
Altıntaş Online hakkında detaylı bilgi almak ve kampanyadan faydalanmak için: https://www.altintasonline.com
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Altıntaş Online" hakkında reklam içerir*
Transkript
Altıntaş Online Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkes konuşmayı bıraksın, dikkatinizi buraya verin.
Size söylüyorum, beni eleştiren herkese.
Ben tüm zamanların en iyisiyim.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Az önceki sözler bana ait değil.
Ben tüm zamanların en iyisiyim sözü.
Bu sözler yaptığım her işte dünyanın...
en iyisi olmayı hedefledim.
Çöpçü olsam dünyanın en iyi çöpçüsü ben olurdum diyen ve dünya tarihinin gördüğü en büyük boksör olan Muhammed Ali'ye ait arkadaşlar.
Bugün onun hayat hikayesini anlatacağım sizlere.
Onu bu kadar büyük yapan şey neydi?
Esas ringin dışındaki Muhammed Ali kimdi?
Onu biraz yakından tanıyalım istiyorum.
Çünkü hayat hikayesiyle, duruşuyla, karakteriyle, mücadelesiyle ilham veren oldukça önemli bir isim.
Bu podcast için çok önemli bir bölüm bu bölüm o yüzden hemen başlamak istiyorum.
Bu podcastı onun şu sözleriyle açıyorum.
Hayal gücü olmayan insanın kanatları yoktur.
Rüyalarınızı gerçekleştirmenin en iyi yolu ise...
Uyanmaktır der Muhammed Ali.
Umarım bu bölüm rüyalarını gerçekleştirmek isteyen herkese bir şekilde ilham olur arkadaşlar.
Önce çocukluğuna gidelim.
Asıl adı Cassius Marcellus Clay.
ABD'nin Kentucky eyaletinin Louisville şehrinde 17 Ocak 1942 yılında doğdu.
Babası sokak levhalarını boyayan bir boyacı, annesi ise ev işlerine yardıma giden bir kadındı.
Orta halli bir aile diyebiliriz.
Ailesiyle yaşadıkları yer Amerika'da Louisville.
Yani Afro Amerikalıların, siyahilerin yoğun olduğu bir bölge burası.
Ama siyahilere burada da ayrımcılık yapılıyor.
Tuvaletleri ayrı, su içtikleri yer ayrı, gidebilecekleri parklar, tiyatrolar her şeyleri ayrı.
Hatta otobüste biliyorsunuz o dönemler siyahiler için ayrılan bölge ayrıydı.
Otobüsün en arkasına oturuyorlardı.
Rosa Parks olayını hatırlayın.
Yani böyle bir ayrımcılık söz konusu.
Bunlara maruz kalarak büyüyor.
Yani sistematik ırkçılığın olduğu bir ortamda yetişmiştir.
Siyahilerin böyle sürekli itirip kakıldığını görerek yetişiyor.
Hatta bir keresinde annesi bir mağazaya girip bir bardak su istiyor.
Onu bile vermiyorlar. Sırf siyahi olduğu için buna da şahit olmuştur küçükken.
Sokakta yürürken pis zenci diye...
Hitap ediyorlar onlara. Bunları duyuyor.
Köpek muamelesi görüyorduk diyor bir röportajında.
Ve 12 yaşındayken Emmett Till olayı yaşanıyor arkadaşlar.
Muhammed Ali'yi en çok etkileyen şeylerden biri budur.
Yani küçükken yaşamış olduğu ve hayatına sirayet eden olaylardan biri.
Ki tüm dünyayı etkilemiş bir olay.
Büyük bir insanlık suçu, nefreti ve ırkçılık deyince hala akıllara gelen ilk hadiselerden.
Olay da şöyle bilmeyenler için Emmett Till daha 14 yaşında.
İki beyaz tarafından korkunç bir şekilde dövülerek hayatını kaybediyor ve cesedi nehre atılıyor.
Annesi de onun naaşını tabutunda açık bir şekilde sergiliyor ki herkes dünyadaki herkes bu yaşanan vahşeti görsün diye aslında oldukça akıllı bir hamle yapıyor.
Ve çocuk o haliyle basında yer bulunca tabi yer yerinden oynuyor fotoğrafı görenler.
Korkunç bir fotoğraf yani çocuğun yüzü yok, ezilmiş bir surat, ırkçılığın, nefretin, insanlara neler yaptırabilir.
bileceğinin fotoğrafıdır o zaten.
Muhammed Ali de çok etkileniyor bu olaydan.
Hatta bir röportajında şöyle diyor.
Emmett Till ile ben aynı yaştaydaydık ve o öldürüldükten bir hafta sonra sokağın köşesinde bir grup çocukla Onun fotoğraflarının olduğu siyah gazetelerine ve dergilere bakıyorduk.
Birinde gülüyordu ve mutluydu.
Diğerinde kafası şişmiş ve ezilmişti.
Annesi çok cesur bir iş yapmıştı.
Şikago'da binlerce kişinin onun açık tabutuna bakarak parçalanmış vücudunu görmeden gömülmesine izin vermemişti.
Emmet'i aklımdan bir türlü çıkaramadım diyor.
Sonra çocuk aklı işte arkadaşlarıyla toplanıyorlar Emmet'in intikamını almak için.
Gidiyorlar Sam amca posterini taşlamaya başlıyorlar.
Sam amca nedir bilmeyenler için ABD'nin simgesi Sam amca.
Hani Amerika'ya Sam amca deniliyor ya Sam amcanın dediği olur derler.
Hatta 1. Dünya Savaşı'na asker toplamak için yapılan meşhur afişinde I want you yazar yani seni istiyorum.
Muhammed Ali'nin böyle çocukluğunda hatırasında kalan böyle gıcık olduğu şeylerden biri Sam amca posteri.
Çocukken arkadaşları ile o posteri taşlıyorlar.
Sonra da tren raylarına demir ayakkabı tabanı koyuyorlar.
Ve trenin tekerliklerinden biri raydan çıkıyor.
Bir can kaybı olmuyor ama raydan çıkıyor.
Sonra koşarak uzaklaşıyorlar hemen.
Çocuk haklı işte ve o esnada arkasına bakıyor koşarken.
Ve bir anda Sem amca seni istiyor yazan o posterle göz göze geliyor.
Ve aklında bir anda şu beliriyor.
Eninde sonunda seninle yüzleşeceğiz.
Yani bunu zaten biliyordum diyor.
Amerika ile. yüzleşeceğim anlamında.
Benim halkımın gerçek düşmanı Amerika'dır der Muhammed Ali.
Küçükken kavgacı, haylaz bir çocukmuş.
Biliyorum çok şaşırdınız.
