
Mediamarkt Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Mediamarkt" hakkında reklam içerir*
Transkript
Mediamarkt Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve biliyorsunuz yarın anneler günü arkadaşlar ben de bugün annelerimize özel bir bölüm yapmak istedim beni dinleyen annelere mükemmel anne efsanesini konuşacağız bugün neden
efsane diyorum çünkü bu bir rivayet arkadaşlar böyle bir şey yok yani hiçbirimiz mükemmel değiliz ve asla da olamayacağız hep söylüyorum bunu o yüzden orada şu an beni dinleyen sen sevgili anne arkana
yaslan derin bir nefes al ve asla olamayacağın bir şey için kendini paylaş Altyazı M.K.
Lütfen artık bırak. Şimdi bu konu nereden çıktı?
Geçen kitapçıda geziyorum.
Bir kitaba rast geldim arkadaşlar.
Kitabın adı aynen şöyle.
Açılın. Ben mükemmel anneyim.
Böyle bir kitap. Jill Smogler adlı bir yazarın.
Merak ettim. İçimden dedim ki aa gerçekten böyle olduğuna inanan bir anne var mı?
Hele ki anne olup.
Bu ne cesaret yiğidim.
Bul beni dedim. İçimden büyük puntolarla.
Meğer içinde annelerin böyle komik itirafları falan var.
Hadi önce onlarla başlayalım arkadaşlar.
Yalnız olmadığınızı görün istiyorum.
Mesela bir anne diyor ki açıkça söylemeliyim ki çoğu zaman ne yapıyor olduğuma dair en ufak bir fikrim bile olmuyor.
Herkes bir kadının sahip olabileceği her şeye sahip olduğumu düşünüyor.
Onlara göre ben iyi bir eşim, iyi bir anneyim ve başarılı bir kariyerim var.
İşin özü bu değil.
Artık her bakımdan mükemmelmişim gibi davranmaya bir son vermem gerek.
Bir başka anne diyor ki 7 yıl boyunca hamile kalmaya çalıştım ve artık evet bir anneyim.
Fakat şimdi bütün emeklerime değip değmediğini sorgulayıp duruyorum.
Bir başka anne, bazen özellikle hastalanmaya çalıştığım doğru çünkü böylece akşam altıda yatağa girmek için bir bahanem olmuş oluyor.
Başka bir anne, sırf çocukları spor salonunun çocuk bakım merkezine bırakabilmek için bir spor salonuna yazıldığım doğru.
Çocukları başımdan atıyorum ve soyunma odasında magazin dergisi falan okuyorum.
Başka bir anne, evde çocuk bakmaktan baya hoşnut bir anneymişim gibi davranmaya çalışıyorum fakat bazen yavaş yavaş ölüyormuşum gibi hissediyorum.
Her gece duşta... gizli gizli ağlıyorum.
Oysa ki ben hiç böyle olacağını düşünmemiştim.
Bir başka anne Bıraktığım kariyerimi manava giderken evde bıraktığım oğlumdan çok daha fazla özlüyorum.
Fakat sonunda yanına döndüğüm her zaman oğlum oluyor.
Nasıl arkadaşlar? Tanıdık geldi mi bu söylenenler?
Bence bu kadınların derdi annelik değil.
Yani o çocuğun tüm sorumluluğuyla yalnız bırakılmış olmak, kendilerini ayıracak 5 dakikalarının bile olmaması.
Bazı kadınlar iş hayatını çocuk bakmaktan daha kolay buluyor.
Ben de aynı fikirdeyim. Çocuk bakmak kesinlikle daha...
zor ama bu benim fikrim.
Buradaki itirafların çoğunu eminim sizler de yaşadınız.
Belki vicdanen kendinizi suçlu hissettiniz.
O yüzden bunları anlatma gereği hissettim.
Suçlu hissetmeyin. Annelik kavramı milyonlarca ironi barındırıyor değil mi?
Tam böyle çocuğunuzun ev resimlerini değiştiriyorsanız hop o gece yatağını ıslatıyor.
Evde binlerce oyuncağı varken bir sürü paralar döküyorsunuz oyuncaklara.
İşte yok eğitici oyuncak yok puzzle yok bilmem ne.
Çocuk gidiyor mutfaktaki tencereyle tavayla oynuyor.
Çocuğunuza 40 yılın başı eşiniz bakacak oluyor ve normalde hiç uyumayan o çocuk o gün erkenden pamuk gibi uyuyor.
Yani bütün bu söylediklerim size belki çok adaletsiz ve can sıkıcı geldi ama bunların neredeyse hepsini dünyadaki bütün anneler yaşıyor diyebilirim.
Ama anneliğin en ironik tarafı aslında ne biliyor musunuz?
Hiçbir zaman artık yalnız kalamamanıza rağmen Anne olarak bazen kendinizi tamamen yalnız hissetmeniz.
