım. Yapamadım.
Bunu diyebilmemiz gerekiyor.
Yani özdeğerimi bunlar üzerinden belirlememeliyim.
Değil mi? Bunu anlatmaya çalışıyorum. Bazı müzisyenler, sporcular saat...
Neredelerce çalışıyorlar atletler falan.
Çünkü işleri bununla paralel.
Bunu yapmak zorunda zaten.
Yani yüksek performans sergilemesi gereken bir işi var.
Çok normal. Bunu söylemiyorum.
Başarıları zaten buna bağlı.
Bu çok okey bir şey. Burada sorun yok.
Sorun şu. Eğer siz kendinizle ilgili görüşünüzü belirli alanlarda ne kadar başarılı olduğunuza bağlıyorsanız orada bir durup düşünmemiz gerekiyor.
Tüm olumsuz sonuçlara rağmen o aşırı yüksek standartın peşinde koşuyorsanız orada bir sıkıntı var.
Ben bana zarar verdiğini bile bile bunu yapıyorsam bir durmam lazım.
Atıyorum müzisyenim ben.
Sahnede bir hata yaptım.
Tamam olabilir ya yapabilirim.
Ben de insanım demeliyim değil mi orada?
Öz değerimden hiçbir şey ekmeyelim.
Kesilmedi değil mi? Bunu söylemem gerekiyor.
Bu normali arkadaşlar.
Anormalini anlatıyorum bugün.
Acaba benim zararlı mükemmel yeteneğim var mı?
Nasıl anlarım? Bunu düşünüyorsunuz şu an eminim.
Şöyle anlayabilirsiniz. Her zaman yüksek standartları yakalamak için.
Elimden geleni yaparım.
En iyisini yaparım diyor musunuz?
Ama bakın yüksek standart diyorum.
Oraya dikkat. Ne başardığınızdan ziyade ne başaramadığınız daha mı önemlidir?
Ve öz değerinizi bunlar üzerinden mi ölçersiniz?
Başarılarım ve başarısızlıklarım üzerinden öz değerimi belirliyorum diyor musunuz?
Hatta sırf başarısız olursam korkusuyla bir takım görevlerden kaçıyor musunuz, erteliyor musunuz?
En kolay bu şekilde anlayabilirsiniz arkadaşlar.
Ve mükemmelliğiniz başka psikolojik sorunlarla da ilintili olabilir demiştim ya podcastın başında.
Anksiyete, sosyal anksiyete, obsesif komplesif bozukluk, depresyon, yeme bozuklukları gibi bunları biraz açmak istiyorum.
Anksiyete mesela sürekli kendime böyle zorlayıcı standartlar koyuyorum.
Sonra bunlara ulaşamayacağımı hissediyorum.
Geriliyorum, geriliyorum ve sonuç olarak son derece gergin, sinirli ve endişeli olabiliyorum değil mi?
Sosyal anksiyeteye bakalım.
Mükemmelliğe için zaten yol açabileceği en yaygın anksiyetelerden biridir bu.
Sosyal anksiyete çekingen davranmak değil arkadaşlar.
Onun çok daha ötesinde bir durum.
Sosyal durumlarla ilgili sürekli bir gerginlik taşır bu insanlar.
Yerginliğin temelinde onları böyle başkalarının önünde küçük düşürecek bir şey söylemeleri ya da işte yapmalarından dolayı duyulan kaygıları vardır.
Ve sonuçta o mükemmelliğe ulaşamayacağını düşünerek sosyal ortamlarda bulunmayabilirler ya da çok çok tedirgin olabilirler.
Obsesif komplesif bozukluk OKB onunla bağlantısı da şöyledir mükemmeliyetçiliğin.
OKB'se olan bazı insanlar herhangi bir işi doğru bir şekilde yaptıklarından veya tamamen yapıp yapmadıklarından şüpheye düşebiliyorlar.
Mesela işte mikroplardan korkan bir OKB'li düşünün.
Evini baştan aşağı temizler.
Kendini steril bir ortama sokar.
Bunu çok katı bir biçimde yapar.
Çünkü her defasında aynı şekilde yapma zorunluluğu hisseder bir OKB'li.
Ama şöyle de bir şey var.
OKB'si olmayan mükemmelliyetçi bir kişi düzen, simetri ve kesinlikten hoşlanabilir ve bunları isteyebilir.