Düşünsenize Muhammed Ali için şey diyorum.
Çok minnoş, çok sizsiz, çok sakin bir çocuk.
Hiç inandırıcı gelmedi. Muhammed Ali küçükken sık sık okul yönetimi tarafından uyarılar alıyor.
Ailesi artık bezmiş bir durumda ve okuldan atılacak duruma geliyor bir keresinde.
Ve babası diyor ki oğlum bak eğer uslu durursan sana hayalindeki o bisikleti alırım diyor.
Ve o sene gerçekten de olaysız bir okul yılı geçiriyor Muhammed Ali.
Babası da verdiği sözü tutup o bisikleti alıyor.
Ve bir bisiklet bir çocuğun hayatını nasıl değiştiriyor arkadaşlar?
Şöyle bisiklet onun için özgürlük demek ve yakın arkadaşıyla her gün şehri gezmeye başlıyorlar.
Bir gün yine böyle gezerken çok şiddetli bir yağmur yağıyor.
İki arkadaş o esnada bir fuar görüyorlar ve oraya sığınıyorlar yağmur dinene kadar.
Neyse işte yağmur bitiyor bir çıkıyorlar bisikletleri yok çalınmış.
E tabi çocuk daha kızıyor, ağlıyor, çıldırıyor bisikleti yok.
Tam o sırada fuardan çıkan birini durdurup diyorlar ki ya bizim bisikletimiz çalındı biz şimdi ne yapacağız nereden polis bulacağız diye soruyorlar iki arkadaş.
O da diyor ki aşağıda bir boks salonu var spor salonu orada bir polis olabilir diyor.
Hemen koşarak aşağı iniyorlar ve aynı zamanda o spor salonunun yöneticisi olan polis Joe Elsby Martin'e gidiyorlar dertlerini anlatmaya başlıyorlar.
Ve o sırada Muhammed Ali diyor ki eğer diyor bisikletimi çalanı bulursam onu kırbaçlayacağım diyor.
Polis memuru da diyor ki.
Kavga etmeden önce kavga etmeyi öğrensen Daha iyi edersin diyor.
Sonra ona boks salonunu gezdirmeye başlıyor.
Muhammed Ali çok etkileniyor boks salonunu görünce.
Polis memuru da bunu görüyor.
Diyor ki gel sen de buraya başla bir form doldur diyor.
Bu şekilde başlıyor arkadaşlar hikayesi.
Hani diyorum ya bazen başımıza gelen kötü bir olayda bir hayır olabiliyor.
Ama biz bunu seneler sonra görüyoruz oradaki o hayrı.
Hani Mevlana'nın o çok sevdiğim sözünü tekrar hatırlatmak istiyorum sizlere.
Ne diyordu? İstediğin bir şey olursa...
Bir hayır olmazsa...
Bin hayır ara diyordu değil mi?
Muhammed Ali'nin hikayesi de bence böyle.
Hani o gözyaşları içinde o an en çok istediği şey neydi?
Bisikletini bir an önce bulmak değil mi?
Ona kavuşmaktı. Ama şimdi soruyorum size.
Eğer o gün Muhammed Ali'nin o çok sevdiği bisiklet çalınmasaydı bugün efsanevi bir boksör olabilir miydi?
Belki de olamazdı değil mi?
Yani bazen kolumuz kırıldı diye ağlıyoruz ama aslında bilmiyoruz.
O kolun yerine belki de bir gün kanatlarımız çıkacak.
Muhammed Ali boksa başladığı zaman 12 yaşındaydı ve 39 kilo yani yaşına göre oldukça çelimsiz bir çocukmuş.
Ama çok zeki, çok çevik ve hırslı bir çocuk.
Hedefleri olan bir çocuk.
Bir gün arkadaşı Rudy ile sahile gidiyorlar ve ona diyor ki sen bana ufak ufak taşlar at.
Bakalım ben sağa sola kaçabilecek miyim?
Hani böyle boksta ringte sağa sola kaçarlar ya aşağı yukarı bir kaçış metotları vardır.
Onu yapmaya çalışıyor ve arkadaşının attığı taşlar kolay kolay isabet etmemiş.
Orada aslında reflekslerinin ne kadar güçlü olduğunu görüyor.
Ve bu arada boks yapmadan önce daha böyle küçücük bir çocukken arkadaşlarına sürekli Ben bir gün çok büyük olacağım diyor arkadaşlar.
Hatta bahse bile giriyor bunun için.
Onlar da yapamazsın diyorlar.
Bunlar senin boyunu aşar diyorlar.
Bu arada büyük olacağım derken hani boks alanını kastetmiyor.
Hangi alanda olduğunun hiçbir önemi yok.
Zaten boksa başlamadan önce de bunu söylüyor.
Hani en başta dedim ya ne olursam olayım çöpçü de olsam en iyisi ben olacağım diyen bir insan Muhammed Ali.
Adamın hayat görüşü bu ve çocukken şekillenmeye başlamış.
Yani ringe çıkarken kral tacı takıp çıkan bir insan.
Zaten düşünebiliyor musunuz? O kral tacını takıyor ki kafasına.
Kendini gerçekten o ringin kralı gibi hissetsin.
Modu yükselsin diye.
Hani aranızda keşke ben de öyle hissetsem diyen beyler varsa.
Altıntaş online'da iki renkli kral altın zincir var arkadaşlar.
Bence onu taktıktan sonra insan gerçekten kendini kral gibi hissedebilir.
Bilekliği de var. Süper kral altın bileklik.
Bir bakın derim. Şahane.
Yani modası asla geçmeyecek ürünler bunlar.
Kadınlar... için önerim ise Mega Yılan Altın Zincir.
Çok iddialı bir model.
Sanırım aşık oldum.
Kübük Kral Altın Zincir de bence her zevke hitap edebilecek bir model.
Ben kolyelerimi böyle üst üste takmayı çok seviyorum.
Siz de eğer o tarzı seviyorsanız.
Bunlara ek olarak Göz Altın Kolye, İnce Taşlı Harf Altın Kolye Ucu ve Nazar Boncuklu Çark Altın Kolye Ucunu önerebilirim.
Zaten her tarza, her bütçeye uygun ürün çeşidi var Altın Taş Online'da.
biliyorsunuz 5000'den fazla ürün çeşidi var.
Yarım asırdan beri bu sektördeler oldukça güvenilir bir marka.
Benim için bu çok önemli. Merve ben siteye girdim baktım çok güzel modeller var ama online nasıl alacağım tedirgin oluyorum diyorsanız eğer Altıntaş online'da 16.30'a kadar vereceğiniz
tüm siparişler aynı gün içerisinde sigortalı kargo ile tarafınıza gönderiliyor.