Asıl ironi bu. Sen sevgili anne.
Seni çok seviyorum ama böyle biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var evladım demeniz sizi kötü bir anne yapmaz bunu bilin.
Yani bunu içten içe arzulayıp aman tanrım ben çok kötü bir anneyim demenize gerek yok.
Bu insani bir ihtiyaç yalnız kalma ihtiyacımız.
Lütfen kendinizi bunun için suçlu hissetmeyin.
Belki anne olmadan önce bunun çok rüya bir deneyim olacağını zannetmiştiniz.
İşte instagramda annesinin kucağında öyle mışıl mışıl uyuyan bebişleri görmüştünüz ve özenmiştiniz.
Ama sizin bebeğiniz belki kolik oldu ve hayal...
Evet anneliği belki böyle hayal etmemiştiniz ama asıl gerçek olan zaten bu.
Asıl bu hissettikleriniz gerçek.
O sanal alem anneliğini lütfen bırakın.
Onlar gerçek dışı.
Son dönemde böyle instamamlar çıktı biliyorsunuz.
Cidden inananlar var mı ya?
Yani her şeyin o kadar kusursuz, her şeyin o kadar muhteşem olduğuna inanan var mı?
Yani o annenin bir of bile demediğine inanıyor musunuz gerçekten?
O zaman gidin aynaya bakın.
Gerçek hayattaki anneler.
Onlara bakın, onlara değil. Şöyle bir bakınca anneler bizim için neler neler ifade ediyor değil mi?
Annen bazen senin öğretmenin oluyor.
Bazen doktorun oluyor.
Bazen en iyi arkadaşın oluyor.
Kimi zaman maçlarına geliyor, taraftarın oluyor.
Kimi zaman en sevdiğin yemekleri hazırlayan bir şef oluyor.
Konu çocuklarıysa anneler neler neler neler olmaktan hiç üşenmiyor.
Hiç geride durmuyor. Üstelik annelerimiz bizi her halimizde seviyor.
Başarılı olsak da olmasak da bizi destekliyor.
Demekten bir an olsun vazgeçmiyorlar.
Başarılı olmayabilirsin, yetenekli olmayabilirsin.
Ama onun gözünde senin yapabileceklerinin hiçbir sınırı yok.
Çünkü anne kalbinin ve anne sevgisinin bir sınırı yok.
Bizim için neler neler neler olan, bizi çok çok çok seven annelerimize biz de bu anneler gününde neler neler neler yapabiliriz derseniz hemen söyleyeyim.
Mesela onlara çok güzel ve hayatlarını kolaylaştıracak hediyeler alabilirsiniz.
Kahve makineleri... Bu
anneler gününde anneleri mutlu edecek teknolojileri keşfetmenin Media Markt ile tam zamanı.
Annelik hep böyle harika anaların yaşandığı efsanevi bir slide gösterisi falan değil.
Annelik aynı anda korkunç, güzel, zor, mucizevi, belki çok yorucu.
Belki çok nankör, eğlenceli ya da sinir bozucu bir süreç olabilir.
Hem de çok uzun bir süreç bir ömür kadar.
Zayıflıklarıyla, kusurlarıyla muhteşem bir duygu.
Yani ben bu konularda ahkam kesmeye çok korkarım.
Daha önce de söylemiştim. Ama zaten ben size şu an muhteşem anne nasıl olunur?
Bunu anlatmıyorum. O yüzden çok rahatım.
Bütün dünyada aynı hisler içinde milyonlarca kadın var.
Yalnız değilsiniz. Bunu sürekli hatırlatacağım size.
Korkunç anneler. Şimdi size korkunç anne manifestosundan bahsedeceğim.
edeceğim. Birincisi daha böyle marketin kapısından içeri girer girmez kendini şeker çikolata reyonuna atıp avaz avaz bağırıp ağlayan çocuğun ağzına koca bir çikolatayı tıkıştıran o anneyi yargılamamalıyım.
Her şeye sıfırdan başlayan, besinleri böyle çılgınca presleyip püre haline getirerek kendi bebek mamasını kendi yapan, çocuğuna oyuncaklarını kendi yapan, 7-24 çocuğuyla oynayan, işte
barbilerine kostüm diken o anneyi kıskanmamalıyım.
Kendimi başka annelerle yarıştırmamalıyım.
Bakın annelik manifestosu.
Annelik bir yarış değil çünkü.
Annelikte kaybeden biri varsa o da zaten bu yarışa girenlerdir.
Hiçbir kadına ne bekliyordun diye sormamalıyım.
El kadar bebeği uçakta, otobüste böyle çığlık çığlığa ağlayan o kadını bakışlarımla utandırmamalıyım.