OKB'si olan mükemmelliyetçi biri düzen, simetri ve organizasyon çok önem verir.
Bunlar düzgün yapılmadığı takdirde de şansının kötüye döneceğini düşünüp korkabilir.
Yani bir şeylerin yanlış olduğuna dair bir şeyi önlemek üzere yapar bunu.
Hani olumsuz sonuçlar her ne olursa olsun engellenmelidir mantığı var burada.
Çünkü kötü bir durum olursa kişi bunun kendi hatası olduğunu düşünecektir.
Ve gelelim depresyona.
Şimdi depresyon zaten çok normal bence mükemmelliyetçiliğin neticesi olarak.
Çünkü bütün günümü ben mükemmel standartıma ulaşma arzusuyla geçirirsem moralim bozulacak.
Ulaşamazsam üzüleceğim, yapamazsam olmayacak.
Moralim bozukken de hiç zaten o standarta ulaşamayacağım için daha da kötü olacağım.
Bir döngü gibi, kar topu gibi büyüyecek bu.
Ve son olarak beslenme bozukluğu özellikle de böyle vücut şekli ve işte kilo ve bunların işte kontrolüne dayalı özdeğer geliştirmek bu.
Kilo kontrolü için korkunç bir çaba harcamak, bütün gün aç kalmak ya da işte uçlarda egzersiz yapmak.
Yani kişi özdeğerini görüntüsünün mükemmelliği ile belirliyorsa orada da bir sıkıntı var.
O mükemmele ulaşmak için kendine zarar veriyorsa özellikle.
Peki Merve insanlar neden ve nasıl?
Mükemmeliyetçi oluyorlar. Yani olaylar nasıl bu şekle geliyor, çığırından çıkıyor?
Sanırım en merak ettiğiniz kısım burası.
Aslında hem genlerimizin hem de çevremizin etkisi var.
Yani mükemmeliyetçiliği hangi olayların, hangi etkilerin tetiklediğini tam olarak bilmiyoruz.
Mesela ikizler üzerinde bir çalışma yapılıyor ve mükemmeliyetçiliğin %24 ila %49'unun genetik olarak atalardan miras alındığı sonucu ortaya çıkıyor.
Genler evet büyük bir etken ama bu değiştirilemeyeceği anlamına mı geliyor?
Asla. Hani bunu yapabilenler var.
Yani gidip psikolojik bir destek alıp gerçekten bunu yenen insanlar var.
Araştırmalar bunu gösteriyor.
Peki bu insanlar nasıl bir ailede büyümüş olabilir?
Bundan bahsetmek istiyorum. Eğer mükemmelliyetçi bir ebeveynle büyüdüyseniz böyle yüksek standartları olan atıyorum sınavdan 90 alırsın sana der ki niye 100 almadın?
Takdir alırsın der ki niye onur belgesi getirmedin?
Var böyle ebeveynler biliyorsunuz anlatmıştım.
Aa kim acaba? Talepkarsa, cezalandırıcıysa.
Bundan dolayı da olabilir. Aşırı kontrolcü ise, duygusal bakımdan yetersiz ve küçümseyici ise, kötümserse, karamsarsa, sürekli kusurlarınızı bulmaya odaklanmış bir ebeveyniniz varsa bu
mükemmel geçe yol açan sebeplerden birisi.
Karen Horny'e göre ebeveynleri tarafından sevgi ihtiyacı karşılanmayan çocuk dünyaya karşı düşmanca duygular geliştirebilir ve bunu bastırmak isterken o çocuk bir kaygı oluşturur o düşmanca
duygularını. edemediği zamanlarda nevrotik gereksinimler geliştirebilir ve bunları da yetişkinliğe taşıyabilir.
Nedir o nevrotik gereksinimler Merve?
Mükemmelliyetçilik işte ve doğruluk gereksinimi.
Çünkü birey mükemmel olmak adına hata yapmaktan korkar, kaygılanır.
Çünkü eğer hata yapmaz ve mükemmel olursa ne olacaktır?
Sevilecektir, saygı görecektir ve eleştirilmeyecektir.
Çocuk böyle düşünür ve bunu yetişkinliğine taşır.
O yüzden psikanalist Karen Horney özünü gerçekleştirmeye çalışırken Çocuğun karşılaştığı bu engellemeler yüzünden çocukta bir aşağılık duygusu gelişebilir diyor.
Ve çocuk bu aşağılık duygusunu aşmak adına idealleştirilmiş bir benlik imgesi oluşturabilir diyor.