Yani merak etmeyin başına bir iş gelmiyor.
Ayrıca alacağınız ürünler kullanmak istediğiniz süre boyunca garantili Altıntaş Online tarafından tüm tamir ve bakımı ücretsiz olarak yapılıyor.
O zaman kendimi krallar ve kraliçeler gibi hissetmek istiyorum diyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum ve rinklerin kralı, efsane isim Muhammed Ali'ye geri dönüyorum.
12 yaşında boksa başlıyor dedim ve ilk önemli sınavını Yarının Şampiyonu adlı boks programında vermiştir.
Daha 6 haftalık bir eğitim almış olmasına rağmen rakibini yenmeyi başarıyor.
Ve bu maçtan sonra tüm zamanların en iyisi ben olacağım demiştir.
Müthiş bir özgüveni var ama asla böyle altı boş bir özgüven değil.
Deliler gibi çalışıyor.
Arka planda ciddi bir emek var.
Hocalarına yeteneğini ispatlamak için korkunç bir efor sarf ediyor.
Ve 2 sene sonra 14 yaşında amatör boksun en büyük ünvanı olan Golden Glove ödülünü kazanıyor.
Emer ve bu arada okul hayatını oldu diye düşünmüş olabilirsiniz.
Aslında Muhammed Ali okumaya düşkün bir çocuk ama öğrenme güçlüğü var, disleksi.
O yüzden boksa ağırlık vermiştir.
Hani ailesi de bu yönde ilerlemesi gerektiğini düşünüyor.
Lise mezunu ama çok zor mezun olmuştur.
Hani böyle bokstan sonra biraz şöhret sahibi oluyor okulda.
O şekilde dersleri geçiriyorlar.
Yani dislekse olmasaydı belki boksör olamazdı.
Yine aslında başına gelen kötü bir hadise onun iyiliğine çıkmış işin sonunda.
Derken 16 yaşında 1958 yılında Şikago'da altın eldiven şampiyonasında amatör grup şampiyonu olan Tony Madigan'la yapmış olduğu müsabakayı kazanıyor ve 18 yaşında
ikinci ulusal Golden Globes turnuvası için New York'a gidiyor.
Burada da kazanınca turnuvanın seçkin boksörü olmayı başarıyor.
Amatör boks hayatına baktığımız zaman ringe çıktığı 108 maçın yüzünü kazanmıştır Muhammed Ali.
Ve 1960 yılında rakibini yenerek Roma'da olimpiyatlara gitmeye hak kazanmıştır.
Ama bundan 2 sene önceki bir olay var onu anlatmak istiyorum size.
1958 yılında ünlü boks antrenörü Angela Dundee'yi kaldığı otelden arıyor ve diyor ki ben Cassius Marcellus Clay Golden Glow şampiyonuyum ve olimpiyatları kazanmak istiyorum
diyor. Angela eliyle telefonun ahizesini kapatıyor ve yanındakilere dönüp sessizce diyor ki arayan çatlak.
Ve o çatlak dediği genç 2 sene sonra 18 yaşında olimpiyat madalyasını kazanıyor.
Hem de kimi yeniyor?
Polonyalı rakibi Zigi Pietrakowski'yi yeniyor arkadaşlar.
Daha önce 200 maça çıkmış ve 3 kez Avrupa şampiyonu olmuş bir adamı yeniyor.
Hem de 18 yaşında ve bu galibiyet temsil ettiği ülkesi Amerika için çok büyük bir zafer oluyor.
Çünkü Sovyetler Birliği 1960 olimpiyatlarında Amerika'dan daha fazla altın madalya toplamıştır.
Biliyorsunuz aralarında ezeli bir çekişme var.
Bu arada normalde Muhammed Ali Roma'ya gidemeyecek olimpiyatlara çünkü inanılmaz bir uçuş korkusu var.
Yani kesinlikle o uçağa binmem diyor.
Hani bir sürü yol araştırıyor Roma'ya başka ne türlü gidebilirim diye Amerika'dan.
Herkes ikna etmeye çalışıyor.
Bak işte olimpiyatlar vesaire yok diyor binemem.
En son bisikleti çalındığında hani tanışmış olduğu bir polis.
memuru var dedim ya ve aynı zamanda ilk antrenörüdür.
Onun hayatında çok önemli bir insandır Joe Martin.
O devreye giriyor ve ona diyor ki eğer diyor o uçağa binmezsen büyük bir savaşçı olma fırsatını kaybedeceksin ve bu sözüyle onu ikna etmeyi başarmıştır.
Ama Muhammed Ali hayatı boyunca bir daha asla uçağa binmemiştir arkadaşlar.
Bu arada uçuşta bir türbülans oluyor işte Roma'ya giderken sırtına paraşüt takıyor ve tüm yol boyunca uçağın koridorunda dua ediyor sırtında paraşütle o şekilde.
Ama olimpiyatta altın madalyayı kazanıp Amerika'ya ülkesine geri dönüyor.
Peki geri döndükten sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Yaşadığı şehre gidiyor.
Üzerinde olimpiyat ceketi, altın madalyasıyla yani gayet belli olimpiyat şampiyonu olduğu.
Louisville'da bir ırmağın kenarında bulunan bir restorana gidiyor.
Oturuyor. Tam yemek siparişi verecek.
Fakat garson diyor ki kusura bakmayın buraya zenciler giremez.
Tabii bir şok oluyor. Ben diyor olimpiyat şampiyonuyum.
Hani üstündeki kıyafetler de zaten bunu gösteriyor.
Fakat yine de diyorlar ki buraya zenciler giremez.
Muhammed Ali o kadar...
Sinirleniyor ki boynundaki madalyasını alıp nehre atıyor.
İşte hayatının dönüm noktalarından biri arkadaşlar.
Onun ırkçılıkla olan mücadelesinde aslında bu yaşadığı olayda çok büyük bir rol oynamıştır.
Ki şöyle de bir şey var o boynundaki madalya o kadar kıymetli ki onun için.
Onunla yatıp onunla kalkıyormuş.
Asla çıkarmıyor.
Gazetelerde bile yazıyor hani madalyasını gözünün önünden hiç ayırmıyor Muhammed Ali.
Hatta onunla uyuyor diye yazıyor gazetelerde.
Yani o madalyayı suya atmak onun için ne demek?
Bence bunu bir anlamalıyız.
Yani o kırgınlığın boyutunu anlamamız için anlattım bunu.
Bir de İtalya'ya gittiği zaman Roma'ya şunu fark ediyor.
Amerika'da olan o ırkçılık orada yok.
Yani siyahilerin daha özgür olduğunu görüyor.
Ve içinde aslında bir şeyler kopmuş orada.