Okul çıkışı çocuğunu almaya gelen annenin neden günlerdir üzerinde aynı kıyafette dolaştığını, niye dağılmış bir halde okula geldiğini sorgulamamalıyım.
Asla kendi çocuklarım dışındaki çocuklar konusunda her şeyi bildiğimi iddia etmemeliyim.
Başka bir anneye öğüt verir gibi görünüp aslında ona ahkam kesmeye, onu incitmeye kalkışmamalıyım.
Hiçbir annenin mükemmel olmadığı gerçeğini asla aklımdan çıkarmamalıyım ve bonus asla bu konularda...
Bir konuşmamalıyım.
En korktuğum şey diyorum ya bu konuda ahkam kesersin ve başına gelir.
O yüzden lütfen büyük konuşmayın.
Çünkü yol uzun ve bizim yolumuz henüz bitmedi arkadaşlar.
Bir de birçok anne anneliğin hep böyle en muhteşem yanlarını anlattığı için ve öyle sergilediği için yeni anne olanlar bazen şunu bile düşünüyor olabilir.
Eee benim şimdi çok mutlu olmam lazım o kadın gibi ama ben öyle hissetmiyorum.
Acaba ben kötü bir anne miyim?
Mesela bir arkadaşım cidden bunu yaşadı.
yaptı. Dedim ki nasıl hissettin kendini?
Nasıl bir duygu diye sordum. Hiçbir şey hissetmedim dedi ve bunun için kendini suçladığını hatırlıyorum.
Hayır dedim ya suçlu falan değilsin.
Bir şey hissetmemen normal.
Şu anda her şeyin karışmış durumda.
Yani senin bütün düzenin kökünden sarsıldı.
Gözlerinden uyku akıyor. Göğüslerin bile artık sana ait değil ve uzun bir sürede ait olmayacak.
Bedeninin şekli değişti.
Hormonların alt üst olduğu.
Üzerine ömür boyu sürecek bir sorumluluk aldın.
Bunun bir yükü var. Belki yapayalnız kaldın o süreçte.
Artık istediğin gibi öz Gülgürce dışarı çıkamıyorsun.
İstediğin zaman arkadaşlarına hop diye buluşamıyorsun.
Beş dakikacık yalnız kalmak istiyorsun ama kalamıyorsun.
Tuvalete bile gittiğin bir tuvalet badin var.
Minik tuvalet badi.
Belki o çok sevdiğin işine ara vermek zorunda kaldın.
Evinin tüm düzeni değişti.
Kolunu kaldıracak halin yok ama o evi hala senin çekip çevirmen lazım.
Artık annesin ve git gide belki eş kimliğin silikleşiyor.
Bu da senin canını çok sıkıyor olabilir.
Belki anlayışsız biriyle evlendin ve bu süreçte senden eski...
İskisi gibi bir cinsel performans bekliyor ama olmuyor, olamıyor.
Sizce bunlar kolay şeyler mi?
Lütfen kendinize yüklenmeyin.
Hani ben kötü bir annemiyim diye düşünmeyin.
Bunu neredeyse bütün anneler yaşıyor.
Yani bu suçluluk duygusunu yaşıyorlar ve belki itiraf edemiyorlar.
Bir de arkadaşlar toplumun da yaptığı geleneksel bir anne modeli var.
Bu da çok büyük bir baskı oluşturuyor.
İşte anne demek şefkat ve merhamet.
Cennet anaların ayaklarının altında.
Bu arada bunu da genelde böyle çocukla ilgili bütün sorumluluğu eşine atmak isteyen beyler söylüyor.
Üzgünüm. Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar.
Ana gibi yar olmaz. Bağdat gibi diyar olmaz.
Bakın hep anneliğe yüklenen anlamlar.
Kültür kodlarımızda var bu.
Geçen psikolog Tuna Tünel diyordu ki en iyi anne.
Kıbrıs'a kumara giden annedir.
Bakın bu çok uç geldi değil mi size şu an?
Nasıl yani dediniz?
Aslında o kadar anlamlı ki.
E tabii yeni annelere demiyor bunu.
Hani bağlanma sürecini tamamlayan annelere söylüyor güvenli bağlanma ve ayrılma sürecini.
Yani demek istiyor ki en iyi anne...
Kendinin de bir insan olduğunu, bir hayatı olduğunu unutmayan annedir.
Yani mükemmel olmaya çalışmayan annedir.
Hep diyoruz ya önce kendinize değer verin diye.
Niye böyle diyoruz? Çünkü bu annelikte de geçerli bir şey.
Uçak düşerken ne diyorlar? Hep söylüyorum.
Önce kendi maskenizi takın sonra çocuğunuzunkini takın.
Sen kendini kurtarmazsan zaten çocuğu kurtaramayacaksın.
Önce sen bir kendine bir bak değil mi?