Hatta daha ileri safhasını söyleyeyim görkem arayışına girebilir.
Yani bunun inanılmaz bir hırs, zafer, kazanma odaklı, kincilik getirdiğini söyleyebilirim.
Ve bütün bunlar olumsuz mükemmelliyetçiliğe giden yolu.
Döşeyen taşlardır arkadaşlar.
Sonra o çocuklar büyürler ve kusurlarından dolayı asla sevilmeyeceklerini düşünürler.
Onay bağımlısı olurlar.
İnsanlar onları onaylamazsa diye korkarlar ve bu korkularından dolayı yalnız da kalabilirler.
Erteleme hastalığına da tutulabilirler.
Kararsızlık hastalığına da tutulabilirler.
Bence artık bunu ailelerin yapmasına gerek yok.
Yani zaten bu eğitim sisteminde bence bizi yarış atına çevirdikleri için işte notumuz kadar önemliyiz değil mi?
Notumuz üzerinden bir özdeğer bir şey.
Zaten aileye de gerek kalmadı bence zaten sistem bunu yapıyor.
Hatta yeri gelmişken size çok sevdiğim bir film önereyim.
Muhtemelen izlemişsinizdir ama izlemeyenler için.
2014 yılında Oscar'ları silip süpüren muhteşem bir film.
Whiplash filmi. Yani bana mükemmelliyetçilik ne diye sorsalar gerçekten bu filmi açın izleyin derim.
Soluksuz izlediğim filmlerden birisi bayılıyorum.
O filmdeki gibi bir hocam olsa acaba ne yapardım diye düşünmüştüm kendi kendime.
Şimdi bu film şöyle konusundan biraz bahsetmek istiyorum.
Genç bir müzisyen var Andreev isminde.
Çocukluğundan beri böyle bateri çalıyor ve bu konuda da ustalaşmak istiyor.
Dünyaca ünlü bir isim olmak istiyor.
Ülkenin en iyi konservatuarlardan birini kazanıyor.
Daha 19 yaşında ve bu okulun en sert...
hocası Terence Fletcher'a denk geliyor.
İnanılmaz acımasız bir adam ve Andrev'in sınırlarını öyle bir zorluyor ki çocuğun psikolojisi alt üst oluyor.
Adam tam bir psycho ve Andrev de çocukluğunda babasından takdir ve onay görmeye çalışıyordu.
O adama zaten o kadar tahammül etme sebebi de buydu.
Ondan da onay almak, otoriteden onay almak.
İşte iki mükemmel geçinin çarpışması bu film.
Andrev en iyisi olursa, mükemmel olursa sevileceğini, takdir göreceğini onaylanacağını düşünen bir çocuk.
İzleyin arkadaşlar. Podcast'ımın özetidir o film.
Mükemmelliyetçi bir ünlü söyle Merve derseniz de tabii ki de ne diyeceğimi çok iyi biliyorsunuz Old Bad Gold'lar.
Ne diyeceğim? Stanley Kubrick diyeceğim değil mi?
En sevdiğim yönetmenlerden biri.
Kanalımda podcastı var. Uzun uzun hayatını anlattım.
Ne kadar psycho olduğunu dinleyin, görün.
Yani bu ona başarı getirdi mi?
Evet. Dünyaca ünlü bir yönetmen olmasının sebebi mükemmelliyetçiliği.
Ama şunu da söyleyeyim. Mükemmelliyetçilerin çoğu başarılı olamıyormuş.
Araştırmalar bunu gösteriyor. Yani öyle pek işe yarayan bir şey değil.
Hatta... İyi bir şey değil, zararlı olanından bahsediyorum tabii ki.
Ve artık sadede gelmek istiyorum.
Mükemmelliyetçiliği aşmak için ne yapabiliriz Merve?
Önce hangi alanda bunu yaptığımızı bulalım.
Mesela iş alanında mı?
Herkes bir çalışıyor, ben on çalışıyorum.
Gecemi gündüzüme katıyorum.
Aynı maaş da alıyorum mesela.
Ailemi ihmal ediyorum, psikolojin bozuldu diyorsanız.
Ya da beslenme alanına gelelim.
İşte 15 gün aç kaldım.
Niye? İşte 34 beden olmalıyım.
Tekrar niye diye soracağım.
Neden 34 beden olmak istiyorsun?