Bir de Roma'da olimpiyatlar esnasında bir gazeteci ona diyor ki Amerika diyor zenciler için sence nasıl bir yer?
Böyle bir soru yöneltiyor.
O da diyor ki bana bak diyor komünist diyor.
Amerika dünyanın en iyi ülkesi.
Üstelik seninkinden bile daha iyi.
Afrika'da yaşamaktansa orada yaşamayı tercih ederim diyor.
Çünkü hiç olmazsa yılanlarla, timsahlarla uğraşmıyoruz.
Şamurdan kulübelerde yaşamıyoruz Amerika'da diyor.
Ama işte bu sözü söyler söylemez.
Aslında kendiyle çeliştiğini fark ediyor içinde bir yerlerde.
Çok kötü hissediyor. Bunu sonradan itiraf ediyor.
Ve diyor ki ben daha bu lafı söyler söylemez.
Kocaman. Beyaz bir ağa takıldığımı hissettim diyor.
Beyaz gazetecilerin siyahi bir sporcudan duymak istedikleri o sözleri söylemiştim diyor.
Rusya'nın kör cahiliydim.
Afrika hakkında Tarzan filmleri hariç çok az şey biliyordum.
Ki Tarzan filmlerini çeken de Amerikalılar değil mi?
Yani bir tür aşağılık kompleksiyle böyle beyazların onayını kazanma hevesine girmiş.
Onlar gibi görünmeye çalışmış.
Onların değerlerini benimsemeye çalışan siyahlar için hani aşağılayıcı bir tabiri vardır.
Tom amca. Tom amca gibi göründüğünü düşünüyor o esnada içten içe.
Ve çok pişman oluyor.
Ama tabii iş işten geçmiş yani.
Röportaj yayınlanıyor. Fakat şöyle bir şey oluyor.
Ben diyor bu sözlerimi kamuoyunda değiştiremeyecektim belki.
Hani bu saatten sonra. Ama kendi hayatımda değiştirmeye karar verdim diyor ve öyle de yapıyor.
İşte o madalyayı boynundan söküp nehre attığı zaman var ya bunu öylesine yapmadı.
İçinde bu marazi duygular var arkadaşlar.
Kendiyle çelişti ya işte kendini Tom amca gibi hissetti.
O pişmanlık da var aslında o madalyayı suya atarken.
Sadece sen işte siyahisin buraya giremezsin değil.
Bir de küçükken yetiştirilme tarzı var.
Onunla çelişti kendi içinde bir yerlerde.
Çünkü babası onu daima siyahların onuru için mücadele...
için böyle bilinçli bir şekilde yetiştirdi hep ayağa kalkması yönünde yetiştirilmiş bir çocuk bunlarla çelişti kendi içinde bir sürü duygu çatışması oldu o şekilde o madalya suya atıldı derken Muhammed Ali
işte lise yıllarındayken İslamiyetle tanıştı arkadaşlar biliyorsunuz ilgi duymaya başladı ve sonra fırsat buldukça Müslümanların lokantalarına gidiyor onların ibadet yerlerine gitmeye çalışıyor Ve 1961 yılında yani
19 yaşlarındayken artık Müslüman olmaya karar veriyor.
Ve 1962 yılında zaten hayatında çok önemli bir yere sahip olan Malcolm X ile tanışıyor.
Müslüman siyahilerin karizmatik lideri.
Ona da bir podcast gelecek.
Çok güçlü bir hatip.
Amerika'nın parlayan yıldızı Malcolm X.
Muhammed Ali'yi çok etkileyen isimlerden biri.
Bir süre Müslüman olduğunu saklamak durumunda kalmıştır Muhammed Ali.
Çünkü şampiyonluk maçına çıkacak ve hani diyor ki sistem...
Benim önüme engel kurar eğer benim Müslüman olduğumu öğrenirlerse ki öyle de olacaktı gerçekten.
Bunları az sonra anlatacağım.
Bir de arkadaşlar Muhammed Ali'yi böyle çok kibirli çok egoist bulan insanlar var.
İşte röportajlarını izlerseniz maçlarını sürekli kendini öven bir adam göreceksiniz.
Tabii bu da aslında onu ön plana çıkaran bir kişilik özelliği diyebilirim.
Kendini aşırı beğeniyor.
Bir de Roma'ya gittiği zaman böyle genç kızlar o kadar hayran oluyorlar ki onun vücuduna çok yakışıklı olduğunu söylüyorlar Muhammed Ali'yi görenler.
O da bunun farkında zaten yani düşünsenize Amerika'da siyahilerin pis zenci diye aşağılandığı bir dönem var ve o dönemde vermiş olduğu röportajlarda bu adam gayet özgüvenli, gayet yüksek bir sesle çıkıp ben dünyanın
en yakışıklı boksörüyüm diyebiliyor.
Ben çok güzelim diyor. Dünyanın en güçlü, en hızlı boksörüyüm diyebiliyor.
Böyle bir özgüvene sahip işte otobüslerin üzerine çıkıyor, rakiplerine hiciv dolu alaycı şiirler söylüyor.
Ring'de de aynısını yapıyor.
Yani bu onun özelliği olmuş artık.
1964 yılındaki şampiyonluk maçıysa onun kariyerinin en önemli maçlarından biri arkadaşlar.
Çünkü rakibi tek round'lık nakatlarla ünsalmış çok korkulan bir isim.
Sonny Liston arkadaşlar.
Tarihin en korkunç boksörü namına sahip.
Ve hani karanlık işleri de var arka planda.
Hani birisi alacağını alamadığı zaman onu salıyor üstüne öyle bir adam.
Yani mafyatik bir tarafı da var.
Muhammed Ali de onun hakkında şöyle der.
O... Kas, kudret ve güç yığını, güçlü kasları olan yabani bir goril.
Böyle bir adama yabani goril diyor.
Muhammed Ali yürek yemiş cidden.
Silahsız bir mücadelenin son noktası.
Çevresi 35 santim gelen kemik ezici yumruklarıyla o bir insan parçalayıcı.
Bu yumruklar özel imal edilmiş olan eldivenlere ihtiyaç duyuyordu ve ona taş yüzlü diyorlardı.
Sert kahverengi gözlerinde merhametin zerresi yoktu diyor.
Ve böyle bir adam için diyor ki daha 22 yaşında kariyerinin başında diyor ki ben diyor bu adamı 8.
roundda yenerim diyor.
Yine çok iddialı bir konuşma.
Tabii kimse inanmıyor arkadaşlar yani Muhammed Ali'yi yeni yetim olarak görüyorlar ve hiç şansı olmadığını düşünüyorlar.