Çünkü çocuk ne yapıyor? Görüyor ya annesinin kendisine olan öz saygısını, kendisine değer veriş biçimini, kendini görmezden gelmediğini.
dozunda bir fedakarlık yaptığını ya da yapmadığını, aşırılara kaçtığını, uçlarda yaşadığını ve böyle yaşadığı için o anne ne oluyor?
İleride çocuğu suçluyor değil mi?
Yaşayamadığı hayatı için o çocuğu suçluyor.
Halbuki şöyle olması gerekmiyor mu?
Hayat bana rağmen Benimle beraber ne güzel akıp gitmiş demesi gerekmiyor mu o çocuğun?
Ben kimsenin sırtındaki o ağır çanta olmamışım demesi gerekmiyor mu?
Çünkü dediğim gibi bazı anneler yaşayamadığı hayatından evladını sorumlu tutuyor.
Ve kendince yapmış olduğu o fedakarlığı kendi istiyor bu fedakarlığı yapmayı.
Sürekli çocuğuna başkakıntısı yapıyor.
Ona öyle bir minnet hırkası giydiriyor ki ölene kadar çıkmıyor o hırka o çocuğun sırtından.
Birine senin yüzünden hayatımı...
Yaşayamadım. En güzel yıllarım seni büyütmekle, mücadeleyle geçti.
İşte bu adama da senin yüzünden katlandı.
Bakın ya benim de hayallerim vardı ama senin yüzünden vazgeçtim demek.
Sizce nasıl hissettirir ya?
Bu çok korkunç bir şey.
O yüzden mükemmel anne olacağım diye lütfen kendinizi parçalamayın.
Yani ben ailemin bana yapmadığı, benden esirgediği her ne varsa ben onları çocuğuma vereceğim.
Bunu yapmayın. Bunun için kendimi unutacağım.
diye uğraşmayın. Ne biz mükemmel olabiliriz ne de çocuğumuz mükemmel olacak.
Öyle bir şey yok. Siz mükemmel olmaya ve asla hata yapmamaya çalıştıkça o çocuğa hatasız kul imajı çizdikçe o çocuk diyecek ki aa demek ki ben bu hayatta asla hata yapmamalıyım.
Kendine karşı merhameti olur mu böyle bir insanın?
Bir hata da kendini siner.
Siz duygularınızı hiçe sayıp böyle asla yıkılmayan çok güçlü muhteşem bir anne profili çizdikçe o çocuk ne oluyor?
Duyguları bastıra bastıra mükemmel olabileceğini zannediyor.
Mükemmel anne değil, yeterince iyi bir anne olmanız yeterli.
Sevgisizliğin açtığı yaradan ötesi yok, hep söylüyorum.
Onları koşulsuz sevdiğinize, ömrünüz yettikçe yanlarında olduğunuzu, ağladığı zaman sığınacağı bir liman, bir omuz olduğunu bilseniz bence yeter arkadaşlar.
Kendinizi feda ederek evlatlarınızdan kar etmeye çalışmayın.
Lütfen yaşayamadığınız hayatın sorumluluğunu onlara yüklemeye kalkmayın.
Ki zaten bence... Şimdiki ebeveynler çok bilinçliler.
Okuyorlar, araştırıyorlar. Gelecek nesil gerçekten çok merak ediyorum.
Yani onların psikolojisi çok merak ettiğim bir şey.
Zaten dikkat edin. O yüzden yeni nesil anneler böyle kendini daha yetersiz hissediyor.
Ve kötü anne gibi hisseden de bu nesil.
Yani geçmişin annelerinde bu yok bence.
Çünkü bilinçli bir nesil değildi onlar.
Saldım çayırağı mevlam kayırağı.
Yani çocuk sanki bir elma ve ağaçta yetişiyor kendi kendine.
Çocuk psikolojisi de neymiş?
Yani büyür gider işte aman.
Böyle bir mantık vardı. Onlara da kızmıyorum.
Çünkü... Zaten öyleydi arkadaşlar yani bu olağan bir şeydi.
Yani bizim ebeveynlerimiz işte derdi ki babam beni uyurken öperdi.
Böyle bir nesil ya eminim çoğunuzun babası böyle söylüyordur annesi.
E şimdiki babaları annelere bakın nasıl seviyorlar evlatlarını böyle içlerine soka soka koklaya koklaya.
Çünkü artık ne var bu devirde?
Sevgisini göstermemek ayıp ve bu benim çok hoşuma gidiyor gerçekten.
İyi ki böyle bir devre geldik.
Uzman pedagog Zeynep Temizler Atalar diyor ki mükemmel olmaya çalışan anneler çocuklarının hayatları boyunca...
Oyunca karşılaşacakları.
Ötekiyi zedeler. Çoğu yetişkine göre bir bebek henüz ciddiye alınmayacak kadar küçüktür.