Yani insanların takdiri ve onayını kazanmak için mi yoksa giydiklerim üstüme yakışsın, zayıflıktan hoşlanıyorum gibi mi?
Yani her yaptığımızın sonunda şunu soracağız.
Ben bunu niye yapıyorum? Öz değerimi kanıtlama çabam mı var?
Bunun altyapısında ne var? Bunu sormamız gerekiyor.
Yararlı mı zararlı mı? Zaten öyle ortaya çıkar.
Atıyorum kişisel hijyendir benim mükemmel yetişik alanım.
Ve günde 4 kere 5 kere duş alırım.
Ellerimi soyulana kadar yıkarım.
Bakın burada bir sıkıntı var. Yani önce o alanı bulmamız, tespit etmemiz lazım.
Sonra bunları yaptığımız anları kaydetmemiz gerekiyor.
Yaptığınız an yakalayın kendinizi.
Yani ne zaman kendinizi böyle acımasızca eleştiriyorsanız, o yüksek standardı yakalayamadım diye üzülüyorsanız bunları hemen o an not edin arkadaşlar.
Öz takip deniliyor buna.
Mesela bir şeyi sürekli erteliyorsunuz tamam mı?
Son dakikaya bırakıyorsunuz.
Orada bir durup düşünün ya.
Neden bunu yapıyoruz?
Yani kendi mükemmelliyetçi kalıbımızı anlamamız gerekiyor en başta.
Kaçındığın, ertelediğin.
Sık sık performans kontrolü yaptığın şeyler ne?
Şimdi bir çözüm önerisiyle geldim.
Davranışsal deney yapacağız arkadaşlar.
Örneğin şöyle. Mesela ben diyelim ki işte mükemmel yetiştirdik alanım temizlik olsun.
Bunu tanımlayalım.
Şöyle. Eğer evim temiz ve düzenli olmazsa insanlar benim çok tembel ve pis biri olduğumu düşünür.
Ve neticesinde de ben çok utanırım.
Bu benim tahminim değil mi? Evet.
Şimdi ben bu tahmini detaylandırıyorum.
Bunu siz örneklerimi çoğaltın tamam mı?
Kendinize göre uyarlayın. Evimi böyle gördükleri zaman çok gerileceğim çünkü bana dik dik bakacaklar ve benim içim hiç rahat etmeyecek.
Çok utanacağım, çok gerileceğim.
Bir an önce gitsinler de rahat edeyim diyeceğim.
Evimi temizleyeyim diyeceğim ya da işte onlara çeşitli çeşitli bahaneler üreteceğim.
İşte evim çok dağınıktı çünkü şöyle olmuştu da böyle olmuştu da.
Ay işte süpürgem bozuldu kusura bakmayın gibi gibi.
Şimdi deney kısmına geldim.
Bu da şöyle. Eviniz gerçekten dağınıkken birini çağırın ya eşinizi dostunuz bir tanıdığınızı çağırın sonra gerçekten olayları gözlemleyin.
Bu tahminleriniz çıktı mı çıkmadı mı yoksa gelen arkadaşınız hiç umursamadı mı o dağınıklığı hatta size şöyle mi dedi ya ben de yetişemiyorum ev işlerine bazen oluyor böyle şeyler boşver ya hadi gel eve mi bakacağız
sohbet etmeye geldik. Ve sonuçta muhteşem bir akşam mı geçirdiniz?
Bunları gözlemleyin yazın.
Muhtemelen senaryo zaten böyle olacaktır.
Yani kimse sizi tutup aman tanrım eviniz ne kadar pis böyle bir şey demeyecekler ya.
Zaten böyle bir şey diyen bir insan da bilmiyorum.
Yani arkadaş olmam muhtemelen.
Son düşüncenizi yazın arkadaşlar.
Ziyaretten çok keyif aldım.
Evi saatlerce temizlemek gerçekten çok saçmaymış.
Mükemmelliyetçiliğim işte misafir ağırlamama engel oluyormuş.
Keyif almamı engelliyormuş.
Bunları görmeye çalışın. Sonra en son olarak da güncellenmiş inanç dediğimiz bir şey var.
Bunu yazıyoruz. Evimi makul derecede temiz tutsam yetermiş.
Sabahlara kadar çamaşır suyu partisi yapmama gerek yokmuş.
Yaşasın. Ve başarısızlığı kabullenmemiz gerekiyor.