Hani ringte perişan olacağını düşünüyor herkes.
Ama Malcolm X yani nam-ı diğer kan kardeşi ona inananlardan biri.
Ama dediğim gibi arkadaşlar Muhammed Ali'nin İslam ile olan ilişkisini açığa vurmaması gerekiyor.
Çünkü kariyerine bir engel oluşturabilir o süreçte.
Nitekim de oluşturuyordu.
Muhammed Ali Malcolm X ve ailesini maçına davet ediyor.
Özel misafir olarak gelmelerini istiyor.
Ama şöyle bir durum var Malcolm'ın attığı her adımı FBI ve CIA çok yakından izliyor ve şampiyonluk maçı tehlikeye giriyor.
Maçın sponsorları Muhammed Ali'ye Malcolm X'den uzak durmasını söylüyor.
Kariyerin tehlikede diyorlar.
Hatta maçı organize eden büyük beyazlar maçı iptal etmekle tehdit ediyorlar onu.
O yüzden arkadaşlar Malcolm maça kadar böyle bir tık uzaklaşıyor.
Ve maçtan önce Muhammed Ali'ye diyor ki bu maç gerçek adına yapılan bir maçtır.
ringe çıkışıdır bu.
Hem de ilk kez. Çağdaş bir haçlı seferi bir Müslümanla bir Hristiyanın televizyon başında bekleşen bütün dünya karşısında kozlarını paylaşmasıdır bu diyor.
Maçın 6. roundunda Muhammed Ali ringde naralar atmaya başlıyor.
Dünyayı salladım diye bağırıyor ve yaşayanlar arasında en büyük benim Yüzümde tek bir iz bile yok diyor.
Bakın adamın yumruklarından bahsettim size.
Diyor ki yüzümde tek bir iz bile yok.
Sunny Liston'ı hüsrana uğrattım.
22 yaşına basmış biri olarak dünyanın en büyüğü benim.
Bunu bütün dünyaya şu an gösterdim diyor.
Her gün Allah'a dua ettim.
Dünyanın kralıyım ben diye bağırmaya başlıyor.
Ben ikinci en büyük değilim.
En büyüğüm diyor. Ve dünya ağır siklet şampiyonu Sunny Liston'ı hüsrana uğratıyor.
Adam diyor ki benden bu kadar diyor.
Ben bittim artık diyor rinkte.
Maçı izlerseniz çok korkunç bir maç.
Muhammed Ali ertesi gün basının karşısına çıkıp artık Müslüman olduğunu ilan ediyor.
Ve diyor ki Cassius Clay benim köle adımdı.
Ve ben artık köle değilim.
Benim adım Muhammed Ali.
Bunu bütün dünyaya ilan ediyor.
Tabi Amerika şoklar içinde.
Müslümanların özellikle en sevdiği iki ismi seçmiştir kendine.
Diyor ki Muhammed tüm övgülere mazhar Ali ise en yüksek mertebe demektir.
Şimdi arkadaşlar kısa bir es vereceğim bir araya girmem lazım burada.
Malcolm X için ayrı bir bölüm yapmayı düşünüyorum ama...
Yeri gelmişken hemen bir kısa bahsedeyim sizlere.
Muhammed Ali'nin hayatında mihenk taşlarından biridir dedim Malcolm için.
Ama sonra yolları ayrıldı bu kan kardeşlerin.
Biraz böyle düşman gibi oldular diyebilirim.
Çok kısa nedenini anlatmam gerekiyor.
Şimdi Malcolm X ilk başta Eliyah Muhammed adı verilen biri var.
Kendisi Amerikan İslam misyonu siyahi hareket lideri ve Malcolm X ilk başta ona tabi.
Yani onunla beraber ilerliyor.
Fakat Eliyah Muhammed peygamber olduğunu düşünen bir insan.
bakın peygamber olduğunu düşünüyor.
Siyah ırkın beyaz ırktan daha üstün olduğunu savunuyor.
Hatta beyazlara karşı çok ırkçı bir tavrı var.
İşte onları mavi gözlü şeytanlar olarak nitelendiren biri Elia Muhammed.
Yani garip garip düşünceleri var.
Böyle çok da İslam'la alakası yok bence.
Malcolm'la cezaevinde tanışıyorlar.
Onu da zaten İslam'a sokan kişi Elia Muhammed'tir.
Ama zamanla şöyle bir şey oluyor.
Elia din tüccarı pozisyonuna geçiyor arkadaşlar.
İşte bankası var. İslam milleti okulları kuruyor.
Ama tabii altında başka bir şey var.
Bunun korku. Bir servet yapıyor.
Evli ama gayrimeşru ilişkileri var.
6 genç kızdan 18 tane çocuğu var düşünün.
Kendine zinayı hak gören bir insan.
Malcolm X de çok zeki bir adam.
Bunun nasıl bir adam olduğunu kısa bir zamanda anlıyor ve yollarını ayırma kararı alıyor.
Daha sonra Sünni İslam'a tabi oluyor.
İşte Mekke'ye gidiyor geliyor ve sonra karşısında muhalefet oluyor Elia Muhammed'in.
Malcolm ırkçılığa karşı bir adam.
Yani kendimize yapılanı niye diyor biz başkalarına yapıyoruz işte diyor ya Elia Muhammed işte.
Siyah ırk daha üstündür.
Beyazlar şeytandır falan diyor.
Buna karşı yani. Ve ben diyor bu yanlıştan dönüyorum diyor.
Özür diliyor bu yaptığı yanlış için.
Senelerce çünkü o adama tabiydi.
Artık değiştiğini söylüyor.
Ama 21 Şubat 1965 yılında henüz daha 39 yaşındayken gencecik yaşında suikaste uğradı.
Ve 10 el ateşle maalesef hayatını kaybetti Malcolm X.
Kimin vurduğu belli arkadaşlar.
Malcolm hayatının sonuna doğru işte İslamiyet'te siyahların ve beyazların eşit olduğunu savundu.
Kimsenin kimseden üstün olmadığını İslamiyet'te bunları savundu.
Ve dolayısıyla tepkileri çekti.
Şöyle bir durum var. Muhammed Ali de Eliyaha tabi olmuş bir isim.
O da işte Malcolm sayesinde ona tabi oluyor.
Fakat daha sonra onun gerçek yüzünü göremiyor arkadaşlar.
Yani Malcolm onu uyarmaya çalışıyor ama göremiyor.
Ve onun peşinde ilerlemeye devam ediyor.
Bu yüzden araları bozulmuştur, yolları ayrılmıştır.
Eliyah Muhammed'in yüzünden zaten aralarına fitne fücur sokan da odur.
Sürekli Muhammed Ali'yi dolduruyor Malcolm'a karşı.