Sadece ağlar, derdini anlatamaz, bizi de anlayamaz.
Yani onun bir birey sayılması için neredeyse okula gidecek yaşlara gelmesi gerekiyor.
Hayır işte, ruhsal gelişim diye bir şey var.
Yani sadece beden gelişimimizle biz bir birey olmuyoruz.
Bizim bir ben algımız var değil mi?
Ve bu neredeyse doğumdan önce başlıyormuş arkadaşlar.
Ben algımız doğumdan önce başlıyor.
İnanabiliyor musunuz? Bebeğin istenmeyen bir bebek olup olmaması, adının bile kim tarafından hangi duygular eşliğinde konulduğu, hangi cinsiyette beklendiği, o çocuğun dünyaya getiriliş sebebi,
belki işte aman ileride hastalanırsan bana bakar diye mi doğdu o çocuk, işte biten bir evliliğin kurtarıcısı olarak mı doğdu, yoksa sadece ve sadece.
Doğurmak istediniz ve o şekilde dünyaya mı geldi?
Benim bir evladım olsun onu seveyim diye mi?
Koşulsuz şartsız mı doğdu o çocuk?
Hangi amaçla getirildi bu dünyaya?
Bakın bunlar çok önemli. Van Gogh, işte Marilyn Monroe, Salvador Dalí bunların biyografisi var kanalımda.
Ve hepsinin doğum hikayesini anlattım size tek tek.
Bakın bakalım dünyaya geliş şekilleri bütün hayatlarının nasıl abluka altına almış bu insanların.
Ruhsal gelişim ne zaman başlıyormuş?
Net bir şekilde göreceksiniz onları dinledikten sonra.
Bebek doğduktan sonra...
Sonra da devam ediyormuş bu süreç ve neredeyse 6 aylık olana kadar işliyormuş.
Ve bu süreç eğer güzel ilerlerse yani bebeğin ihtiyaçlarına güzelce karşılık verilirse sevgiyle bakılırsa o çocuğa zaten o bebek kendini güvende hissediyor.
Değerli olduğunu hissediyor ve annesinin ona bakarken ki o mutluluğunu tüm yorgunluğuna rağmen gözlerinin içinin nasıl güldüğünü görüyor bebek.
Yani onunla olmaktan ne kadar keyif aldığını mutlu olduğunu görüyor.
Her türlü yorgunluğuna rağmen bunu hissedebiliyor bebekler.
deyip küçümsemeyin. Onların her şeyini farkındalar.
Ve 6 ay sonra ne oluyor?
Anne ile bebek yavaş yavaş bir ayrışma sürecine gidiyor değil mi?
Artık böyle işte ek gıdalar başlıyor.
İşte desteksiz oturuyorlar ve annesinin sütüne bile ihtiyacı azalıyor bakın.
Aslında işte kucak ihtiyacı da zamanla azalıyor.
Aslında burada ne var? Güvenli ayrılma süreci değil mi?
Bu işlemeye başlıyor. Artık işte gözleri daha iyi görüyor.
Hani doğduğunda çok görmüyorlar ya.
İstediği şeylere uzanıyor.
Alabiliyor. Yani bakın bir bireyselleşme var.
Onu böyle işte birkaç saatliğine bırakabiliyorsunuz ve o sütü Süre gitgide uzayabiliyor, sorunsuz bir şekilde uzayabiliyor güvenli bağlanma varsa.
Burada artık ne olması gerekiyor?
Kadının da yavaş yavaş o annelikten sıyrılıp eski kadınlığını hatırlaması ve geri dönmesi gerekiyor.
Evet bebek bu ayrışma kısmında çok mutlu olmayabilir.
Belki şöyle düşünüyor artık annem her ağladığında koşmayacak bana bunu görüyor ve bir hayal kırıklığı da yaşayabiliyor bu süreçte huysuzlanabilir ama bu hayal kırıklığıyla annesinin o kısa süren yokluğuyla baş etmeyi
öğreniyor çünkü annesi gidiyor geliyor gidiyor geliyor ya da işe gidiyorsunuz geliyorsunuz çocuk bunu görüyor yani o çocuk emin annesinin geleceğinden annesinin onu terk etmediğinden ve şunu biliyor çocuk annesinin Artık onun kendi parçası
olmadığını, bir bütün olmadıklarını, kendisinin de bir parça olmaktan öte bir ben olduğunu idrak etmeye başlıyor.
Öteki yani ben bütünlüğünden zaman içinde ayrılması gereken bir parça değil mi?
Çocuğun kendini özne olarak görmesine izin verin.
Öteki olduğunu anlamasına...
İzin verin. Çünkü güvenli bağlanma için bu çok önemliymiş.
Annesiyle güvenli bir ilişki kuran, güvenli bir şekilde ayrışan çocuklar ne oluyor?