Bunu açmanın en güzel yollarından biri şu.
Bunu yapmak çok zor bu arada biliyorum.
Başarının anlamını sorgulayın arkadaşlar.
Gerçekten başarıdan anladığınız şey ne?
Yani benim hayatta başarı olarak gördüğüm olaylar ne?
Benim bu inancım nasıl oluştu ve mükemmelliyetçiliğim bana gerçekten başarı getiriyor mu?
Bunu sorun bence. İlişkilerim bozuldu mu benim bu davranışlarımdan dolayı?
Bunları sorarsak gerçekten bir yol alabiliriz diye düşünüyorum.
Gerçek kendinizin farkında mısınız?
Yani mükemmele ulaşmak için bir role mi büründünüz?
Onu mu oynuyorsunuz? Gerçekten bu da olabilir ya da öyle hissediyor da olabilirsiniz.
Ya da o belirlediğiniz yüksek standarda ulaşmak için ya da toplumun belirlediği sizin ulaşmak istediğiniz ya da başkalarına yapabiliyorsunuz dedim ya.
Her neyse. O standarda ulaşmak için bazen kendiniz olamazsınız.
Gerçek kendinizi baskı altında tutarsınız ki bu çok tehlikeli bir şeydir.
Bir de kendinize uygun limitler belirleyin diyorlar bunu aşmak için.
Yani sınırlarınızın neyi yapıp neyi yapamayacağınızın farkında olun.
Ve hatalar konusunda hem kendinize hem çevrenize karşı esnek olmaya çalışın.
Ve başardıklarımızı görelim ya.
Hani daha iyisini yapabilirdim kahretsin demek yerine ben de bunu başardım.
Bunu demek önemli. Kendimizi aşağılamayı bırakalım artık ya.
Mükemmeliyetçilerin aileleri zaten genelde böyle baskıcı ve eleştireli oldukları için çocukluk dönemlerinde yeterli.
Derince onay ve takdir almadıkları için böyleler.
O yüzden dışarıdan gelen o övgü karşısında bakın sövgü demiyorum.
Övgü karşısında bile afallarlar ne tepki vereceklerini bilemezler.
Lütfen o övgüleri kabul etmeyi öğrenelim.
Her övgünün altında acaba benden bir talebi mi var diye düşünmeyi bırakalım.
Küçük adımlar atın diyorlar. Yani hedefinizi küçük tutun ve uzun uzadıya beklemeden hemen harekete geçin diyorlar.
Bir de mükemmelliyetçilerin şöyle bir özelliği vardır.
Ya hep ya hiç vardır hayatlarında.
Öyle hayatlarında... Gri diye bir şey yoktur.
Siyah veya beyaz vardır.
O yüzden biraz böyle esnek olun diyorlar ya.
Ve bir şeyi yaparken sadece sonuç odaklı olmayın.
O sürece de değer verin.
Ben bunu yaparken çok mutlu oldum ya diyebilmek önemli.
Hani sonucu güzel olmadı.
Evet başaramadım. Ama o süreç beni çok mutlu etti diyebilmek önemli.
Ve olmasından korktuğunuz o şeyi bulun arkadaşlar.
Hani az önce bir senaryo yazın dedim ya.
En kötü senaryoyu yazın ya.
Ya ne olabilir ya?
Hani bunun maksimumu nedir?
Kötü... Görünsem, mükemmel olmasam, evim işte bir gün temizlenmese ne olur?
Misafire 30 çeşit yemek çıkartmasam, yapmasam ne olur?
Bir sorun kendinize, senaryo yazın.
Mükemmel yetkilikten kurtulmayı kötü iş yapmak olarak düşünenler var.
Hiç alakası yok. Biz makul olanı yapmak için konuşuyoruz.
Samsung Galaxy A34 5G'nin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten bu muhteşem telefonu inceleyebilirsiniz.
En iyiyi ararken iyiyi kaybetmemenizi diliyorum ve bu podcastimi Oğuz Atay'ın tutunamayanlarından bir sözüyle kapatıyorum.
Yatağımın karşısında bir pencere var.
Odanın duvarları bomboş.
Nasıl yaşadım 10 yıl bu evde?
Bir gün duvara resim asmak gelmedi mi içimden?
Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni.
İşte sonunda anlamsız biri oldum.
İşte sonum geldi.
Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım.
Kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.
Kendinize iyi bakın. Bu cumartesi.
Tekrar görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