Hatta bir gün Malcolm Ali'nin kalmış olduğu otele geliyor.
Onunla görüşmek istiyor fakat Muhammed Ali reddediyor.
Bir günde böyle kalabalıklar arasında sesleniyor Muhammed.
Muhammed Ali'ye Malcolm, Cassius kardeşim diye bağırıyor ama Muhammed Ali ona dönüp diyor ki hayır diyor bu gördüğün suret Muhammed Eliyah'tır diyor ve o her yerdedir diyor yanından kovuyor
tekrar Malcolm'ı. Çünkü Malcolm onun için sadece bir insandı belki ama Eliyah onun için bir peygamber gibiydi arkadaşlar.
Zaten dediğim gibi ikisinin arasını bozan da Eliyat'tır ve Malcolm'ı tıpkı İsa'ya ihanet eden Petrus gibi görüyor.
O hainle konuşma diyor Muhammed Ali'ye ve öldüğü zaman Malcolm X öldüğü zaman Muhammed Ali cenazesine bile katılmamıştır.
Yani öyle bir etki ve tesir altında kalıyor Eliyat tarafından.
Ama tabii seneler sonra da olsa 1975 yılında nihayet buradan çıkıyor, kurtuluyor.
Kullanıldığını anlıyor, hata yaptığını anlıyor.
Malcolm X'e yaptıkları için çok pişmanlık duyuyor ama tabii iş işten geçiyor arkadaşlar.
Bu olay kısaca böyle.
Sonra zaten İslamiyet'i seçtiği için zorbalanmıştır Muhammed Ali ABD tarafından.
Onu piyasadan silmek istiyorlar ve bahaneleri de hazır zaten.
Vietnam Savaşı var o dönemde.
Sen de askere gideceksin diyorlar.
Bu arada Elia yandaşlarına diyor ki, Kesinlikle diyor askere gitmeyeceksiniz.
Böyle söylediği için cezaevine giriyor.
Hatta kendi oğlu da böyle düşünüyor ve askere gitmiyor.
O da ceza alıyor. Yani Muhammed Ali cezaevine atılmak isteniyor arkadaşlar.
Bu da bir bahane olmuştur onlar için.
Ama şöyle de bir durum var.
Askere giderse boyun eğmiş olacak.
Kariyerine mecburen bir ara verecek ve düşüşe geçecek.
Gitmezse zaten vatan haini direkt yani öyle ilan edilecek.
Yani adam her şekilde kaybediyor bütün senaryolarda.
Peki Muhammed Ali ne yapıyor?
Bunun duyumunu alıyor.
Hani askere gitmezse ne olacak?
Başına neler gelecek? Bunun duyumunu alıyor ve zaten basın her fırsatta Muhammed Ali'yi sıkıştırıp işte askere çağrılırsanız gidecek misiniz?
Ne yapacaksınız? Planınız ne?
diye sorup duruyorlar. O da en son patlıyor.
Bir gün diyor ki pardon da diyor Louisville'da insanlar hala pis seyinci diye çağrılıyorlar.
Köpek muamelesi görüyorlar.
En basit insan haklarından.
10.000'e mahrumlar şartlar böyleyken benden üzerime bir üniforma geçirip 10.000 mil ötedeki bir ülkede bomba atıp kurşun sıkmama nasıl beklersiniz diyor.
Hayır diyor gitmeyeceğim diyor 10.000 mil öteye gidip beyaz köle efendilerimizin beyaz olmayan başka bir millet üzerinde baskı kurmalarına onları öldürmelerine evlerini yakmalarına
yardımcı olmayacağım buna alet olmayacağım diyor.
Gün böyle kötü işlerin sona ermesinin sonudur.
Böyle bir tavır içinde bulunmamın bana milyonlarca dolara mal olacağını söylediler ama daha önce de söyledim yine söylüyorum benim halkımın gerçek düşmanı burada Amerika'da.
Kendi özgürlüğü, kendi adaleti, kendi eşitliği için savaşan o insanları köleleştirmek için ben bir maşa olmayacağım.
Dinimi, halkımı ve kendimi küçük düşürmeyeceğim.
Eğer bu savaşın benim 22 milyonluk halkıma özgürlük ve eşitlik getireceğini düşünseydim kendim gidip o orduya katılırdım.
Kendi inandığım değerler için direniyorum.
Kaybedecek hiçbir şeyim yok.
Beni hapise atacaklarmış.
Ne olmuş sanki? Zaten 400 yıldır hapisteyiz demiştir.
Bu kararının da sonuna kadar arkasında durmuştur Muhammed Ali.
Vietnam'a gitmedi ve hükümet Muhammed Ali'yi yarıştığı ligden kovdu.
Vatan haini ilan edildi.
Profesyonel boks lisansını iptal ettiler ve 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
10 bin dolar para cezasına çarptırıldı.
Bu cezayı daha sonra temizle götürdü ve 3 sene sonra bu davayı kazanmayı başardı ve ringlere geri döndü.
Bu süreçte çok yokluk çekmiştir.
Çoğu şeyini satmak durumunda kalmıştır.
Bayağı sahalardan uzaklaştırıldı yani.
Ve neredeyse boks hayatı bitme noktasına gelmişti.
Ama yine de davasından geri adım atmadı.
1971 yılında ringe döndükten sonra iki maç yapıyor Muhammed Ali.
Dünya ağır siklet boks şampiyonluğu için yarışıyor.
Joe Fryzer'ın karşısına çıkıyor ve 15 round sürüyor bu maç.
Bu maçı Muhammed Ali kaybediyor.
Profesyonel hayatında kaybetti.
İlk maç budur arkadaşlar sonra 1973 yılında Ken Norton'la olan mücadelesini kaybediyor ama 6 ay sonra onu yeniyor ve ünvanını tekrar geri alıyor ama amacı tekrar dünya ağır
siklet şampiyonu ünvanını almak onun için bu çok önemli bunu da tekrar başarıyor.
George Foreman'ı yeniyor ve 1975 yılında tekrar Frizer'la bir maça çıkıyorlar.
Bu maç çok önemli. Trilla in Manila adı verilen büyük bir maç.
Dünyanın en büyük boks maçı arkadaşlar.
En ünlüsü. 14 roundda rakibini knockout ediyor ve yine kazanıyor Muhammed Ali.
Frizer'la yaptığı 3.
ve son maç bu olmuştur.
Bu arada Muhammed Ali rinkte 2,5 kilo veriyor bu maç esnasında.
Düşünün öyle bir efor sarf ediyorlar.
Muhammed Ali deyince de ilk akta gelen isimler de biri büyük ihtimalle Joe Frazer'dır arkadaşlar.