Büyüdüğü zaman karşısına gelen o başka ötekileri tehdit olarak algılamıyor.
Yeni bir ilişkiye yelken açtığında işte aşk olur, iş olur, arkadaşlık bunlara başladığı zaman ya da oldu ki bunlar bittiği zaman ayrılması gerekiyorsa o noktada güvenle ayrılıyor.
Hayatı kökten sarsılarak, yıkılarak değil ama annesinden almış olduğu ve içselleştirdiği Ötekine dair bir güvensizlik içeriyorsa ne oluyor?
Hayat boyu kurduğu ilişkilerde zorlanmaya başlıyor.
Hatta bu konular açılmışken direkt böyle birinin hikayesini anlatacağım size.
Babası tarafından erkek beklenen biri ama kız doğuyor.
Tıpkı ailesinin diğer dört kızı gibi ailenin beşinci kızı oluyor.
Ve babası o doğduktan sonra onları hastaneden almaya gelmiyor.
Annesiyle onu hastanede bırakıyor ve günlerce gelmiyor.
E kadının parası buluyor.
Çok çaresiz bir şekilde çocuğuyla kendisinin alınmasını bekliyor.
Eşi tarafından gelmiyor.
Ne yapıyor kadın? İşte çocuğu diyor ben en iyisi başkasına vereyim.
Kınamayın lütfen çünkü çaresizlik insana her şeyi yaptırabilir.
Sonra hastanedekiler diyor ki zaten bu çocuk bir buçuk kilo doğmuş.
Çok yaşamaz diyorlar. Al götür evine diyorlar.
Hani yaşayacaksa da helal olsun sen bu çocuğu yaşatırsan diyorlar.
Kadın onu yaşatmak için pet şişeleri ısıtıyor, ısıtıyor.
Kundağına koyuyor. Hani böyle küvez gibi olsun sıcak.
Dursun diye. Ve çocuk bir şekilde hayata tutunuyor arkadaşlar.
Büyüyor. Babaları alkolik ve sadece içtiği zamanlarda ona bir merhamet ve böyle azıcık sevgi kırıntısı gösteriyor.
Sadece içtiği zaman. O evin içinde her türlü şiddet var.
Hem çocuklara hem anneye.
Adam derken bir gün evi terk ediyor.
Ve uzun seneler gelmiyor.
Geri geldikten sonra bütün çocuklarını topluyor ve şehre göç ediyorlar ailece.
Ama ardında sadece bu anlattığım kız çocuğu kalıyor.
Ve onlar onu bırakıp gider.
Derken böyle arkalarından öyle cebaka kalıyor.
Onu almıyorlar yanlarına çünkü ona babaannesi bakıyor köyde.
Sonra okulda çok başarılı oluyor bu çocuk ama babası onu okuldan alıyor ve 13 yaşında zorla evlendiriyor.
Daha çocukken evleniyor ve daha sonra boşanıyor zaten.
Çocukları oluyor bu evlilikten.
Bir daha da hayatı boyunca hiçbir şekilde yüzü gülmüyor.
Sonra ne oluyor arkadaşlar?
Kendini hep bir erkek gibi hissediyor.
Kadınlığından utanır bir hale geliyor ve sürekli dilinde şu var.
Keşke erkek olsaydım ve bunun gibi davranmaya çalışıyor bir erkek gibi.
Ki zaten ona ailenin erkeği diyorlar.
Çocuklarına hiçbir şekilde sağlıklı bir annelik yapamıyor.
Sevgisini göstermekten utanıyor ve nihayetinde babası gibi alkolik oluyor.
Hep depresif, hep mutsuz.
Kimseyle güzel bir ilişki kuramıyor.
Bağlandığı, sevdiği her kim varsa onlara asla güvenmiyor.
Nasıl olsa terk ediyor. Benim hiç kimsenin hayatında hiçbir değerim yok.
Hiçbir önemim yok. Duygusunu sürekli yaşıyor.
Birilerinin beni sevmesi için kendimi feda etmem lazım.
Kadınlığımdan vazgeçmem gerekiyor diye düşünüyor.
Ve onu gerçekten sevenlere o kadar kötü davranıyor ki bile isteye onları kaybediyor.
Ve onlar beni terk etmeden ben onları terk edersem daha az acı çekerim diye düşünüyor.
Ve hayatında hiç anlamlı ilişkiler kuramıyor.
Çünkü hiç kimseye güvenmiyor.
Küçükken hiç görülmediği için o evin içinde içip içip ortalığı yakıp yıkıp...
geçiriyor. Dikkat çekmeye çalışıyor.
Bakın ben de buradayım. Beni görün diyen o yaramaz dediğimiz çocukların görülme ihtiyacı gibi.
Ruhsal gelişimin önemini anlat deseydiniz size bunu anlatırdım.
Çok kitabı bilgiyle anlatmadım bunu arkadaşlar.
Yüreğimden gelerek anlattım.
Çünkü bu insanı ne yaptıysak iyi edemedik.
Hiçbirimizin sevgisi onun yaralarını sarmaya yetişmedi.
Öyle bir anlatayım dedim arkadaşlar.
Artık zaten dost gibi olduk sizinle.
Bakın dünyaya geliş hikayesi anlattım.
Doğduktan sonra bir Gündüğü karakteri gördünüz.
O yüzden ruhsal gelişimimiz çok önemli.
Sadece fiziki olarak düşünmeyin.
Yani kendi doğum öncesi hikayenize de bakın arkadaşlar.
Bunu o yüzden anlattım. Ben mesela baktığım zaman hikayeme evet diyorum ya tam olarak böyle.
Hani bu duygularımın devam ettiğini görüyorum.
Mesela annem beni ilk başta doğurmak istememiş.
Çünkü benden bir yaş büyük bir abim var.
Ve zaten 6 yaş büyük bir abim daha var.
Zaten bir sürü çocuk var. Yani herkes deli misin ya aldır bu çocuğu falan demiş.
Ama ben spritüel bir kişilik olduğum için biliyorsunuz arada anlatıyorum.
Annem işte ertesi gün beni aldırmaya gidecek doktora ve gece annemin rüyasına girmişim.
Böyle yemyeşil bir yer var işte bir dere akıyor.
Yaşlı bir kadın geliyor annemin kucağına beni veriyor.
Ve diyor ki bu çocuk sana çok hayırlı bir evlat olacak.
Sakın bunu aldırma diyor.
Annem bir bakıyor ben. Yani benim doğmuş halim arkadaşlar.
Doğmuş halimin aynısı görüyor beni.
Ve kız çocuğu. Annem asla erkek çocuğu istemezmiş arkadaşlar.
Ve hep bir kızı olsun istemiş.
Saplantılı bir şekilde. Bende de bu var.
Ve sabah kalkıp bu işten vazgeçmiş.
Yani bu kız olacak diye tutturuyor.
Ve rüyasında gördüğü kızı beni doğuruyor.
Beni çok isteyerek dünyaya getirmiş.
Bilmiyorum ben hiç istenmediğimi düşünmem.
Yani tam bir kız çocuğuydum bu arada.
Hani bende gram erkeklik yoktur.
Hani olur ya böyle bazı kadınlar daha böyle erkeksidir.
O bende sıfır. Hiç yok.
Keşke diyorum biraz olsaydı ama annemin beklentisini karşıladım herhalde bilmiyorum ama tamamen böyle kız çocuğu istiyormuş ya.
Bilemiyorum Altan. Şimdi arkadaşlar az önceki konuya yani ötekini tehlikeli olarak görme kısmına geri dönmek istiyorum.
Güvenli bağlanma ve ayrılma dedik.
Bunlar da sıkıntı olduğu zaman yani anne mesela ruhsal anlamda o bebeğin yanında değilse hani bazen bir anne vardır ama ruhen orada değildir sadece fiziken vardır.
O zaman o çocuk duygusal bir tatmin sağlayamıyor ve çocuk...
Çocuktaki öteki algısına karşı bir güvensizlik oluyor.
Yani öteki onun için koruyucu kollayıcı olmuyor ve bebek duygusal yatırımını yavaş yavaş kendine yapmaya başlıyor.
Sonuç narsist oluyoruz arkadaşlar muhtemelen.
Yani narsistlerin pek çoğu çocuklukta duygusal ihmale uğramış olan çocuklar.
O yüzden kendi kendine o kadar önem veriyor, o kadar seviyor kendini.
Çünkü buna ihtiyacı olduğu bir zaman dilimi vardı.
Üstelik en çok istediği kişi tarafından görülmedi ve sevilmedi.
Narsistleri tanıma rehberinde anlatmıştım bunları.
Nasıl kendini onaracak o çocuk?
Onların yani ailesinin ona yaptığının tam tersi şekilde davranarak.
Hani madem siz beni görmediniz abi o zaman ben kendi ihtiyaçlarımı, kendi mutluluğumu yani ben kendimi en değerli görürüm.
Neden? Çünkü başka türlü hayatta kalamam değil mi?
Kendimi bir şekilde savunmam lazım.
İşte bu aşırıya kaçtığı zaman sağlıksız oluyor arkadaşlar.
Narsist diyoruz ya. Yoksa dozunda olması bunların hiçbir problem değil.
Bunu geniş geniş... O bölümde anlattım.
Tek sebebi elbette bu değil arkadaşlar.
Onu dinlerseniz zaten anlatıyorum orada.
Bir diğer şey ise şu anne ile bebeğin bir bütün olması dedik.