Sizin için de öyledir. Çünkü ikisi biliyorsunuz ezeli rakipler.
Yaptığı en çılgın maçlar bence onunla olanlar.
Muhammed Ali Frazer'a da çirkin goril diyor.
Adamın otelini basıyor.
Adamı proveke ediyor. İşte oyuncak silahla tehdit ediyor falan.
Tabii komedisine. İttiriyor, kalktırıyor falan.
O da işte diyor ki sen diyor Vietnam'a bile gitmedin.
Korkak diyor. Senden diyor boksör değil izleyici bile olmaz diyor Muhammed Ali'ye.
Böyle bir atışmaları var aralarında.
Sonny Liston'la da Maça çıkmadan önce diyor ki o diyor çok çirkin diyor.
Bir dünyanın şampiyonu benim gibi yakışıklı olmalı diyor.
Hani kelebek gibi uçar arı gibi sokarım diyor ya onu da bu maçta Sanelistin Ayita ben söylemiştir.
Yani böyle rakiplerini psikolojik olarak yıldırma politikası var Ali'de maç öncesi.
Pro vekey diyor millete. Hatta çuvalayla dövüşe çıkmadan önce diyor ki ben diyor çuvalayla dövüşmem.
Aynı diyor çamaşırcı kadınlar gibi dövüşüyor diyor adama.
Kadın gibi dövüşüyor diyor. Çuvalo da Ali ile maç sözleşmesi imzalamaya giderken çamaşırcı kadınlar gibi giyiniyor arkadaşlar.
Boksör bu adam düşünün.
Çiçekli elbise giyiyor, makyaj yapıyor, bone takıyor o şekilde gidiyor.
Muhammed Ali bayağı gülmüş onu görünce.
Tabii çuvaloyu da yere seriyor ringde Ali ama Ali'nin böbrekleri kanamıştır o maçtan sonra.
Çuvaloya hiçbir şey olmuyor.
Hatta diyor ki ben diyor maçtan sonra gidip karımla dans ettim.
O hastaneye gittikten sonra diyor.
Bayağı çakı gibi bir adam çuvaloda.
Muhammed Ali'nin sırrı şu arkadaşlar.
Acayip hızlı hareket ediyor ve yumrukları çok seri.
Olayı bu yani. 2,8 saniyede 12 yumruk düşünebiliyor musunuz?
Ama anlamanız için şöyle söyleyeyim.
Ali'nin rakipleri diyor ki mesela George Foreman bir yumruğu için saatte 60 km hızla giden bir kamyonun çarpması gibi bir etki.
Ya da saatte 160 km hızla giden bir arabanın çarpması gibi Muhammed Ali'nin yumrukları ve çoğunun çenesi kırılıyor işte gözü patlıyor.
Boks maçlarında biliyorsunuz 70 dikiş atıldı birinin suratına bir maç daha düşünün ben bakamadım yani.
Bir maçtan sonra diyorlar ki ikimiz de genç girdik o ringe ama yaşlı çıktık diyorlar.
Korkunç acı verici bir branş boks gerçekten ki Rocky filmini biliyorsunuz onun altyapısında da büyük ölçüde Muhammed Ali vardır arkadaşlar Apollo Creed karakterinin.
Ondan esinlenilerek ortaya çıktığı düşünülür.
Ali karşısında maksimum 5 randa kadar direnebiliyorlar.
Yani bunu aşanlar zaten çok çok iyi boksörler.
Bir de bir maçta George Foreman böyle Muhammed Ali'yi bayağı bir köşeye sıkıştırıyor.
Vuruyor, vuruyor, vuruyor ve adam diyor ki yani bildiğim bütün yumrukları denedim diyor George Foreman.
Ama hepsine dayandı ve kulağıma eğilip dedi ki...
Tüm yapabildiğin bu mu?
Demiş böyle bir insan Muhammed Ali.
Çuvalo ile olan maçında da çuvalo Ali'yi böyle yakınına çekiyor.
Böbreğine böbreğine vuruyor ve Ali'nin yüzüne bakın orada gram ifade değişmiyor.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi duruyor.
Yani rakibini yıldırma politikası bu.
Çok zeki bir adam. George Foreman'la dövüşürken de şöyle bir şey oluyor.
Adam böyle bir tökezliyor, düşecek gibi oluyor.
Muhammed Ali bunu görüyor.
Hani istese orada adamı tek vuruşla indirebilir ama yapmıyor.
Forumun da bunu görüyor ve ondan sonra demiş ki bu onu benim gözümde bugüne kadar dövüştüğüm en iyi boksör yapan şey.
Ama kaybettiği için psikolojik olarak bitik bir durumda.
Diyor ki hani diyor bir kağıdı yakarsınız ama o hala aynı şeklini korur.
Ama bir dokunsanız un ufak olur.
İşte öyle olmuştum diyor Muhammed Ali'nin maçından sonra.
Muhammed Ali hiç kimseyi övmüyor mu Merve?
Hep onu mu övmüşler? Tabii ki övüyor.
Fryzer'la olan maçları dediğim gibi çok iddialı, çok fena.
The Thriller in Manila maçı sonrasında Muhammed Ali onun için diyor ki Fryzer için ben her zaman dövüştüğüm boksörleri en iyisi yapmaya zorlamışımdır ama Fryzer da beni buna zorladı.
O gerçekten çok büyük bir adam.
Allah onu korusun demiştir.
Fryzer da onun için diyor ki ona bir şehrin surlarını yıkabilecek yumruklar attım.
Tanrım. Tanrım o muhteşem bir şampiyon demiştir.
Yani iki insanın ezeli rakip olup da birbirleri hakkında böyle konuşması gerçekten harika.
Muhammed Ali'nin başarıları saymakla bitmez arkadaşlar.
Ama kısaca 1964, 74 ve 78 yıllarında 3 kez dünya ağır signeit boks şampiyonu olmuştur.
Dünyada bu alanda bu rekorun tek sahibi odur.
Profesyonel kariyerinde sadece 5 kez mağlup oldu dediğim gibi.
36 yaşına kadar.
çıktığı 61 maçın 56'sını kazanmıştır ve alanında çok büyük başarılara imza atmıştır.
1981 yılında artık emekliye ayrılıyor ve Michigan'daki çiftliğine yerleşiyor.
Kendini hayır işlerine adıyor.
3 Haziran 2016 yılında Parkinson hastalığı ve solunum rahatsızlığı nedeniyle Muhammed Ali maalesef aramızdan ayrıldı.
Muhammed Ali'nin başarılarından ziyade bugün hayat hikayesine odaklanmak istedim.
Onun hikayesi bence çok ilham veriyor.