Yani annenin bebeğin tüm varlığını istina etmesi ve ona hiçbir alan tanımaması ruhsal olarak.
Bu durumda ne oluyor? Bebekte düşünme ve problem çözme becerisi gelişmiyor ve bireyselleşemiyor.
Yani sevgili anneler, güvenli bağlandıysanız, güvenli ayrıldıysanız, o çocuğa sevginizi de hissettirdiyseniz, değerini anladıysa sizin gözlerinizde, bırakın o instamamları, mükemmel
anne hikayelerini, siz zaten yeterince iyi bir annesiniz.
Ha olamadığım, çok üzgünüm ben diyorsanız, yine bence telafisi mümkün olabilir.
Yeter ki isteyin o kollarınızı bir açın.
Clayne diyor ki... Başlangıçta annenin içinde olan bebek zamanla anneyi kendi içinde taşır.
Yani kendi annelerimizden miras aldığımız içimizde bir takım parçalar var.
Bizim ötekiye bakış açımızı bunlar etkiliyor.
Ama en çok da kime olan bakış biçimimizi etkiliyor?
Çocuklarımızla olacak ilişkimizi değil mi?
Çocuklarımıza bizden kalacak izlere dikkat edelim.
Çocuğunuzla olan ilişkiniz sizin...
Çocukluğunuzla olan ilişkiniz arkadaşlar nasıl bir anne olacağınız size nasıl bir annelik yapıldığıyla da alakalı olabilir.
Mükemmel olmaya çalışan ebeveynler yapamadıkları her ne varsa çocuklarının yapmasını bekleyebilir.
Aslında bu çocuklarının değil.
kendi ihtiyaçlarıdır. Uzmanlar diyor ki eğer çocuğunuz çok hareketliyse ya da çok öfkeli bir çocuksa bu çoğu zaman sizin bilinç dışınızın bir yansıması olabilir.
Yani siz böyle çocukken belki çok yaramaz, hareketli, öfkeli bir çocuk olmak istediniz.
İhtiyacınız vardı buna ama bunu bastırmak zorunda kaldınız.
Kötü çocuk olmamak için hiç çocuk olmamayı seçtiniz ve bu içinizde kaldı belki.
İşte şimdi bu çocuğunuzla ortaya çıkmış olabilir deniliyor.
Mükemmel olmaya çalışan ebeveynler çocuklarının gerçek ihtiyaçlarını zaman zaman göremeyebilirler.
Yani o çocuğun bir birey olduğunu, kendince onun da farklı ihtiyaçları, istekleri, tercihleri olabileceğini görmezden gelebiliyorlar.
Kendi istedikleri şey neyse, bu hayattan alacaklısı olduğumuz şey her neyse onu o çocuğa dayatmaya çalışıyor olabiliriz.
Tam bu noktada Zeynep Hoca harika bir örnek vermiş.
Diyor ki çok sevdiğiniz, çok beğenerek sahip olduğunuz bir çiçeğiniz var.
Bu çiçeğiniz için acaba salonumun hangi köşesine koysam benim evim daha güzel görünür diye düşünürseniz ama o koyduğunuz yer aslında çiçeğinizin ihtiyacını karşılayacak bir yer değilse ne olur.
Çiçeğinizin aslında daha fazla güneş görmeye ihtiyacı varsa ve orası o salon ona karanlık geldiyse Ya da sırf salonunuzda çok şık görüneceğini düşündüğünüz bir saksı aldıysanız
ama o saksı çiçeğiniz için yeterli büyüklükte değilse ne olur arkadaşlar?
Muhtemelen bir süre sonra...
O çiçeğiniz solar, yaprakları dökülür ve giderek kurumaya başlar gözlerinizin önünde.
Bir bakmışsanız çiçek yok olmuş.
Bir çocuk doğuştan getirdiği özellikleri, annesinden, babasından aldığı parçaları ve yaşam boyu karşılaştığı kişilerle, olaylarla kendi kişilik yapısını, kendi değerini oluşturuyor.
Onlara bizim beklentilerimizden, bizim taleplerimizden, bizim arzularımızdan ayrışıp kendileri olabilme fırsatını lütfen tanıyalım.
Ancak bu sayede kendilerini değerli...
eksiklikleriyle ve bir bütün olarak hissedip hayatta başarıyla mücadele edecekler.
Ancak bu sayede çiçekler açabilecekler.
Ve sen beni dinleyen güzel anne, lütfen mükemmel olmayı bırak.
Bunun için çalışma. Çünkü yeterince iyi anne olsak yeter.
Kendini unutma. Unutma ki bahçendeki çiçeklerin hiç dolmasın.
Sen canlı ol ki can suyu olabilesin.
Anneler günün kutlu olsun.
Bir dost MediaMarkt Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