Şöyle bir sözü vardır Muhammed Ali'nin.
Şampiyonlar salonlardan çıkmaz.
Şampiyonlar içlerinde tutku, hayal ve amaç olan insanlardan çıkar der.
Bu sözü zaten kendi hayat hikayesiyle de ispatlamış bir sporcu.
Ve der ki aklım kesiyorsa, yüreğim inanıyorsa başarabilirim.
O daha küçücük bir çocukken içindeki gücü keşfetmiş insanlardan biri.
ne yaparsam yapayım en iyisi olacağım diyen küçük siyahi bir çocuğun en iyisi oluşunun hikayesini dinlediniz bugün.
Ama Muhammed Ali'yi esas başarılı yapan sadece rinklerde göstermiş olduğu o başarı değil, rink dışında sergelediği o dik duruş, ırkçılığa indirdiği o yumruk, ezilenlerin yanında oluşu
ve mücadelesi asla geri adım atmaması, hayatının çoğunu dünya barışı için, yoksul insanlara yardım edebilmek için barış elçiliği yaparak geçirdi.
1996 yılında Atlanta'da yapılan yaz olimpiyatlarında Amerika'yı temsilen meşaleyi Muhammed Ali yakmıştır ve 3,5 milyar kişi izledi bunu düşünün.
Ve 1960 yılında nehire attığı madalyası Bill Clinton tarafından yeniden onun boynuna takıldı.
Birleşmiş Milletlerin uyuşturucuyla mücadele, insan hakları ve yoksulluk olmak üzere.
Pek çok sosyal projesinde görev almıştır bokstan sonraki hayatında ve 1998 yılında Birleşmiş Milletler Barış Elçisi ünvanını kazandı.
Hayatı boyunca İslam'ın asla bir şiddet dini olmadığını savunmuştur.
Bu tarz saldırıları daima kınamıştır.
Beş kez Time dergisinin kapağında yer alıyor Muhammed Ali.
Bir keresinde intihara teşebbüs eden bir genci bizzat gidip kurtarmışlığı bile var.
1970'lerde Türkiye'de de inanılmaz bir Muhammed Ali sevgisi varmış.
Ben o dönemleri görmedim ama aranızda o yaşlarda olanlar varsa biliyordur.
Yani sırf maçlarını izleyebilmek için gece 3.30'da bile kalkıyormuş insanlar.
Bizim Muhammed diyorlarmış ona.
Onu adeta bir süper kahraman gibi görüyorlar.
Mazlumların savunucusu gibi muhalif duruşuna Türk insanı hayran kalmıştır Muhammed Ali'nin.
Muhammed Ali bir sporcudan çok daha fazlası arkadaşlar gördüğünüz gibi.
Kendisinin dediği gibi aslında evet diyor yeteneklerimiz belki bizi şöhret yapabilir ama karakterimizdir bizi efsane yapan diyor.
Onu efsane yapan şeyler de bunlardı.
Muhammed Ali'nin nasıl biri olduğunu daha iyi anlamamız için bir hikaye anlatmak istiyorum sizlere.
Bir gün maçtan önce küçük çelimsiz bir çocuk geliyor Muhammed Ali'nin yanına onunla tanışmak istiyor.
Böyle sapsarı saçları var masmavi gözleri var Amerikalı bir çocuk.
çocuk ve babasıyla birlikte gelmiş Muhammed Ali'yi görmeye.
Çok heyecanlı. Fakat çocuğun kafasında günden bir şapka var ve hava oldukça sıcak o gün.
Muhammed Ali'nin dikkatini çekiyor bu.
Merak ediyor tabii. Niye diyor böyle bir şapka taktın?
Zaten hava çok sıcak diyor.
Çocuk da diyor ki ben diyor lösemi hastasıyım.
Saçlarım yok. Kemoterapi görüyorum.
O yüzden diyor böyle bir şapka taktım.
Muhammed Ali çok üzülüyor.
Belli etmiyor. Ve ben diyor George Foreman'ı sen de lösemiyi yeneceksin diyor çocuğa.
Çocuk da Umarım haklısındır diyor Muhammed Ali'ye.
İkisinin bir fotoğrafını çekiyorlar hatıra olarak ve daha sonra ayrılıyorlar.
Ve Muhammed Ali o fotoğrafın üzerine şöyle bir not düşüyor.
Ben George Foroman'ı sen de Lösemi'yi yeneceksin.
Allah seni korusun yazmıştır ve yaklaşık 2 hafta sonra bir telefon geliyor Muhammed Ali'nin asistanına arayan çocuğun babası diyor ki Jimmy çok hastalandı şu an hastanedeyiz belki diyor başaramayacak
ama hayattaki en büyük isteği Muhammed Ali ile tanışmaktı diyor teşekkür ediyor tanıştıkları için ve telefonu kapatıyor ertesi gün Muhammed Ali sabah 4.30'da koşu için kalkıyor antrenman yapacak
asistanı antrenman esnasında ona bu olayı anlatıyor daha güneş Hiç bile doğmamış.
Yani sabahın dört buçuğu.
Yürü diyor Muhammed Ali.
Gidiyoruz. Bayağı da uzak bir yerde hastane.
İki buçuk saatlik bir mesafe varmış.
Gidiyorlar. Jimmy hasta yatağında.
Artık son saatlerini yaşıyor belli ki.
Ve Muhammed Ali'yi görünce o kadar çok seviniyor ki.
Birbirlerine sarılıyorlar. Muhammed Ali yine aynı şeyi söylüyor.
Sana söyledim diyor. Sen kanseri yeneceksin.
Ben de George Foreman'ı yeneceğim diyor küçük çocuğa.
Çocuk da ona diyor ki hayır Muhammed ben Tanrı ile tanışacağım ve ona seni tanıdığımı söyleyeceğim diyor.
Muhammed Ali işte bir çocuğun kalbinin en özel köşesinde yer edinebilecek kadar özel bir insan.
Bu dünyadan bir Muhammed Ali geçti arkadaşlar.
Tüm zamanların en iyisi.
En iyisinin de iyisi ve onun şu sözleriyle bu bölümü kapatmak istiyorum.
Bir amaç için dövüştüğünüz sürece hiçbir şey kaybetmezsiniz.
Benim gözümde gerçek kaybedenler...
Hiçbir amaç için dövüşmeyenlerdir.
Haksızlıklara karşı yumruğumuz daima Muhammed Ali gibi olsun.
Hayat denen bu maçta asla knockout olmamamız dileğiyle.
Altıntaş online Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Beni instagramda takip etmek isteyenler için de adresim aşağıda açıklamalarda olacak.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip edip bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Hoşçakalın kendinize iyi bakın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
